
2.386
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Türk edebiyatında musammatlar (Bentlerden oluşan nazım biçimleri)
Musammat, her bendi en az üç mısradan müteşekkil nazım birimlerinin ortak adıdır. Bu çalışmada klasik Türk edebiyatında yazılan musammatlar incelendi. Bir nazım şeklinin tesmiyesi için gerekli olan en az üç bent kaidesiyle hareket edildi. Fakat tasmitlerin (zemin zamime ilişkisi olan nazım şekilleri terbi, tahmis, tesdis, tesbi, tesmin, tetsi, ta'şir… için) üçten az bentli olanları da değerlendirmeye dâhil edildi. Zira bu nazım şekillerinde şiirin kaç mısraya tamamlandığı esası, kabul edildi. Taştir, Terkib-bend ve Terci-bendi "Mısra Sayısı Değişen Musammatlar" başlığı altında ele alındı. Her ana başlık beş alt başlık altında değerlendirildi. Daha önce çalışılmış olan murabba, muhammes ve müseddes çalışmada detaya girilmeden bu nazım şekillerinin kısa değerlendirmeleri yapılıp genel dökümleri verilmekle yetinildi. Bu çalışmada, ulaşılabilen bütün divanlarda yer alan musammatlar tespit edilerek nazım şekilleri, şairleri, sayıları bakımından yüzyıllara göre tasnif edildi, şekil ve muhteva özellikleri açısından incelendi. Türk Edebiyatında Musammatlar adlı çalışma ile elde edilen musammat nazım şekilleri 10 ana başlıkta (Üç Mısralık Musammatlar, Dört Mısralık Musammatlar, Beş Mısralık Musammatlar, Altı Mısralık Musammatlar, Yedi Mısralık Musammatlar, Sekiz Mısralık Musammatlar, Dokuz Mısralık Musammatlar, On Mısralık Musammatlar, Bentleri On Mısradan Uzun Gazel Tipi Musammatlar, Mısra Sayısı Değişen Musammatlar) ve bu başlıklara bağlı 30 alt başlıkta (Müselles, Teslis, Murabba, Terbi, Muhammes, Tahmis, Tardiye, Müseddes, Tesdis, Müsebba, Tesbi, Müsemmen, Tesmin, Mütessa, Tetsi, Muaşşer, Ta'şir, Onbirli, Onbirleme, Onikili, Onikileme, Onüçlü, Ondörtlü, Onbeşli, Onaltılı, Yirmili, Yirmiikili, Taştir, Terkib-Bend, Terci-bend) ele alındı. Bu başlıkların her biri de beş alt başlıkta değerlendirildi: Birinci başlık altında kafiye çeşitleri incelenerek örnekler verildi. Farklı kafiye düzeninde yazılmış dikkate şayan musammatlar nazarlara sunuldu. İkinci başlıkta musammatlarda kullanılan bütün vezinler tasnif edilip en çok kullanılan vezinler tespit edildi. Musammatlarda en çok tercih edilen vezinlerin şiir örneklerine çalışmada yer verildi. Üçüncü başlıkta musammatların bent sayısı tespit edildi. Bu başlık altında en az üç bendi olan manzumeler değerlendirmeye alındı. Fakat asgari bent sayısı olan üç bent mevzusu tasmitlerde dikkate alınmayıp bu musammatlarda tamamlandığı mısra sayısı esas alındı. Bent sayısına göre musammatlar tasnif edildi. En çok musammatın kaç mısralık bentler halinde yazıldığı tespit edildi. Dördüncü başlık altında konu tespit edildi. Musammatlarda konu tespit edilirken hâkim konu esası dikkate alındı. Zira klasik Türk edebiyatında bir şiirde birden fazla konu ele alınabiliyor. Özellikle kaside, terci-bende ve terkib-bend gibi uzun şiirlerde tevhid ile Münacaat, içtimaî mevzularda yazılan manzumelerde eleştiri ile nasihat iç içe girmiştir. Bundan dolayı konu tespit edilirken hâkim konu esası nazara alındı. Konular tasnif edildikten sonra örnekler ile desteklendi. Bunun yanında mersiye ve methiyelerin kime yazıldıkları da belirtildi. Beşinci başlık altında musammatlarda mahlasın kullanılıp kullunılmadığı tespit edildi. Mahlaslı olan ve mahlaslı olmayan musammatlar tespit edildi. Mahlas kulanmama sebepleri irdelendi. Bu beş ana başlık dışında; farklı özellikleri ile dikkat çeken musammatlar, her nazım şekli için en çok musammat yazan şair ve yazdığı musammat sayısı, zamimeli şiirlerde zemin olarak en çok tercih edilen şair, en çok tercih edilen şiir vb. hususlar tespit edilerek dikkatlere sunuldu. Her yüzyılda yazılan musammatların genel dökümü, bent sayıları ile beraber verildi. Musammatı bulunan divan şairlerinin isim, doğum ve ölüm tarihleri ile doğdukları yerler tablo halinde verildi. Bunun yanı sıra musammat sayısı, yüzyıllara göre grafikler şeklinde de gösterildi.
Dilbilimsel tefsir bağlamında Kur'ân'da i'râz ve ilişkili kelimelerin analizi
Bu çalışmada ʾiʿrāḍ kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm'deki kullanımları konu edilecektir. ʾİʿrāḍ, kelime kökü itibariyle yüz çevirmek anlamına gelmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de çeşitli bağlamlarda insan eylemi olarak kullanılmıştır. Öte yandan Kur'ân'da, yapısal olarak ʾiʿrāḍ ile aynı kökten olmamasına rağmen müfessirler tarafından ʾiʿrāḍ kelimesi ile tercüme edilen fiiller de bulunmaktadır. Oysa bu kelimelerin ifade ettiği farklı anlamlar olmalıdır. Dolayısıyla bu çalışmada ʾiʿrāḍ sözcüğünün genel anlamlarının yanı sıra mürâdifi olduğu varsayılan kelimeler ele alınacaktır. Çalışma için ʾiʿrāḍ kelimesinin seçilmesinde; müfessirlerin ilgili âyette zikredilen ʾiʿrāḍ kelimesine bazen farklı anlamlar yüklemesi, ilgili kelimenin kök anlamı göz ardı edilerek âyetin muhtevasına göre yaklaşık anlamlar verilmesi, kök anlam itibariyle ʾiʿrāḍ ile benzer olmamasına rağmen bazı sözcüklere ʾiʿrāḍ anlamı yüklenilmesi, Türkiye'deki akademik çalışmalarda bu konunun detaylı olarak incelenmemiş ve yeteri kadar çalışılmamış olması gibi sebepler etkili olmuştur. Çalışma, bir giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Girişte ʾiʿrāḍ sözcüğü hakkında semantik bir yöntem takip edilerek genel bilgiler verilecektir. Birinci bölümde ʾiʿrāḍ kelimesinin Kur'ân'daki anlamları irdelenecek, ikinci bölümde ise ʾiʿrāḍ sözcüğünün mürâdifi olduğu sanılan kelimelerin iʿrāḍ sözcüğü ile bağlantısı ya da farklılığı ortaya konmaya çalışılacaktır.
Kâdî İyâz'ın Meşâriku'l-envâr alâ sıhâhi'l-âsâr adlı eserinin incelenmesi
Yaklaşık 8 asır İslam medeniyetine ev sahipliği yapmış olan Endülüs, birçok hadis çalışmasının yapıldığı önemli ilim havzalarındandır. Kâdî İyâz'da (öl. 544-1149) bu medeniyette doğup büyüyen ve birçok alanda eser vermiş önemli âlimlerdendir. Hadis alanında önemli eserleri bulunan Kâdî İyâz'ın bu alanda öne çıkmış eserlerinden biri olan Meşâriku'l-envâr alâ sıhâhı'l-âsâr kendisinin hadis ilmindeki otoritesini ortaya koymuştur. Kendisi bu eserinde garîbu'l-hadîs ve zabtu'l-hadîs başta olmak üzere birçok konuyu ele almıştır. Bu çalışmada Kâdî İyâz'ın mezkûr eseri örneklerle tanıtılacaktır. Çalışmamız giriş kısmı hariç olarak 3 bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde Kâdî İyâz dönemi siyasi ahval hakkında kısa bilgilere değinilecektir. İlk bölümde Kâdî İyâz'ın hayatı, ilmi kişiliği, hocaları ve eserleri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde müellifin Meşârik'l-envâr alâ sıhâhı'l-âsâr adlı eseri hakkında tanıtıcı bilgiler; tasnif sistemi, eserin yazma nüshaları, yararlandığı kaynaklar ve Meşârik'l-envâr'ı üzerlerine yazmış olduğu Muvatta' ve Sahîhayn'ı dinlemiş olduğu hocalarla beraber icazetlerine yer verilmiştir. Bu çerçevede müellifin tasnif sisteminde benimsediği sıralama baz alınmıştır. Üçüncü bölümde eserde işlenen hadis mesâilleri belli başlıklar altında, eserden örnekler verilmek suretiyle işlenmiştir. Bunun yanında Muavatta' ve Sahîhayn'ın kendisine ulaşan farklı rivayetleri ile bu rivayetler arasındaki farklara değinmesi de bu başlık altında incelenen konulardandır.
Ferîd Vecdî'nin çağdaş fikir akımlarına yaklaşımı
Bu çalışma Materyalizm, Pozitivizm, Darwinizm ve Feminizm gibi günümüz fikir akımlarının Ferîd Vecdî nazarında nasıl ele alındığı ve onun bu akımlar karşısındaki yaklaşımı ile ilintilidir. Araştırma konusunun tercihi noktasında bu akımların Müslüman kimliğini yakından ilgilendirmesi ve inançlar üzerinde etkili olması etkili olmuştur. Vecdî'nin araştırma boyunca kullandığı argümanların büyük çoğunluğu dini metinlerden ziyade bilim, akıl ve felsefenin ilkelerinden oluşmaktadır. Bu fikir akımlarının öne sürdükleri fikirler ve hipotezler zaman zaman birbirine benzerlik gösterebilmektedir. Ancak akımların konu ve yöntem bağlamında birbirinden ayrılması her başlığı kendi içinde değerlendirmeyi zorunlu kılmıştır. Birinci bölümde genel olarak materyalizm özel olarak günümüz materyalizmi incelenmiştir. Günümüz materyalizminin madde ve kuvvet hakkındaki tezleri bilim insanlarının yaklaşımlarıyla eleştirilmiştir. İkinci bölümünde pozitivizmin bilgi anlayışı bilim insanlarının yaklaşımlarıyla tartışılmış ve bilimin sabit bir yapı benimsememesi deney ve gözlemin yanı sıra duyular ve aklın yetersiz oluşu tartışılmıştır. Üçüncü bölümde Darwinizm ve esasları incelenmiş ve evrimin uzun bir zaman gerektirmesi eleştirilmiştir. Kalıtım ve körelmiş organlar teorisi ise Vecdî tarafından ilahî ilham ve takdir bağlamında değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise kadın cinsini yakından ilgilendiren feminizmin eşitlik, özgürlük iddiaları üzerinde durulmuş ve kadının toplumun inşası noktasında annelik vazifesi ön planda tutulmuştur.
XXI. yüzyıl Türk dünyasında ortak teşkilatlar
Millet, ortak bir geçmişe sahip olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğu olarak manevi bir ilkeye, bir ruha dayalıdır. Millet olmak ortak bir geçmişten gelen tarihi sahiplenmektir. Bir milleti millet yapan öge, birlikte yaşama arzusunun tüm bireylerde var olmasıdır. Millet kavramı devamlılık ve ebedîlik düşünü ifade eder. Bu bakımdan da millet, manevi bir varlığın karşılığıdır. Bir milleti teşkil eden toplulukların amacı diğer milletlere karşı ortak menfaatlerini korumak, inanışlarını, hayat tarzlarını ve iradelerini devam ettirmektir. Halk ise belli bir zaman diliminde, belli bir yerde yaşayan insan topluluğudur. Halk kavramında devamlılık yoktur. Milletler politik bir örgütlenme sonucunda iradesini ortaya koymaya başlamasıyla devlet şeklini alır. Devlet bir milletin bir toprak parçası üzerinde politik bir örgütlenme sonucu ortaya çıkan kişiliğidir. Mazisi kırk asrı aşan Türkler ise ortaya çıktıkları dönemden beri millet olma bilincine sahip olmuş ve dünyanın neredeyse tamamına yayılarak diğer halkları da kendi bünyelerinde barındırıp devlet olabilme şuuruna erişmişlerdir. Türk milleti aynı anda farklı coğrafyalarda devlet kurabilmiş ve kendi medeniyetlerini devam ettirmişlerdir. Türkler millet olma duygularını muhafaza ederek teşkilatlandıkları dönemlerde dünya tarihine yön verebilmiş lakin bu duygudan uzaklaştıklarında ise benliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. XIX. yüzyıl sonlarına doğru birlikteliklerinden uzaklaşan Türk dünyası, XX. yüzyıl başlarında donanımlı liderlerin ortaya çıkmasıyla tekrar bu düşünceye sarılmaya başlamışlardır. Verilen mücadeleler XX. yüzyıl başlarında sonuç vermemiş olsa bile aynı yüzyılın sonlarında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını elde eden Türk devletlerinin ortaya çıkması, Türk Dünyasının kendi benliğine geri dönüş yapmasına olanak sağlamıştır. Türk devletleri mevcudiyetlerini sağladıkları gibi birliktelik oluşturmak adına çeşitli çalışmalara başlamıştır. XXI. yüzyıla gelindiğinde ise Türk dünyasında ortak hareket mekanizmaları geliştirebilmek adına çeşitli faaliyetlerin hız kesmeden devam ettiği görülmüştür. Bu çalışmada Türk Dünyasının ortaya koyduğu teşkilatlar ve organizasyonlar detaylarıyla ortaya koyulacaktır.
Kolu Açık Hacım Sultan Ocağı müzik pratiklerinin incelenmesi
Türk müzik kültürü içerisinde klasik Türk müziğinden halk müziğine, askeri müzikten tasavvuf müziğine kadar farklı form ve türde zengin bir müzik geleneği vardır. Bu gelenekler içerisinde inançsal boyutuyla Alevi Bektaşi müzik pratikleri farklı bir yere ve özel bir konuma sahiptir. Zira Alevi/Bektaşi ayinleri müzik eşliğinde yapılmaktadır. Özellikle cem törenlerinde bağlama ve müziğin önemli bir rolü vardır. Cem törenlerinde icra edilen deyiş ve tevhidler Alevi/Bektaşi kültürünün kuşaktan kuşağa aktarmada ve geleneğin yeniden yaratımını sağlamada önemli bir yer tutmaktadır. Bu anlamda Dede ve Zakirlerin önemli bir rolü bulunmaktadır. Her yöre ve bölgede her ne kadar coğrafi ve kültürel farklılıklar olsa da cem törenlerinde büyük oranda birliktelik sağlanmıştır. Buna karşılık bazı Alevi/Bektaşi ocaklarında ki müzik pratiklerinde farklılıklar da bulunmaktadır. Örneğin Kolu Açık Hacım Sultan ocağında başka hiçbir ocakta örneği bulunmayan cem ayini sırasında alkış ile eşlik etme geleneği bulunmaktadır. Alkışla eşlik etme geleneği gelişi güzel olmamakla birlikte nerelerde alkış eşliği yapılacağı yazılı olmayan bir kuralla günümüze kadar sürdürülmüştür. Bu araştırmada Alevi/Bektaşi inancı genelinde kolu açık hacım sultan ocağının müzik pratiklikleri incelenmiş, diğer Alevi/Bektaşi ocaklarından ne gibi farklılıkların olduğu araştırılmış ve hem eski hem yeni cem ayini törenleri irdelenmiştir. Araştırmada durum tespiti yapmak için gözleme dayalı betimlemelere yer verilmiştir. Ayrıca cem törenlerinde icra edilen deyiş ve tevhidler okunduğu gibi notaya alınmış müziksel analiz yöntemleriyle ritmik ve melodik yapıları ortaya konulmuştur. Bunun yanında kişisel görüşmelerle araştırmanın geçerlilik ve güvenirlik bakımından desteklenmesi sağlanmıştır.
Søren Aabye Kierkegaard'da varoluş ve kendilik'te tekrar kavramının rolü
Felsefede varoluşçuluk denince akla gelen ilk isim Danimarkalı filozof Søren Aabye Kierkegaard ve onun birey temelli felsefe anlayışıdır. Birçok düşünür tarafından varoluşçu felsefenin çıkış noktası olarak da kabul edilen Kierkegaard'ın felsefi terminolojiye kazandırdığı korku, kaygı, umutsuzluk, seçim, tutku ve absürt gibi kavramlar daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan varoluş filozoflarının da sıklıkla üzerinde durduğu kavramlar olmuştur. Kierkegaard'ın felsefi literatüre kazandırdığı bir diğer kavram ise tekrardır. Bu kavram varoluşun gerçekliğini bize anlatmaktadır. Kierkegaard'ın modern felsefeye kattığı tekrar kavramını anlayabilmek içinse Antik Yunan düşünürlerinin üzerinde durdukları oluş ve hareket problemine bakmak gerekmektedir. Antik Yunan'da varlığın hareketine dair Parmenides, Herakleitos gibi isimlerin görüşleri mevcuttur. Parmenides, varlıkta herhangi bir hareketin, değişmenin olmadığını savunurken Herakleitos, Parmenides'in aksine varlığın oluş içerisinde bir harekete tâbi olduğunu düşünür. Bu iki düşünürden sonra gelen Platon ise her iki fikri aynı potada eritme çabası içerisinde olmuştur. Platon bu noktada anamnesis(hatırlama) teorisi ile varlığı, ideaları açıklama girişiminde bulunur. İşte Kierkegaard tam da bu noktada hatırlama ve tekrarın aynı hareketler olduğunu söyler. Ama bir farkla; hatırlama geriye doğru bir hareket iken tekrar daima ileriye doğru gerçekleşen varoluşsal bir harekettir. Çalışmamızın birinci bölümünde Antik Yunan'da hareketin Parmenides, Herakleitos, Platon ve Aristoteles tarafından nasıl ele alındığı üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde Kierkegaard için tekrar kavramının ne anlama geldiği ve bireysel varoluş için ne ifade ettiği anlatılmaya çalışılacaktır. Üçüncü ve son bölümde ise tekrar kavramı ekseninde bireyin kendiliğini nasıl inşa ettiği üzerinde durulacaktır. Çalışmamız Kierkegaard'ın modern felsefeye kazandırdığı tekrar kavramını anlamayı ve tekrar kavramının varoluş ve kendilik için nasıl bir role sahip olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
İhsan Oktay Anar'ın eserlerinde kötülük
Kötülük, tarih boyunca birçok düşünür ve araştırmacının üzerinde durduğu karmaşık bir kavramdır. İnsanlar, kötülüğün ne olduğu ve kaynağının ne olabileceği konusunda çeşitli teoriler geliştirmiştir. Kötülük, tek başına insan eylemlerini sınıflandırmakta yetersiz kalmış ve bu nedenle farklı kategorilere ayrılarak incelenmiştir. Kötülük, insan doğasının ve toplumsal dinamiklerin merkezinde yer almış, birçok sanat alanında işlenmiştir. Edebiyatta da sıkça işlenen bu tema, estetik bir boyut kazanmış, dini ve mitolojik anlatılarda iyi ile kötünün mücadelesi olarak yansıtılmıştır. Edebiyatımızda da özellikle günümüz yazarları arasında kötülüğün işlenişi çeşitli şekillerde görülmektedir. Edebiyat dünyasında, özellikle günümüz yazarlarından İhsan Oktay Anar, eserlerinde kötülüğü hem karakterler düzleminde hem de sembolik düzeyde işleyerek bu kavrama farklı bir perspektif sunmaktadır. Anar'ın romanlarında kötülük, bazen bireylerin içsel çatışmalarında, bazen de toplumsal yapının eleştirisinde kendini göstermektedir. Bu bağlamda, İhsan Oktay Anar'ın eserleri, kötülüğün edebî bir motif olarak nasıl kullanıldığını ve bu kavramın edebiyatta nasıl bir işlev üstlendiğini anlamak için önemli bir kaynaktır.
Thomas Lıckona ve karakter eğitimi yaklaşımı
Bu çalışma karakter eğitiminin kavramsal boyutunu bir örnek üzerinden incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaç çerçevesinde Amerika merkezli düşünce paradigmasının önemli temsilcilerinden biri olan Thomas Lickona'nın düşüncelerini ve eserlerini merkeze almıştır. Lickona'nın karakter gelişimine ve eğitimine dair görüşleri de kendi çalışmalarından hareketle ortaya konmuştur. Çalışma nitel araştırma desenlerinden, durum analiz ve doküman inceleme yöntemleri kullanılarak oluşturulmuştur. Bu doğrultuda Thomas Lickona'nın eserleri merkezinde yardımcı kaynaklar da ele alınarak doküman incelemesi yapılıp durum analiz yöntemi ile olguların ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda düşünürün karakter eğitimine dair geliştirdiği görüşler ortaya konmuştur. Özellikle kolektif bakış açısı ile karakter eğitiminde toplumun tüm kesimlerine düşen görevler aktarılmıştır. Bununla birlikte teorik, pratik ve dini yansımasında oluşabilecek sorunlara da yer verilerek eleştirel bakış açısı geliştirilmiştir. Sonuç olarak Lickona'nın karakter eğitimine dair görüşleri bütüncül bir şekilde ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Karakter Eğitimi, Karakter, Okul, Thomas Lickona.
Malatya'da tarım ve hayvancılığın ekonomiye katkısı
Malatya, tarım ve hayvancılık alanında çevre illere göre yüksek verim elde edilen bir il olarak dikkat çekmektedir. Bu başarının arkasında, Malatya'nın özgün yer şekilleri ve iklim özellikleri yatmaktadır. Bu özellikler, ilde çeşitli tarım ürünlerinin yetişmesini mümkün kılmaktadır. Malatya'nın en bilinen tarımsal ürünü kayısıdır. Kayısı yetiştiriciliği konusunda il, Türkiye'nin yaş kayısı üretiminin yarısını ve kuru kayısı üretiminin %80-85'ini karşılamaktadır. Ayrıca, dünya genelindeki yaş kayısı üretiminin %6'sı ve kuru kayısı üretiminin %50-55'i Malatya'da üretilmektedir. Bu veriler, Malatya'yı dünya kayısı sektöründe önemli bir oyuncu yapmaktadır. Hayvancılık sektöründe ise Malatya, bölgedeki diğer illerle karşılaştırıldığında yüksek bir potansiyele sahip olsa da, bu potansiyelin etkin bir şekilde değerlendirilmesi konusunda zorluklar yaşamaktadır. Özellikle küçükbaş hayvancılık alanında üretim miktarı oldukça düşüktür. Ancak, Malatya'daki tavuk üretim çiftlikleri, ilin kanatlı hayvan üretiminde öne çıkmasını sağlamıştır. Malatya'daki tarım ve hayvancılık faaliyetleri, mevcut bazı sorunlara rağmen sürdürülmektedir. Bu üretimlerin ihracatında kurumsallaşmaya gidilmesi ve pazarlama faaliyetlerinin daha etkili hale getirilmesi, hem Malatya hem de ülke ekonomisi için faydalı olabilir.