
659
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
COVİD-19 sonrası kadınlarda premenstrüel sendrom görülme sıklığının ve yaşam kalitelerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma; Covid-19 geçiren kadınların Covid-19 sonrası premenstrüel sendrom (PMS) görülme sıklığı ve bu sendromun şiddetinin belirlenmesi, hastalığın kadınların yaşam kalitesine etkilerini incelemek ve çözümler sunmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Yapılan araştırma; Manisa İl Merkezi Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Polikliniklerine başvuran 384 hasta ve hasta yakınları ile Eylül 2022- Eylül 2023 tarihleri arasında yürütülen, tanımlayıcı kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Premenstrüel Sendrom Ölçeği" ve "EUROHIS-QOL Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak, çalışmada elde edilen verilen toplanmıştır. Veriler yüz yüze anketler aracılığıyla toplanıp, IBM SPSS Statistics Standard Concurrent User V 26 istatistik programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan bu çalışmada; yaşam kalitesi ölçeği toplam puanına göre Covid-19 öncesi toplam 27,55±5,38 iken Covid-19 sonrası ise toplam 27,52±5,48 olarak saptanmıştır. PMS ölçeği toplam puanına göre ise Covid-19 öncesi toplam 133,44±37,26 iken Covid-19 sonrası toplam 135,46±36,85'tir. Araştırmaya katılan kadınların Covid-19 sonrası adet süresi ile Depresif Duygulanım, Anksiyete, Yorgunluk, Depresif düşünceler, Ağrı, İştah Değişimleri, Uyku Değişiklikleri, PMSÖ Toplam ve EUROHIS-QOL Toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0,05). Kadınların PMS ölçeği ve yaşam kalitesi ölçeği puanları arasındaki ilişki incelendiğinde, negatif yönlü orta düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki olduğu (r= -0,342 p<0.01) saptanmıştır. Sonuçlar: Covid-19 geçiren kadınlarla yapılan bu çalışmada, Covid-19 sonrası PMS yaşama durumunda anlamlı bir fark olmadığı ancak PMS ve Covid-19 ile ilişkili olarak yaşam kalitelerinin olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, SARS-CoV-2, PMS, Yaşam Kalitesi, Menstruasyon Döngüsü
Taekwondoya özgü bir saha testi modellemesi
ÖZET Yüksek Lisans Tezi Taekwondo'ya Özgü Bir Saha Testi Modellemesi Sümeyra DURMAZPINAR Manisa Celal Bayar Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Antrenörlük Eğitimi Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Erkan GÜNAY Amaç: Literatürde yer alan sınırlılıklar nedeniyle taekwondo müsabakaları sırasında ihtiyaç duyulan temel fizyolojik ve motor özelliklere göre tasarlanmış; kolay uygulanabilen, zamansal ve maliyet açısından ekonomik bir test geliştirmek ve bu test sonuçlarına göre taekwondo sporcularının uygunluk düzeylerinin belirlenmesine olanak sağlamaktır. Metot ve yöntem: Çalışmada 12 erkek müsabık taekwondo sporcusunun ilk olarak demografik ve antropometrik özelikleri ölçülmüştür. Ardından araştırmacı tarafından taekwondoya özgü performans ölçümü için dizayn edilen, 4m2 bir alanda ses sinyali ile kontrol edilen, katılımcının maksimum eforla taekwondoya özgü vuruş tekniklerini toplam 6 set üzerinden 20 saniye efor, 10 saniye pasif dinlenme bölümleri arasında, uygulama prensibine dayalı tamamlanan Taekwondo Performans Testi uygulanmıştır. TPT'nin fizyolojik ve motor özelliklerle olan ilişkisinin ortaya konması için; aralıklı fitness düzeyi ve indirekt olarak aerobik kapasiteyi ölçmek amacıyla 30-15 aralıklı koşu testi, anaerobik kapasiteyi ölçmek için Wingate testi, çeviklik ölçümü için Illinois testi ve nöromüsküler performans ölçümü için countermovement sıçrama testi uygulanmıştır. Bulgular: TPT toplam vuruş, maksimum ve minimum vuruş değerleri ile antropometrik ölçümler (Beden Kütle İndeksi, yağ yüzdesi ve yağ kütlesi) arasında negatif yönde korelasyon bulundu. Ayrıca TPT tüm değerleri ile 30-15 aralıklı koşu testi final koşu hızı, toplam mesafe, toplam koşu süresi ve tahmini maksimum oksijen tüketimi (VO2 maks.) arasında pozitif yönde korelasyon tespit edildi (p<0.05). Diğer taraftan TPT tüm değerleri ile Dikey sıçrama, çeviklik ve Wingate test sonuçları arasında korelasyon bulunmadı (p> 0.05). Yapılan regresyon analiz sonuçları toplam ve maksimum vuruş sayısının tahmini VO2 maks. varyansın önemli bir kısmını açıkladığı görülmüştür (p<0.05). Bland-Altman analizi ve one sample t testi sonuçları, 30-15 aralıklı koşu testi tahmini VO2 maks. ve TPT'den hesaplanan tahmini VO2 maks. değerleri arasında 𝑑̅ miktarı (𝑑̅ = 0,05) açısından sıfırdan anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir (p <0,95). Sonuç: Araştırma bulguları TPT'nin taekwondo müsabakasında ihtiyaç duyulan yüksek şiddetli iş yüklerine toleransı ve yükler arası toparlanma kabiliyetini belirlemede bir ölçüm aracı olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Ayrıca taekwondo sporuna özgü fiziksel uygunluk düzeyinin ölçülmesi ve takibine ilişkin bilgiler yansıtabileceği gözlemlenmiştir. Gelecek araştırmalarda farklı popülasyon ve farklı antrenman düzeyine sahip sporcular üzerinde yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
18-64 yaş arası erişkinlerin pandemide aşı tereddütleri, yüz maskesi algıları ve sosyal medya bağımlılıklarının belirlenmesi
Araştırmada Manisa il merkezinde yaşayan 18-64 yaş arası erişkinlerin pandemide aşılama konusunda sahip oldukları aşı tereddüdünü belirlemek; COVID-19 ve diğer hastalıkları önlemek için önerilen yüz maskesi kullanımı ile ilgili kişilerin algılarını saptamak ve sosyal medya bağımlılıklarının belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı, ilişki arayıcı tipte bir çalışma olup, Manisa' da araştırmacının çalıştığı Şehir Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklem büyüklüğü ise, Epi Info 2000 programında hesaplanmıştır. Araştırma kapsamına; kolayda örnekleme ile Manisa'da yaşayan ve herhangi bir nedenle Şehir Hastanesi ayaktan polikliniklerine başvuru yapan gönüllü erişkinler alınmıştır. Kasım – Aralık 2021 tarihlerde hastaneye başvuruda bulunan ve gönüllü olan erişkinler araştırmaya dahil edilmiştir (n=384). Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Pandemilerde Aşı Tereddüttü Ölçeği, Yüz Maskesi Algı Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ile yüz yüze, araştırmacı tarafından sosyal mesafe kurallarına uyularak, hastanede toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler "Statistical Package for Social Sciences (SPSS-21)" programında analiz edilmiştir. Araştırmaya Sağlık Bakanlığı'ndan, Etik Kurul'undan etik onay ve İl Sağlık Müdürlüğünden izin alındıktan sonra başlanmış ve erişkinlerden gönüllü olur formu eşliğinde yazılı onam alınmıştır. Araştırmaya katılan erişkinlerin yaş ortalaması 39,04±13,17 (Min:18-Maks:64) olup; %58,3'ü kadındır. Erişkinlerin %42,8'inin kendisinin COVID-19 geçirdiği ve %43'ünün karışık tipte aşılardan iki ve daha fazla doz aşı olduğu bulunmuştur. Erişkinleri pandemi döneminde aşılara karşı olan genel tereddüt düzeyleri orta seviyede bulunmuştur. Erişkinlerin %42,4'ü yüz maskesi kullanma durumunu her zaman olarak belirtmiş, %89,6'sı cerrahi maske kullandığını, %48,7'si maskeyi sadece bir kere en fazla üç saat kullandığını ifade etmiştir. Yüz maskesi algısında konfor, fayda, rahatsızlık hissi ve bağımsızlık algılarının ortanın üzerinde olduğu belirlenmiştir. Araştırma grubunu oluşturan erişkinlerin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ortanın üzerinde (yükseğe yakın) tespit edilmiştir. Aşıya tereddüt, yüz maskesi algısı pozitif yönde ilişkili, sosyal medya bağımlılığı ile ters ilişkilidir. Sosyal medyanın yaygın kullanımı ile bu alanda oluşacak bilgi kirlilikleri ve yanlış/hatalı haberlere yönelik önlemlerin aşılar konusunda oluşan tereddüt sorunu da yardımcı olacağı düşünülmektedir.
İlkokulda Olimpik Değerler Eğitim Programının sosyal duygusal öğrenme üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı olimpik değerler eğitim programının ilkokul 4. Sınıf öğrencilerinin öz yönetim, öz farkındalık (öz düzenleme), sosyal farkındalık, ilişki kurma (akran ilişkileri) ve sorumlu karar verme (görev tanımlama) becerileri olan sosyal duygusal öğrenme üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. Araştırma, nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı iç içe karma desende tasarlanmıştır. Araştırma 2021-2022 eğitim öğretim yılının birinci döneminde Manisa ili Şehzadeler ilçesinde bulunan bir ilkokulda beden eğitimi ve oyun ders sürecinde yürütülmüştür. Araştırmanın nicel verileri için örneklem grubu 4. sınıfta öğrenim gören 108'u kontrol, 108'u deney grubunda olmak üzere 216 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmanın nitel verileri için çalışma grubu ise deney grubu öğrencilerinin sınıf öğretmenlerinden oluşmuştur. Araştırmanın nicel verileri olimpik değerler eğitim programından önce öntest programdan sonra da sontest olarak Sosyal Duygusal Öğrenme Ölçeği (SDÖÖ) ile toplanmıştır. Nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri SPSS Statistics 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Nitel veriler ise içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda ulaşılan bulgular olimpik değerler eğitim programının uygulandığı deney grubu öğrencileriyle kontrol grubu öğrencileri arasında iki öntest puanları ile sontest fark puanları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını test etmek amaçlanmıştır. Yapılan bağımsız örneklem t-testi sonucunda iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur, t=8,768, p<,05. Bu fark deney grubunun lehinedir. Deney grubu öğrencilerin SDÖÖ'nin öntest puanları ile sontest puanları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığını test etmek amacıyla yapılan ilişkili örneklem t-testi sonucunda istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu görülmektedir (t= 8,623, p<,05). Bu fark son test puanları lehinedir. Araştırmanın nitel bölümünde elde edilen tema ve kodlar nicel bulguları destekler şekilde öğrencilerin sosyal duygusal öğrenme becerilerini yansıtmıştır. Kendilerini ifade ettikleri öz yeterlilik becerilerine; disiplin kazandıklarını ve motivasyonlarını artırdıkları öz yönetim becerilerine yansıtmıştır. Saygı, empati kurma, başkalarının duygularını ve bakış açılarını anlama gibi sosyal farkındalık becerileri sergilediklerini tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, olimpik değerler eğitim programının öğrencilerin sosyal duygusal öğrenme becerilerinin bütün alt boyutlarında etkili olduğunu nicel bulgularla tespit edilmiştir. Elde edilen bulguların benzer şekilde sınıf öğretmenleriyle yapılan görüşmelerde desteklenmiştir. Bu nedenle, olimpik değerler eğitim programının MEB'e bağlı okullarda beden eğitimi ve oyun derslerinde destekleyici olarak kullanılması önerilmektedir.
Hemiplejik hastalara bakım veren aile üyelerine uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin bakım verme yükü ve hayatın anlamı üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma, hemiplejik hastalara bakım veren aile üyelerine uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin bakım verme yükü ve hayatın anlamı üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmış deneysel tipte bir araştırmadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Temmuz 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında iki farklı devlet hastanesinin fizik tedavi servislerinde yatan 30 girişim ve 30 kontrol grubu olmak üzere toplam 60 hemiplejik hastanın bakım verenleri oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Hasta ve Hasta Yakını Formu', 'Cheltanham'ın Hasta Sınıflama Ölçeği', 'Bakım Verme Yükü Ölçeği' ve 'Hayatın Anlam ve Amacı Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizinde sosyodemografik özellikleri tanımlamak için sayı, yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Tanımlayıcı özellikler açısından homojenliğini test etmek için ki kare analizi uygulanmıştır. Normal dağılıma sahip verilerde iki grup arasındaki fark için bağımsız t testi, iki bağımlı aşama karşılaştırılmasında ise paired t testi uygulanmıştır. Normal dağılıma sahip olmayan verilerde iki grup arasındaki fark için Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi uygulanmıştır. Bulgular: Kontrol grubunun bakım verme yükü ölçeğinin 15.gün ve 30.gün puanlarının, girişim grubuna göre daha fazla olduğu, aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0,05). Girişim grubunun hayatın anlam ve amacı ölçeğinin 15.gün ve 30.gün puanlarının, kontrol grubuna göre daha fazla olduğu, aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0,05). Sonuçlar: Bakım verenlere uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin, bakım verenlerin bakım yükü ve hayatın anlamı üzerine etkisinin olumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Progresif Gevşeme Egzersizi, Bakım Yükü, Hayatın Anlamı, Bakım Veren
Kadınları üreme sağlığını koruyucu tutumları: Bir ölçek geliştirme çalışması
Amaç: Bu araştırma, üreme çağındaki kadınların üreme sağlığını koruyucu tutumlarının belirlenmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla metodolojik olarak yürütülmüştür. Gereç ve yöntem: Araştırma 23 Ekim-29 Mart 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Kadınların Üreme Sağlığını Koruyucu Tutumları Ölçek Taslağı" kullanılarak toplanmıştır. Veri analizlerinde, tanımlayıcı analizler, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, madde toplam korelasyonu, madde silinirse Cronbach alfa katsayısı, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı, alt-üst gruplara dayalı madde analizi ve Pearson korelasyon analizi testleri kullanılmıştır. Bulgular: Literatür taramaları, bireylerle görüşmeler ve uzman önerileri sonucu 67 maddelik soru havuzu oluşturulmuştur. Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri 0,86, Barlett testi sonucu 1758,184 olarak bulunmuştur (p=0,000). Açıklayıcı faktör analizi sonucunda toplam varyansın %52,57'sini açıklayan, 22 madde ve dört faktörden oluşan bir yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda 22 maddelik dört faktörlü yapının iyi uyum değerleri ortaya koyduğu ve bir model olarak doğrulandığı tespit edilmiştir (x²/sd 1,588; RMSEA 0,049; CFI 0,905; NFI 0,783; GFI 0,891; AGFI 0,862). Toplam ölçeğin iç tutarlılık katsayısı 0,86'dır. Sonuç: Yapılan analizler sonucunda, ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu ve kadınların üreme sağlığını koruyucu tutumlarının belirlenmesi amacıyla kullanılabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Üreme sağlığı, Tutum, Geçerlilik, Güvenilirlik, Ölçek geliştirme
Tekrarlayan gebelik kayıplarında ısı şok proteinlerinden HSP 70'in ekspresyonu
Başlık: Tekrarlayan gebelik kayıplarında ısı şok proteinlerinden HSP 70'in ekspresyonu Öğrencinin Adı: Taner ÖZEL Danışman: Doç. Dr. Tamer ZEREN Anabilim Dalı: Fizyoloji Anabilim Dalı Amaç: Tekrarlayan gebelik kaybı, prevelansı oldukça yüksek olan bir sağlık sorunudur. Isı şok proteinleri, proteinlerin dördüncül yapısının oluşumunda, serbest radikal düzeyinin hücre içi dengelenmesinde ve stres faktörlerine karşı hücresel savunmada önemli role sahiptir. Amacımız, tekrarlayan gebelik kaybı hastalarından alınan düşük materyalinde ısı şok proteinlerininden olan HSP 70 proteininin ekspresyon düzeylerini incelemek ve beta-aktin referans proteini ile normalizasyonunu yapmaktır. Gereç ve Yöntem: 24 gönüllü hasta "sağlıklı ve gebe olmayanlar (Grup 1)", "sağlıklı ve gebeler (Grup 2)" ve "tekrarlayan gebelik kaybı (Grup 3)" olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Grup 2 ve 3'ten düşük materyalleri, Grup 1'den endometriyal biyopsi alınmıştır. Alınan örnekler ile Western Blot çalışması yapılarak HSP 70 ve beta-aktin proteinlerinin ekspresyon seviyelerine ayrı ayrı bakılarak normalizasyon işlemi geçekleştirilmiştir. Bulgular: HSP 70 proteininin Grup 3 hastalarındaki ekspresyon seviyesinde azalma (p<0,05) meydana gelmiştir. Beta-aktin proteinin Grup 3 hastalarındaki ekspresyon seviyesinde artış (p<0,05) meydana gelmiştir. Normalizasyon işlemi (HSP 70 / Beta-Aktin) yapıldığında Grup 3 hastalarında bir azalma (p<0,05) gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Tekrarlayan gebelik kayıplarında, HSP 70 protein seviyelerinde bir azalma ve beta-aktin protein seviyelerinde bir artış olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan istatistiksel analizler, tekrarlayan gebelik kaybı grubuna ait hastalarda anlamlı sonuçlar ortaya koymuştur. HSP 70 proteininin kontrol grubuna göre diğer gruplarda daha az eksprese olması gebelik kaybının etiyolojik nedenlerinden biri olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Isı Şok Proteini (HSP 70), Western Blot, Beta-Aktin, Düşük Materyali, Tekrarlayan Gebelik Kaybı
Emziren kadınlarda kahkaha yogasının emzirme öz yeterliliği ve stres algısı üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma alternatif bir terapi yöntemi olan kahkaha yogasının emziren kadınlarda, emzirme öz yeterliliği ve algılana stres üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve yöntem: Araştırma bir müdahale araştırmasıdır. Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran 114 (52 girişim, 62 kontrol) emziren kadınlar ile çalışılmıştır 02 Mayıs-02 Ağustos 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın ilk verileri yüzyüze toplanmıştır. Girişim grubundaki kadınlara 5 hafta süre ile haftada iki kez olmak üzere toplam 10 seans kahkaha yogası (online) uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) kullanılmıştır. Uygulama sonrası ve postpartum 6. ay verileri online olarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmada Tanıtıcı Bilgi Formu, ASÖ ve EÖYÖ ilk görüşmede, uygulama sonrası ve postpartum 6. ayın sonunda olacak şekilde üç aşamalı olarak uygulanmıştır. Uygulama sonrasında ASÖ toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında girişim ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Ancak girişim grubunda uygulama sonrası ASÖ puan ortalamalarının grup içi ve gruplar arasında kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Emzirme öz yeterlilik puan ortalamalarında ise grup içi ve gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sonuç: Kahkaha yogasının emziren kadınlarda algılanan stres ve emzirme öz yeterliliği üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Postpartum, Kahkaha Yogası, emzirme, öz yeterlilik, stres
Hemşirelerin psikiyatrik hastalıklara yönelik damgalama düzeyleri
Amaç: Bu çalışmada hemşirelerin psikiyatrik hastalıklara karşı damgalama düzeylerinin belirlenmesi ve tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu amaç doğrultusunda hemşirelerden Sağlık Çalışanları için Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini 255 hemşire oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen verilerin normal dağılıma uyum sağladıkları belirlenmiştir ve bu nedenle verilerin analizlerinde tek faktörlü varyans analizi ve Bağımsız t testi kullanılmıştır. Hemşirelerin damgalama düzeyleri ve tutumları için ise betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Bulgular: Çalışmada verilerin analizi sonucunda belirlenen üç alt boyut için de katılımcıların en fazla "kararsızım" yanıtını verdikleri ve demografik değişkenlerin üç alt boyut için de anlamlı bir farklılık meydana getirmediği tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmanın sonucunda katılımcıların damgalama düzeylerinin orta seviyede olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu çalışmada demografik değişkenlerin tutum ve davranışlar üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tutum, Psikiyatrik Hastalıklar, Damgalama, Sağlık Hizmeti, Hemşire
Spor yapan ve yapmayan kişilerde, internet ve sosyal medya kullanımı ile sürekli kaygı düzeylerinin kişilik özellikleriyle incelenmesi
Bu çalışmada, spor yapan ve yapmayan bireylerde internet ve sosyal medya kullanımının sürekli kaygı düzeyleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bunun yanı sıra, bu etkileşimin bireylerin kişilik özellikleriyle nasıl bir ilişkisi olduğu detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Bu çalışmada toplam 310 katılımcı yer almıştır, bunların 87'si kadın ve 223'ü erkek deneklerdir. Çalışma sonucunda, spor yapan bireylerin sosyal medya ve internet kullanımının, kaygı düzeyleri üzerinde spor yapmayanlara göre daha az etkili olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, dışa dönüklük ve nevrotizm gibi belirli kişilik özelliklerinin, sosyal medya kullanımı ile kaygı düzeyleri arasında belirgin bir etkileşim gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle dışa dönük bireylerin spor yapma alışkanlığı, sosyal medya kullanımının kaygı üzerindeki olumsuz etkilerini dengede tutma kapasitesine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, internet ve sosyal medya kullanımının bireylerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini azaltmak için sporun potansiyel bir araç olabileceğini vurgulamaktadır. Buna ek olarak, kişilik özelliklerinin bu etkileşimde önemli bir rol oynadığı, bireysel farklılıkların kaygı yönetim stratejilerinde dikkate alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu bulgular, teknolojinin hızla ilerlediği çağımızda bireylerin psikolojik refahını koruma stratejileri geliştirmede yenilikçi yaklaşımlar sunmaktadır.