
721
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Akut böbrek hasarında aday miRNA ekspresyon profilinin, hücre hattı modellemesi kullanılarak araştırılması
Amaç: Kontrasta bağlı akut böbrek hasarı [Kİ-ABH] klinik komplikasyon olup artmış mortalite, uzamış hastanede yatış ve artan tıbbi maliyetlerin önemli bir nedenidir. Kİ-ABH'da etkili müdahaleler almak için erken teşhis ve koruyucu önlemler kilit öneme sahiptir. Tanı yaygın olarak kullanılan fakat renal hasarın gerçek zamanının gerisinde kalan ve erken tanı ve müdahaleleri ciddi şekilde etkileyen serum kreatinin seviyelerine bağlıdır. MikroRNA'nın [miRNA] erken Kİ-ABH tanısında yararlı bir biyobelirteç olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda Kİ-ABH'da miRNA ekspresyon profilinin oluşturulması ve biyobelirteç olabilecek yeni miRNA'ların saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda insan böbrek tübüler epitelyal HEK-293T hücreleri, Kİ-ABH hücre modeli oluşturmak için ioheksol ile muamele edildi. Hücre canlılık testi uygulaması sonrasında, kültüre edilen hücrelerden RNA izolasyonu yapıldı. miRNA microarray ile ekspresyon profillendirmesi gerçekleştirildi. Bulgular: HEK-293T hücrelerine kontrast madde olarak ioheksol verilip hücre canlılık testi uygulandığında, hücre morfolojisinde değişiklik olmadığı gözlemlendi. Hücrelerden RNA izolasyonu sonrasında, miRNA PCR array ile ekspresyon profillendirmesi değerlendirildiğinde, 20 miRNA'nın downregüle ve 6 miRNA'nın upregüle olduğu saptandı. Analiz sonucunda anlamlı değişim saptanmış 3 miRNA (miR-378a-3p, miR-182-5p, miR-23b-3p) real-time PCR yöntemi ile valide edilmiştir. Üçlü tekrar edilen örneklerden two-way ANOVA ve paired t-test yöntemleri kullanılarak istatistiksel analizler gerçekleştirilmiş olup, sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (**p< 0.01). Sonuçlar: Literatüre bakıldığında kontrast nefropati çalışmalarında saptanmayan bu miRNA'lardan miR-182-5p, miR-221-3p, miR-151a-5p, miR-181b-5p, miR-23b-3p, miR-103a-3p, miR-23a-3p, miR-378a-3p, miR-191-5p, miR-17-5p nefrotoksinler, sepsis, I/R hasarı gibi farklı etyolojilere bağlı ABH modellerinde saptandığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Akut böbrek hasarı, kontrast nefropati, miRNA
Demanslı hastanın beslenmesine yönelik verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma demanslı hastaların bakım vericilerine yönelik yürütülen beslenme eğitim programının demanslı hastanın beslenme güçlüğü, beslenme durumu, yutma güçlüğü, sarkopeni durumu, antropometrik ölçüm değerleri ve bakım vericinin bilgi düzeyi üzerine etkinliğinin araştırılması amacıyla yürütüldü. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma ön test-son test tasarımında randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışma 69 hasta ve bakım verici ile yürütüldü (girişim grubu=31, kontrol grubu=38). Girişim öncesi ve sonrasında girişim ve kontrol gruplarından Tanımlayıcı Bilgi Formu, Edinburgh Demansta Beslenme Değerlendirme (EdFED) Ölçeği, Mini Beslenme Değerlendirmesi, Multipl Sklerozda Disfaji Değerlendirme Ölçeği ve Sarkopeni Tarama Testi (SARC-F) kullanılarak veri toplandı. Girişim grubu üç ay boyunca standart bir eğitim programı aldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, medyan ve çeyrekler arası aralık değerleri kullanıldı. İki grup arasındaki fark bağımsız gruplarda Mann-Whitney U testi ile değerlendirildi. Bağımlı gruplarda değişim Wilcoxon İşaretli Sıra Testi ile değerlendirildi. Bulgular: Bakım vericilere yönelik yürütülen Demansta Beslenme Eğitim Programı'nın, hastanın beslenme durumunu, sarkopeni durumunu, bel çevresi, kalça çevresi, baldır çevresi ve bel boy oranında azalmayı iyileştirmede etkili olduğu, bakım vericinin demansta beslenme bilgisini arttırdığı (p<0,05); beslenme güçlüğünü ve yutma güçlüğünü azaltmada, vücut ağırlığında ve beden kütle indeksindeki azalmayı iyileştirmede etkili olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuçlar: Çalışma sonuçlarına göre bakım vericilere yönelik yürütülen Demansta Beslenme Eğitim Programı'nın hasta ve bakım vericileri üzerinde etkili olduğunu söylemek mümkündür. Anahtar Sözcükler: Demans, bakım verici, beslenme, yeme, eğitim.
Romatoid Artrit (RA) ve Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) hastalarında bor bileşenlerinin Treg ve Th17 hücre popülasyonuna olan etkisi
Amaç: Bor bileşenlerinin anti-inflamatuvar, immünmodülatör etkisi olduğu bilinmektedir. Pek çok hayvan ve insan araştırmaları Borik Asit (BA) ve Kalsiyum Fruktoborat (CaF)'ın otoimmünitede yardımcı T hücreler üzerinde etkisi olduğuna işaret etmektedir. Çalışmamızda Romatoid Artrit (RA) ve Sistemik Lupus Eritematozis (SLE) hastalarının periferik kan örneklerinden izole edilen mononükler hücrelerde BA ve CaF'ın Treg (CD4+Foxp3+) ve Th17 (CD4+Ror-γt+) hücre popülasyonuna olan etkisi ve ilişkili sitokinlerdeki değişiklikleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza yeni tanı SLE (n=5), RA (n=10) hastaları ve Sağlıklı bireyler (n=9) dahil edilmiştir. Gönüllüler üç gruba ayrıldı: SK (Sağlıklı Kontrol) Grubu, SLE Grubu, RA Grubu. Çalışmaya katılan tüm bireylerden gönüllü onam formu alındı ve kan örnekleri alınıp periferik kan mononükler hücre (PKMH)'ler izole edildi. İzole edilen hücreler kültür ortamında düşük doz (100 uM BA ve 250 uM CaF) ve yüksek doz (1000 uM BA ve 2500 uM CaF) olmak üzere BA ve CaF'ya maruz bırakıldı. 48 saat maruziyet sonrası flow sitometri ile Treg ve Th17 hücre popülasyonu incelendi. Kültür ortamındaki IL-2, IL-6, IL-17, IL-23, TNF-α ve TGF-β düzeyleri ELİSA yöntemi ile test edildi. Bulgular: Çalışmanın sonunda yüksek doz BA Treg popülasyonunu artırma eğilimindedir. BA sağlıklı bireylerde Th17 hücre popülasyonu azaltıcı etki gösterdi. Ancak hem BA hem CaF farklı dozlarda RA ve SLE Gruplarında Th17 popülasyonu artırıcı etki göstermiştir. Sağlıklı kontrollerde yüksek doz BA Treg/Th17 oranını artırmıştır ancak RA ve SLE grubunda aynı etkiyi gösteremediği bulundu. Farklı doz BA ve CaF uygulaması değişken düzeyde sitokin ağına etki etmiştir. Sonuçlar: BA ve CaF CD4+ T hücrelerde hem Foxp3 hem Ror-γt düzeylerine etki ederek otoimmün hastalıklarda Yardımcı T hücre farklılaşmasına ekti edebilmektedir. Bu alandaki ilk bulgularımız BA ve CaF'ın düşük dozlarda TNF-α düzeyini azaltmıştır ve bu sonuç onların otoimmün hastalıkların tedavisine olumlu katkı sağlayabileceğini göstermektedir.
Profesyonel futbolcularda farklı yoğunluklardaki foam roller modelleri kullanımının hamstring kas sertliği ve esnekliği üzerine akut etkilerinin incelenmesi
Amaç: Profesyonel futbolcularda farklı yoğunluklardaki Foam Roller modelleri kullanımının hamstring kas sertliği ve esnekliği üzerine akut etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Futbol Kulübünde oynayan 18-40 yaş aralığında ki 21 erkek profesyonel futbolcuya, Myoton Pro cihazı kullanılarak hamstring kas sertliği ve unilateral otur- uzan testi ile hamstring kasının esnekliği değerlendirildi. Sporcular randomize olarak yedişer kişiden oluşan yumuşak, orta ve sert yoğunluklu Foam Roller kullanılmak üzere gruplara ayrılmıştır. Sporcular dominant taraf hamstring kasında birer dakikalık iki setten oluşan yöntemi uygulamıştır. Ölçümler uygulama öncesi [UÖ] ve uygulama sonrası [US] olmak üzere iki kez yapılmıştır. Bulgular: Futbolcuların kas sertliği ölçümü UÖ ortalaması 16,26 N/m ve US ort.'sı 16,17 N/m olarak belirlendi. Esneklik ölçümü UÖ ort.'sı 28,36 cm ve US ort.'sı 31,05 cm bulundu. Ön test ve son test ortalama ölçüm zamanlarına göre kas sertliği için istatistiksel farklılık göstermediği (p>0,05) fakat esneklik için istatistiksel açıdan farklılık gösterdiği (p<0,05) belirlendi. İki yönlü ANOVA testi sonucunda; farklı yoğunluklarda uygulanan foam roller modelleri arasında kas sertliği ve esneklik üzerine istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığı tespit edildi (p> 0,05). Sonuçlar: Kas esnekliğinin artırılması için foam roller uygulamasının önemli olduğunu ancak farklı yoğunluklarda uygulanan foam roller modelleri arasında kas sertliğinin giderilmesi ve esnekliğin artırılması açısından fark olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: esneklik, kas sertliği, köpük yuvarlama, myoton pro, spor
Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin çocuk sevme ile mesleki etkililik düzeylerinin karşılaştırılması
Amaç: Beden eğitimi ve spor öğretmenlerin çocuk sevme durumlarının meslekte etkili olmalarını etkileyip etkilemediğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Manisa ilinde 2021–2022 eğitim-öğretim yılında ortaokul, lise okullarında görev yapan 201 beden eğitimi ve spor öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli ve kolayda örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, Barnett Çocuk Sevme Ölçeği ve Beden Eğitiminde Öğretmen Etkililiği Öz-Değerlendirme Ölçeği (BEÖE-ÖD) kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların çocuk sevme ve mesleki etkililik özdeğerlendirme ölçek puanları yüksek bulunmuştur. Çocuk sevme düzeyleri ile cinsiyet ve çocuk sayısı degişkenleri arasında fark tespit edilmiştir. Mesleki etkililik ile çocuk sayısı değişkeni arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Çocuk sevme ile mesleki etkililik arasında pozitif fakat düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Sonuçlar: Çocuk sevme düzeyini etkileyen özelliklerden cinsiyet ve çocuk sayısı dışında diğer değişkenlerde anlamlılık tespit edilmemiştir. Bu farklılık kadın öğretmenler ve çocuğu olan öğretmenlerin lehinedir. Mesleki etkililik öz değerlendirme düzeyini etkileyen özelliklerden çocuk sayısı dışında diğer değişkenlerde anlamlılık tespit edilmemiştir. Öğrenci-öğretmen değerlendirmesi alt boyutunda bir çocuğu olan öğretmenlerin iki veya daha fazla çocuğu olan öğretmenlerden kendilerini daha fazla etkili gördükleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Beden Eğitimi, Öğretmenlik, Spor, Çocuk Sevme, Sevgi, Mesleki Etkililik
Hemşirelik öğrencilerinin human papilloma virüsü ve aşıları hakkında bilgi düzeyleri ve tutumlarının incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı hemşirelik öğrencilerinin Human papilloma virüsü [HPV] ve aşıları hakkında bilgi düzeyleri ve tutumlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 527 hemşirelik öğrencisi ile yürütülmüştür. Veriler öğrencilerin tanıtıcı özellikleri soru formu ve "Human Papilloma Virüsü Bilgi Ölçeği" ile toplanmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %57,7'si Human papilloma virüsü'nü, %45,0'ı Human papilloma virüsü testini ve %52,8'i Human Papilloma Virüsü aşısını duyduğunu belirtmiştir. Human Papilloma Virüsü Bilgi Ölçeği toplam puan ortalaması kadın, 20 yaş üzerinde olan, dördüncü sınıfta eğitim alan, sosyal güvencesi olan, cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında bilgisi olan, Human papilloma virüsü hakkında eğitim alan, derslerde Human Papilloma Virüsü konusunun işlendiğini belirten öğrencilerde istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada öğrencilerin Human Papilloma Virüsü ve aşıları konusunda bilgi seviyelerinin düşük olduğu belirlenmiştir.
Kısa süreli antrenman protokollerinin atletik performans üzerine subakut etkisi
Amaç: Günümüzde spor branşlarının müsabakalarının düzenlenme sıklığının artması yıllık antrenman planları dahilinde hazırlık döneminin kısalmasına neden olmuştur. Bu nedenle subakut sürede yüksek yoğunlukta uygulanabilir antrenman yaklaşımlarının araştırılması gereği doğmuştur. Çalışmamızın amacı Limit Stabilite Antrenman (LST) yaklaşımıyla hazırlanmış 10 günlük antrenman planının atletik performans üzerine kısa süreli etkilerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma kahverengi kuşak ve üzeri kemer seviyesine sahip 19 yetişkin karate sporcusunun katılımıyla (Yaş: 19.3±1.6, Vücut Ağırlığı: 64.7±16.6 kg, Boy: 164.6±9.7 cm) gerçekleşmiştir. Katılımcılar 10 sporcu Limit Stabilite Antrenman Grubu (LSTG), 9 sporcu Kontrol Grubu (KG) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. LSTG sporcularına 10 gün süren ve 18 antrenmandan oluşan bir LST antrenman programı uygulanmıştır. KG sporcularına eşdeğer antrenman yükü, süresi ve sıklığında karate antrenmanı uygulanmıştır. Her iki grup için dikey sıçrama, dinamik denge, yumruk ivmelenmesi, aerobik dayanıklılık ve eklem hareket açıklığı (EHA) parametreleri familirizasyon, ön-test, son-test ve antrenman programı bitiminden 10 gün sonra takip testi uygulamalarıyla ölçümlenmiştir. Bulgular: Ölçümlerden elde edilen verilere göre yapılan analizler sonucunda atletik performans parametrelerinin hiçbirinde düşüş görülmezken, Counter Movement Jump (CMJ), non-dominant ekstremite dinamik denge, aerobik dayanıklılık, EHA dominant abdüksüyon (Abd.) ve EHA non-dominant fleksiyon (Flex.) parametrelerinde anlamlı pozitif farklılık bulgulanmıştır (p<0,05). Sonuçlar: Elde edilen bulgular LST yaklaşımının kısa süreli antrenman yüklemesi ile atletik performansta pozitif gelişmelere neden olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Limit Stabilite Antrenman, LST, Atletik Performans, Karate
Bazı bor bileşiklerinin COVİD-19 hücre girişinde rolü olan transmembran serin proteaz 2 (TMPRSS2) üzerine etkisinin akciğer fibroblast hücrelerinde incelenmesi
Amaç: Bor bileşikleri bor sitrat ve bor malatın MRC-5 akciğer fibroblast hücre hattı üzerinde gen düzeyinde SARS Koronavirüs 2 [SARS-CoV-2]'nin hücre girişinde önemli rolü olan Transmembran Serin Proteaz 2 [TMPRSS2]'ye olan ve anti-enflamatuvar yolak üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bor bileşiklerinin MRC-5 hücre hattındaki sitotoksik etkisi 3-4,5-dimetil-tiyazolil-2,5-difeniltetrazolyum bromür [MTT] yöntemi ile ölçülmüştür. Hücreleri stimüle etmek için tümör nekroz faktör-α [TNF-α] kullanılmış ve gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu [RT-PCR] ile gen ekpresyon düzeyleri ölçülmüştür. Elde edilen veriler Microsoft Excel programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: MTT analizinde kullanılan konstantrasyonların hiçbirinde, normal sağlıklı fibroblast hücre hattı olan MRC-5 hücrelerine, bor bileşiklerinin herhangi bir negatif veya toksik etkisi görülmemiştir. • Bor sitrat ve Bor malat TMPRSS2'yi inhibe etmiştir. Bor malat ACE2'yi inhibe ederken, Bor sitrat uygulamasında önemli bir değişiklik olmamıştır. TNF-α ile indüklenen hücrelerde bor sitrat ve bor malat bileşiklerinin her ikisinin de CatS ve CatB gen seviyesini inhibe ettiği bulunmuştur. • Bor sitrat ve bor malat bileşiklerinin IL-1𝛽 ile IL-1𝛼 gen ekpresyon seviyelerini inhibe ettiği ve IL-6 gen ekpresyon seviyesini arttırdığı görüldü. Bor malatın ve bor sitrat NFκB-p50 ekpresyonunu artırdığı fakat NFκB-p65, IκB gen ekpresyon düzeylerini azalttığı saptanmıştır. • Sonuçlar: S protein aracılıklı hücre füzyonunun engellenmesinde bor malatın, bor sitrata göre daha etkili olabileceği anlaşılmaktadır. Yeni çalışmalar ile ACE2 inhibitörünün potansiyelinin değerlendirilmesi önerilir. Covid-19 pandemisi ile mücadelede bor malat ve bor sitratın potansiyel ajanlar olabileceği düşünülmüştür
Gebelikte bulantı kusmanın yaşam kalitesi ile gebelik ve anneliğe uyumuna etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı gebelikte bulantı kusmanın yaşam kalitesi ile gebelik ve anneliğe uyuma etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan bu çalışmanın evrenini İzmir ilinde bir üniversite hastanesine 2019 yılında başvuran 1738 gebe oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü evreni bilinen formül kullanılarak %95 güven aralığı, %5 standart sapma ile 315 gebe olarak belirlenmiştir. Çalışmada kadınların tanıtıcı özellikleri soru formu, Short-Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada gebelikte bulantı kusmadan olumsuz etkilendiğini belirten kadınlarda rol güçlüğü (fiziksel), sosyal fonksiyon, ağrı ve genel sağlık puan ortalamaları düşük bulunmuştur. Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 146,2 ± 30,1 olup, bu puan ortalaması evde dört ve üzeri kişi yaşayan, eşin yaş grubu 28 ve üzerinde olan, dört ve üzerinde gebeliği ve çocuğa sahip olan, istemeden gebe kalan ve eşi ile uyumsuz olduğunu ifade eden kadınlarda istatistiksel anlamlı olarak yüksek olup, bu kadınların anneliğe uyumunun yetersiz olduğu saptanmıştır. Gebeliğin kabulü alt boyut puan ortalaması bulantı kusmadan olumsuz etkilendiğini belirten kadınlarda yüksek bulunmuştur. Sonuç: Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği toplam puanı ile mental sağlık ve vitalite arasında orta ve negatif yönlü diğer alt boyutlar ile düşük korelasyon saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği, Short-Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Gebelikte bulantı kusma, gebelik ve anneliğe uyum
Annelerin doğum sonu güvenlik hisleri ve etkileyen faktörler
Amaç: Annelerin doğum sonu dönemdeki güvenlik hislerini ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Araştırma evrenini Manisa Şehzadeler İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı bir Aile Sağlığı Merkezi'nde bir yıl içerisinde doğum yapan anneler oluşturmuş (N:330) ve örnekleme 200 anne dahil edilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile Kişisel Bilgi Formu ve Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde; sayı, yüzde, bağımsız gruplarda t testi ve MannWhitney U testi, üç ve daha fazla grubu olan değişkenlerde Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalamasının 27,82±5,23, evlenme yaş ortalamasının 21,40±3,58 olduğu ve annelerin %89'unun çalışmadığı, %31'i ilköğretim mezunu, %28,5'i ortaokul mezunu olduğu bulunmuştur. ADSGHÖ toplam puan ortalaması 51,24±9,65 olarak bulunmuştur. Annelerin ölçekten aldıkları en düşük puan 27 en yüksek puan 70 olarak bulunmuştur. Ölçekte en yüksek puan ortalamasını alan alt boyut güçlendirici davranış iken en düşük puan ortalamasını alan alt boyut emzirme davranışı olarak belirlenmiştir. Annelerin doğum sonu güvenlik hislerinin gebelik ve doğum sonu dönemde eşinden ve ailesinden fiziksel ve duygusal destek alma durumu ile ilişkili bulunmuştur. Sonuçlar: Annelerin güvenlik hislerinin genel olarak yüksek olduğu, gebelik ve doğum sonu dönemde eşinden ve ailesinden destek alan annelerin güvenlik hislerinin olumlu yönde etkilendiği sonucuna varılmıştır.