Karadeniz Technical University
Institute

Institute of Health Sciences

Karadeniz Technical University

336

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bazı sentetik kimyasal maddelerin ve doğal ekstraktların antimikrobiyal ve anti-quorum sensing aktivitelerinin araştırılması

Antibiyotiklerin insan sağlığında çok önemli rol oynadıkları bilinmektedir. Yeni antibiyotiklerin keşfedilmesi yanında, alternatif olarak bakterilerin üreme, adherans, biyofilm, spor oluşturma ve virulans faktörlerini sentezleme gibi birçok faaliyetini düzenleyen quorum sensing (QS: çevreyi ve çoğunluğu algılama) sinyal sistemlerinin çeşitli moleküller ile bloke edilerek patojen bakterilerin kontrol altına alınmasını hedefleyen çalışmalar da son yıllarda önem kazanmıştır. Literatürde, birçok doğal ve sentetik kimyasal maddenin bakteriler arasındaki QS mekanizmasını bloke ettiği bildirilmiştir. Bu çalışmada, Norfloksasin, Siprofloksasin, Piperazin, Penisillanik asit, Sefalosporinik asit, Morfolin, Triazol, Nitro Benzoil klorür, Tiyomorfolin, İmidazol, Piridin, Nitropiridin, Sinnamaldehit ve Dihidropiridin türevi 176 sentetik madde ile yeşil çay, vanilya, üzüm çekirdeği ekstraktı ve propolis gibi 7 doğal ekstraktların antimikrobiyal ve anti-quorum sensing aktiviteleri araştırıldı. Test materyallerinin antimikrobiyal aktiviteleri agar-well difüzyon ve minimal inhibisyon konsantrasyonları mikrodilüsyon broth yöntemleri kullanılarak Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Enterococcus faecalis, Bacillus subtilis, Acinetobacter haemolyticus, Enterobacter aerogenes, Klebsiella pneumoniae, Listeria monocytogenes, Proteus mirabilis, Salmonella Typhimurium, Candida albicans ve Candida parapsilosis türleri ile, anti-quorum sensing aktiviteleri ise agar-well difüzyon yöntemi ve spektrofotometrik olarak Chromobacterium violaceum indikatör suşları kullanılarak gerçekleştirildi. Test edilen sentetik maddelerden üç tiyomorfolinve iki siprofloksasin türevinin test edilen bütün bakterilere 0.09-3.12 µg/ml ve 0.04-3.12 µg/ml konsantrasyonlarda etkili olduğu saptandı. İki piperazin ile sekiz norfloksasin türevinin test edilen bakterilerin çoğunluğuna 0.02-3.12 µg/ml ve 0.09-6.25 µg/ml konsantrasyonlarda ve bir sefalosporinikasit türevinin ise sadece Proteus mirabilis'e 3.12 µg/ml konsantrasyonda inhibitör etki gösterdiği saptandı. Test edilen sentetik ve doğal ekstrelerin hiçbirinin Candida türlerine etkisi gözlenmedi. Anti-quorum sensing aktivite yönünden test edilen sentetik ve doğal maddelerden üç cumin, iki Sefalosporinikasit, iki Tiyomorfolin ve bir Penisillanik asit türevinde etki saptandı. Bu çalışmada kullanılan sentetik ve doğal maddelerden 16'sının antimikrobiyal ve 8'inin anti QS aktiviteye sahip olduğu tespit edildi. Bu sonuçlar, aktivite gözlenen maddelerin yeni antibakteriyel ve anti QS türevlerin geliştirilmesinde potansiyel moleküller olabileceğini göstermiştir.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarKimyasal maddeler+3
Sanaz Hamidi
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İskeletsel sınıf I vakalarda farklı dik yön paternlerinin gülümsemeye etkisi

Bu çalışmanın amacı, iskeletsel Sınıf I maloklüzyona sahip bireylerde farklı dik yön paternlerinin (hipodiverjan-normodiverjan-hiperdiverjan) gülümseme özellikleri üzerine etkisinin, ortodontik tedavi ihtiyacı olmayan bireylerle karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Normal sagittal iskeletsel paterne sahip 90 hastadan oluşan çalışma grubu, vertikal gelişim paternine göre 3 gruba ayrıldı; hipodiverjan (15 kız, 15 erkek, ortalama yaş: 20.38±3.76 yıl), normodiverjan (18 kız, 12 erkek, ortalama yaş: 19.36±2.83 yıl) ve hiperdiverjan (19 kız, 11 erkek, ortalama yaş: 19.44±2.14 yıl) gruplar. Kontrol grubu (20 kız, 10 erkek, ortalama yaş: 20.95±1.90 yıl) ortodontik tedaviye ihtiyacı olmayan 30 bireyden oluşturuldu. Komik bir video klip izletilerek spontane gülümseme elde edildi. Kayıtlardan maksimum diş ve dişetinin göründüğü gülümseme kareleri seçildi ve bu gülümseme kareleri üzerinde İmage J® programı yardımıyla ölçüm yapıldı. Gruplar arasında gülümseme komponentlerindeki değişiklikler, ANOVA ve Post hoc Tukey "Honestly Significant Difference" (Tukey HSD) testi kullanılarak değerlendirildi. Maksiller kesici görünümü (MxiD) (p≤0.05), üst kesici kenarın alt dudağa uzaklığı ölçümü (MxiLL) (p≤0.01), gülümseme yüksekliği (SH) (p≤0.001) ve gülümseme alanı (SA) (p≤0.01) ölçümleri hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Görünen dentisyon genişliği (VTW) (p≤0.01) ve iç komissural genişlik (İCW) (p≤0.05), hiperdiverjan bireylerde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Bukkal koridor uzunlukları (BC-R, BC-L) (p≤0.001) hiperdiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az bulundu. Gülümseme indeksi (SIx) (p≤0.001) ise hipodiverjan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla bulundu. sonuç olarak dik yön paterni ve cinsiyet gülümseme komponentlerini etkilemektedir. Hiperdiverjan bireyler, hipodiverjan bireylere göre daha vertikal bir gülümsemeye sahiptir. Daha çekici bir gülümseme için tedavi planı yapılırken dik yön paterninin gülümseme özellikleri üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Analiz, Angle Sınıf I, Estetik, Gülümseme, Maloklüzyon

AğızDental estetikDişler+4
Neslihan Seyhan Cezairli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kanser hücre hatlarında glukoz, glutamin ve kolesterol kısıtlamalarına duyarlılığın araştırılması

Kanser metabolizması son yıllarda yeni anti-kanser tedavilerin geliştirilebilmesi adına önemli bir araştırma konusu olmuştur. Kanser hücrelerinin hızla çoğalan hücreler olmaları besin ihtiyaçlarını artırmaktadır. Glukoz, glutamin ve kolesterol metabolizmaları kanser gelişiminde ve tümör büyümesinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmamızın temelini oluşturan ön veriler, YÖK Doktora araştırma bursu kapsamında 1 yıl süre ile görevlendirildiğim Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan Whitehead Enstitüsünde, Dr. Kıvanç BİRSOY'un danışmanlığında yaptığım çalışmalardan 29 farklı hücre hattının glukoz, glutamin ve kolesterol besin kısıtlamalarına duyarlılıklarının araştırılmasından elde edilmiştir. Bu çalışmalarımız kapsamında hücreler besin kısıtlamalarına gösterdikleri dirence göre duyarlı veya dirençli olarak sınıflandırılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı ise yurt dışında yaptığım çalışmalarla besin duyarlılıkları test edilen kanser hücre hatlarının, besin eksikliğine karşı gösterdikleri direncin moleküler mekanizmasının anlaşılmasına katkı sağlayabilecek genetik varyasyonların in silico analizler kullanılarak belirlenmesi ve elde edilen bu verilerin literatür eşliğinde tartışılmasıdır. Çalışmalarımız sonucunda, SS18L1 gen mutasyonlarının kanser hücrelerinin glukoz duyarlılığında, LRP1 gen mutasyonlarının ise kanser hücrelerinin kolesterole olan bağımlılıklarında rolü olabileceğine dair bulgular elde ettik. Glutamin kısıtlaması için duyarlı veya dirençli bulunan hücreler arasında farklı genetik değişimler tespit edilemedi. LRP1 ve SS18L1 gen mutasyonlarının hücre metabolizmasındaki rolleri ileri çalışmalarla doğrulanmalıdır. Bu nedenle bulgularımız gen mutasyonlarının kanser hücre metabolizmasındaki etkilerini araştırmak adına yapacağımız ileri ki çalışmalara destek olacak niteliktedir.

GlükozHücre dizisiKolesterol+3
Burcu Yücel
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Retroperitoneal yağ dokusu denervasyonunu takiben diyetle obez yapılmış sıçanlarda leptin sentezi ve serum seviyelerinin incelenmesi

Leptin başlıca beyaz yağ dokusunda sentezlenen ve enerji dengesini düzenleyen bir hormondur. Sentezi birçok faktörün yanı sıra sempatik sinir sistemi tarafından da düzenlenir. Çalışmamızda, yüksek yağlı ve standart diyetle beslenen sıçanlarda iki taraflı retroperitoneal yağ dokusu denervasyonunun, retroperitoneal ve epididimal yağ dokusunda leptin ekspresyonuna ve serum leptin konsantrasyonuna etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, her birinde 8 adet 100-150 g ve 3-5 haftalık Sprague Dawley ırkı sıçan bulunan 4 grup oluşturuldu: I. Grup: Retroperitonel yağ dokusu iki taraflı denervasyon yapıldı ve yüksek yağlı yem ile beslendi (YD+), II. Grup: Denervasyon yapılmadı ve yüksek yağlı yem ile beslendi (YD-), III. Grup: Retroperitonel yağ dokusu iki taraflı denervasyon yapıldı ve standart yem ile beslendi (SD+), IV. Grup: Denervasyon yapılmadı ve standart yem ile beslendi (SD-) kontrol grubu olarak kabul edildi. 10 haftalık programı sonunda sıçanlardan serum ve doku numuneleri toplandı. Serum numunelerinde, glukoz, trigliserit, insülin ve leptin seviyeleri ölçüldü. Retroperitonel ve epididimal yağ dokusunda leptin mRNA seviyesi RT-PCR ile belirlendi. Yüksek yağlı diyet kullanan ve denerve edilen grupların serum leptin seviyelerinin kontrol grubuna göre yüksek olduğu belirlendi (p=0.038). Yağlı diyet denervasyon ile birlikte gen ekspresyon sonuçlarında ciddi bir değişiklik bulunmadı (p=0.31). Sonuç olarak, denerve edilmiş sıçanlarda, diyete bağlı olarak leptin ekspresyonlarında fark bulunmadığı, serum leptin seviyelerinde farklılıklar olduğu görüldü. Gözlenen değişikliklerin diyetin diğer yağ dokularına olan etkisinden kaynaklanabileceği kanaatine varıldı.

AdipokinlerAdipoz dokuBeslenme+6
Taghı Ahmadı Rendı
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem rahatsızlığı bulunan kadın hastalardaki östrojen değerleri ve sinoviyal sıvı içerisindeki TNF-α, IL-1ß, IL-6, IL-8, IL-10 ve IL-12 seviyelerinin değerlendirilmesi

Temporomandibular eklem (TME) rahatsızlıkları TME'nin yapısını, mastikatör kasları veya her ikisini birden ilgilendiren bir grup rahatsızlığı içermektedir. Temporomandibular eklem hastalıklarının kadınlarda daha sık görülmesi TME rahatsızlıklarının gelişiminde cinsiyet hormonlarının etkili olabileceği ihtimalini ortaya koymaktadır. Cinsiyet hormonlarından olan östrojenin TME rahatsızlıklarının gelişiminde önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı TME rahatsızlığı bulunan kadın hastalardaki östrojen seviyesi ve TNF-α, IL-1ß, IL-6, IL-8, IL-10 ve IL-12'nin sinoviyal sıvıdaki konsantrasyonlarının değerlendirilmesidir. Çalışmamız tek taraflı TME rahatsızlığı olan 36 kadın hasta üzerinde yürütülmüştür. Hastalar östrojen seviyelerine (Yüksek ve düşük) ve tedavi başarısına göre (Başarılı ve başarısız) iki alt gruba ayrılmıştır. Tüm hastalara artrosentez tedavisi uygulanmış ve hastalar en az altı ay takip edilmiştir. Sinoviyal sıvısı örnekleri artrosentez işlem sırasında alınmıştır. Hastalara ait serum östrojen seviyeleri kan örnekleri alınarak tespit edilmiştir. Östrojen ve sitokin seviyeleri işlem öncesinde, klinik bulgular ise hem işlem öncesinde hem de işlem sonrasında kayıt edilmiştir. Daha sonra bu klinik ve laboratuvar bulguları karşılıklı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda östrojenin artrosentezin etkinliği üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu görülse de artrosentez işleminin yüksek ve düşük östrojen seviyelerinde ağrıyı rahatlatmada etkili olduğu görülmüştür. Tedavi açısından başarılı ve başarısız gruplara ait sitokin seviyeleri arasında anlamlı bir fark tespit edilemese de TNF-α'nın düşük östrojen seviyesiyle ilişkili olduğu görülmüştür. Bunun yanında IL-1ß'nın kronik ağrı ile, düşük IL-8 ve IL-12 konsantrasyonlarının ise palpasyon ile hissedilen TME ağrısı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak östrojenin klinik ve biyokimyasal bulgular ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca östrojen seviyesinin 36.48 pq/ml'nin üzerinde olduğu hastaların TME rahatsızlıkları gelişimine yatkın olabileceği ve bu hastalara uygulanan artrosentez tedavisinin etkinliğinin daha düşük olabileceği düşünülmektedir.

KadınlarSinovyal sıvıTemporomandibular eklem+7
Burak Cezairli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

ER,CR:YSGG lazerin farklı parametrelerinin rezin-mine/dentin bağlanma dayanımına etkileri

Bu in-vitro çalışmanın amacı Er,Cr:YSGG lazerin, farklı atım frekansları ve çıkış güçleri ile uygulanmasının ardından, etch-and-rinse adeziv sistem ile birlikte kullanılan bir mikro-hibrit kompozitin mine ve dentine mikrogerilim bağlanma dayanımlarının (µGBD) değerlendirilmesidir. Ayrıca rezin-mine/dentin arayüzleri SEM ile incelendi. Sığır keser dişlerinden hazırlanan, mine örnekleri (M) ve dentin örnekleri (D), yüzey uygulamalarına göre 8 farklı alt gruba ayrılmıştır (n=5): M-Kontrol (aşındırıcı kağıt uygulaması), M-Frez (yüzeyde yüksek hızlı döner alet ile mekanik pürüzlendirme), M-Lazer 6W-20Hz; M-Lazer 6W–35Hz; M-lazer 6W–50Hz, M-Lazer 3W-20Hz, M-Lazer 3W–35Hz, M-lazer 3W–50Hz; D-Kontrol (aşındırıcı kağıt uygulaması), D-Frez (yüzeyde yüksek hızlı döner alet ile mekanik pürüzlendirme), D-Lazer 3W-20Hz, D-Lazer 3W–35Hz, D-Lazer 3-lazer 3W–50Hz, D-Lazer 1.5W-20Hz, D-Lazer 1.5W–35Hz, D-lazer 1.5W–50Hz. Tüm yüzeylere etch-and-rinse adeziv üretici talimatlarına göre uygulandı ve kompozit bloklar hazırlandı. Örneklerden µGBD test çubukları elde edildi ve µGBD testi uygulandı. µGBD verileri tek-yönlü varyans analizi ve LSD testi ile p=0.05 güven aralığında analiz edildi. Mine grupları arasında en yüksek bağlanma dayanıklılığını 3W–50Hz grubu (36.22±6.0 MPa) göstermiştir (p<0.05), bu sonuç M-Kontrol grubu (32.85±9.8 MPa) ile aralarında benzer iken, M-Frez grubu (26.60±8.5 MPa) ile aralarında fark istatiksel olarak anlamlıdır (p>0.05). Tüm dentin grupları arasında en yüksek bağlanma dayanımı ortalamasını D-Kontrol grubu göstermiştir (27.70 ± 7.0), diğer taraftan bu ortalama frez grubunun ortalamasına (24.98 ± 8.8) benzerdir (p>0.05), diğer lazer gruplarından anlamlı olarak yüksektir (p<0.05). Özetlenirse, lazer uygulamasının µGBD üzerindeki etkilerinin diş dokusuna ve kullanılan lazer parametrelerine bağlıdır. Test edilen bazı lazer parametreleri, minede rezin bağlanmasını artırırken, dentinde rezin bağlanmasını anlamlı olarak düşürmüştür.

Dental bondingDental mineDental stres analizi+4
Muhammet Kerim Ayar
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Oksidatif olarak modifiye edilmiş karbonik anhidraza karşı otoantikor oluşumunun ve bu antikorların bazı romatoid hastalıklarla ilişkisinin incelenmesi

Karbonik anhidraz (CA) geniş doku dağılımı olan bir metaloenzimdir ve bazı romatoid hastalıklarda bu enzime karşı otoantikor oluşmaktadır. Oksidatif stresin CA otoantikor oluşumu tetiklediğine dair çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmada karbonik anhidrazın 4-hidroksinonenal (HNE), malondialdehit (MDA), peroksinitrit (PN) ile modifikasyonunun CA otoantikorlarının oluşumu üzerine etkisi ve romatoid artrit (RA), ankilozan spondilit (AS), Sjögren's sendromu (SjS) hastalarında bu antikorlarla oksidan-antioksidan durum arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada eritrositlerden izole edilen CA I ve CA II izoenzimleri HNE, MDA ve PN ile modifiye edilip modifikasyonlar Western Blot ile teyit edildi. Antijeniteye modifikasyonların etkilerini incelemek amacıyla Balb-c fareler bu maddelerle immünize edildi ve serumlarında otoantikor titreleri ELISA ile belirlendi. Çalışma gruplarında CA ve modifiye CA otoantikorları belirlendi. Ayrıca hastalardan elde edilen serum ve eritrositlerde MDA, HNE, 3-nitrotirozin (3-NT), süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutayon peroksidaz (GSH-Px) ölçülerek hastalardaki oksidan-antioksidan durum değerlendirildi. Antikor oluşumunu ve inflamasyonu tetikleyen sitokinler tümör nekroz faktör–α (TNF-α) ve interlökin-6 (IL-6) ölçülerek otoantikorlarla arasındaki ilişki incelendi. Bireylerde PN modifiye CA I ve CA II otoantikorları kontrolle karşılaştırıldığında bütün gruplarda anlamlı fark bulundu. Saf CA ve modifiye formların otoantikor titreleri ile kontrol grupları arasında anlamlı fark görüldü (p<0.001). Farelerde modifiye formlar saf CA formuyla karşılaştırıldığında HNE ve MDA' nın antijenik özelliği azaltırken PN' nin arttırdığı belirlendi. Sonuç olarak oksidatif modifikasyonların CA izoenzimlerinin antijenik özelliklerini değiştirdiği özellikle PN ile yapılan modifikasyonların antijeniteyi arttırdığı görüldü.

AntikorlarKarbonik anhidrazOksidatif stres+3
Ayşe Şentürk
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Çoklu dişeti çekilme defektlerinde titanyum ile hazırlanan trombositten zengin fibrin ve bağ dokusu grefti uygulamalarını içeren tedavi protokollerinin karşılaştırılması

Titanyum ile hazırlanan trombositten zengin fibrin (T-TZF) olarak tanımlanan, yeni bir trombositten zengin ürün geliştirilmiştir. T-TZF, titanyum tüpteki trombosit aktivasyonunun, silika aktivatörlerinin kullanıldığı cam tüpteki Choukroun' nun trombositten zengin fibrininden daha etkili olabileceği hipotezine dayanmıştır. Bugüne kadar, T-TZF ile kök kapatmada altın standart olan subepitelyal bağ dokusu greftinin (SBDG) etkinliğini ve öngörülebilirliğini karşılaştıran hiçbir çalışma mevcut değildir. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, Miller Sınıf I/II çoklu dişeti çekilmelerinin tedavisi için, farklı otojen greft materyallerini (T-TZF&SBDG) karşılaştırmaktır. Dişeti çekilmelerinin gelişmesinde nedensel faktör olarak diş fırçalama travması olan toplam 104 Miller Sınıf I/II dişeti çekilmesi gösteren 34 hasta kliniğimize başvurdu. Dişeti çekilmeleri randomize olarak T-TZF (52 diş) veya SBDG (52 diş) ile modifiye tünel teknikle tedavi edildi. Klinik ölçümler başlangıç, operasyondan sonra 3. ay ve 6. ay olarak kaydedildi. VAS (Vizüel Analog Skala), iyileşme indeksi değerlendirildi ve materyal kalınlıkları kaydedildi. Başlangıç dişeti çekilme derinliği T-TZF grupta 3.14±1.06 mm iken, SBDG grupta 3.23±1.11 mm idi. 6 ay sonra T-TZF grubunda ortalama kök kapanma oranı %91.80 ve SBDG grubunda %88.66' ydı. T-TZF (1.71±0.32) ve SBDG' nin (1.71±0.31) materyal kalınlıkları arasında istatiksel bir fark yoktu. Keratinize doku genişliği ve dişeti kalınlığı her iki grupta arttırıldı. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, Miller I/II dişeti çekilme defektlerinin tedavisinde otojen T-TZF membranın güvenilir ve etkili sonuçlar verdiği gösterilmiştir. T-TZF, SBDG' ye önemli bir alternatif olarak uygulanabilir.

Bağ dokuCerrahi fleplerCerrahi tedavi+7
Bilge Cansu Uzun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

900 megahertz elektromanyetik alanın adolesan erkek sıçanların hipokampus morfolojisi ve öğrenme davranışı üzerine etkisi

Çalışmanın amacı, 900 megahertz elektromanyetik alana (EMA) maruz kalan adolesan erkek sıçanların hipokampus morfolojisi ve öğrenme davranışında meydana gelen değişikliklerin araştırılmasıdır. Çalışmada 3 haftalık, 24 adet Spraque Dawley tipi erkek sıçanlar, her grupta eşit sayıda olmak üzere kontrol, sham ve EMA gruplarına ayrıldılar. EMA grubu sıçanlar, EMA kafesi içerisinde 900 megahertz EMA'a maruz bırakılırken, sham grubu sıçanlar aynı kafes içerisine herhangi bir etkiye maruz bırakılmadan tutuldular. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. 25 günlük EMA uygulamasının bitiminde, sıçanların öğrenme ve hafıza performanslarını tespit etmek için pasif sakınma, sekiz kollu ışınsal labirent ve Y-labirent testleri yapıldı. Lokomotor aktiviteyi değerlendirmek için açık alan ve rotarod testleri uygulandı. Testler bittiğinde hayvanlar sakrifiye edilerek beyinleri çıkartıldı. Histolojik doku takibinden sonra, dokulardan kesitler alındı ve toluidine bule ile boyandı. Stereolojik yöntemlerden optik disektör yöntemiyle hipokampusun CA1, CA2, CA3 ve hilus bölgelerinde piramidal, dentat girus bölgesinde ise granüler hücre sayılarına bakıldı. Aynı bölgelerde histopatolojik değerlendirme yapıldı. Biyokimyasal olarak dokuda oksidatif stres parametrelerinden malondialdehit, süperoksit dismutaz, glutatyon ve katalaz değerlerine bakıldı. Histopatolojik değerlendirmede EMA grubunun hipokampus bölgesinde vakuolizasyon, piramidal ve granüler hücre yapısında bozulmalar izlendi. Stereolojik analizlerde EMA grubunun granüler ve piramidal hücre sayılarının anlamlı derecede arttığı tespit edildi. Biyokimyasal analizlerde EMA grubu'nun süperoksit dismutaz aktivitesinin anlamlı derecede arttığı gözlendi. Tüm gruplarda öğrenme, hafıza ve lokomotor davranış testlerinde anlamlı bir değişiklik olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak, adolesan dönemde uygulanan 900 megahertz EMA'nın, erkek sıçanların hipokampus bölgesinde nöron artışına neden olduğu, morfolojik yapıda değişiklikler meydana getirdiği, öğrenme, hafıza ve lokomotor davranışlarında değişikliklere neden olmadığı söylenebilir.

Elektromanyetik alanlarErgenlerHipokampus+5
Ayşe İkinci
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Suda çözünür ti (IV) ftalosiyanin bileşiklerinin DNA bağlanma, DNA kesim, antioksidan, antimikrobiyal aktivitelerinin ve topoizomeraz ı inhibisyonunun incelenmesi

DNA, genetik hastalıkların özellikle de kanserin tedavisinde önemli bir hedeftir. Kanser hücrelerinin hızla çoğalması ve kanserde ölüm oranının yüksek olması, klinik tedavide anahtar etkileri nedeniyle, antikanser ilaç niteliği gösterebilecek geçiş metal komplekslerinin biyolojik olarak incelenmesini arttırmıştır. Antikanser ilaçların birçoğu farklı şekillerde DNA'ya bağlanarak etkisini gösterirler. Kanserli hücrede DNA çoğalmasını bloke ederek, kanser hücrelerinin büyümesini inhibe ederler. DNA bağlanmasının ve kesimin mekanizmasını anlamak, etkili antikanser ilaçlarının dizayn edilmesinin en önemli temelidir. Bu tür ilaçların başarısı, DNA'ya ilgilerine ve bağlanma modlarına bağlıdır. Bu çalışmada üç farklı suda çözünür tetra substitüe titanyum (IV) ftalosiyanin (Pc) bileşiklerinin CT-DNA ile etkileşimleri UV-Vis spektroskopisi ve termal denatürasyon yöntemleri kullanılarak incelendi. Bileşiklerin bağlanma sabitleri (Kb) sırasıyla 3.75x104, 2.3x104 ve 4.57x104 M-1 bulunmuştur. Bu sonuçlar bileşiklerin CT-DNA'ya farklı ilgiyle bağlandığını göstermiştir. Bununla birlikte Pc bileşiklerinin DNA kesim ve topoizomeraz I inhibisyonu çalışmaları agaroz jel elektroforezi kullanılarak yapıldı. Bu çalışma sonucunda kullanılan Pc bileşiklerinin plazmid pBR322 DNA'yı fotokesim yoluyla kestiği ve topoizomeraz I enzimine karşı önemli inhibisyon etkisi gösterdiği görülmüştür. Ayrıca bileşiklerin süperoksit dismutaz (SOD), 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) ve metal şelat bağlanma metotlarıyla antioksidan aktiviteleri incelenmiştir. Tüm sonuçlar çalışmada kullanılan ftalosiyanin bileşiklerinin fotodinamik terapi için uygun ajan olabileceği düşünülmüştür.

Antienfektif ajanlarAntioksidanlarDNA+2
Burak Barut
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00