
14
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
CAD/CAM ile üretilen pediatrik zirkonyum kuronların kırılma dirençlerinin prefabrike zirkonyum kuronlarla karşılaştırmalı değerlendirilmesi: in-vitro çalışma
Pulpal tedavi gören, travmaya uğramış veya geniş çürük lezyonlarına sahip süt dişlerinin tedavisinde, sıklıkla tam koronal restorasyon uygulaması önerilmektedir. Günümüzde estetik diş hekimliğinin gelişmesi ile çocuklarda kozmetik beklentilerin artması, süt dişlerinde doğal diş yapısına benzer estetik özelliklere sahip prefabrike zirkonyum kuronların kullanımını ön plana çıkarmıştır. Prefabrike zirkonyum kuronların estetik, sağlam ve fonksiyonel kuronlar olmasına karşın; uyumlandırılamaması, fazla preparasyon gerektirmesi ve kişiye özel kuronlar olmaması gibi dezavantajları mevcuttur. Son yıllarda, diş hekimliğinde CAD/CAM sistemi ile üretilen kuronlar popüler hale gelmeye başlamıştır. Bu sistemlerle tek bir randevuda düşük kırılma oranları ve uzun klinik ömürleri olan, estetik ve fonksiyonel açıdan tatmin edici kişiye özel kuronlar üretilebilmektedir. Bu çalışma ile termal siklus özellikli çiğneme simülatörü ve tükürükle yaşlandırılan, iki farklı yapıştırma simanı ile simante edilmiş CAD/CAM ile üretilen pediatrik zirkonyum kuronların kırılma dirençlerinin prefabrike zirkonyum kuronlar ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan 120 adet epoksi rezin örnekler kuron tipine göre; CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronlar (Liaoning Upcera Co. Ltd. Çin) ve prefabrike zirkonyum kuronlar (NuSmile, Houston, Texas, Amerika) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır (n=60). Örnekler rezin modifiye cam iyonomer siman (GC FujiCEM Evolve, Tokyo, Japonya) ve biyoaktif cam siman (Activa Bioactive Siman, Watertown, MA. Amerika) kullanılarak iki alt gruba daha ayrılmış ve (n=30) üretici firmanın talimatları doğrultusunda simante edilmiştir. Sonrasında termal siklus özellikli çiğneme simülatörü ve tükürük olmak üzere iki farklı yaşlandırma prosedürüne tabi tutulan örneklerin Universal test cihazından elde edilen kırılma direnci verileri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında en yüksek ortalama kırılma direnci değerleri CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların rezin modifiye cam iyonomer simanla simante edilip tükürükle yaşlandırıldığı gruptan elde edilmiştir. En düşük ortalama kırılma direnci değerleri ise CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların biyoaktif cam simanla simante edilip termal siklus özellikli çiğneme simülatörü ile yaşlandırıldığı gruptan elde edilmiştir. Kuron tipine göre kırılma direnci değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmekle beraber CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların kırılma direnci değerlerinin, prefabrike zirkonyum kuronlara göre daha fazla olduğu görülmüştür (p=0.000). Sonuç olarak CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların ve prefabrike zirkonyum kuronların mevcut birtakım avantajları ve yeterli kırılma direnci değerleri nedeniyle özellikle çok yüzlü çürük lezyonuna sahip süt dişlerinin restorasyonunda umut verici bir alternatif olduğu görülmektedir. Ayrıca çocuk diş hekimleri klinik uygulamada kırılma direnci gibi parametrelerin yanı sıra; estetik beklenti, oral hijyen, hasta kooperasyonu, kuronun kişiye özel olması ve maliyet gibi faktörleri de dikkate alarak kuron seçimi yapmalıdır.
Farklı lingual retainer materyallerinin tedavi sonrası stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı farklı sabit lingual retainerların mandibula ön bölge dişlerinin stabilitesi ve periodontal doku sağlığı üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya çekimsiz ortodontik tedavi görmüş 140 hasta dahil edilmiştir. Grup 1'deki hastalara 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel, Grup 2'deki hastalara 0.022 x 0.016 inç sekiz sarmallı dead-soft retainer tel, Grup 3'teki hastalara 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik tel ve Grup 4'teki hastalara fiber destekli kompozit retainer tel uygulanmıştır. Tedavi öncesinde, tedavi bitiminde, tedaviden 3 ay, 6 ay, 9 ay ve 12 ay sonra hastaların dijital modelleri elde edilmiştir. Stabiliteyi değerlendirmek için Little'ın düzensizlik indeksi, interkanin mesafe ve ark uzunluğu ölçümleri yapılmıştır. Tellerde görülen bağlantı başarısızlıkları ve kırılmalar değerlendirilmiştir. Periodontal dokuların sağlığını değerlendirmek için ise plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi kullanılmıştır. Little düzensizlik indeksi tüm gruplarda anlamlı artış gösterirmiştir. İnterkanin mesafe Grup 1 hariç diğer gruplarda ve ark uzunluğu tüm gruplarda anlamlı azalma göstermiştir. Bir yılın sonunda Little düzensizlik indeksindeki değişim Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur. İnterkanin mesafe değişimleri Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla azalmıştır. Ark uzunluğu değişimleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bir yılın sonunda retainer tellerinde oluşan kırılmalar Grup 4'te diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla görülmüştür. Bağlantı başarısızlıkları (yapışkandan ayrılma) ise Grup 2'de diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla olmuştur. Plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi tüm gruplarda anlamlı artış göstermiştir. Bir yılın sonunda plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi değişimleri değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur.Çalışmadan elde edilen bulgulara göre lingual retainer yapımında 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel ve 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik telden yapılan retainerın kullanılması tavsiye edilmiştir.
Ağrı felaketleştirmenin dental anksiyete ve ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi ile ilişkisi: Ağrı felaketleştirme ölçeği çocuk (AFÖ-Ç) ve ebeveyn (AFÖ-E) Türkçe geçerlilik güvenirlilik çalışması
Tıbbi ve dental tedaviler esnasında ağrı hissedileceği endişesi sık rastlanan durumlardan biridir. Ağrı felaketleştirme, ağrılı uyaranlara karşı abartılı olumsuz bir yönelim olarak tanımlanmıştır. Bugüne kadar yapılan çok sayıda araştırma, ağrılı uyarana maruz kalan katastrofik bireylerin, katastrofik olmayan bireylere göre daha fazla ağrı ve duygusal stres yaşadıklarını göstermiştir. Çocuk diş hekimliğinde ağrı felaketleştirme konusu dental literatürde yeni bir kavramdır. Ebeveynlerin çocukları üzerinde ne ölçüde ağrı felaketleştirmeye yol açtığının değerlendirilmesi bir başka önemli konudur. Çalışmamızda AFÖ-Ç ve AFÖ-E ölçeklerinin geçerlilik ve güvenirlilik çalışmalarını geniş bir örneklem grubuyla yaparak dilimize kazandırmayı amaçladık. Ayrıca öncü nitelikte olan çalışmamızda; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi (ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisans), ekonomik durum (çok düşük, düşük, orta, yüksek), ağız sağlığı alışkanlıkları (diş fırçalama sıklığı, diş hekimine gitme sıklığı, diş hekimine en son ne zaman gidildiği, kendi diş sağlığını değerlendirme, daha önce görülen dental tedavilerin türü ve bu tedavilerde yaşanan ağrı deneyimi), ağız-diş sağlığı kriterleri (plak indeksi, gingival indeks, DMFT/dmft indeksi), dental anksiyete ve ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi ile ağrı felaketleştirme arasındaki nedensellik ilişkisini yol analizi kullanarak değerlendirmeyi amaçladık. Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti kliniğine rutin muayene amacıyla başvurmuş, 8-14 yaş aralığındaki 317 hasta üzerinde gerçekleştirilmiş çalışmamızın birinci basamağında; AFÖ-Ç ve AFÖ-E skalalarının kültürler arası geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılmış, ikinci basamağında ise; bu skalalar kullanılarak çocuklar ve ebeveynlerdeki ağrı felaketleştirme davranışı ile; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, ekonomik durum, ağız sağlığı alışkanlıkları, ağız-diş sağlığı kriterleri, dental anksiyete ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Hastaların dental anksiyete düzeyini ölçmek için MÇDASy, ağrı felaketleştirme düzeyini ölçmek için AFÖ-Ç ve ASİYK'yi ölçmek için 8-10 yaş ile 11-14 yaş arasına uygun olacak şekilde ÇAÖ ölçeği uygulanmıştır. Ebeveynlerin dental anksiyete düzeyini ölçmek için DAS, ağrı felaketleştirme düzeyini ölçmek için AFÖ-E ve ASİYK'yi değerlendirmek için ASİYK-BK uygulanmıştır. Çocukların ağrı felaketleştirme eğilimi göstermesinde ebeveynlerin etkisi de açıklığa kavuşturulmamıştır. Çalışmada yer alan tüm sorular ve ölçekler araştırmacı hekim (ÜA) tarafından okunarak katılımcılara birebir yöneltilmiştir. Çalışma sonuçlarımıza göre; AFÖ-E Türkçe versiyonunun, yetişkin bireylerde ağrı felaketleştirme düzeyinin değerlendirilmesi ve AFÖ-Ç Türkçe versiyonunun, 8-14 yaşlar arasındaki çocuklarda ağrı felaketleştirme düzeyinin değerlendirilmesi için geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceği bulundu. Kız çocuklarında ağrı felaketleştirme eğilimi daha yüksek bulunurken (p=0,001), AFÖ-E ile cinsiyet arasında ilişki bulunmadı (p=0,415). AFÖ-Ç ve AFÖ-E ile yaş arasında ilişki bulunmadı (p=0,457)(p=0,456). Çocuklarda dental anksiyete arttıkça ağrı felaketleştirme düzeyinde artış saptanırken (p<0,001), ebeveynlerde dental anksiyete ile ağrı felaketleştirme düzeyi arasında ilişki bulunmadı (p=0,052). Hem çocuklarda hem de ebeveynlerde ağrı felaketleştirme düzeyi yüksek olan bireylerin ASİYK düzeyleri düşük bulundu (p<0,001)(p=0,038). Ebeveynlerdeki ağrı felaketleştirme eğilimi arttıkça çocuklardaki ağrı felaketleştirme düzeyinde de artış rapor edildi (p=0,031). Çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, ebeveynlerdeki ağrı felaketleştirme düzeyinin çocuklar üzerinde olumsuz etkisine, dental anksiyetenin ağrı felaketleştirmede artışa ve ağrı felaketleştirmenin ASİYK'de azalmaya neden olduğuna ulaşıldığından; gelecekteki çalışmalarda klinik zorlukları azaltmak adına katastrofik bireyleri belirlemek ve anksiyete düzeylerini azaltmak amacıyla maliyet ve zaman açısından etkili yöntemler geliştirilmesi gerektiğini öngörmekteyiz. Ağrı felaketleştirme davranışı gösteren hastanın doğru bir şekilde tespit edilmesi, diş hekimi ile hasta arasında sağlıklı düzeyde iletişim kurulabilmesine, kaliteli tedavi yapılabilmesine ve hastanın sonraki randevulara daha sakin bir şekilde gelmesine yardımcı olacaktır. Dental ağrının, diş tedavisinden kaçınmanın önemli bir belirleyicisi olduğu göz önünde bulundurulduğunda, özellikle yüksek düzeyde ağrı yaşamaya eğilimi olan kişilerde etkin ağrı azaltma stratejilerinin, bireylerin ağız sağlığı üzerinde yararlı etkilere sahip olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ağrı Felaketleştirme, Dental Anksiyete, Faktör Analizi, Geçerlilik ve Güvenirlilik, Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi
Süt molar dişlerin atravmatik restoratif tedavisinde enzim bazlı kemomekanik yöntemin etkinliğinin değerlendirilmesi
Diş çürüğü, dişin sert dokularındaki demineralizasyon ile karakterize mikrobiyal kökenli bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Çürük dokunun uzaklaştırılmasında en sık tercih edilen yöntem döner aletler ile çürük dokusunun uzaklaştırıldığı geleneksel yöntemdir. Bu yöntemin beraberinde getirdiği bazı dezavantajlar bulunmaktadır. Bu dezavantajlar işlem sırasında oluşan ağrı nedeniyle lokal anesteziye ihtiyaç duyulması, ses ve vibrasyon nedeniyle hastanın hissettiği rahatsızlık olarak sıralanabilir. Bu nedenle dental fobisi olan ve kooperasyonun sağlanamadığı çocuklarda ağrısız bir tedavi yöntemine ihtiyaç duyulmaktadır. Son zamanlarda tercih edilen bu yöntemlerden birisi ise kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemidir. Bu çalışmada kemomekanik bir ajan ile geleneksel Atravmatik Restoratif Tedavi (ART) yönteminin klinik ve radyografik başarıları ve ağrı düzeylerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne ebeveyni ile başvuran 3-8 yaş aralığındaki çocuklar dahil edilmiştir (n=38). Çalışmaya dahil edilen çocukların süt ikinci molar dişlerinin oklüzal yüzeylerinde çürük bulunan ve ART endikasyonu olan dişlerine; ekskavatör, mine keskisi ve sond ile geleneksel ART yöntemi ve Brix 3000 materyali ile kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemi uygulanmıştır. Çürük temizleme yöntemlerinin ardından yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (YVCİS) ile restorasyonlar tamamlanmıştır. Restorasyon uygulamalarından sonra Wong Baker Ağrı Skalasına göre değerlendirme yapılmıştır. Restorasyonların klinik başarıları modifiye USPHS kriterlerine göre 3,6 ve 12. aylarda takip edilmiştir. Radyografik değerlendirme ise 6 ve 12. aylarda yapılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS versiyon 25 paket programı ile yapılmıştır. YVCİS uygulanan iki çürük temizleme yönteminin klinik ve radyolojik değerlendirme kriterlerine göre zaman dilimlerinde birbirleri ile karşılaştırılmasında Compare Column Proportions Testi, aynı grubun kendi içinde değerlendirilmesinde Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile algılanan ağrı düzeylerinin yaşlara göre dağılımlarının değerlendirilmesinde Kruskal Walli H Testi kullanılmıştır. Çalışmanın tamamında hata değeri %5 olarak alınarak p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. 3. ve 6. ayda kemomekanik çürük temizleme ve geleneksel ART yöntemleri sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar arasında kenar uyumu kriterinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (3. ay p=0,040; 6. ay p= 0,047). Kemomekanik çürük temizleme yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar 6. ay takipte sekonder çürük kriterinde %2,8 oranında Charlie skor almıştır. Geleneksel ART yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlarda ise zaman dilimlerinin hiçbirinde sekonder çürüğe rastlanılmamıştır. 6 ve 12. ayda radyografik değerlendirme kriterleri göz önüne alındığında her iki grupta da hiçbir dişte patolojiye rastlanılmamıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile yapılan ağrı düzeyi değerlendirilmesinde iki grupta da en çok ağrı yok ifadesini temsil eden yüz ifadesi tercih edilmiştir. İki grup arasında tüm sonuçlar değerlendirildiğinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,536). Yaptığımız çalışma; Brix 3000 materyali kullanılarak uygulanan kemomekanik çürük temizleme yönteminin, geleneksel ART yöntemi ile benzer şekilde ağrısız ve kabul edilebilir bir çürük doku uzaklaştırma tekniği olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Minimal Girişimsel Diş Hekimliği, Atravmatik Restoratif Tedavi, Kemomekanik Çürük Temizleme, Brix 3000, Wong Baker Ağrı Skalası
Evaluation of the stress distribution on the inferior alveolar nerve in mandibular advancement and counterclockwise rotation surgery with THREE-dimensional finite element analysis
Introduction: Sagittal split osteotomy is a frequently used treatment for the correction of hypoplasia and hyperplasia of the mandible. Temporary or permanent hypoesthesia of the inferior alveolar nerve is a common complication of this procedure. Especially in cases where the mandible is advanced, the tension on the nerve is higher. This condition affects nerve conduction. Accordingly, it affects the duration of post-operative hypoesthesia. Although it is known clinically that the tension in the nerve increases as the amount of mandibular advancement increases, there is no study in the literature on inferior alveolar nerve tension in cases where counter clock-wise rotation of the mandible is performed. The aim of this study is to compare the tension in the inferior alveolar nerve in models with different amounts of advancement and counterclockwise rotation. Materials and methods: For this experimental study, a 3D finite element model of the mandible was created from 0.5 mm serial axial sections from two-dimensional (2D) computerized tomography (CT) images using 3D DOCTOR. The precise organic properties of cortical and cancellous bone structures are considered isotropic, homogeneous and linearly elastic. The organic properties of the inferior alveolar nerve are considered viscoelastic and homogeneous. In the study, a total of 6 models were used. Different amounts of advance in the linear direction to 3 of these models; The other 3 were rotated counterclockwise in combination with different amounts of advancement. First model 6mm, second model 9mm, third model 12mm linear advancement; The fourth, fifth and sixth groups were rotated 10 degree counterclockwise with 6.9 and 12 mm advancement, respectively. Then, the tensile stress of the inferior alveolar nerve in each model was calculated. Finite element solver software was used to calculate the stresses in each model. Stress lines were calculated and drawn in the inferior alveolar nerve tissue and fixation devices. By comparing the tension values in the nerve with each other, the effect of orthognathic surgery on the risk of nerve damage was evaluated. Results: In Model 1, Von Mises stress value: 1724, Pmax stress value: 2864, Pmin stress value: -1009, has occurred as a result of 6 mm linear advancement. In Model 2, the Von Mises Stress value: 2585, Pmax stress value: 4296, Pmin stress value: -1513 has occurred as a result of 9 mm linear advancement. In Model 3, Von Mises stress value: 3443 is: 3447, Pmax stress value: 5728, Pmin stress value: -2018 has occurred as a result of 12 mm linear advancement. In Model 4, Von Mises stress value: 1739, Pmax stress value: 2867, Pmin stress value: -1029 has occurred as a result of 6 mm linear advancement and 10 degrees counterclockwise rotation movement. In Model 5, Von Mises stress value: 2600, Pmax stress value: 4299, Pmin stress value: -1532has occurred as a result of 9 mm linear advancement and 10 degrees counterclockwise rotation movement. In Model 6, Von Mises stress value: 3461, Pmax stress value: 5731, Pmin stress value: -2036, has occurred as a result of 12 mm linear advancement and 10 degrees counterclockwise rotation movement. Von mises values are listed as M6>M3>M5>M2>M4>M1. Von mises values are listed as M6>M3>M5>M2>M4>M1. Minimum principal stress values are listed as M1>M4>M2>M5>M3>M6. Conclusion: The main reason for the stress on the inferior alveolar nerve after SSRO is the amount of advancement rather than the rotational movement. When the amount of mandibular advancement increases by 2 times, it is seen that the stresses on the nerve increase approximately 2 times. Key words: mandibular advancement, counter-clockwise rotation, inferior alveolar nerve, finite element analysis
İmplant destekli tek kron ve sabit köprü restorasyonlarının sağkalım, başarı ve komplikasyon oranlarının değerlendirilmesi: 5 yıla kadar retrospektif takip
Amaç: Bu çalışmanın amacı, hem implantların hem de implant destekli sabit protezlerin sağkalım ve başarı oranlarını belirlemek, yapılan protezlerin klinik olarak mekanik ve biyolojik komplikasyonlarını; restorasyon tipine, materyal tipine ve retansiyon tipine göre retrospektif olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: NEU DHF Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Kliniği'nde protetik tedavileri yapılmış 138 hasta (73 kadın, 65 erkek), 437 implant olmak üzere 110 tek kron restorasyonu (TK) ve 116 sabit köprü restorasyonu (SKR) dahil edildi. Sağkalım ve başarı oranları belirlenirken implant sağkalım kriterleri ve protezlerin değerlendirildiği Modifiye USPHS Kriterleri kullanıldı. Modifiye USPHS Kriterleri (seramik veneer kırığı, marjinal uyum, kontur, mesial kontak, renk uyumu, yüzey renklenmesi, hasta memnuniyeti) ile, alt yapı kırığı, vida kırığı, implant kaybı, vida gevşemesi, vida deliği sızdırmazlığı kaybı, desimantasyon gibi mekanik komplikasyonlar TK/SKR, vidalı/simante, metal porselen/zirkonya porselenler arasında karşılaştırıldı. Biyolojik komplikasyonlar değerlendirilirken Silness-Löe plak ve gingival indeks kriterleri, sondalamada kanama varlığı, eritem, ödem gibi klinik bulgularla beraber radyografik görüntüler incelendi. İstatistik analizler için IBM SPSS Statistics (Versiyon 26.0. Armonk, NY: IBM Corp.) kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırmasında Ki- kare analizi kullanıldı. Protez başarısı ve sağkalımını değerlendirmek üzere Kaplan-Meier sağkalım analizi uygulandı. Çalışmada istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: TK ve SKR grubu implantların 5 yıl sonunda sağkalım oranı %99,1 idi. TK restorasyonların protetik sağkalım oranı %96,36, SKR restorasyonların %90,52 bulundu (p>0,05). TK restorasyonların protetik başarı oranı %50,91, SKR restorasyonların %60,34 bulundu (p>0,05). Seramik veneer kırığı (TK: %10, SKR: %20,7, p<0,05) en sık görülen mekanik komplikasyon oldu. Zirkonya destekli ve vidalı restorasyonlarda daha sık görüldü. Bu komplikasyonu desimantasyon (TK: %7,3, SKR: %9,5, p>0,05), vida gevşemesi (TK: %7,3, SKR: %8,6, p>0,05), vida deliği sızdırmazlığı kaybı (TK: %1,8, SKR: %0,9, p>0,05), implant kaybı (TK: %0,9, SKR: %0,9 p>0,05) ve vida kırığı (SKR: %0,9) takip etti. Alt yapı kırığına ve dayanak kırığına rastlanmadı. TK restorasyonların %55,5'inde SKR restorasyonların %67,2'sinde mesial kontak kaybı görüldü. En sık görülen minör biyolojik komplikasyon yumuşak doku enflamasyonu (%54,2), ikinci olarak perimukozitis (%32,6) oldu. En sık görülen majör biyolojik komplikasyon ise periimplantitis (%19,2) oldu. Sonuç: Hem tek kron hem sabit köprü restorasyonlarının ve bunları destekleyen implantların sağkalım oranı yüksektir. Ancak klinik olarak yaklaşık 2 restorasyondan birinde, 5 yıl içinde başarısızlık olarak tanımlanabilecek bir komplikasyon olabileceği dikkate alınmalıdır. Özellikle zirkonya destekli vidalı restorasyonlarda seramik veneer kırığına dikkat edilmelidir. Herhangi bir mekanik komplikasyonla karşılaşma oranı sabit köprü restorasyonlarında kron restorasyonlarına göre yüksektir. Her 3 hastadan birinde biyolojik komplikasyonların en az 1 tanesinin olabileceği akılda tutulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Dental implant sağkalımı, Protetik başarı, Mekanik komplikasyonlar, Biyolojik komplikasyonlar, Retrospektif çalışma.
Isıl işlem görmüş döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk direncine, sodyum hipoklorit ve sterilizasyonun etkisi
Bu çalışmanın amacı, kurvatürlü kanallarda, farklı ısıl işlem görmüş EndoArt Touch Blue ve Fanta AFtm Blue Rotary döner alet sistemlerinin döngüsel yorgunluk direncine sterilizasyonun ve sodyum hipokloritin etkisini değerlendirmektir. Bu çalışmada, farklı ısıl işlem ile üretilmiş iki ayrı Ni-Ti döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk dirençlerine, oda sıcaklığında(21±1) %5.25 sodyum hipokloritin ve sterilizasyonun etkileri karşılaştırılmıştır. Kırk adet EndoArt Touch Blue(25.06) ve kırk adet Fanta Aftm Blue Rotary(25.06) olmak üzere toplam 80 adet eğe kullanılmıştır. Tüm eğeler dinamik döngüsel yorgunluk test cihazında, 60° kurvatür açısına, 5 mm yarıçapa sahip paslanmaz çelik yapay kanallarda oda sıcaklığında kırılıncaya kadar kullanılmıştır. Kırılan her bir parçanın uzunluğu, dijital kumpas kullanılarak mm cinsinden ölçülerek kırılıncaya kadar yaptığı tur sayısı hesaplanmıştır. Normallik analizinde Kolmogrov Smirnov testi sonuçlarına göre kırılma saniyesi, KTS ve kırılan parçanın uzunluğu ölçümlerinde dağılımın normal olduğu tespit edilmiş (p>0.05) ve parametrik testlerin uygulanmasına karar verilmiştir. Anlamlı sonuçlar Bonferroni post hoc testi ile analiz edilerek gruplar arasındaki farklılıklar detaylı olarak incelenmiştir. Çalışmanın tamamında istatistiksel anlamlılık üzeri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, EndoArt Touch Blue eğe grupları arasında, EndoArt Touch Blue-Solüsyon grubunun döngüsel yorgunluğa karşı direnci, istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Blue ısıl işlem ile üretilmiş EndoArt Touch Blue eğe sistemi, R-Wire ısıl işlem ile üretilmiş Fanta Aftm Blue Rotary eğe sistemine göre istatistiksel olarak daha yüksek döngüsel yorgunluk direncine sahiptir. Genel olarak değerlendirildiğinde bu çalışmanın sonuçlarına göre, üretim aşamasında alaşımın metalürjisi, uygulanan ısıl işlem farklılığı, kullanılan irigasyon solüsyonu ve sterilizasyon işlemi eğelerin döngüsel yorgunluk direncini etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: EndoArt Touch Blue, Fanta Aftm Blue Rotary, Döngüsel yorgunluk, Sodyum hipoklorit, Sterilizasyon, Nikel-Titanyum.
Bitewing radyografilerde interproksimal, okluzal ve sekonder çürüklerin yapay zekâ ile otomatik tespiti: klinik kullanım için arayüz tasarımı
Diş çürüklerinin erken tespiti, invaziv tedaviyi önleyebilir ve böylece sağlık bakım maliyetlerinden tasarruf sağlayabilir; ancak interproksimal çürüklerin yalnızca klinik muayene ile tespit edilmesi zordur ve bitewing radyografisi demineralize interproksimal çürüklerin teşhisinde altın standarttır. YOLO algoritması, evrişimli sinir ağı (CNN) tabanlı bir derin öğrenme modelidir ve YOLOv8, nesne algılama, görüntü sınıflandırma ve örnek segmentasyon görevleri için kullanılabilecek en yeni YOLO modelidir. Bu çalışmada, bitewing radyograflarda sekonder, okluzal ve interproksimal (d1-d2-d3) çürüklerin tespitinde YOLOv8 algoritmasının başarısının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışmada fakülte veri tabanından 860 adet bitewing radyograf toplandı. Augmentasyon yöntemleriyle bitewing görüntü sayısı 3440'a çıkarıldı. Oral radyologlar, bitewing radyograflardaki çürük lezyonlarını d1, d2, d3, sekonder ve okluzal olarak etiketlediler. Veriler rastgele olarak %80 eğitim, %10 doğrulama ve %10 test olarak bölündü. Diş çürüklerine ilişkin ağırlık dosyası, YOLOv8 algoritmasının transfer öğrenme yöntemiyle eğitilmesiyle elde edildi. Elde edilen ağırlıklar kullanılarak test radyograflarında algoritmanın daha önce görmediği diş çürükleri otomatik olarak tespit edildi. Test sonuçları iki oral radyolog tarafından değerlendirildi ve performans kriterleri hesaplandı. Test görüntülerinde sekonder, okluzal ve interproksimal çürükler için ortalama kesinlik, ortalama duyarlılık ve ortalama F1 skoru değerleri sırasıyla 0,977, 0,932 ve 0,954 olarak elde edildi. Bitewing radyograflarla eğitilen YOLOv8 algoritması, yüksek başarı oranlarıyla farklı diş çürüğü lezyonlarını tespit etti.
Panoramik radyografilerde tüm gömülü dişlerin ve winter sınıflamasına göre üçüncü molar dişlerin derin öğrenme ile otomatik tespiti ve lokalizasyonu: Klinik kullanım için arayüz tasarımı
Dişlerin gömülü olması yaygın görülen bir durumdur ve çenelerin farklı yerlerindeki kapsamları ve dağılımları önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Her diş gömülü olabilir ancak en sık gömülü kalan dişler alt üçüncü molar dişlerdir. Gömülü üçüncü molar dişlerin sınıflandırılması, gömülülüğün derecesini tanımamıza ve cerrahi prosedür için en uygun metodolojiyi seçmemize olanak tanır ve böylece komplikasyon riskini azaltır. Nesne algılama özelliği ile ünlü olan YOLO, yaygın olarak kullanılan bir algoritmadır. YOLOv8 algoritması, bu çalışmanın yürütüldüğü tarih itibarıyla YOLO ailesinin en son sürümüdür. Bu çalışmanın amacı, panoramik radyografiler üzerinde gömülü tüm dişleri tespit etmek ve gömülü üçüncü azı dişlerini derin öğrenme temelinde Winter sınıflandırma sistemine göre otomatik olarak sınıflandırmaktır. Bu amaçla bu çalışmada fakülte veri tabanından toplanan panoramik radyografiler augmentasyon yöntemleriyle çoğaltılarak Winter sınıflandırma sistemi için 2000, gömülü dişlerin tespiti için ise 2394 görüntü elde edilmiştir. Görüntüler oral radyologlar tarafından etiketlenmiş ve etiketlerin koordinatları YOLO formatında indirilmiştir. Kullanılan derin ağ mimarisi ile verinin %80'i eğitilmiş, %10'u doğrulanmış ve %10'u model tahminlerinin iyileştirilmesiyle elde edilen eğitim ağırlıkları ile test edilmiştir. Sonuçlar kesinlik, duyarlılık ve F-1 skorunu içeren performans kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Winter sınıflandırması test sonuçlarına göre mezioanguler, distoanguler, horizontal, vertikal, bukkolingual ve diğer gömülü diş yönelimlerinin ortalama kesinlik değeri 0.972, ortalama duyarlılık değeri 0.967 ve ortalama F1-skor değeri 0.969 olarak elde edilmiştir. Gömülü dişlerin tespit edildiği test sonuçlarına göre ortalama kesinlik değeri 0.991, ortalama duyarlılık değeri 0.995, ortalama F1-skor değeri 0.995 olarak elde edilmiştir. Gömülü dişlerin 440 adedi doğru, 4 adedi yanlış tespit edilmiş, 2 adedi algoritma tarafından bulunamamıştır. Elde edilen sonuçlara göre YOLOv8 algoritması gömülü dişlerin tespitinde ve üçüncü azı dişlerinin Winter sınıflandırma sistemine göre sınıflandırılmasında başarılı bir performans göstermiştir.
Diş hekimliği öğrencilerinden akinosi tekniğini teorik olarak öğrenen ve uygulayanlar ile sadece teorik olarak öğrenenlerin teknik hakkındaki algılarının karşılaştırılması
Giriş: Diş hekimliği fakültelerinde inferior alveolar sinir bloğu amacıyla genellikle Halstead tekniği öğretilir ve uygulanırken, Vazirani Akinosi (VA) tekniğinin pratik eğitimi nadiren yapılmaktadır. Halstead tekniğinin yüksek başarısızlık oranlarına sahip olması ve ağız açıklığının kısıtlı olduğu durumlarda uygulanamaması VA tekniğini ön plana çıkarır. Tez çalışmamızda uyguladığımız aktif öğrenme yaklaşımı, öğrencinin pasif konumda olduğu öğretmen merkezli geleneksel eğitimin tersidir diyebiliriz. Amacımız, VA tekniğinin bu iki yaklaşımla anlatıldığında nasıl algılandığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif ve randomize olarak planlandı. Son sınıf stajyer öğrencilerinden gönüllü 92 kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların tümüne üçüncü sınıf müfredatında VA tekniğinin teoriği zaten anlatılmıştı. Kontrol grubu (n=42) VA tekniğini sadece teorik olarak biliyordu. Çalışma grubuna (n=49) ise tek bir eğitmen tarafından öğretildi ve bir aylık staj süresince ortalama üç hastada uygulatıldı. Likert skalası kullanılmış ve çalışma yürütücüleri tarafından özel olarak hazırlanmış 12 önermeden oluşan anketimiz, katılımcılar tarafından aynı anda dolduruldu. İlk soruda, daha öncesinde VA tekniğini uygulayıp uygulamadıkları öğrenildi. Anketlerin birinde bu soru cevaplanmadığından çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: On iki önermenin yedisinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Kalan beş önermede ise fark yoktu. Toplam algı skorları bakımından çalışma grubu lehine anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Teorik bilgilerle kuvvetlendirilmiş pratik eğitim sonrası VA uygulama aşamaları daha anlaşılır hale gelmiştir. Anahtar kelimeler: Vazirani Akinosi, Aktif Öğrenme Yaklaşımı, Pasif Öğrenme