
325
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Gündem belirleme kuramı bağlamında yerel medya üzerine bir inceleme: Kastamonu gazetesi
Gündem belirleme kuramı, medya kurumlarının toplumun gündemini belirleme sürecindeki etkilerini açıklamaktadır. Medya kurumları, yayınlayacakları haberler ve içerikler aracılığıyla izleyicilerin, okuyucuların veya dinleyicilerin hangi konulara odaklanacağına ve bu konuları nasıl ele alacaklarına yön verirler. Bu nedenle, medya kurumlarının seçtikleri konular ve olaylar, toplumun ilgisini çeken ve tartışmaya açık olan konulara dönüşür. Bu çalışmada yerel bir gazete olan Kastamonu Gazetesi gündem belirleme kuramı çerçevesinde incelenmiştir. Gazete, Kastamonu ve çevresindeki gelişmeleri takip ederek, bölgedeki önemli konuları halka duyurmakta ve böylece yerel gündemi oluşturmada etkin bir rol oynamaktadır. Kastamonu Gazetesi, yerel bir gazete olarak, yerel halkın ilgisini çeken ve yaşamlarını etkileyen konulara odaklanmaktadır. Gazete, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik meseleleri kapsayan geniş bir yelpazede haberler sunarak, okuyucularının ilgisini çekmeyi hedeflemektedir. Böylelikle, gazete, bölgenin gündemini belirlemede etkili bir araç haline gelmektedir. Bu çalışmada Kastamonu Gazetesi'nin yazı işleri müdürü ile yapılan bir derinlemesine mülakata da yer verilmektedir. Gazete sorumlusu, gazetenin gündem belirleme sürecindeki yaklaşımını ve haber seçimlerini açıklamaktadır. Yerel halkın beklentilerini ve ihtiyaçlarını gözeterek, gazete haberlerini seçmekte ve toplumun ilgisini çeken konulara öncelik vermektedir. Bu sayede, gazete, okuyucularının gündemine uygun haberler sunarak, toplumda tartışma ve farkındalık yaratmaktadır. Kastamonu Gazetesi'nin gündem belirlemedeki rolü, yerel bir medya kurumu olarak toplumun nabzını tutma ve bölgedeki önemli konulara odaklanma yeteneğiyle şekillenmektedir. Gazete, yerel halkın sesini duyurmakta ve toplumun katılımını teşvik ederek aktif bir rol oynamaktadır. Böylece, Kastamonu Gazetesi, bölgedeki gelişmeleri yakından takip ederek, toplumun gündemini belirlemede önemli bir araç haline gelmektedir.
Yerel basının dijitalleşme sürecinde yaşadığı dönüşüm ve sorunları: Düzce ili örneği
Bu tezde, Düzce'nin yerel basınının dijital dönüşüm süreçleri ve bu süreçlerden nasıl etkilendiği üzerine bir analiz sunulmaktadır. İlk olarak basın, yerel basın ve Türkiye'de yerel basın kavramları işlenmiştir. İkinci aşamada dijitalleşme kavramı ve yayılma süreci aktarılmıştır. Diğer bir aşamada ise Düzce'nin yerel basınının tarihçesi, gelişimi ele alınmaktadır. Son olarak Düzce yerel basınında dijital dönüşüm süreçlerinin nasıl yaşandığı, hangi stratejilerin izlendiği ve karşılaşılan zorluklar analiz edilmektedir. Bu çalışma için yüz yüze görüşmeler yapılarak, yerel basın kuruluşlarının dijital dönüşüm sürecine uyum sağlama çabaları ve bu süreçte karşılaştıkları zorluklar incelenmiştir. Teknolojik altyapının güçlendirilmesi, dijital okur kitlesi analizi ve hedefleme, iş birlikleri ve ortaklıklar, eğitim ve farkındalık, yenilikçi içerik ve deneyimler gibi öneriler sunularak, yerel basının dijital dönüşüm sürecinde daha başarılı olabilmesi için stratejik adımlar önerilmiştir. Sonuç olarak, teknolojik gelişmelerle Düzce yerel basını yazılı basın alanında zor günler geçirmekte ve dijital ortama adapte olmaya çalışarak varlığını sürdürme gayretindedir. Dijital dönüşüm sürecine uyum sağlamak için çeşitli stratejiler geliştirmiş olsa da daha ileri adımlar atılması gerekmektedir. Bu çalışmada sunulan öneriler, yerel basının dijital alanda daha güçlü bir konuma gelmesini sağlayabilir. Ancak, her bir yerel basın kuruluşunun kendi ihtiyaçları ve kaynakları doğrultusunda stratejiler belirlemesi önemlidir. Bu araştırma, Düzce'nin yerel basınının dijital dönüşüm süreciyle ilgilenen araştırmacılara, medya çalışanlarına ve yerel basın kuruluşlarına katkı sağlama amacı taşımaktadır. Düzce'nin yerel basını, dijital çağın gerekliliklerine uyum sağlamak için sürekli olarak kendini güncellemeli ve yeniliklere açık olmalıdır. Gelecekteki çalışmaların, bu sürecin daha derinlemesine incelenmesi ve farklı stratejilerin etkinliğinin değerlendirilmesi üzerine odaklanması önerilmektedir.
Amerikan geçmişini aklayan savaş filmlerinden Amerikan geleceğini inşa eden bilim kurgu filmlerine: Hollywood sinemasının evrimi
Amerika kıtası, Amerika Birleşik Devletleri kurulmadan yüzlerce yıl öncesinde savaşların, çatışmaların ve kıyımların yaşandığı bir kıta olmuştur. ABD'nin kurulmasından sonra da birçok savaş ve anlaşmazlık yaşanmıştır. Yaşanan bu savaşların getirisiyle siyasi, sosyal ve kültürel yaşam alanları da etkilenmiştir. Bu nedenle Amerikan sineması Hollywood'da hatır sayılır bir savaş türü film sayısı oluşmuştur. İkinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemde ise Avrupa'da yaşayamayan bilim insanlarının Amerika'ya göç etmiştir. Bu sayede ABD, bilim ve teknolojide de gelişmiş devletler arasına girmiştir. Dolayısıyla bilim kurgu türü sinemada da ciddi bir kültürel birikim oluşmuştur. Çalışmada Amerikan tarihinde yaşanan savaşların konu edildiği filmler ve alternatif geleceklerle ilgili filmler incelenmiştir. Savaş filmleri incelenerek Amerikan savaş tarihinin nasıl gösterildiğine dikkat edilmiştir. Bilim kurgu filmlerinde ise yakın gelecekteki ABD ve Amerikalı imajının nasıl oluşturulduğu üzerinde durulmuştur.
COVID-19 sürecinde sağlık haberciliği üzerine bir inceleme
Aralık 2019'da Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) COVID-19 adı verilen yeni tip koronavirüs, kısa sürede tüm dünyaya yayılmış ve hayatı her yönüyle etkileyen küresel bir sağlık krizine dönüşmüştür. Kamuoyunun enformasyona en fazla ihtiyacı olduğu, kaosun en yoğun yaşandığı bu dönemde basının haber kaynağı olarak önemi ve sorumluluğu artmıştır. Bu çalışmada, yazılı basında COVID-19 konulu haberlerin nasıl ele alındığına sağlık haberciliği bağlamında odaklanarak söylem bakımından haberi ele alış biçimlerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, farklı yayın politikasına sahip olan Sabah ve Cumhuriyet gazeteleri oluşturmuştur. Çalışmada, COVID-19 salgınına ilişkin seçilen 28 adet haber örneği, Teun A. van Dijk'in eleştirel söylem analizi metodu kullanılarak incelenmiştir. Koronavirüsün başladığı ilk tarihten itibaren belirsizliklerin yaşanmasına bağlı olarak, sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği ve daha sonra normalleşmeye gidildiği 1-31 Mayıs 2020 tarihine ait, Sabah ve Cumhuriyet gazetelerinin basılı versiyonlarının dijital arşivinde, ilk sayfada yer alan haberler seçilmiştir. Dolasıyla, her iki gazetede yer alan haber içeriklerinin başlıkları, haber girişleri, haberlerde kullanılan görseller, sözcük seçimleri gibi farklı bölümler ele alınarak sağlık haberciliğinde nasıl bir dil kullanıldığı makro ve mikro yapıları kapsamında çözümlenmiştir. İncelenen gazete haberlerine yönelik bulgulara bakıldığında, her iki gazetenin haber içeriği üretme ve sunma biçimlerinin genel olarak farklı söylemlerle ele alındığı ve her iki gazetede yer alan COVID-19 konulu haberlerde söylem, dil, ifade ve sunum biçimi açısından farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde YouTube videolarında siber zorbalık ve nefret söylemi incelemesi
Siber zorbalık ve nefret söylemi, dijital çağın önemli sorunları arasında yer almaktadır. Yeni teknolojilerin gelişmesiyle birlikte bu sorunlar daha da belirgin hale gelmiştir. Dijital iletişim ortamları, özellikle de sosyal medya platformları, siber zorbalık ve nefret söyleminin yaygınlaştığı alanlar haline gelmiştir. Bu tez, dijital çağda siyasetçilere yönelik çevrimiçi siber zorbalık ve nefret söylemi olgusunu incelemeyi amaçlamaktadır. YouTube platformunda siyasetçilere yönelik nefret söylemi ve siber zorbalığın seçim dönemleri ve toplumsal kutuplaşma süreçleri ile olan ilişkisi bu çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı, çevrimiçi ortamda siyasetçilere yönelik eleştiri ile siber zorbalık ve nefret söylemi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu ilişkinin toplumsal kutuplaşmaya ve çevrimiçi iletişim dinamiklerine etkisini anlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, 14 Mayıs 2023 ile 28 Mayıs 2023 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üç farklı siyasi görüşü temsil eden ittifak liderlerini içeren YouTube videoları seçilmiş ve amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 6 video üzerinden toplamda 347 yorum içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir.
Türkçe gazete ve Cumhuriyet gazetesinin yeni harfleri öğretme çalışmaları
Bu tezin konusu, "Türkçe Gazete ve "Cumhuriyet gazetesi"nin Yeni Harfleri Öğretme Çalışmalan"dır.Harf İnkılâbı kısa sürede gerçekleşmemiştir. Her ne kadar "yeni harfler^' Cumhuriyet Dönemi'nde kabul edilmiş olsa da Arap harflerinin yetersizlikleri, "yeni harfler^'in kullanılmasının yararlarına dair tartışmalar Cumhuriyet'ten çok daha önceye dayanmaktadır. Tanzimat Dönemi'nde başlayan tartışmalar, Meşrutiyet Dönemi'nde yoğunlaşmıştır. Bu tartışmalara son noktayı 1 Kasım 1928 yılında "yeni harfler^"i kanunlaştıran Mustafa Kemal Atatürk koymuştur.Halkın "yeni harfler^'i benimsemesinde ve öğrenmesinde basının rolü büyüktür. Basın, Türk toplumunu derinden etkileyen "yeni harfler^'i yakından takip etmiş ve büyük ölçüde desteklemiştir. "Yeni harfler^"in kanunlaşmasından önce dönemin birçok gazetesi "yeni harfler^'e sayfalarında yer vermeye başlamıştır. Böylece halkın "yeni harfler^'i öğrenmesi kolaylaşmıştır. Bu dönemde diğer gazetelerden farklı bir gazete ortaya çıkmıştır: "Türkçe Gazete."Bu gazete bu çalışmanın omurgasını oluşturmuştur. Öyle ki gazete, tamamı "yeni harfler-le çıkan ilk gazete olma özelliğine sahiptir. Dönemin gazetelerinden biri olan "Cumhuriyet gazetesi" de bu çalışmada "Türkçe Gazete^yle birlikte ele alınmıştır. Bu çalışma, "yeni harfler^'in basın üzerindeki etkisinin yanı sıra basının Harf İnkılâbı'nın yayılmasında üstlendiği rolü ortaya koyması bakımından önemlidir.Anahtar Kelimeler: "Yeni harfler^'", "Türkçe Gazete", "Cumhuriyet gazetesi"
Popüler kültür ve işçi gençlik
Bu çalışma işçi gençlik üzerine yoğunlaşmaktadır. Araştırma ile Türkiye?de işçi gençliğin kültürel kodları üzerine bir inceleme yapılmıştır. Araştırma, çeşitli sektörlerde çalışan işçi gençliğe uygulanan anket sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinden oluşmaktadır. Araştırmada, gençliğin önemli bir bölümünü oluşturan işçi gençliğin yaşam biçimi, kimlik profilleri, özel hayatı, iş yaşamı, sosyal ve kültürel yaşamı ile siyasal yaşamına dair veriler popüler kültür olgusu çerçevesinde ele alınmıştır. İşçi gençliğin kapsamı ve karşılığı oto sanayi siteleri, tekstil fabrikaları, konfeksiyon atölyeleri, ilaç fabrikaları, metal sanayi, gıda imalat ve matbaa atölyelerinde kol emeğine dayalı işlerde çalışan; düşük gelir düzeyine sahip, kentin genellikle yoksul semtlerinde yaşayan 15-29 yaş arasındaki gençlik kesiti olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada, İstanbul gibi metropol bir kentte yaşayan işçi gençliğin, sosyo-kütürel özellikleri incelenerek, gençlerin yaşam biçimleri, kimlik profilleri, iş yaşamının özellikleri, siyaset, tüketim, moda ve eğlence anlayışları özetle popüler kültür ortamıyla kurdukları bağ ele alınmıştır. Çalışma ile işçi sınıfının önemli bir bölümünü temsil eden işçi gençliğin kendine özgü kültürel değerleri yaratma koşulları ve popüler kültürden nasıl etkilendiğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. İşçi gençlik üzerine yoğunlaşan bu araştırma üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde kültür ve popüler kültür kavramları açıklanmıştır. İkinci bölümde, İkinci bölümde, sınıf olgusundan başlayarak, sınıf kültürü ve işçi sınıfı kavramları tartışılmış, Türkiye?deki işçi sınıfının tarihsel gelişimi işçi gençlik ve popüler kültür olgusu bağlamında ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, alan araştırması ile elde edilen veriler ortaya konarak elde edilen veriler ışığında bir değerlendirme yapılmıştır.
Hayat dergisinde (1956-1960) kadının meta olarak sunumu ve popülerleştirilmesi
Dünya var olduğundan beri üretimle ayakta durmaktadır. Üretimin ana kaynağı ise hep insan olmuştur. Ancak üretim denilen olgu makineyle tanışınca işler eskisi gibi gitmemeye başlamıştır. Toprağa demir değmiştir. Demir değen toprağın üretimi artmış insana olan ihtiyacı azalmıştır. İnsanlar ise şehre akın etmiştir. Çünkü toprağa değen demir, aynı zamanda şehri şehir yapan olmuştur. Şehirli olunca ev halkının hepsi için dışarıda iş hayatı başlamıştır. Bu arada insanlara üretmeden tüketmenin yolları gösterilmiştir. İnsanların temel ihtiyacı üretmeye değil tüketmeye dönüşmüştür. "Kadın"lar ise bu tüketimin tam ortasına yerleştirilmiştir. Böylece "kadın"ların tüketime yönlendirilmesi, magazin dergiciliğinin üzerinde en çok durduğu konulardan biri haline gelmiştir. Magazin dergilerinin içerikleri bu tüketime hizmet etmek üzere biçimlendirilmiştir. Bu dergilerde en çok da "kadın"lar üzerinden "kadın"ları tüketime yönlendirme çabası görülmüştür. Bu yönlendirmede malzeme olarak "kadın"ın bedeni kullanılmıştır. Çalışmaya konu olan "Hayat" dergisinin tercih edilmesinin sebebi ise "kadın" çıplaklığını öne çıkarması, bedeni reklamlarda ve haberlerde aracılandırmasıdır. "Hayat" dergisi incelenirken Van Dijk'ın "Eleştirel Söylem Analizi" yöntem olarak seçilmiştir. Bu yöntemden yola çıkılarak "Hayat" dergisinin 1956-1960 yılları arasında çıkan sayıları makro-mikro yapı analizi içinde ele alınmıştır. Çalışma kapsamında haberlerde, reklamlarda ve görsel malzemede "kadın"ın "meta" olarak kullanıldığının ispatına çalışılmıştır. "Kadın"ların özellikle hangi öğelerin yanında verildiği ya da tam tersine hangi öğelerin "kadın"ların yanında görsellik açısından sunulduğu incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dünyada ve Türkiye'de dergicilikten, dergiciliğin tarihçesinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde "kadın" bedenine, nesne-"meta" unsurlarına, cinselliğe, tüketime ve "kadın"ın tüketime katılımına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise tezin yöntemi, yöntemin uygulanışı ve "Hayat" dergisinde "kadın"ın sunumu incelenmiş ve elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: "Kadın", "Hayat", "Meta".
Köşe yazarlarının e- muhtıra ile ilgili köşe yazılarının söylem analizi yöntemiyle incelenmesi
Medya, toplumsal ve siyasal meselelerde, kamuoyu oluşturma-yönlendirme gücüne sahiptir. Gazetecilerin mesleki faaliyetlerini yürütürken kullandıkları dil, ideolojik eğilimleri ve zihniyet dünyaları toplumu etkilemede önemli bir rol oynayabilmektedir. Bu çalışmada, köşe yazılarında kullanılan dilin toplumsal, siyasal ve psikolojik arka planları tespit edilmiştir. İdeolojinin ve laiklik, muhafazakarlık, liberallik, cumhuriyetçilik, milliyetçilik gibi siyasal eğilimlerin, dil ve üslup yoluyla kamuoyunu etkileme-yönlendirme gücünü ortaya koyması açısından çalışmanın önemli olduğu kanaatine varılmıştır. Bu nedenle, beş farklı köşe yazarının gazetelerde yer alan e-muhtıra içerikli köşe yazıları söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1.İdeoloji ve Medya 2. Kamuoyu Oluşturma ve Yönlendirme 3. Köşe Yazarlığı 4. Söylem Analizi 5. Demokratik Rejime Müdahaleler
Ergenekon soruşturması ve davasının medyada sunumu: Zaman ve Cumhuriyet Gazetesi örnekleri
Uzun süre medyanın gündeminde kalan ?Ergenekon soruşturması ve davası? farklı gazetelerde farklı şekillerde sunulmaktadır. Bir gazetede oluşturulan gerçeklik algısı, diğer bir gazetede farklılaşabilmektedir. Özelilikle haberlerin gazetelerde farklı şekillerde sunulması, gerçekliğin algısını etkileyebilmektedir. Gazetelerin siyasi duruşuna ve ideolojik bakış açısına bağlı olarak, haberin sunumu ve habere konu olan olaya yaklaşım değişebilmektedir. Gazetelerin haberleri kadar, haber değeri taşıyan köşe yazıları da gazetenin yayın politikası ve gazetecinin ideolojik duruşu hakkında bilgi vermektedir. Bu tez çalışmasında; farklı ideolojilere sahip fikir gazetelerinin köşe yazıları üzerinden söylem analizi yapılmıştır. Fikir gazeteleri olarak, Cumhuriyet ve Zaman gazeteleri seçilmiştir. ?Ergenekon? soruşturması ve davası sürecinde, yazarların köşe yazılarında; haberleri ele alış şekilleri ve yazarların olaylara nasıl yaklaştıkları konusu incelenmiştir. Köşe yazılarının, açık ve örtük anlamlarında; ideolojinin, söylem üzerinden nasıl sunulduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Ergenekon Soruşturması 2. Ergenekon Davası 3. Zaman Gazetesi 4. Cumhuriyet Gazetesi 5. Medya ve İdeoloji
Yazılı basında HIV/AIDS ile yaşayan bireylere yönelik nefret söylemi
Bir kimsenin karşısındaki kimse ya da grubu cinsiyeti, ırkı, ulusu, dini, ırkı ya da cinsel yönelimleri konusunda yerer, aşağılar ya da kınar tarzda söylemde bulunması olarak tanımlanabilecek olan nefret söylemi, Türk yazılı basınında da bir sorun olarak var olabilmektedir. HIV/AIDS ile yaşayan bireylere, eşcinsellere, kadınlara ve LGBTT bireylere yönelik uygulanan homofobi, dışlama, ötekileştirme, damgalama gibi bir çok durum, nefret söyleminin temelini atarken, gücünü de toplumsal yapı ve kültürden almaktadır. Medya içeriklerinde yer alan söylemlerde, ayrımcı ve homofobik ideolojileri dışa vurabilmektedir. Örneğin, ?AIDS?li köyünden de kovuldu?, ?Öldürülen travesti HIV?li çıktı? vb. haberler, toplumdaki kalıp yargıları desteklemekte ve homofobik ideolojileri yaymakla birlikte aynı zamanda meşrulaştırmaktadır. Bu duruma paralel şekilde, birçok haber metnindeki ayrımcı bakış açısının da göz önüne serilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, Türk yazılı basınında (Cumhuriyet,Posta, Radikal, Takvim ve Zaman Gazeteleri) Nisan 2010-Nisan 2012 tarihleri arasında yayınlanan ve HIV/AIDS ile yaşayan bireylere yönelik nefret söylemini içerdiği/öne çıkardığı varsayılan haberler Van Dijk?ın eleştirel söylem analizi yöntemi içerisinde haberin makro ve mikro yapılarının çözümlenmesi ile incelenerek, böylelikle medyanın içerikleriyle HIV/AIDS ile yaşayan bireylere yönelik sosyal ayrım, homofobi ve ötekileştirme gibi düşünsel eğilimleri doğrucu ve yayıcı bir rol oynadığı varsayımı tartışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: 1.Nefret söylemi 2.Homofobi 3.Ötekileştirme 4.Damgalama 5.Ayrımcılık
Yerel medyanın sorunları ve çalışanlarının yaklaşımı:Denizli alan araştırması
Fonksiyonları itibariyle sosyalleşmeye ve demokratikleşmeye katkı sağlayan yerel medya, toplumun her katmanında ve bilimsel çevrelerde önemi giderek artan şekilde değerlendirmelere ve incelemelere konu olmaktadır. Ancak yerel medya var olduğu günden bu yana hep bir takım sorunlarla boğuşmak zorunda kalmıştır. Oysa demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan medya, özellikle yerel düzeyde yerel unsurları ve sorunları ortaya koyan, gerçekleştirdiği haber ve yorumlarla yerel yönetimlerin dikkatini çeken, yöre halkı ile yerel yöneticiler arasında köprü işlevi gören, katılımcı demokrasinin gelişmesinde önemli katkı sağlayan bir misyona sahiptir. Doğal olarak yerel medyanın sorunlarının tespiti ve çözüm önerileri geliştirilmesi önem ve gereklilik arz etmektedir. Çalışmanın konusu yerel medya kavramı ve Türkiye?deki yerel medya üzerinden hareketle Denizli?de yerel medyanın gelişimi, özellikleri ve sorunları ile çalışanlarının bu sorunlara yaklaşımlarının incelenmesidir. Türkiye?de genel olarak yerel medya kavramı ve sorunları üzerine yapılan araştırmalar artsa da, yerel medya kuruluşlarının bulundukları bölge veya ildeki özel durumları ve sorunları hakkında yeterli araştırma bulunmamaktadır. Bu çalışmada Denizli ilinde görev yapan medya çalışanlarının sosyo-demografik profili tespit edilerek, çalışanların mesleklerine ve meslekteki sorunlara yaklaşımları ortaya konulmuş ve medya kuruluşlarının özellikleri ve yaşadıkları sorunlar tespit edilmiştir. Çalışmada, medya sektöründe aktif olarak çalışanlara araştırmacı tarafından yapılandırılmış anket tekniği uygulanmış, sonuçlar frekans analiziyle tartışılmış, SPSS İstatistik Paket Programı ile analiz edilmiştir. Anahtar Sözcükler: 1. Basın 2. Yerel Medya 3. Medya Sorunları 4. Medya Çalışanları 5. Denizli
Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze yazılı kültür ürünlerinde köylülük: Türk romanında köylülük imgesi
Çalışma; köylülüğün ne olduğunu, sosyo-ekonomik ve politik gelişmelerle nasıl değişim geçirdiğini ve bunların romanlardaki imgeler aracılığıyla nasıl ortaya konulduğunu açıklamayı amaçlamıştır. Bu kapsamda köy ve köylünün ne olduğuna dair teorik tarihsel arka plan, süreç içinde etkin olan iktisadi ve siyasi unsurlar ve aktörlerle köylülüğün geçirdiği değişimi içine alan bir inceleme ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Ardından Cumhuriyet tarihinde köylülüğün kapitalizmle birlikte geçirdiği değişimin izleri ele alınmıştır. Sosyal gerçekliği yansıtan romanlarda köylülüğün Türkiye'deki değişimleri incelenmiştir. 1800'lerden 1980'lere dek farklı dönemlerde yazılmış romanlar incelenmiş ve çalışmanın amacına uygun olanlar belirlenmiştir. Köy ve köylülüğün konu edildiği süreç, anlattığı konu, yazarın tutumu ve dönemindeki diğer köylülük anlatıları ile ilişkisi yanında Tanzimat'tan günümüze köylülüğe dair edebiyatın neler anlattığı, köyün edebiyatta varoluşuyla toplumsal yaşamda var oluşunun paralelliği ya da farklılaşmasının nasıl olduğu romanlar incelenerek ele alınmıştır.Çalışmaya örnek olarak seçilen romanlarda "Ekonomik Güçlükler Açısından Köy", "Siyasal Yaşam ve Köylü" ve "Sosyal Hayat Açısından Köylülük" kategorileri altında analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda eserlerde temsil edilen köylülüğün, Türkiye toplumunda ekonomik, siyasi uygulamalardan her zaman etkilenen grup olduğu ortaya çıkmıştır. Bu süreçte kırılmalar yaşayan köylülüğün Cumhuriyet'in başlangıcından günümüze kadar değişmiş, şartlara kendisini adapte etmeyi başarmış ve yok olmadığının izleri romanlarda bulunmuştur. Anahtar Sözcükler 1) Köylülük 2) Köylülük ve Kapitalizm 3) Modernleşme ve Köylülük 4) Osmanlı-Türk Toplumunda Roman ve Köylülük İlişkisi 5) Romanlarda Köylülü
Türkiye'deki milliyetçi fikir hareketlerinin dönüşümü (Milliyetçi basın üzerine bir inceleme)
Bu çalışmada Türkiye'deki milliyetçi fikir hareketlerinin yaşadığı dönüşümü incelemek amaçlanmıştır. Çünkü Türkiye'de Cumhuriyet'in kurucu fikri payesini taşıyan Türk milliyetçiliği hiçbir zaman tekdüze bir ideolojik söylem olmamış, Türk fikir hayatında son derece geniş bir zeminde ve zengin bir görünüm arz etmiştir. Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin kuruluşundaki dominant karakteri başta olmak üzere, günümüze kadar etkinliğini sürdürerek toplumsal, siyasal ve kültürel söylemler geliştiren, üstelik kendi içerisinde ayrışarak pek çok fraksiyona ayrılmış milliyetçilik gerçeği tez çalışmasının ilgi odağını oluşturmaktadır. Türk milliyetçiliğinin ve milliyetçi basının doğuşundan yüzyıl sonra, yeni şartlar karşısında ortaya koyduğu fikirlerin, sorunlar karşısında getirdiği çözüm önerilerinin, alternatif tezlerinin, iddialarının ve ideallerinin sorgulanması açısından bu tarihi bakışa, başlangıcından bugüne milliyetçi fikir hareketlerinin dönüşümünün incelenmesine ihtiyaç olduğu düşüncesiyle, bu tez çalışması yapılmıştır. Tez çalışmasına konu olan milliyetçi basın organlarının yüzyılı bulan yayın hayatlarının incelenmesiyle; konjonktüre, çağın gereklerine ve rakiplerine göre her seferinde yeniden tanımlanan milliyetçilik olgusunun Türkiye'ye ve dünyaya bir o kadar farklı bakış açısı ortaya çıkarılmıştır. Doğrudan bu akımın kendi yayın organlarındaki milliyetçi metinler üzerinden Türkiye'deki milliyetçi fikir hareketlerinin dönüşümünde hangi zihinsel yapıların ve süreçlerin işin içine dâhil olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde milliyetçiliğin teorik çerçevesi, kavramlar ve tarihi süreç üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü Türkiye'de milliyetçiliğin tarihi gelişimine, Türk milliyetçiliğine ve milliyetçi basına ayrılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye'deki milliyetçi fikir hareketlerinin dönüşümü milliyetçi basın üzerinden analiz edilmiştir.
Türkiye'de okuyan Cibutili öğrencilerin Türk televizyon dizilerine yönelik algıları
Televizyon gündelik yaşamımızda vazgeçilmez medya araçlarından biri hâline gelmiştir. İletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte televizyon bireylerin düşünce ve davranışlarını biçimlendirmede daha etkili hale gelmektedir. Toplumun bilgilendirilmesi ve eğitilmesi, toplumlar arası kültürün aktarılması, toplumsal sorunların çözülmesi işlevleriyle televizyon oldukça önemli bir rol oynamıştır. Televizyon dizileri son yıllarda Türkiye içinde ve dışında yüksek oranda beğeni kazanmış̧, büyük bir izleyici kitlesi oluşturmuştur. Türk dizileri Cibutili öğrencilerden de yoğun ilgi görmektedir. Bu nedenle bu çalışma öğrencilerin Türk televizyon dizilerine yönelik algılarını ve dizileri izleme motivasyonlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda derinlemesine mülakat yöntemi uygulanmış ve amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini Ankara ve Çankırı illerinde eğitim gören Cibutili öğrencilerden oluşan 24 kişilik bir katılımcı grubu oluşturmuştur. Öğrencilerle 5-15 dakika yüz yüze görüşme yapılmış ve görüşme formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Bilim Kodu : 116509 Anahtar Kelimeler : Cibuti, kullanımlar doyumlar, Türk dizileri, dizi izleme motivasyonları, Cibutili öğrenciler Sayfa Adedi : 87 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Zakir AVŞAR
Haber doğruluk-hakîkat ilişkisinin hermeneutik tezâhürleri üzerine bir deneme: Haberin yorumlanma sürecine dâir bir araştırma
Profesyonel gazetecilik uygulamalarına yoğunlaşan akademik çalışmalar, haberin doğruluğunu ve hakîkatini, profesyonel gazetecilik uygulamalarının belirlediği ön kabulünün yerleşmesine sebep olmuştur. Haberi yorumlayanlar yeterince araştırılmamış, ihmal edilmiştir. Ancak haberin doğruluğu ve hakîkati en az profesyonel gazetecilik faaliyetlerindeki kadar fertler nazarında, yorum vasıtasıyla, inşâ edilmektedir. Bu tezin amacı haberin fertlerin anlam dünyasındaki yerini hermeneutik gelenek çerçevesinde ortaya koymak ve bu sayede haber doğruluk/hakîkat ilişkisini belirleyen hermeneutik unsurları açığa çıkarmaktır. Çalışma, haberin doğru yorumlanmasını sağlayacak epistemolojik bir yöntem değil haberin anlaşılmasında ve yorumlanmasında ortak bazı yönlerin olduğunu ileri sürmektedir. Araştırma, mezkûr amaca uygun biçimde iki safhalı olarak planlanmıştır. İlk safhada, doğrunun mâhiyeti ve doğrunun hakîkat ile nasıl bir ilişkisi olduğu "doğruluk kuramları" çerçevesinde, doğru/hakîkat ve "anlama" arasındaki ilişki ise hermeneutik düşünce zemininde ele alınmıştır. Son olarak haber doğruluk/hakîkat ilişkisinin iletişim kuramları nezdinde nasıl değerlendirildiği hermeneutik gelenek çerçevesinde tartışılmıştır. İkinci safha, haber doğruluk/hakîkat ilişkisinin yorum yoluyla nasıl inşâ edildiğini fenomenolojik bir saha araştırması ile ortaya koymaktadır. Bu amaçla "maksimum çeşitlilik", "amaçlı tabakalandırma" ve "kartopu" örnekleme yöntemleri bir arada kullanılarak belirlenen 46 katılımcıyla mülâkat gerçekleştirilmiştir. 48 gün süren saha araştırmasından toplanan ham veri MAXQUDA 20 nitel analiz programı ile tahlil edilmiş ve katılımcıların görüşleri 5 ana tema, 14 tema ve 17 alt tema altında tasnif edilmiştir. Saha araştırması, katılımcıların haberin doğruluğunu/hakîkatini kıyas, kaynak, değer ve tecrübe zemininde belirlediğini ortaya koymuştur. Tezin sonuç bölümü çalışmanın teorik ve uygulama kısımlarından ulaşılan çıkarımlardan yola çıkılarak yazılmıştır. Buna göre toplam 9 hermeneutik unsurun haberin anlaşılmasında ve haber doğruluk/hakîkat ilişkisi üzerinde tesirli olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu hermeneutik unsurların "tecrübî bilgileri haberi anlamak için kullanma", "haberde kullanılan kavramların gramatik yapısına âşinâ olma", "haberi anlamak için hızlı hüküm verme", "doğrularını riske atacak cesarete sahip olma" ve "haberi sorgulama" olmak üzere 5'i fert kaynaklı iken; "haberi yazanın ortak tinine âşinâ olma", "ortak tine hâkim baskın tutarlı önermeler bütününün farkında olma", "hakîkî anlama yaklaşacak kadar zamanın geçmiş olması" ve "haber kaynaklarına erişebilme" olmak üzere 4'ü ise toplum kaynaklıdır.
Yeni medyada mahremiyetin dönüşümü: Instagram'da özel alanın sembolik inşası
Bu çalışmada "sunumcular", "moda ve yaşam tarzcıları" ve "makyajcılar" şeklindeki 15 Instagram kullanıcı tiplemesinin sosyal medyadaki kullanım, tutum ve açıklamaları mahremiyet bakımından incelenmiştir. Toplumsal dönüşüm sürecinde Batı'da meydana gelen bir dizi değişiklik mahremiyete etki etmiştir. Yeni teknolojilerin gelişmesiyle toplumdaki değer, inanç ve norm sistemleri değişime uğramıştır. Çalışmada, mahremiyet çerçevesinde modern ve postmodern toplumdaki kamusal ve özel alan tartışmaları incelenmiştir. Ardından sembolik inşa, yeni medya teknolojileri, sosyal medya ve benlik ekseninde irdelenmiştir. Bu kapsamda, belgesel tarama tekniği ile betimsel istatistik ve tarama modelleri kullanılarak 682 Instagram paylaşımı SPSS programı ile analiz edilmiştir. Tiplemelerin mahremiyet ve Instagram kullanımları bakımından yapılan veri analizine göre mekân boyutu açısından kamusal alandaki paylaşımların (%57,2), özel alanda yapılan paylaşımlara (%30,8) ve yarı özel alanda yapılan paylaşımlara (%12) oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Etkinlik türünde en çok boş zaman etkinliği (%62,6) kategorisinde yapılan paylaşımlara rastlanılmıştır. İlişki türünde ise tiplemelerin yalnız bulunduğu görselleri, paylaştığı nesneleri ve manzara fotoğraflarını içeren ilişki yok (%63,5) kategorisinde en çok paylaşımda bulundukları belirlenmiştir. Toplamda 31 bin 418 yorumun incelendiği çalışmada %87,47 oranında olumlu yorum yapıldığı saptanmıştır. Tiplemelerin özelde kendi aralarında ve genelde ise diğer tiplemeler ile ortak sunum ve görünümlere sahip olduğu görülmüştür.
Liberal basın özgürlüğü anlayışının kavramsallaştırılma sorunları: Türk gazetecilerin basın özgürlüğü anlayışı
Bu çalışmada Türkiye'deki basın özgürlüğü tartışmaları sermaye dolaşımını kuralsızlaştıran serbest piyasa düzeninin genel kural ve işleyişi içerisinde anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın amacı basın özgürlüğü tartışmalarının hangi kavramsal çerçevede yürütüldüğünü irdeleyerek özgürlük sorunsalının bir parçası olduğu düşünülen basın sermayesinin sübjektif pozisyonunu tartışmaya açmak ve bu yönde yapılan az sayıda çalışmaya katkı sağlamaktır. Özgürlük mefhumu liberal gelenek içindeki özgürlük müktesebatına göre irdelenmiş ve basın özgürlüğüyle bağlamı üzerinde durulmuştur. Araştırmanın kapsamı Türkiye'deki basın faaliyetleri ve süregelen basın özgürlüğü tartışmalarıdır. Araştırmanın sınırlılığı, 15 Türk gazeteciyle yapılan görüşmelerdir. Türk gazetecilerin basın özgürlüğü algısına dair genel bir çerçeve sunması düşünülen 15 isim, muhtelif basın kuruluşlarında edindikleri mesleki tecrübe dikkate alınarak seçilmiş, görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş ve bulgular betimsel analiz yoluyla analiz edilmiştir. Araştırmanın dört varsayımından ikisi doğrulanırken görüşme yapılan gazetecilerin basın özgürlüğünü var edecek koşulları mevcut medya düzeninin çarpıklıklarından medet umarak sağlamaya çalıştıkları ve kapitalist üretim ilişkilerinin zihinsel hakimiyetini kıramadıkları görülmüştür.
Cibuti basınında sokak çocuklarının sunumu
Çocukluk dönemi, bir insanın hayatının en önemli dönemidir. Çocuğun bakım ve sevgiye en çok ihtiyaç duyduğu bu dönem, kişiliğini oluşturması için de önemli bir süreçtir. Çünkü bu dönem çocuğun gelecekteki başarı veya başarısızlığında büyük rol oynamaktadır. Toplumun temelini oluşturan çocuklara ilişkin olarak medyanın takındığı tutum bu bakımdan önemlidir. Gündemi belirleyen ve sorunların çözümünde kamusal bir fonksiyonu olan medyanın çocuk sorunlarına yaklaşımı oldukça önem taşımaktadır. Cibuti'de fiziksel ve ruhsal her türlü tehlikeye açık bir ortam içinde yaşayan sokak çocukları, ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Bu çalışma, Cibuti medyasının bu konuyu nasıl ele aldığı üzerinedir. Bu yöndeki haberlerin incelenmesi ile Cibuti'deki sokak çocuklarına medyanın yaklaşımını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bu bakış açışıyla Cibuti medyasında yer alan haberler araştırılmış ve bunun sonucunda ülkenin her yerinde hızlı bir şekilde artan sokak çocukları olgusunun tüm detaylarıyla ele alınması ve tartışılması gereken konulardan biri olmasına rağmen Cibuti medyasında gerekli değeri görmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Halkevleri kuruluşu ve tarihsel işlevi
Dergilerde belirtilen bu görüşlerin yanında yine genel merkez Ankara'nın yayın organı Ülkü Dergisi diğer halkevleri dergilerini kontrol etti. Zaman zaman onları uyararak veya eleştirerek yayın politikalarını değiştirmelerini istedi. Mali açıdan çoğu Ankara'ya bağlı olan dergiler de bu isteğe uydu. Dergilerin yoğun olarak çıktığı dönem 1932-1940 yılları arasıdır. Yayınlanan dergilerin %80'inden fazlası bu dönemde yayınlanmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayınlanan dergilerin önemli bir kısmı kapanmak veya yayınına ara vermek zorunda kaldı. Yaşanan kağıt sıkıntısı sebebiyle 1940-1944 yılları arasında az sayıda dergi yayınlanabildi. Çok partili döneme geçiş yılı olan 1946'dan sonra ise sadece bir dergi halkevleri dergisi olarak yayınlanmaya başladı.
Medya ve jeopolitik ilişki: Zeytin dalı operasyonu çerçeve analizi
Kaldor'un (1990) sözlerini açımlayacak olursak, dünyayı tasvir etme şeklimiz, seçtiğimiz kelimeler, onu nasıl gördüğümüzü ve nasıl davranmaya karar verdiğimizi tanımlar. Medya, dünyanın farklı yerlerindeki olayları yayınlayarak bu olayların önemliliğine ve aktörlerinin inşasına katkıda bulunabilir. Bu da, aynı olayın farklı medyalarca farklı şekilde betimlenmesi sonucuna yol açabilir. Buna uygun olarak, Eytan Gilboa (2009) medyayı jeopolitik kriterlere göre analiz etmek için multidisipliner bir yaklaşım önermiştir: yerel, ulusal, bölgesel, uluslararası ve küresel. Böylece, medyanın bu seviyeleri içerisinde, spesifik bir yerel oluşuma ilişkin söylem sapmalarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Zeytin Dalı Harekâtı'nın jeopolitik kriterlere göre farklı medyalar tarafından nasıl çerçevelendirildiğini anlamak için bu çalışmada uygulanan söz konusu yaklaşımın temel amacı; harekâtın kamuoyuna tanıtımı, amaçlarının açıklanması ve aktörlerinin karakterizasyonu ile ilgili ulusal ve uluslararası tasvirini anlamak ve bu üç çerçevenin birleşik bir bağlamsal bütünlük sunmak için bir araya gelip gelmediğini anlamaktır. Bunun için, bu makalenin 3 ana sorusu, 3 farklı mikro kategoride düzenlenmiştir: Giriş, amaçların açıklamaları ve aktörlerin tasviri. Bu mikro kategoriler de kendi içlerinde farklı medyaların Zeytin Dalı Operasyonu'nu her bir mikro kategoriye göre nasıl çerçevelediğinin tanımlarına karşılık gelen makro olarak alt-kategorilere ayrılmıştır. Bu doğrultuda Zeytin Dalı Operasyonu'nun 1. Günü olan 20 Ocak 2018 ve Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu'nun zafer ilan edişinin 2 gün sonrası olan 20 Mart 2018 tarihlerini kapsayan iki aylık bir zaman diliminde ulusal ve uluslararası yayınlar incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, Zeytin Dalı Operasyonu'nun gerçekten de farklı medyalarda farklı olduğunu doğrulamıştır, ancak en çok çerçeve ulusal düzeyde bulunmuştur.
Medyada uzman gazetecilik: Türkiye'de savunma haberciliği
Savunma Sanayi, ülkelerin en çok önem verdiği konulardan bir tanesidir. Çünkü bir ülke derecede savunma sanayinde ne derece güçlüyse dış politikada da o derecede güçlüdür. Uluslararası arenada, ülkelerin ekonomik ve siyasal alandaki gücünü belirleyen unsurlarından birisi olan savunma sanayinde, her geçen gün gelişme yaşanmaktadır. Bu gelişmenin ana faktörü ülkelerin bu konuya önem vermesi ve kaynak aktarmasının yanında teknolojide yaşanan gelişmelerdir. Hâlihazırda savunma sanayi, sürekli yeniliğe, projelere ve değişime ihtiyaç duymaktadır. Ülkemiz jeopolitik konumu gereği önemli bir ülkedir. Bu sebeple, Türk Savunma Sanayi'nin öncelikli hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını karşılamak, uluslararası savunma sanayi pazarında ve bunun akabinde dış politikada ülke adından söz ettirmektir. Savunma sanayinin son zamanlarda önem kazanması ve özellikle Türkiye'nin savunma sanayi sektörüne yaptığı yatırımlar bu alanda uzmanlaşan gazetecilerin varlığına neden olmuştur. Gazetecilik uzmanlık alanlarına bir yenisi daha eklenmiş ve "Savunma Haberciliği" uzmanlık alanı oluşmuştur. Bu çalışmada, Türk Savunma Sanayi hakkında genel bir bilgi verilmekte, sektörün önemi üzerinde durulmaktadır. Bunun yanında "Savunma Haberciliği" uzmanlık alanı ile ilgili sektördeki temsilcilerle görüşülmektedir. Yazılı mülakat tekniği ile yapılan görüşmeler kapsamında elde edilen bulgular, Türkiye'de uzman gazetecilik alanında çalışan isimlerin savunma haberciliğine yönelik kanaatlerini ortaya çıkarmaktır. Bulgular sonucunda Türkiye'de savunma haberciliğinin geçmişe kıyasla geliştiği, ancak halen istenen düzeyde olmadığı sonucuna erişilmiş, sektörün bu konuda çalışmasıyla birlikte bu alanda gelişme sağlanacağı savunulmuştur.
Tüketim kültürü bağlamında çoçuk youtuberların değerlendirilmesi
Son yıllarda ürünlerin tüketiciye sunulması ve tanıtılması noktasında geleneksel medya ve sosyal medya reklamları beraber kullanılmaktadır. Sosyal medya kanallarından YouTube, içerik üreticilerine (YouTuber), ürettikleri içerikler üzerinden reklam yapma fırsatı sunmaktadır. Böylelikle YouTuberların abonelerini tüketime teşvik ettiği düşünülmektedir. Bu varsayımdan yola çıkılarak, 12 YouTuber çocuğun ürettiği, 600 video içeriği tüketim kültürü bağlamında ele alınmıştır. Yapılan bu çalışmada niceliksel içerik analizi kullanılmıştır. Tüketim öğesinin hangi tür içeriklerde yoğun olarak yer aldığını belirlemek amacıyla video içerikleri 6 kategoriye ayrılmıştır. Ayrıca alışverişlerde sergilenen tüketim davranışının ortaya konulması için, alışveriş videoları da kendi içerisinde hazcı (hedonist) ve faydacı (pragmatist) tüketim olarak sınıflandırılmıştır. Yapılan sınıflandırmalar sonucunda, tüketim olgusuna tüm video kategorilerinde rastlanmıştır. İncelenen YouTuberların tüketim davranışlarının çoğunda hedonist tüketim görülmüştür. Gerçekleşen alışverişlerde de en çok oyuncak alışverişinin yapıldığı görülmüştür. Satın alma davranışları ve satın alınan ürünler değerlendirildiğinde ise, YouTuberların satın aldıkları ürünler ve alışveriş alışkanlıklarına bakılarak, izleyenleri tüketime ve hedonist davranışa yönlendireceği düşünülmektedir.
Türkiye'de haber değerinin değişimi ve tabloidleşme (TV ana haber bültenleri üzerine bir inceleme)
Medya ve özellikle de televizyon insanların dünya görüşünü şekillendirebilmekte, düşünce ve davranış biçimlerine yön verebilmektedir. Bir zamanlar gazetenin egemenliğinde olan haber iletimi artık ağırlıklı olarak televizyon üzerinden gerçekleşmektedir. Türkiye'de özellikle televizyon yayıncılığında tabloidleşme son yıllarda artışa geçmiştir. Bu çalışmada, tabloidleşmenin, Türkiye'de televizyon haberciliğindeki haber değeri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada haber değerindeki yozlaşmayı ve tabloidleşmeyi saptamak, nasıl gerçekleştiğini seçilen örnekler üzerinden somutlaştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca özel kanallarla kamu yayıncılığı arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmada araştırma birimi olarak ulusal yayın yapan üç televizyon kanalı (TRT 1, FOX TV ve Show TV) seçilmiş ve bu kanalların ana haber bültenleri üzerinden niteliksel bir içerik analizi yapılmıştır.
İslamofobi ile mücadele stratejileri: Türkiye örneği
İnsanlık tarihinin her döneminde çeşitli sebeplerden dolayı çatışmalar yaşanmıştır. Yaşanan çatışmalar kimi zaman siyasi kimi zamanda ekonomik nedenler olarak gösterilmiştir. Ancak çatışmaların asıl sebeplerine bakıldığında ise temelde dini farklılıklardan kaynaklandığı görülmektedir. Özellikle Batı uygarlığında bu durum görülmektedir. Doğu ile Batı arasında süren çatışma durumu günümüzde de devam etmektedir. Özellikle İslam'a ve Müslümanlara karşı yapılan saldırılar farklı kavramları ve yaklaşımları ortaya çıkarmıştır. Batı ülkelerinde karşımıza çıkan İslamofobi ve İslam karşıtlığının araştırıldığı bu çalışmada, İslamofobi'nin tarihsel zamanda nasıl değişime uğradığı, hangi siyasi gelişmeler ile boyut değiştirdiğini, ayrıca son dönemde İslam söylemli terör örgütlerinin gerçekleştirmiş oldukları saldırıların, İslamofobi konusundaki etkisini ortaya koymaktadır. Bununla beraber, İslamofobi'nin Anti-İslamizm'e evrilmesi ve bunu tetikleyen bazı olaylardan bahsedilmiştir. Araştırma ayrıca İslamofobi ile mücadele de Türkiye'nin izlediği stratejileri de anlatmayı amaçlamaktadır. Araştırma yurt içi kütüphanelerde ve ulusal/uluslararası sanal ortamlarda yapılmış, elde edilen veriler toplanarak değerlendirilmiştir. Ayrıca konuyla alakalı bildiri, makale ve ulusal tez veri merkezindeki tezlerin taraması yapılarak araştırmayı destekleyici bilgilerden yararlanılmıştır İslam algısının tarihsel süreç içerisinde değişimi göz önüne alınarak, söz konusu değişimin altında yatan zaman ve şartlara göre değişen hususlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Günümüzde İslam'ın nasıl tanımlandığı değil aynı zamanda neden bu şekilde tanımlandığı, ötekileştirmenin ve güvensizleştirmenin altında ne gibi nedenlerin yattığı konusu eleştirel yöntem ile aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bu hususta Avrupa'da meydana gelen bazı terör saldırılarından bahsedilmiş, Avrupalı bazı devletlerin İslam'a ve Müslümanlara karşı yaklaşımlarına da değinilmiştir. Yapılan değerlendirmeler neticesinde İslamofobi'nin geçmişten gelen birtakım korkuların sebep olduğu görülmekte ve şu an da ortada olan mevcut durumun geçmişten gelen duygularla hareket edilmesi sonucu ortaya konduğu gözler önüne serilmektedir. Çalışmada elde edilen İslamofobi'nin ortaya çıkış nedenleri ve sebepleriyle beraber nasıl mücadele edilmesiyle ilgili fikirler öne sürülerek İslamofobi nin sorun olarak ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere de değinilmiştir.
Türkiye'de gazetecilik mesleğinin güvencesizleşme süreci
Bu araştırma Türkiye'de gazetecilik mesleğinin güvencesizleşme sürecini, çalışma ilişkilerinde yaşanan güvencesizleşmeyi ve buna bağlı olarak mesleki pratiklerde meydana gelen değişimi anlamaya yönelik yapılmıştır. Yapılan çalışmayla Türkiye'de gazetecilik mesleğindeki güvencesizleşme sürecini çalışma koşullarında yaşanan kötüleşmeler üzerinden açıklamak ve buna bağlı olarak mesleki pratiklerde meydana gelen dönüşümü ve gazetecilerin bu duruma yönelik mücadelesini anlamlandırabilmek amaçlanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle güvencesizleşme kavramı, güvencesizleşmenin tarihsel süreci, mesleklerin profesyonelleşmesi ile güvencesizleşme arasındaki ilişki ve güvencesizleşme sürecine yönelik örgütlenme pratikleri kavramsal çerçevede açıklanmıştır. Sonrasında gazetecilik mesleğinin profesyonelleşme süreci ve 1980 sonrası neoliberal politikalarla birlikte alanda görünürlüğünü artıran güvencesizleşme tartışılmıştır. Bulgular kısmında nitel ve nicel veri toplama tekniklerinin bir arada kullanılmasına imkân tanıyan karma yöntem kullanılmıştır. Yazılı, görsel, dijital ve serbest alanda, ulusal düzeyde gazetecilik faaliyetini yürüten 209 kişiyle online anket yapılmış, 15 gazeteciyle ise derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Anket ve mülakatlardan elde edilen veriler karma yöntemin açıklayıcı ardışık sıralı desenine göre değerlendirilmiştir. Öncelikle düşük ücretler, işsizlik, sendikasızlaşma, sosyal haklarda gerileme, esnek istihdam, çalışma sürelerinin ve yoğunluğunun artışı gibi çalışma koşullarında meydana gelen güvencesizleşme süreci incelenmiş, sonrasında ise bu sürecin mesleki pratiklerde meydana getirdiği uzmanlaşma, vasıfsızlaşma, editoryal bağımsızlık başlıkları ele alınmıştır. Bununla birlikte gazetecilerin tüm bu sürece yönelik nasıl bir mücadele ortaya koydukları, bu mücadelenin hangi düzeyde (bireysel/örgütsel) seyrettiği gazetecilerin deneyimleri üzerinden açıklanmıştır. Yapılan çalışmanın sonucuna göre ücret, istihdam, sosyal haklar, çalışma süresi ve yoğunluğu gibi çalışma ilişkilerine yönelik unsurlarda güvencesizleşmenin arttığı, bu durumun uzmanlaşma, eğitim, editoryal bağımsızlık gibi mesleki pratikleri olumsuz yönde etkilediği, buna yönelik gazetecilerin güçlü bir örgütlenme ortaya koyamadıkları bulgulanmıştır.
Animasyon∕canlandırma filmlerinin mesajları üzerine göstergebilimsel bir analiz: Kırgızistan örneği
XXI. yüzyılın küreselleşmenin himâyesi altında geçtiğinde şüphe yoktur. Sosyal bilimlerde küreselleşme üzerine kimi zaman zıt düşüncelerin söylendiği bilinmektedir. Küreselleşmeyi kimi olumlu değerlendirirken, kimi de onun olumsuz taraflarına daha çok işaret etmektedir. Günümüzde küreselleşme dünyanın farklı ülkelerini etkisi altında bulundurarak en uzak yerlerine bile yavaş yavaş sızmaktadır. Küreselleşmenin etkilerine maruz kalmayan yok diyecek kadar az sayıda ülke bulunmaktadır. Küreselleşme sürecinin belirtileri arasında Batı kültürünün, biliminin, hayat tarzının hegemonyası; merkezi bir denetim sistemine dahil edilen iletişim araçlarının yaygınlaşması; uluslararası şirketlerin milli mali ve finansal kuruluşlarını denetim altına alması; dünyada hâkim ideoloji olarak liberal demokratik ekonomik sisteminin kabul edilmesi ve buna benzer diğer faktörler yer almaktadır. Ayrıca, kültürün metalaştırılarak kullanılması sonucunda kültür endüstri fenomeni ortaya çıkmıştır. Kitle iletişim araçlarını denetimi altında tutan şirketler kendi değerlerini onların aracılığıyla yayarak yaygınlaştırmaktadırlar. Egemen ideoloji temelinde benzer içeriğe sahip medya mesajları insanların düşünce tarzlarını biçimlendirmeye yöneliktir. Sanattan başlayarak sinemaya kadar tüm kültür ürünleri belli standartlara göre üretilerek homojenleşmeyi beraberinde getirmişlerdir. Bu manipülasyonların sonucunda farklı toplumlarda kültürel homojenleşme söz konusu olmaktadır. Kültürel bir araç olan canlandırma filmlerinde sunulan mesajların çocuk izleyiciler tarafından filtrelenmeden direk bilinçaltına yazıldıkları bilinmektedir. Bundan dolayı, canlandırma filmlerinde sunulan ideolojik mesajların çözümlenmesi gerekmektedir. Doktora tez çalışmasının asıl amacı canlandırma filmlerinde çocuk izleyicilere küreselleşme bağlamında hangi kültürel kodlarının iletildiğini, hangi düşünce biçiminin ve yaşam tarzının sunulduğunu ortaya çıkarmaktır. Bu araştırmada uygulama bölümü iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda örneklem olarak 2017-2018 yıllar arasında yayınlanan Ferdinand, The Grinch (Grinç), Coko (Koko), Next Gen (Yeni Jenerasyon), Hotel Transilvanya 3: Summer Vacation (Otel Transilvanya: Yaz Tatili), Ralph Breaks the İnternet (Ralph ve İnternet), Викрадена принцеса: Руслан і Людмила (Kaçırılan Prenses: Ruslan ve Ludmila), İnceribles 2 (İnanılmaz Aile 2), Drôles des Petites Bêtes (Böceklerin Gizli Hayatı), Три богатыря и наследница престола (Üç Bahadır: Tahtın Varisi) filmlerin göstergebilimsel çözümlenmesi yapılmıştır. Çalışmanın amacına uygun gelen kadrolar seçilerek Barthes'in modelinde yer alan düz anlam, yan anlam ve mit üçlemesine göre çözümlenmiştir. Göstergebilimsel analiz yapıldıktan sonra kategoriler şu şekilde belirtilmiştir: "iktidar ilişkileri ve liberal sistem"; "kapitalist değerlerin sunulması"; "teknoloji, seçkinlik ilişkisi ve gözetim"; "transhümanizm ve hümanizm"; ""iyilik" ve "kötülük" arasında doğal sınırın kaldırılması"; "din ile alakalı imgelerin sunulması"; "gelenekler ve aile değerleri"; "ölümün sunulması"; "şiddetin sunulması", "toplumsal cinsiyet açısından kadın karakterleri"; "erkek karakterlerinde efeminelik ve queer"; "cinselliğe dönük imgeler üzerinden müstehcenliğin meşrulaştırılması"; "uyumsuz kombinasyonlar"; "popüler kültür bağlamında etik dışı davranışlar, alkol kullanımı ve diğer modern fenomenler". Uygulama bölümünün ikinci kısmında araştırma fenomenolojik analiz niteliğinde olup derinlemesine görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Görüşme Kırgızistan'ın başkenti Bişkek şehrinde oturan ve çocuk sahibi olan on beş kadın ile gerçekleştirilmiştir. Görüşmenin amacı annelerin canlandırma filmleri konusunda ne kadar bilinçli olup olmadıkları, bazı canlandırma filmlerinde rastlanan zararlı içeriğinin bulunduğu ile ilgili farkında olup olmadıkları, çocuklarının hangi kitle iletişim araçlarını tükettikleri ile ilgili haberdar olup olmadıkları, çocuklara uygun bir canlandırma filminin hangi konuları içermesi gerektiği ile ilgili bilgilere ulaşmaktır. Elde edilen cevaplar kategorisel analiz tekniğine tabi tutularak bir kaç ana başlık altında toplanmıştır, bunlar: "canlandırma filmlerinin en çok izlendiği yerler üzerine", "en çok sevilen kahraman üzerine", "olumlu değerlendirilen canlandırma filmi üzerine", çocukların tercihleri üzerine", "A-4 ve diğer blogerler üzerine", "Maşa ve Ayı dizisi üzerine", "cinsel içerikli mesajlar ve müstehcen sahneler üzerine", "çocukların davranışları üzerine", "denetleme metodları üzerine", "anneler yorum yapmanın önemi üzerine", "göstergebilimsel analize dahil edilen filmlerin değerlendirilmesi", "annelerin canlandırma filmlerinin etkisi üzerine yorumları", "ana dil meselesi üzerine", "Kırgız üretimi canlandırma filmleri ve programlarına talep üzerine", "ideal bir canlandırma filmi üzerine", "annelerin önerileri". Uygulama bölümünün sonuçları ışığında genel sonuç tamamlanmıştır.
Belleğin politik inşası olarak vatan anlatısı: Türkiye'deki siyasal ritüeller üzerinden bir inceleme
Bu doktora tezi çalışmasında, Türkiye'nin Cumhuriyet döneminde kutlanan 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı olmak üzere dört milli bayram üzerinde vatan anlatısı teması çerçevesinde bir inceleme yapıldı. Bu inceleme, gazete, dergi, broşür, poster, kartpostal ve pul gibi yazılı ve görsel basın materyallerindeki bayramın anlam ve önemine ilişkin mesajlara bakılarak yapıldı. Bu kapsamda, milli bayram kutlama törenlerindeki ritüel pratikler, toplumsal belleği biçimlendirme işlevleri bakımından ele alındı. Böylece ritüel pratiklerin, politik iktidarın milli bayram kutlamaları yoluyla, çocuklar, gençler, askerler ve aileler gibi failler aracılığıyla toplumsal yapı üzerinde devletin varlığını ve devamlılığını sağlamak amacıyla etkili olduğu gösterildi. Bunu göstermek içinse, kutlamalar kapsamındaki siyasal ritüellerdeki anlatı, sembol ve performans gibi yapısal unsurlar, yine bu çalışma kapsamında oluşturulan ritüel çözümleme yöntemiyle çözümlendi. Bu çözümlemede, beden ve toprak gibi vatan anlatısının iki temel bileşenine ilişkin ritüel pratiklere odaklanıldı. Bu pratiklerde yer alan beden unsuru, devletin tahakkümünün bir tezahürüyle oluşan, askeri disiplin yöntemleriyle terbiye edilerek bir "ahenk" ve "birlik" içindeki güçlü ve sağlıklı "terbiye edilmiş bedenler" olarak çözümlendi. Buna göre, "Türk milleti" oluşturmak ve sonra da onu korumak için oluşturulan bu "terbiye edilmiş bedenler"in, politik iktidarın söylemiyle toplumsal belleğin imgesi haline getirildiği gösterildi. İkinci olarak toprak unsuru ise, devletin egemenliğinin bir tezahürü olarak "sınırları çizilmiş topraklar" olarak "Türk vatanı" nı oluşturduğu, dahası bu "sınır" imgesiyle de belleklerde bu vatanın korunduğu söylemiyle somutlaştırıldığı görülmektedir. Sonuç olarak çocukluktan gençliğe, gençlikten askerliğe, askerlikten aileye, kadından erkeğe doğru biçimlenen bedensel terbiye araçları, milli bayramların ana teması vatan anlatısı çerçevesinde toprağın vatan haline getirilmesinde bir "hamur" olarak "biçim" verilen bir imge olarak gösterileştirilmiştir. Bu da, politik iktidarın hem bireysel belleği hem de toplumsal belleği, politik söyleminin uzamı olarak inşa ederek, bireyi ve ait olduğu toplumu biçimlendirdiği sonucunun çıkarılmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler : Siyasal ritüel, ulusal tören, toplumsal bellek, performans, vatan.
Kadına şiddetin haber söylemi bağlamında yazılı basında temsili: Emine Bulut örneği
Kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddetin son raddesini oluşturmaktadır. Gündem olsun olmasın, her türlü cinayet vakası, şiddet temellidir. Özellikle son yıllarda artan ve daha da görünür hale gelen kadına yönelik şiddete dair sosyal medyada da tepkiler çığ gibi büyümekte, oluşturulan kamuoyu baskısı sayesinde suçlular ceza alabilmektedir. Bu çalışmada çocuğunun yanında boğazı kesilerek öldürülen, kamera görüntülerinin sosyal medyada yayımlanmasından sonra gündeme gelen Emine Bulut cinayetinin haberlerde ele alınışı işlenmektedir. Söz konusu cinayet, Bulut'un eski eşi tarafından işlenmiştir ki bu da kadına yönelik şiddetin büyük bir çoğunluğunun tanıdıklarından geldiği tezini de doğrulamaktadır. Bulut, akıllarda "Ölmek istemiyorum", kızı ise "Anne lütfen ölme" çığlığı ile yer etmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde seçilen konunun önemine değinilirken, devam eden bölümlerde ise şiddet olgusu anlatılmış ve kadın cinayetlerinin Türk yazılı basınında işlenişi aktarılmıştır. Ardından analiz bölümünde ise çalışmanın kapsam ve sınırlılığında belirtilen gazetelerin Emine Bulut cinayetini okurlarına sundukları haberlerin nasıl ele alındığı ortaya koyulmuştur.
Algı yönetiminde yumuşak güç uygulamaları: Türkiye örneği
21. yüzyıla kadar milliyetçilik, tek kutupluluk, kapitalizm, tüketim kültürü, kimlik, göç, sürgün, asimilasyon gibi siyasal, sosyal, ekonomik ve toplumsal faktörler hem ülkeler arasındaki ilişkileri hem de küresel düzeyde toplumları etkileyerek büyük dünya savaşlarının yaşanmasına sebep olmuştur. Savaşlar sonrasında ise iktidarların sert tutumu, artan toplumsal olaylar, ekonomik değişimler, teknolojik ilerlemeler ve bilimsel gelişmeler gibi nedenlerle yumuşamaya başlamış, bu unsurlar aynı zamanda siyasi bakış açısını da değiştirerek bir ülkeye duyulan antipati ve sempati gibi davranış kalıplarının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasi erklerin tüm dünyada barışı sağlamak için insani değerleri öne çıkartma girişimleri uluslararası ilişkilerde yeni diplomasi yöntemlerinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Devletler, sağlamaya çalıştıkları dengelerle birlikte daha fazla insanı etkilemek, politikalarını meşrulaştırmak ve rıza üretmek maksadıyla kültüre ve sivil topluma daha fazla önem vermeye başlamıştır. Bu yeni düzende evrensel değerlere liderlik eden, dünya çapında derin kültürel bağlantılara sahip, güvenlik, refah ve adalet gibi değerleri üstün tutan devletler başkaları için kurguladıkları hikâyeleriyle cazibe merkezleri haline dönüşmüştür. Bu durumu tanımlamak üzere sert gücün zorlayıcı yapısında bulunan tehdit ve ekonomik yaptırımlar gibi yöntemlerin aksine bir güç unsuru olarak "yumuşak güç" kavramı ortaya konulmuş, bir devletin dış politika hedeflerine ulaşmak için pozitif çekim ve ikna kullanımını içinde barındıran bir iletişim biçimi olarak görülmüştür. Bu güç türü uluslararası çevrenin kültür, ideoloji ve kurumlar gibi faktörlerle doğasının değişebileceğini, böylece mevcut iktidar biçimlerinin yeniden yapılandırılması gerektiği düşüncesini içermektedir. Türkiye Cumhuriyeti de yumuşak güç alanlarında uygulamaya çalıştığı politik girişimlere 2000'li yıllarda yoğunlaşmış ancak yaşadığı ekonomik çalkantılar ve iç siyasi sorunlar nedeniyle bu güç türüne yeterince yoğunlaşamamıştır. Bunun yanında yabancı basın, lobicilik faaliyetleri ve sinema endüstrisinin geçmiş yıllarda yürüttüğü olumsuz algı yönetimi çalışmalarının etkisi ile birlikte jeopolitik alanının sorunları nedeniyle de istikrarlı ve aktif bir dış politika stratejisi izleyememiş, tüm bunların sonucunda da kendini arzu ettiği biçimde bir türlü ifade edememiştir. Bu düşünceden hareketle Türkiye'nin inşa etmek istediği olumlu imaja yönelik ortaya koyacağı çabalar pozitif algı yönetimi açısından son derece önemlidir. Ancak bu alanda kullanılacak araçlar ve değerler öne çıkartılmadan önce doğru bir imaj ve algı yönetimine ilişkin olumlu ve olumsuz hususların tespit edilmesi, gerçekleştirilecek uygulamaların yumuşak güç çerçevesinde değerlendirilmesi ve bunlara istinaden gelecek için bir yol haritası oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışmada "yumuşak güç" olgusu Türkiye Cumhuriyeti'nin uygulamaya koyduğu stratejiler doğrultusunda oluşan potansiyel dâhilinde ele alınmış olup, mevcut kurumları ve uygulamaları ile yumuşak güç politikasında ne gibi girişimlerde bulunduğu ve yumuşak güç açısından cazibe unsuru olarak addedilen değerlere ne derecede önem verdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda PESTLE ve SWOT analizleri ile Türkiye'nin yumuşak güç kaynakları ve uygulamaları incelenmiş, ülkenin geleceği için bir yol haritası ortaya konmaya çalışılmıştır.
Dijital medya çerçevesinde Podcast yayıncılığı ve yapımcılığı üzerine etnografik alan araştırması: Podcast ağı Podfresh örneği
Bu tezde podcast yayıncılığının tarihsel gelişimi, Türkiye'deki podcast yayıncılığı ve yapımcılığının ekosistemi, medya ve reklam ilişkileri podcast ajansı örneği ile incelenmiştir. Çalışmada podcast ajansının ağ yapılanması, medya ilişkileri, örgütlenme şekli, eğitim çalışmaları, yayıncı ilişkileri ve ağ ekosistemi ele alınmıştır. Podcast medya ve reklam ajansının Türkiye'deki podcast mecrasına etkisi, çalışmanın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Tezin amacı; Türkiye'de gelişen podcast ağ yapısını ve ekonomisini tanımlamak, reklam ve medya ajansının podcast üretim- medya ve reklam bağlantılarını ortaya koyabilmektir. Bu noktalardan hareketle Türkiye'deki ilk podcast medya ve reklam ajansı Podfresh'in detaylı olarak bir analizi yapılmıştır. Bu bağlamda ajansın çalışma dinamikleri, grup ilişkileri, medya iş birlikleri, podcast üretim ilişkileri, eğitim ve reklam faaliyetlerine dair ajans kurucuları ve çalışanlarıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Podfresh reklam ve medya ajansında gerçekleştirilen gözlem ve temin edilen alan notları ışığında veriler elde edilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre podcast ekosisteminin gelişmesinde podcast medya ajansları etkili rol oynamaktadır.
Ali Naci Karacan'ın İnkılap Gazetesi'nde Serbest Cumhuriyet Fırkası sunumunun incelenmesi (1930-1931)
Türk siyasal yaşamında özgün ve farklı bir yeri olan Serbest Cumhuriyet Fırkası, 1930 yılında Atatürk'ün kararı ve Cumhuriyet Halk Fırkası ileri gelenlerinin katılımıyla kurulan çok partili hayata geçiş sürecinin önemli aşamalarından biridir. Cumhuriyet'in ilanından kısa bir süre sonra ilk deneme olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın ardından çıkan Takrir-i Sükûn Kanunu ile basın sessizliğe gömülmüş ve bu sessizlik SCF ile birlikte yerini yeniden çok sesliliğe bırakmıştı. SCF'nin böyle bir dönemde çıkması da ilgi görmesinde etkili olmuştu. 1925'ten 1930'a kadar olan sessizlik dönemi sona ermişti. Dönem içinde basın, iktidar yanlısı ve muhalefet yanlısı olarak ikiye ayrılmış, dönemin gazetelerinin izledikleri yayın politikaları SCF sürecinde önemli rol oynamış ve partinin kapanmasında birincil etken olmuştur. Fethi Bey'in partiyi feshetmesinin ardından ise 1946'ya kadar sürecek olan 'Tek Parti' dönemi başlamıştır. Bu çalışma dönemin önemli gazetelerinden birisi olan İnkılap gazetesini ve kurucusu Ali Naci Karacan'ın gazeteciliğini ele almaktadır. Bu çerçevede iktidar yanlısı bir politika seyreden İnkılap gazetesinde yazan Yusuf Ziya, Falih Rıfkı, Yakup Kadri gibi önemli isimlerin köşe yazılarının içerik analizi yapılmaktadır. İnkılap, taraftarı olduğu parti adına propaganda çalışması yürütmüş, SCF adına yapılan 'inkılap karşıtı fırka' söylemini kanıtlamak adına yoğun mesai harcamıştır. Gazete SCF kurulduktan 18 gün sonra çıkmaya başlamış ve SCF kapandıktan 2 ay sonra da yayın hayatına son vermiştir. Bu, İnkılap'ın görevini tamamlayıp basın hayatından ayrıldığı yönünde bir izlenim oluşturmaktadır. Ali Naci Karacan gençliğinin ilk yıllarından itibaren birçok gazetede çalışmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarından 1946'ya kadar olan dönemde sıkı bir CHF taraftarı olmuş, İstanbul basını tarafından 'Atatürk'ün Prensi' unvanını almış ancak 1946'da Demokrat Parti'nin kurulması ile safını tamamen değiştirmiştir. Onun bu tutumuna ışık tutması açısından da İnkılap'taki köşe yazıları önemli bir yere sahiptir.
2021 Türkiye orman yangınları sürecinde Orman Genel Müdürlüğü'nün Twitter'daki kriz iletişimi
Kriz kavramı, olumsuz bir olayın gerçekleşmesiyle değil, insanların o olay hakkında olumsuz konuşmaya başlamasıyla ortaya çıkar. İnsanlar konuşmaya başladığı anda ise devreye kriz iletişimi girer. İnsanların gündem hakkında konuştuğu bir yerde krizler de konuşulmaya başlar ve böyle bir ortamda sosyal medya, krizin hem kaynağı hem de çözüm yeri olabilir. Günümüzde artık kişiler veya kurumlar için sosyal medya, dijital varlığın bir göstergesi konumundadır. Güncel gelişmeler doğrultusunda, sahada yaşanan bir krizin sosyal medyaya yansımalarını ve uygulanan kriz stratejilerini analiz edebilmek maksadıyla; 28 Temmuz – 12 Ağustos 2021 tarihleri arasında Türkiye'de meydana gelen ve Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınları olarak kabul edilen 299 orman yangınıyla mücadele eden Orman Genel Müdürlüğünün 16 günlük süre zarfında Twitter üzerinden paylaştığı içeriklerde kullandığı kriz iletişim stratejilerinin incelenmesi bu çalışmanın ana konusunu oluşturmuştur. Kuruma ait Twitter paylaşımları, W. T. Coombs'un Durumsal Kriz İletişimi Teorisi çerçevesinde hazırlanan kodlama cetveli kullanılarak içerik analizi yöntemine tabi tutulmuş, elde edilen veriler frekans analizi tekniğiyle işlenmiştir. Tespit edilen bulgular neticesinde, kurumun Twitter'ın sunduğu teknik imkânları ve gerekliliklerini etkin olarak uyguladığı fakat çoğunlukla tek yönlü iletişim metoduyla içerik paylaştığı, iki yönlü etkili iletişimin gereklerini yerine getirmede tercihen yetersiz kaldığı, bununla beraber, içinde bulunduğu krizin kurum itibarı üzerindeki yıkıcı etkisini azaltmak için izlediği kriz müdahale stratejileri arasından destekleme stratejisine ağırlık verdiği saptanmıştır. Kurum uyguladığı stratejilerle, paydaşlarının empati kurma duygusuna hitap ederek krizin beraberinde getirdiği toplum baskısının empati sayesinde toplum desteğine dönüştürmeyi hedeflemiştir. Çalışmada faydalanılan kriz müdahale stratejilerinin başka örnek olaylar üzerinde, geliştirilerek uygulanması hâlinde çalışmanın akademik literatüre olan katkısının daha da artacağı düşünülmektedir.
Yeni medyanın gelişimi ve Covid-19 sürecinde içerik üretimi: Teknoloji haber siteleri örneği
İnsanlık tarihi boyunca mevcudiyetini koruyan iletişim eylemi, internet teknolojisi ile birlikte yeni bir boyuta ulaşmıştır. İnsanların iletişim ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına her dönemde yeni araç gereçler icat edilmiştir. Bu araç gereçler günümüzde internet ve yeni medya olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni medya ortamları günümüzde bireyler ve kurumlar tarafından gündelik yaşamda pek çok amacın gerçekleştirilebilmesi için kullanılmaktadır. Yeni medyanın önemli bir parçası da sosyal medya araçlarıdır. İnternet teknolojisi ve sosyal medya araçlarının yaygın bir şekilde kullanılması iletilerin önündeki yer ve zaman sorununu ortadan kaldırmıştır. Kişiler ve kurumlar yeni medya sayesinde her an her yerden içerik üretebilmektedir. Bu çalışmada yeni medyanın gelişimi ele alınmış, COVID-19 salgını sürecinde yeni medyada içerik üretiminin nasıl gerçekleştirildiği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla yeni medya ortamında yayın yapan dört teknoloji haber sitesi belirlenmiş, bu şirketlerde çalışan sekiz kişiyle derinlemesine görüşme yapılmıştır.
Yeni medyada bir kültürel bellek örneği olarak TRT arşiv web sitesi (www.trtarsiv.com)
Ortak bir kültüre sahip bir toplum ancak geçmişiyle var olur. Oluşan ortak kültürün toplumsal bir belleği vardır. Toplumun geçmişini canlı tutan bu bellek, ortak bir düşünce ve bilinçlenme doğurur. Toplumun geçmişinden güç alarak günümüze kadar aktarılan kültürel belleğin her dönem özel ve farklı aktarım araçları bulunmaktadır. Dijital çağda birçok şeyin aktarıcısı konumuna gelen yeni medya kültürel bellek aktarımında da önemli bir yere sahiptir. Her dönemde farklı ve özel aktarıcıları olan kültürel bellek dijital çağda yeni medya ile gelecek nesillere aktarılmaktadır. Bu çalışmada kültürel bellek aktarımında yeni medyayı önemli kılan unsurlar üzerinde durulacak, kültürel belleğin TRT Arşiv WEB sitesiyle aktarımının nasıl gerçekleştiğine dair bir değerlendirme yapılacaktır. Kültürel bellek kavramı kapsamında temellendirilen bu çalışmada kültürel bellek olgusu; toplumsal bellek, hafıza ve hatırlama unsurları doğrultusunda ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı, yeni medyada bir kültürel bellek örneği olan TRT Arşiv WEB sitesinin kültürel bellek aktarımını nasıl gerçekleştirdiğini ortaya çıkarmaktır. Bu çerçevede TRT Arşiv WEB sitesinin bu aktarımı ne şekilde yaptığı incelenmiştir. TRT Arşiv WEB sitesi kültürel bellek çerçevesinde içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, TRT Arşiv WEB sitesinin yeni medyada bir kültürel bellek örneği olduğu sonucuna varılmıştır.
Yerli dizilerde erkek bedeninin metalaştırılmasının incelenmesi
Bu çalışma, yerli dizilerde erkek bedeninin metalaştırılmasının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden erkeklere atfedilen ve televizyon dizilerinde yer alan erkeklik temsilleri incelenmektedir. Toplumsal cinsiyet kavramı, tarım toplumuna geçişle birlikte ortaya çıkmış, günümüzde hâlen hem kadınların hem de erkeklerin hak arama mücadelesi olarak varlığını sürdürdüğü bir alan olmuştur. Toplumsal cinsiyet, bireyleri sosyal ve kültürel olarak tanımlayarak ve konumlarını belirleyerek nasıl bir role bürünmeleri gerektiğini ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri, kültürel olarak farklılık gösterse de küreselleşen dünyada gelişimini sürdüren medya endüstrisi aracılığıyla aktarılmakta ve televizyon dizileri aracılığıyla sürekli yeniden üretilmektedir. Dizilerde yer alan erkek ana karakterlerin temsilinde yalnızca bedensel değil aynı zamanda tavır, davranış, tutum ve imajları üzerinden metalaştırılan kahramanlar, "ideal erkeğin" ve erkekliğin nasıl olması gerektiği ile ilgili öğretiler sunmaktadır. Medya eliyle aktarılan bu öğretiler, bireyleri popüler olana ve dolayısıyla tüketime yönlendirmektedir. Tüketilen ürünler zamanla ihtiyaç kaynaklı olmaktan çıkmakta, toplumda yer bulabilmek ve kimlik edinebilmek adına hazcı (hedonist) tüketim anlayışı benimsenmektedir. Popüler olan güzeldir ve tüketilmesi gerekir anlayışı ile birlikte izleyiciler de birçok şeyi tüketmeye başlamıştır. Ancak bu tüketim zamanla bedenlerin de tüketilmesine ve meta haline dönüşmesine neden olmuştur. Bu çalışmada, Aşk-ı Memnu, Medcezir ve Kiralık Aşk dizilerinde yer alan erkek ana karakterler, dizilerin bölümleri izlenerek incelenmiş ve "idealize" edilen erkeğin hem bedensel hem de toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında nasıl kurgulandığı tartışılmıştır.
Türk matbuatında Vakit gazetesi
Bu araştırma, Türk basınında önemli bir yere sahip olan "Vakit" (1917) gazetesini ele almaktadır. Vakit, Ahmet Emin Yalman ve Mehmet Asım Us ortaklığında 1917 yılında kurulmuş, 1923 tarihinden itibaren Türk matbuatında Us kardeşler olarak bilinen Mehmet Asım Us, Hakkı Tarık Us ve Hasan Rasim Us idaresinde yayın hayatına devam etmiştir. Bu araştırmada, Vakit gazetesinin günlük neşriyatının son bulduğu 1959 tarihine kadar olan muhtevası kronolojik olarak tahlil edilmiştir. Araştırmanın birinci bölümü Vakit gazetesiyle ilgili yapılan çalışmaları tetkik eden ve amacını, önemini ve yöntemini açıklayan giriş bölümüdür. İkinci bölümde Vakit gazetesinin kuruluşu, idarî kadrosu, genel yayın politikası ve sayı bilgileri gibi genel özellikleri ele alınmıştır. Üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı bölümlerde gazete muhtevası, dört ayrı devrede incelenmiştir. Bu bölümlerde gazetenin şekil özellikleri ve gazetecilik anlayışının yanı sıra gazetenin o devre içinde vuku bulan siyasî, içtimaî ve iktisadî gelişmelere bakışı ile kültürel ve edebî muhtevası ayrı başlıklar altında incelemeye tabi tutulmuştur. Vakit, kuruluşundan itibaren Türk basın tarihinin önemli yazarlarını bünyesinde barındırmıştır. Araştırmada söz konusu yazarların biyografilerine ve Vakit gazetesinde icra ettiği gazetecilik faaliyetlerine de yer verilmiştir. Vakit, genç yazarlara sütunlarında yer vererek Türk basınında "mektep" vazifesi görmüştür. Gazete, 20. yüzyılda milliyetçiliğin inşa edilmesi ve modernleşmenin yerleşmesi bakımından vasıta rolü oynar. Milliyetçilik ve batılılaşma fikirlerini takip eden bir genel yayın politikasıyla neşredilen Vakit gazetesi, imparatorluktan millî devlete geçiş sürecinde bu işlevi yerine getirmiş, merkezî hükümetin millî ve inkılapçı politikalarını desteklemiştir. Bu itibarla Türk matbuatında millî bir gazetecilik icra etmiştir. Sonuç bölümünde Vakit gazetesine dair tespitlerde bulunulmuş ve Türk matbuatında nasıl bir yere sahip olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır.
Türk basınının organize suç örgütlerine yönelik operasyonlara karşı tutumu: KELEBEK ve TIRPAN operasyonları örneği
Suç ve onun bir uzantısı olarak ortaya çıkan organize suç tüm insanlık için büyük bir tehdit olarak belirmektedir. Organize suç aynı zamanda kamu asayiş ve huzurunun da temin edilmesi noktasında büyük bir engel teşkil etmektedir. En az üç ya da daha fazla kişiden teşekkül eden organize suç kavramının temelleri çok eskilere dayanmaktadır. Başta İtalya olmak üzere Latin Amerika, Güneydoğu Asya ve Orta Doğu coğrafyalarında etkin olan bu kavram tüm dünyada karşılığı olan bir mefhumdur. Dünyanın hemen hemen her ülkesinde organize suç vakaları ile karşılaşılmaktadır. Organize suçun modern bir fenomeni olan mafya ise daha örgütlü olup, içinde katı bir hiyerarşinin olduğu, belli kaidelerin benimsendiği ve üye olmanın zor olduğu bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihçilere göre anavatanı İtalya olan mafya, tüm dünya ülkelerine buradan sirayet etmiştir. İtalyan mafyası, muadili olarak sayılabilecek hemen hemen tüm organize suç örgütlerine bir rol-model olmuştur. İtalyan mafyası içinde zuhur eden omerta yani suskunluk yasası, dünyanın muhtelif ülkelerinde aktif olan mafya grupları için ana kaide haline gelmiştir. Bu tip suçlarla mücadele etmek tüm insanlık için zaruri olan bir durumdur. Aksi takdirde mafyanın egemen olduğu toplumlarda temel hak ve hürriyetlerin icra edilmesi zor bir hal alır. Bu sebepten ötürü organize suç ve mafya tipi suçlarla mücadele büyük bir önem arz etmektedir. Bu çalışmada organize suç ve mafya kavramlarından bahsedilmiş olup, bu kavramlar etrafında şekillenen suç örgütlerinin mazisi ve bazı ülkelerdeki örnekleri anlatılmıştır. Bunun yanında ise esas olarak Türkiye'de organize suçun serüveni ile mafya tipi suçların icraatlarından bahsedilmiştir. Türkiye'de mafya tipi suçlarla mücadele konusunda öne çıkan operasyonlardan Kelebek ve Tırpan operasyonlarının Milliyet, Sabah ve Cumhuriyet gazetelerinin internet portallarında nasıl ele aldıkları konusu incelenmiş olup, bu basın kuruluşlarının bu operasyonların ifa edilmesi konusunda nasıl bir görev üstlendikleri irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Organize Suç, Mafya, Türk Mafyası, Kelebek Operasyonu, Tırpan Operasyonu
Gündelik yaşamda kamusal kent mekânlarındaki sosyal karşılaşmalarda etkileşim pratikleri: Ankara şehiriçi otobüslerinde alan araştırması
Bu çalışmada kişilerarası etkileşim temel alınarak, toplu taşıma araçlarından biri olan şehir içi otobüsler fenomenolojik bir yaklaşımla incelenmiştir. Fenomenolojik yaklaşım bir olguyu tüm boyutlarıyla incelemeyi gerektirir. Bu doğrultuda ilk olarak Ankara'daki şehir içi belediye ve özel halk otobüslerinin alan araştırması için seçildiği bu tezde, bireylerin otobüslerdeki etkileşimlerine etkide bulunan Ankara'daki gündelik hayatın akışı, katılımcıların şehre dair düşünceleri ve şehrin kişiler arası etkileşime etkisi incelenmiştir. Ardından görüşmecilerin toplu ulaşım araçlarından hangilerini, ne gibi nedenlerle tercih ettikleri ve toplu ulaşım alışkanlıkları; otobüslerin mekânsal özellikleri; otobüslerdeki toplumsal etkileşime neden olan faktörler ve etkileşimin nasıl kurulduğu; yolcuların izlenim yönetimleri gibi mevzular mercek altına alınmıştır. Yolcular arası etkileşimin yanında otobüslerde şoför-yolcu iletişimi de oldukça önemlidir. Bu nedenle yolcu-şoför etkileşimine şekil veren şoförlerin çalışma koşulları, yetkileri ve yaşadıkları sorunlar ile bunların yolcu-şoför etkileşimine bulunduğu etki çalışmanın bir diğer boyutunu oluşturmuştur. Tüm bu konular, mikro sosyolojinin alanına giren etkileşim ve gündelik yaşam kuramları, kent sosyolojisi ve ulaşım sosyolojisi literatürünün sağladığı kuramsal arka plan ile ele alınmıştır. Toplu ulaşımın herhangi bir alanı daha önce böylesi bir kapsamda ve hem yolcuların hem de şoförlerin görüşlerine yer verilerek incelenmediği için bu tezin alanda önemli bir boşluğu doldurması hedeflenmiştir. Çalışma sonucunda toplu ulaşım alanında yönetimsel alandan kaynaklanan çok temel ve elzem kimi sorunların olduğu, bu sorunların yolcular arası etkileşimde ve şoför-yolcu iletişiminde problemlere neden olduğu; var olan sorunlara rağmen yolcuların birbirleriyle ve şoförlerle önemli yardımlaşma ve dayanışma ilişkileri geliştirdikleri; otobüs yolculuklarının içerdiği olumsuz koşullara rağmen, bu alanın bir boş zaman değerlendirme yeri olarak da kullanıldığı, ayrıca bu mekânın bir özel alan olarak da kamusal alan da yolculara hizmet ettiği gibi bulgulara ulaşılmıştır.
Hegemonı̇k erı̇llı̇ğı̇n ı̇nşası bağlamında GQ, Esquire ve Men's Health dergı̇lerı̇nde sembolı̇k erkek kı̇mlı̇ğı̇ sunumunun ı̇ncelenmesı̇
Toplumsal cinsiyetin erkekler üzerinde kurduğu hegemonyanın bir sonucu olan hegemonik erillik kavramı, feminist hareketin ikinci dalgasından itibaren incelenmeye başlanmış, Erkeklik Çalışmaları alanının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu alanda yapılan araştırmaların gösterdiği üzere; tek bir erkeklik biçiminden söz etmek mümkün değildir ve hegemonik erkeklik dışında erkeklikler de bulunmaktadır. Erkek yaşam tarzı dergileri, ürettikleri söylemler ve reklamlar aracılığıyla modern ve yeni erkek kimlikleri inşa etme görevini üstlenirken aynı zamanda okurlarını tüketim odaklı ve lüks yaşam biçimlerine teşvik etmektedir. Erkeklere rehberlik etme amacı taşıyan bu dergiler, idealleştirilen erkekliğin ve sembolik erkek kimliklerinin açıkça görülebildiği tüketim unsurlarıdır. Bu çalışmada hegemonik erilliğin ve sembolik erkek kimliklerinin, erkek dergilerindeki söylemler aracılığıyla nasıl inşa edildiği ve sunulduğu analiz edilmektedir. Çalışmanın örneklemi olan GQ, Esquire ve Men's Health erkek dergilerinin, 2013-2018 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan toplam 18 sayısında yer alan metinler, Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, erkek dergileri hegemonik erilliği pekiştirmekte ve söylem yoluyla yeniden inşa etmektedir. Erkek dergilerinde yer alan tüm erkek kimlikleri, tüketim ekseninde oluşan ve değişim gösteren kimliklerdir. Dergilerde yer alan söylemler, hayal edilen erkeklik biçimine ulaşmanın yollarını öğütleyerek, toplumsal cinsiyet bağlamında erkeklik mücadelesinin sürekli devam ettiğini doğrulamaktadır.
Türkiye'de resmi ilanların Basın İlan Kurumu ya da Valilikler aracılığıyla dağıtımının gazeteler üzerindeki etkisi (Kastamonu-Çankırı örneği)
Dördüncü güç olarak kabul edilen basına yön verme çabası, aslında tarihsel olarak basın kavramının ortaya çıktığı günden beri vardır. Osmanlı topraklarında çıkan ilk gazeteden itibaren devlet desteğiyle yol alan basın sektörü zaman zaman "besleme, naylon ve yandaş basın" ithamlarına maruz kalmıştır. Gazetelerin bu kavramlarla eleştirilmesinin altında yatan en büyük nedenlerden biri ücreti devlet hazinesinden karşılanan resmî ilanlardır. Osmanlı'dan bu yana birçok kez evrimleşerek günümüze ulaşan resmî ilan dağıtım görevinin büyük bölümü Basın İlan Kurumu (BİK) tarafından yapılırken bazı illerde de valilikler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Türkiye'de resmî ilan gelirleri gazetelerin finansmanında önemli bir yere sahiptir. Özellikle ilan gelirlerinin valilikler aracılığıyla dağıtıldığı bir sistemde paradoksal bir durum karşımıza çıkmaktadır. Asli görevlerinden biri, bulunduğu bölgede devlet kurumlarını kamu adına denetlemek olan yerel basın, bir yandan da resmî ilan gibi yaşamsal bir geliri valilikler aracılığıyla alarak karmaşık bir ekonomik destekle karşı karşıya kalmaktadır. Kamu adına valilik ve bağlı kurumları denetleyen basın, bir yandan da valilik tarafından denetlenmektedir. Bu araştırma BİK'in şubesi bulunan Kastamonu ile şubesi bulunmayan Çankırı illerinde resmi ilan gelirlerinin valilikler ya da BİK tarafından dağıtımının gazeteler üzerine etkisini ortaya koymaya çalışılmıştır. Araştırma kapsamında Türk basın sektörünün tarihsel gelişimine kısaca yer verdikten sonra Kastamonu ve Çankırı'da basının gelişim süreci anlatılmıştır. İki kentteki gazetelerin imtiyaz sahipleri, yazı işleri müdürleri ve muhabirleriyle yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir.
Kastamonu yerel basınının sosyal medya kullanımı üzerine bir inceleme
Dördüncü güç olarak kabul edilen basın, gerek ulusal gerekse yerel anlamda halkı bilgilendirme ve haber alma açısından önemli bir araçtır. Barınma, yeme-içme gibi temel insan ihtiyaçlarının arasında iletişim de bulunmaktadır. Basının doğru bir şekilde kullanılması, hitap ettiği kitlenin gerektiği gibi aydınlatılması demektir. Bu sebeple gazetecilik mesleğini icra eden bütün basın mensupları mesleklerinin etik kurallarına sıkı sıkıya bağlı olmak zorundadır. Ulusal basın, ülke genelinde haber alma ihtiyacını karşılaması, yaşanılan sorunları dile getirmesi ve çözüme kavuşturması gibi fonksiyonlarının yanında bazı haber kaynaklarıyla da iletişim halindedir. Bu da yerel basındır. Ulusal haber kuruluşlarının ulaşamadığı bölgelerde yerel basın yaşanan bütün gelişmeleri hem genele hem de yerele aktarma görevini üstlenmiştir. Yerel gazeteler bir nevi şehrin hafızasıdır. Yerel gazetelerin gelişmişliği, şehrin hafızasının gelişmişliğini ve derinliğini gösterir. Bu derinliğin sunduğu bilgi birikimi sayesinde geleceğe daha güvenli ve emin adımlar atılabilir. Geleceğe atılan her adım için geçmişin öğretmiş olduğu bilgilerden faydalanılmalıdır. Kastamonu yerel basını da geçmişin hafızasını geleceğe taşıma noktasında büyük önem arz etmektedir. Köklü bir geçmişe sahip olan Kastamonu basını, bu geçmişin getirmiş olduğu özgüven ve birikimi günümüzde de layıkıyla korumaktadır. Bu sayede yerel basın, faaliyet göstermiş olduğu toplumun kimliğine de sahip çıkmaktadır. Bir bölgede yerel gazetelerin ve haber ajanslarının var olması, bölge halkının haber alma ihtiyacını da önemli ölçüde karşılamaktadır. Yine aynı şekilde tüm ülkeye sesini duyurmak isteyen bölge halkı, yerel gazeteler aracılığıyla hem yaşadığı bölgeye hem de yaşadığı ülkeye sesini kolaylıkla duyurup sorunlarını dile getirebilmektedir. Günümüzde geleneksel medyanın tek başına yetersiz kaldığı durumlarda, gazetelerin dijital platform ağları önemli bir yer tutmaktadır. Dijitalleşmeyle birlikte okuyucu kaybı artan yerel gazeteler, etkinliğini sürdürmek amacıyla yeni iletişim teknolojilerini kullanma yoluna gitmişlerdir. Gazetelerin yazılı basından dijital ortama evrilmesi ve daha sonra sosyal medya ile buluşması birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Kastamonu ilindeki yerel gazetelerin sosyal medya serüvenini incelemektir. Bu amaçla kent merkezinde yayın hayatını sürdüren Kastamonu, Nasrullah, Sözcü, Doğrusöz, Açıksöz ve Gündem 37 gazeteleri tez çalışması için seçilmiştir. Seçilen gazetelerin çalışanları ve yazı işleri müdürleriyle gerçekleştirilen mülakatlar sonucunda Kastamonu yerel basınının Facebook, Instagram ve Twitter kullanımı değerlendirilecektir. Çalışma, Kastamonu'da bu yönde bir araştırma yapılmamış olması dolayısıyla geleceğe ışık tutacaktır.
Irak'ta sosyal ağlar üzerinden radyo ve televizyon yayınlarını izleme alışkanlıkları üzerine bir inceleme
Sosyal medya günümüzde bilgi alma, eğlence, oyun oynama ve statü kazanma gibi birçok motivasyon ile takip edilebilmektedir. Her şeyden önce sosyal medyada bilginin yayılma hızı ve kullanıcıların bilgi alma motivasyonları radyo ve TV yayıncılarını bu alana çekmektedir. Bu kapsamda sosyal medya üzerinden radyo ve TV yayıncılığının çeşitli açılardan incelenmesinin önemli bir araştırma alanı olarak öne çıktığı değerlendirilmektedir. Bu çalışmada sosyal medya üzerinden yayın yapan radyo ve TV yayınlarının takip edilmesinde dinleyicilerin/izleyicilerin motivasyon kaynaklarının neler olduğu ve hangi demografik özelliklere göre değiştiğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Irak'ın başkenti Bağdat'ta yaşayan ve sosyal medya platformları üzerinden radyo ve TV yayınlarını takip eden 257 izleyici/dinleyiciye anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Sonuçlar sosyal medya üzerinden yayın yapan radyo ve TV yayınlarının izleyicilerinin/dinleyicilerinin tutumlarının cinsiyet, yaş, eğitim durumu, gelir durumu, meslek, sosyal medya platformlarına günlük ayrılan süre ve en çok TV, radyo yayınlarının izlendiği/dinlendiği sosyal medya platformuna göre farklılaştığını göstermektedir.
Geleneksel medyaya karşı alternatif medya platformu olarak youtube: Youtube haber kanalları üzerine bir inceleme
İnsanlık tarihi boyunca bireyler, sürekli bir haber alma ihtiyacı duymuşlar ve bu ihtiyacı çeşitli yöntemlerle gidermişlerdir. Teknolojik gelişmeler haber alma ihtiyacının kolay bir şekilde giderilmesini sağlamıştır. Egemen sınıf her dönemde kendi iktidarını meşru kılmak için kitle iletişim araçlarına baskı uygulamış ve kontrol altında tutmaya çalışmıştır. Dijital yenilikler ile birlikte bilgi dağılımı engellenemez bir duruma gelmiş ve geleneksel medyada baskıya maruz kalan gazeteciler kendilerine yeni alternatif platformlar aramışlardır. Bu çalışmada özellikle sansür ve ekonomik bağlılık neticesi ile gazetecilerin yeni alternatif arayışlara girmesi ve Youtube üzerinden bu ihtiyacı karşılama gereksinimi ele alınmıştır. Geleneksel medyadan ayrı bir konumda bulunan Youtube'un, geleneksel medya karşısında alternatif medya platformu konumuna bürünmesi üç farklı Youtube haber kanalının, alternatif medya kuramlarına göre analiz edilmesi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de yayınlanan savaş temalı dizilerin ortaöğretim öğrencilerine etkisi üzerine bir çalışma: Trabzon ili örneği
Bu tez çalışmasında, 15 Temmuz Darbe Girişimi'nden sonra Türkiye'de yayınlanan savaş içerikli televizyon dizilerinin ortaöğretim öğrencileri üzerinde nasıl bir etki yarattığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Savaş içerikli Türk dizilerinin ortaya çıkışı aslında daha eskiye dayanmaktadır fakat 15 Temmuz Darbe Girişimi'nden bu yana artış göstermiştir. Bu dizilerin daha çok ergenlik çağındaki ortaöğretim öğrencilerini etkilediği varsayılmış ve çalışma buna göre şekillendirilmiştir. Çalışmanın ilk üç bölümünde savaş ve medya kavramları arasındaki ilişki kuramsal olarak açıklanmıştır. Sonraki bölümde araştırmanın evrenini oluşturan dizilerin tanıtımı yapılmıştır. Son bölümde ise araştırma verileri analiz edilmiş ve tablolar halinde sunulmuştur. Araştırma, 2020-2021 eğitim-öğretim yılının birinci döneminde Trabzon ilindeki ortaöğretim kurumlarında öğrenim görmekte olan 310 öğrenci ile yürütülmüştür. Hazırlanan ölçek ile savaş temalı televizyon dizilerinin ortaöğretim öğrencileri tarafından nasıl algılandığına, öğrenciler üzerinde bir etkisi olup olmadığına bakılmıştır. Yapılan araştırmanın ardından savaş temalı dizilerin özellikle kişilikleri tam oturmamış olan ergenlik çağındaki bireyleri etkilediği sonucuna varılmıştır.
İnternet bağımlılığı: Türkiye'de yapılan çalışmalar ve uzman görüşleri ışığında bir değerlendirme
Bu çalışmada, problemli internet kullanımı veya sorunlu internet kullanımı olarak ortaya çıkan internet bağımlılığının; yapılan çalışmalar üzerinden değerlendirilmesi ve konunun uzmanları cephesinden açıklanması amaçlanmaktadır. Çalışmamızda, ülkemizde son 6 yılda yapılan 30 internet bağımlılığı konulu tez ve 30 makale içerik analizi yöntemi ile incelenerek konuya yönelik yapılan çalışmalar belli kriterler eşliğinde ele alınmıştır. Bu çalışmalarda özellikle hangi yaş grupları ve okul düzeyleri üzerinde, hangi yöntem ve ölçekler kullanılarak araştırmaların yapıldığı saptanmıştır. Ayrıca, en çok araştırılan sosyal medya kanalları, internet kullanım durumları, internet bağımlılığını en çok araştıran bilim dalları ve internet bağımlılığı çalışmalarına en çok konu olan başlıklar ayrı ayrı tablolaştırılmıştır. Daha sonra ise İnternet bağımlılığının psikolojik ve sosyal hayata olan etkilerini aktarabilmek için konunun uzmanları ile yarı yapılandırılmış bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşme alanında; bir Uzman Psikolog, iki Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanı, bir İletişim uzmanı akademisyen ve bir de PDR Uzmanı Akademisyen olmak üzere toplam 5 uzman ile tamamlanmıştır. Uzmanlara, internet bağımlılığının tanımlanması, tedavi edilmesi ve önlenmesine yönelik toplam 11 soru sorulmuş ve alınan cevaplar alt başlıklar halinde son bölümde aktarılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, ülkemizde internet bağımlılığı araştırmalarının en çok psikoloji anabilim dalı tarafından yapıldığı tespit edilmiştir. Konu olarak ise internet bağımlılığının ebeveyn ilişkileri ile olan yönlerinin araştırıldığı görülmüştür. Yöntem olarak en çok anket yönteminin, ölçek olarak ise internet bağımlılığı ölçeğinin kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal medya ortamlarından en çok Facebook'un inceleme konusu olarak tercih edildiği belirlenmiştir. Okul ortamı olarak ise en çok lise öğrencileri üzerinde internet bağımlılığı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Uzman görüşleri ise sonuçlar kısmında detaylı bir şekilde aktarılmıştır.
Afgan göçmenler ve sığınmacılar ile ilgili haberlerin Türk basınında sunumu: Cumhuriyet ve Sabah Gazeteleri örneği
Basının en önemli işlevi, bireyi ve toplumu ilgilendiren olay ya da durumlar hakkında haber vermek, bilgilendirmektir. Basının en büyük gücü ise bir konu hakkında oluşturulan mesaj ile kitlelerin düşüncelerini etkilemek hatta yönlendirmektir. Basının var olan bu etkileme ve yönlendirme gücü haberlerin oluşturulmasında kullanılan çerçeveler ile de açıklanabilir. Basının gündeminde olan bir konu farklı yayın politikalarına sahip gazetelerce değişik açılardan yani çerçevelerden ele alınarak sunulabilmektedir. Bu bağlamda çalışmada, ABD'nin Afganistan'dan çekilme kararını açıklaması ve Taliban'ın yeniden yönetimi ele geçirme sürecinde yaşanan karışıklıklar sonucu meydana gelen yeni göç hareketinin Türkiye'yi de etkilemesi dikkate alınarak Türk yazılı basınında Afgan göçmeler ve sığınmacıların nasıl sunulduğu incelenmiştir. Araştırma için seçilen farklı yayın politikalarına sahip Cumhuriyet gazetesi ve Sabah gazetesinin 10-24 Temmuz ve 5-19 Ağustos 2021 tarihleri belirlenmiş ve her iki aydan 15 günlük bir sınırlama yapılmıştır. Çalışmada temmuz ve ağustos aylarının seçilmesinin nedeni bu aylarda olayın daha yoğun olarak yaşanması ve konunun kamuoyu gündeminde daha fazla yer almasıdır. Araştırma kapsamında haberler, çerçeveleme kuramı dikkate alınarak içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Bu kapsamda gazetelerin; Türkiye'nin toplumsal yapısını etkileyen göç hareketinde Afgan göçmenler ve sığınmacılara yönelik haberleri nasıl sunduğu, bu sunumlarda gazetelerin yayın politikalarına bağlı kalıp kalmadığı, haberlerin hangi ayda ne kadar yoğunlukta yer verildiği, temmuz ve ağustos aylarında konunun ele alınışında öne çıkartılan temaların hangi yönde oluşturularak sunulduğu tespit edilmiştir. Elde edilen veriler sonucunda Cumhuriyet gazetesi ve Sabah gazetesi karşılaştırıldığında her iki gazetesinin de haberlerini yayın politikalarına uygun çerçevelerle biçimlendirdiği saptanmıştır. Araştırmada konu ile ilgili en fazla habere yer veren medya kurumunun Cumhuriyet gazetesi olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda Cumhuriyet gazetesinin temmuz ve ağustos aylarında ön plana çıkarttığı temalarda belirgin farklılıklar olduğu ortaya çıkartılmıştır. Konuya daha genel açıdan yaklaşan Sabah gazetesinin haber sayı oranı ise oldukça düşüktür. Gazetenin ön plana çıkarttığı temaların söylem biçimi çoğunluk olarak olumlu olduğu tespit edilmiştir.
II. Dünya Savaşı yıllarında Türk gazetelerindeki karikatürler üzerinden Türkiye'nin siyasal ve sosyal analizi
Bu çalışmanın amacı 1939-1945 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan ulusal gazetelerdeki karikatürlerin gösterge bilimsel açıdan ve söylem analizi üzerinden incelenmesidir. Çalışmada İkinci Dünya Savaşı Türkiye'sinin yayımlanan karikatürler üzerinden Türkiye panoraması incelenmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye Cumhuriyetine sosyal ve ekonomik yönden yansımalarının karikatürler üzerinden ele alınmıştır. 1939-1945 yılları arasındaki karikatürler belli bir kronolojik sıra ile incelenmiştir. Karikatürler siyasi konular, sosyo-ekonomik konular, askeri konular ve diğer konular olmak üzere yıllara göre ayrı ayrı ele alınmıştır. Çalışmada 1939-1945 yılları arasında Türk basınında yayınlanan siyasal içerikli karikatürlerin çözümlenmesinde, göstergebilimsel analiz, söylem analizi, gündem belirleme ve çerçeveleme teknik ve kuramlarından yararlanılmıştır. Altyazısı olan karikatürlerde söylem çözümlenmesi, sadece çizgilerden oluşan karikatürlerde göstergebilimsel analiz kullanılmıştır. Her ikisinin de kullanıldığı karikatürlerde göstergebilimsel ve söylem çözümlemesi teknikleri kullanılmıştır. Model olarak dilbilimci Ferdinand de Saussure(d.1857-öl.1913)'nin gösteren, gösterilen ve gösterge modeli ile Fransız felsefeci ve göstergebilimci Roland Barthes(d.1915-öl.1980)'in düz anlam ve yan anlam modelinden yararlanılmıştır. Söylem analizi yaklaşımı olarak Punch'un her türlü gerçeğin yeniden üretildiği söylem analizi anlayışı temel alınmıştır. Bu çalışma, giriş ve sonuç da dâhil olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, kuramsal çerçeve, metot ve veri toplama teknikleri konuları ele alınmaktadır. İkinci bölümde özelikle Türkiye'nin modernleşme, batılılaşma süreçlerinin modern politik kurumlar ve çağdaş uluslararası anlayışının ortaya çıktığı 1830'ların sonu itibariyle ortaya çıkmaya başladığı düşüncesi temel alınarak Türk siyasal tarihinin bir panoraması sunulmuştur. Üçüncü bölümde Türkiye'de karikatür sanatının tarihi gelişimi kısaca anlatılmıştır. Dördüncü bölümde çalışmanın kapsam ve sınırlıkları teorik bir çerçeve dâhilinde ortaya konulmuştur. Beşinci bölümde bulgular sunulmuştur. Bu bölümde kısaca dönem eliti, basını, ülkenin genel ekonomik durumu ve dış politikasının bir krokisi çizilmiştir.
İktidar ideolojisinin çocuk dergilerine yansımaları: Türk Çocuğu (1944-46) Dergisinin incelenmesi
Bu çalışmada, 1944-46 yılları arasında 25 sayı halinde 15 günlük periyotlar ile yayımlanan Türk Çocuğu isimli çocuk dergisinin içeriğinde yer alan resmi ideoloji unsurları, milliyetçilik ve toplumsal cinsiyet unsurları, ulus devlet inşası sürecinin yeni nesil arayışı ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla biçimlendirilmesine yönelik örnekler ele alınır. Bu tezde, Türk Çocuğu dergisinde, dönemi itibarıyla tek partili dönemden çok partili yaşama geçiş sürecinde Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde bulunduğu siyasi, toplumsal, uluslararası ve ekonomik koşullar da değerlendirilerek geleceğin yurttaş ve makbul vatandaşının yetiştirilmesine yönelik içerikler, belirlenen temalar ekseninde incelenmektedir. Derginin tüm sayılarında yer alan ulus devlet unsurları etrafında belirlenen anahtar kelimelerin ele alınmasında niteliksel içerik analizine başvurulur. Tezde, resmi ideoloji etrafında makul değerlendirilen hikâye, resim, çizim, masal gibi türlerdeki ulus devlet unsurlarının saptanmasının yanı sıra Cumhuriyetçi yurttaş bilincinin oluşturulmasında bir kitle iletişim aracı olarak çocuk dergiciliğinin, Türk Çocuğu dergisi özelinde anlaşılması amaçlanır. Tezin sonucunda, iktidar ideolojisi ve ulus devletin kitle iletişim araçları yoluyla toplumsal cinsiyet normlarını zihinlerde yeniden belirleyerek inşa ettiği görülürken makul ve makbul toplumsal kabulün de kitle iletişim araçları tarafından tasarlandığı anlaşılır.
Dijital diplomasi ve sosyal medya: Türk Dışişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın Doğu Akdeniz meselesi kapsamındaki Twitter kullanımları
Geçtiğimiz yüzyılda, internet teknolojileri ve iletişim sistemlerinde yaşanan gelişmeler insanoğlunu küreselleşme kavramıyla tanıştırmış, zaman ve mekân sınırlarının ortadan kalkması ile dünya artık 'Global Köy' ifadesiyle nitelendirilmeye başlanmıştır. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler önemli değişimlere ve dönüşümlere sebebiyet vererek yeni medya kavramını ortaya çıkarmıştır. Yeni medya, insanların yaşantılarında doğrudan etkiler yarattığı gibi devletlerin diplomatik işleyişleri üzerinde de ciddi değişiklere sebep olmuştur. Dijitalleşen dünyada her geçen gün gelişen teknolojinin siyasal ve diplomatik alan üzerindeki yansımalarından biri olan dijital diplomasi, iç ve dış kamulara yönelik siyasal iletişim süreçleri kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlerin sosyal medya aracılığıyla hayata geçirilmesidir. Dijital diplomasiyi geleneksel medyadan ayıran temel özellikler arasında anındalık, karşılıklı etkileşim ve çift yönlü iletişim sayesinde hedef kitle ile doğrudan temas kurabilme gibi faktörler yer almaktadır. Bu çalışmada, dijital diplomasi kavramının ortaya koyduğu anlayış ve amaçlar çerçevesinde Türk Dışişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın, sosyal medya uygulamaları arasında oldukça yaygın bir kullanım alanına sahip olan Twitter'ı Doğu Akdeniz meselesi kapsamında ne derece etkin kullandıkları incelenmiştir. Bu çalışma, incelenen tweet sayısının fazlalığı ve çeşitliliğinden dolayı çalışma zeminine en uygun yöntem olduğu düşünülen frekans analizi ve kategorisel analiz yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda, Doğu Akdeniz meselesi kapsamında, Milli Savunma Bakanlığı'na ait resmi Twitter hesabının etkin şekilde kullanıldığı ancak Türk Dışişleri Bakanlığı'na ait resmi Twitter hesabının etkin şekilde kullanılmadığı görülmüştür.