İnönü University
Faculty

Faculty of Medicine

İnönü University

883

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik bankart onarımı yapılan hastalarda klinik ve fonksiyonel sonuçları etkileyen prognostik faktörlerin araştırılması

Giriş ve Amaç: Glenohumeral eklem, stabilitesinin kemikten ziyade yumuşak dokular tarafından sağlandığı top-soket tipi bir eklemdir. Bu durum eklem açıklığı en fazla olan eklem olmasını sağlarken aynı zamanda eklem çıkıklarının da en sık görüldüğü eklem olmasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada tekrarlayan omuz çıkığı nedeniyle bankart lezyonu olup artroskopik onarım yapılan hastaların klinik ve fonksiyonel sonuçlarının etkileyen prognostik faktörleri değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde 1 ocak 2012 ile 1 ocak 2023 tarihleri arasında artroskopik bankart onarımı yapılan çalışma kriterlerimize uyan 80 hasta kontrole çağrıldı. Direk grafi çekilip omuzun güncel durumu değerlendirildi. Hastaların eklem hareket açıklığı, korkutma testi ve genel omuz muayenesine bakıldı. Hastaların güncel rowe, constant, wosı, vas ve qdash skorlarına bakıldı. Hastaların mesleği, varsa yaptığı sporu, cerrahi sonrası tekrar çıkık olup olmadığı, çıkık olmuşsa cerrahiden ne kadar süre sonra olduğu, cerrahi sonrası işe dönüş zamanı, cerrahi öncesi çıkık sayısı, ilk çıkık yaşı, çıkığın baskın kullandığı ekstremitede mi diğerinde mi olduğu sorgulanıp kayıt altına alındı. Bu hastaların arşivdeki dosyaları, ameliyat videoları ve ameliyat notları incelenerek ameliyat öncesi omuz skorları, ameliyat öncesi BT'de hill-sachs boyutu, glenoid defekt oranı, lezyonun off-track olup olmadığı, kullanılan ankor sayısı, ameliyat öncesi eklem hareket açıklığı, hastaların ameliyat olduğu yaşı ve ameliyat öncesi skorları bakıldı. Bu parametrelerin istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza 80 anterior instabilitesi olan hasta dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 32.4(min:20-max:57) idi. Hastaların 68(%82) tanesi erkek, 12(%18) tanesi bayandı. Hastaların 55 tanesinde dominant tarafı çıkarken 25 tanesinde dominant olmayan tarafında çıkık gelişmişti. Hastaların ameliyat olduğu yaş ortalaması 26.7(17-49) idi. Hastalarda ortalama olarak ilk çıkık ile cerrahi arasında 50(9-216) ay geçmişti. Hastaların ortalama takip süresi 66(12-132) ay olarak hesaplandı. Hastalarda ortalama olarak 2.6(2-4) adet düğümsüz ankor kullanılmıştı. Hastaların söyledikleri cerrahi öncesi çıkık sayılarının ortalaması 22(1-100) olarak hesaplandı. Hastaların 19 tanesinde tekrar çıkık gelişmişti. Bu hastalarda ortalama olarak 7(3-24) ay sonra tekrar çıkık gelişmişti. Hastaların ilk çıkık yaşları ortalaması 23.3(14-48) olarak hesaplandı. Hastalar cerrahi sonrası ortalama olarak 6.4(3-24) ay sonra işlerine dönmüşlerdi. Sonuç: Bu çalışmada hastaları değerlendirmek için baktığımız bütün fonksiyonel skorların preop ortalamaları ve postop ortalamaları arasındaki fark anlamlıydı. Bundan dolayı tekrarlayan omuz çıkığı sonrası bankart lezyonu olan hastalarda artroskopik bankart onarımı klinik sonuçları yüz güldürücü ve komplikasyon oranı düşük olan bir tedavi yöntemi olduğu söylenebilir. Bu çalışmada tekrar çıkığı olan ve olmayan hastaları karşılaştırdığımızda iki grup arasındaki bütün fonksiyonel skorların ortalamaları arasındaki fark anlamlıydı. Cerrahi sonrası tekrar çıkığı olan hastalarda takip süresi daha uzun, cerrahi öncesi çıkık sayısı daha fazla ve cerrahi öncesi BT'deki glenoid defekt miktarı daha fazlaydı ve bu değişkenler istatistiksel olarak anlamlıydı.

İdris Çoban
İnönü University
2024
60
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akciğer rezeksiyonu uygulanan erken evre akciğer kanserinde sağkalım ve sağkalımı etkileyen prognostik faktörler

Giriş ve Amaç: Dünyada ve ülkemizde en öldürücü kanser olan akciğer kanserinin enetkin tedavisi geride tümörün bırakılmadığı komplet eksizyondur. Tanı anında hastaların yalnızca %25'i cerrahi tedaviye uygun olsa da özellikle ileri evrede küratif operabilite oranı ve sağkalım daha düşük olduğundan hastalığın erken evrede teşhisi daha da önem kazanmaktadır. Çalışmamızda erken evre hastalarda tedavi yönetimini daha optimal hala getirmek amacıyla preoperatif, intraoperatif ve postoperatif değişikliklerin hastalık prognozu üzerine olan etkisini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve yöntemler: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs CerrahisiAnabilim Dalında 2012-2021 yılları arasında komplet eksizyon ile opere edilen histopatolojikolarak erken evre(Evre 1A-B) akciğer kanseri tanısı alan olguların verileri retrospektif incelenerek değişik faktörlere bağlı sağkalım analizleri yapıldı. Bulgular: Hastaların ortalama sağkalım süresi 110,39 ay ve genel sağkalımı ,3 olarak saptandı. Preoperatif nefes darlığı varlığı (p=0,003), erkek cinsiyet (p=0,044), hastaların 65 yaş üstü olması (p=0,002), cerrahi prosedür olarak torakotomi tercihi (p=0,043), fissürün komplet olması (p=0,016), intraoperatif komplikasyon varlığı (p<0,001) histopatolojik tanısı skuamöz hücreli karsinom(SHK) olması (p=0,021), lenfovasküler invazyon varlığı (p=0,019), Evre 1B(T2A) olması(p=0,031), postoperatif dönemde kemoterapi alması (p=0,008), postoperatif dönem takiplerinde kemik metastazı izlenmesi (p<0,001) sağkalım üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Bu faktörlerle yapılan regresyon analizinde; nefes darlığı varlığı, yaş, torakotomi tercihi, intraoperatif komplikasyon, SHK tanısı, lenfovasküler invazyon varlığı sağkalım üzerinde bağımsız birer negatif prognostik faktör olarak saptandı. Sonuçlar: Erken evre akciğer kanserinde en etkin tedavi lenf nodu diseksiyonu ile beraber yapılmış komplet anatomik rezeksiyonlardır. İleri yaş, artan komorbiditeler ve düşük hasta performansı gibi nedenlerden dolayı sublober rezeksiyonlar opsiyonel olarak düşünülse de yaygın tercih lobektomi prosedürüdür. Giderek yaygınlaşan minimal invaziv cerrahi yöntemlerle torakotomiye göre çalışmamızda hastaların sağkalımında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar izlendi. Anahtar kelimeler; akciğer kanseri, evre 1A-1B, erken evre, rezeksiyon, sağkalım.

Muhammed Kalkan
İnönü University
2024
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromunda B12 vitamini ve ferritin düzeylerinin nöropatik ağrı ve hastalık şiddeti ile ilişkisi

Amaç: Fibromiyalji sendromu genel vücut ağrısı, uyku bozuklukları ve yorgunluğu içeren kronik bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı fibromiyalji sendromunda serum B12 vitamini ve ferritin düzeylerinin hastalık şiddeti ve nöropatik ağrı ile ilişkili olup olmadığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniğine yaygın ağrı şikayeti ile başvuran 18 ile 65 yaş arasındaki 2016 ACR tanı kriterlerine göre fibromiyalji tanısı konulan olgular dahil edilmiştir. Katılımcılara ağrı, uykusuzluk, yorgunluk gibi günlük yaşam aktivitelerini etkileyecek yakınmaları ölçmeye yönelik Fibromiyalji Etki Anketi (FEA), ağrıların nöropatik komponentini araştırmak amacıyla LANSS ağrı skalası ve Visüel Analog Skala (VAS) doldurtulmuştur. Katılımcılar nöropatik yakınması olan ve olmayan şeklinde iki gruba ayrılmıştır. LANSS skorları yüksek olan ve olmayan hastaların kan B12 ve ferritin düzeyi karşılaştırılmış, bu parametrelerin hastalık şiddetine ve günlük yaşam aktivitelerine olan etkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 105 kadın ve 5 erkek olmak üzere toplam 110 hasta dahil edilmiştir. Katılımcıların 69'unda nöropatik ağrı varken 41'inde yoktur. Nöropatik ağrısı olan hastaların hem B12 hem de ferritin düzeylerinin anlamlı olarak düşük olduğu (p<0,05) bulunmuştur. FEA puanı ile B12 düzeyi arasında anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (p<0,05). VAS ile B12 arasında anlamlı korelasyon saptanmamıştır (p>0,05). FEA ve VAS puanı ile ferritin düzeyi arasında da anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda serum vitamin B12 ve ferritin seviyelerinin düşüklüğünün fibromiyalji hastalarında hastalık şiddeti ve nöropatik ağrı ile ilişkili olduğunu gözlemledik. Fibromiyalji hastalarında ağrı ve nöropatik semptomların etyolojisinde serum ferritin ve Vitamin B12 seviyelerinin de etkili olabileceği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji sendromu, Nöropatik ağrı, B12 vitamini, Ferritin.

Meral Kırmızı Bingöl
İnönü University
2024
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer nakil yapılan hastalarda intraoperatif böbrek doku oksijenasyonunun değerlendirilmesi

Giriş: Karaciğer nakli (LT), birçok son dönem karaciğer hastalığının kabul görmüş bir tedavi yöntemidir. Son zamanlarda karaciğer transplantasyonunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Anestezistin rolü, güvenli genel anestezi sağlamak ve hastanın hayati organlarına yeterli perfüzyonu sağlayarak kabul edilebilir bir hemodinamik performansı sürdürmektir. Yeterli bir renal hemodinamik durum, özellikle renal kan akımı, böbrek fonksiyonunun korunması için önemli bir konudur. Akut böbrek hasarının (AKI), karaciğer nakli (LT) hastalarında kısa ve uzun vadeli sağ kalım üzerine önemli bir etkisi vardır. Amaç: Bu çalışmada amacımız, NIRS yöntemini, böbrek doku oksijenizasyonunu intraoperatif gerota fasyası üzerinden steril kılıf aracılığıyla değerlendirmesinde kullanarak, bu yöntemin klinik olarak karaciğer nakli prosedüründe böbrek hasarının değerlendirilmesinde faydalı olup olmadığını belirlemektir. Daha önce benzer çalışmalar yapılmış olup böbrek doku oksijenasyonunu böbrek parankimi üzerinden değerlendirmeye yönelik herhangi bir çalışma yapılmamıştır(1,2). Gereç ve Yöntem: 18–65 yaş arası, elektif karaciğer nakli planlanan ve daha önce böbrek fonksiyonları normal 41 olgu çalışma kapsamına alındı. Çalışmaya katılmak istemeyen, fulminan hepatik yetmezlik nedeniyle nakil olacak hastalar, hepatik ensefalopatili, hepatorenal veya hepatopulmoner sendromlu, öncesinde akciğer ve kalp hastalığı olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Etik onayı takiben, olguların preanestezik muayenesi yapıldı, işlem odasına alındıktan sonra rutin monitörizasyon yöntemleri olan EKG, kan basıncı, SpO2, ısı, BIS takıldı, ölçümler alındı. Tiyopental 3-5 mg/kg, fentanil 1-2 mcg/kg, lidokain 1 mg/kg, veküronyum 0,1 mg/kg ile anestezi indüksiyonu yapıldı, indüksiyon sonu verileri kaydedildi, yeterli anestezi derinliği sağlandıktan sonra hastalar entübe edildi. Hastalara near-infrared spektroskopi (NIRS), pleth variable index (PVI), perfusion index (PI), oksijen rezerv index (ORI), SpHb ölçümü için masimo non-invaziv ölçüm probu takıldı, giriş verileri kaydedildi. Rutin olarak uygulanan invaziv arter monitorizasyonu sonrası, pulse contour analiz yöntemiyle kardiyak output, strok volüm, strok volüm varyasyon, dPmax monitorize edildi ve takibe eklendi. Diseksiyon aşamasının başlarında, gerota fasiası görüldüğü ilk anda böbrek NIRS değeri kaydedildi (T0). Portal ven ve v. cava inf. klemplendikten sonra (anhepatik dönemde) hepatik ven anastomozları bittikten, portal ven anastomozu başlamadan önce böbrek NIRS değeri kaydedildi (T1). Greftin portal ven ve hepatik ven anastomuz sonrası klempler açıldıktan ve greftin hepatik arter anastomuzu yapılıp perfüze edildikten sonra fasia kapatılmadan önce böbrek NIRS değerleri kaydedildi (T2). Greft kanlanması sağlandıktan sonra karaciğer doppler USG yapıldı. Ameliyat boyunca olguların hemodinamik, solunumsal, rutin laboratuar verileri ve saatlik idrar çıkışı kaydedildi. Ameliyat bitiminde toplam operasyon süresi soğuk iskemi süresi sıcak iskemi süresi ve arter perfüzyon süresi kaydedildi. Olguların postoperatif yoğun bakımda kalış süresi, mekanik ventilasyon süresi KDİGO skoru ve komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif yoğun bakım süreci sonlandıktan sonra hasta takibi sonlandırıldı. Dipnot: Çalışma kapsamında herhangi bir kişisel v􀃨mali çıkar çatışması yoktur. Anahtar Kelimeler: Böbrek oksijenlenmesi, Akut böbrek yetmezliği, Karaciğer nakil anestezisi, Postreperfüzyon sendromu

Sezai Aktürk
İnönü University
2024
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Haşimoto tiroiditi tanısı alan çocuk hastaların tanı anındaki ve izlemdeki klinik, laboratuvar ve görüntüleme özelliklerinin retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Haşimoto tiroiditi (HT), çocuklarda iyot yeterli bölgelerde hipotiroidizm ve guatrın en sık nedenidir. Çalışmamızda, HT tanılı çocuk hastalarımızda tanı anındaki ve izlemdeki klinik, laboratuvar ve görüntüleme özelliklerini retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı çalışmamızda, Ocak 2011-Ocak 2022 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Polikliniğinde HT tanısıyla takip edilen 1-18 yaş aralığındaki 185 hastaya ait bilgiler retrospektif olarak incelendi. Daha sonra hastalar tiroid fonksiyonlarına göre alt gruplara ayrılarak birbiriyle karşılaştırıldı. İstatistiksel analizler için SPSS for Windows 23.0 programı kullanıldı. Bulgular: Hastaların %78,9'u kız cinsiyetteydi (K/E: 3,74), tanı yaşı ortalaması 11±4,1(1-18) yıldı. Olguların %68'i 10 yaş üzerindeydi, %55,7'si pubertaldi. Başvuru anında, hastaların %70,3'ünde (n=130) aktif şikâyet vardı, en sık boyunda şişlikti (%22,7). Hastaların %53,5'inde (n=99) başvuru anında eşlik eden en az bir hastalık [Down sendromu (%5,4), astım (%4,8,), T1DM (%3,2), Çölyak Hastalığı (%2,7), vitiligo (%1,6)] vardı. Hastaların %45,9'unun ailesinde tiroid hastalığı vardı. Boy SDS <-2 olan 16 (%8,6) vaka vardı, bunların çoğunda hipotiroidi vardı. Vücut ağırlığı ve VKİ indeksi SDS ortalamaları normal aralıktaydı. Fizik muayenede guatr %53,5 oranda vardı. Hastaların; %88,1'inde anti-tiroid peroksidaz (TPO), %41,1'inde anti-TG antikorları yüksek saptandı. Tanı anında hastaların %7'si (n=13) aşikâr hipotiroidi, %35,2'si (n=65) subklinik hipotiroidi, %45,4'ü (n=84) ötiroidi, %5,4'ü (n=10) subklinik hipertiroidi ve %7'si (n=13) aşikâr hipertiroidi tanıları aldı. Tiroid US'de hastaların %84,9'unda tiroid parankiminde patolojik bulgu (en sık heterojenite artışı, vaskülarite artışı, hipoekoik görünüm) saptandı. Tiroid US'de hastaların %42,2'sinin tiroid volümleri >+2SD, %1,6'sının ise <-2SD idi. Hastaların %8,1'inde tiroid nodülü saptandı, bir hastada Papiller Tiroid Karsinomu saptandı. Tiroid fonksiyonuna göre belirlenen alt gruplar arasında; cinsiyet dağılımı, antropometrik özellikler, muayenede guatr sıklığı ve otoantikor pozitiflik oranları açılarından fark saptanmadı. Hipertiroidi grubunda tanı yaşının diğer gruplardan daha büyük olduğu saptandı (p<0,05). Aşikâr hipotiroidide, subklinik hipertiroidide ve aşikâr hipertiroidide tiromegali saptanma oranı subklinik hipotiroidi grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p:0,029). Aşikâr hipotiroidi ve ötiroid grup arasında fark saptanmadı. Ötiroid grupta tedavi verilmeden izlenen hastaların %92'sinin izlemde ötiroid kaldığı, subklinik hipotiroidi grubunda tedavi verilmeden izlenen hastaların %93'ünün ötiroidiye döndüğü görüldü. Hipertiroidi grubundaki hastaların %87'sinin izlemde ötiroidiye döndüğü görüldü. Sonuç: HT, çocuklarda kız cinsiyette ve adolesan dönemde daha sık görülmektedir. Hastalar başvuruda asemptomatik olabilirken en sık şikâyet boyunda şişliktir. Anti-TPO antikoru olguların çoğunda yüksektir. Olgular sıklıkla ötiroid veya hipotiroiddir. Guatr sık görülür. Guatr, tamamen tiroid fonksiyonları ile ilgili değildir. Hipertiroidide diğer gruplara göre tanı yaşı ve tiromegali sıklığı daha fazladır. Tedavi verilmeyen ötiroid ve subklinik hipotiroidili hastaların çoğu izlemde ötiroid seyretmektedir. Hipertiroidi sıklıkla izlemde ötiroidiye dönmektedir. HT tanılı çocukların muayene, tiroid fonksiyon testleri ve tiroid US ile düzenli izlemi önerilir. Anahtar Kelimeler: çocuk, guatr, Haşimoto tiroiditi, otoantikor, tiroid foksiyonları

Abdullah Aslan
İnönü University
2024
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplant alıcılarında BK ve CMV pozitifliğinin magnezyum düzeyi ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Renal transplant alıcılarında hipomagnezemi, BK polyomavirus (BKV) ve sitomegalovirus (CMV) enfeksiyonları nakil sonrası görülebilen önemli komplikasyonlardandır. Biz de çalışmamızda Mg düzeyi ile BKV ve CMV pozitifliği arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde 01 Ocak 2000 ile 31 Ocak 2023 tarihleri arasında renal transplantı gerçekleşmiş veya bu tarihler arasında dış merkezlerde nakil olup renal transplant alıcısı olarak nefroloji polikliniğinde en az üç ay süreyle takipli, 18 yaşından büyük 527 (359 erkek,168 kadın) hasta dahil edilmiştir. Hasta verilerinin incelenmesi hasta dosyaları ve ENLİL bilgisayar otomasyon sistemi kullanılarak retrospektif olarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan 527 hastanın 359 (%68,1)'u erkek 168 (%32,9)'i kadındı. Hastaların yaş ortalaması 45.4 +12,1 (22-83) yıl idi. Hastaların 306'sında (%58) hipomagnezemi görüldü. Hipomagnezemi olanlarda BKV PCR pozitif olanların oranında yüzdesel olarak artış olduğu görülse de hipomagnezemi ile BKV PCR pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Hipomagnezemi ile CMV PCR pozitifliği arasında da istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). BKV ve CMV PCR sonrası negatiflikte Mg desteği ile hipomagnezemi arasındaki ilişki incelendiğinde istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Renal transplant alıcılarında her ne kadar BKV ve CMV PCR pozitiflikleri ile hipomagnezemi arasında anlamlı ilişki saptanmasa da yüzde olarak bakıldığında BKV enfeksiyonunun hipomagnezemisi olan hastalarda daha fazla görülmesi böbrek nakli hastalarında enfeksiyondan korunmak için Mg düzeyinin göz önünde bulundurulması gerektiğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Renal transplant, hipomagnezemi, BKV CMV PCR

Mehmet Turan Bozmaz
İnönü University
2024
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kahramanmaraş merkezli depremi yaşayan yetişkinlerin psikolojik sağlamlık ve çok boyutlu algıladıkları sosyal desteğin travma sonrası büyüme ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: 06.02.2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli meydana gelen iki büyük deprem Türkiye'de 11 ilde geniş çapta yıkıma neden oldu. Bu çalışmanın amacı depremi yaşayan yetişkinlerde çok boyutlu algılanan sosyal destek ile psikolojik sağlamlığın travma sonrası büyüme üzerine etkilerini saptayabilmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 11 ilde Kahramanmaraş merkezli depremi yaşayan 338 yetişkin katılmıştır. Veriler online anket formu düzenlenerek elde edilmiştir. Online anket formu içerisinde Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MPSS) ve Travma Sonrası Büyüme Ölçeği (TSBÖ) yer almıştır. Bulgular: Katılımcıların KPSÖ puan ortalaması 18,6±4,5, TSBÖ puan ortalaması 58,4±27,2, MPSS-Aile puan ortalaması 20,1±8,1, MPSS-Arkadaş puan ortalaması 18,8±8,3, MPSS-Özel insan puan ortalaması 13,9±9,1 ve MPSS-Toplam puan ortalaması ise 52,8±21,7 olarak bulunmuştur. Katılımcılar arasında kadınların erkeklere göre depremde akraba kaybı yaşamış olanların kayıp yaşamayanlara göre ve depremde değerli eşya kaybı yaşamış olanların kayıp yaşamayanlara göre psikolojik sağlamlık düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Yine katılımcılar arasında kadınların, düşük eğitim seviyesine sahip olanların, deprem sonrası yeni tanı psikiyatrik hastalığı olanların, depremde enkaz altında kalmış olanların, depremde birinci derece yakın kaybı yaşayanların sosyal destek puanları daha düşük saptanmıştır. Son olarak depremde enkaz altında kalmış olanların travma sonrası büyüme puanları enkaz altında kalmayanlara göre daha düşük saptanmıştır. KPSÖ, MPSS ve TSBÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda 6 Şubat Kahramanmaraş depremini yaşayan yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi ve psikolojik sağlamlık düzeyi arttıkça travma sonrası olumlu gelişim düzeyinin arttığı saptanmıştır.

Hacer Kutar Değer
İnönü University
2024
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası deprem bölgesi insanının asbest bilgi düzeyi ve farkındalığı değerlendirmesi

Giriş ve Amaç: Asbest ya da diğer adıyla amyant; ısıya, aşınmaya ve kimyasal maddelere çok dayanıklı lifli yapıda kanserojen özellikli bir mineraldir. Bugün için dünyada solunum sisteminde hastalığa en sık neden olan lifsel yapıdaki mineral asbesttir. Mesleki ve/veya çevresel maruziyet sonucu, asbest liflerinin akciğer dokusunda birikimi çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu hastalıkların şiddeti ve yaygınlığı zaman içinde farklılık gösterebilse de asbest maruziyetinin etkileri uzun vadede ortaya çıkabilmektedir. Günümüzdeki bilimsel çalışmalar, asbest içeren malzemelerin onarımı, tadilatı, yıkımı veya sökümü sırasında asbest liflerinin kolayca açığa çıkabileceğini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası etkilenen illerde, enkaz ve yıkım çalışmalarından çıkan asbest maruziyeti hakkında katılımcıların bilgi düzeylerini ve farkındalıklarını artırmaktır. Materyal ve metot: Araştırmamız için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 31.10.2023 tarihinde 2023/5092 numaralı karar ile onay alındı. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında etkilenen illerde yaşayan çalışmaya katılmayı kabul eden, 18 yaş üstü 384 birey çalışmanın evreni olarak kabul edildi. Katılımcılara literatür taranarak araştırmacı tarafından oluşturulan asbest ile ilgili bilgi ve farkındalık soruları içeren anket formu, kartopu örneklem yöntemi ile Google anket üzerinden uygulandı. p<0.05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Analizlerde IBM SPSS 26.0 programı kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 32.25±10.9 yıl ve 192'si (%50) kadın iken diğer 192'si (%50) erkekti. 70 katılımcı (%18.2) deprem sonrası enkaz çalışmaları sırasında çıkan enkaz tozuna kısmen maruz kalırken, 209 katılımcı (%54.4) tamamen maruz kaldığını belirtti. Ankete katılanların %11.5'inin asbestin zararlı bir toz olduğunu bilmediği saptanmıştır. Asbestin solunum yoluyla hastalık oluşturduğunu bilmeyen %1.6 katılımcı, bina yıkımları süresince asbest maruziyetine yönelik tedbir alınması gerektiğini düşünmeyen %2.1 katılımcı tespit edilmiştir. Asbestin ölümcül hastalıklara neden olmadığını düşünen %22.7 katılımcı, akciğer veya akciğer zarı kanseri (mezotelyoma) gibi ölümcül hastalıklara sebep olmadığını düşünen %1.8 katılımcı tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamıza katılanların farkındalık ve bilinç düzeyi yüksek saptansa dahi çevresel asbest maruziyetinden korunma anlamında daha büyük çaplı bilimsel çalışmalar yapılması, kamu spotları oluşturulması ve daha fazla nüfusa ulaşabilme amacıyla yoğun eğitimlerin düzenlenmesinin faydalı olacağına inanıyoruz.

Mehmet Dursun Karakaya
İnönü University
2024
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gluten enteropatisine bağlı karaciğer nakli olan hastaların uzun dönem sonuçları

Giriş: Gluten enteropatisinde karaciğer tutulumu sık görülen bağırsak dışı bulgulardan biridir. Glutensiz diyete yanıt vermeyen son dönem karaciğer hastalarında karaciğer nakli altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Çalışmamızın amacı, gluten enteropatisi nedeniyle karaciğer nakli yapılan hastalarda nakil sonrasındaki uzun dönem sonuçların retrospektif araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Gastroenteroloji Kliniğinde Ocak 2004 ile Aralık 2023 tarihleri arasında karaciğer nakli yapılan hastalardan doku transglutaminaz veya endomisyum antikor pozitifliği ile ve/veya biyopsi ile gluten enteropatisi tanısı koyulan 28 hasta dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, nakil tipleri, survi, nakil öncesi ve sonrası transglutaminaz pozitifliği, vücut kitle indeksleri, osteoporoz durumu, demir eksikliği anemisi, nakil sonrası biliyer komplikasyon, rejeksiyon ve nüks sıklıkları araştırıldı. Bulgular: Gluten enteropatisi nedeniyle karaciğer nakli yapılan 12 erkek, 16 kadın toplam 28 hasta mevcuttu. Hastaların 26'sına canlı nakil (%92.8); 2'sine kadaverik nakil uygulandı (%7.1). Hastalarımızın 1, 3, 5 ve 10 yıllık sağkalım oranlarını sırasıyla; %92.9, %92.9, %84.4 ve %75 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda hastaların %71.4'ünde biliyer komplikasyon gelişti. Hastaların hiçbirisine biliyer komplikasyon nedeniyle cerrahi tedavi uygulanmadı. Biliyer komplikasyonlu tüm hastalar endoskopik ve perkütan tedavi yöntemleri ile başarıyla tedavi edildi. Hastaların 11'inde (%39.3) rejeksiyon gözlendi. Hastaların %22.2'sinin nakil öncesi transglutaminaz düzeyi normal iken nakil sonrası bu oran %81.5 olmuştur ve normal olma oranı anlamlı şekilde artmıştır. Nakil öncesi ile nakil sonrası arasında BMI açısından olumlu yönde anlamlı farklılık görüldü (p<0.001). Tartışma: Gluten enteropatisinde karaciğer nakli sonrası yüksek sağkalım oranları başka tedavi seçeneği kalmamış son dönem karaciğer hastalıklarında oldukça tatmin edicidir. Sonuçlarımız, gluten enteropatisinde karaciğer naklinin kilo alımı ve çölyak antikorları üzerine anlamlı fayda sağladığını düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Çölyak hastalığı, Karaciğer transplantasyonu, Gluten enteropatisi

Caner Altun
İnönü University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut hepatitli hastaların klinik ve etiyolojik verilerinin incelenmesi

Amaç: Akut hepatit, viral enfeksiyonlar, toksik maddeler, alkol tüketimi, otoimmün sebepler ve karaciğerin iskemisi gibi bir çok nedenden dolayı karaciğer parankiminde oluşan akut inflamasyon veya karaciğer fonksiyon testlerinin artmasıyla birlikte hepatositlerde hasar ile karakterizedir. Genellikle asemptomatik veya hafif semptomlar ile karşımıza çıksa da akut karaciğer yetmezliği ve ölüm gibi çok daha ciddi tablolara neden olabilmektedir. Biz de bu çalışmamız ile hastaların etiyolojik nedenleri, laboratuvar değerleri ve uygulanan tedavilerin mortalite üzerine etkilerini inceleyerek, klinik seyir hakkında verilerin toplanmasını amaçladık. Materyal Metod: Çalışmamız tek merkezli, retrospektif bir klinik çalışmadır. Çalışmaya Ocak 2012-Haziran 2022 yılları arasındaki akut hepatit tanısı alan 370 hasta dahil edildi. Vakaların yaş, cinsiyet, etiyoloji, laboratuar verileri, karaciğer biyopsisi yapılıp yapılmaması, hastanın takip türü (ayaktan, hospitalize), akut karaciğer yetmezliği gelişip-gelişmemesi, hastalığın kronikleşip-kronikleşmemesi, hastalara uygulanan tedaviler ( plazmaferez, karaciğer transplantasyonu) ile tedavi sonunda hastalarda son durum (sağ kalım, exitus) parametrelerine ait verileri toplandı. Bulgular: Çalışmamız 370 hasta ile sonuçlandırıldı. Hastaların yaş ortalamasının yükselmesi mortalite üzerine anlamlı bulundu (p<0,001). İskemik hepatit etiyolojisine sahip hastalarda ve fulminan hepatit gelişen vakalarda mortalite oranları anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Laboratuar değerlerinden AST, LDH ve INR yüksekliğinin mortalite üzerine anlamlı olduğu tespit edilmiş olup, bu parametrelerin hesaplanan cut-off değerleriyle mortalite üzerine iyi bir belirleyici oldukları görülmüştür. Sonuç: Çalışmamız sonucunda; tanı anındaki yaş, etiyoloji ve bazı laboratuar değerlerindeki yükseklikler mortalite üzerine anlamlı sonuçlar göstermiştir. Akut hepatitler, ülkemiz ve dünya için önemli bir sağlık sorunudur. Akut hepatit hastalarına ne kadar erken tanı koyulup takip altına alınırsa morbidite ve mortalitede o kadar azalma sağlanabilir. Daha anlamlı sonuçlar ve literatür katkısı için çok merkezli yüksek hasta sayılı çalışmalar yapılması gerekmektedir Anahtar Kelimeler: Akut hepatit, Akut karaciğer yetmezliği

Yakup Polat
İnönü University
2024
00