Karadeniz Technical University
Faculty

Faculty of Dentistry

Karadeniz Technical University

146

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon ili ve çevresinde 3-6 yaş grubu hastalarda dmf-t indeksi ve çürük prevalansının değerlendirilmesi

Erken çocukluk çağı çürüğü (EÇÇ) kompleks, multifaktöriyel ve kronik olmasına rağmen önlenebilir bir hastalıktır. Ülkemizde EÇÇ üzerine odaklanan çalışmaların sayısının oldukça az olduğu ve EÇÇ ile ilgili verilerin önemli kısmının altı yaşından büyük çocuklardan elde edildiği belirtilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, 3-6 yaş grubu çocukların çürük prevalans ve dmf-t indeks değerlerini bulup, koruyucu diş hekimliği hizmetinin önemini vurgulamaktır. Çalışma kapsamı içerisinde Trabzon İli içerisindeki özel ve devlet anaokullarına gidilerek, toplam 1083 çocuk muayene edildi, elde edilen veriler kayıt altına alındı. Tarama öncesinde aileler bilgilendirilerek çalışma için onay alındı ve doldurulmak üzere anket ve beslenme analiz formları ailelere gönderildi. Akabinde diyet düzenlemesi yapıldı ve çalışmada yer alan tüm çocuklara ve öğretmenlere oral hijyen eğitimi uygulamalı olarak verildi. Araştırmada elde edilen tüm verilere ki-kare testi yapıldıktan sonra anlamlı çıkan verilere lojistik regresyon analizi yapıldı. Trabzon İlinde yapılan bu araştırmada, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda ortalama dmf-t skoru 2,95±3,60 ve çürük prevalansı %63,1 olarak tespit edildi. Muayene edilen çocukların %20,4'ünde Ş-EÇÇ saptandı. Sonuç olarak, çürüksüz çocuklara kıyasla EÇÇ'lilerin ve EÇÇ'li çocuklara kıyasla da Ş-EÇÇ'lilerin diş problemiyle karşılaşıp doktora gitme olasılığının daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Ayrıca, yapılan istatistiksel değerlendirmeye göre; yoğurt ve peynir tüketiminin diş çürüklerini önlemede ve çürüğün şiddetini azaltmada önemli bir faktör olduğu sonucuna ulaşıldı (p˂0,05). Trabzon İlindeki okul öncesi çocuklardaki çürük prevalansının çok yüksek olduğu görülmüştür. Aileler süt dişlerinin önemi ve çocuklarını diş problemi yaşamadan diş doktoruna götürmeleri ve doğru beslenme konusunda bilgilendirilmelidir. Bununla beraber, EÇÇ'yi önleyebilmek için çocukların kalsiyum içerikli ürünleri daha çok tüketmesi önerilmelidir.

Diş çürükleriOkul öncesi çocuklarPrevalans+3
Sema Aydınoğlu
Karadeniz Technical University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Turbo ER,CR:YSGG uygulamalarının mine rezin bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; turbo uçlu-Er, Cr: YSGG lazer veya frez kullanımının, mine yüzeylerine adeziv sistemlerle bağlanan kompozit rezinlerin bağlanma dayanımına etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Ayrıca bu çalışmada turbo-Er, Cr: YSGG lazerler kullanılarak hazırlanan kavitelerde hangi pürüzlendirme yönteminin daha iyi bağlanma dayanımı sağlayacağının incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu tez çalışmasında, sığır dişlerinden elde edilen mine örneklerine turbo-Er, Cr: YSGG lazerle kavite preperasyonu yapıldıktan sonra farklı pürüzlendirme yöntemleri uygulanarak (asit, lazer veya lazer-asit kombinasyonu) frezle preperasyon yapılıp asitle pürüzlendirilen örneklerle karşılaştırılmak üzere 4 grup hazırlandı. Örneklere pürüzlendirme işleminden sonra adeziv sistemler aracılığıyla kompozit rezin bağlanarak makaslama bağlanma dayanım testi uygulanarak, bu testte elde edilen değerler incelendi. Ayrıca kavite preperasyonu ve pürüzlendirme işlemi bittikten sonra her gruptan birer örneğin, yüzey özelliklerinin incelenmesi amacıyla SEM görüntüsü alındı ve incelendi. Çalışma sonucunda, frezle preperasyon ve asitle pürüzlendirme yapılan grup (Grup FA) ile lazerle preperasyon yapıldıktan sonra lazer ve asitle kombine olarak pürüzlendirme yapılan grup (Grup LLA) en yüksek bağlanma dayanımını gösterdi ve aralarında istatistiksel anlamda bir fark bulunmadı. Tüm gruplar içerisinde en düşük bağlanma dayanımı lazerle preperasyon yapıldıktan sonra lazerle pürüzlendirme yapılan Grup LL'de izlendi. Bu çalışmanın sınırları dahilinde elde ettiğimiz bulgularının ışığında, turbo-Er, Cr: YSGG lazer uygulanmasından sonra mine yüzeyinde istenilen bağlantı dayanımının sağlanabilmesi için lazer ve asitle kombine pürüzlendirme gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Turbo başlık, Er, Cr: YSGG lazer, Mine, Makaslama bağlanma dayanımı, Lazerle pürüzlendirme

Dental bondingDental mineDental stres analizi+5
Evrim Öner
Karadeniz Technical University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beyazlatma sonrası kullanılan terapötik ajanların remineralizasyona etkisinde uygulama aparatlarının rolü

Bu çalışmanın amacı, %35 hidrojen peroksit ile beyazlatılmış sığır dişi minelerinde oluşan hasarın giderilmesinde, değişik uygulama araçlarıyla uygulanan 4 farklı tedavi edici ajanın, yüzey pürüzlülüğü ve sertliği üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Bu tez çalışmasında sığır dişlerinden elde edilen mine örneklerinin yüzeyleri standardize edildikten sonra başlangıç yüzey pürüzlülük ve sertlik değerleri ölçüldü. Daha sonra tüm örnekler %35 hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanı ile 5 gün arayla üç kez beyazlatıldı. İlk beyazlatma işleminden sonra yüzey sertlik ve pürüzlülük değerleri tekrar ölçüldü. Örnekler tedavi edici ajanlar(ROCS Medikal Mineral Jel®, GC Tooth Mousse®, Teethmate Desensitizör®, Colgate Sensitive ProRelief®) ve uygulama araçlarına göre(bond fırçası, yumuşak diş fırçası, orta sertlikte diş fırçası, profikap) 16 gruba ayrıldı ek olarak hiçbir tedavi edici ajanla tedavi edilmeyen uygulama aparatına temas etmeyen sadece yapay tükürükte bekletilen (negatif kontrol grubu) ve sadece uygulama aparatlarının yüzeye terapötik ajansız uygulandığı yapay tükürükte bekletilen (pozitif kontrol grubu) ve 2 adet kontrol grubu belirlendi. Kontrol grupları hariç tüm gruplara, beyazlatmadan sonra ilgili değerlerin ölçümünü takiben tedavi edici ajanlar farklı uygulama araçlarıyla 13 gün süreyle uygulandı. Kontrol gruplarından negatif kontrol grubuna ise 5 gün arayla 3 kez beyazlatma uygulandı ve ilgili değerlerin ölçümleri kaydedildi. Pozitif kontrol grubuna ise 13 gün boyunca uygulama aparatları beyazlatma seansları arasında yüzeylere uygulandı ve ilgili değerlerin ölçümü kaydedildi. Son olarak da yüzey sertlik ve pürüzlülük değerleri 13. gün sonunda tekrar ölçüldü. Çalışmanın sonucunda %35 lik hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanıyla beyazlatılmış sığır dişlerinin başlangıç değerlerine göre sertliklerinde azalma pürüzlülüklerinde artış meydana geldi. Beyazlatma işleminden sonra herhangi bir tedavi ajanıyla tedavi edilmemiş ve herhangi bir uygulama aparatına maruz kalmamış negatif kontrol grubunda sertlik değerleri tekrarlayan beyazlatmaya bağlı olarak azalmaya devam ederken yüzey pürüzlülüğü de başlangıç değerlerine göre arttı. Pozitif kontrol grubunda da bu durum aynı şekilde gerçekleşti. Çalışmanın sonucunda sertliği azalmış minenin tedavisinde tüm ajanlar azalan sertliği arttırdı. Sertliği azalmış minenin tedavisinde GC Toothmousse® ve Colgate Sensitive ProRelief® aralarında istatistiksel fark olmaksızın diğer iki terapötik ajandan daha iyi sonuçlar verdi (p<0.05). Uygulama aracı açısından ise bir takım farklılıklar göze çarptı. Yumuşak diş fırçası ile Colgate Sensitive ProRelief® ve GC Toothmousse® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Orta sertlikte diş fırçası kullanıldığında GC Toothmousse® en iyi sonucu verdi (p<0.05). ROCS Medikal Mineral Jel® ve Teethmate Desensitizör®' de uygulama araçları arasında istatistiksel bir farklılık bulunmadı (p<0.05). Bond fırçası ve profikap ile ajanların uygulanmasında ise ajan bazında bir farklılık bulunmadı (p<0.05) Beyazlatmadan sonra artan yüzey pürüzlülüğünü tedavi etmek için kullanılan tüm ajanlar yüzey pürüzlülüğünün azalmasına katkı sağladı. GC Toothmousse® ve ROCS Medikal Mineral Jel® aralarında istatistiksel bir fark olmaksızın diğer iki terapötik ajandan daha iyi sonuç verdi (p<0.05). Uygulama aracı açısından ise bir takım farklılıklar göze çarptı. Bond fırçası ile GC Toothmousse® ve ROCS Medikal Mineral Jel® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Yumuşak diş fırçası ile ROCS Medikal Mineral Jel® ve GC Toothmousse® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Orta sertlikte diş fırçası kullanımında ROCS Medikal Mineral Jel® ve Colgate Sensitive Prorelief® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Profikap ile uygulandığında; ajanlar arası anlamlı bir fark bulunamadı (p<0.05). Bu çalışmanın sınırları dahilinde elde ettiğimiz bulgulara göre %35 hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanı minenin yüzey özelliklerini olumsuz etkilemekte ancak bu olumsuzluklar tedavi edici ajanlarla ortadan kaldırılabilmektedir. Uygulama aparatları açısından ortaya çıkan farklılıklar ise hangi uygulama aparatı ile hangi terapötik ajanın daha iyi sonuçlar verdiğini ortaya koymaktadır.

Diş beyazlatmaDiş remineralizasyonuDiş renk değişikliği+4
Hakan Doğantepe
Karadeniz Technical University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mukogingival cerrahide damaktaki verici alana uygulanan titanyum tüpte hazırlanan trombositten zengin fibrin ve düşük doz lazer uygulamasının yara iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, serbest dişeti grefti verici alanındaki yara iyileşmesini hızlandırmak ve hastanın operasyon sonrası şikayetlerini en aza indirmek için uygun yöntemin belirlenmesine yardımcı olmaktır. Bu amaçla, damaktaki sekonder yara bölgesine titanyum tüpte hazırlanan trombositten zengin fibrin (T-TZF) veya düşük doz lazer (DDL) uygulayarak, herhangi bir uygulama yapılmayan kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Üçüncü, 7., 14. ve 21. günlerde, hastalar kontrole çağırılarak yara iyileşme indeksi, doku kıvamı, renk uyumu, H2O2 köpürme testi ile epitelizasyon değerlendirildi. Hastaların ağrı ve yanma düzeyleri, alınan analjezik sayıları ve post operatif kanama durumları 1 hafta boyunca hasta tarafından kaydedildi. Başlangıç ve operasyon sonrası 1. ay palatal yumuşak doku kalınlığı ölçüldü. Her iki test grubunda da kontrol grubuna göre 14. günde daha az oranda hastada köpürme gözlendi. Ameliyat sonrası kanama prevalansı 1.ve/veya 2. günlerde her iki test grubunda kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Yara iyileşme indeksi açısından 3.,7.,14. ve 21. günlerde DDL ve kontrol grubu arasında; On dördüncü ve 21. günlerde ise T-TZF ve kontrol grubu arasında istatistiksel fark bulundu. Yedinci ve 14. günlerde damak renk uyumu bakımından; her iki test grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha yüksek değerler kaydedildi. Başlangıca göre 1 ay sonraki damak doku kalınlıkları değerlendirildiğinde, grup içi karşılaştırmada, kontrol grubunda 1. ay sonunda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma, T-TZF ve DDL gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış olduğu görüldü. Bu çalışmanın sonucunda, T-TZF ve DDL uygulamalarının yara iyileşme üzerine olumlu etkisi olduğu söylenebilir.

Cerrahi-oralDoku nakliGingiva+3
Gülbahar Ustaoğlu
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

3-6 yaş çocuklarının dişlerindeki siyah lekelenmelerin prevalansının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi ve ailelerin farkındalıklarının saptanması

Siyah lekelenme, dişin servikal üçlüsünde gingival marjin konturunu takip eden, diş yüzeyine sıkı şekilde yapışık olan koyu çizgi ya da tam olmayan birleşme olarak tanımlanır. Literatürde yaş grupları arasında siyah lekelenme prevalansı hakkında ortak görüş yoktur. Bu konuda çocuklardaki çoğu çalışma daimi dişlere odaklanmıştır ayrıca Türk çocukların süt dişlerindeki siyah lekelenme prevalansı ve özellikleri ve etiyolojisine ilişkin ve dental çürüklerle olası ilişkisine dair bilgiler az sayıdadır. Bu tez çalışmasının birincil amacı K.T.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti kliniğine 1 yıl içinde başvuran 3-6 yaş arasındaki çocuklardaki siyah lekelenme prevalansını saptamak; hazırlanan anketlerle siyah lekelenme etiyolojisini, oluşumunu etkileyen faktörleri bulmak ve ekstrinsik lekelenme ile süt dentisyonda dental çürük seviyeleri arasında ilişki olup olmadığını belirlemektir. İkincil amaç ise ebeveyn farkındalığını saptamaktır. Çalışma kapsamında belirlenen süre içinde kliniğe gelen 257 çocuk muayene edilerek velilerine sosyodemografik durum, diyet alışkanlıkları, oral hijyen alışkanlıkları, profesyonel dental bakım ve sistemik hastalık olarak 5 ana başlıktan oluşan anketler uygulandı, dmft indeksleri ve siyah lekelenme varlığı/yokluğu kaydedildi. Elde edilen verilere Mann Whitney U ve Ki-kare testi yapıldıktan sonra anlamlı çıkan verilere çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapıldı. p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışma sonucunda siyah lekelenme prevalansı %15.56 olarak saptandı. Siyah lekelenme oluşumunu etkileyen faktörler olarak karyojenik beslenme (p<0.01), protein-kalsiyum içerikli beslenme (p<0.05), dmft (p<0.01) ve sistemik hastalık (p<0.05) belirlendi. Lojistik regresyon modeli sonucunda dmft (p=0.003) ve sistemik hastalığın (p=0.031) en etkili faktörler olduğu belirlendi. Lekelenme olan çocukların velilerinin farkındalık oranı %82.5 oranında bulundu. Küçük yaş grubu velilerinde farkındalık daha yüksek olarak bulundu.

Dental plakDiş renk değişikliğiDiş çürükleri+5
Alize Su Ülgen
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk diş hekimliğinde diş hekimi korkusunun değerlendirilmesi

Dental anksiyete; dental tedavi gören hastalarda çok sık karşılaşılan bir durumdur. Anksiyeteye bağlı olarak tedaviden kaçınma, hastanın oral sağlığını etkileyen ciddi problemlere yol açmaktadır. Bu nedenle, dental anksiyetenin erken dönemlerde belirlenmesi, tedavi işlemlerinde hastanın korkusunu yenmesini sağlayarak, tedavi işlemlerinin başarı şansını arttırmaktadır. Çalışmanın amacı çocuklarda dental korku sıklığını, dental korku ile diş çürüğü arasındaki ilişkiyi belirlemek ve dental tedavi sırasında çocuğun endişesini azaltmaya yardımcı diş hekimi imajını bulmak ve diş hekimi imajının değiştirilerek sağlanılan dental hizmeti geliştirmektir. Çalışmada, 6-12 yaşları arasındaki toplamda 810 hastaya "Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği (CFSS-DS)" ve "Çocukların Gözüyle Diş Hekimi Nasıl Olmalı" anketleri uygulandı. Anketler uygulandıktan sonra hastalar muayene edildi ve DMFT/dmft indeksleri belirlendi. Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği sonuçlarına göre hastalar 3 alt gruba (düşük derece anksiyeteli- orta derece anksiyeteli- yüksek derece anksiyeteli) ayrıldı. Hastaların yaş ve cinsiyete göre anksiyete skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p=0.046, p=0.001). Buna göre 6-8 yaş grubunda ve kızlarda anksiyete skorunun fazla olduğu saptandı. Anksiyete ve diş çürüğü arasındaki ilişki değerlendirildiğinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edildi (DMFT p=0.030, dmft p=0.015). Buna göre DMFT/dmft değerleri yüksek derece anksiyeteli hastalarda daha fazla bulundu. Ayrıca çocukların hekimin dış görünüşü ile ilgili güçlü bakış açısı ve tercihlere sahip olduğu saptandı. Buna göre anksiyete ile diş çürüğü sıklığı arasında ilişki olabileceği ve hekimin dış görünümünde yapılabilecek küçük değişiklikler ile çocukların anksiyete seviyelerinde azalmaların sağlanabileceği sonucuna varıldı.

AnksiyeteDental anksiyeteDiş hastalıkları+7
Özge Özüş
Karadeniz Technical University
2016
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı hassasiyet giderici ajanların rezin esaslı simanın dentine bağlantısına etkisinin incelenmesi

Aşınma, kırık, diş eti çekilmesi ve preparasyon gibi nedenlerden dolayı sıklıkla görülen dentin hassasiyetinin giderilmesinde farklı kimyasal yapılara sahip hassasiyet giderici ajanlar kullanılmaktadır. Ancak bu ajanlar rezin simanların dentine bağlanma dayanımları üzerinde farklı etkilere sahiptir. Bu çalışmanın amacı; farklı etki mekanizmalarına sahip hassasiyet giderici ajanların rezin esaslı simanın dentine bağlantısına etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada 70 adet insan molar dişinden elde edilen dentin örnekler kullanıldı. Dentin üzerine dört farklı hassasiyet giderici ajan (Teethmate, Shield Force Plus, UltraEZ ve Admira Protect) uygulandı ve 3 mm çapında, 2 mm yüksekliğinde adeziv rezin siman (Panavia V5, Kuraray Notrike, Japonya) yapıştırıldı. Örneklerin bağlantı yüzeylerine, universal test cihazında 0,5 mm/dk hızla mikroshear kuvveti uygulandı. Verilerin analizi, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi (p<0.01). Gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Shield Force Plus uygulanan grupta görüldü (p<0.01). Admira Protect, UltraEZ ve kontrol gruplarına göre bağlantıyı arttırdı (p<0.01). Admira Protect ve Teethmate uygulanan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.01). Teethmate, UltraEZ ve kontrol gruplarının shear değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.01). Çalışmanın sonucuna göre, rezin içerikli hassasiyet giderici ajanlar rezin simanın dentine bağlantısını anlamlı bir şekilde arttırdı. Kalsiyum fosfat, potasyum nitrat ve florür içerikli hassasiyet giderici ajanlar ise rezin simanın dentine bağlantısını etkilemedi.

Akrilik reçinelerDental bondingDental stres analizi+5
Mehmet Uğur
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konsantre edilmiş büyüme faktörünün dental implant primer stabilizasyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Diş kayıpları hastalarda fasiyal estetiğin bozulmasının yanısıra çiğneme ve konuşma problemine de neden olur. Bu kayıplar konvansiyonel protezlerle rehabilite edilebilecek olsa da bu protezlerin fonksiyonel olarak yeterli olmaması durumunda hastalar implant destekli protezlere ihtiyaç duyar. Canlı kemik ile yük taşıyan implant arasındaki direkt yapısal ve fonksiyonel bağlantıya osseointegrasyon denir. Osseointegrasyon prosesinde büyüme faktörlerinin ve ekstraselüler matriksten salınan iyileşmeyi sağlayıcı moleküllerin önemi büyüktür. Çalışmada implant için hazırlanan sokete ve implant yüzeyine hastanın kendi kanının santrifüjü sonucu elde edilen KBF (Konsantre Edilmiş Büyüme Faktörü) uygulanmıştır. İmplant kavitesine KBF uygulamasıyla büyüme faktörü ve iyileşme mediatörlerinin bölgeye daha hızlı gelmesi sağlanarak osseointegrasyon prosesinin daha erken dönemde başlaması, böylelikle osseointegrasyon prosesi için beklenen sürenin kısaltılması amaçlanmıştır. Maksilla anterior bölgede diş kaybı bulunan 12 hasta üzerinde çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubunda hazırlanan implant kavitesinin duvarları implant yerleştirilmeden önce KBF membran ile örtüldü, kontrol grubunda ise konvansiyonel implant uygulaması yapıldı. Rezonans frekans analizi ölçümleri OstellTM cihazı ile ISQ olarak intraoperatif ve postoperatif 1. hafta ve takip eden 4. haftada yapıldı. Dönemler arasındaki ISQ değer farklılıkları değerlendirildi.Yapılan ölçümler sonucunda kontrol grubunda ilk 4 hafta ISQ değerlerinde düşüş gözlenirken, çalışma grubunda hafif yükselme görüldü. Çalışma ve kontrol grupları arasındaki ölçüm değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Yapılan çalışma sonuçlarına göre KBF'nin implant primer stablizasyonu üzerinde pozitif etkileri olduğu gözlenmiştir.

Büyüme maddeleriDental implantasyonDental implantlar+3
Çağaşan Pirpir
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı ısıtılmış Guta Perka yöntemi kullanılarak doldurulan yapay internal kök rezorpsiyonlarında kök yüzeyinde oluşan ısının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; oluşturulan yapay internal rezorpsiyon kaviteleri sıcak guta perka teknikleri ile doldurulurken kök yüzeyinde oluşan sıcaklık artışının değerlendirilmesidir. Çalışmada 60 adet çekilmiş alt premolar diş kullanıldı. Dişlerin kök kanalları ProTaper F4 boyutuna kadar genişletildi. Daha sonra dişler vertikal olarak iki parçaya ayrılarak kök kanallarının ortasında nitrik asit demineralizasyonuyla yapay internal rezorpsiyon kaviteleri oluşturuldu ve parçalar tekrar birleştirildi. Oluşturulan yapay rezorpsiyon kaviteleri; kök yüzeyi ile kavitenin dış sınırı arasında standart iki farklı dentin kalınlığı (0.5mm, 1mm) olacak şekilde ayarlandı. Örnekler bu dentin kalınlıklarına ve sonraki aşamada uygulanacak sıcak guta perka doldurma yöntemine göre altı faklı gruba ayrıldı. Termoplastik enjeksiyon (TPE) (Beefill), devamlı dalgalı kondensasyon (DDK) (Beefill 2in1) ve kor taşıyıcılı sistem (KTS) (Herofill) olmak üzere üç farklı sıcak doldurma yöntemi uygulandı. Kanal dolumu sırasında kök yüzeyindeki sıcaklık değerleri kızıl ötesi termal kamerayla ölçüldü. Elde edilen veriler Kolmogorov-Smirnov, One-Way ANOVA, Post hoc Bonferroni ve Student-T testleriyle analiz edildi. Küçük rezorpsiyon kavitelerinde DDK ve TPE yöntemleriyle kök yüzeyinde oluşan sıcaklık artışı KTS'ye göre anlamlı şekilde yüksek bulundu (P˂0.05). Büyük rezorpsiyon kavitelerinde DDK yöntemiyle kök yüzeyinde oluşan sıcaklık, TPE ve KTS'ye göre anlamlı derecede yüksek bulundu (P˂0.05). Kullanılan kanal dolum yöntemine bakılmaksızın rezorpsiyon boyutları karşılaştırıldığında, büyük rezorpsiyon kavitelerinde, küçük kavitelere göre anlamlı derecede daha fazla sıcaklık artışı görüldü (P˂0.05). Kök yüzeyi ile kök kanalı arasındaki dentin kalınlığı ilerleyen rezorpsiyonla azalır. Bu azalma 0.5mm'nin altına düştüğünde sıcak guta perka yöntemleriyle kök kanalları doldurulurken kök yüzeyinde oluşan sıcaklığın patolojik seviyelere yükselmesine neden olabilir. Anahtar Sözcükler: Diş rezorpsiyonu, Termografi, Nitrik asit, Kök kanalı, Kök kanal dolumu

Dental materyallerDental materyallerDental pulpa boşluğu+6
Arif Onur Günseren
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Generalize agresif periodontitiste cerrahi olmayan tedavi ile birlikte uygulanan sistemik spiramisin tedavisinin klinik etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, generalize agresif periodontitisli (GAP) bireylerde tüm ağız diş yüzey temizliği ve kök yüzeyi düzleştirmesi (TAKYD) ile kombine uygulanan spiramisin (SPİ) tedavisinin klinik periodontal parametrelere olan etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı, yaşları 20 ile 37 arasında değişen (yaş ortalaması 26±4.74) 25 GAP'lı birey dahil edildi. Bireyler sadece TAKYD uygulanan kontrol grubu ve TAKYD'ye ilave spiramisin uygulanan (TAKYD+spiramisin) SPİ grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen bireylerin periodontal cep derinliği (CD), klinik ataçman düzeyi (KAD), gingival indeks (Gİ), kanama indeksi (Kİ) ve plak indeksi (Pİ) ölçümleri kaydedildi. Tüm klinik parametreler, her iki grupta başlangıçta ve TAKYD işlemi sonrası 1. ve 3. ayda ölçüldü. Kontrol ve SPİ grubunun başlangıç klinik periodontal parametre bulguları değerlendirildiğinde; gruplar arasında istatistiksel olarak önemli farklılıklar gözlenmedi. Gruplar arası klinik parametre değerleri karşılaştırıldığında; 1. ay CD, KAD ve Gİ değerleri ve 3. aydaki Pİ hariç tüm klinik parametreler SPİ grubunda kontrol grubuna göre daha düşük idi (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda, her iki grubun tüm klinik parametrelerinin 3. ay değerlerinin başlangıç değerlerine göre azaldığı saptandı. Bununla birlikte 3. ay tüm klinik parametreler 1. aya göre kontrol grubunda fark göstermez iken, SPİ grubunda Gİ ve Kİ 3. ayda 1. aya göre daha düşük ve Pİ daha yüksekti. SPİ grubunda ortalama CD (4-6 mm) yüzdesinin kontrollere göre daha düşük olduğu ve cerrahiye gereksinimin azaldığı gözlendi. Araştırmamızın sonuçları spiramisinin mekanik tedavi ile ilave kullanımının sadece mekanik tedaviye göre klinik üstünlüğü olduğunu göstermekle birlikte, daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Antimikrobiyal ajanlar, Kök düzeltmesi, Makrolidler, Periodontal indeks, Periodontal cep

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarDiş kökü+4
Şule Yüksel Günseren
Karadeniz Technical University
2016
00