
2,388
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Ferîd Vecdî'nin çağdaş fikir akımlarına yaklaşımı
Bu çalışma Materyalizm, Pozitivizm, Darwinizm ve Feminizm gibi günümüz fikir akımlarının Ferîd Vecdî nazarında nasıl ele alındığı ve onun bu akımlar karşısındaki yaklaşımı ile ilintilidir. Araştırma konusunun tercihi noktasında bu akımların Müslüman kimliğini yakından ilgilendirmesi ve inançlar üzerinde etkili olması etkili olmuştur. Vecdî'nin araştırma boyunca kullandığı argümanların büyük çoğunluğu dini metinlerden ziyade bilim, akıl ve felsefenin ilkelerinden oluşmaktadır. Bu fikir akımlarının öne sürdükleri fikirler ve hipotezler zaman zaman birbirine benzerlik gösterebilmektedir. Ancak akımların konu ve yöntem bağlamında birbirinden ayrılması her başlığı kendi içinde değerlendirmeyi zorunlu kılmıştır. Birinci bölümde genel olarak materyalizm özel olarak günümüz materyalizmi incelenmiştir. Günümüz materyalizminin madde ve kuvvet hakkındaki tezleri bilim insanlarının yaklaşımlarıyla eleştirilmiştir. İkinci bölümünde pozitivizmin bilgi anlayışı bilim insanlarının yaklaşımlarıyla tartışılmış ve bilimin sabit bir yapı benimsememesi deney ve gözlemin yanı sıra duyular ve aklın yetersiz oluşu tartışılmıştır. Üçüncü bölümde Darwinizm ve esasları incelenmiş ve evrimin uzun bir zaman gerektirmesi eleştirilmiştir. Kalıtım ve körelmiş organlar teorisi ise Vecdî tarafından ilahî ilham ve takdir bağlamında değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise kadın cinsini yakından ilgilendiren feminizmin eşitlik, özgürlük iddiaları üzerinde durulmuş ve kadının toplumun inşası noktasında annelik vazifesi ön planda tutulmuştur.
XXI. yüzyıl Türk dünyasında ortak teşkilatlar
Millet, ortak bir geçmişe sahip olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğu olarak manevi bir ilkeye, bir ruha dayalıdır. Millet olmak ortak bir geçmişten gelen tarihi sahiplenmektir. Bir milleti millet yapan öge, birlikte yaşama arzusunun tüm bireylerde var olmasıdır. Millet kavramı devamlılık ve ebedîlik düşünü ifade eder. Bu bakımdan da millet, manevi bir varlığın karşılığıdır. Bir milleti teşkil eden toplulukların amacı diğer milletlere karşı ortak menfaatlerini korumak, inanışlarını, hayat tarzlarını ve iradelerini devam ettirmektir. Halk ise belli bir zaman diliminde, belli bir yerde yaşayan insan topluluğudur. Halk kavramında devamlılık yoktur. Milletler politik bir örgütlenme sonucunda iradesini ortaya koymaya başlamasıyla devlet şeklini alır. Devlet bir milletin bir toprak parçası üzerinde politik bir örgütlenme sonucu ortaya çıkan kişiliğidir. Mazisi kırk asrı aşan Türkler ise ortaya çıktıkları dönemden beri millet olma bilincine sahip olmuş ve dünyanın neredeyse tamamına yayılarak diğer halkları da kendi bünyelerinde barındırıp devlet olabilme şuuruna erişmişlerdir. Türk milleti aynı anda farklı coğrafyalarda devlet kurabilmiş ve kendi medeniyetlerini devam ettirmişlerdir. Türkler millet olma duygularını muhafaza ederek teşkilatlandıkları dönemlerde dünya tarihine yön verebilmiş lakin bu duygudan uzaklaştıklarında ise benliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. XIX. yüzyıl sonlarına doğru birlikteliklerinden uzaklaşan Türk dünyası, XX. yüzyıl başlarında donanımlı liderlerin ortaya çıkmasıyla tekrar bu düşünceye sarılmaya başlamışlardır. Verilen mücadeleler XX. yüzyıl başlarında sonuç vermemiş olsa bile aynı yüzyılın sonlarında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını elde eden Türk devletlerinin ortaya çıkması, Türk Dünyasının kendi benliğine geri dönüş yapmasına olanak sağlamıştır. Türk devletleri mevcudiyetlerini sağladıkları gibi birliktelik oluşturmak adına çeşitli çalışmalara başlamıştır. XXI. yüzyıla gelindiğinde ise Türk dünyasında ortak hareket mekanizmaları geliştirebilmek adına çeşitli faaliyetlerin hız kesmeden devam ettiği görülmüştür. Bu çalışmada Türk Dünyasının ortaya koyduğu teşkilatlar ve organizasyonlar detaylarıyla ortaya koyulacaktır.
Kolu Açık Hacım Sultan Ocağı müzik pratiklerinin incelenmesi
Türk müzik kültürü içerisinde klasik Türk müziğinden halk müziğine, askeri müzikten tasavvuf müziğine kadar farklı form ve türde zengin bir müzik geleneği vardır. Bu gelenekler içerisinde inançsal boyutuyla Alevi Bektaşi müzik pratikleri farklı bir yere ve özel bir konuma sahiptir. Zira Alevi/Bektaşi ayinleri müzik eşliğinde yapılmaktadır. Özellikle cem törenlerinde bağlama ve müziğin önemli bir rolü vardır. Cem törenlerinde icra edilen deyiş ve tevhidler Alevi/Bektaşi kültürünün kuşaktan kuşağa aktarmada ve geleneğin yeniden yaratımını sağlamada önemli bir yer tutmaktadır. Bu anlamda Dede ve Zakirlerin önemli bir rolü bulunmaktadır. Her yöre ve bölgede her ne kadar coğrafi ve kültürel farklılıklar olsa da cem törenlerinde büyük oranda birliktelik sağlanmıştır. Buna karşılık bazı Alevi/Bektaşi ocaklarında ki müzik pratiklerinde farklılıklar da bulunmaktadır. Örneğin Kolu Açık Hacım Sultan ocağında başka hiçbir ocakta örneği bulunmayan cem ayini sırasında alkış ile eşlik etme geleneği bulunmaktadır. Alkışla eşlik etme geleneği gelişi güzel olmamakla birlikte nerelerde alkış eşliği yapılacağı yazılı olmayan bir kuralla günümüze kadar sürdürülmüştür. Bu araştırmada Alevi/Bektaşi inancı genelinde kolu açık hacım sultan ocağının müzik pratiklikleri incelenmiş, diğer Alevi/Bektaşi ocaklarından ne gibi farklılıkların olduğu araştırılmış ve hem eski hem yeni cem ayini törenleri irdelenmiştir. Araştırmada durum tespiti yapmak için gözleme dayalı betimlemelere yer verilmiştir. Ayrıca cem törenlerinde icra edilen deyiş ve tevhidler okunduğu gibi notaya alınmış müziksel analiz yöntemleriyle ritmik ve melodik yapıları ortaya konulmuştur. Bunun yanında kişisel görüşmelerle araştırmanın geçerlilik ve güvenirlik bakımından desteklenmesi sağlanmıştır.
Søren Aabye Kierkegaard'da varoluş ve kendilik'te tekrar kavramının rolü
Felsefede varoluşçuluk denince akla gelen ilk isim Danimarkalı filozof Søren Aabye Kierkegaard ve onun birey temelli felsefe anlayışıdır. Birçok düşünür tarafından varoluşçu felsefenin çıkış noktası olarak da kabul edilen Kierkegaard'ın felsefi terminolojiye kazandırdığı korku, kaygı, umutsuzluk, seçim, tutku ve absürt gibi kavramlar daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan varoluş filozoflarının da sıklıkla üzerinde durduğu kavramlar olmuştur. Kierkegaard'ın felsefi literatüre kazandırdığı bir diğer kavram ise tekrardır. Bu kavram varoluşun gerçekliğini bize anlatmaktadır. Kierkegaard'ın modern felsefeye kattığı tekrar kavramını anlayabilmek içinse Antik Yunan düşünürlerinin üzerinde durdukları oluş ve hareket problemine bakmak gerekmektedir. Antik Yunan'da varlığın hareketine dair Parmenides, Herakleitos gibi isimlerin görüşleri mevcuttur. Parmenides, varlıkta herhangi bir hareketin, değişmenin olmadığını savunurken Herakleitos, Parmenides'in aksine varlığın oluş içerisinde bir harekete tâbi olduğunu düşünür. Bu iki düşünürden sonra gelen Platon ise her iki fikri aynı potada eritme çabası içerisinde olmuştur. Platon bu noktada anamnesis(hatırlama) teorisi ile varlığı, ideaları açıklama girişiminde bulunur. İşte Kierkegaard tam da bu noktada hatırlama ve tekrarın aynı hareketler olduğunu söyler. Ama bir farkla; hatırlama geriye doğru bir hareket iken tekrar daima ileriye doğru gerçekleşen varoluşsal bir harekettir. Çalışmamızın birinci bölümünde Antik Yunan'da hareketin Parmenides, Herakleitos, Platon ve Aristoteles tarafından nasıl ele alındığı üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde Kierkegaard için tekrar kavramının ne anlama geldiği ve bireysel varoluş için ne ifade ettiği anlatılmaya çalışılacaktır. Üçüncü ve son bölümde ise tekrar kavramı ekseninde bireyin kendiliğini nasıl inşa ettiği üzerinde durulacaktır. Çalışmamız Kierkegaard'ın modern felsefeye kazandırdığı tekrar kavramını anlamayı ve tekrar kavramının varoluş ve kendilik için nasıl bir role sahip olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
İhsan Oktay Anar'ın eserlerinde kötülük
Kötülük, tarih boyunca birçok düşünür ve araştırmacının üzerinde durduğu karmaşık bir kavramdır. İnsanlar, kötülüğün ne olduğu ve kaynağının ne olabileceği konusunda çeşitli teoriler geliştirmiştir. Kötülük, tek başına insan eylemlerini sınıflandırmakta yetersiz kalmış ve bu nedenle farklı kategorilere ayrılarak incelenmiştir. Kötülük, insan doğasının ve toplumsal dinamiklerin merkezinde yer almış, birçok sanat alanında işlenmiştir. Edebiyatta da sıkça işlenen bu tema, estetik bir boyut kazanmış, dini ve mitolojik anlatılarda iyi ile kötünün mücadelesi olarak yansıtılmıştır. Edebiyatımızda da özellikle günümüz yazarları arasında kötülüğün işlenişi çeşitli şekillerde görülmektedir. Edebiyat dünyasında, özellikle günümüz yazarlarından İhsan Oktay Anar, eserlerinde kötülüğü hem karakterler düzleminde hem de sembolik düzeyde işleyerek bu kavrama farklı bir perspektif sunmaktadır. Anar'ın romanlarında kötülük, bazen bireylerin içsel çatışmalarında, bazen de toplumsal yapının eleştirisinde kendini göstermektedir. Bu bağlamda, İhsan Oktay Anar'ın eserleri, kötülüğün edebî bir motif olarak nasıl kullanıldığını ve bu kavramın edebiyatta nasıl bir işlev üstlendiğini anlamak için önemli bir kaynaktır.
Thomas Lıckona ve karakter eğitimi yaklaşımı
Bu çalışma karakter eğitiminin kavramsal boyutunu bir örnek üzerinden incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaç çerçevesinde Amerika merkezli düşünce paradigmasının önemli temsilcilerinden biri olan Thomas Lickona'nın düşüncelerini ve eserlerini merkeze almıştır. Lickona'nın karakter gelişimine ve eğitimine dair görüşleri de kendi çalışmalarından hareketle ortaya konmuştur. Çalışma nitel araştırma desenlerinden, durum analiz ve doküman inceleme yöntemleri kullanılarak oluşturulmuştur. Bu doğrultuda Thomas Lickona'nın eserleri merkezinde yardımcı kaynaklar da ele alınarak doküman incelemesi yapılıp durum analiz yöntemi ile olguların ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda düşünürün karakter eğitimine dair geliştirdiği görüşler ortaya konmuştur. Özellikle kolektif bakış açısı ile karakter eğitiminde toplumun tüm kesimlerine düşen görevler aktarılmıştır. Bununla birlikte teorik, pratik ve dini yansımasında oluşabilecek sorunlara da yer verilerek eleştirel bakış açısı geliştirilmiştir. Sonuç olarak Lickona'nın karakter eğitimine dair görüşleri bütüncül bir şekilde ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Karakter Eğitimi, Karakter, Okul, Thomas Lickona.
Malatya'da tarım ve hayvancılığın ekonomiye katkısı
Malatya, tarım ve hayvancılık alanında çevre illere göre yüksek verim elde edilen bir il olarak dikkat çekmektedir. Bu başarının arkasında, Malatya'nın özgün yer şekilleri ve iklim özellikleri yatmaktadır. Bu özellikler, ilde çeşitli tarım ürünlerinin yetişmesini mümkün kılmaktadır. Malatya'nın en bilinen tarımsal ürünü kayısıdır. Kayısı yetiştiriciliği konusunda il, Türkiye'nin yaş kayısı üretiminin yarısını ve kuru kayısı üretiminin %80-85'ini karşılamaktadır. Ayrıca, dünya genelindeki yaş kayısı üretiminin %6'sı ve kuru kayısı üretiminin %50-55'i Malatya'da üretilmektedir. Bu veriler, Malatya'yı dünya kayısı sektöründe önemli bir oyuncu yapmaktadır. Hayvancılık sektöründe ise Malatya, bölgedeki diğer illerle karşılaştırıldığında yüksek bir potansiyele sahip olsa da, bu potansiyelin etkin bir şekilde değerlendirilmesi konusunda zorluklar yaşamaktadır. Özellikle küçükbaş hayvancılık alanında üretim miktarı oldukça düşüktür. Ancak, Malatya'daki tavuk üretim çiftlikleri, ilin kanatlı hayvan üretiminde öne çıkmasını sağlamıştır. Malatya'daki tarım ve hayvancılık faaliyetleri, mevcut bazı sorunlara rağmen sürdürülmektedir. Bu üretimlerin ihracatında kurumsallaşmaya gidilmesi ve pazarlama faaliyetlerinin daha etkili hale getirilmesi, hem Malatya hem de ülke ekonomisi için faydalı olabilir.
Kurumsal iletişim birimlerinin kamusal hizmetlerin etkinliğini ve kurumsal itibarı artırmadaki önemi: İnönü Üniversitesi örneği
Kurum ve kuruluşlar kendi ürün ve hizmetlerini çeşitli iletişim araçlarını kullanarak hedef kitlelerine duyurma amacı taşımaktadırlar. Günümüz koşullarında birden çok kurum tarafından benzer ürün ve hizmetlerin sunuluyor olması tüketici tarafında bir tercih yapma zorunluluğu doğurmaktadır. Böyle bir durumda kurumlar, kurumsal iletişim çalışmalarının tek başına yeterli olmadığını; hedef kitlelerinin nezdinde diğerlerinden farklı bir yerde konumlanmak amacıyla kurumsal itibar anlamında da birtakım çalışmaların yapılmasının elzem olduğunu anlamışlardır. Birçok bilimsel çalışmaya konu olan kurumsal iletişim ve kurumsal itibar kavramları, farklı bakış açıları ve farklı başlıklar altında incelenmiştir. Yapılmış olan bu çalışmada ise bir kamu kurumu olan İnönü Üniversitesi Kurumsal İletişim Biriminin çalışmalarının kurumsal itibarı ve kamusal hizmetlerin etkinliğini artırmadaki rolü üzerinde durulmuştur. Nitekim Kurumsal İletişim Biriminin kamusal etkinliği ve kurumsal itibarı artırma hususundaki çabalarını artırması gerektiği kanısına varılmıştır.
Adıyaman yöresinde gazel olarak isimlendirilen eserlere yönelik bir inceleme
Adıyaman yöresi, Türk halk müziğinde kendine özgü karakteristik özellikler taşıyan önemli bölgelerden biridir. Yörede birçok tür ve biçimde Türk halk müziği örneğine rastlamak mümkündür. Uzun havalar içerisinde yer alan ve yörede gazel olarak adlandırılan tür de bu örneklerden biridir. Adıyaman yöresinde icra edilen gazelin, yörede önde gelen mahalli sanatçılar tarafından seslendirildiği ve önemli sanatsal özelliklere sahip olduğu görülmektedir. Araştırma, zengin kültürel birikime sahip olan Adıyaman yöresinin var olan gazel icra ortamlarını, gazel icrasında kullanılan eşlik çalgılarını, gazel icracılarının hayatlarını ve söyledikleri gazelleri müzikal açıdan derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma durum tespiti niteliğinde olup, araştırmanın evrenini Türkiye genelinde icra edilen gazel türü, örneklemini ise Adıyaman yöresinde icra edilen gazel türü oluşturmaktadır. Araştırma betimsel bir özelliğe sahip olup konuya yönelik veriler kaynak taraması ve kişisel görüşme yöntemleri ile elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarından birkaçı sıralanacak olursa; Adıyaman yöresinde icra edilen gazellerin genellikle evlerde ve harfane gecelerinde seslendirildiği, gazel icrasında eşlik çalgısı olarak keman, cümbüş ve bağlamanın kullanıldığı ve bazı gazel örneklerinde yöreye ait isimlendirilmeyen yeni bir makam dizisinin kullanıldığı tespit edilenlerden bazılarıdır. Ayrıca, gazel icralarında tek nefeste birçok nota değerini kapsayan uzun süreli icra şeklinin yaygın olduğu ve sözlerinin genellikle günümüz Türkçesine yakın olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda yörede icra edilen gazel türünün genel özellikleri ile bilinen Türk halk müziği gazel türünün genel özellikleri arasında birtakım farklılıkların olduğunu söylemek mümkündür.
Türkiye'de futbolun toplumsal ayrışma kaynağına dönüşümü
Kamuoyunda genellikle sporun kardeşlik, dayanışma ve bütünleştirici rolüne vurgu yapılmaktadır. Oysa hemen her spor dalının birey ve toplum için bu tür olumlu etkilerinin yanında ayrıştırıcı ve ötekileştirici etkisi de bulunmaktadır. Sporcular, çoğu zaman seyirciler veya spora bir şekilde ilgi duyan kitleler ırk, etnik köken, sınıf, ulus, din, mekân vb. farklılığından dolayı biz ve öteki ilişkisi içerisine girmektedir. Başta futbol olmak üzere kitleleri peşinden sürükleyen birçok spor dalı ekonomik yönden büyük bir endüstriye dönüştüğü gibi siyasal alana meşruiyet sağlayan etkili bir araç haline gelmiştir. Bu kapsamda spor fiziksel bir aktivite olmanın çok ötesinde ekonomik, siyasi ve toplumsal alana dair birçok yansıması olan bir kaynağa dönüşmüştür. Futbol küresel ölçekte daha çok insanın takip ettiği, takip etmenin ötesinde insanların hayatında daha fazla yer bulan bir olgu haline gelmiştir. Futbolla ilgili alınan kararlar, yapılan eylemler, kullanılan ifadeler ve semboller farklı düzeylerde toplumsal ayrışma kaynağı ve aracı olmuştur. Ancak farklı aktör ve araçların araya girmesiyle gerçekliğin ötesinde, üretilen algı üzerinden futbol etkili bir toplumsal ayrışma kaynağına dönüşmüştür. Futbolun toplumsal ayrışma üzerindeki etkisinin artmasında ekonomik ve siyasal aktörler ile medya organları önemli bir rol üstlenmiştir. İnsanlar, topluluklar ve ülkeler arasında önemli bir etkileşim aracına dönüşen futbol dünyasındaki kültürel, tarihsel ve siyasal söylem, eylem ve sembollere gereğinden fazla değer atfedilebilmektedir. Gereğinden fazla değer atfetmede kitlelerin futbola olan ilgisinin büyük bir payı bulunmaktadır. Gereğinden fazla değer atfedilen söylem, eylem ve semboller çoğu zaman toplumsal ayrışmanın ortaya çıkmasına, yaygınlaşmasına ve yeniden üretilmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu çalışmada, popüler bir spor dalı olan futbolun toplumsal ayrışma süreçlerinde hangi unsurlar üzerinden ne tür etkiler yaptığı farklı yönleriyle ele alınmaktadır. Tarihsel betimleme yönteminin kullanıldığı nitel bir çalışma olan bu tezde doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır. Yazılı belge ve metinler ile diğer dokümanların detaylı analizi üzerinden futbolun toplumsal ayrışma üzerindeki etkisi belirlenmektedir. Çalışmanın sonuçları, futbolun toplumsal dinamikler üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına ve toplumsal ayrışma süreçlerinin derinlemesine incelenmesine imkân sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Spor, Futbol, Siyaset, Toplumsal Ayrışma