İnönü University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

İnönü University

2,386

Archived Theses

2

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Türk edebiyatında musammatlar (Bentlerden oluşan nazım biçimleri)

Musammat, her bendi en az üç mısradan müteşekkil nazım birimlerinin ortak adıdır. Bu çalışmada klasik Türk edebiyatında yazılan musammatlar incelendi. Bir nazım şeklinin tesmiyesi için gerekli olan en az üç bent kaidesiyle hareket edildi. Fakat tasmitlerin (zemin zamime ilişkisi olan nazım şekilleri terbi, tahmis, tesdis, tesbi, tesmin, tetsi, ta'şir… için) üçten az bentli olanları da değerlendirmeye dâhil edildi. Zira bu nazım şekillerinde şiirin kaç mısraya tamamlandığı esası, kabul edildi. Taştir, Terkib-bend ve Terci-bendi "Mısra Sayısı Değişen Musammatlar" başlığı altında ele alındı. Her ana başlık beş alt başlık altında değerlendirildi. Daha önce çalışılmış olan murabba, muhammes ve müseddes çalışmada detaya girilmeden bu nazım şekillerinin kısa değerlendirmeleri yapılıp genel dökümleri verilmekle yetinildi. Bu çalışmada, ulaşılabilen bütün divanlarda yer alan musammatlar tespit edilerek nazım şekilleri, şairleri, sayıları bakımından yüzyıllara göre tasnif edildi, şekil ve muhteva özellikleri açısından incelendi. Türk Edebiyatında Musammatlar adlı çalışma ile elde edilen musammat nazım şekilleri 10 ana başlıkta (Üç Mısralık Musammatlar, Dört Mısralık Musammatlar, Beş Mısralık Musammatlar, Altı Mısralık Musammatlar, Yedi Mısralık Musammatlar, Sekiz Mısralık Musammatlar, Dokuz Mısralık Musammatlar, On Mısralık Musammatlar, Bentleri On Mısradan Uzun Gazel Tipi Musammatlar, Mısra Sayısı Değişen Musammatlar) ve bu başlıklara bağlı 30 alt başlıkta (Müselles, Teslis, Murabba, Terbi, Muhammes, Tahmis, Tardiye, Müseddes, Tesdis, Müsebba, Tesbi, Müsemmen, Tesmin, Mütessa, Tetsi, Muaşşer, Ta'şir, Onbirli, Onbirleme, Onikili, Onikileme, Onüçlü, Ondörtlü, Onbeşli, Onaltılı, Yirmili, Yirmiikili, Taştir, Terkib-Bend, Terci-bend) ele alındı. Bu başlıkların her biri de beş alt başlıkta değerlendirildi: Birinci başlık altında kafiye çeşitleri incelenerek örnekler verildi. Farklı kafiye düzeninde yazılmış dikkate şayan musammatlar nazarlara sunuldu. İkinci başlıkta musammatlarda kullanılan bütün vezinler tasnif edilip en çok kullanılan vezinler tespit edildi. Musammatlarda en çok tercih edilen vezinlerin şiir örneklerine çalışmada yer verildi. Üçüncü başlıkta musammatların bent sayısı tespit edildi. Bu başlık altında en az üç bendi olan manzumeler değerlendirmeye alındı. Fakat asgari bent sayısı olan üç bent mevzusu tasmitlerde dikkate alınmayıp bu musammatlarda tamamlandığı mısra sayısı esas alındı. Bent sayısına göre musammatlar tasnif edildi. En çok musammatın kaç mısralık bentler halinde yazıldığı tespit edildi. Dördüncü başlık altında konu tespit edildi. Musammatlarda konu tespit edilirken hâkim konu esası dikkate alındı. Zira klasik Türk edebiyatında bir şiirde birden fazla konu ele alınabiliyor. Özellikle kaside, terci-bende ve terkib-bend gibi uzun şiirlerde tevhid ile Münacaat, içtimaî mevzularda yazılan manzumelerde eleştiri ile nasihat iç içe girmiştir. Bundan dolayı konu tespit edilirken hâkim konu esası nazara alındı. Konular tasnif edildikten sonra örnekler ile desteklendi. Bunun yanında mersiye ve methiyelerin kime yazıldıkları da belirtildi. Beşinci başlık altında musammatlarda mahlasın kullanılıp kullunılmadığı tespit edildi. Mahlaslı olan ve mahlaslı olmayan musammatlar tespit edildi. Mahlas kulanmama sebepleri irdelendi. Bu beş ana başlık dışında; farklı özellikleri ile dikkat çeken musammatlar, her nazım şekli için en çok musammat yazan şair ve yazdığı musammat sayısı, zamimeli şiirlerde zemin olarak en çok tercih edilen şair, en çok tercih edilen şiir vb. hususlar tespit edilerek dikkatlere sunuldu. Her yüzyılda yazılan musammatların genel dökümü, bent sayıları ile beraber verildi. Musammatı bulunan divan şairlerinin isim, doğum ve ölüm tarihleri ile doğdukları yerler tablo halinde verildi. Bunun yanı sıra musammat sayısı, yüzyıllara göre grafikler şeklinde de gösterildi.

Akif Yakışır
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
20
Master'sOpen AccessTR

Bursevî'nin Şerhu'l-Erbaîne Hadîsen adlı Arapça eserinin tahkik ve tahlili

Bu çalışmada Bursevî'nin Şerhu'l-Erbaîne Hadîsen adlı çalışmasının edisyon kritiği ve incelemesi yapılmıştır. Giriş ve iki bölümden oluşan tezin giriş bölümünde Bursevî'nin hayatı ilmi şahsiyeti hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Birinci bölümde eserin müellife aidiyeti, telif tarihi, yazma nüshaları, kaynakları ve şerh metodu ele alınmıştır. Bursevî'nin hadisleri şerh ederken kelime ve cümle tahlilleri yaptığı, hadislere kendi zamanından örnekler verdiği ve rivayetlerden anlaşılan fıkhi hükümleri açıkladığı tespit edilmiştir. Şerhinde genel olarak hadisleri tasavvufi açıdan şerh ettiği, bazı rivayetleri ayet, hadis ve şiirlerle açıkladığı saptanmıştır. Arapça tahkik bölümü olan ikinci bölümde ise eserin edisyon kritiği yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Bursevî, Hadis, Tahkik, Tahlil, Şerh

Melih Erdemir
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
20
DoctorateOpen AccessTR

Dilbilimsel tefsir bağlamında Kur'ân'da i'râz ve ilişkili kelimelerin analizi

Bu çalışmada ʾiʿrāḍ kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm'deki kullanımları konu edilecektir. ʾİʿrāḍ, kelime kökü itibariyle yüz çevirmek anlamına gelmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de çeşitli bağlamlarda insan eylemi olarak kullanılmıştır. Öte yandan Kur'ân'da, yapısal olarak ʾiʿrāḍ ile aynı kökten olmamasına rağmen müfessirler tarafından ʾiʿrāḍ kelimesi ile tercüme edilen fiiller de bulunmaktadır. Oysa bu kelimelerin ifade ettiği farklı anlamlar olmalıdır. Dolayısıyla bu çalışmada ʾiʿrāḍ sözcüğünün genel anlamlarının yanı sıra mürâdifi olduğu varsayılan kelimeler ele alınacaktır. Çalışma için ʾiʿrāḍ kelimesinin seçilmesinde; müfessirlerin ilgili âyette zikredilen ʾiʿrāḍ kelimesine bazen farklı anlamlar yüklemesi, ilgili kelimenin kök anlamı göz ardı edilerek âyetin muhtevasına göre yaklaşık anlamlar verilmesi, kök anlam itibariyle ʾiʿrāḍ ile benzer olmamasına rağmen bazı sözcüklere ʾiʿrāḍ anlamı yüklenilmesi, Türkiye'deki akademik çalışmalarda bu konunun detaylı olarak incelenmemiş ve yeteri kadar çalışılmamış olması gibi sebepler etkili olmuştur. Çalışma, bir giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Girişte ʾiʿrāḍ sözcüğü hakkında semantik bir yöntem takip edilerek genel bilgiler verilecektir. Birinci bölümde ʾiʿrāḍ kelimesinin Kur'ân'daki anlamları irdelenecek, ikinci bölümde ise ʾiʿrāḍ sözcüğünün mürâdifi olduğu sanılan kelimelerin iʿrāḍ sözcüğü ile bağlantısı ya da farklılığı ortaya konmaya çalışılacaktır.

SemantikTefsir
Ahmet Taşdoğan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
30
DoctorateOpen AccessTR

Zerdüştilikte eskatoloji ve eskatolojik mitler

Zerdüştîlik, antik Pers İmparatorluğu'nda ortaya çıkan ve Zerdüşt (Zoroaster) tarafından kurulan bir din ve felsefi sistemdir. Bu dinîn eskatolojik inançları, insanın varoluşunu, ahlaki sorumluluğunu ve evrendeki yerini anlamada kritik bir rol oynamaktadır. Zerdüştîlikte eskatoloji, dünyanın sonu, kıyamet ve insanın nihai kaderi ile ilgili inançları kapsamaktadır. Bu inançlar, Zerdüşt'ün öğretilerinde derin bir şekilde kök salmış olup hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ahlaki ve etik değerlerin şekillenmesinde etkili olmaktadır. Zerdüştîlikte iyilik ve kötülük mücadelesi, eskatolojik inançların merkezinde yer alan ve evrenin ontolojik yapısını belirleyen temel bir temadır. Bu mücadele, Ahûra Mazda (iyilik ve düzenin Tanrısı) ve Ehrimen'nin (kötülük ve kaosun ruhu) karşıtlıkları etrafında şekillenmektedir. Zerdüştîlik, kozmik bir çatışma olarak tanımlanan bu ikiliğin, evrenin yaratılışından itibaren var olduğunu ve insanlık tarihinin her döneminde bireylerin ahlaki seçimlerini etkilediğini öne sürmektedir. Eskatolojik bir perspektiften değerlendirildiğinde, bu mücadele, Fraşhakereti döneminde nihai bir sona ulaşacak ve iyiliğin galip geleceği inancı ile sonuçlanacaktır. Bu süreçte, bireylerin yaşamları boyunca gerçekleştirdikleri eylemler, yargı günü geldiğinde belirleyici bir rol oynayacak; iyi eylemler, ruhların cennete kabul edilmesine, kötü eylemler ise cehenneme düşmesine yol açacaktır. Dolayısıyla, Zerdüştîlikteki iyilik ve kötülük mücadelesi, yalnızca bireysel bir ahlaki sorumluluk değil, aynı zamanda evrensel bir düzenin sağlanması için gerekli olan kozmik bir çatışma olarak değerlendirilmektedir. Zerdüştîlikte eskatolojik inançların merkezinde "Fraşhakereti" kavramı yer almaktadır. Bu terim, dünyanın sonundaki yenilenme sürecini ifade etmektedir. Fraşhakereti, evrenin nihai bir düzene kavuşacağı, tüm ruhların yargılanacağı ve kötülerin cezalandırılacağı bir dönemi simgelemektedir. Bu süreçte, bireylerin yaşamları boyunca gerçekleştirdikleri davranışları, iyi ve kötü eylemlerine göre değerlendirileceğine yönelik inanç, Zerdüştîliğin ahlaki çerçevesini oluşturmaktadır. Zerdüştlîlikte eskatolojik inançların önemli bir unsuru, "Soşyânt" figürüdür. Soşyânt, kıyamet sonrası dönemde dünyayı kurtaracak olan bir kurtarıcı olarak kabul edilmektedir. Soşyânt'ın üç kez dünyaya geleceği inancı, bu figürün önemini artırmaktadır. Soşyânt'ın gelişi, evrendeki kaosu sona erdirecek ve insanları kurtaracaktır. Bu kurtuluş, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir yeniden doğuşu simgelemektedir. Zerdüştîlikte, her bireyin yaşamı boyunca gerçekleştirdiği eylemler, ölümünden sonra yargılanmaya tabi tutulacaktır. Bu yargı süreci, "Çinvat Köprüsü" üzerinden geçişle gerçekleşir. Yargılama sonucuna göre iyi ruhlar, bu köprüden geçerek cennete ulaşırken, kötü ruhlar köprüyü geçemeyerek cehenneme düşerler. Bu yargı süreci, bireyin ahlaki sorumluluğunun ve özgür iradesinin sonucunu ortaya koymaktadır. Zerdüştîlikte eskatolojik inançlar, iyi ile kötü arasındaki sürekli çatışmayı da içermektedir. Ahûra Mazda, iyiliğin ve düzenin temsilcisi olarak, "Âşa" (doğru düzen) kavramıyla ilişkilendirilirken Ehrimen (kötülük ruhu) ise "Druj" (yalan) ile temsil edilmektedir. Bu iki güç arasındaki mücadele, evrenin ve insanlığın kaderini belirlemekte, Zerdüştîlik eskatolojisine göre, bu çatışmanın sonunda iyiliğin galip geleceğine inanılmaktadır. Zerdüştîlikte son zamanlar, evrenin yeniden doğuşunu ve tüm insanların Ahûra Mazda'nın huzuruna kabul edileceği bir dönemi simgeler. Bu dönemde, tüm ruhlar, geçmişteki eylemlerine göre yargılanacak ve nihai bir düzen sağlanacaktır. Bu süreç, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir dönüşüm ve yenilenme anlamına gelmektedir. Zerdüştîlikteki eskatolojik inançlar, insanın varoluşunu ve evrendeki yerini anlamada kritik bir rol oynamaktadır. İyi ile kötü arasındaki mücadele, bireyin özgür iradesi ve nihai kurtuluş temaları, Zerdüştîliğin temel taşlarını oluşturmaktadır. Bu inançlar, Zerdüştîliğin ahlaki ve etik değerlerini pekiştirirken, aynı zamanda bireylerin yaşamlarına anlam katmaktadır. Zerdüştîlikte eskatoloji, tarihsel ve kültürel bağlamda derin bir etkiye sahiptir. Anahtar kelimeler: Zerdüştîlik, Eskatoloji, Fraşhakereti, Kurtarıcı, Soşyânt.

Asim Taş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ferîdüddîn-i Attâr'ın Tamâmî-i Esâmî adlı eserinin Türkçe tercümeleri (İnceleme-metin-sözlük-dizin)

Tasavvufi duyuşu ifade eden rumuzlar divan şiirini ve şairini besleyen temel kaynaklardandır. Divan şairi sıklıkla başvurduğu ve bir motif olarak şiirinde yer verdiği tasavvufi mefhumları Farisi üstatların şiirlerini okuyarak öğrenmiş ve bu remizleri kullanırken o şairlere öykünmüştür. Divan şiirinin filizlenmeye başladığı XII-XIV. asırlarda hatırı sayılır bir edebi birikimi haiz olmayan Türkler güçlü bir edebiyat birikimine sahip olan Farisilerden ilham almış ve Farsça muteber eserleri Türkçeye kazandırmaya gayret etmişlerdir. Bunun tabii bir neticesi olarak Farsça eserlerin Türkçe tercümelerinden zaman içinde geniş bir literatür meydana gelmiş ve bu, divan şairinin asırlar boyunca beslendiği mühim bir kaynağı teşkil etmiştir. Giriş ve üç ana bölümden müteşekkil olan "Ferîdüddîn-i Attâr'ın Tamâmî-i Esâmî Adlı Eserinin Türkçe Tercümeleri (İnceleme-Metin-Sözlük-Dizin) adlı çalışmamızın giriş bölümünde tez hakkında bazı umumi bilgiler aktarıldıktan sonra klasik dönem Türk edebiyatında Attâr tercümeleriyle alakalı genel bilgiler verilmiş; birinci bölümde Tamâmî-i Esâmî adlı eser tanıtılmış ve içerik bakımından Türkçe tercümeleriyle mukayese edilmiş; ikinci bölümde Tamâmî-i Esâmî'nin "Reşâdü'l-Meâd, Miftâhu'l-Ebrâr u Misbâhu'l-Envâr, Istılâhât-ı Mesnevî, Miftâhu'l-Esrâr u Misbâhu'l-Envâr" gibi farklı adları olan Türkçe tercümeleri incelenmiş; üçüncü bölümde tercümelerin nüsha tavsifi yapılmış ve tenkitli metni verilmiş; son olarak da eserde şerh edilen tasavvufi kavramların Tamâmî-i Esâmî'de yer alan kelime şerhlerinden hareketle lügatı hazırlanmış ve bu kavramları kapsayan bir dizin eklenmiştir.

Ömer Faruk Bilgin
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
20
DoctorateOpen AccessTR

Damgalama kuramı bağlamında Türk romanı (1872- 1901)

"Damgalama Kuramı Bağlamında Türk Romanı (1872- 1901)" başlıklı çalışma, söz konusu romanları odağa alarak sosyolojik bir perspektifle ve karşılaştırmalı bir değerlendirme ile yorumlama imkânı sunmaktadır. Çalışma, Tanzimat'tan sonra, toplumun geleneksel bağlarının zayıfladığı ve modernleşme teşebbüslerinin çok yoğun hissedildiği bir dönemi kapsamaktadır. Toplumsal kod ve normların yeniden şekillendiği bu devirde; siyasi ve sosyal alanda aydınlar kurucu aktör olma mücadelesi verirken kurgu düzleminde ise anlatıcı yazar, tasavvur ettiği ideal yaşam tarzını ve insan tipini edebî metinlere yansıtma amacı taşır. Dolayısıyla dönem romanlarında, ahlaki değerler ve sosyal kaidelere göre toplumda kabul görüp onaylananlar ve reddedilip dışlananlar olmak üzere keskin bir ayrım görülür. Bu ayrım kurgusal metinlerde, söylem, tasvir, dil ve üslup aracılığıyla sürdürülür. Yani geleneksel toplumun ahlaki kaidelerinin ve normlarının belirlediği şablonlara uygunluk gösterenler, iyimser ve hoş görülü söylemlerle ele alınırken; bu şablonlara aykırı olanlara ise ön yargıyla yaklaşılır ve onlar damgalayıcı bir yaklaşımla kurguya taşınırlar. Toplumda ben ve öteki karşıtlığının nasıl yansıtıldığı ve ötekiler damgalanırken hangi ideolojiye, bakış açısına yaslanıldığının tespiti, bu çalışmanın temel konusu ve problemidir. Ayrıca çalışmada; edebî metinlerde damgalamanın anlatıcı yazar tarafından mı, roman kişileri aracılığıyla mı yoksa karakterlerin kendileri tarafından mı gerçekleştirildiğinin tespiti de yapılmaya çalışılmıştır. Bireyin diyalojik yapısının görmezden gelinmesi olarak da okunabilecek olan damgalamanın, roman değerlendirmelerinde yoğun etkisi gözlemlenmiştir. İki ana bölümden oluşan bu çalışmada; sosyal, sınıfsal, davranışsal ve görsel olarak toplumsal kabullerden geçemeyen bireylerin ezberlerle, kalıp yargılarla, genellemelerle ve ayrımcı tutumlarla nasıl damgalandıkları ve gözden düşürüldükleri gösterilmeye çalışılmıştır. Toplumsal normlara aykırı oldukları için toplumdan yalıtılanların, damgalanmalarına vesile olan özellikleriyle nasıl baş ettikleri, bu özelliklerini örtmek ya da kamufle etmek için nasıl bir çaba verdiklerinin tespiti amaçlanmıştır. Ayrıca toplumda damgalanan bireylerin, damgalarını nasıl telafiye çalıştıkları da edebî metinler odağında ele alınmıştır.

Türk edebiyatı
Buşra Ataker Güneş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
10
DoctorateOpen AccessTR

Türk romanında ideoloji-tasvir ilişkisinin karakter kurgusuna etkisi (1920-1970)

Edebiyat ideolojik bir amaca, kimliğe büründüğü zaman bunun edebiyatın bütün türlerine az veya çok yansımaları olmaktadır. Şüphesiz ki önemli bir edebî tür olan roman da ideolojik amaç ve kimlikten payını almaktadır. Bu durumda romanın temel unsurlarından biri olan tasvirin, ideolojiden bağımsız kalması düşünülemez. Tasvir, ideolojik bir kimliğe büründüğü zaman ister istemez kişi, mekân, kıyafet, beden, etnik kimlik gibi unsurlara bakış da farklı olmakta hatta çoğu zaman keskin/mutlak karşıtlıklara yaslanmaktadır. Ortaya çıkan tasvirler ise genellikle bu mutlak karşıtlığa uygun olarak sempati-antipati paradoksunda nerdeyse siyah veya beyaz tasvirler olmaktadır. Çünkü ideolojik zemin üzerine inşa edilen merkez bakışın ben/biz ve ötekilere bakışı, onları sunuşu, anılan karşıtlık zemini dolayısıyla oldukça farklı olmaktadır. Bu da beraberinde genellikle yazarın zihninin, ideolojik bakışının ürünü tek renkli, tek boyutlu, bazı sınırlara dayalı tasvirleri getirmektedir. Neticede bu noktada ortaya konan ben/biz veya öteki, iki tarafa ait unsurlar, kendi kimliklerinden ziyade yazarın onlara giydirdiği kimlikle varlık bulmaktadır. Çalışmanın temel konusu ve problemi budur. Bu yüzden çalışmada Türk romanı (1920-1970) bağlamında ideoloji-tasvir ilişkisi incelemeye konu edilmektedir. Çalışmanın ilk iki bölümünde ideoloji ve edebiyat, ideoloji ve tasvir ilişkisi, ideolojik tasvirin arka planı ortaya konmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise ideolojinin, ben/biz ve öteki bağlamında, özellikle karakterler ve karakterlerle ilişkili unsurlarda tasviri nasıl şekillendirdiği, etkilediği, ideolojik bir kimliğe büründürdüğü örnek romanlar üzerinden gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu örnek romanların seçimi, farklı ideolojiler göz önüne alınarak gerçekleştirilmiştir. Çünkü her ideoloji tasviri, kendi inanç ve düşünce zemine göre şekillendirmektedir. Bu yüzden çalışmada, sadece bir ideolojinin değil, farklı ideolojilerin etkisindeki romanlara odaklanılmakta ve bu romanlardan örnekler getirilmektedir. Anahtar kelimeler: Türk romanı, ideoloji, tasvir, karakter, öteki

Cumhuriyet ideolojisiEgemen ideolojiKemalizm+7
Mehmet Öz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
10
DoctorateOpen AccessTR

Çok faktörlü finansal varlık fiyatlama modellerinin katılım endeksleri üzerine test edilmesi

Finansal piyasalarda, hisse senedi getirilerini etkileyen faktörler her dönem ilgi görmüştür. Son dönemlerde özellikle çok faktörlü finansal varlık fiyatlama modellerinin geliştirilmesiyle bu ilgi daha da artmıştır. Bu çalışmada çok faktörlü finansal varlık fiyatlama modellerinin Katılım 30 endeksi özelinde test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla literatürde yaygın olarak kullanılan beş model test edilmiştir. Bu modeller, Zamanlararası Varlık Fiyatlama Modeli (ZVFM), Fama-French Üç Faktör Modeli (FF3F), Carhart Dört Faktör Modeli, Fama-French Beş Faktör Modeli (FF5F) ve Q-Faktör modelidir. Çalışmanın odak noktalarından biri de hangi modelin Katılım 30 endeksinin hisse senedi getirilerini açıklamada en iyi performansa sahip olduğunun tespit edilmesidir. Çalışmada, Katılım 30 endeksinde yer alan ve kesintisiz verilerine ulaşılabilen 18 firmanın 2011-2023 dönemi arasındaki mali tablolarından elde edilen çeyrek dönemlik verileri kullanılmıştır. Çalışmada, modellere ait değişkenler hesaplanma yöntemlerine uygun bir biçimde hazırlanarak analize uygun hale getirilmiştir. Veriler, Eviews 10 paket programı kullanılarak ARDL Sınır Testi ile analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, modeller içerisinde Katılım 30 endeksi açısından hisse senedi getirilerini en iyi açıklayan modelin FF3F modeli olduğu kanısına varılmıştır. Modelde yer alan RMRKT (Pazar getirisi), SMB (Büyüklük) ve HML (Defter Değeri/Piyasa Değeri) faktörlerinin hepsinin istatistiki açıdan anlamlı olduğu ve katsayılarının da teoriyle uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca Carhart Dört Faktör ve Q-Faktör modellerinin sonuçlarına bakıldığında istatistiki açıdan anlamlı ve katsayıları teoriyle uyumlu olan faktörlerin olduğu görülmüştür. Söz konusu iki modelin de Katılım 30 endeksinde uygulanabilir olduğu düşünülmektedir. Ayrıca ZVFM ve FF5F modellerinin de analiz sonuçlarına göre Katılım 30 endeksinde uygulanabilir oldukları söylenebilmektedir.

Ahmet Öner
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1960 darbesi, 1980 darbesi ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye ekonomisi

Türkiye Cumhuriyeti çok partili hayata geçip demokratikleştikten sonra sık aralıklarla askeri müdahale ile karşılaşmıştır. 1960 Darbesinden başlayıp, 15 Temmuz darbe girişimine kadar birçok müdahale yaşanmış ve bununla birlikte siyasi istikrarsızlığın olması Türkiye ekonomisinin uzun soluklu programlar izlemesine engel olmuş, ekonomik sorunlar ve krizler tekrarlayan bir hal almıştır. Planlı bir şekilde yapılan ve askerlerin kışlalardan çıkıp gerçekleştirdiği darbelerden olan 1960 Darbesi ve 1980 Darbelerinden sonra hükümet düşürülmüş, sistem değişikliği yapılmış ve uygulanan ekonomi politikaları değiştirilmiştir. Türkiye ekonomisinin performansı üzerinde ekonomi politikalarından ziyade siyasi kararlar, terör eylemleri, askeri kurumların siyasete ilişkin kararları da etkili olmuştur. Bu darbelerle aynı şekilde yapılmaya çalışılan fakat istenildiği şekilde sonuçlandırılamayan, halkın desteğiyle bastırılan 15 Temmuz darbe girişiminin ekonomide diğer darbeler gibi herhangi bir etki yaratıp yaratmadığının makroekonomik göstergelerle incelemesi yapılmıştır. Ekonomideki kötü gidişatın ve kriz ortamının varlığından yola çıkılarak meşrulaştırılmaya çalışılan darbelerin, gerçekleştirildikten sonra ekonomide uzun vadeli iyileşme göstermediği varsayımıyla oluşturulan bu çalışma literatür taraması yöntemiyle hazırlanmıştır.

Serap Ekici
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
10
DoctorateOpen AccessTR

Tanzimat'tan I. Dünya Savaşı'na (1839-1918) Türk muhasebe sisteminde batılılaşma süreci

Muhasebe kullanımı, insanoğlunun yerleşik hayata geçip topluluklar halinde yaşamaya başladığı ilk dönemlere dayanmaktadır. Muhasebenin tarihi gelişimine bakıldığında, tarihin en eski dönemlerine kadar gittiğini görmek mümkündür. Kaynaklarda, muhasebeye ait ilk bulgulara Mezopotamya bölgesinde rastlanıldığı ifade edilmiştir. Ekonomik hayatın önemli bir parçası haline gelen muhasebe, ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlı olarak kullanım yöntem ve teknikleri açısından önemli derecede gelişim göstererek günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde kullanılan çift yanlı kayıt yöntemi, 15. Yüzyılda Luca Pacioli tarafından geliştirilerek daha sistemli bir nitelik kazanmıştır. Bu yöntemden önce gelir gider gibi muhasebe kayıtları tek taraflı olarak defterlere kaydediliyordu. Uluslararası ticaretin gelişmesi ile ekonomik çeşitliliğin artması ve yeni işlem çeşitlerinin ortaya çıkması, muhasebe işlemlerinin sayısının artmasına ve karmaşık bir hale gelmesine neden oldu. Çift yanlı kayıt yönteminde muhasebe kayıtları çift yönlü olarak yapıldığından, muhasebe sonuçlarının birbirini kontrol etme imkânı ortaya çıktı. Böylece muhasebe kayıtlarındaki hataların sayısı en az düzeye indirilmiş oldu. Bu çalışmada; Tanzimat'tan sonra Osmanlı Devleti'nde muhasebe alanındaki gelişmelerin mali ve ekonomik gelişmelerle olan ilişkisi incelenmiş ve muhasebe uygulama ve yöntemlerindeki gelişmelerin mali ve ekonomik yapıya etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümde, kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti'nin benimsemiş olduğu ekonomi anlayışı ve bu anlayış çerçevesinde oluşan kurumsal yapı incelenmiştir. İkinci bölümde çalışmanın esas inceleme alanı olan Tanzimat'tan sonraki süreci hazırlayan ekonomik, siyasi, hukuki ve mali gelişmeler ve kurumsal yapılar incelenmiştir. Üçüncü bölümünde ise Tanzimat sonrası muhasebe alanında yaşanan gelişmeler ele alınmış ve çift yanlı kayıt yönteminin ekonomik yapıyla ilişkisi ve Osmanlı ekonomisine katkıları incelenmiştir.

Taha Taştan
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
10