
116
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Çeltik tarlalarında arsenik biyoakümülasyonu ve biyomagnifikasyonunun belirlenmesi
Bu çalışmada, arseniğin su-sediman arasındaki geçişi, dağılımı, canlılardaki birikimi ve biyomagnifikasyonu ile bunları etkileyen faktörler belirlenmiştir. Araştırma ABD'nin Louisiana eyaletine bağlı Crowley şehrinde, yaygın olarak pirinç ve kerevit yetiştiriciliği yapılan alanlardaki toprak havuzlardan alınan örnekler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Su kaynağı, sediman ve vejetasyon özellikleri yönünden farklılık gösteren üç farklı istasyondan Kasım 2013 ve Nisan 2014 tarihleri arasında 15 günde bir su, sediman, vejetasyon ile kerevit (Procambarus clarkii) örnekleri alınmış ve bu örneklerde arsenik derişimleri belirlenmiştir. Sedimanda ademir ve alüminyum oksit ile hidroksitlerinin olduğu belirlenmiştir. Pirinç, çeltik ve doğal vejetasyondaki arsenik derişiminin sırasıyla 0.33-0.41 mg kg-1, 3.14-4.93 mg kg-1 ve 3.26-5.89 mg kg-1 arasında değiştiği saptanmıştır. Arseniğin kerevit dokularındaki birikiminin genel olarak solungaç (S)>hepatopankreas (H)>dış iskelet (D)>kas (K) dokusu şeklinde olduğu görülmüştür. Kas dokusundaki arsenik derişimi ile vücut ağırlığı arasında pozitif bir ilişkinin (R2=0.59-0.65, p<0.01) olduğu belirlenmiştir. Kerevitlerdeki biyomagnifikasyonun en yüksek hepatopankreas ve solungaç dokularında gerçekleştiği saptanmıştır. Farklı derişimlerdeki arsenik çözeltilerine maruz bırakılan kerevitlerde arsenik birikiminin 14 gün sonunda S>H>D>K şeklinde sıralandığı saptanmıştır.
Çok kriterli karar verme yöntemleri kullanılarak gemiler için uygun yük seçiminin analizi
Denizyolu taşımacılığı çok değişken bir yapıya sahip, öngörülmesi zor ve ekonomik açıdan riskli bir sektördür. Sektörün bu riskli ve değişken yapısı gemiler için yük seçimini ve dolayısı ile ekonomik gelirlerini oluşturan navlun kazançlarını belirleme sürecini de zorlaştırmaktadır. Doğru tercihin yapılması ise navlun kazançlarının yani ekonomik getirileri ne tip faktörlerin etkilediğini iyi bilmeye bağlıdır. Bu nedenle bu çalışmada sektörde gemiler için çok önemli bir yer oluşturan ve firmaların tek ekonomik kazanç kaynağı sayılan yük (navlun) seçim kararlarını, alternatif seçeneklerin mevcut olması durumu varsayılarak, risklerin ve diğer ilgili faktörlerin nasıl etkilediği araştırılmıştır. Araştırmada bulanık çok kriterli karar verme yöntemleri kullanılarak gemiler için uygun yük seçiminin analizi ve yük seçimi aşamasında dikkat edilecek hususlar değerlendirilmeye çalışılmış, dünyada ve ülkemizde en çok taşınan kuru yük türlerine ait karşılaştırmalı analizler yapılmıştır. Çalışma sonuçları ile yük seçiminde en önemli etkenlerin navlun net getirisi, yükleme koşulları, seferlik yakıt tüketimi, korsan ve kaçak yolcu ihtimali, bir sonraki sefer için pozisyon ve yükleme-tahliye maliyetleri olduğu belirlenirken en önemsiz faktörlerin de personel, gemi sertifikaları ve navlun sözleşmeleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın bir başka sonucu olarak taşınması en çok tercih edilen yük türü portland çimento olurken en az tercih edilen yükün de gübre olduğu tespit edilmiştir.
Karadeniz alabalığı (Salmo trutta labrax Pallas,1811) ve kaynak alabalığı (Salvelinus fontinalis Mitchiil, 1814) hibridlerinde (kaplan alabalığı) mikrosatellit DNA analiz yöntemiyle ebeveynlerinden gen akışının belirlenmesi
Bu çalışmada, mikrosatellit DNA analizi kullanılarak Kaplan Alabalığı'nda (Karadeniz Dişi♀ × Kaynak Erkek♂) gen akışı çalışılmıştır. Karadeniz Alabalığı, Kaynak Alabalığı ve Kaplan Alabalığı için, 8 anaç ve 86 yavru olmak üzere toplam 94 birey, 13 adet mikrosatellit lokus kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, lokuslarda toplam 71 farklı allel tespit edilmiştir. Ortalama allel sayısı 5, 462 olup 13 farklı mikrosatellit lokusuna ait allel sayısının 3 ile 9 arasında değiştiği en yüksek ve en düşük polimorfizm gösteren lokusların sırasıyla, T3-13 (9), SSSP2201 (9) ve SSSA410 (3), STR60 (3), STR12 (3) olduğu tespit edilmiştir. DD1 X DE1 için Anaçlarının yavru genotiplerinin beklenen ve gözlenen değerleri ile frekans değerleri 0, 52-1, DD2 X DE3 için değer, 0-1, DD3 X DE4 için değer, 0-1 arasında değişmektedir. Hibrit grubumuz DD1 KE1 için, 0-1 arasında değişmekte ve en yüksek değer STR60 lokusuna aittir. DD2 X KE4 grubu için değer, 0-1 arasındadır ve en yüksek değer BS131, STR58, SSA410, OMY7, SSA85, STR73, STR12 lokuslarında gözlenmiştir. DD3 X KE4 için değerler ise, 0-1 arasındadır. Değerin en yüksek görüldüğü lokuslar BS131,SSA85 ve STR12' dir. DD1 x KE1.için yavrularda DD2xKE4 ve DD3xKE4' ün yavrularına göre göre gen akışında farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. DD1xKE1 için %41,6 babadan ve aynı oranda anneden,DD2xKE4' de, % 50 anneden, DD3xKE4 için ise, %66,7 anneden gen akışı olduğu görülmüştür Ancak bütün lokuslar ve bütün gruplara baktığımız zaman gen akışının %52, 78 oranında anneden, %16,67 babadan, % 30,56 anne+babadan olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mikrosatellit, Karadeniz Alabalığı, Kaynak Alabalığı, Kaplan Alabalığı, Hibrid
Çağlayan, Fırtına ve İkizdere derelerinde nutrient ve iz metallerin mevsimsel değişimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Rize ili sınırları içerisinde kalan Çağlayan, Fırtına ve İkizdere derelerinin ekolojik durumları, ve kirlilik yüklerinin tespiti hedeflenmiştir. Kasım 2013-Temmuz 2014 tarihleri arasında akarsularda belirlenen toplam 17 istasyonda mevsimsel sıcaklık, pH, çözünmüş oksijen ve elektriksel iletkenlik parametreleri yerinde, besin elementleri; nitrat azotu (NO3-N), nitrit azotu (NO2-N), amonyum azotu (NH3-N), toplam fosfor (TP), orto fosfat (o-PO4), askıdaki katı madde (TSS), permanganat indeksi (organik madde), Anyonik deterjan (LAS), toplam sertlik, klorofil-a, çözünmüş ve askı yükteki metal düzeyleri (Mn, Ni, Cu, Zn, As ve Pb) ise laboratuvarda ölçülmüştür. Elde edilen sonuçlar Avrupa Birliği Direktifi (EC, 1998), Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2011), Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (EPA, 2012) ve Türkiye Yerüstü Su Kalite Yönetmeliği (YSKY, 2015) kalite kriterlerine göre değerlendirilmiş ve yasal limitlerin altında olduğu tespit edilmiştir.
Akdeniz midyesinde (Mytilus galloprovincialis) dispers edilmiş dizel birikiminin belirlenmesi
Taşımacılık, çok büyük miktarlardaki yükün çok daha ekonomik olarak taşınabileceği deniz yoluna kaymasıyla denizlerimizde kirlilik riski de bu değişime paralel olarak artmıştır. Gemi kökenli deniz kirliliğinde miktar açısından ilk sırayı kazalar sonucu kirlenme alırken sürekli kirlilik kaynağı olarak da kaçak deşarjlar, dolum/boşaltım sırasında meydana gelen hatalar sayılabilir. Kaçak deşarj, gemilerin sintine balast ve evsel nitelikli atık sularını seyir sırasında yada bağlı bulundukları deniz alanına boşaltmasıdır. Kaza sonucu kirlenme ise gemilerin çarpışması, çatışması, batması, karaya oturması sonucunda meydana gelen döküntünün çevreye yayılarak zarar vermesidir. Petrol kirliliği sonucu kirliliğin temizlenmesi için mekanik yada kimyasal yöntemler kullanılmaktadır. Kazaların boyutuna göre her iki tekniğin ard arda kullanıldığı durumlarda meydana gelmektedir. Mekanik temizlemenin yeterli olmadığı yada koşulların uygun olmadığı durumlarda dispersant ile temizleme tekniği kullanılmaktadır. Dispersantlar petrolün su kolonunda küçük parçalara ayrılarak dağılmasını hızlandıran yüzey aktif maddelerine sahip kimyasallardır. Bu araştırmada dispersant olarak kullanılan bulaşık deterjanı ile dispers edilen dizelin midyedeki (Mytilus galloprovincialis L.1819) birikimi laboratuar şartlarında test edilmişitir. Trabzon sahillerinden toplanan midyeler 3 gün süreyle aklimatize edildikten sonra deterjan, dizel, dizel+deterjan ile hazırlanan akvaryumlara alınan midyelerdeki birikim 5 gün süreyle izlenmiştir. Deney sonunda midyeler ekstrakte edilerek dizel miktarı spektrolorometrik olarak hesaplanmıştır. Ayrıca senkronize spektroflorometrik 200-600nm'de tarama yapılarak farklı dalga boylarındaki dizel bileşiklerinin değişimi belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda sadece dizel ile muamele edilen midyeler ve disperse edilen dizelin birikimi arasında fark olduğu gözlenmiştir.
Somon balığı (Salmo salar, Linnaeus, 1758) yan ürünlerinden endüstriyel balık çorbası üretimi ve oda koşullarında raf ömrünün belirlenmesi
Bu çalışmada, somon balığı yan ürünleri (kafa, omurga ve et parçaları) ve doğal katkılar kullanılarak endüstriyel tip balık çorbası hazırlanmıştır. Çorbanın hazırlanması, dolum ve paketleme işlemleri Gebze Organize Sanayi bölgesinde faaliyet göstermekte olan UNIFO Gıda A.Ş.'ye ait fabrikada gerçekleştirilmiştir. Üretilen balık çorbası için alüminyum kap, alüminyum torba ve konserve kutu olmak üzere üç farklı paket tipi kullanılmış ve sterilizasyon (121±2oC, 20 dk) yapılarak paketlenmiştir. Hazırlanan balık çorba ürünleri oda (24±2oC) koşullarında depolanmıştır. Elde edilen balık çorbasının raf ömrünün belirlenmesi için duyusal, mikrobiyolojik ve kimyasal analizler yapılmıştır. Besin değerinin belirlenmesi için ise yağ asidi ve besin kompozisyonu analizleri yapılmıştır. Duyusal analiz sonuçlarına göre balık çorbasının tat, koku ve görünüş değerleri 24. aydan sonra limit değer olan 3 puanın altına düştüğü belirlenmiştir. Protein miktarı % 7.07-7.32 ve yağ miktarı % 2.55-2.97 g/100g olarak bulunmuştur. Depolama süresince toplam uçucu bazik azot (TVB-N) değeri 7.74-19.61 mg/100g, tiyobarbitürik asit (TBA) değeri 1.19-2.59 mg/kg ve trimetil amin (TMA) değeri ise 1.61-2.70 g/100g olarak bulunmuş ve bu değerlerin limit değerlerin altında olduğu tespit edilmiştir. Balık çorbasının depolanması esnasında mikrobiyolojik açıdan ise herhangi bir bozulma gözlenmemiştir. Yapılan balık çorbasının raf ömrü süresini duyusal analiz sonuçları belirlemiştir. Duyusal analiz sonuçlarına göre her üç paket tipinde (alüminyum kap, alüminyum torba ve konserve kutu) paketlenen balık çorbasının oda koşullarında 24 ay boyunca dayandığı tespit edilmiştir.
Doğu Karadeniz bölgesindeki kafes işletmelerinden izole edilen bakterilerin antibiyotik hassasiyetlerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Kasım 2015 ve Haziran 2016 tarihlerinde Ordu (Perşembe) ve Trabzon (Yomra)'da bulunan deniz kafesleri ile Gümüşhane (Kürtün)'de bulunan tatlı su kafes işletmelerinden sediment ve balık örneklemesi yapılmıştır. Her bir istasyondan iki farklı kafes seçilmiş ve kafeslerin 1 km uzağından sediment örneklemesi yapılmıştır. Sediment ve balıklardan izole edilen bakterilerde antibiyotik direnci ve Minimum İnhibasyon Konsantrasyonu (MİK) araştırılmıştır. Sediment örneklerinden Escherichia coli (n:64) ve Enterococcus spp.(n:75) izole edilirken, balıklardan Lactococcus garvieae (n:24) izole edilmiştir. Antibiyogram test sonuçlarına göre; Escherichia coli tetrasiklin ve gentamisine karşı yüksek dirençlilik gösterirken, en etkili antibiyotik enrofloksasin ve florfenikol olduğu belirlenmiştir. Enterococcus spp. ise enrofloksasin ve tetrasikline karşı yüksek dirençli olurken, en etkili antibiyotik eritromisindir. Balıklardan izole edilen L. garvieae en yüksek direnci Trimethoprim+Sulfametoksazol ve gentamisine karşı gösterirken, en etkili antibiyotiklerin tetrasiklin, amoksisilin, enrofloksasin, florfenikol ve eritromisin olduğu belirlenmiştir. MİK testi sonuçlarına göre; E. coli izolatları vankomisin ve penisilin antibiyotiklerine karşı direnç gösterirken, Enterococcus spp. bakterilerinin ise enrofloksasin ve penisiline karşı dirençli oldukları belirlenmiştir. Balıklardan izole edilen L. garvieae ise Trimethoprim+Sulfametoksazol antibiyotiğine karşı dirençli olduğu tespit edilmiştir. Aşırı ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının sucul ekosistemde bulunan bakterilerin antibiyotik dirençliliklerinde önemli artışlara neden olabileceği belirlenmiştir.
Anadolu'da dağılım gösteren bazı kahverengi alabalık (Salmo trutta labrax, S. t. caspius, S. t. abanticus) hibritlerinin kuluçka performansları ve mikrosatellit dna belirteçlerine dayalı parental analizi
Bu çalışmada ülkemizde dağılım gösteren üç alabalık türü olan Karadeniz Alabalığı (Salmo trutta labrax), Aras Alabalığı (Salmo trutta caspius) ve Abant Alabalığı (Salmo trutta abanticus) arasında hibridizasyon gerçekleştirilmiştir. Hibrit bireyler ile saf türlerin kuluçka performansları karşılaştırmalı olarak araştırılmış ve 16 adet mikrosatellit belirteç kullanılarak bireylerin ebeveyn analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda bütün gruplardan hibrit bireyler elde edilmiştir. Gözlenme çıkış ve serbest yüzmeye başlama süreleri sırasıyla 20-23 gün; 37-39 gün ve 54-65 gün arasında değiştiği hesaplanmıştır. Döllenme oranı 94,26±2,70 ile 99,89±0,06, çıkış oranı 26,24±6,65 ile 50,15±8,82 arasında değişmektedir. Larval yaşam oranı 34,73±13,13 ile 64,79±12,65; kuluçka randımanı ise 24,81±6,42 ile 49,03±8,18 arasında değiştiği belirlenmiştir. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda gruplar arası anlamlı bir fark bulunamamıştır. Mikrosatellit analizi sonucunda gruplar lokus başına 1-9 arasında allele sahip olduğu ve etkili allel sayısının 2,04- 3,51 arasında değiştiği belirlenmiştir. Yapılan ebeveyn analizi sonucunda ebeveynlerinden yalnız bir tanesi bilinen yavruların kombine dışlama oranları >99,99 olarak hesaplanmıştır. Böylece yavruların ebeveynlerinin hangi bireyler olduğu net bir şekilde belirlenebilmektedir. Ayrıca analiz sonucunda yavrulara en fazla gen aktarımının anneden olduğu belirlenmiştir.
Anadolu'da dağılım gösteren bazı kahverengi alabalıkların (Salmo trutta labrax, S. t. caspius, S. t. abanticus) ve hibritlerinin kromozom sayısı ve yapısının tespiti
Bu çalışmada, Salmo trutta labrax (L), S. t. caspius (C), S. t. abanticus (A) ve bu balıklarınhibritlerinin(AC, AL, LC, CA, LA, CL) kromozom sayısı ve yapılarının tespit edilmesi, kromozom yapılarındaki farklılıkların çeşitli bantlama (C-bantlama ve Ag-NOR) yöntemleriyle ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Yapılan karyotip çalışma sonucunda AA grubunun kromozom sayısı 2n=80, kromozom kol sayısı (NF)=100 ve karyotipi 7 metasentrik çift (M), 3 submetasentrik çift (SM), 3 subtelosentrik (ST), 27 akrosentrik çift (A), CC grubunun kromozom sayısı 2n=80, NF=98, karyotipi 7M, 2SM, 2ST, 29A ve LL'nin kromozom sayısı 2n=80,NF=102, karyotipi 8M, 3SM, 2ST, 27A olduğu tespit edilmiştir.Hibritlerin kromozom sayısı ise AC grubunda 2n=80, NF=100, karyotipi 8M, 2SM, 4ST, 26A; AL grubunda 2n=80, NF=102, karyotipi 8M, 3SM, 1ST, 28A; CA grubunda 2n=76, NF=98, karyotipi 8M, 3SM, 3ST, 29A; CL grubunda 2n=78, NF=96, karyotipi 7M, 2SM, 4ST, 26A; LA grubunda 2n=80, NF=100, karyotipi 8M, 2SM, 7ST, 28A; ve LC grubunun kromozom sayısı 2n=80, NF=101, karyotipi 9M, 2SM, 1ST, 28A olarak belirlenmiştir. Ag-NOR bantlama sonuçlarına göre incelenen tüm türlerin ve hibritlerinin bir çift submetasentrik kromozomunun kısa kollarının telomer bölgelerinde belirgin halde NOR'lu bölgeler gözlenmiştir. Ayrıca C-bantlama ile bazı kromozomların sentromerlerinde bazılarının ise kollarında farklı sayıda konstitütifheterokromatin bölge tespit edildi.
Escherichia coli genotiplerinin PFGE ile belirlenmesi
Bu çalışmada, Trabzon ve Rize illerindeki tatlı sularda bulunan 7 farklı gökkuşağı alabalığı tesisinin giriş-çıkışındaki su ve sedimentten izole edilen 75 Escherichia coli izolatlarının eritromisin (ereA ve ereB geni) ve florfenikol (florR geni) dirençliliklerine göre genotipik yanının değişip değişmediği belirlenmiştir. Bu bağlamda genomik DNA'lar XbaI ve ApaI restriksiyon enzimleri ile kesilerek pulse field jel elektroforez (PFGE)'de yürütülmüştür. XbaI enzimi ile kesildikten sonra yapılan PFGE analizi sonucunda genomik DNA'larının benzerlik oranları %93 baz alındığında 4 temel kümede (X1-X4) gruplandırılmıştır. Bu sonuçlara göre tüm izolatlar arası benzerlik oranları %79.1 olup, TASWG 0411, TASSC 0811, TASSC 0211, SURWG 1010 ve AASG 0810 suşları diğer gruplardan ayrıldığında geri kalan suşların benzerlik oranları %85.1 olmaktadır. ApaI enzimi ile kesildikten sonra yapılan PFGE analizi sonucunda çalışılan suşlar 4 temel kümede (A1-A4) gruplandırılmıştır. A1 kümesi en büyük küme olup bünyesinde toplam suşların %51'ini barındırmaktadır. Antibiyotik direnç genlerine bakılan E. coli izolatlarının en fazla ereB'ye karşı direnç gösterdiği belirlenirken ereA, ereB ve florR geni varlıkları ile PFGE genotipi arasında bir ilişkiye rastlanmamıştır.
Bakteriyel enfeksiyonlara karşı kahverengi alabalıklarda gen ekspresyonunun belirlenmesi
Bu çalışmada, kahverengi alabalıkların (Salmo trutta labrax, S. t. caspius ve S. t. abanticus) ve bunların hibritlerinin Yersinia ruckeri ve Lactococcus garvieae'nın sebep oldukları hastalıklara karşı gösterdikleri tepkilerin gen ekspresyonu yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Antioksidan ve bağışıklık sistemi ile alakalı 12 farklı genle [Catalase (CAT), Superoxide dismutase (SOD), Glutathione peroxidase (GPx), Glutathione reductase (GR), Cold-inducible RNA-binding protein (CIRBP), Cyclin-dependent kinase inhibitor 2A (CDKN2A), Prothymosin alpha 1 (ProT alpha 1), Transforming protein RhoA (RhoA), Immunoglobulin light chain (AL), Major histocompatibility complex class I (MHC class I), Hemoglobin subunit beta (HBB), Stanniocalcin precursor (STC)] birlikte internal kontrol olarakta bata aktin geninin ekspresyonundaki değişimler, Real-Time PZR ile EvaGreen kullanılarak analiz edilmiştir. Balıklar L. garvieae ile enfekte edildikten sonra oksidatif stres genleri ve bağışıklık sistemiyle ilgili genlerin rölatif gen ekspresyonu bazen artış bazen de azalış göstermesine rağmen, genel olarak CC grubu dışında ki gruplarda 14. günden sonra rölatif gen ekspresyonu azalmıştır. Lactococcus garvieae enfeksiyonuna en fazla tepki veren CC grubu olmasına rağmen Y. ruckeri enfeksiyonuna karşı ise en az tepki veren grup olduğu tespit edilmiştir. Balıklarda görülen gen ekspresyonu farklılıkları balıklara ve hastalık etkenine göre farklılıklar göstermiştir.
Rize sahilince bazı kirleticilerin mevsimsel ve hacimsel dağılımı
Çalışmada, Rize Limanı ve sahilinde denizel ve karasal faaliyetlerden kaynaklanan kirleticilerin mevsimsel ve hacimsel dağılımının belirlenmesi amacıyla Kasım 2009-Ekim 2010 tarihleri arasında sekiz farklı istasyondan alınan su örnekleri incelenmiştir.Bu amaçla, alınan su örneklerinde sıcaklık, çözünmüş oksijen, pH, tuzluluk, bulanıklık, askıda katı madde, alkalinite, fenol, anyonik deterjan, yağ ve gres, kadmiyum, demir, bakır, çinko ve kurşun değerleri ölçülmüştür. Çalışma süresince yüzey suyunda ölçülen sıcaklık, çözünmüş oksijen, pH, tuzluluk ve bulanıklık değerlerinin sırasıyla, 9,17-27,44 °C, 7,28-10,90 mg/L, 7,79-8,51, 15,43-17,68 ppt ve 14,5-20,20 NTU arasında değiştiği saptanmıştır. Aynı örneklerde ölçülen en yüksek askıda katı madde, alkalinite, fenol, anyonik deterjan, yağ ve gres, Cd, Fe, Cu, Zn ve Pb değerlerinin sırasıyla 18,72 mg/L, 185 mg/L, 14,21 µg/L, 28,80 µg/L, 102,90 mg/L, <5 ppb, 42 ppb, 16 ppb, 71 ppb, 23 ppb olduğu belirlenmiştir. Buna göre çalışma bölgesinde ölçülen en yüksek kirletici değerleri dikkate alındığında, sonuçların bakır, fenol, yağ ve gres hariç Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği'ndeki deniz suyunun genel kalite ölçütlerinde verilen değerleri aşmadığı görülmektedir.Araştırma süresince ölçülen kirletici parametrelerin mevsimsel ve hacimsel dağılımının genellikle düzensiz olduğu saptanmıştır.
Hamsi (Engraulis encrasicolus) ve istavrit (Trachurus mediterraneus) balıklarının erken larval dönemde beslenme durumlarının nükleik asit indeksleriyle belirlenmesi
Hamsi ve istavrit larvalarında nükleik asitlere dayalı beslenme kondisyonu belirlenmiştir. Bu amaçla, denizden toplanan gözlenmiş yumurtalar laboratuarda inkübe edildi, çıkan larvalar beş farklı besleme rejimine [Sürekli besleme (Sb), bir gün geciktirmeli (1A), iki gün geciktirmeli (2A), üç gün geciktirmeli (3A) ve tamamen aç (Ta)] tabi tutuldu. Yeni yumurtadan çıkmış hamsi ve istavrit larvalarının notokort boyu sırasıyla 3,25±0,04 ve 2,27±0,04 mm ölçüldü. Her iki türde göz pigmentasyonu, ağzın açılması ve ilk beslenme inkübasyonu takiben üçüncü günde gerçekleşti. Ta grubundaki hamsi larvalarının tümü altıncı günde istavrit larvalarının tümü ise sekizinci günde öldü. Ta grubundaki hamsi larvalarının yaşama oranları geciktirmeli beslenenlerle benzerlik gösterdi. Buna karşılık 3A grubundaki istavrit larvalarında Ta grubundakilere kıyasla daha yüksek yaşama oranı bulundu (p<0,01). Hamsi larvalarında geri dönüşümü olmayan nokta (GDON) birinci gün, kritik RNA/DNA 1,022±0,2. İstavrit larvalarında GDON üçüncü gün, kritik RNA/DNA 1,05±0,08. Hamsi larvalarında en yüksek proteince büyüme altıncı günde %43,45, istavrit larvalarında en yüksek yedinci günde %41,78 olarak kaydedildi. Denizden toplanan hamsi larvalarının %9'u GDON, %19'u kritik eşik aralığında (KEA) bulundu. İstavritte %10'u GDON, %10'u KEA'dır. Elde edilen verilere göre hamsi ve istavrit larvalarının beslenme kondisyonlarının iyi olduğu söylenebilir.
Lactococcus garvieae'nin fenotipik ve genetik çeşitliliğinin belirlenmesi
Lactococcus garvieae'nın izolasyonu amacı ile 2009 ve 2010 yaz aylarında 5 farklı işletmeden örnekleme yapılmış ve 3 tanesinden bu bakteri izole edilmiştir. Bunun yanı sıra yurdun değişik yörelerinden ve İtalya, İspanya, Fransa, Japonya gibi ülkelerden geçmiş yıllarda değişik kaynaklardan izole edilmiş incelenmiştir. PZR işlemi sonucunda Lactococcus garvieae olduğu anlaşılan tüm suşlara biyotiplendirme amacı ile klasik biyokimyasal testler ve API 20 Strep testi uygulanmıştır. Klasik olarak gerçekleştirdiğimiz testlerde suşlar arasında tam homojenite görülürken API 20 Strep de heterojenite mevcuttur. Genel olarak baktığımızda biyotip 1 olan ATCC 49156 referans suşunun API 20 Strep'e göre Türkiye'den elde edilen izolatlar ile birkaç istisna dışında ortak özellik gösterdiği, buna karşın İtalya, İspanya ve Fransa menşeli balık ve diğer hayvanlardan izole edilen izolatlardan farklı biyokimyasal özelliklere sahip olduğu görülmüştür. Yine bu çalışmada L. garvieae izolatlarının genotiplendirilmesi amacıyla ERIC-PZR metodu optimize edilerek kullanılmıştır. Benzerlik oranlarını düşük bulunan L. garvieae suşları 8 kümede toplanmıştır. Bu da suşlar arasında önemli taksanomik heterojenitenin olduğu belirlenmiştir. Klasik biyokimyasal test ve API 20 Strep sonuçlarını ERIC-PZR ile karşılaştırıldığında birkaç istisna hariç sonuçların benzer olduğu görülmüştür. Disk difüzyon yöntemi kullanılarak yapılan antibiyogram testine göre; suşların, oksitetrasiklin, amoksisilin, tetrasiklin ve florfenikol gibi antibiyotiklere karşı duyarlı oldukları, gentamisin ve sulfametoksazol+trimethoprim gibi antibiyotiklere karşı ise dirençli oldukları saptanmıştır.
Türkiye sularındaki işkine (Sciaena umbra Linnaeus,1758) ve kötek (Umbrina cirrosa Linnaeus,1758) balıklarının populasyonlarının genetik analizi
2008-2010 tarihleri arasında Trabzon, Giresun, Artvin, Rize, Adana, Antalya, Muğla ve?zmir bölgelerinden toplam 254 adet kötek (Umbrina cirrosa) ve işkine (Sciaena umbra)balık türleri örneklenmiştir. Cyt-b, 16S rRNA gen bölgelerinin sekans ve Cyt-b, 16S rRNAve ND1 gen bölgeleri için RFLP analiz sonuçları irdelenerek filogenetik ve populasyonanalizleri yapılmıştır. Sekans analizi sonuçlarına göre Cyt-b geninde işkinede 25, kötekte20 haplotip belirlenirken, 16S rRNA geni için işkinede 4 ve kötekte 8 haplotipbulunmuştur. Ayrıca Cyt-b ve 16S rRNA gen bölgeleri için haplotip çeşitliği işkinedesırası ile %83,8 ve %52,6 ve kötek de ise %80,5 ve %73,6 olarak bulunmuştur. Yapılanmoleküler varyans analizi sonucuna göre Fst değeri 0,07364 (P < 0.001) olarak bulunmuşolup, Trabzon Rize popülâsyonu hariç diğer popülâsyonlar birbirinden ayrılmıştır. KötekCyt-b moleküler varyans analizi sonucunda Fst değeri 0,1881 ve (P < 0.001) dir. Rize-Artvin populasyonları yalnız kendi aralarında ayrılmaz iken Antalya tüm populasyonlarlaaynı özelliği göstermiştir. İşkine ve Kötek için hesaplanan Nükleotid çeşitliliği (Pi) venükleotid farklığı (k) Cyt-b geni için sırası ile % 2,97 ve 2,87 ve 16S rRNA geni için isesırası ile 1,54 ile 0,61 olarak belirlenmiştir. Filogenetik analizlerde genus düzeyindeayrışma sağlanamamıştır. Yapılan RFLP analiz sonucunda ise populasyon düzeyindepolimorfik bir yapılanma bulunamamıştır.Anahtar Kelimeler: Umbrina cirrosa, Sciaena umbra, Cyt-b, haplotip, RFLP, nükleotitçeşitliliği.
Hexamitiasiz'in, gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss, Walbaum, 1792) larvalarının metabolizmasına, büyümesine ve infeksiyöz pankreatik nekrosiz virüsü (IPNV)`ne direncine etkilerinin belirlenmesi
Hexamitiasiz'in gökkuşağı alabalığı larvaları üzerindeki etkilerinin ve IPN virüsü ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla, Hexamita salmonis ile enfeste ve H. salmonis'ten arınık iki grup gökkuşağı alabalığı larvaları üzerinde deneysel çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar: `Bulaştırma deneyi' (sağlıklı grup balıklara 10'ar günlük periyotlarla parazit bulaştırılması) ve `Tedavi deneyi' (parazitli grup balıkların 1'er haftalık periyotlarla tedavi edilmesi) olmak üzere iki faklı yoldan gerçekleştirildi.Elde edilen sonuçlar, tedavi deneyinde H. salmonis parazitine daha uzun süre maruz kalan gökkuşağı alabalığı larvalarının ağırlık ortalamalarının daha düşük; metabolizma hızlarının da daha yavaş olduğunu göstermiştir. Bulaştırma deneyinde ise parazite maruz kalan balıkların ağırlık ortalamaları kontrol grubundan düşük çıkmıştır. Daha uzun süre parazite maruz kalmış bulaştırma gruplarının metabolizma hızlarının da düşük olduğu belirlendi. Gerek tedavi deneyi gerek de bulaştırma deneyi ağırlık ve metabolizma değerlerinde görülen farklılıkların istatistiki olarak önemli olmadığı görüldü.H. salmonis'in, gökkuşağı alabalığı larvalarını İPN virüsüne karşı hassaslaştırıp hassaslaştırmadığının belirlenmesi için yapılan deneysel İPNV bulaştırmasından elde edilen sonuçlara göre H. salmonis ile enfeste olan ya da olmayan; daha uzun ya da daha kısa süre bu parazite maruz kalan balıkların, taşıdıkları İPN virüsü miktarı bakımından bir farklılık sergilemediği belirlendi.
Güneydoğu Karadeniz'de ihtiyoplankton dağılımı ve mevsimsel değişimi
Bu çalışma Güneydoğu Karadeniz bölgesinde 2008-2009 yılları arasında Hopa, Sürmene ve Giresun bölgelerinde dağılım gösteren balıkların pelajik yumurta ve larvalarının türü, dağılımı ve bollukları ile bunları etkileyen çevresel parametreler tespit edilmiştir. Birinci yıl, Sürmene koyunda 5 ve 2,5 mil açıkta, kıyı ve liman içi olarak belirlenen 4 istasyonda aylık olarak horizontal ve kademeli vertikal örneklemeler yapılmıştır. Ayrıca çevresel parametrelerden sıcaklık, tuzluluk ve oksijen seviyeleri ölçülmüştür. İkinci yıl, bölgesel farklılıkların belirlenmesi amacıyla Hopa, Sürmene ve Giresun bölgelerinde istasyonların konumu aynı tutularak mevsimsel örnekleme yapılmıştır. 2008 yılı içerisinde 7 takımdan 30 türün yumurta ve (veya) larvası tanımlanmıştır. Bu türlere ait toplam 14812 adet yumurta ve 2827 adet larva incelenmiştir. 2009 yılında 3 bölgede (Hopa-Sürmene-Giresun) 8 takımdan 42 türe ait 51747 adet yumurta ve 23685 adet larva tanımlanmıştır. 2009 yılı için 15 farklı tür tanımlanmıştır. İki yıllık çalışma sonucunda, türlerin genelde yaz aylarında üreme döngüsüne girdiği görülmektedir. Tür sayısı ile çevresel parametrelerden elde edilen değerler arasında, tür sayısı ile sıcaklık arasında güçlü (r = 0,86) doğrusal bir ilişki olduğu, oksijen içeriğiyle olan ilişkinin de yüksek (r = -0,71) ancak ters yönde olduğu, tuzlulukla arasında gözlenen ilişkinin diğer iki etkene göre düşük (r = -0,33) ve ters olduğu belirlenmiştir.
Mezgit balığında (Merlangius merlangus euxinus) viral hemorajik septisemi (VHS) virüsünün ortaya çıkışında ektoparazitlerin etkisinin belirlenmesi
Ektoparazit yoğunluğundaki değişimin Viral Hemorajik Septisemi (VHS) virüsü ortaya çıkışındaki etkisini belirlemek amacı ile 2010 yılında Yomra Koyu'nda ve 2011 yılında ise Çamburnu Beldesi açıklarında, Ocak-Mart ayları arasında 784 adet mezgit balığı (Merlangius merlangus euxinus) bireysel olarak örneklendi. Ayrıca, mezgit balıklarında bulunan Trichodina spp. ve Gyrodactylus alviga ektoparazitlerinin yoğunlukları arasındaki ilişki belirlenerek tür tayinleri gerçekleştirildi. Balıklarda viral inceleme için karaciğer, dalak ve böbreklerden antibiyotik içeren Earl's Minimal Essential Medium (EMEM) doku kültürü besiyeri ile örneklerek BF-2 doku hattında ekimler yapıldı. Sitopatik etki gösteren hücreler ELİSA ile test edilerek virüs türü belirlendi. Viral örnekleme yapılan aynı balıkların solungaçları üzerindeki Trichodina spp. ve Gyrodactylus alviga sayıları belirlendi.Mezgit balığının solungaçlarında parazitolojik incelemelerde Trichodina ve Gyrodactylus genuslarına ait ektoparazitler tespit edildi. Viral örneklemede ise örneklenen 784 adet mezgit balığının 16 ad.'inde VHSV tespit edildi. VHSV tespit edilen balıklarda Trichodina ortalama yoğunluğu (Karekök) 10,0±1,8 ve Gyrodactylus ortalama yoğunluğu 1,8 olarak bulundu. VHSV tespit edilmeyen balıklarda ise Trichodina ortalama yoğunluğu (Karekök) 7,2±1,0 ve Gyrodactylus ortalama yoğunluğu 3,3 olarak bulundu. Mezgit balıklarında VHSV' nün ortaya çıkışıyla tespit edilen ektoparazitlerin yoğunluk değişimleri arasında bir ilişki bulunamadı. Ayrıca, Trichodina ve Gyrodactylus genuslarına ait ektoparazitlerin yoğunluk değişimlerinin birbirleriyle ilişkili olmadığı tespit edildi. Dolayısı ile elde edilen sonuçlar VHSV' nün ortaya çıkışında ektoparazitlerin önemli olmadığı, daha ziyade çevresel faktörlerin önemli olabileceğini göstermektedir. Tür tayini üzerine yapılan çalışmada, henüz tanımlanmamış bir Trichodina türü ile Trichodina puytoraci ve Gyrodactylus alviga (bölgemizde ilk kez rapor edildi) türleri tespit edildi.
İstavrit balığı (Trachurus mediterraneus Steindachner, 1868)'nın Doğu Karadeniz şartlarında ekim-nisan dönemi büyüme performansının irdelenmesi
Bu araştırmada Doğu Karadeniz'de deniz kafeslerinde istavrit (Trachurus mediterraneus Steindachner, 1868) in büyüme performansı ve yetiştiricilik potansiyeli araştırılmıştır.Bu amaçla Ekim 2010 tarihinde doğadan yakalanan istavrit balıkları üç ayrı kafese aynı büyüklüklerde, her bir kafeste yaklaşık bin adet olacak şekilde stoklanmıştır. Araştırma 09 Ekim 2010 - 11 Nisan 2011 tarihleri arasında 185 gün sürdürülmüştür ve balıklar günde iki kez yemlenmişir. Deniz koşullarının elverdiği ölçüde çevresel parametreler günlük olarak kayıt altına alınmıştır. Balıkların boy ve ağırlık değerleri aylık olarak ölçülmüştür.Çalışmanın başlangıcında ortalama boy, ağırlık ve kondisyon faktörü değerleri sırasıyla, 12,20 ±0,97 cm, 24,09±3,25 g ve 1,30 ±0,12 iken, çalışma sonunda 17,10±1,01 cm, 51,43±1,62 g ve 1,11±0,12 olarak hesaplanmıştır. Çalışma süresince boy ve ağırlıkça spesifik büyüme oranları sırasıyla %0,175±0,019 (0,15-0,19) ve %0,429±0,008 (0,42-0,44) olarak belirlenmiş, yem değerlendirme oranı ise ortalama 2,33±1,44 (0,83-3,72) olarak hesaplanmıştır. Araştırma süresince ölüm oranı oldukça düşük olmuş ve yaşama oranı %98,14±1,73 olarak gerçekleşmiştir.Tezde elde edilen bilgilere göre istavrit balığının kültür potansiyelinin var olduğu ortaya konmuş ve dolayısıyla su sıcaklığının istavrit için uygun olduğu bahar ve yaz aylarında önemli oranda büyüme performansı kaydedilebileceği öngörülmüştür.Anahtar Kelimeler: İstavrit, Trachurus mediterraneus, Büyüme performansı, Yem değerlendirme oranı, Kondisyon faktörü, Doğu Karadeniz
Determination of genetic structure of mediterranean mussels (Mytilus galloprovincialis, L., 1819) populations
In this study, 10 different populations of female and male mussel, Mytilus galloprovincialis, in the Turkish Coasts were surveyed for morphometric and genetic analyses. For this purpose, eight morphometric characters and molecular analysis techniques such as PCR-RFLP method on two mitochondrial DNA (mtDNA) gene segments (16S rRNA ve ND2-COIII) and DNA sequence analysis on COIII gene were used. After amplification of gonad and gill tissues of female and male mussels 16S rRNA and ND2-COIII gene segment, three and five restriction enzymes were used to cut 16S rRNA gene segment and ND2-COIII gene segment, respectively. Twenty haplotypes for only female (male not amplified) were determined for ND2-COIII region of mtDNA and three haplotypes for female and two haplotypes for male were determined 16S rRNA region of mtDNA. The highest haplotype and nucleotide diversity of 16S rRNA gene region was observed for the population of Zonguldak (0.6667±0.1318, 0.066024). The highest haplotype diversity of ND2-COIII gene region was observed for the population of Bodrum (0.6959±0.06187) and the highest nucleotide diversity of the same gen region was observed for the population of Çeşme (0.046856). Based on analysis of molecular variance (AMOVA), genetic structure was found to be low among populations. Values of genetic differences between population pairs (Fst) showed significant (p<0.05) genetic differentiation among populations. According to Mahalanobis matrix distance data which were calculated by discriminant analysis for morphometric characters and phylogenetic analysis with UPGMA tree, mussel populations were separated into two main branches as Black Sea and the Marmara and Aegean region
Petrol tankerlerinde meydana gelen deniz kazalarının risk analizi
Bu çalışmada IMO'nun (International Maritime Organization) düzenlemiş olduğu GISIS (Global Integrated Shipping Information System) sisteminde kayıtlı deniz kaza verileri incelenmiştir. Çalışmada elde edilen bilgiler değerlendirilerek tablolaştırılmış ve sistematik bir veri tabanı oluşturulmuştur. Veri tabanı 1998-2010 yılları arasında petrol tankeri statüsündeki gemilerde meydana gelen kaza verilerini içermektedir. Veri tabanında geminin operasyonel durumu, kazanın boyutu, mevcutsa kazanın zamanı, geminin bayrağı, gemini tonajı, geminin mevkii, kazaya neden olan temel etmenler, kazanın çevresel, ekonomik ve personel etkisi değerlendirmeye alınmıştır. Petrol tankerlerinde meydana gelen çatma çatışma, karaya oturma ve yangın patlama kazaları için open FTA (Fault Tree Analysis) programı kullanılarak risk analizi yapılmıştır. Risk analizi yapılırken IMO'nun biçimsel emniyet değerlendirmesi yönteminden faydalanılmıştır. Ayrıca coğrafi bilgi sistemi kullanılarak deniz kazalarının yoğunlaştığı deniz alanları belirlenmiştir. Kaza verilerine göre petrol tankerleri için yüksek riskli kaza türleri sırasıyla çatma çatışma, karaya oturma ve yangın patlama deniz kazalarıdır. Deniz kazalarının oluşumundaki en büyük etmen insan hatasıdır. Çatma çatışma kazalarına neden olan başlangıç olaylarının % 77'si ve karaya oturma kazalarının % 81'i insan hatası kaynaklıdır. Petrol tankeri kazalarının % 74'ü ekonomik kayıpla, % 20'si ölüm ve yaralanmayla ve % 6'sı da çevre kirliliğiyle sonuçlanmıştır. Petrol tankeri kazalarının en yoğun olarak yaşandığı denizalanı kuzey Avrupa'yı çevreleyen denizlerdir.
Trabzon ve Rize illerinde derin deniz deşarj sistemlerinin dağılımı ve modellenmesi
Bu çalışma Trabzon ve Rize illerinde evsel atık suların deşarjı amacıyla kurulan ve çalışma sırasında aktif olan derin deniz deşarj hatlarında gerçekleştirilmiştir. Bu hatlarda ortam verileri ve model sonuçları incelenmiştir.Ekim 2004, Şubat, Nisan, Ekim 2005 tarihlerinde çıkılan seferlerde hem ortam verileri ölçülmüş hem de alınan su numunelerinde pH, askıda katı madde, nitrat ve fosfat değerlerine bakılmıştır.EPA (Environmental Protection Agency) tarafından çevresel amaçlı olarak geliştirilen CORMIX adlı program bu çalışma için kullanılmıştır.Değirmendere derin deniz deşarj hatında yapılan ölçümlerde özellikle kıyı bölgelerde Değirmendere'nin taşıdığı yükten dolayı fosfat değeri yüksek çıkmıştır. Rize'de de tarın arazilerinin fazla olması ve eğimden dolayı yine kıyı bölgelerde fosfat değeri yüksek tespit edilmiştir. Söğütlü'de ise değerler normal seviyede bulunmuştur.İşler durumdaki Değirmendere, Söğütlü ve Rize derin deniz deşarj hatlarında atığın zarar verici ölçüde kıyıya ulaşmadığı görülmüştür. Ancak bu sistemlerin inşası sırasında ortama farklı kaynaklardan da kirletici girdisi olabileceği unutulmamalıdır. Tesis inşa edilirken bu durum göz önüne alınarak modellerden faydalanılmalıdır.Anahtar Kelimeler: CORMIX, Derin Deniz Deşarjı, Su Kalitesi, Kirletici Yayılımı
Karadeniz alabalığı (Salmo trutta labrax Pallas, 1811) larvalarının düşük tuzluluklarda besin kesesi tüketimi
Bu çalışmada Karadeniz alabalığı (Salmo trutta labrax) larvalarının tatlısu (Anahtar Kelime: Alabalıklar = Trouts ; Larva = Larva ; Salmo trutta labrax = Salmo trutta labrax ; Tuzluluk = Salinity
Kaynak alabalıklarında (Salvelinus fontinalis Mitchill, 1814) sindirim üzerine bazı gözlemler
Bu araştırmada Kaynak alabalıklarında (Salvelinus fontinalis) mide boşalım fizyolojisi üzerinde çalışılmıştır. Sıcaklığın, balık büyüklüğünün ve besin miktarının etkisi incelenmiştir. Sindirim fonksiyonunun en iyi eksponansiyel olarak tanımlandığı tespit edilmiştir.Besin miktarının etkisinin incelenmesi amacıyla farklı miktarlarda yem (0,12gr., 0,36gr. ve 0,18gr.) kullanılmıştır. Besin miktarındaki artışın sindirim oranını artırdığı, ancak sindirim zamanını azalttığı bulunmuştur. Sindirim oranındaki bu artışın istatistiki açıdan önemli olduğu sonucuna varılmıştır (P<0,01).İlaveten balık büyüklüğünün sindirim üzerine etkisinin belirlenmesinde ise farklı büyüklüklerde (114,84 + 9,2gr.; 49,06 + 8,5gr.) balıklar kullanıldı ve balık büyüklüğünün sindirim oranını artırdığı dolayısı ile de sindirim zamanını azalttığı bulunmuştur. Bu etkinin istatistiki açıdan da önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05).Ayrıca sıcaklığın etkisi de (9,50C and 180C) test edilmiştir. Sıcaklığın iki kat artmasıyla sindirim zamanının 1,5 kat azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulunan bu farklılık istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P <0,01).Anahtar Kelimeler: Kaynak Alabalığı, Salvelinus fontinalis, Mide boşalım fizyolojisi, Sindirim zamanı ve oranı
Doğu Karadeniz'deki bazı limanlarda (Trabzon, Rize, Hopa, Giresun, Ordu, Ünye) atık alım tesislerinin incelenmesi ve verimliliğinin belirlenmesi
Deniz taşımacılığından kaynaklanan deniz kirliliğinin önlenmesine yönelik tedbirler her geçen gün artmaktadır. Bunlardan biri ve en önemlisi limanlarda gemilerin atık sularını verebileceği atık alım tesislerinin bulunması ve bu tesislerin deniz çevresinin kirlenmesini önleyecek şekilde verimli çalışmasıdır. Limanlardaki atık alım tesislerinin işleyişi ve verimliliği deniz çevresinin korunmasında önemli yer almaktadır.Bu çalışmada, Doğu Karadeniz'deki bazı limanların (Trabzon, Rize, Hopa, Giresun, Ordu, Ünye) atık alım tesislerinden alınan sintine sularında, sıcaklık, pH, çözünmüş oksijen, kimyasal oksijen ihtiyacı, yağ ve gres, askıda katı madde değerleri ölçülerek bu tesislerin arıtma verimliliği ortaya konulmuştur. İncelenen limanlardaki atık kabul tesisleri kapasitelerinin, Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği'nde belirtilen ölçütlere uygun olduğu saptanmıştır. Ancak bazı limanlardaki arıtma sistemleri genellikle çalıştırılmadığından dolayı arıtma yapılmadığı ve sintine sularının dinlendirme yöntemi ile ayrıştırılarak bertaraf tesislerine gönderildiği tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında incelenen limanlardan, sistemi tam çalışır olan Ünye Limanı'nın atık kabul tesisinin arıtma giderim verimi, askıda katı madde için % 99,8; yağ ve gres için % 99,9; kimyasal oksijen ihtiyacı için % 94,1 olarak belirlenmiştir.
Farklı iki av sezonunda Karadeniz gırgır balıkçılığında gırgır gemilerinin performans değerlendirmesi
Karadeniz'de gırgır avcılığı yapan gemilerin ekonomik analizlerini yapmak amacıyla bu çalışma yapılmıştır.Araştırmada kullanılan veriler örnek alınan beş gırgır gemisi kaptanlarıyla yapılan yüz yüze görüşme ve avcılık sezonu başlamadan kendilerine verilen formların sezon sonunda toplanmasıyla elde edilmiştir. Araştırma sahası, Zonguldak-Artvin arasında kalan bölge ve Gürcistan'dır.Çalışma sonucunda; bölgede gırgır avcılığı yapan örnek gemilerin kar-zarar durumları incelenmiş ve en büyük gider yakıt olarak tespit edilmiştir. Gemi boyu arttıkça gelirler artmakta fakat buna bağlı olarak giderlerde artmaktadır. Araştırması yapılan gemilerin tümü iki sezonu da karlı kapatmışlardır.Ekonomik değerlendirme kriterlerinden net şimdiki değer (NŞD) ve iç getiri oranlarının (İGO) hesaplanmasıyla; hamsi avcılığı yapan gırgır gemilerinin optimum motor gücünün 2000-3000 HP arasında, optimum grosstonajın (GT) ise 150-250 arasında olması gerektiği sonucuna varılmıştır.Örnek gemilerin iki av sezonuna ilişkin hamsi av miktarlarından hareketle bir gırgır gemisinin ortalama olarak yılda 3080 ton hamsi avladığı belirlenmiştir. Karadeniz'de hamsi avcılığı yapan gemi sayısının en az 150 olduğu düşünülerek toplam hamsi av miktarının 462000 ton olması gerektiği sonucuna varılır. Bu ise resmi istatistiklerde verilen rakamın nerdeyse iki katından fazladır.
Deniz levreklerinde (Dicentrarchus labrax Linnaeus, 1758) sıcaklığın sindirim zamanı üzerine etkisi, beslenme sıklığı ve gıda tüketim miktarının belirlenmesi
Bu çalışmada, deniz levreği'nin (Dicentrarchus labrax Linnaeus, 1758) beslenme sıklığı, gıda tüketimi ve sıcaklığın sindirim zamanı üzerine etkisi irdelenmiştir.Çalışmada, sıcaklığın sindirim zamanına etkisinin belirlenmesinde aynı büyüklükteki balıklar 29 °C'de (104±5,65 g, n=14) ve 19 °C'de (118,98±13,83 g, n=9) 3 g pelet yem ile beslenmişlerdir. Mide içeriklerinin belirli zaman aralıklarındaki değişimi takip edilmiş, sıcaklığın artışı ile sindirim zamanının ters orantılı olduğu ve bu etkinin istatistiksel olarak önemli (P<0,01) olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Q10 değeri 0.09 olarak hesaplanmıştır.Beslenme sıklığı ve gıda tüketiminin belirlendiği çalışmada, aynı büyüklükte (94,3±2,57 g, n= 10) 25 °C'de balıklar test edilmiştir. Yapılan çalışmada levreklerin günün herhangi bir zamanında beslenme sıklığı göstermediği, gıdanın herhengibir şekilde temin edilmesi ile beslenmenin gün boyu devam ettiği saptanmıştır. Ortalama 94 g ağırlığındaki levreklerin besin tüketimi % 3,7± 1,65 kadar (bw/gün) dır.
Karadeniz'de hamsi (Engraulis encrasicolus L. 1758) avcılığında uygulamaya konulan yönetim stratejilerinin (Gündüz av yasağı ve kota uygulamaları) stok yapısına ve balıkçılık ekonomisine olan etkilerinin araştırılması
Bu araştırmada, Karadeniz'deki hamsi (Engraulis encrasicolus L. 1758) stokuna ilişkin günümüz yönetim stratejilerinin etkisi araştırılmıştır. 2010-2011 av sezonundaki Karadeniz balıkçılığının ekonomik durumu özetlenmiştir.Elde edilen sonuçlara göre von Bertalanffy büyüme parametreleri sırasıyla 2009-2010 av sezonu için L?=15,48 cm, k=0,4836, t0 = -1,402 ve 2010-2011 av sezonu için L?=15,22 cm, k=0,480, t0 = -1,497 olarak bulunmuştur.2009-2010 av sezonu için toplam anlık ölüm oranı (Z) 2,74 yıl-1, doğal ölüm oranı (M) 0,66 yıl-1, avcılık ölüm oranı (F) 2,08 yıl-1, işletme oranı (E) 0,75 yıl-1 ve 2010-2011 av sezonu için (Z) 2,76 yıl-1, (M) 0,66 yıl-1, (F) 2,10 yıl-1, optimum av çabası (F0.1)1,2 yıl-1 ve de (E) 0,76 yıl-1, olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre, gündüz av yasağı uygulaması ile av çabasında %50' lik bir azalma balıkçılık ölüm oranında % 100'lük bir azalmaya sebebiyet vermiştir. Ancak, bu azalmanın yetersiz olduğu sürdürülebilir avın sağlanabilmesi için % 50'lik bir azalmanın daha gerekli olduğu dolayısıyla Karadeniz hamsi stoklarındaki aşırı avcılık tehdidinin devam ettiği tespit edilmiştir. Av çabasındaki bu azalmanın av yasaklarının Ekim ayının sonuna kadar uzatılması ile sağlanacağı önerilmiştir. Bu önerinin balıkçılar tarafından da kabul gördüğü yapılan anket sonucunda belirlenmiştir.2010-2011 av sezonu boyunca hamsi kaynaklı Ekonomik rantabilite oranı (ROİ) ortalama değeri % 10,55, Mali rantabilite oranı ortalama değeri % 8,45 olarak bulunmuştur. ROİ ortalaması, Sektör Ortalamasının (% 2,2) üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Mali rantabilite ortalamasının Fırsat Maliyeti açısından banka getirisinden yüksek oluşu müteşebbis balıkçılar tarafından sarf edilen emeğin boşa gitmediğini göstermiştir.
Doğu Karadeniz'deki istavrit (Trachurus mediterraneus, Steindachner, 1868) balığının stok yapısı ve populasyon parametrelerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu araştırmada, Doğu Karadeniz'deki istavrit (Trachurus mediterraneus, Steindachner, 1868) populasyonuna ilişkin bazı temel parametreler araştırılmıştır. Araştırma periyodu boyunca Trabzon'da avcılık yapan balıkçılardan temin edilen balıklardan rastgele örnekleme yapılıp 690 istavrit balığı incelenmiştir.İncelenen istavrit balıkları total boy olarak 6,2 cm ile 20,4 cm arasında değişim göstermektedir. Ortalama boy tüm örnekler için 11,83±2,16 cm, erkekler için 11,45±2,14 cm ve dişiler için 12,28±2,12 cm olarak hesaplanmıştır.Araştırmada, boy-ağırlık ilişkisi tüm örnekler için; W= 0,0067×L3.165, erkekler için; W= 0,0065×L3.148, dişiler için; W= 0,0068×L3.183 olarak belirlenmiştir. Yaş-boy ilişkisi Lt= 29,467(1-e -0.115(t+1.855)), yaş-ağırlık ilişkisi Wt= 300,92(1-e -0.115(t+1.855))3.165 olarak hesaplanmıştır.Toplam anlık ölüm oranı (Z) 2,25, doğal ölüm oranı (M) 0,32, avcılık ölüm oranı (F) 1,93 ve işletim oranı ise (E) 0,85 olarak tahmin edilmiştir.Ayrıca,F0,1, 2,55 olarak tahmin edilmiştir ki bu, Karadeniz'deki mevcut av çabası (gırgır), istavrit stokunun, aşırı avcılık tehdidi ile karşı karşıya olan hamsinin aksine düşük bir işletime neden olmuştur.
Doğu Karadeniz bölgesinde ki bazı göllerin morfo-edafik indeks yöntemi ile verimliliklerinin karşılaştırılması üzerine bir çalışma
Bu çalışma da Doğu Karadeniz bölgesinde bulunan ve oluşumlarına göre farklılık gösteren Sera gölü( heyelan set gölü) Uzungöl (alüvyal set gölü) ve Borçka (baraj gölü) göllerinin Morfo-edafic İndeks (MEI) yöntemi uygulanarak biyolojik verimliliklerinin tespit edilmesine çalışılmıştır. Çalışma kapsamında göllerin fiziko-kimyasal ve biyolojik özellikleri ( sıcaklık, tuzluluk, ph, elektrik iletkenliği, oksijen doygunluğu, TDS, askıda katı madde, seki diski derinliği, klorofil-a ) yıl boyunca aylık olarak belirlenmiştir.Toplanan veriler irdelenmiş ve biyolojik değerlerle (balıkçılık açısından) ilişkilendirmeye çalışılmıştır. Bulgulara göre Uzungöl MEI= 17,03, Sera Gölü =13.57 ve Borçka Baraj gölü MEI= 5,57 olup, toplam av verimi 8,5 kg/ha olarak tahmin edilmiştir.Anahtar kelimeler: Sera gölü, Uzungöl, Borçka Baraj Gölü, Morfo-Edafic İndeks, balıkçılık.
Türkiye'de geleneksel yöntemlerle işlenmiş balık ürünlerinde biyojenik amin miktarlarının tespiti ve oluşumuna neden olan faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmada ülkemizde geleneksel yöntemler kullanılarak üretilen balık ürünlerinin biyojenik amin miktarlarının tespiti ve amin oluşumunu etkileyen faktörlerin araştırılması hedeflenmiştir. Bu amaçla Türkiye genelinde evlerde, yerel balıkçı ve işleme fabrikalarında farklı geleneksel yöntemlerle işlenmiş 96 adet örneğin biyojenik amin ve bazı gıda güvenliği parametreleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, 6 adet örnekteki histamin miktarı Avrupa Birliği ve ülkemizde uygulanan yasal sınırı, 13 adedi ise FDA'nın uyguladığı limiti aştığı belirlenmiş olup bu örneklerde histamin değeri 93-413ppm arasında değişmiştir. İlgili örneklerdeki biyojen amin tehlikesinin uygunsuz hammadde kullanımı, önerilen gıda güvenliği sınır değerlerine uyulmaması ve uygun olmayan depolama koşullarında muhafaza edilmesinden kaynaklanmış olabileceği saptanmıştır. Üretim aşamasında biyojenik amin oluşumuna hammadde kaynaklı faktörlerin etkisi hamsi ve palamut balıkları için farklı koşullarda soğuk muhafazasında kalite değişimleriyle ilişkili olarak incelenmiştir. Bu aminlerin önlenebilmesinde zaman/sıcaklık kontrolünde soğuk muhafazada buz veya su-buz uygulanmasının en etkili yöntem olduğu belirlenmiştir. Farklı tuz konsantrasyonları ve farklı tuzlama yöntemlerinin kullanımı ile depolama sıcaklığının tuzlanmış hamsilerde biyojenik amin oluşumuna etkisi üzerine yürütülen araştırmada düşük tuz konsantrasyonlarının yüksek oranda histamin oluşumuna neden olduğu saptanmıştır. Biyojenik amin riskinin engellenebilmesi için %25 ve üstü tuz konsantrasyonları ile tuzlama veya soğuk muhafaza koşullarında olgunlaştırma ve depolama yapılması gerekliliği ortaya koyulmuştur.
Mikrobiyal döngüde pikoplankton dinamiği ve Güneydoğu Karadeniz pelajik besin zincirindeki önemi
Mikrobiyal döngü ana katılımcıları olan pikoplankton ve heterotrofik nanoflagellatların güneydoğu Karadeniz'deki yapısının ortaya konması amacıyla, Ekim 2010-Aralık 2011 süresince seçilen 3 istasyonda aylık örneklemelerle 200 m'lik su kolonu içerisindeki vertikal dağılımları, ortam parametreleri ile etkileşimleri ve besinsel ilişkileri, saha, laboratuar ve mikrokosm deneyleri gerçekleştirilerek çalışılmıştır.Pikoplanktonun bolluk ve biyomas bakımından baskın katılımcısı yıl boyunca yüzey sularında heterotrofik bakteri olmuştur. En yüksek hücre sayısı Haziran ayında yüzeyde 5.7x109 hücre l-1 olarak belirlenirken, en yüksek karbon biyoması ise 30 m derinlikte 120 µg C l-1 olarak tespit edilmiştir. Heterotrofik bakteri ortalama hücre hacimleri suboksik-anoksik ara yüzeyinde artış göstermiştir. Ototrofik pikoplankton Synechococcus spp. toplam pikoplankton bolluk ve biyomasına en yüksek katılımı yaz aylarında öfotik bölge derinliğinde gerçekleştirmiş ve kıyıdan açığa gittikçe bu oran artmıştır. En yüksek hücre sayısı 33.7 x107 hücre l-1 olurken, en yüksek biyomas değeri 61.67 µg C l-1 olarak belirlenmiştir..Bölgede pikoplankton yüzey sularında iki kez bloom gerçekleştirmiştir. Heterotrofik nanoflagellat bloomu da pikoplanktondaki artışı takiben gelişmiş ve hücre sayısı 5.16x107hücre l-1 seviyesine ulaşmıştır.Yapılan otlama denemeleri sonucunda, Synechococcus spp. büyüme hızı 0.03-1.24 gün-1, otlanma hızı ise 0.3-1.54 gün-1 arasında değişim göstermiştir. Heterotrofik bakteri büyüme hızı 0.13-1.11 gün-1, otlanma hızı ise 0.3-1.41 gün-1 arasında belirlenmiştir. Bölgede çalışma süresince mikrobiyal döngü klasik besin zincirini büyük ölçüde desteklemiştir. Besin zinciri Aralık, Ocak ve Mart aylarında yukarıdan aşağıya yönetilirken, yılın diğer aylarında kaynak tarafından kontrol edilmektedir.
Nanopartiküllerin zebra balığı (Danio rerio) larvaları üzerine olan etkilerinin gen ekspresyon yöntemiyle belirlenmesi
Bu çalışmada, yeni bir nanopartikül (NP) test sistemi geliştirilerek, karbon 60 (C60), titanyum dioksit (TiO2), bakır (Cu) ve gümüş (Ag) nanopartiküllerinin zebra balığı (Danio rerio) larvaları üzerine etkileri belirlenmiştir. Ayrıca, NP'lerin letal (LC50) ve subletal konsantrasyonları belirlenerek metallothienin-2 (MT-2) proteinini kodlayan genin ekspresyonundaki değişimler, Real-time PZR ile SYBR Green I kullanılarak analiz edilmiştir. Yeni geliştirilen test sistemi ile üç farklı zamanda tekrarlanan doz-etki deney sonuçlarının tekrarlanabilir olduğu görülmüş ve LC50 değerleri Ag, Cu ve TiO2 NP'ler için sırasıyla 0,27; 0,65 ve 897 mg/L olarak hesaplanmıştır. Hg+2'nın farklı konsantrasyonları ile yapılan MT-2 gen ekspresyon analizleri sonucunda Hg+2'nın gen ekspresyonunu kontrol grubuna oranla 10 kat (% 89) arttırdığı tespit edilmiştir. C60 ve TiO2 NP'ler ile Hg+2'nın birlikte etkisinin araştırıldığı gen ekspresyon deneyleri sonucunda C60 ve TiO2'in Hg+2'nın toksisitesini önemli oranda azalttığı belirlenmiştir. Cu+2 ve Cu-NP'ün toksisitelerinin karşılaştırıldığı deneylerde Cu+2'ın sebep olduğu gen ekspresyon artışının Cu-NP'e göre 3 kat fazla olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, sertliği (mg/L CaCO3) yüksek olan sularda Cu-NP'ün toksisitesinde artış olurken, EDTA bulunan sularda Cu-NP'ün toksisitesinin azaldığı tespit edilmiştir.
Yemleme sıklığının Karadeniz alabalığı (Salmo trutta labrax Pallas, 1811)'nın sperm ve yumurta kalitesine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, yemleme sıklığının 2?3 yaşlı Karadeniz alabalığı (Salmo trutta labrax Pallas, 1811)'nın sperm ve yumurta kalitesine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada başlangıç ağırlıkları 364,43±121,29 g olan 190 adet balık kullanılmıştır. İki ayrı tanka bölünen balıklar günde 1 ve 2 öğün yemlenmiştir. Çalışma sonunda sırasıyla; 847,39±238,47 g, ve 942,86±339,73 g ağırlığa ulaşmışlardır (p<0,05).Yapılan sağımların ilkinde 1 öğün/gün grubundan 16 adet, 2 öğün/gün grubundan 17 adet erkek bireyden sperm elde edilebilmiştir. İlk sağımlarda 1 ve 2 öğün/gün grup sırasıyla, sperm hacmi (ml), motilite oranı (%), motilite süresi (sn), spermatokrit miktarı (x109 hücre/ml), sperm yoğunluğu (%) ve pH değerlerinin; 8,45±1,32 ve 6,65±4,97, 76,67±18,53 ve 87,36±9,63, 64,20±14,62 ve 54,16±9,48, 21,40±7,08 ve 23,40±5,51, 32,80±5,90 ve 37,53±4,16, 7,17±0,16 ve 6,94±0,09 olduğu belirlenmiştir. Motilite süresi, sperm yoğunluğu, pH ve motilite oranında gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Yapılan ikinci sağımlarda aynı parametreler grup sırasıyla; 3,55±2,06 ve 2,27±2,22, 34,17±19,85 ve 76,79±20,09, 45,05±8,35 ve 47,55±8,80, 20,18±3,24 ve 17,15±1,91, 32,07±3,94 ve 32,81±3,56, 6,98±0,07 ve 7,04±0,04 olduğu belirlenmiştir. Motilite oranları arasında istatistiksel olarak önemli farklılık saptanmıştır (p<0,05).Yapılan ilk sağımlar 26 adet dişi bireyden yumurta elde edilmiştir. Grup sırasıyla; yumurta çapı (mm), yumurta ağırlığı (mg) ve döllenme oranlarının (%) 5,12±0,50 ve 4,55±0,47, 81,95±13,02 ve 76,48±10,24, 99,46±1,34 ve 93,27±16,33 olduğu belirlenmiştir. Yumurta çapı ve ağırlığı değerlerinde gruplar arası istatistiksel olarak önemli farklılıklar saptanmıştır (p<0,05).
Triploid Karadeniz alabalığı (Salmo trutta labrax Pallas, 1811) üretimi ve büyüme potansiyeli ve et kalitesinin belirlenmesi
Bu çalışmada, triploid Karadeniz alabalığı Salmo trutta labrax üretmek için optimum sıcaklık şokları belirlenmiştir. En yüksek triploid oranları, döllendikten 15 dakika sonra 10 dakika sıcaklık şokuyla 32 ve 28 oC'de bulunmuştur. Triploid oranı %81 ile 86 arasında olmuştur. Üç farklı büyüme performansı çalışması gerçekleştirilmiştir. Birinci büyüme çalışmasında diploid (başlangıç ağırlığı 0,24 ± 0,01 g), ve triploid, (başlangıç ağırlığı 0,21 ± 0,01 g), gruplar arasında büyümede farklılık olmamıştır. İkinci çalışmada, triploid balıklardaki (başlangıç ağırlığı 5,8 ± 0,3) ağırlık, ağırlıkça termal büyüme katsayısı ve kondisyon faktörü diploid balıklardan (başlangıç ağırlığı 5,8± 0,2) daha yüksek değerde olmuştur. Son çalışmada, diploidlerin (başlangıç ağırlığı 52,2 ± 1,0 g) boy, ağırlık, termal büyüme katsayısı, spesifik büyüme oranı, yem değerlendirme oranı ve yem değerlendirme etkinliği triploidlerden (başlangıç ağırlığı 57,8 ± 3,6 g) farklı bulunmuştur. Triploid grup diploidlerden daha başarılı bir yem değerlendirme oranı göstermiştir. Diploid ve triploid balıkların kondisyon faktörü ve protein değerlendirme oranında fark bulunmamıştır. Kastaki yüzde protein, su ve kül içeriği bazı aylarda farklılık gösterirken, yağlar bütün aylarda triploidlerde daha yüksek oranda bulunmuştur. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri triploid gruplarda, çoklu doymamış yağ asitleri ise diploid gruplarda yüksek değerlerde tespit edilmiştir. Bu yüzden, ploidi Karadeniz alabalığının yağ asidi içerikleri ve büyüme performansı üzerine etkili olmuştur.
Sürmene koyu yüzey sedimentlerinde ağır metal birikimlerinin araştırılması
Bu çalışmada, Sürmene koyu sedimentlerinde ağır metal derişim düzeylerinin belirlenmesi ve metallerin alansal dağılımlarının ortaya konulması sedimentteki güncel metal düzeyleri hedeflenmiştir. Sedimentteki güncel metal düzeylerinin zemin değerler ile karşılaştırılarak sediment zenginleşme faktörleri tespit edilmesi ve Sürmene Koyu için metal zenginleşme durumlarının tespit edilmesi hedeflenmiştir. Çalışma alanını temsil edecek nitelikte belirlenmiş olan 17 istasyondan alınan yüzey sedimentlerinde Cr, Mn, Al, Co, Ni, Cu, Zn, As, Mo, ve Pb metallerinin toplam konsantrasyonları ölçülmüştür. İstasyonlarda alınan sediment örneklerindeki tane boyutu dağılımının silt, kum, kumlu silt, siltli kum ve çakıl şeklinde olduğu görülmüştür.Sediment örneklerinde, karbonat % 8,54-18,05, toplam organik karbon % 0,26-2,43, organik madde % 1,02-8,52, pH 6,91-8,24, ORP 159-269 mV, kuru madde % 97,9-99,94 ve su içeriğinin % 0.06-2.10 arasında değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Cr, Mn, Al, Co, Ni, Cu, Zn, As, Mo ve Pb için tespit edilen minimum ve maksimum derişimler mg/kg kuru ağırlık cinsinden sırasıyla; (13,4-82,3), (200,2- 446,9), (19965- 48723), (8,01-32,8), (9,8-26), (24,9-3107), (102- 4259), (5,4- 58), (0,21- 20) ve (15,5-208) olarak tespit edilmiştir. Sürmene koyu sedimentlerindeki Al, Cr, Mn ve Ni derişimlerinin yer kabuğu ve ortalama şeyl değerlerinin altında Co, Cu, Zn, Mo ve Pb derişimlerinin ise üzerinde olduğu belirlenmiştir. Sediment zenginleşme faktörü (SZF) yönünden Cr, Mn, Co ve Ni elementleri için düşük, Pb için orta, Zn, As ve Mo elementleri için önemli ve Cu elementi için ise yüksek derecede zenginleşme durumu tespit edilmiştir.
Doğu Karadeniz'de deniz levreği'nde (Dicentrarchus labrax) ölümlere sebep olan bakteriyel hastalıklar ve mevsimselliklerinin belirlenmesi
Karadeniz?de levreğin (Dicentrarchus labrax) yetiştirme evresini kapsayacak şekilde, Haziran-Aralık arası aylık olarak Perşembe ve Yomra İşletmeleri?nden dörtyüz yetmiş altı balığın böbrek ve dalaklarından bakteriyel izolasyon yapılmış ve buna paralel olarak aynı balıkların sağ birinci solungaç arkları parazit sayısını belirleme amaçlı örneklenmiştir. Toplamda izole edilen 137 bakterinin tamamına biyokimyasal testler uygulanmış ve antibiyogram profilleri çıkarılmıştır. Ayrıca 16S rDNA dizi analizi ile türleri belirlenmiştir. İzole edilen 24 bakteri türünden bölgemizde sıkça, balık patojeni olarak Aeromonas veronii (%47,6), Photobacterium damselae subsp. damselae (%14), Vibrio vulnificus (%5), Vibrio rotiferianus (%3,3) ve Vibrio harveyi (%3,3) izole edilmiştir. Bu bakterilerin oluşturduğu 12 adet çoklu enfeksiyon belirlenmiştir. Ayrıca Listonella anguillarum, Vibrio ponticus, Vibrio furnissii ve Vibrio parahaemolyticus çalışmada izole edilen diğer balık patojeni bakteri türleridir. Diplectanum aequans çalışmanın gerçekleştirildiği işletmelerde yüksek prevalense (%92?lere varan) sahip tek parazit türü olarak tespit edilmiştir. Parazitin sayısı arttıkça aynı zamanda bakteri izole etme olasılığının arttığı gözlemlenmiştir. Çalışmamızda, balık patojeni olmayan zootonik patojenlerin (Bacillus thuringiensis, Bacillus anthracis strain Ames, Staphylococcus haemolyticus) ve Bacillus safensis FO-036b gibi türlerin beklenmeyen bir şekilde birden fazla izole edilmeleri işletmelerin yoğun olarak tarımsal ve evsel atıkların etkisi altında kaldığını göstermektedir. İzole edilen bakteri türleri Karadeniz?de ilk kez balık patojeni olarak tespit edilmiş olup bu rapor bir ilk niteliği taşımaktadır.
Karadeniz'de balıkçılık yönetimi uygulamalarının balıkçılığımıza olan etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, balıkçılık yönetimi uygulamalarının sektörel, sosyal ve ekonomik açıdan Karadeniz balıkçılığına etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Balıkçı filosunun sayı ve nitelik açısından büyüklüğü ortaya konmuş, tekne boyu ve motor gücü değişiminin etkileri belirlenmiştir. Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alınmayan yakıt kullanımı, teknelerin %20 boy uzatma hakkı gibi uygulamaların etkileri araştırılmıştır. Balıkçıların görüşlerini almak için anket çalışması yapılmıştır. Karadeniz?de avcılık yapan teknelerin ruhsat defterleri incelenerek tekne niteliklerindeki değişim ortaya konulmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu veri seti kullanılarak tekne karakteristikleri ile avcılık faaliyetleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. İşgücü veya giderler ile üretim arasındaki ilişkiler, tekne boyu veya motor gücünün üretimle olan ilişkilerinden daha yüksek bulunmuştur. Son yıllarda, teknelerin motor güçlerinde önemli artışlar meydana geldiği görülmüştür. Bu artışa, balıkçılar arasındaki rekabetin, ava ve pazara erken ulaşma çabasının etkili olduğu, ÖTV?siz yakıtın da bu artışı hızlandırdığı tespit edilmiştir. Filonun azaltılmasına ihtiyaç olduğu, av gücünün daha fazla büyümemesi için motor güçlerine sınırlama getirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Teknelerin gelir ve karlılıkları dikkate alındığında balıkçı teknelerine yapılan motor gücü değiştirme yatırımlarının bir çoğunun aslında gereksiz olduğu görülmektedir.
Alabalık işletmelerinden izole edilen bakterilerde antibiyotik direnç genlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Rize ve Trabzon illerinde bulunan 7 farklı alabalık işletmesinde balıkların yanında giriş ve çıkış suları fiziko-kimyasal ve bakteriyolojik açıdan incelenmiştir. Su, sediment ve balıklardan izole edilen bakterilerde antibiyotik direnci ve direnç genlerinin varlığı araştırılmıştır. İşletmelerin su ve sediment örneklerinden başta Escherichia coli olmak üzere 9 farklı bakteri türü (n:159) izole edilirken, balıklardan 12 farklı bakteri türü (n:24) izole edilmiştir. Antibiyogram testi sonuçlarına göre koliform bakterilerde en yüksek direnç sulfametaksazol ve ampisilin antibiyotiklerine karşı tespit edilirken balıklardan izole edilen bakterilerin ise sulfametaksazol, imipenem ve aztreonama karşı dirençli oldukları belirlenmiştir. En etkili antibiyotikler rifampisin, kloramfenikol ve tetrasiklindir. Çalışmada izole edilen bakteri türlerinin çoğu için Çoğul Antibiyotik Direnç İndeksi değeri kritik seviyenin üzerinde hesaplanmıştır. Bakterilerde en sık görülen antibiyotik direnç geni ampC olmuştur ve bunu koliform bakterilerde tetA, sul2, blaCTX-M1 ve blaTEM-OT12 direnç genleri takip etmiştir. Bakterilerin %70,8?inin en az bir tane direnç genine sahip oldukları belirlenirken, %66,6?sının da iki veya daha fazla direnç genine sahip oldukları belirlenmiştir. Plazmit bulunduran bakterilerin %36,54?ünün aktarılabilir plazmite sahip oldukları belirlenmiş ve plazmitlerle aktarılabilen direnç genleri ampC, blaCTX-M1, tetA, sul2, blaTEM-OT12 ve blaTEM-OT34 olarak tespit edilmiştir. Sucul ortamın, bakterilerin antibiyotik direncinin gelişmesi ve direnç genlerinin yayılmasında önemli rol oynayabileceği belirlenmiştir.
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgeleri'nde yapılan küçük ölçekli / artisanal balıkçılığın sosyo-ekonomik durumu
Bu araştırmada, Orta ve Doğu Karadeniz (Sinop-Artvin) bölgelerinin kıyı şeridindeki 7 ilde (Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin) yaşayan küçük ölçekli / artisanal balıkçıların sorunları ve sosyo-ekonomik durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla sahada deneklere, kapalı ve açık uçlu sorulardan oluşan toplam 46'şar soru içeren anketler dağıtılmış ve ayrıca yüzyüze görüşmeler sonucunda bilgi elde edinilmiştir. Toplam 168 balıkçının doldurduğu anketlerden elde edilen veriler incelenmiş, araştırma yapılan bölgedeki balıkçıların sosyo-ekonomik durumu, balıkçılıkla ilgili sorunlar ve bu sorunların çözülmesi için yardımcı olacak tavsiyeler belirtilmiştir. Bölgede avcılık yapan balıkçıların yaşları 17 - 74 arasında olup bunların %48,21'inin ilkokul, %20,83'ünün ortaokul, %23,21'ini lise, , %5,36'sının üniversite mezunu olduğu; %1,79'unun da herhangi bir tahsilatının bulunmayıp sadece okuryazar olduğu, %0,6'sının da okuryazar olmadığı görülmüştür. Balıkçıların % 36,90'u balıkçılığı baba mesleği olması nedeniyle, %20,83' ü de işsizlik nedeni ile yapmaktadırlar. Balıkçıların %11,90'unun sosyal güvencesi olmamakla birlikte sosyal güvencesi olanların da %60,81' ini SGK' ya kayıtlı olanlar ve % 14,86'sını BAĞKUR' a kayıtlı olanların oluşturduğu belirlenmiştir. Balıkçıların %86,31'unun evli olduğu , %9,52'sinin hiç evlenmemiş olduğu saptanmıştır. Balıkçıların %86,31' inin aylık 1.000 TL'den az, %13,69'luk kısmının ise 1.000-1.500 TL arası kazandıkları belirlenmiştir.
Karadeniz'de deniz salyangozu (Rapana venosa) populasyonunun incelenmesi
Karadeniz'de balıkların stok miktarlarında görülen azalma ile birlikte bölgedeki balıkçılar için deniz salyangozu stoğunun önemi gün geçtikçe artmıştır. Bu sebep ile gelecekte stokların daha verimli işletilebilmesi amacı ile başlatılan çalışmada Sinop, Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon il sınırları içerisinde maksimum 30 metre derinliğe sahip sularda direç çekimi yapılarak Karadeniz'deki deniz salyangozlarının dağılımı ve büyümesi gibi bazı populasyon parametreleri ile stok miktarı tahmin edilmeye çalışılmıştır. İncelenen deniz salyangozları için Ortalama boy 62,04 mm, genişlik 46,46 mm, yükseklik 33,66 ve ağırlık ise 57,07 g'dır. Populasyon miktarı 10.623 ton olarak tahmin edilirken dişi:erkek oranı 1,00:3,15 bulunmuştur.
Doğu Karadeniz (Trabzon sahil şeridi) zooplanktonu ve zooplanktonda yağ asitleri kompozisyonundaki mevsimsel değişimler
Doğu Karadeniz zooplanktonun aylık bolluk dağılımı, toplam yağ miktarı ve yağ asitleri kompozisyonundaki değişimler ve bunların ortam parametreleriyle olan etkileşimleri çalışılmıştır. Doğu Karadeniz zooplanktonunda % 56 ile en baskın grup kopepoda olmuştur. Kopepoda'yı, % 30 ile Noctiluca scintillans ve % 11 ile kladoserler takip etmiştir. Klorofil-a ile zooplankton bolluğu arasında negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Zooplankton türlerinden, Calanus euxinus (% 7.02) ve Pleurobrachia pileus (% 1.47) türleri en yüksek toplam yağ miktarına Şubat, küçük kopepodlar Ocak (% 6.91) ve Sagitta setosa türü Nisan (% 4.21) ayında ulaşmıştır. Kopepoda ve P. pileus'da en önemli SFA 16:0 ve 14:0 iken S. setosa'da 14:0'ın yerini 18:0 almıştır. En önemli MUFA C. euxinus'da 16:1 n-7 iken, diğer türlerde 18:1 n-9 olmuştur. DHA ve EPA zooplanktonda en önemli PUFA olarak gözlenmiş ve DHA miktarı EPA miktarından daima yüksek olduğu belirlenmiştir. DHA, P. pileus ve S. setosa türlerinde kışın yükselirken (sırasıyla, % 27.57; % 37.90), P. pileus'da sonbaharda (% 21.07), S. setosa'da ilkbaharda (% 32.76) azalmış, C. euxinus'da ilkbaharda (% 30.97) yükselmiş, kışın (% 17.68) azalmış, küçük kopepodlarda ise sonbaharda (% 37.77) yükselmiş, yazın (% 26.37) azalmıştır. P. pileus'da EPA'daki mevsimsel farklılıkların önemli olmadığı belirlenmiştir (p<0.05). Zooplankton türlerinden özellikle C. euxinus yağ asitlerinin sıcaklıktan önemli oranda etkilendiği ve sıcaklık artışıyla birlikte doymamışlık derecesinin azaldığı gözlenmiştir. Aynı dönemlerdeki, toplam yağ miktarı ve yağ asiti kompozisyonun zooplankton türlerine göre değiştiği, Doğu Karadeniz besin zincirinde üst basamaklara yağ asitleri aracılığıyla enerji aktarımında C. euxinus'un önemli rol oynadığı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler:Zooplankton, Calanus euxinus, yağ asiti, DHA, EPA, Doğu Karadeniz
Yemleme sıklığının Abant alabalığı'nın (Salmo abanticus Tortonese, 1954) büyüme performansı, yumurta verimi ve et kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi.
Bu çalışma Abant alabalığının (Salmo abanticus Tortonese, 1954) özel sektör kanalıyla ekonomiye kazandırılmasına katkı sağlamak üzere besleme sıklığına bağlı büyüme verilerini, yumurta verimini ve etin biyokimyasal yapısındaki değişimleri araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta birbirine yakın ve yaklaşık olarak 224,87± 0,69 g civarında olan balıkların ağırlık değerleri çalışmanın sonunda; Birinci öğün grubundan dördüncü öğün grubuna doğru sırasıyla 536,77 ± 37,46 g, 693,52 ± 67,53 g, 770,47 ± 37,29 g ve 810,63 ± 42,09 g olarak ölçülmüştür. Anaç başına alınan mutlak yumurta sayıları birinci öğün grubundan dördüncü öğün grubuna doğru sırasıyla 707±38, 999±77, 1036±110 ve 1053±60 adet/anaç olarak bulunmuştur. Et kalitesinde önemli rol oynayan yağ asitleri bakımından iki, üç ve dördüncü öğün grubu birinci öğün grubuna göre avantajlı bulunmuştur. 392 gün süren bu çalışmanın sonunda elde edilen verilere göre üçüncü öğün grubunun büyüme, yumurta verimi, biyokimyasal veriler ve et kalitesi açısından birinci öğün grubuna avantaj sağladığı ve ikinci ve dördüncü öğün gruplarıyla benzerlik gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca ıslah çalışmalarının ve türe özel yem üretimi araştırmalarının bu türün kültüre alınma çalışmalarına katkıda bulunacağı kanaatine varılmıştır.
Abant alabalığı (Salmo abanticus Tortonese, 1954) alevinlerinin besin kesesi tüketimi üzerine tuzluluk ve sıcaklığın etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada günlük sıcaklık değişiminin ve tuzluluğun Abant alabalığı (Salmo abanticus Tortonese, 1954) alevinlerinin besin kesesi tüketimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Sıcaklık değişiminin etkisinin belirlenmesi için, dere suyu (S-dere) ve kaynak suyu (S-kynk) olmak üzere farklı iki tatlı su kaynağı, tuzluluğun etkisini belirlemek için üç farklı; ‰4 (Tuz-4), ‰6 (Tuz-6), ‰8 (Tuz-8) tuzluluk oranına sahip ortam kullanılmıştır. Ortalama su sıcaklıkları tüm gruplar için eşit seviyelere ayarlanmıştır. Tablalardaki yumurtaların %95'i açıldıktan sonra alevinler deney tanklarına aktarılmıştır. Aktarımın yapıldığı gün 1. örnekleme olarak kabul edilmiş ve her 5 günde bir örnekleme yapılmıştır. Çalışmada en yüksek boy değeri ortalaması ise S-dere grubunda (23,80 ± 0,72 mm) ve en yüksek boyca büyüme oranı çalışmanın tamamında S-dere grubunda (0,26 ± 0,01 mm/gün) hesaplanmıştır ve gruplar arasında istatistiksel farklılıklar mevcuttur (ANOVA, P<0,001). Çalışmada besin kesesini en erken tüketen grup S-dere grubudur. Günlük kuru besin kesesi tüketimi en yüksek S-dere grubunda (0,75 ± 0,02 mg/gün) ölçülmüştür ve gruplar arasında istatistiksel farklılık mevcuttur (ANOVA, P<0,001). Çalışmada en yüksek yaş alevin ağırlığı ortalaması çalışmanın sonunda S-dere grubunda (91,30 ± 6,21 mg) en düşük Tuz-4 grubunda (66,73 ± 4,18 mg) olarak belirlenmiştir. Çalışmanın tamamında en yüksek ağırlıkça büyüme oranı S-dere grubunda 1,90 ± 0,03 mg/gün olarak tespit edilirken en düşük Tuz-4 grubunda 1,12 ± 0,05 ölçülmüştür. Besin kesesi değerlendirme randımanı en yüksek S-kynk grubunda (0,61 ± 0,03 mg/mg) en düşük ise Tuz-4 grubunda (0,35 ± 0,03 mg/mg) belirlenmiştir. Sonuç olarak, Abant alabalığının besin kesesi tüketim evresinde gün içerisinde dalgalı sıcaklıklar gösteren tatlı su kaynaklarında daha hızlı ve verimli büyüdükleri tespit edilmiştir. Tuzluluğun ‰4 seviyelerinde seyrettiği durumlarda ise larval büyümenin en düşük olduğu belirlenmiştir.
Doğu Karadeniz Treptacantha barbata popülasyonlarının antioksidan ve gelişme özelliklerinin ekolojik durum sınıfı gözeterek araştırılması
Bu tez, Ekolojik Değerlendirme İndeksi (EEI) gözetilerek, Treptacantha barbata (TB)'nın antioksidan özelliklerinin çevresel faktörler ile ilişkisini mevsimsel olarak ortaya koymaktadır. Bu amaçla, 1 ila 2 yaş aralığındaki TB numunelerinin bazı in vitro antioksidan özellikleri (FRAP ve DPPH süpürme aktiviteleri) TP (toplam fenolik içerik), TF (toplam flavonoid, içerik) ve bazı fenolik içerikler (HPLC) araştırılmıştır. İstasyonlara ait deniz suyu fizikokimyasal parametreleri (sıcaklık, pH, çözünmüş oksijen, elektriksel iletkenlik ve tuzluluk) in situ olarak ölçülmüştür. Çalışılan antioksidan özellikler, mevsimler ve istasyon faktörü gözetilerek karşılaştırıldıklarında TP içeriği, FRAP ve DPPH aktivite değerlerinin bazı istatistiksel farklılıklar gösterdiği (ANOVA, p<0,05) tespit edilmiştir. Sıcaklığın TP ve FRAP aktivitesi ile negatif, DPPH aktivitesi ile pozitif ilişki gösterdiği tespit edilmiştir. TB'nin üreme sezonunun başlangıcı olan ilkbahar sonu-yaz başı döneminde antioksidan özellik varyasyonlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu durum St2 istasyonunun coğrafik konumuyla ilişkilendirilmiştir. Çalışılan standart fenolik bileşiklerden en yüksek konsantrasyona sahip bileşiğin sonbahar döneminde Krisin flavonoid'inin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca veri setlerinin TBA (Temel Bileşen Analizi) skor grafiklerinde yer alan ikinci bileşendeki yüksek miktardaki FRAP katkısının temel nedeninin TB'nin döllenmiş üreme organlarıyla ilişkisi olabileceği düşünülmektedir.
Gökkuşağı alabalık eti katkılı galeta
Bu çalışmada, haşlanmış gökkuşağı alabalığı filetoları kullanılarak balık eti katkılı galeta üretilmiştir. Bu üretimler, belirlenmiş olan reçete ile hazırlanan galeta hamuruna, ağırlıkça farklı yüzdesel oranlarda haşlanmış balık eti kıyması ikame edilmesi ile yapılmıştır. Belirlenen tarife göre üç temel grup üretim yapılmış olup; ilk iki grup laboratuvar ortamında, üçüncü grup ise endüstriyel ortamda bir işletmede üretilmiştir. Gruplar kendi içerisinde farklı un ve balık oranlarına göre alt ürünlerden oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında her bir grup galeta üretildikten sonra belli kriterlere göre duyusal analiz ve tüketici anketine tabi tutulmuştur. Üçüncü grup endüstriyel uygulama ürünlerine yönelik ayrıca kimyasal analizler de yapılmış olup geleneksel galeta ile besin değerleri açısından karşılaştırılmıştır. Birinci grup ön deneme duyusal anketi sonucunda hesaplanan ortalama puanlara göre %15 balık eti katkılı galeta 21,20 puanla birinci sırada, ikinci grup laboratuvar koşullarında üretilen ürünlerin duyusal anketi sonucunda hesaplanan ortalama puanlara göre %20 balık eti katkılı galeta 18,93 puanla birinci sırada yer almıştır. Üçüncü grup endüstriyel uygulama duyusal anketi sonucunda %15 balık eti katkılı galeta panelistlerin %41,35'ü tarafından daha lezzetli olarak değerlendirilmiştir. Üçüncü grup endüstriyel uygulamada üretilen galetalara uygulanan kimyasal analizler sonucunda, %15 balık eti katkılı galetanın, kontrol grubuna oranla proteini 4,37g/100g artarak 10,19g/100g'dan 14,56g/100g'a, diyet lif'i 2,95g/100g artarak 9,82g/100g'den 12,77g/100g'a yükselmiştir. Karbonhidrat değeri ise 60,69g/100g'dan 11,76g/100g azalarak 48,93g/100g'a düşmüştür. Çalışma kapsamında üretilen %15 ve %20 oranlarında balık eti katkılı galetaların tüketiciler tarafından beğenildiği ve balık eti katkısının galetadaki protein ve diyet lif oranını artırdığı ve karbonhidrat seviyesini düşürdüğü tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucuna göre balık katkılı galeta üretiminin ülkemiz su ürünleri tüketimine düşük miktarlarda da olsa katkıda bulunabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alabalık, Galeta, Tüketici anketi, Besin değeri
Akdeniz, Karadeniz ve Paris memorandumlarında tutuklanan Türk bayraklı gemilerin incelenmesi
Günümüzde, ekonomik ve çevreci oluşundan dolayı deniz ticaretine olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Temel amacı ticaret ve para kazanmak üzerine kurulu olan ticari denizcilik, geminin ve personelin güvenliğini zaman zaman arka plana atabilmektedir.Denizde can ve mal güvenliğini, deniz kirliliğini, personel standartlarını önemsemeyen veya buna uygun politika üretemeyen ülkelerin bayrağını taşıyan gemilerin denizlerde serbestçe dolaşmasını engellemek ve standart altı gemilere yaptırımlar getirmek amacıyla IMO'nun teşvikiyle, bölgesel anlaşmalar, Memorandumlar kurulmuştur. Kurulan Memorandumlara üye ülkeler, limanlarına gelen, yabancı ülkelere ait gemilere Liman Devleti Denetimi uygularken, kendi bayrağını taşıyan gemilere ise Bayrak Devleti Denetimi uygulamaları yapmaktadır.Yapılan denetimlerle gemilerin uluslararası anlaşmalara uygun olup olmadıkları denetlenmekte ve uygun olmayanlara geminin seferden alıkonulması neticesini doğuran tutuklanma yaptırımı da dahil olmak üzere çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır.Bu çalışmada, Türk Bayraklı gemilerin, Paris, Akdeniz ve Karadeniz Memorandumlarında gerçekleşen Liman Devleti Denetimi sonucundaki tutuklanmalarının sebepleri araştırılmıştır.Öncelikle 2005-2008 yıllarında tutuklanan Türk Bayraklı gemilerin tüm eksiklikleri tespit edilmiş ve tespit edilen eksiklikler 19 başlık altında incelenmiştir. Her üç Memorandumun denetimlerinde, hangi konularda yoğun olarak denetim yaptıkları tespit edilmiştir. Türk bayraklı gemilerin yangın emniyeti ve önlemleri, can kurtarma araçları ile MARPOL konularında zayıf olduğu ve tutuklanmaların bu konularda yoğun olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Liman Devleti Denetimi, Bayrak Devleti Denetimi, Paris Memorandumu, Akdeniz Memorandumu, Karadeniz Memorandumu
Doğu Karadeniz bölgesinde avlanan bazı balıklarda toplam lipit ve yağ asidi kompozisyonlarının av mevsimi boyunca araştırılması
Bu çalısmada Ağustos 2008 - Mart 2009 yılları arasında Doğu Karadeniz Bölgesi'nde ticari olarak avcılığı yapılan ve bu bölgede yaygın olarak tüketilen pelajik balık türlerinden palamut (Sarda sarda, Block, 1793), zargana (Belone belone, Linnaeus, 1758) ve tirsi (Alosa pontica, Eichwald, 1838) balıklarının et, karaciğer ve gonadlarında toplam lipit miktarları ve yağ asidi metil esterleri kompozisyonu incelenmiştir. Toplam lipit analizi Bligh ve Dyer (1959) metodu ile yapılarak yağ asidi metil esterleri kompozisyonu gaz kromatografisi ile belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre palamut, zargana ve tirsi etlerindeki toplam lipit miktarları sırasıyla %8.38 %8.4 ve %17.28 olarak belirlenmiştir. Bu değerler palamut ve zarganada benzer bir artış eğilimi göstererek aralık ayında maksimuma ulaşmıştır. Tirside ise Şubat ayı (%21.16) dışında istatistiki olarak önemli bir farklılık göstermemiştir (p<0.05). Palamut ve zargana karaciğerlerindeki yağ değerleri ete oranla daha yüksek miktarlardadır (palamut için ortalama %25.13 ve zargana için %18.70). Tirside ise bu değer etten daha düşük, %15.71 olarak bulunmuştur. Zargana ve tirsiye ait gonadlardaki toplam yağ miktarları et ve karaciğere oranla oldukça düşük çıkmıştır. Bu değerler zargana için ortalama %2.35; tirsi için %6.11 olarak bulunmuştur.Palamut et ve karaciğerine ait ortalama çoklu doymamış yağ asitleri (ÇDYA) sırasıyla %38.81 ve %34.58 olarak hesaplanmıştır. Zargana et karaciğer ve gonadlara ait ortalama ÇDYA sırasıyla % 38.10, %29.26 ve %38.90 olmuştur. Tirsiye ait et, karaciğer ve gonadlardaki ÇDYA değerleri de sırasıyla %36.39, %30.91ve %38.85 olarak tespit edilmiştir. Palmitik asit, oleik asit, eikosapentanoik asit ve dokosahekzanoik asit en baskın yağ asitleri olarak belirlenmiştir. Her üç balığın da ÇDYA'nce, özellikle omega-3 yağ asitlerince zengin kaynaklar olduğu ortaya konmuştur.
Güney Karadeniz'de mesozooplankton kompozisyonu ve dağılımı
Bu çalışmada, mesozooplanktonun mevsimsel dağılımı ve tür kompozisyonu, Güney Karadeniz Bölgesi Trabzon açıklarında yer alan istasyonda 1999-2006 yıllarında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Zooplankton örneklemesi 75 µm ağ göz ve 75 cm ağız açıklığına sahip Kahlsıco model plankton kepçesi kullanılarak 150 metreden yüzeye dikey olarak gerçekleştirilmiştir.Güney Karadeniz bölgesinde 1999- 2006 yıllarında toplam 19 zooplankton türü tanımlanmıştır. Besin zooplanktonunun en yüksek bolluk değerleri, 1999 yılında Eylül (172.242 birey/m2), 2000 yılında Ağustos (926.679 birey/m2), 2001 yılında Aralık (938.544 birey/m2), 2002 yılında Şubat (1.669.397 birey/m2), 2005 yılında Nisan (666.822 birey/m2) ve 2006 yılında Haziran ayında (488.749 birey/m2) belirlenmiştir. Araştırma periyodu boyunca copepodlardan Acartia clausi 2000 yılı Ağustos ayında (43.219 birey/m2), Calanus euxinus 2001 yılı Nisan ayında (52.690 birey/m2), Pseudocalanus elongatus 2005 yılı Nisan ayında (33.955 birey/m2), Oithona similis 2001 yılında Ağustos ayında (50.008 birey/m2), Paracalanus parvus 2002 yılında Şubat ayında (25.918 birey/m2) ve Centropages ponticus 2006 yılında Eylül ayında (9.306 birey/m2) en yüksek bolluk değerleri tespit edilmiştir. Noctiluca scintillans'ın, çalışma bölgesinde Haziran 1999, Haziran 2005 ve Mayıs 2006 tarihlerinde en baskın tür olduğu belirlenmiştir.Meroplankton, maksimum değerleri Eylül 1999, Ağustos 2000, Aralık 2001, Ocak 2002, Nisan 2005 ve Haziran 2006 tarihlerinde tespit edilmiştir. Meroplanktona en büyük katkıyı 1999 yılı hariç bivalve larvaları yapmıştır. Oikopleura dioica (Appendicularia) yüksek bolluk değerleri 1999 yılında Aralık, 2000 yılında Eylül, 2001 yılında Ekim, 2002 yılında Şubat, 2005 yılında Nisan ve 2006 yılında Haziran ayında bulunmuştur. Sagitta setosa (Chaetognatha)'nın en yüksek bolluk değeri 2001 yılı Ağustos ayında saptanmıştır.Akçakoca (Düzce)- Trabzon arasında sonbahar döneminde on istasyonda yapılan çalışmada copepod bolluk değerleri istasyon derinliğine bağlı olarak değişmekle birlikte Batı'dan Doğu'ya doğru bolluk değerlerinde genel bir artış olduğu gözlenmiştir.
Güneydoğu Karadeniz'de pigment konsantrasyonu ve birincil üretimin çevre koşulları ile etkileşimi
Şubat-Aralık 2009 tarihleri arasında Güney Doğu Karadeniz kıyısal ekosisteminde yürütülen bu çalışmada, fitoplanktonun kalitatif ve kantitatif değişimi, fotosentetik pigment konsantrasyonu, birincil üretim miktarı ve bunların çevre koşulları ile etkileşimi araştırılmıştır.Yapılan CTD ölçümlerinde elde edilen sıcaklık ve tuzluluk profilleri Karadeniz'in genel karakteristiğine uyan eğilimler göstermiştir. Oksijence zengin üst tabakanın kalınlığı yılın sıcak dönemlerinde 40-60 m arasında değişim gösterirken soğuk dönemlerinde ise 60-80 m'ye kadar inmiştir. 140 m'den sonra anoksik bölge belirlenmiştir. PAR derinliğinin ortalama 27-30 m arasında değiştiği belirlenmiştir. Sönümlenme katsayıları (Kd) kıyı ve açık sular için sırasıyla 0.18±0.07 m-1 ve 0.18±0.06 m-1 olarak hesaplanmıştır.Besin elementlerinden nitrat değerleri Karadeniz için belirtilen değerlerin üst sınırlarında tespit edilmiştir (2,3 µg-at/L). Ortalama nitrat konsantrasyonu kıyı ve açık sularda sırasıyla 2.18-2.21 ?g?at/L olarak ölçülmüştür. Nitrit konsantrasyonları ise sırasıyla 0.07?0.09 ?g?at/L olarak ölçüşmüştür. Kıyı sularda ortalama fosfat konsantrasyonu 0.018 ?g?at/L iken açık sularda ise bu değişim 0.023 ?g?at/L olarak belirlenmiştir. Silikat değeri Karadeniz'in batı bölgelerinde tespit edilen değerleri (0.8-1.5 µg-at/L) aşmamıştır. Silikat konsantrasyonları ise kıyı ve açık sularda 0.13 ?g?at/L olarak belirlenmiştir.Çalışma sahasında fitoplankton bloomları Mayıs ve Eylül aylarında gözlenmiştir. Bunlara ek olarak Kasım ayında kokkolitoforların neden olduğu üçüncü bir bloom da tespit edilmiştir. HPLC sonuçlarına göre pigment konsantrasyonları ile hücre sayıları arasında tespit edilen yüksek oranlardaki ilişki fukoksantin pigmenti diatom grupları için, peridinin dinoflagellat grupları için ve 19-heksanoloksifukoksantin ise kokkolitofor için marker pigment olarak kullanılabileceğini göstermiştir.C-14 deneylerinde kıyı sularda birincil üretim miktarları kıyı sularda 431-1392 mgCm-2gün-1 arasında değişim gösterirken, açık sularda 126-1332 mgCm-2gün-1 arasında değişim göstermiştir.