Manisa Celal Bayar University
Discipline

Philosophy

Manisa Celal Bayar University

69

Archived Theses

1

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Jacques Derrida'nın yapısökümü ve feminist öğreti

Bu çalışmada Derrida'nın yapısöküm isimli eleştirel yöntemi, feminist felsefeye uygulanmıştır. Yapısalcı ve post-yapısalcı felsefenin ayrım noktalarıyla birlikte çalışma kapsamında yapısökümün eleştirel yönteminin post-modern feminist felsefe ile ilgisi incelenip karşıt ikilik olarak sunulan kadın ve erkek cinslerini Batı metafiziğinin geleneksel anlayışından uzaklaştırarak toplumsal cinsiyetlerin yeniden oluşmasına müsaade edilmiştir. Aynı zamanda çeşitli feminist teoriler bağlamında ataerkil yapının şiddetine maruz kalan hayvanların durumu da yorumlanmıştır.

Derrida, JacquesDil felsefesiFeminizm+4
Zehra Türk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mevlana ve Kierkegaard'da Fideizm

Din, insanoğlunun varoluşundan itibaren tartışılagelen ve günümüzde de çözüme kavuşmamış olan, içinde gizem barındıran bir olgudur. İnsan hayatında oldukça önemli yer kaplayan din kavramının -bilhassa dini dogma ve öğretilerin- çözümlenememiş yönlerinin hakikati yansıtıp yansıtmadığı, epistemolojik olarak temellendirilebilir olup olmadığı, iman-akıl ilişkisinin ne düzeyde ve ne şekilde olması gerektiği gibi sorunlar hayatın amacını anlamlandırma çabası içinde olan insanlar için geçmişten bu yana hep ilgi odağı olmuştur. Akıl ile iman arasındaki ilişkinin tam olarak ortaya konulmaması bu ilgi odağını bir çatışma haline büründürmüştür. Antik çağ filozoflarından bu yana tartışılagelen bu durum günümüzde de devam etmektedir. Fideizm bu süreğen tartışmaya açıklık getirmek için çeşitli görüşler sunmuştur. Bu bağlamda Fideizm ile ilgilenen filozofların hem İslam felsefesinde (Mevlana) hem de Hristiyan Felsefesinde (Kierkegaard) yaptıkları çalışmalar, fideizmin karanlık yönüne ışık tutmaktadır. Mevlâna ve Kierkegaard, Tanrı'nın kanıtlanmasının imkânsız olduğu hususunda benzer fikirlere sahiptirler. Onlara göre Tanrı'ya iman etmek için kanıt aramak, inanç açısından istenilen bir durum değildir. Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizm ile ilgili görüşlerinin incelendiği bu çalışmada iki temel hedef üzerinde durulmaktadır. Öncelikle Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizmini daha anlaşılır kılmak için: fideizm açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber elde edilen fideizm çerçevesinde bu iki filozofun eserlerinden hareketle inanç konusunda ki benzer ve farklı görüşlerini ortaya koymak amaçlanmaktadır.

İman
Fatma Keskin
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gazâlî'nin adalet anlayışı ve günümüz hukuk sistemine yansımaları

Bu tez çalışmasında, adaletin yalnızca yazılı hukuk normlarına indirgenemeyeceği; aksine adalet kavramının vicdan, ahlâkî sorumluluk ve içsel olgunlukla birlikte düşünülmesi gerektiği fikri temel alınarak, günümüz hukuk düzlemi ile Gazâlî'nin adalet anlayışı kıyaslanarak incelenmiştir. Gazâlî'nin, adalet kavramını da kapsayan ahlakı güzelleştirmekle ilgili tavsiyeleri ve yöneticilere yönelik uyarıları, günümüz hukuk sisteminde karşılaşılan yapısal sorunlar bağlamında yeniden değerlendirilmiştir. Tezde, öncelikle insan, ruh ve ahlâk kavramlarının felsefî temelleri ele alınmış; ardından ülkemizdeki hukuk sistemi içerisinde adaletin ne şekilde tesis edildiği, anayasal ilkeler ve yargı kararları ışığında tartışılmıştır. Gazâlî'nin ahlaki temelli adalet anlayışı ise yargı süreçlerinde göz ardı edilen insani boyuta dair kıymetli ve eleştirel bir perspektif sunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, adaletin yalnızca kurallardan değil, karar vericinin vicdanı ve ahlâkî yetkinliğinden doğan bir değer olduğunu vurgulamakta; Gazâlî'nin düşüncesinin günümüz hukuk anlayışına vicdan, empati ve hikmet gibi ahlaki kavramlar üzerinden katkı sunabileceğini ortaya koymaktadır.

Hukuk felsefesi
Murat Özdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel mantıktan puslu mantığa doğruluk değeri

"Doğruluk Değeri" mantık ilkeleri üzerine açılan tartışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bununla beraber ortaya mantık ilkelerini dışlayan mantık sistemleri gelişme göstermiştir. Bu tez çalışmasının mantığın ana ilkelerinden biri olan "Üçüncü Halin İmkansızlığı" ilkesine getirilen eleştiriler sonucunda ortaya çıkan mantık sistemlerinin doğruluk değerlerini; mantığın başlangıcında, gelişiminde ve bugününde nasıl ele alınıp inceleneceği ve mantık sistemleri arasındaki benzerliği ve farklılığı olabildiğince açık, anlaşılır kılma hedeflenmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde geleneksel mantığın ve mantık ilkelerinin neliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm modern mantığa ayrılmıştır. Bu bölümde geleneksel mantığın sembolleştirilmesiyle oluşan modern mantığın temelleri, iki değerli ve çok değerli mantıkta doğruluk değeri ve denetleme yöntemi ele alınmıştır. Son bölüm de ise, 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış puslu mantığın gelişimi, doğruluk değerleri ve günümüzde kullanım alanları ele alınmıştır.

DoğrulukFelsefeMantık+1
Duygu Sırbudak
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Friedrich Nietzsche'nin sanat anlayışındaki dönüşümler

Çağımızın en önemli filozoflarından biri olan Nietzsche'yi anlayabilmek için eserlerine olduğu kadar, yaşamına da bakmak gerekir. O hayatının büyük bir bölümünü sonu gelmez baş ağrıları ve ayağa dahi kalkmakta zorlandığı hastalıklarla uğraşarak geçirmiştir. Nietzsche'nin eserlerinde en çok görülen ve bilinen üstinsan, güç istemi, ebedi dönüş ve Tanrı'nın ölümü gibi fikirleri oldukça çarpıcı etkiler yaratmıştır. Onun bu felsefi düşünceleri psikoloji, edebiyat ve sanat gibi alanlarda da oldukça ses getirmiştir. Bu çalışma da Nietzsche'nin hayatını etkileyen önemli olayların, onun yazım ve düşünüm dünyasındaki etkilerini ortaya koymaya çalışacaktır. Nietzsche'nin özellikle sanata dair düşünceleri ve buna bağlı olarak da yazım tarzının değiştiğini kabul ederek üç döneme ayırmak mümkündür. İlk dönemde Schopenhauer etkisinde bir Nietzsche'den bahsetmek gerekir. Bu etkinin 1871-1878 arası sürdüğü söylenebilir. Onun 1878'den sonra Schopenhauer ve Wagner etkisinden çıkmasıyla adeta yeni bir Nietzsche ile karşılaşılır. Bu dönemde ilk dönemine göre daha özgün ve bağımsız eserler ortaya çıkar. Nietzsche'nin son ve en çarpıcı eserlerini verdiği dönem ise 1883'ten aklı dengesini kaybedene dek geçen zamanı içine alır. Rahatsızlıkları dayanılmayacak derecede olan Nietzsche, bu dönemde oldukça verimli ve etkili eserler yazar ki bunlardan en önemlisi Zerdüşt'tür. Nietzsche'nin düşünce dünyasındaki bu değişimleri açıkça ortaya koyarak onun sanat anlayışını üç dönemde ele almak oldukça yerinde olacaktır. Nietzsche'nin yaşamını ve sanata dair bakışını daha derinden irdeleyerek bu sanat anlayışının ayrıldığı üç dönemi net bir şekilde ortaya koymak çalışmanın amacıdır.

Nietzsche, Friedrich WilhemSanatSanat felsefesi+2
Betül Doğan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hikmet-ahlâk ilişkisi bağlamında insân-ı kâmil

İnsanlık tarihinin her döneminde, ilk insan Hz. Âdem'den itibaren insanın mana yolculuğu devam etmektedir. Bu yolculuk esnasında geçmişten bugüne kadar birçok düşünür, hakikatin künhüne vâkıf olabilmek maksadıyla çeşitli düşünce sistemleri geliştirmişlerdir. "İnsân-ı Kâmil" kavramı da bu tarz düşüncelerin doğal bir neticesi olarak hâsıl olmuştur. "Hikmet" ve "ahlâk" kavramları ise bu arayışın temel vâsıtaları konumunda bulunmaları açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, hikmet ve ahlâkın birlikteliğiyle kâmil insan olma mefkûresine nasıl erişildiği, dört bölüm üzerinden, parçadan bütüne ulaşacak şekilde sunulmaya çalışılmıştır. Farklı dînî görüşlere sahip, farklı medeniyetlere ait düşünürlere de yer verilerek, insanın gelişimine dair düşüncelere kapsamlı bir bakış açısı oluşturulmak hedeflenmiştir. "Kem âlât ile kemâlât olmaz" sözü mucibince, çalışmanın içerdiği muhtevaya uygun olarak titizlik gösterilmiş; olabildiğince farklı kaynaklardan, ele alınan düşünürlerin aslî kaynaklarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Hikmet merkezli bir ahlâk tasavvurundan yola çıkılarak; insanın kendini gerçekleştirmesi için gerekli olan sâiklerin neler olduğu, bilme ve eyleme süreçlerinin nasıl anlamlandırılacağı üzerinde durulmuştur. Kaynağında Allah(cc)'ın ilmî dayanağı olmayan, ilâhî güçten yoksun bir hikmetle hayat bulacak olan ahlâk anlayışının, insanı kâmil seviyeye çıkartmakta yeterli olmayacağı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hikmet, Ahlâk, İnsân, İnsân-ı Kâmil

AhlakDin felsefesiFelsefe+3
Lokman Göktaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Noam Chomsky'nin propaganda modeli üzerinden yeni medya analizi

Bu araştırmada, Noam Chomsky ve Edward S. Herman'ın propaganda modeli ele alınmış olup yeni medya üzerinden kıyaslaması yapılmıştır. Araştırmada, Hermeneutik tanımı yapılarak bir yorum bilim olan hermeneutik anlatılarak iletişimin kadim zamandan günümüze seyri de anlatılmış olmaktadır. Konvansiyonel medya ve yeni medyanın süreci ve propaganda modelinde kullandığı yöntemler günümüz dünyasına uyarlanarak kıyaslanmıştır. Konvansiyonel medyadan farklılığı ile yeni medya ve sosyal medyanın etkisi dünya örneğinde; Arap Baharı üzerinden, Türkiye örneğinde ise Gezi Parkı üzerinden ele alınarak incelenmiştir. Chomsky'nin propaganda modelleri örneklerle yeni medyaya uyarlanarak yeni medyanın ve sosyal ağların toplumlar üzerindeki tahakkümü ortaya konulmuştur. Chomsky'nin, egemen güçlerin elinde olmayan yurttaşların inisiyatifinde olan, özgürlük alanı olarak gördüğü yeni medyanın, özgürlük alanları dâhilinde bireye ulaşarak arzuları ve istekleri doğrultusunda kişiye ve gruplara eylemsellik kazandırabileceği de görülmüştür. Yeni medyanın insanların üzerindeki etkisi ve insanlara tepkisellik kazandırmasının arkasında, bireyin yönlendirildiğine dair bir his oluşturmadan, özgürlük bilinci aşılanarak aslında egemen güçlerin arzu ve istekleri doğrultusunda bireyden topluma ulaşan bir eylem hareketini başlatacak şekilde güçlü olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Chomsky, Yeni Medya, Propaganda, Propaganda Modelleri

Siyasal propaganda
Ahmet Turan Latif Yıldız
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hüsnü Hamid Sayman'ın Yeni Usûl Hendese kitabı ve değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında, Erken Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarında kız ve erkek öğretmen okullarında okutulan geometri kitaplarından Hüsnü Hamid Sayman'ın Yeni Usûl Hendese adlı kitabı incelenmiştir. Hüsnü Hamid Sayman Dârülfünȗn'da görev yaptığı esnada en çok eser veren matematikçi olmasının yanında, çalışkanlığı ve başarılarıyla alanında örnek olan bir eğitimci olmuştur. Osmanlıca kaleme alınmış olan Yeni Usül Hendese ders kitabının metin incelemesinin yapılması amacıyla eserin ilk cildinin içindekilerinin transkripsiyonu yapılmıştır. Böylece günümüz Türkçesine içeriği aktarılan eser, günümüz modern eğitim yaklaşımları açısından değerlendirilmiştir. Söz konusu dönemdeki matematik eğitiminin temelleri sorgulanarak, Hüsnü Hamid'in matematik ders kitaplarının yazımında işe koşulan matematik eğitimi yöntem ve teknikleri belirlenmiştir. Bu inceleme sonucunda söz konusu eserde, sarmal (spiral) yaklaşımın kullanıldığı, modern öğretim ilke ve yöntemlerinden ise ilişki kurma (tematiklik) ilkesi, tümevarım, hazırbulunuşluk ilkesi, ön bilgilendirme-uyarma ilkesi, açıklık (ayanilik) ilkesi, teknoloji-araç gereç kullanımı ilkesi ve son olarak değerlendirme ilkesinin kullanıldığı tespit edilmiştir. Öğretmen okullarında okutulan bir ders kitabı olan Yeni Usûl Hendese, içeriği açısından Erken Cumhuriyet Dönemi öğretmen yetiştirme ve matematik öğretimi yöntem-tekniklerinin ortaya konması açısından önem arz etmektedir. Bu tez çalışması ile söz konusu eser literatüre kazandırılmıştır.

Ayşe Nur Aydemir
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aşkınlığın felsefî temelleri: Platon'da aşkınlık imkânı ve tecrübesi olarak felsefe

Bu çalışma, Platon'un aşkınlık imkânı ve tecrübesi olarak felsefe anlayışına dair bir incelemedir. Platon'un mektupları ile diyalogları arasında ciddiye alınması gereken ölçüde tutarlılık mevcuttur ve bu tutarlılık bize Platon'un anladığı anlamda felsefe ile bugün bizim anladığımız anlamda felsefe arasında radikal farklılıklar olduğunu gösterir. Platon'un sisteminde aynı zamanda ciddiye alınması gereken bir Parmenides zemini ve eleştirisi bulunur, Platon kendi sistemini bu zemin ve eleştiri üzerine inşa eder; tezde Platon ile Parmenides ilişkisi bu iki veçhesi gözetilerek açılmaya çalışılmıştır. Platon'un felsefesinin merkezinde yer alan aşkın (erôs) Platon'a göre aşkın (daimôn) olduğunu ve aşkla özdeşleştirilen felsefenin, psukhê'yi ontolojik, epistemolojik, estetik ve etik kısıtlamalarından özgürleştiren bir pratik olarak aşkınlığı amaçladığını iddia ediyorum. Bu sürecin neticesinde insani bilgeliğin bir tezahürü olarak diyalektik, psukhê'nin içine düştüğü hâlde ayrışıklaşan isim ile fiile veya fail ile fiile yahut daha genel ifadesiyle theôria, logia ve praksis'e birlik verme faaliyetidir. Tezde aşkınlık bağlamında kısaca üzerinde durulacak diğer kavramlar da kosmos ve khôra kavramları, bunların anlamı ve felsefeyle ilişkisidir. Son olarak, tezin temel meselesi olan aşkınlık kavramı çerçevesinde son dönemde Prof. Dr. Yalçın Koç tarafından geliştirilen düşünce sistemi bağlamında zihin felsefesine dair bir çalışma ek kısmında sunulmuştur.

ParmenidesPlaton
Baran Bingöl
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Schopenhauer'da sanat ve duygu

Bu tezin amacı, Schopenhauer'ın sanat ve duyguya bakışını, felsefesinin odak noktası olan, isteme ve tasarım olarak belirlenen dünyanın içerisinde değerlendirerek ortaya koymaktır. Schopenhauer'ı anlamak ve anlamlandırmak için ilk olarak, hayatı ile ilgili bilgiler ayrıntılı bir şekilde verilmiştir. Yaşamı ile ilgili bilgilerin verilmesinin ardından, felsefesini şekillendiren isimler ifade edilmiştir. İsteme ve tasarım olarak dünyanın şekillenmesinde Kant'ın etkisi ifade edildikten ve Schopenhauer'ın felsefesinin başlangıç ilkesi olan ?yeter sebep ilkesinin dört kökü? hakkında ayrıntılı bilgi verilmesinin ardından, bu ilkeyle ortaya çıkan dünyanın, benim tasarımımdan ibaret olduğu sonucuna varılmıştır.Schopenhauer'a göre, özne olmadan bu dünyanın anlamlandırılması mümkün değildir. Zorunluluk ilkesi ile şekillenen bu dünya, yani tasarım olarak dünya, görüngülerden, çokluktan, değişmeden ve yanılsamadan ibarettir. Sonrasında, Schopenhauer, Kant'ın görüngülerin arkasında yatanın bilinemez olduğu savını çürüterek, bilinebilir olduğu ve bu ilkenin isteme olduğu sonucuna varır. Görüngülerin arkasındaki kendinde şey, istemedir. Bu noktadan sonra istemenin görüngülerin çokluğundan bağımsız, tek, sonsuz, sınırsız, değişime uğramayan doğası ortaya konur. Schopenhauer'a göre idealar, görüngülerle isteme arasında bir köprü görevi üstlenir. İdealar, tek tek türlerin ilk örnekleridir. Schopenhauer, bu noktadan sonra tek tek türlerin çatışmasından, en üst noktada insanlar arasındaki çatışma, uyumsuzluk, geçici hazlara yönelme ve en nihayetinde acı ve sefaleti getiren şeyin, isteme olduğu sonucuna varır ve bu acı ve sefaletten geçici bir süre de olsa kurtulma yolu olarak sanatı ortaya koyar. Sanat, şeyleri yeter sebep ilkesinden bağımsız görme yolu olarak, istemenin geçici süreyle susturulmasını sağlar. Sanatın özünde güzellik ve yüce duygusu bulunmaktadır. Sanatın en üstünü, işte bu yüce duygusunu ortaya çıkarandır. İsteme duygusundan uzaklaşmanın, en alt seviyeden en üst seviyeye, mimariden resme, heykelden şiire pek çok alanda kendini gösterdiğini, fakat bu sanatların tek yaptıkları şeyin nesnelerin özleri olan idealara ulaşmak olduğunu ifade eden Schopenhauer, müziği diğer sanatlardan ayrı tutarak, istemenin (tıpkı idealardaki gibi) nesneleşmesi olduğu sonucuna varır. Müzik, kendi tarzında her şeyi resmeder. Müziği daha yüksek varlıkbilimsel düzeye yerleştiren Schopenhauer tüm yaşamın ve var oluşun en iç özünü dolaysız olarak ifade eder. Buradan da anlaşılıyor ki, Schopenhauer'a göre, dünyanın bize görünen yüzünün arkasında yatan aç istemenin susturulması, sanatla, daha özelde müzikle mümkündür. Duygunun ve tutkunun dili olan müzik, en gizemli tarihini anlatırken, Schopenhauer, sanatın bu özel alanına değinen ender filozoflar arasında olduğu için dikkate değerdir.

Betül Yıldırım
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Yeniden kurmacılığın günümüz eğitim sistemine yansımaları

Bu tezde, yeniden kurmacılık eğitim felsefesi kapsamında ele alınmış ve bu yaklaşımın günümüz eğitim sistemlerine etkisi incelenmiştir. Yeniden kurmacılık, bireylerin eğitim yoluyla toplumsal sorunlara çözüm üretmesini, eleştirel düşünme becerisi kazanmasını ve aktif yurttaşlar olarak toplumun dönüşümüne katkı sunmasını amaçlayan çağdaş bir yaklaşımdır. Tezin ilk bölümünde felsefe ve eğitim arasındaki ilişki açıklanmış, ikinci bölümde eğitim felsefesinin kuramsal temellerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise özellikle John Dewey ve Theodore Brameld'in görüşlerinden hareketle yeniden kurmacılık detaylı biçimde incelenerek bu yaklaşımın eğitim sistemlerine ve günümüzdeki uygulamalara etkileri tartışılmıştır. Yeniden kurmacılığın temelinde yer alan öğrenci merkezli eğitim, yansıtıcı düşünme, demokratik okul modelleri ve toplumsal sorumluluk bilinci gibi kavramlar, çağdaş eğitim politikalarının şekillendirilmesinde etkili olmaktadır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli de bu yaklaşım doğrultusunda değerlendirilebilir. Dolayısıyla, yeniden kurmacılık yaklaşımının günümüz eğitim politikaları ile nasıl örtüştüğünü ortaya koymakta ve bu yaklaşımın eğitimde kaliteyi artırıcı potansiyeline dikkat çekmektedir.

Halit Yolcu
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Rene Descartes dualizminde özne-nesne ilişkisi

Descartes bir önceki felsefeyle hesaplaşırken ve geleceğin sağlam bildirisini ortaya koyarken her şeyden önce bir yöntemcidir. Skolastik felsefenin mantıksal yöntemi Descartes'ın bilimsel yöntem diyebileceğimiz matematiksel yöntemi karşısında savunmasız kalır. Descartes yöntem anlayışıyla sarsar skolastiğin yineleyici ve dogmacı katılıklarını. Bu yanıyla Descartes getirdiği bilgilerle olmaktan çok, bakış biçimiyle yenidir. Sistem filozofu olan Descartes, " Ben kimim, neyim" sorusuna her türlü etkinliği içinde barındırmak üzere "düşünen şeyim" yanıtını vermiştir. Burada, özneye, öznenin durumuna ilişkin tam bir bilinçlenme söz konusudur. Biz bu çalışmamızda Descartes'ın özne anlayışını, özne- nesne ilişkisini yanıtlama yolunda nasıl bir yol izlediğini, bu yolda yöntemini nasıl oluşturduğunu, özne- nesne ilişkisini açıklarken ortaya çıkan sıkıntıları ele alıp tartışmaya çalıştık. Descartes yanıt verme denemesinde nasıl bir yol izlemiştir? Kendisi ve kendisi olmayanla, başka şeyler ve başka öznelerle ilişkilerini hep ön plana çıkararak; deneyimler kazanmayı önemseyerek; başkalarını eleştirel bir gözle hesaba katarak bunu yapmıştır. Bu bağlamda asıl sorunu çözmüş müdür? Ele aldığı büyük sorunları gerçekten aşabilmiş midir? Burada hem evet hem de hayır yanıtı geçerli gibi görünmektedir. Ancak Descartes'ın içi rahattır. Bütün bu kararları bizzat kendisi verdiği için, Descartes'ın içi rahattır. Bulunduğu noktaya, bilinci aracılığıyla gelmiştir; kendisi bunu bizzat yapmıştır. Bu bakımdan kendinden hoşnuttur.Ama dıştan bakıldığında Descartes, tutarsızlıklar içindeymiş gibi görülebilir. Daha önce saptanan son soru da şuydu: Descartes'ın tutumu, günümüzün en büyük soru / sorun ağlarını içinde barındıran kimlik sorunlarını çözümlemede ve ardından çözmede bir katkı sağlayabilir mi? Sonuç olarak ele aldığımız bu problemlere Descartes'ın böyle bir katkıyı sağlayabileceği kanaatine vardık; çünkü Descartes, bir çok kez yinelediği gibi yaşamın içinde olduğunu hiç göz ardı etmeyen, değişebilir/ değiştirilebilir olanların bağlayıcılığına ilişkin derin kuşkular taşıyan ve bu bağlamda son derece temkinli olan; özne kavrayışında ise ortak insan kimliğine ulaşmaya çabalayan bir filozof olarak belirmektedir. III

Serkan Şükrü Yıldırım
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Hilmi Ziya Ülken`in eğitim felsefesi

181 ABSTRACT In this study, it will be focused on what Hilmi Ziya Ülken has done in the name of educational philosophy and how he interprets this science. Education, according to Hilmi Ziya Ülken, is the most significant work of what man has done so far. Thus, his approach to this field of science necessitates a study on its own. Hilmi Ziya Ülken, in his books and articles he has written about education, deals with the problems, which we even today feel the existence of and which we still cannot find solutions for, and he proposes solutions for these problems. At this point, taking Hilmi Ziya Ülken's book "Eğitim Felsefesi" as a main source, this thesis aims to elucidate the thinker's approach to the concept of education and to make a general assessment through clarifying his opinions about educational philosophy. The first of the aims of the thesis as a whole, is to put forward what the education and what the educational philosophy, which is structured through education interaction with philosophy, are and to determine the content of these concepts; and the second one is to illuminate Hilmi Ziya Ülken's opinions which he has proposed as a solution to the problems of educational philosophy.

EğitimEğitim felsefesiEğitim sistemi+2
İlkay Elçin Uysal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Rüşd'de din-felsefe ilişkisi

Üç bölümden olusan tezin ilk bölümü, din ve felsefenin etimolojik ve semantikaçıdan tanımlarını ele alırken Batı ve slam felsefesinin önemli filozoflarının felsefe ilevahyin konusunun ve amaçlarının birbirlerine paralelligi hususunda din felsefe iliskisineyönelik görüslerini ele alıyor.kinci bölüm, bn Rüsd'ün, herhangi bir alanda inceleme yapan ilim adamının,ilimlerin konu ve sınırlarını belirleme hususunda göz önünde bulundurması gerekennoktalar ile felsefenin din açısından durumu ve din ile felsefenin uzlastırılmasındaönemli bir yöntem olduguna inandıgı te'vil yöntemi hakkında öne sürmüs oldugugörüslerini içeriyor.bn Rüsd'de Din-Felsefe liskisi adlı son bölümümüz ise görüslerini mantıksalbir temele dayandırmaya çalısan bn Rüsd'ün, her ikisi arasında herhangi biruzlasmazlık veya çeliskinin olmadıgına inandıgı felsefi düsünme biçimi ile vahyiuzlastırmaya yönelik yaklasımlarını içeriyor.

Mahir Gül
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Modern Avrupa düşüncesinde estetiğin siyasallaşma problemi

Modern Avrupa düşüncesinde estetiğin ideolojisi ve siyasallaşması denildiğinde pekala kaygan bir zeminde en karmaşık ve en tartışmalı bir yere işaret ettiğimizi kabul etmemiz gerekir. Tarihi çok eskilere dayanan estetik, bir güzellik bilimi olarak değerlendirilmesinden bu güne kadar farklı algılama biçimleriyle karşımıza çıkmıştır. Belirsiz bir yerde duran estetik terimi, her yüzyılda kullanıldığı her alanda farklı formlarda, yeni algılama biçimleriyle kendini göstermektedir.Bu bağlamda biz, üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde, estetik ve sanat teriminin hem bir birleriyle ilişkisini hem de tarihsel görüngüsünü genel algılama biçimini ortaya koymaya çalıştık. Çalışmanın ikinci bölümünde, esas tartışma konumuz olan 18. ve 19. yüzyıllarda, modern Avrupa düşüncesinde estetik ve siyasetin nasılda iç içe geçtiğini ve estetiğin siyasallaşma eğilimini genel bir düşünce algısını karşılaştırdık. Modernliğin estetik ve siyaset algısının yanı sıra toplumsal bağlamda siyaset ve estetiğin konumunu, yine iktidar ve estetik ilişkisini inceleme konusu yaptık.Çalışmamızın son bölümünde ise, modern sanatların estetik ve siyasetle oluşturduğu bağlamı tartışmaya çalıştık. Bu bağlamda estetik ve siyaset ilişkisini genel bakış açısı içinde plastik sanatlardan, sinemaya, müzikten kültür ve edebiyata kadar kısmen estetik ve siyaset algısına dair tartışmaları karşılaştırdık. Yine uluslararası sergiler ve bu sergilerin milliyetçilik, ulus, faşizm gibi kavramlarla olan ilişkisini estetik ve siyaset bağlamında ela alarak bir dizi saptamalar ortaya koyduk. Çalışmanın sonuç bölümünde ise incelemenin vardığı yargıları tartışmaya çalıştık.

Avrupa sanatıEstetikEstetik duyarlılık+7
Ali Rıza Kılınç
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Platon ve Aristoteles'in politikalarının ontolojik temelleri

Platon ve Aristoteles'in felsefeleri arasındaki temel fark onların ontolojileri ve epistemolojileri arasındaki farklardan kaynaklanır. Bu yüzden Platon ve Aristoteles'in politik görüşleri arasındaki farkın daha iyi kavranılabilinsin diye ilk önce onların ontolojileri ve epistemolojileri arasındaki farkları ortaya konuldu. Bu iki temel alandaki farklılıklar onların özellikle insan anlayışları hakkındaki görüşlerinde daha belirgin olarak ortaya çıkar. İnsan konusundaki farklılıklar kendilerini siyaset görüşlerinde daha açık ortaya koyduğundan dolayı bu iki filozofun insan hakkındaki görüşlerinin daha net anlaşılabilmesi için ruh ve etik yaklaşımları incelendi.Aristoteles ve Platon'un felsefeleri genel hatları incelendikten sonra politik görüşleri detaylı bir şekilde incelendi. Bu detaylı inceleme içerisinde sırası geldiğinde bu iki filozofun politik görüşleri ile ontolojileri, epistemolojileri, ruh görüşleri ve etikleri arasındaki ilişkiler ortaya konuldu. Son olarak bu iki filozofun ontolojilerinin, epistemolojilerinin, ruh görüşlerinin ve etiklerinin politik görüş üzerindeki etkileri sırasıyla detaylı bir şekilde sunuldu.

AristotelesEpistemolojiOntoloji+2
Hüseyin Üngür
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Giambattista Vico ve çağımızda yöntem anlayışları

Bu tezde "Çağımızın bilimsel yöntem anlayışları ve eğitimi ile ilgisinde insanı temele alan bir bilimsel yöntem ve daha insancıl bir eğitim nasıl mümkün olabilir?" sorusu Giambattista Vico üzerinden ortaya konup sorgulanacaktır. Tezin çözümlemeye çalışacağı bu problem üç bölümde ortaya konulmaya çalışılacaktır. Giriş bölümünde bilimsel düşünce ve felsefe tarihinde önemli yere sahip düşünürlerin bilimsel yöntem konusunda görüşleri ana hatlarıyla yazılacaktır. Birinci bölümde Francis Bacon'ın özellikle başyapıtı olan Novum Organum adlı eserinden faydalanılarak Francis Bacon'ın genel felsefe görüşü, bilimsel yöntem ve tümevarım konusundaki görüşleri serimlenecektir. İkinci bölümde René Descartes'ın genel felsefe görüşü ve yöntem konusundaki görüşleri özellikle Metot Üzerine Konuşma adlı eserinden yararlanılarak gözler önüne serilecektir. Üçüncü bölümde ise Giambattista Vico'nun tarihsel yöntem, hümanist eğitim konusundaki görüşleri özellikle Çağımızın Araştırma Yöntemleri adlı eserinden faydalanılarak ortaya konulacaktır. Sonuç bölümünde ise; Bacon, Descartes ve Vico'nun yönteme dair görüşleri karşılaştırılıp; Bacon ve Descartes'ın "kesinlik hakikatten önce gelir" anlayışı yerine, Vico'nun "hakikat kesinlikten önce gelir" anlayışının tekrar canlandırılıp, günümüz eğitim ve bilimi üzerindeki olumlu yansımaları gösterilmeye çalışılacaktır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Basiret, belagat, bilim, eğitim, hafıza, hümanist eğitim, tarihsel yöntem, tümdengelim, tümevarım, yöntem

Nurdan Yıldız Yücel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Mîr Salih B. Havabin'in Risale fi't-Tıbb adlı eseri (Değerlendirme ve metin neşri)

Tıp, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. İlk insanlar yaralarını iyileştirmek için deneme-yanılma yöntemini kullanarak, doğadaki hayvanları gözlemleyerek bitkilerin şifa verici özelliklerini keşfetmişlerdir. Bu tecrübi bilgiler zamanla birikmiş, İlk Çağ medeniyetlerinin bünyesinde farklı şekillerde zenginleşerek ilerlemiştir. Bu gelişim sürecindeki dönüm noktası Antik Yunan hekimi ve filozofu Hipokrates'le başlamıştır. Hipokretes, sihir ve kehanete dayalı uygulamaların teşhis ve tedavide yerleri olmadığını ileri sürerek deney ve gözleme dayalı bir sistem kurmuş ve böylelikle rasyonel tıp anlayışının temelleri atılmıştır. İslam tıbbı, başta Antik Yunan olmak üzere İlk Çağ medeniyetlerine ait zengin bilgi birikimini tevarüs etmiş, bu birikim İslam dininin temel prensipleriyle bütünleşerek zengin bir gelenek oluşturmuştur. Kainat ve insan arasındaki uyumu temele alan bu sistemde İbn Sina, Ebubekir Razi, Zehravi gibi Müslüman hekimler tıpta çığır açacak gelişmeler ortaya koymuşlardır. Klasik dönem Osmanlı tıbbı da büyük ölçüde İslam tıbbının mirasçısı durumundadır. Osmanlı hekimlerinin kaleme aldıkları eserlerden Osmanlı tıbbına dair teorik ve pratik uygulamaların bilgisine erişebilmekteyiz. Ancak Osmanlı tıbbına dair yapılan çalışmaların oldukça yetersiz olduğu bir gerçektir. Yüksek lisans tezi olarak çalıştığımız Risale fi't-Tıbb adlı eserin müellifi pek çok kaynakta Salih b. Nasrullah olarak geçmektedir. Yaptığımız çalışma neticesinde söz konusu eserin Mîr Salih b. Havabin'e ait olduğu tespit edilmiştir. Hayatı hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Risale fi't-Tıbb adlı eserde baştan ayağa doğru sıralanan hastalıklar ve tedavi yöntemlerinin yanı sıra sosyal hayata dair konularla birlikte at hastalıklarına ve bahnameye dair bir bölüme de yer verilmiştir. Müellifin istifade ettiği kaynaklar, hastalıkların teşhis ve tedavileri hakkında verilen bilgiler doğrultusunda eserin klasik Osmanlı tıbbının kavram ve prensipleriyle yazıldığını söyleyebiliriz.

Bilim felsefesiBilim tarihiOsmanlı Devleti+4
Büşra Seda Yılmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Tragedyalardan aile dizimine duygu sağaltımı

DAile Dizimi tekniği, bireyin deneyimlerinden yola çıkarak aile sisteminin görselleştirildiği uygulamalı bir grup çalışmasıdır. Aile Dizimi çalışmalarında aile ilişkileri sistemsel olarak analiz edilerek, sorunlara bütünsel bir bakış açısı getirilmektedir. Aile Dizimi çalışması teatral biçimde, gerçek aile üyeleri yerine geçen temsilciler yardımıyla yapılmaktadır; bastırılmış duygular açığa çıkarılarak duyguların sağaltımı gerçekleştirilmektedir. Böylece çalışma sırasında aile sistemi içerisinde bozulmuş olan sıra ve düzen yeniden kurulabilmektedir. Aile Dizimi tekniği, uygulama biçimi, konusu ve sağaltım yönü bakımından antik çağ tragedyalarıyla benzerlik göstermektedir. Tragedyalar, tanrı ve insan ilişkilerini ele alarak mitolojik öykülerin canlandırıldığı sanat eserleridir. Ancak Aristoteles, tragedyanın sanat işlevinin yanı sıra katharsis etkisi olduğunu da belirtmektedir. Tragedya, duygusal tepkileri tetikleyerek, seyircilerde duygu sağaltımına neden olmaktadır. Bu özelliği ile tragedyalar, günümüzde birçok iyileştirme tekniğinin kaynağıdır. Jacob Levy Moreno, tragedyaların iyileştirme yönünü psikodrama adı altında psikoterapi alanına yerleştirmiştir. Virginia Satir, bu tekniğe üçüncü kuşağı ekleyerek Aile Heykeli yöntemini ortaya koymuştur. Bert Hellinger ise 1990'larda bu teknikleri geliştirerek, nesiller arası şifa sürecini içeren Aile Dizimi yöntemini dünyaya tanıtmıştır. Böylece Aile Dizimi köklerini tragedyalardan alan teatral bir çalışmadır. Bu tezin temel amacı, Aile Dizimi tekniğinin köklerinin tragedyalara dayandığını belirlemektir. Alt amacı ise Aile Dizimi tekniğinin, duyguların sağaltımında etkililiğini, felsefenin alt dallarıyla nasıl desteklendiğini ve çalışma süreçlerinin felsefeyle nasıl ilişkili olduğunu ortaya koymaktır. Bu tez hem nitel hem de nicel bir çalışma özelliği taşımaktadır.

Doğa felsefesiNörofelsefeSofist felsefe+3
Hilal Andıç
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hakikatin duyumu: Badıou ve Deleuze'de sanat kavramı

Alain Badiou ve Gilles Deleuze, sanat ve felsefe üzerine yaklaşımlarında özgün bir perspektif sunan filozoflardır. Badiou, sanatı hakikatin bir aracı olarak görürken; Deleuze onu algılam ve duygulamların bileşimi olarak değerlendirir. Her iki düşünür de sanatı, geleneksel anlamdaki duyusal haz veya temsil aracılığı kavramlarının ötesine taşır ve yaratıcı düşüncenin merkezi bir unsuru olarak ele alır. Badiou'nun hakikat temelli yaklaşımı sanatı, insanın özgürleşmesine dair bir paradigma olarak konumlandırırken; Deleuze, sanatın mevcut deneyimleri aşarak potansiyelleri genişletme gücüne dikkat çeker. Kavram yaratımı her iki düşünürde de mevcut düzenin sorgulanması ve sarsılması bağlamında önemli bir yer tutar. Badiou ve Deleuze, çağdaş felsefenin piyasa dinamikleri ve iletişim araçlarıyla zayıflatıldığına ve eleştirel niteliğini kaybettiğine vurgu yapar. Felsefenin, analitik bir araç olmaktan öte, mevcut gerçekliği yeniden yorumlayacak ve direnç noktası oluşturacak bir düşünsel pratik olması gerektiğini savunurlar. Eleştirel Teori'nin Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno gibi isimlerinden esinlenerek, felsefenin mevcut düzenin otomatikleşmiş işleyişine karşı çıkması ve alternatif bakış açıları sunması gerektiğine dikkat çekerler. Anti-felsefe, Badiou ve Deleuze'ün geleneksel felsefi kavramlara yönelik eleştirilerinde öne çıkan bir tema olarak görülür. Wittgenstein ve Lacan gibi düşünürlerin etkisiyle anti-felsefe, düşünsel temsilleri ve akademik otoriteleri sarsmayı, bireylerin deneyimlerine dayalı özgün düşünce biçimlerini öne çıkarmayı amaçlar. Bu yaklaşım, felsefenin donuk yapılarından kurtulmasını ve canlı bir düşünsel yaratıma dönüşmesini hedefler. Her iki düşünür, felsefeyi bir kavram yaratma sanatı ve özgürleştirici bir pratik olarak ele alır. Deleuze, felsefeyi kavram yaratımı olarak tanımlarken ; Badiou, felsefenin mevcut düzenle yüzleşerek onu dönüştürme kapasitesine odaklanır. Felsefenin yaratıcı bir şekilde uygulanması, birey ve toplum için yeni düşünme biçimleri ve özgürlük alanları açmalıdır. Badiou ve Deleuze, felsefenin dünyayla arasına mesafe koyarak, onun ezberlerini kıran bir müdahaleye dönüşmesini savunur ve böylelikle felsefe hem sanat hem de toplumsal bağlamda dönüştürücü bir rol üstlenir. Anahtar Kelimeler: Alain Badiou; Gilles Deleuze; Sanat Felsefesi ; Hakikat; Arzu.

Zeynep Emre Çolak
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Leviathan ve adalet olanakları: Güncel bir tartışma

Bu çalışma Thomas Hobbes'un Leviathan eseri kapsamında insan doğası, etik, siyaset ve hukuk felsefesi anlayışını çağdaş felsefecilerinin kavramları ile yeniden bir okumaya tabi tutmaktadır. Tez boyunca Arendt, Agamben, Deleuze, Derrida, Esposito, Foucault, Haraway, Ricoeur, Said gibi filozoflar ile Leviathan ve benzeri egemenlik türlerini açıklayabilmek için egemenliği yaratan insanın canavarlığı ontolojik, hukuki ve edebi olarak günümüzün siyaset, hukuk ve adalet olanakları hakkındaki söylemlere katkı sunması bağlamında araştırılır. Farklı ekollerden ve disiplinlerden araştırmaya katılan metinler Derrida'nın yapısöküm olarak kavramsallaştırdığı eleştirel yaklaşım ile ele alınırken Leviathan'ın canavarlığı canavar çalışmalarının yaklaşımları ile metodolojik olarak kullanılır. Araştırma sonucunda insan ve canavar, istisna ve egemenlik, doğal ve yapay, gerçek ve metafor arasındaki ayrımlar ortadan kalkar. Böylece güncel Leviathanlar olarak, Barreto'nun Cerberus'u, Schepelle'in Frankenstate'i, ve König'in Algoritmik Leviathan'ı; neolibaralizm, otokratik legalizm ve algoritmik yönetimsellik bağlamında açıklanır hale gelir. Güncel canavarların gündeme getirdikleri şiddet ve bu şiddete karşı mücadele mekanizmaları ele alınırken alternatif siyaset ve hukuk felsefesi anlayışları ile adaletli bir toplumsallığı kurmakta Leviathan'ın ve onun yaratıcısı olduğu insanın potansiyel kurucu rolü açığa çıkarılır. Bu kurucu rol insan ile canavarın ayırt edilemez doğasından ve hukuk ile adaletin karar verilemez yapısından ileri gelmektedir.

AdaletCanavarEgemenlik+2
Ali Fırat Günay
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan felsefesinde anayasal düzen (politeia) ve adalet (dike) kavramları

Bu tez, günümüz siyaset tartışmalarının merkezinde yer alan adalet (dike) ve anayasal düzen (politeia) kavramlarının ilk kez ortaya çıktığı varsayılan Antik Yunan dünyasındaki izini sürmeyi ve bu varsayımların geçerliliğinin sorgulanabileceği tarihsel ve düşünsel koşulları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Antik Yunan dünyasında adalet ve anayasal düzen kavramlarının arka planındaki ruhun oluşmasında uygulanan yönetim şekillerinin ve sosyolojik-tarihsel koşulların önemli bir etkisi olduğu açıktır. Bu kavramların tam da bu sosyolojik şartlardan etkilenerek nasıl şekillendiğini ortaya koymaya çalışmak her durumda bir tarih yazımı pratiğidir. Tarih yazımı ise her zaman bugünün sorularıyla, bugünün ilgileriyle hareket edeceğinden ortaya çıkan tarihi anlamanın yolu bir bakıma bugünü, yani bizi tarihe yönelten etkileri daha iyi anlamaktır. Bu çalışmada her iki kavramın hem Antik Yunan sitelerindeki farklılaşmaları ortaya konulacak hem de konu belli başlı filozoflar, özellikle Aristoteles ve Platon'un felsefesinde ne anlama geldiği ve nasıl şekillendiği üzerinde durulmaktadır. Yani, adalet ve anayasal düzenin ne olduğundan ziyade Antik Yunan polislerinde ve bilhassa Aristoteles ve Platon'da bu kavramların neye tekabül ettikleri üzerine odaklanmaya çalıştık. Bu amaçla, ilk bölümde söz konusu iki kavramın, yani dike ve politeia kavramlarının etimolojik kökenleri ortaya konulurken, ikinci bölümde monarşi, demokrasi, aristokrasi ve oligarşi gibi yönetim şekillerinin Antik Yunan polislerinde hangi sosyolojik şartlarda ne tür felsefi değerlendirmelerle seçenek haline geldikleri üzerinde durulmakta, özellikle bu deneyimin hem politik hem kültürel merkezi olması hasebiyle Atina daha ayrıntılı bir biçimde ele alınarak yasalılığa doğru giden evrilen süreç anlaşılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise; politikada idealist bakış açısı ile temayüz eden Platon'un ve ona karşılık realist bakış açısı ile öne çıkan Aristoteles'in adalet ve politeia konusundaki görüşlerine yer verilmektedir. Politika her zaman idealist tasavvurlar ile reel pratik arasında bir gerilim alanı olarak ortaya çıkar. Platon ve Aristoteles isimleri ise bu iki anlayışın referans temsilcileri olarak görüldüğü için görüşleri ayrı bir bölümde özel olarak incelenmiştir.

AdaletAnayasal düzenAntik Yunan+6
Arzu Somalı
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Ekonominin politika ve felsefeden ayrılması: Ahlaki duyguların ekonomideki ihmali

Although economics was once a topic of moral philosophy, moral sentiments are considered to be outside of the scope of economics. To understand the reason for this split and to problematize the neglect of moral sentiments in economics, I analyze the works of the early figures of the field: Adam Smith, Sophie de Grouchy, and David Hume. Their works illustrate the formation of economics as a science and the moral and political perspective they employed in arguments and theories on economics. I argue that the split and abstraction of economics from its historical and social context created undesirable consequences. Empirical studies focused on abstract and limited cases rather than general patterns. In addition, neglecting moral sentiments diminishes the discussions on public utility to which the early figures attributed much importance. I analyze the contemporary problems about the split through the works of Samuel Bowles, Thomas Piketty, and Ingrid Robeyns. In the light of this analysis, I argue that morality is not instrumentally but inherently related to economics. Therefore, the split and neglect of moral sentiments in economics cannot be justified.

Ecenur Yavaş
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Mimarlıkta tasarım mekan ve zamanın felsefi açıdan incelenmesi

Bu çalışma mimarlığın ne olduğunu anlama, yapısal özelliklerini belirleme ve mimari yapıların değerinin nelerden oluştuğunu tespit etme amacıyla oluşturulmuştur. Bu sorgulamaları yaparken kullanılan yöntem felsefi düşüncedir. Konuyla alakalı mimar, felsefeci ve diğer disiplinlerden pek çok kuramcının görüşleri incelenmiş, mevcut düşüncelerin üzerine problem yeniden kurulmaya çalışılmıştır. Problem üzerine yeni bir yaklaşım biçimi getirilerek bir açıklama modeli üretilmesi amaçlanmıştır. Üretilen model ışığında tasarım, mekan ve zaman kavramlarının önemi tespit edilmiştir. Sanatta ve mimaride tek başına biçimin değerli olduğunu söyleyen formalizm ve tek başına işlevin değerli olduğunu söyleyen fonksiyonalizmden farklı olarak, kullanışlılığın ve estetiğin bütünlüğünü kuran tasarım kavramının önemine değinilmiştir. Böylece mimari üretimin maddeden malzeme, malzemeden işlev, işlevden biçim ve biçimden de mekan üreterek gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda mimari üretimin nihai aşaması olarak mekan üretimi ele alınmıştır. Mekanın ne olduğu sorulmuş, mimari mekanın diğer mekan türlerinden farklarının neler olduğu araştırılmıştır. Mekanda işlevin nerede, güzelin nerede olduğu sorgulanarak, işlevsel ve estetik değerle birlikte bir mimari yapının mekânsal değerinin ne olduğu üzerine düşünülmüştür. Öte yandan mimari eserlerin yıllar geçtikçe uğradıkları fiziksel tahribat, mimari tasarımların anlayışlar ve taleplere bağlı olarak çağlar içerisindeki değişimi, yapıların kişilerin ve toplumların hafızalarında bıraktıkları izler gibi pek çok sorgulama, mekanla birlikte zaman kavramının da önemine işaret etmiştir. Bu nedenle mimaride mekanın ardından ele alınan mimaride zaman kavramıyla birlikte, hem çalışmanın bütünlüklü yapısının kurulması amaçlanmış, hem de üzerinde yeteri kadar düşünülmediği tespit edilen bu sorgulamanın ele alınmasıyla mimarlık felsefe ilişkisinin temel altyapısının oluşturulması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mimarlık, tasarım, mekan, zaman, estetik, biçim, işlev, değer.

Cenker Oktav
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Christopher Marlowe'un eserlerinde değerlerin analizi

"Christopher Marlowe'un Eserlerinde Değerler Analizi" isimli bu tez, 16.yüzyıl İngiliz oyun yazarı ve şair Christopher Marlowe'un oyunları ve şiirlerindeki etik, estetik ve dini değerlerin felsefi bir bakış açısı ile değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Tezin giriş bölümünde, felsefi değerlerin açıklamaları ve tarihsel süreçleri anlatılacaktır. Birinci bölümde ise eserleri ele alınacak olan Christopher Marlowe'un edebi kimliği ve eserleri hakkında bilgi verilecektir. Tezin son bölümünde ise Marlowe'un eserlerinde etik, estetik ve dini değerlerin ne şekilde yer aldığı felsefi bir bakış açısıyla incelenecektir.

Dini değerlerEdebi eserlerEdebiyat+3
İlker Bozbey
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Tanınma kavramı üzerinden Kojève'in Hegel yorumu

Bu tez, Alexandre Kojève'in Hegel felsefesi yorumunu Tanınma kavramını merkeze alarak değerlendirmektedir. Temel olarak Efendi-Köle diyalektiği üzerinden gerçekleştirilen Hegel felsefesinin bu yorumunun geçerliliğini sınamak amaçlanmaktadır. Bu bağlamda Kojève'in yorumunun ortodoks Hegel Felsefesi yorumlarından nasıl farklılaştığını belirlemek amacıyla tarihsel açıdan Fransız felsefesinin Hegel'i alımlama sürecinde ortaya konan argümanlar ele alınmakta ve Kojève'in yorumunu değerlendirebilmek için entelektüel arka planında geniş bir yer tutan düşünürlerin kavramları açımlanmaktadır. Hegel felsefesinin Tanınma merkezli detaylı bir değerlendirmesi sunulmakta ve özellikle Kojève yorumunun esas aldığı Geist'ın Fenomenolojisi metninin Tanınma kavramına dair bağlamı içeren Özbilinç kısmı değerlendirildikten sonra Kojève'in yorumu, Hegel Felsefesine Giriş metni merkeze alınmak suretiyle diğer eserlerine de başvurarak incelenmektedir. Hegel ve yorumcusu Kojève'in düşünceleri karşılaştırılarak bu yorumun yapısı ortaya konmakta ve Hegel felsefesine ne ölçüde uygunluk gösterdiği tespit edilmektedir.

ArzuEfendi uşak ilişkisiFelsefi düşünce+5
Ece Çilingir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant felsefesinde felsefi sağaltımın imkanı: Örnek uygulama

Felsefe tarihi insanın ruhsal, zihinsel ve bedensel iyileşmesine yönelik bir düşünce tarihi olarak okunduğunda istisnasız bütün filozofların felsefi sağaltımı hedefledikleri görülür. Bununla birlikte her tarihsel dönemi ve filozofu ayrı ayrı incelemek uzun zaman ve bir araştırıcı grubu gerektirir. "Kant Felsefesinde Felsefi Sağaltım'ın İmkanı: Örnek Uygulama" adlı tezimizin araştırma alanımız açısından Alman Felsefesi tarihinde filozof Kant'ı temel aldık. XVIII. yüzyıldan itibaren kültür felsefesi ve antropoloji konusunda yoğun çalışmaların başlamış olması, Kant'ı 'felsefi sağaltım ve yöntemleri' arayışımızda temel hareket noktası olarak almamıza neden olmuştur. Bir diğer sebep olarak daha çok Kant'la birlikte felsefenin yeni bir yön kazanarak, felsefi sağaltımın teorik arka planı için belirginleşmeye başlayan bir dönüm noktasının söz konusu olmasıdır. Bu bakımdan insanın dünyayı anlama ve kendini sağaltmada işlevsel formlarını bulduğumuz Kant ile birlikte yaşam fenomeninin sağaltımsal yönlerini tespit etmeye çalıştık. Tezimizin ana amacı, felsefi sağaltım kuramının felsefeyle iyileştirme yolunda Kant'ın teorik ve pratik içeriklerini kullanmaktır. Bu bakımdan sağlıklı düşünmenin ne olduğu irdelenerek, ölüm korkusu, varoluşsal kaygılar gibi kavramlarla günlük hayatta baş edebilme yolları Kant felsefesiyle incelenmiştir. Ayrıca Psikoloji biliminin ruh sağlığı üzerine konumuz kapsamında yapılan çalışmaların, Kant felsefesi temelli değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmeler doğrultusunda, Türkiye'de kurulacak felsefi sağaltım merkezlerinin geleceğine dair bir bakış açısı sunulması ve felsefi sağaltımın yaygınlaşıp geliştirilmesine yönelik yeni önerilerin sunulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Felsefi Sağaltım, Kant Etiği, Pratik Felsefe, Sağlıklı Düşünme, Felsefi Uygulama.

FelsefeFelsefi sağaltımKant, Immanuel
Dilnur Karabulut
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Jean Baudrillard ve postmodern gerçeklik üzerine bir inceleme

Postmodernizm, Batı düşüncesinin ve toplumsal yaşamının, üzerine kurulu olduğu ilkelere karşı duyulan inançsızlığı barındıran, geniş kapsamlı kültürel hareketin ismidir. Postmodernizm, uzun süreli bir felsefi şüphecilik geleneğinin devamı olarak düşünülebilir. Postmodernizm genel olarak, modernizmin ilerlemeci tarih anlayışına ve buna bağlı olarak, bilgi anlayışına yönelik eleştirel bir karşı çıkış olduğu söylenebilir. Postmodern anlayışa göre, modernizm, vadettiği Aydınlanmacı hedefleri gerçekleştirememiştir; bu hedefler yerine, modernizm, baskıcı ve otoriter bir yapıya bürünmüştür. Bu yüzden, postmodern olarak tanımlanan filozoflar, her türlü ''hakikat'' söylemini reddetmişlerdir ya da şüpheyle yaklaşmışlardır. Böylece, postmodernizm ile ''büyük anlatılara'' duyulan güven yitirildiği düşünülmektedir. Jean Baudrillard'a göre, gerçeklik, bu dönemle birlikte büyük bir değişime uğramıştır. Jean Baudrillard, bugünkü algılanan gerçekliğin, ''simülasyondan'' ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Bu durumu tanımlamak için ''hiper-gerçeklik'' kavramını kullanmaktadır. Baudrillard'a göre, hiper-gerçeklikle birlikte, imge ve gerçeklik arasındaki ayrım ortadan kalkmıştır. Başka bir ifadeyle, hiper-gerçeklik, ''gerçekten'' daha ''gerçek'' modellerdir ve bu modeller, kitle iletişim araçlarıyla yayılmaktadır.

Baudrillard, JeanFelsefeGerçeklik+2
Mert Belek
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Bilişimsel yaratıcılığın beşerî olmayan hayvansal yaratıcılık üzerinden tekrar incelenmesi

The advancement of artificial intelligence suggests signs of computational creativity; however, the case for computational creativity is undermined by an anthropocentric bias. In this thesis, I attempt to broaden the theory of creativity in artificial intelligence by drawing observations from examples of non-human animal creativity. I also illustrate how this works in parallel with the 4E cognition theory. I conclude that addressing the underlying anthropocentric bias in evaluation of creativity in this way (1) allows a stronger case for computational creativity and (2) develops a more informed theory of creativity. Keywords: 4E Cognition, Animal Creativity, Artificial Intelligence, Boden, Computational Creativity

Scientific creativityConsciousnessComputational creativity+4
Nashıha Ahmed
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kültürlenmiş beynin metafiziği: Çağdaş beyin araştırmalarının kıta Avrupası felsefesi açısından yeniden ele alınması

Çağdaş beyin araştırmalarının yeni oluşan bir disiplini olan kültürel nörobilim, beynin fonksiyonel ve yapısal olarak gündelik pratiklerimizden ve içinde bulunduğumuz kültürden etkilendiğini göstermektedir. Bu çalışmalar, kültür ile biyolojinin ayrılmaz şekilde iç içe geçtiği, kültürlenmiş beyin kavramını yaratmıştır. Bu kavrama göre, beyin hem biyolojik/doğal hem de kültürel bir birleşimdir. Kültürlenmiş beynin doğa ile kültür arasındaki özel metafizik konumunu değerlendirmek bu çalışmanın hedefidir. Bu tezde nöral plasitisite yoluyla beynin kültürlenmesi olgusunu açıklamak için ikinci doğa kavramına başvurulmuştur. Hegel felsefesinden alınan ikinci doğa kavramı, doğadan kültüre geçişte natüralist olmayan ancak kültürel inşacı da olmayan yeni bir yorumun imkanı olarak teklif edilmiştir. Hegel sisteminde doğadan tine geçişte merkezi rol oynayan alışkanlık kavramı, ikinci doğadır. Bu sistemde doğadan tine geçişin metafizik gerekçeleri ortaya konularak alışkanlığın ikinci doğa olarak burada oynadığı rol gösterilmiştir. Böylelikle ikinci doğa kavramı, düalist olmayan ancak natüralist bir monizme de düşmeyen, yeni bir diyalektik-plastik metafizik üretmek için bir çözüm olarak önerilmiştir. Böylelikle medeniyetten bağımsız evrensel bir insan doğası olmadığı ve natüralizmin insan doğasını anlama konusunda sınırlı olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Son olarak Hegel felsefesinin plastik doğası ile çağdaş nörobiyolojinin plastisite fikri diyaloğa sokularak natüralist olmayan materyalist bir ontoloji ve bir eleştirel teori önerisi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kültürlenmiş beyin, ikinci doğa, alışkanlık, LTP, plastisite, Hegel, metafizik, evrenseller, natüralizm, doğal-kültür ilişkisi, öznellik, organizma, yaşam, tarih, tin

AlışkanlıklarDoğa felsefesiHegel, Georg Wilhelm Friedrich+7
Vehbi Metin Demir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Evrimsel çürütme argümanı karşısında bilimsel realizm

Evolutionary debunking arguments (EDA) are widely used in moral philosophy literature, and have been used as a skeptical challenge to moral realism. Whether such an evolutionary debunking argument can also apply to scientific realism, on the other hand, is not a hotly debated topic. Such a challenge is posed by Christophe de Ray, in his article "An Evolutionary Sceptical Challenge to Scientific Realism" (2022). De Ray argues that scientific realism engages in abductive reasoning, which relies on the metaphysical intuition that facts generally have explanations for their obtaining. In light of the evolutionary theory, however, he claims that the reliance on this metaphysical intuition is unjustified—putting scientific realism in the position of undermining itself in the face of a Darwinian Dilemma. To assess whether such an EDA can target different versions of scientific realism, I am examining these three realist positions: Epistemic Structural Realism (ESR), Ontic Structural Realism (OSR), and Entity Realism. Against de Ray, I argue that although the two versions of structural realism (ESR and OSR) are the targets of EDA against scientific realism, there is at least one version of scientific realism, Entity Realism, that does not become such a target.

Moral philosophyScientific realismEvolution+5
Damla Uyar
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Walter Benjamin'in politik felsefesinde hukukun ve şiddetin ilişkiselliği

Mevcut çalışma öncelikle Walter Benjamin'in hukuk ve şiddet ile ilgili düşüncelerinden hareketle iki olgunun politik felsefedeki kapsamlarını konu edinmektedir. Çalışmada, Benjamin'in şiddet eleştirilerinden yola çıkarak mevcut hukuk sistemlerinin adalete neden imkan sağlayamayacağını sorgulamaya çalıştık. Bu amaçla hukuk felsefesinin iki ekolü olan doğal hukuk ve pozitif hukukun kökenindeki şiddet olgusu nedeniyle son kertede metafizik bir karaktere büründüğünü iddia ettik ve söz konusu karakterin iktidar alanlarında nasıl tezahür ettiğini açığa çıkarmaya çalıştık. Bu nedenle Benjamin'in ileri sürdüğü "mesiyanik şiddet" anlayışını ve bu anlayış ile adaletin nasıl tezahür edebileceğine dair sunduğu imkanların izini sürmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Hukuk, Şiddet, Doğal Hukuk, Pozitif Hukuk, Adalet

Benjamin, WalterFelsefeHukuk+2
Afife Kübra Duman
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Takiyettin Mengüşoğlu'nun insan felsefesi anlayışına eleştirel bir yaklaşım

Mikrokozmos olan insanın, makrokozmostaki varlığı günümüze dek, doğabilimsel, teolojik ve felsefi perspektif başta olmak üzere, düşünürler tarafından birçok yönden tanımlanmaya çalışılmıştır. Türkiye'de Felsefi Antropoloji'nin kurucusu olarak kabul edilen Takiyettin Mengüşoğlu'nun temel düşüncesi, insanın; ontolojik temelli, bütünlükçü ve bilimsel verilerden yola çıkılarak açıklanacağı kanaatinde olmasıdır. İnsanın metafizik yanını yok sayarak onto-epistemolojik bağlamda açıklamaya çalışmaktadır. İnsanı diğer canlılardan ayıran nihai neliği, onlardan farklı olarak 'insan-hayvan' fenomen karşıtlığı göz önüne alınarak çözümlenebileceği fikrindedir. Bu çalışmada, Mengüşoğlu'nun İnsan Felsefesi ve insanın varlık koşulları irdelenirken, her bir varlık koşulunun birbirinin dayanağı haline gelmesi sonucunda analiz edilen ve betimlenen varlığın gerçekliği yansıtabileceği görüşüne eleştiri getirilmeye çalışılmaktadır. İnsanın soyutlama yeteneğinin olması, maddenin ötesini bilmeye çabalaması temel bir varlık-koşuludur. İnsanın fenomenler üzerinden sınırlandırıp, metafizik (tin) alanını görmezden gelmek; yalnızca materyalist merkezli açıklamaya çalışmak, insanı tanımlamada noksanlık yaratmaktadır.

Bilgi felsefesiBilimBilim felsefesi+7
Aslı Dinç
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

İkiliği Kırmak: Beşinci kuşak Çin sinemasına eleştirel bir yaklaşım

How to interpret the self-Orientalized representations in the Fifth Generation Chinese films remains an unresolved problem in cultural and film studies. This thesis underlines some of the major theoretical problems which have produced barriers for critical approaches to and understandings of the Fifth Generation phenomenon in Chinese cinema. By reconsidering the notion of power/knowledge in the Foucauldian sense, this work aims to challenge the assumed ontological relation between China and the West in rigid terms of binary oppositions and find an opening from this closure through which the complex and discursive interactions between the two can be critically examined. In this process of breaking the binaries, we are thus demanded to question the categories of culture, such as high vs. popular culture, art film vs. mass entertainment, etc., which take part in shaping our perceptual habits and interpretive politics.

Chien Yang Erdem
İhsan Doğramacı Bilkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Giorgio Agamben: İstisna hali ve egemenlik kavramları üzerine bir inceleme

Bu çalışmada Giorgio Agamben'in politika felsefesinde önemli bir yer işgal eden istisna hali ve egemenlik kavramları arasındaki ilişki üzerinde durulacaktır. Agamben bu kavramlar aracılığıyla Antik Yunan'dan günümüze süregelen Batı siyaset ve hukuk geleneğinin tarihsel arka planını, egemenliğin doğasında yatan temel unsurları ve aporetik durumları anlamaya çalışmış; modern demokrasi, hukuk, insan hakları gibi temel kavramların içine düştüğü açmazları veya krizleri incelemeye gayret etmiştir. Agamben'in içinde bulunduğu gelenekle ilişkisi, eklemlendiği tartışmalara katkısı, kendi argümanlarının içeriği ve dayanağı bu çalışmanın başlıca temaları olacaktır. Bu çalışma aynı zamanda Agamben'in biyopolitika, nekropolitika, çıplak yaşam, homo sacer, muselman gibi kavramsallaştırmaları, demokrasi ve totalitarizm ilişkisine bakışı, Foucault ve Arendt gibi düşünürlere yönelttiği eleştirileri, istisnai bir mekân olan kampın etik-politik analizi ve alternatif bir politikanın olanağı üzerinde durarak günümüz sosyo-politik meseleleri anlamayı ve analiz etmeyi hedeflemektedir.

Agamben, GiorgioEgemenlikSiyaset felsefesi+1
Velat Ediş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Georges Bataille'ın felsefesinde erotizm ve ölüm kavramlarının egemen ve tüketim kavramlarıyla ilişkisi

İlkel insanın alet kullanımıyla başlayan çalışma dünyasını Bataille, varlığının kişisiz düzleminden ayrılarak özne ve nesnenin oluştuğu aşkın dünyaya geçiş olarak yorumlar. Emeğiyle kurduğu nesneler dünyasında insan, içkinlik dünyasının egemenliğini kaybederek yaşamı; çalışma, fayda ve yarar kaygısının köleliğine indirgemiştir. Çalışma ile beraber, gelecekle kurulan ilişki, ölüm bilincine sahip olmanın koşulunu oluştururken; aynı zamanda erotik alana da açılmaktadır. Üretken bir ereksellik içinde beliren tüketim, insanın varlık temelindeki yegâne arzusu olan egemenliğin hesapsızca tüketiminin karşısındadır ve bu nedenle savurganca tüketim olan erotizm, çalışma dünyasının birikim anlayışı tarafından sürekli saldırıya maruz kalmaktadır. Çalışma, ölüm bilinci ve cinsel yasakların oluşturduğu profan dünya, bu yüzden genel ekonominin yasalarından ayrılmaz bir bütünsellikle karakterizedir. Bataille, ekonominin yasalarını bilmeden onun yaşam üzerindeki egemenliğini anlamamızın olanaksız olduğunu söyler. Bu nedenle sınırların dondurulması, ırklılaştırma politikaları, cinsiyetlendirme ve bedenlerin terbiye edilmesi başat olmanın hedef olduğu genel ekonomi politikasının nesneleridir aslında. Yasakla temas eden ilkel insanın taşıdığı bulaşıcılık modern dünyada; savaşlar, sanayileşmemiş bölgelerdeki katliamlar, işkence ve toplama kampları, cehalet, fanatizm, şiddet, ekolojik tehdit ve salgın hastalıklar olarak yaşamın içinde hâlâ dolaşmaktadır. Hâlbuki, hayvanlıktan çıkarak aşkın olana adım atan insanın arzusu, kaybettiği bu kendi bilincine yeniden kavuşmaktır. Bu nedenle Bataille tarihi ilerleme olarak değil; içkinliğe yabancılaşmanın tarihi olarak nitelendirir. Bataille'a göre, insan yaşam karşısındaki bu aşağılanmadan; ancak erotizm, kurban, ölüm ve kahkahanın sınır deneyimleriyle çıkabilir. Bu sınır deneyimler kutsaldışı dünyanın şemalarının askıya alınması suretiyle aşılması neticesinde, dünyadan çıkış anlarını oluşturmaktadır.

Bataille, GeorgeEgemenlikErotizm+5
Esengül Taşkıran
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

John Dewey'nin demokrasi anlayışının pragmatik temelleri

Pragmatizm, deneyimi temel alan bir yöntemle geleneksel felsefede teori ve pratik arasındaki gerilimi gidermeyi amaçlamıştır. Pragmatistler, kavramların ve teorilerin başarısını, pratikteki sonuçlardan hareketle değerlendiren bir yaklaşımla geleneksel felsefe yapma tarzının beraberinde getirdiği sorunları aşmayı denemişlerdir. Dewey, ilk başlarda anlam ve doğruluk sorunlarıyla ilgilenen bu felsefeyi genişleterek kendi liberal demokrasi anlayışının temeline yerleştirmiştir. Pragmatizm, Dewey'e klasik liberalizmdeki birey-komünite ve bireysel özgürlük-otorite gibi ikilikleri uzlaştırma imkânı vermiştir. Bu tez, John Dewey'nin demokrasi anlayışına ve bu anlayışın pragmatik temellerine odaklanmaktadır. Tezin ilk bölümü, geleneksel felsefenin bir eleştirisi olarak ortaya çıkan Pragmatizmin içinde barındırdığı imkânları ve Dewey'ye kadar geçirdiği dönüşümü ele almaktadır. Tezin ikinci bölümünde ise, Dewey'nin liberal demokrasiyi yeniden yapılandırma girişimi incelenecektir.

DemokrasiDewey, JohnFelsefe+3
Alican Tural
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Spinoza'nın duygular öğretisi

Spinoza'nın duygular öğretisi pek çok düşünüre göre Spinozacı felsefenin temelinde yer alır. Tüm felsefesini içkinci ve yaşamı olumlayan bir düzlemde geliştirdiği için onun duygular öğretisi de conatus (varlıkların varoluşlarını sürdürme çabası) temelli yaşama arzusundan türer. Kendisinden önceki ve sonraki felsefelerde duyguların olumsuzlanması, yadırganması ya da küçük görülmesine karşın Spinoza Etika'da duyguları olabildiğince yansız bir biçimde tanımlayıp irdelemiştir. Duygular, etkilenişlere bağlı olarak deneyimlenir ve onlar bireyin eyleme gücündeki değişimlerdir. Bir birey ve aynı zamanda toplumsal bir varlık olan insanın sürekli duygulanışlara maruz kalıyor olması, inancını, düşünüşünü ve eylemlerini belirler. Etika'daki ayrıntılı duygu incelemesi dışında Spinoza'nın belli başlı duyguların işlevleri hakkında bilgilendirme çabası diğer eserlerinde de -özellikle Teolojik-Politik İnceleme'de - görülür. Bunu yaparken duyguları aşkıncı bir referansa dayandırmadan ve kökten bir olumsuzlamaya uğratmadan sadece içkinci anlamda, varlıkların yaşama arzusunu arttırması veya azaltması etkileri bağlamında incelemiştir. Bu ahlaki bir inceleme değildir. Çünkü Spinoza, iyinin ve kötünün doğada bulunan şeylere ya da eylemlere karşılık gelmediğini düşünür. O, bu kavramların içeriğini fayda ve zarar ile anlamlandırmıştır. Yani Spinoza'nın gözünden bir duygulanış, konatik çabaya ve eyleme gücüne katkıda bulunduğu ölçüde iyidir, ona engel olduğu ya da katkıda bulunmadığı ölçüde ise kötüdür. Bu ilişki sebebiyle duyguları somut bir gerçeklik olarak ele alır. İnsanların tüm eylemleri yaşama arzularını arttıran veya azaltan duygular nedeniyle oluyorsa o halde insanın ve insanlardan oluşan bir toplumun esenliği, duyguların nedenselliğinin doğru kavranmasıyla olanaklıdır. Dahası Spinoza'nın duyguların doğasına dair saptadığı düşünceler, günümüzün genç bilimi olan nörobiyolojiyle de uyum içindedir. Bu durum ona olan ilgiyi artıran sebeplerdendir. Ülkemiz dâhil dünya çapında Spinoza çalışmaları giderek artmaktadır fakat yapılan uluslararası çalışmalar incelendiğinde Spinoza'nın özellikle duygular öğretisine (tek veya karşılaştırmalı duygu incelemesine) olan ilginin yaklaşık son on yılı kapsadığı görülür. Ülkemizin Spinoza külliyatı için de yeni çalışmalardan biri olarak sayılabilecek bu çalışmada, Spinoza'nın duygu öğretisi uyarınca "duygu/etki" ve "duygulanış/etkileniş" kavramlarının ne anlama geldiğini ve duyguların bilgisinin nedenselliğinin doğru kavranmasına bağlı olarak bunun bireysel ve toplumsal olarak ne tür bir mutluluk ve esenlik kaynağına dönüşebileceği araştırılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Duygu, Etki, Etkileniş, Conatus, Güç, Arzu, Sevinç, Keder

ConatusDuyguGüç+1
Ayşegül Demirbaş
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Spinoza'da felsefi sağaltımın imkânları

21. yüzyılda düşünen ve hisseden varlık olarak insan, içinde bulunduğu olumsuz durumlardan kaynaklı olarak yaşadığı anlamsızlık, varoluşsal boşluk, değerlerin yoksunluğu, ahlaksal yoksunluk ve duyguların doğru tanımlanmaması gibi birçok problem yaşamaktadır. Bu problemlere çözüm olmak adına, felsefenin tüm birikimini pratik yaşama uygulanmasını öngören felsefi sağaltım adlı yeni bir uygulama ortaya çıkmıştır. Felsefi sağaltım, felsefenin tüm birikimlerinden faydalanarak insanların bu problemlerine çözüm olmak, insanın kendi doğasını tanımasını, doğru düşünmesini ve içinde bulunduğu durumu sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturmasını amaç edinmektedir. Buna bağlı olarak felsefe tarihindeki filozoflar, felsefenin hem teorik hem de pratik yönünü ele alıp; bununla ilgili görüşler öne sürmüşlerdir. 17. yy düşünürlerinden biri olan Spinoza, felsefi sorunları hem teorik hem de pratik olarak ele almasına rağmen çoğunlukla pratik yaşam üzerinde durmaktadır. Spinoza'nın felsefesi bir yaşam felsefesidir. Bu nedenle Spinoza üzerine yapılan çalışmaların çoğunluğu da pratik felsefe alanlarıyla ilgilidir. Spinoza, pratik yaşamla ilgili ele aldığı konuları mantıksal bir çerçevede açıklarken, kişinin duygularını, düşüncelerini, özgür iradesini ve aklın gücüne erişebilecek yetileri nasıl kazanılması gerektiğini öğretir. Bunlar bize felsefi sağaltımın temel konularını vermektedir. Bu çalışma da, biz bu konuları Spinoza'nın perspektifinden inceleyip felsefi sağaltımdaki yerlerinin önemini açıklamaya çalışacağız. Böylece felsefe tarihinde bir filozofun görüşlerinden yaralanarak günümüzde yaşanan problemlere çözüm getirmek niyetindeyiz. Anahtar Kelimeler: Felsefi sağaltım, Spinoza, akıl, tutku, conatus

AkılConatusFelsefi sağaltım+2
Ceylan Oruççiftçi
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

John Locke'da güç ve iktidar kavramı

Siyaset felsefesi üzerine filozofların görüşleri incelendiğinde güç ve iktidar kavramının merkezi bir öneme sahip olduğu görülecektir. İktidar, siyasal sistemin oluşumu ve bu sistemin içerisindeki ilişkilerle etkileşim içerisindedir. O halde, bir filozofun iktidar kavramını araştırmak için onun siyasal sistemini nasıl kurguladığını ve siyasal düzenin içerisinde iktidarın bireylerle olan ilişkisini açıklamak gerekecektir. Sözleşmeci anlayışın içerisinde yer alan John Locke'un iktidar anlayışı, bu çalışmanın araştırma konusudur. Modern toplum sözleşmesi kuramcısı olan Locke'da iktidar kavramı, siyasal durumun öncesini belirten doğa durumu anlayışından başlanarak devletin içerisindeki konuma kadar incelenmektedir. Doğa durumunda insanlar arasındaki ilişkinin düzenleyicisi doğa yasasıdır. O, herkes için geçerli olan özgür, eşit ve adil toplumsal düzene dair kurallar içermektedir. Doğa yasası insanların birbirine zarar vermeden ve doğal haklarını ihlal etmeden nasıl yaşayacaklarının bilgisini sunar. Locke'a göre doğa durumu bu sebeple barış durumudur, savaş durumunun oluşmasına neden olan ise mülkiyet edinme kurallarının paranın icadı ile değişmesidir. İnsanlar doğal haklarının güvenliğini sağlamak üzere sivil topluma geçerler. Locke bu geçişin toplum sözleşmesi ile onay ve rızaya dayalı olarak gerçekleştiğini düşünür. İktidar meşruiyetini bu sözleşmeden alır. Bu yüzden Locke, iktidarın kaynağını kutsal kitaptan hareketle açıklayan görüşleri özellikle de Robert Filmer'i eleştirir. Locke, toplum sözleşmesi ile iktidarın sınırlarının ve görevlerinin belirlendiğini düşünür. Bireyler sözleşme ile doğa durumunda sahip oldukları güç ve yetkileri sivil topluma geçerken iktidara devrederler. Bu çalışmada Locke tarafından öngörülen sözleşme sonucunda bireylerin hak ve iktidarlarından vazgeçmedikleri, aksine özgürlüklerini kazandıkları gösterilmektedir. Bireylerin devlette sahip olduğu haklardan, mülkiyet hakkı ve direnme hakkı incelenerek iktidarın bu haklar ile ilişkisi ortaya koyulmaktadır.

FelsefeGüçLocke, John+2
Fahriye Yaraş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir mutluluk sorunu: Epikurosçuluk'ta hayat ve ölüm

Tezin konusu Epikuros'un yaşadığı dönemdeki insanların tanrı, ölüm ve kader korkusunun mutluluğa ulaşmada en büyük engeller olduğunu, hayat ve ölüm kavramları çerçevesinde açıklayarak temellendirmektir. Epikuros, atomcu bir filozoftur. Evren, atomların boşluktaki hareketlerinden meydana gelir ve cisimler atomun doğru çizgiden sapmasıyla oluşur. Epikuros evrendeki tek gerçekliği atomlar ve boşluk olarak kabul eder. Ona göre evren tanrılar tarafından yaratılmamıştır, dolayısıyla etkilerinin bulunmadığı görüşünü savunur. Epikuros evrende determinizme yer vermez, aksine rastlantıların bulunduğu evren tasavvurunu savunur. Bu görüşüyle Epikuros, evrende kaderin hüküm sürmediğini ifade eder. Epikurosçuluk öğretisinin ilk temsilcisi olan Epikuros, kendisini takip eden öğrencilerine de bu düşünce sistemine dahil eder. Doğa felsefesi ile hayat kavramını ve evren tasarımını, insanı açıklamaktadır. Hayat ve ölüm fenomenleri madalyonun iki yüzü gibidir. Ölüm geldiğinde bedeni ve ruhu meydana getiren atomlar birbirlerinden ayrılır ve dağılır. Böylece beden ve ruh varlığını yitirir. Dolayısıyla insan, ölümün kendisi ile hiçbir zaman yüzleşemez. O halde Epikuros ölümden korkmanın yersiz bir duygu olduğu üzerinde durur. Tez insanın korkularla mücadelesini doğa felsefesindeki hayat kavramına, ölüme bakış açısına ve ahlak felsefesinde yer alan mutluluk anlayışına dayandırarak genel olarak ele alıp felsefi bir analizini oluşturmayı amaçlamaktadır. Epikurosçu öğreti, mutluluğa ulaşmayı nihai hedefi olarak belirler. Aklını kullanarak korkulardan sıyrılabilen insan, kendisine mutluluk veren zevklere yönelmek için çaba saf etmelidir. Haz ahlakıyla da bu görüşünü destekler. Tez Epikurosçu felsefenin biricik hedefi olan mutluluğa, korkular silsilesinden kurtulabilen bireylerin ulaşacağını, hayat ve ölüm fenomenleri içinde ele aldığı mutluluk sorununu felsefi söylemler neticesinde incelemektedir.

EpikurosKadercilikMutluluk+4
Gizem Köseoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dilbilim ve matematik ilişkisinde Saussure, Gödel, Popper

Bilim dünyasının ortak dili olan matematik, kendi tarih serüveninde birçok kereler içsel bunalımlara tanık olmuştur. Bu bunalımları, dönüşümler geçirerek atlatan matematik, her geçirdiği bunalımdan sonra biraz daha güçlenmiştir. Gittikçe daha sarsılmaz bir görünüm elde ederken, kendine has bir düşünsel tekniğe ve dile sahip olmuştur. Matematiksel düşünme etkinliğine dayalı dili, somut gerçekliği açıklama yetisi sayesinde bilimin de ortak dili haline gelmiştir. Mantık temelli bir yaklaşımla tamamen biçimselleştirilmeye çalışılan bu dil, Gödel'in yarattığı mantıksal kırılmalarla önüne geçilemez ciddi bir yara almıştır. Bilim tarihinden anlaşıldığı üzere, neredeyse tüm disiplinler için ortak kullanım dili haline gelen matematiksel düşünme dili, Saussurecü bir yaklaşımla ele alındığında, anlaşılmaktadır ki kolayca bırakılabilecek bir dil değildir. Artık bilmekteyiz ki bir topluluk için ortak amaca yönelik kullanılan ve göstergelere sahip olan bir dil terkedilebilir değildir. Öyle ise henüz kendi tamlığını, sistemsel dili içinde ifade etme yetisine sahip olamayan matematiksel düşünme dili nasıl oluyor da görsel ve fizik dünya için temsil dili olmaya devam edebiliyor? Bu tezin amacı, matematiksel düşünme dilinin bilim dünyasındaki yerini ve değerini Saussurecü bir yaklaşımla ifade ederken, Popper'ın bilim felsefesinde oldukça yaygın kabul gören yanlışlama teorisinin matematik için de kullanılabileceğini göstermektir. Bu yolla, Gödel'in matematiksel düşünme diline kattığı göreceliğe rağmen, bu dilin kullanımının yararlı olduğu sürece devam edebileceği sonucuna ulaşılmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Saussure, Gödel, Popper, Dilbilim, Göstergebilim, Mantık, Matematik, Yanlışlama

DilbilimGödel, KurtMatematik+4
Zuhal Hazar
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
10
Master'sOpen AccessTR

Nesiller arası adalet: Rawls'cu bir savunma

Nesiller arası adalet sorunu felsefe, siyaset, ekonomi, sağlık, çevre, iktisat ve hukuk gibi birçok alanı ilgilendiren bir konudur. Bu sorun, gelecek nesillere karşı olan yükümlülükler, insan hakları, nüfus politikaları, kaynak kullanımları, tasarruflar ve tedbirler, çevre, iklim, ahlak gibi çeşitli konu başlıkları üzerinden incelenmektedir. Ancak bu konu üzerine yapılan çalışmalar, özellikle ulusal literatürde, henüz yeterli düzeyde değildir. Bu tez çalışması, nesiller arası adalet konusunu felsefi bir problem olarak ele alarak çevre, iklim, haklar, tasarruflar gibi konular üzerinden inceler. Bu bağlamda ilkin nesiller arası adalet kavramı, bu konuda geliştirilmiş lehte ve aleyhte görüşler incelenecektir. Daha sonra, nesiller arası adalet konusu on dokuzuncu yüzyıldan itibaren yaygın bir felsefi ve politik görüş olan faydacılık açısından incelenmektedir. Faydacı ahlak felsefecileri doğrudan nesiller arası adalet problemine değinmemelerine karşın birçok yorumcu faydacılığın bu konuda en radikal görüşü temsil ettiğini ileri sürer. Bu tezin amaçlarından biri faydacılığın nesiller arası adaletle ilgili görüşünün felsefi temellerini daha doğru biçimde ortaya koymaktır. Bu tezdeki felsefi dayanaklarımdan biri olan yirminci yüzyıl siyaset felsefesinin önde gelen düşünürlerinden John Rawsl'un hakkaniyet olarak adalet kuramı çerçevesinde nesiller arası adalet konusu ele alınmaktadır. Tezin son bölümünde ise, nesiller arası adalet konusu çevre, iklim ve sürdürülebilir nüfus bağlamında somut konular üzerinden incelenmektedir. Tez boyunca temellendirmeye çalıştığım görüşlerden biri şu ki nesiller arası adalet konusunda gelecek nesillere karşı sorumluluklarımızın olduğudur. Çünkü gelecek nesillerin var olmalarını ve yaşam standartlarını büyük ölçüde belirleyecek olan mevcut nesillerin yapacakları seçimler ve politikalar olacaktır. Anahtar Kelimeler: Adalet; çevre; faydacılık; gelecek nesiller; John Rawls

AdaletFaydacılıkFelsefe+2
Yağmur Aydın
Bartın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Leibniz'de epistemoloji, mantık ve matematik ilişkisi

Leibniz üzerine ulusal ve uluslararası literatürde yapılmış birçok çalışma mevcuttur. Bu başarılı çalışmaların varlığına karşın böyle bir incelemeyi yapmamızdaki amaç Leibniz'in mantık, matematik ve mekanik bilgi kapsamında doğru bilginin ölçütlerini spesifik olarak ortaya koymaktır. Ayrıca, bu problem temelinde Leibniz'in, Descartes, Kant ve Newton'dan farklılık ve benzerliğini inceleyerek bu konu çerçevesinde felsefe tarihindeki yerini Türkçe literatüre göstermektir. Bu doğrultuda, Leibniz'in mantıksal ve matematiksel doğruluklardan ne kastettiğini, mantıksal ve matematiksel doğruluklar ile epistemoloji arasında nasıl bir ilişki kurduğunu inceledik. Bu inceleme, 17. yüzyıl düşünce ortamında nesnel bilginin ölçütü haline gelen matematiksel bilgiyi Leibniz'in nasıl tanımladığını, aynı şekilde onun matematiksel önermeler, mantıksal önermeler ve epistemolojik önermeler arasında nasıl bir ilişki kurduğunu anlaşılması açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz. Özellikle son dönemlerde Leibniz üzerine yapılan çalışmalarda bu bağlamların eksik veya üzerinde fazla durulmayan noktalar olarak gördüğümüz için, bu çalışma ile o eksiği tamamlamayı amaçlıyoruz. Descartes ve Kant'ın kıyas mantığının yeni bir bilgi vermediğine ilişkin görüşünün aksine Leibniz, kıyas mantığının verilmiş olan akılsal ilkelerden yeni bilgi türettiğini ve bu bilginin sentetik a priori bir bilgi olduğunu savunur.

Necdet Ertik
Bartın University · Institute of Graduate Studies
2024
31
Master'sOpen AccessTR

İbn Haldun'un tarihçilik yöntemi

Bu çalışmanın amacı, tarih felsefesine ve tarihin bir bilim olarak konumlanmasına yönelik çabalara katkı sunan İbn Haldun'un tarihçilik yönteminin irdelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, İbn Haldun'un umran ilminin yardımıyla tarihsel olayların nasıl ele alınıp açıklanması gerektiğine yönelik düşünceleri bütüncül, sistemli ve sorgulayıcı bir biçimde incelenmiştir. İbn Haldun için tarih, belli bir döneme veya belli bir topluma ait olan olayların gerçekçi bir şekilde aktarılmasıdır. Bununla birlikte, somut, bireysel ve bilfiil yaşanmış tarihi olayların mantıklı bir şekilde yazılıp insanlara aktarılmasında salt bilgi yeterli değildir. Bilginin yanı sıra bir "ilkeler ve çerçeveler ilmi" nin de gerekli olduğunu düşünen İbn Haldun, bu "ilkeler ve çerçeveler ilmi" olarak umran ilmini ortaya koymuştur. Tarih, umran ilimine örnekleri/modelleri oluşturması için "veri malzemesi" hazırlar. Umran bilgini de, tarihçiye elinde olan verileri bilimsel bir şekilde yorumlayabilmesi için ihtiyacı olan nedensel açıklama örneklerini/modellerini verir. İbn Haldun'a göre umran ilmi tarihçi için "ilkeler ve çerçeveler ilmi" olmak durumundadır. Tarihçi umran ilmi yardımıyla tarihte yaşanmış, yaşanmakta olan ve yaşanması muhtemel olan olaylar arasında nedensel bağlantılar kurmalıdır. İlerlemeci çizgisel tarih anlayışına karşıt olarak döngüsel bir tarih anlayışını savunan İbn Haldun'a göre, tabiatta olduğu gibi insanlık tarihinde de meydana gelen her olayın mutlaka bir oluş nedeni vardır ve bu neden, kendinden sonra meydana gelecek olayların da sebebi durumundadır. İbn Haldun öne sürdüğü metodolojiyle, tarih ilmini ahlaki nasihatlerle sınırlı hikâyecilikten çıkarıp, bilimsel temeli olan bir açıklamaya dayandırmıştır. Ortaya koyduğu tarih anlayışıyla kendinden sonra gelen pek çok önemli düşünürü etkileyen İbn Haldun, nedenselci/tümevarımcı bilim anlayışının 14. yüzyıldaki uygulayıcısı olmuştur.

NedensellikTarihTarih felsefesi+3
Fatih Özdemir
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Spinoza ontolojisi bağlamında yapay zekânın imkânı

Son yıllarda oldukça ön planda olan yapay zekâ çalışmalarının odak noktasında bulunan insan ve zihni sorunu felsefi anlamda tartışılması gereken konular arasında bulunmaktadır. Bu bakımdan insanın ne olduğu ve insanın en önemli özelliği olan zihinselliği, zihin felsefisi açısından irdelenmektedir. Zihnin ontolojik konumu yapay zihnin imkânını ya da olanaksızlığını gösterir. Yapay zekâ çalışmalarının temel noktası, insan gibi eylemde bulunan bilgisayar destekli makineler üretmekten daha ötede, yapay zihne odaklanmaktadır. Bu bakımdan yapay zekâ çalışmaları, insanın üst bilişsel süreçlerinin de makineler tarafından gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır. Bu yüzden insanın üst bilişsel süreçleri olan anlama, yorumlama ve değerlendirme gibi durumların doğal süreçte açıklanması ve yapay halinin imkânı sorgulanması gerekmektedir. Çalışmamızda zihnin ontolojik statüsünü bedenden ayrı bir düzlemde ele almayan Spinoza'nın zihin hakkındaki düşüncelerinden yola çıkarak, yapay zihnin imkânı sorgulanmaktadır. Doğada bir determinizm var olduğu için varolanların meydana geliş durumları zorunlulukla gerçekleşmektedir. Çünkü Spinoza'ya göre Tanrı'nın özü, onun varoluşudur. Tanrı ya da Doğa'nın görünüşlerinden ibaret olan tüm var olanların bu zorunluluğa tabi olduğu ortaya konulacak ve insanların eylemlerinin zorunluluğu ile ahlakiliği değerlendirilecektir. Bu bakımdan yapay zekânın da aynı zorunlulukla eylemlerindeki ahlaki durumu ele alınacaktır. Bunun yanında insanı bir modus olarak ele alan Spinoza'nın felsefesinde bilgisayar destekli yapay zekânın da bir modus olarak değerlendirilebileceği bu yapay zekânın ontolojik olarak insandan daha alt düzeyde konumlandırılamayacağı açıklanacaktır. İnsanın duygu durumlarının bir robotta da olabileceği ortaya konulacak ancak bu duygu durumlarının insanın rasyonel varlığını tamamlayıcı unsur olmadığı ifade edilecektir. Tüm bunlar ifade edilirken yapay zekânın ontolojik konumunun, ontolojik sınırları belirsiz bir evren ortaya çıkaracağı açıklanacaktır.

Beden-zihin problemiOntolojiSpinoza, Baruch+2
Abdurrazak Gültekin
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hilmi Ziya Ülken ve John Dewey'in eğitim felsefelerinin mukayesesi

Hilmi Ziya Ülken ve John Dewey eğitim felsefesi alanında adından söz ettirmiş ve eğitime dair görüşlerinin günümüzde de geçerliliğini koruduğu iki önemli filozoftur. Eğitim felsefesinde benimsedikleri fikir ve yöntemler ile eğitimi dinamik, sosyal yaşamla ilişkili, eşitlikçi ve topluma iyi hazırlanmış bireyler yetiştirme noktasında ileri taşımayı amaçlamışlardır. Bunu yaparken evrensel ve yeniliğe açık yöntemler benimsemişlerdir, bununla birlikte içinde yetiştikleri kültürün eğitim yapısının gereklerini de gözetip mevcut durumda sorun olduğunu düşündükleri yöntemleri eleştirmişlerdir. Bu çalışma iki filozofun felsefesi ve eğitim felsefesinin incelenmesiyle, ikisinin eğitim felsefesinin benzer ve farklılıklarının tespit edilmesine yönelik bir mukayesedir. Anahtar Kelimeler: eğitim, kültür, pragmatizm, eğitim felsefesi, ilerlemeci eğitim

Dewey, JohnEğitim felsefesiFelsefe+2
Demet Güleç
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Platon'dan Hugo Grotius'a haklı savaş düşüncesi üzerine eleştirel bir inceleme

Bu çalışmanın amacı, Batı siyaset felsefesi geleneğinde bir meşruiyet temeli olarak ortaya konulmuş olan haklı savaş düşüncesinin felsefi kökenlerini açığa çıkarmak ve onları eleştirel bir incelemeye tabi tutmaktır. Haklı savaş düşüncesi günümüz siyasi gerçekliği açısından Amerika Birleşik Devletleri'nin özellikle Ortadoğu coğrafyasında yürütmüş olduğu savaşların meşruiyet zemini olmuştur. Bu açıdan çalışma ikinci olarak ABD'nin başlatmış olduğu savaşlarda esas aldığı bu savaş mantığının düşünsel soy kütüklerini ortaya koymayı ve böylelikle günümüzdeki politik gerçekliği daha iyi anlamaya katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Çalışmanın araştırma izleği kapsamında Platon ve Hugo Grotius arasında ve dört tarihsel dönem çerçevesinde yer verdiğimiz sekiz düşünür çalışmanın sınırlarını belirlemektedir. Çalışmada haklı savaş düşüncesinin politik bir tahakkümü mümkün kılan bir işlevi olduğu, belirli siyasi yapıların emperyal bir düzene kavuşmasını meşrulaştırdığı ve müdahale savaşlarına oldukça yoruma açık bir şekilde haklılık kazandırdığı argümanı temellendirilmeye çalışılmaktadır. Çalışmada sonuç olarak ilkin Batı siyaset felsefesi geleneğinde haklı savaş düşüncesinde başvurulan kavram ve argümanlar açısından bir süreklilik hattı olduğu anlaşılmıştır. Bu süreklilik hattında doğa, doğal hukuk ve uluslararası hukuk düşüncesinin savaşa haklılık kazandıran üç düşünsel temel olduğu fakat bunların felsefi açıdan güçlü olmayan temellendirmeler barındırdığı sonucuna varılmıştır. Yine günümüzde savaş konusunda yaşanan politik gerçekliğin düşünsel temelleri olduğu anlaşılmıştır. Son olarak uluslararası düzeyde söz sahibi olan siyasi yapılarda savaşın haklılığı konusunda yürütülecek tartışmalarda, bir yandan Habermasçı müzakereci demokrasi modeline ihtiyaç duyulurken diğer yandan bu tarz siyasi yapıların ulusların savaş başlatmasını önleyecek caydırıcı mekanizmalara sahip olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Haklı Savaş Düşüncesi, Doğa, Doğal Hukuk, Uluslararası Hukuk.

Doğal hukukEleştirel düşünceGrotius, Hugo+5
Musa Azak
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

John Stuart Mill'de eğitim ve bireysel özgürlük

'Özgürlük' ve 'eğitim' kavramlarının ikisi de doğrudan doğruya insan gerçekliğini yakından ilgilendirdiği için felsefe ve düşünce tarihinde birçok düşünürün gündeminde yer almıştır. Bu çalışma, bahsedilen iki kavram arasındaki ilişkiyi John Stuart Mill ve 'faydacılık' bağlamında incelemektedir. Mill, ifade özgürlüğü ve faydacılık tarihinde abidevi bir düşünür olarak değerlendirilmektedir. Faydacılık, ahlakın temelini 'hazzı artırma ve acıdan kaçınma' şeklinde belirleyen ve mutluluğu nihai hedef olarak benimseyen sonuççu bir ahlak felsefesi yaklaşımıdır. Mill bilhassa, kendisinden önce Jeremy Bentham tarafından sistematize edilen faydacılığa, 'yüksek' ve 'düşük' hazlar ayrımı ile liberalizme de 'toplum içindeki birey' üstüne geliştirdiği düşünceleri ile büyük katkılarda bulunmuştur. Bireyin 'yetkinliği' ve 'otonomisi' konusundaki vurgularından dolayı, faydacılık akımının dışına taşan bir ahlak yaklaşımı geliştirmekle eleştirilmiştir. Ne var ki, bu eleştiriler onun her alanda ulaşmaya çalıştığı 'sentez' anlayışını göz ardı etmektedir: Ahlak alanında faydacılık ile Romantik deontolojinin uzlaştırılması, liberalizmde negatif ve özgürlük anlayışları arasında bir köprü kurma ve son olarak eğitim yaklaşımlarında çevreselcilik ile liberal eğitimin bir kombinasyonunu oluşturma. Mill, babası James Mill tarafından 'sıra dışı' bir eğitime tabi tutularak yetiştirilmiştir. Eğitimin hayati önemine inanmış bir filozoftu fakat o, müstakil bir eğitim felsefesi veya teorisi geliştirmiş değildir. Öte taraftan Mill, eğitimin 'geniş' anlamına odaklandığı için, onun, bireyin 'gelişimi' ve 'özgürlüğü' konusunda ortaya koyduğu bütün fikirler aynı zamanda eğitim anlayışının temelini ve çerçevesini oluşturan argümanlar olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Mill'in, bütün felsefi görüşlerini faydacılık merkezli geliştirdiği gerçeğinden hareketle, birinci bölümde, onun faydacılık geleneğinde yeri ve farklılığı bu anlayışa katkıları ile beraber incelenmektedir. İkinci bölüm, Mill'in 'özgürlük' anlayışını farklı boyutlarıyla ortaya çıkarmak için 'liberalizm', 'bireysellik', 'çoğunluğun tiranlığı', 'otonomi', 'paternalizm' ve 'cinsiyet eşitliği' terimlerinin tartışılmasına odaklanmaktadır. Üçüncü bölümde, Mill'in eğitim anlayışı, liberalizm, faydacılık ve otonomi ile olan ilişkilerine özel vurgu yapılarak incelenmektedir. Sonuç ve değerlendirme bölümünde, Mill'in ahlak, özgürlük ve eğitim görüşleri genel ve bütüncül bir bakış açısı ile incelenmektedir.

Ahlak felsefesiEğitim felsefesiMill, John Stuart+4
Fatih Öztürk
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessEN

Terapötik Felsefe: Wittgenstein ve Heidegger

Considering comparative studies in philosophy, the relationship between philosophies of Ludwig Wittgenstein and Martin Heidegger has a remarkable place in history. In this thesis, I attempt to discuss their philosophies to reveal their common suggestion to philosophy, which could be understood as a cure to the misleading formulations of philosophical problems. Their philosophical method begins with giving attention to the pre-theoretical attitude of human beings in ordinary life, in evaluating the philosophical notions. To explain, by way of beginning with this pre-theoretical attitude, both attempts to expose the bases of philosophical problems. The core point is to reveal that the insight of the starting point of the Heideggerian philosophy could be correctly apprehended by considering him as a Wittgensteinian therapist. Despite the commonalities of these two philosophers, there are considerable differences between them because of their aims and backgrounds in philosophy. Because of these differences, Heidegger provides the therapeutic philosophy with an "existentialist dimension. That is to say, Heidegger goes one step further, after emphasizing everyday life in approaching the problems and complexities of our language and thought. This step can be understood by questioning one's actions in daily life. Thus, it goes beyond exactly where Wittgenstein left off, turns to our tool of dissolution (everyday life) itself, and questions what we do with it in order to reveal the fundamental being of Dasein and its world. When this is considered a treatment of "inauthentic" being, the existential dimension of therapy is added to the picture. Keywords: Wittgenstein, Heidegger, therapeutic philosophy, fundamental ontology, philosophical illnesses

Heidegger, MartinTherapeutic philosophyWittgenstein, Ludwig
Büke Temizler
Middle East Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00