İnönü University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

İnönü University

1,348

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de karikatür, mizah ve sosyal medya ile mizahın değişimi

Ülkemizde karikatür üretimi 1870 yılında ilk karikatürün yayınlanmasından günümüze yayınlanma alanlarını genişleterek devam etmiştir. Karikatürün bir düşünceyi anlatmadaki ve okunmasındaki kolaylığı, toplumun ilgisini çekmiş; karikatür her zaman ilgiyle izlenen bir mizah türü olmuştur. Yakın zamana kadar, mizah dergileri ve gazeteler toplumun karikatürlere ulaşması için en yakın kaynakların başında gelmiştir. Yirminci Yüzyıl'ın son on yılından itibaren internetin kullanılmaya başlanmasıyla, insanların bilgiye erişmesi kolaylaşmış; daha geniş kitlelerin karikatürü yakından tanıma fırsatı doğmuştur. Günümüzde etkisini giderek arttıran, birçok insanın dahil olduğu ve etkin rol oynayabildiği internet, sağladığı imkanlarla insanlara bireysel ifade alanları yaratmıştır. Yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren ortaya çıkan sosyal medya uygulamalarıyla birlikte kullanıcıların kendi mizah içeriklerini oluşturdukları görülmüştür. Bu çalışmada, Türkiye'de mizahın ve özelde karikatürün tarihsel gelişimine değinilmiş, sosyal medyayla birlikte mizahın değişimi incelenmiştir.

Basın tarihiDergilerKarikatür+3
Hüseyin Soylu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslam coğrafyacılarına göre Büyük Selçuklular Döneminde Horasan (1040-1157)

Geniş bir coğrafyayı kapsayan Horasan bölgesi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kelime kökü olarak "güneş ülkesi" anlamına gelmesi dünyanın önemli bir merkezi olduğuna işaret etmektedir. Güzel bir coğrafyaya sahip olması ve stratejik ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı tarih boyunca farklı milletler burayı ele geçirmek için uğraşmışlardır. İslamiyetten önce ilk olarak Arî ırkı daha sonra başka devletler en son Göktürkler ve Sâsânîler bu bölgenin hakimi olmuşlardır. İslâm fetihlerinin başlamasıyla Hz. Ömer ve Hz. Osman döneminde daha sonra Emeviler ve Abbasiler döneminde bu bölgede hüküm sürülmüştür. Türk devletleri de aynı şekilde bu bölgede hakim olmak için uğraşmıştır. İlk olarak Gazneliler döneminde Türk kültürüyle tanışan Horasan, Selçukluların hakimiyetinden sonra tam manasıyla bir Türk ülkesi haline gelmiştir. Selçuklular Devleti'nin merkezi, sultanların güç kaynağı, ilim ve ticaret merkezi olan Horasan, bu dönemde pek çok savaşa ev sahipliği yapsa da uzun müddet Selçuklu Devleti'nin merkezi olmaya devam etmiştir. Devletin dört başkentinden ikisi bu bölgenin içerisinde yer alan Nîşâbûr ve Merv şehirleridir. Selçuklular ilk başta bu bölgeye zorla gönderilmiş olsalar da çok kısa bir sürede buraya uyum sağlamışlar ve kendi kültürleri ile imparatorluk kurma yolunda çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalarında yaptıkları stratejik hamleler ile bölgedeki varlıklarını daha da sağlamlaştırarak güçlerini ortaya koymuşlardır. Böylelikle uzun bir müddet bu topraklarda hüküm sürmüşlerdir. Horasan bölgesi çok geniş bir coğrafyayı sınırları içerisine aldığı için burada pek çok şehir bulunmaktadır. Belh, Herat, Merv ve Nîşâbûr ana şehirleri olup onlara bağlı merkez şehirler ve köyler bulunmaktadır. Bu şehirlerin çoğunluğu Selçuklular döneminde ticaret yolu üzerinde bulunmaları veya stratejik konumları sebebiyle büyük bir öneme sahip olmuşlardır. Selçuklular, bölgenin önemini fark ettikleri için burada medreseler kurarak diğer alanlarda olduğu gibi ilim alanındada zirve dönem yaşamışlardır. Bölgede yaptıkları yenilikler sayesinde siyasi, ekonomik ve kültürel alanda diğer bölgeler üzerinde derin izler bırakmışlardır. Horasan günümüzde Afganistan, Türkmenistan ve İran ülkeleri içerisinde yer almaktadır. İsimlerini tezimizde de zikrettiğimiz bazı şehirler hala aynı isimlerle önemlerini korumaktadırlar. Fakat pek çok şehir tarih içerisinde diğer şehirlere katılarak tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Afganistan-BelhBüyük SelçuklularHerat+5
Sebahat Sena Özer
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm medeniyetinde astronomi ve Müneccimbaşılık kurumu

Toplumumuzda dünya bilim tarihi içinde Müslümanların bütün gelişmeleri diğer milletlerden aldığı ve tüketici konumda bulunduğu düşünülmektedir. İslam Medeniyeti'ndeki bilimsel faaliyetler arasında bulunan astronominin tarihsel sürecine baktığımızda bu alanda yapılan birçok ilkleri İslam bilginlerinin yaptığı sonucuna varmaktayız. Bu nedenle İslam bilim tarihinin, daha fazla araştırılmaya ihtiyacı olduğu kanaatindeyiz. İslam dininde vaktin önemi gökyüzü gözlemlerinin gelişmesine ve toplumda yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır. İslam medeniyetinde astronomi faaliyetleri önce basit anlamda gökyüzü gözlemleri şeklinde başlamıştır. Namaz, oruç, zekât ve hac gibi temel ibadetlerin yerine getirilmesinde vaktin öneminden dolayı vakit tayini için yapılan gözlemler zamanla gelişme göstermiştir. Gök cisimlerinin insan üzerinde etkisi olduğu öğrenildiğinde ise insanlar yaşamlarındaki önemli zamanlarda bu bilgileri dikkate alarak hayatlarını buna göre düzenlemişlerdir. Emevi ve Abbasi döneminde diğer medeniyetlerden yapılan tercümelerle astronomi alanındaki bilgi birikimi artmıştır. İslam bilginleri bu dönemde öğrendiklerinin sağlamasını yapmak amacıyla gözlemlerini artırmışlardır. Birçok hükümdar, astronomi araştırmaları yapan muvakkit ve müneccimleri devlet yönetiminde danışman olarak bulundurmuş, onların fikirlerini almıştır. Astronomi faaliyetlerinin toplumda yaygınlaşması ve devlet bünyesinde var olmasıyla beraber gözlemevleri de kurulmaya başlamıştır. Kurulan gözlemevlerinde icat edilen ve geliştirilen gözlem aletleri, astronomi faaliyetlerinin gelişimini hızlandırmıştır. Faaliyetleriyle dikkat çeken rasathanelerin İslam bilim tarihine kazandırdıkları, Dünya bilim tarihinde uzun süre temel bilgi olarak kullanılmıştır. Daha sonra sistemleşmiş bir kurum olarak Osmanlı Devleti'nde karşımıza çıkan müneccimbaşılık, astronomi faaliyetlerinin gelişimine birçok katkı sağlamıştır. Günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı, vakit hesaplama biriminde astronomi faaliyetlerini sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: İslam Medeniyeti, Astronomi, Bilim Tarihi, Gökyüzü Gözlemleri, Vakit tayini

AstronomiBilim tarihiMüneccimbaşı+5
Şerife Doymuş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik Türk şiirinde şuhluk ve şûhâne tarz

Şûh kavramı "hareketlerinde serbest, açık saçık, arsız, neşeli, oynak ve güzel sevgili" anlamlarına gelmektedir. Şuhâne tarz ise kadın ve kadın güzelliğini pervasız ve alenî anlatımlarla konu alan manzumelerin klasik şiirdeki karşılığı olmaktadır. Bu kavramda sevgilinin güzelliğinden ve ona duyulan afrodizyak duygulardan bahsedildiği görülmektedir. Klasik Türk şiiri, sevgilinin pek çok nitelikleri yanında, bu tarz özelliklerine de değinmiştir. Bu şûh söylemleri şöyle sırlamak mümkündür: Sevgilinin kendini âşığa çekincesizce bırakması, âşığını kur ve kirişmelerle vuslatına çağırması, bir bezm ya da "hane"de birkaç kadehle âgûşa kolaylıkla kendini bırakması, mahbub olarak da belirmesi ve hamamda sim tenini aleni olarak sergileyebilmesi. Bu şûhluk, klasik estetiğin çizdiği sınırlarda asla bayağılaşmadan ilerlemektedir. Çünkü bu tarz söylemlerde cismanî unsurlar nesnelere verilerek sevgilinin masuniyeti korunmaktadır. Bu tarzda âşık, sevgiliyle "hane"sinde ya da câme-hâbda lebâleb, sîne-be-sîne halde bulunduğu tahayyül ve tasavvurunu pervasızca dilendirebilmektedir. Şarap ve bahar da bu şûhluğun ifadesinde vesile olmaktadır. Hoca Dehhanî'den başlayarak pek çok şairin şûh söylemleriyle geliştirdiği bu tarz, Nedîm'le zirvesini bulmuştur. "Nedîmâne tarz" olarak da adlandırılan bu şiirsel söylemin Nedîm'e ulaşan çizgide çok zengin örnekleri bulunmaktadır. Hikmetli ve irfanî nitelikte şiirler söyleyen şairlerin bile şûhluk içeren manzumeler yazarak bu tarza katkı verdikleri görülmektedir. Bu manzumelerin Nedîm'i dahi aratmayacak şûh nitelikler taşıdığı görülmektedir. Çalışmada Nedîm'le zirvesini bulan bu tarzın klasik gelenek doğrultusundaki gelişimi çok sayıda şairden örnek beyitlerle detaylı olarak betimlenmiştir. Bu detaylı betimlemelere iki bedenin sükûnu, vuslat, sevgilinin kokusu ve mahbub hüviyetindeki şûh nitelikleri de eklemlenmiştir. Klasik Türk şiirinde bu konuların daha önce yeterince vurgulanmadığı görülmektedir. Çalışma ile şûhluk ve şûhâne tarzın klasik Türk şiirindeki bu zengin estetik nitelikleri sevgili bağlamında bütüncül olarak ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Şûh, Şûhluk, Klasik Türk Şiiri, Şuhâne Tarz

Klasik Türk edebiyatıTarzTürk şiiri+2
Erdem Sevimli
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem bazı Osmanlı âlimlerine göre Müslümanların gerileme nedenleri

Hâlâ güncelliğini koruyan dünya Müslümanlarının geri kalmışlığı meselesi, Osmanlı devletinin gerek siyasi gerekse askeri ve ekonomik anlamda gerilemeye başlamasıyla hissedilmiş ve bu durumda ilk olarak askeri alanda Batı örnek alınarak yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılıp gerileme engellenmek istenmiştir. Resmi olarak gerilemeyi başlatan olay olan Karlofça Antlaşması sonrası; III. Selim'in askeri alanda batı tarzı düzenlemeler yapmak istemesi, Osmanlı'yı parçalanmaktan kurtarmak için ortaya çıkan fikir akımları, Tanzimat ve Islahat Fermanları, I. ve II. Meşrutiyet ile Kanun-i Esasi'de yapılan değişiklikler gibi çabaların hiçbiri Osmanlı Devleti'ni yıkılmaktan kurtaramamıştır. Bu süreç yaşanırken yapılan siyasi, hukuksal ve ekonomik değişikliklerin yanı sıra hem Osmanlı'nın son döneminde hem de devlet yıkıldıktan sonra kurulan Cumhuriyet'in ilk dönemine tanıklık eden Osmanlı aydınları-biz bunlara Osmanlı âlimleri ismini verdik- Müslümanların neden bu duruma düştükleri hakkında dönemin gazete ve dergilerinde makaleler yazarak görüşlerini dile getirmişlerdir. Osmanlı âlimleri diye görüşlerini verdiğimiz kişilerin; şeyhülislamlık, sadrazamlık, dersiâmlık, müderrislik, milletvekilliği, başbakanlık gibi çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş olmaları sosyolojik açıdan toplumun sorunlarını daha iyi bilmelerini ve bu problemlere neden olan etkileri yazmış oldukları eserlerde dile getirmeleri bizim için büyük bir önem arz etmiştir. Her bir âlimin Müslümanların gerilemesine neden olan sebepler hakkında farklı fikirleri olsa da genel olarak çoğunun dile getirdiği ortak noktalar mevcuttur. Bunlar: cehalet ve eğitimin önemi, dine verilen hassasiyetin azalması ile hurafe ve bidatlerle ortaya çıkan yanlış din algısı, ekonomik açıdan gerileme, özellikle Batı'ya karşı uygulanan taklitçilik, mezheplere ayrılma, içtihat yapamama, milliyetçilik ve ırkçılık yapma gibi nedenler neredeyse her âlimin dile getirdiği nedenlerdir. Anahtar Kelimeler: Kelam, Osmanlı Âlimleri, Aydınlar, Gerileme, Terakki, İlerleme

AydınlarGeri kalmışlıkKelam+2
Mustafa Dere
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik arasındaki ilişkide psikolojik rahatlığın aracı rolü

Bu çalışma, örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik türleri ile psikolojik rahatlığın öğretilerini birlikte incelemeye yönelik olarak nicel yöntemler kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışmanın amacı, "örgüt" bağlamı içerisinde önemli bir konumda olan örgütsel iletişimdeki sessizlik türlerinin, örgüt içindeki çalışanlarda psikolojik rahatlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan sonuçlarını bilimsel yöntemler ile sunmaktır. Bu amaç kapsamında, çalışma özel bir bankada 351 adet çalışanın katılımcı olarak katılması ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma, bu üç kavramın birlikte kullanılması ve özel bir bankada çalışan katılımcılara uygulanması sonucunda elde edilen istatiksel verinin yorumlanması ile literatüre zengin ve özgün bir kaynak olarak sunulmuştur. Analiz sırasında kullanılan değişkenler ile ana ve alt hipotezler oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda, psikolojik rahatlık tutumunun, örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik tutumları arasında aracı bir rolü olduğu belirlenmiştir. Bu sonuca göre, çalışana, yöneticiye ve sisteme yönelik önerilerde bulunularak, psikolojik rahatlık kavramının örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik arasındaki önemine vurgu yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır.

Banka çalışanlarıBankalarPsikolojik güvenlik+2
Fatih Doğan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Aydınlanmacılığa yönelik postmodern eleştirinin muhafazakâr eleştirideki gizil temelleri

Siyasal düşünceler tarihinde kendisine yer edinebilmiş hiçbir felsefi akım temelsiz ya da başka bir ifadeyle geçmişle ilişkisiz değildir. Her biri kendinden önce ortaya çıkan bir akımla veya akımlarla kendine özgü bir ilişki kurar. Bu çalışmanın ana konusu da Aydınlanma Felsefesine yöneltilmiş muhafazakâr ve postmodern eleştiriler arasındaki tematik ilişkidir. Sözü edilen felsefi ve siyasi ilişkinin açıklığa kavuşturulabilmesi için her iki eleştirel akımdan da üçer örnek-filozof seçilmiş, seçilen isimlerin (siyaset) felsefeleri en belirgin özellikleriyle mercek altına alınmıştır. Muhafazakâr üçlü Edmund Burke, David Hume ve Adam Smith iken postmodern üçlü Michel Foucault, Richard Rorty ve Chantal Mouffe'dur. Neticede, muhafazakârlık ile postmodernizm arasındaki münasebetin, kendisini en çok modern kurucu siyasal akılcılığın eleştirisinde gösterdiği kanısına varılmıştır. Diğer bir deyişle postmodernizmin kullanılmaya hazır temellerinin bir kısmı muhafazakârlığın siyasal aklında bulunabilir. Tabii ki bu bağlantı, hangi muhafazakârlıktan veyahut hangi postmodernizmden bahsedildiğine göre zayıflayabilmekte ya da güçlenebilmektedir. Bununla birlikte, çalışmadan çıkarılan başka bir sonuç ise Aydınlanma felsefesine yöneltilmiş postmodern eleştirinin, Aydınlanmadan bu yana süregelen modernliğe dâhil olduğudur. Çünkü Aydınlanmanın eleştirisi radikalleşmemiş hâliyle, modernliğin kendi bünyesinde zaten mevcuttur.

AydınlanmaAydınlanma felsefesiMuhafazakarlık+3
Fırat Kargıoğlu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel mekân planlamasının mülkiyet hakkı üzerine etkileri: Malatya kent örneği

İnsanlığın gelişim macerası kentlerde ivme kazanmıştır. Kentlerin gelişim macerası ise insanların ekonomik faaliyetlerindeki gelişme ile farklı bir aşamaya geçmiştir. İnsanların ekonomik faaliyetleri ise insanların mülkiyet hakkına sahip olması, ihtiyaçlarını karşılama ve mülkiyetindeki mal varlığını artırma çabaları ile oluşmuş ve kentlerin gelişme ve mülkiyet hakkındaki ilerlemelere paralel bir şekilde ilerlemiştir. Dolayısıyla, kentlerdeki mekân planlamaları ile insanların ekonomik ilişkilerinde önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Kentlerde mekân planlamasının insanların yaşam alanlarını oluşturması dışında sahip oldukları mülk üzerinde ekonomik anlamda olumlu ve olumsuz etkileri de olmaktadır. Mekân planlaması ile bazı taşınmazların değerleri astronomik bir şekilde artmakta iken bazı taşınmazların değerleri ise gerileyebilmektedir. Bu kazanç ve kayıp örtülü bir şekilde gerçekleşmekte, miktarı tam olarak belirlenememekte ve vergilendirilememektedir. Bu durum, gelir dağılımında adaletsizlik başta olmak üzere pek çok toplumsal sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Mekânsal bir faaliyet gibi görünen kentsel planlama, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel hayatın işleyişi üzerinde belirleyici bir etki yapabilmektedir. Bu etkilerin çoğu, planlamadan doğrudan etkilenen insanlar tarafından dahi kolaylıkla anlaşılamamaktadır. Bu anlaşılamama durumu, toplumda adaletsizliğin farklı alanlarda yeniden üretilmesine aracılık etmektedir. Kentsel planlamanın yapım süreci başta olmak üzere uygulama ve sonrasında yaşananlar mülkiyet hakkını önemli ölçüde etkilemektedir. Yapılan bu çalışmada öncelikle Türkiye'de yapılan kentsel planlamanın mülkiyet hakkı üzerindeki genel etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Sonrasında ise mekân planlamasının mülkiyet hakkına etkisi, Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları üzerinden ele alınmıştır. Daha sonra ise, mekânsal planlamanın Malatya kentindeki mülkiyet hakkı üzerindeki etkisi yapılan anket ile belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Mekân, Planlama, Mülkiyet, Mülkiyet Hakkı

Kent planlamaKentlerKentsel mekan+4
Ayhan Akoğul
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ömer Faruk Dönmez anlatılarında anlam arayışı: Mizah ve tasavvuf

Anlatmak insani bir eylemdir. İnsanlığın doğuşundan günümüze kadar çeşitli semboller, işaretler ve seslerle insanlar içinde bulunduğu durumu anlatır. Anlatımın yazıya geçirilmesi ise belli bir sistematiğe dönüşmesi ile mümkün olmuştur. Her ne kadar kulaktan kulağa aktarılan mit, efsane ve destan sözlü geleneğin ürünü olan türler olsa da bunları insanoğlu bir tasnif çerçevesinde bulduğunda anlam yükleyebilmiştir. Buradan hareketle anlatının kendi içinde bir yapısının olduğunu söyleyebiliriz. Burada şu ayrımı da yapmak gerekir; anlatmak sözlü bir durumken anlatı hem sözlü hem de yazılı fiilleri ifade eder. Ancak kuramsal çalışmalar özelinde baktığımızda "anlatı" yazılı metinlere dayanmaktadır. "Ömer Faruk Dönmez Anlatılarında Anlam Arayışı: Mizah ve Tasavvuf" başlığında "anlatı" kelimesini seçme sebebimiz ise bu kelimenin kapsam bakımından anlatmak fiilinin tüm öğelerini içine alması sebebiyledir. Yazarın hem uzun hikâye hem öykü tarzında eserler vermesi sebebiyle bir kargaşaya yol açmak istemedik. Bir üst başlık olarak anlatı kelimesi, çalışmamızda hem kolaylık sağlayacak hem de genişletici bir rol üstlenecektir. Buna rağmen yazarın metinlerinin öykü tarzına yakın olması ise ana başlıklarda öykü kelimesini seçmemize sebep oldu. Dönmez'in son dönemlerde hem okur düzeyinde hem de edebiyat mecrasında geniş bir yer bulması ve günden güne bu kitlenin artış göstermesi bize bu çalışmanın elzem olduğunu göstermiştir. Bir yazarın kurgusunu inşa ederken oluşturduğu sütunları vardır. Biraz önce saydığımız anlam arayışı, mizah ve tasavvuf yazarın tanımlanmasında ilk maddelerdendir. Bu sebepledir ki metinleri bu başlıklar etrafında irdeleyip yazarın bahse konu olan altı kitabına değineceğiz.

AnlamAnlam arayışıAnlatı+4
Sıddık Yurtsever
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hizmetlerinde yalın düşüncenin önemi ve uygulanabilirliği: Özel Medicabil Hastanesi örneği

Günümüz dünyasında geleneksel işletme yönetimi yerini çağdaş ve rekabetçi işletme yönetimine bırakmıştır. Sağlık işletmelerinin de bu sistemin bir parçası haline gelerek işletmelerinde kaliteyi arttırarak hasta ve çalışan güvenliğini sağlayıp oluşabilecek tıbbi hataları en aza indirerek israfları ortadan kaldırmayı amaçlayan "yalın yönetim" yaklaşımını uygulamayı düşünmeleri kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü yalın yaklaşım, değer oluşturmayan aktiviteleri ortadan kaldırarak katma değer oluşturan işler için sarf edilen vaktin azaltılmasını sağlar. Bu tez çalışması, yalın sağlık hizmetleri eğitimleri ve uygulamaları gerçekleştiren Bursa ilinde bulunan Özel Medicabil Hastanesi çalışanlarının yalın algı ve bilgi farkındalığının demografik özelliklere göre anlamlı farklılıkların olup olmadığının ortaya konulması amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, yalın üretim ve kavramlar teorik olarak incelenmiştir. İkinci bölümde, yalın yönetim ve yalın hastane kavramları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışmanın araştırma kısmı yer almaktadır. Yapılan çalışmada Özel Medicabil Hastanesi çalışanlarına, kurumlarında en fazla hangi konuda sorun/hata ve israf yaşadıkları, yalın düşünce ve yalın yönetim ile ilgili görüşleri anket yöntemi ile sorulmuştur. Çalışma verilerinin analizleri ışığında, demografik özellikler ile yalın sağlık kavramı ile karşılaşma durumuna, yalın sağlık ile ilgili eğitimlere, kongrelere katılma durumuna, hastanede yaşadıkları sorunlar ve karşılaştıkları israflara, yalın düşünce kavramının ne ifade ettiğine, yalın yönetimin uygulanma nedenleri ve önündeki engellere göre anlamlı farklılıklara rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yalın Düşünce, Yalın Yönetim, Yalın Hastane, Yalın Sağlık Hizmetleri

Sağlık hizmetleriYalın düşünceYalın yönetim+1
Hatice Ceviz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00