Sivas University of Science and Technology
Institute

Institute of Graduate Studies

Sivas University of Science and Technology

101

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Polimetilmetakrilat filmlerde yüzey ıslanabilirliğinin kontrolü

Polimetilmetakrilat (PMMA), optik geçirgenliği, yeterli mekanik dayanımı, kolay işlenebilirliği ve film oluşturma kabiliyeti gibi özellikleri nedeniyle kritik öneme sahiptir. PMMA'nın yüzey ıslanabilirliğinin kontrol edilebilmesi, yüzey odaklı uygulamaların geliştirilmesi açısından dikkate değerdir. Bu çalışmada, intrinsik viskozitenin ve çözücü/çözücü olmayan sıvı karışımı kompozisyonunun PMMA'nın yüzey ıslanabilirliği üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çözücü/çözücü olmayan sıvı yaklaşımının sınırlı kaldığı durumlarda, silika katkısının ıslanabilirlik üzerindeki etkisi ek olarak incelenmiştir. Bu amaçla, farklı intrinsik viskozitelere sahip PMMA'lar, benzoil peroksit (BPO) başlatıcısı kullanılarak serbest radikalik polimerizasyonla sentezlenmiştir. BPO miktarının beslenen monomere göre kütlece %2,77'den %0,35'e düşürülmesiyle sentezlenen PMMA'ların intrinsik viskozite değerleri 9,13 mL/g'dan 24,83 mL/g'a doğru kademeli olarak artmıştır. Elde edilen PMMA'lar toluen ortamında hazırlanan ve farklı miktarlarda metanol ilavesi yapılan kaplama çözeltilerinden daldırmayla kaplama yöntemiyle cam lameller üzerine film olarak kaplanmıştır ve bu filmlerin ıslanabilirliği temas açısı ölçümleriyle değerlendirilmiştir. İntrinsik viskozite değerine ve PMMA/toluen çözeltisine ilave edilen metanol miktarına bağlı olarak elde edilen filmlerin su temas açısı değerleri 77° ile 46° arasında değişirken, serbest yüzey enerjileri geometrik ortalama yaklaşımına göre 57,41 mJ/m2 ile 45,68 mJ/m2 arasında, asit-baz yaklaşımına göre ise 47,05 mJ/m2 ile 39,53 mJ/m2 arasında değişmiştir. Toluen/metanol karışımlarıyla hazırlanan PMMA filmleri hidrofilik davranış gösterirken, toluen ortamında damla döküm yöntemiyle hazırlanan silika katkılı filmlerde su temas açısının 128°'ye kadar yükseltilebildiği ve hidrofobik davranışın gözlenebildiği görülmüştür. Bilim Kodu : 91218 Anahtar Kelimeler : Polimetilmetakrilat, temas açısı, serbest yüzey enerji, ıslanabilirlik Sayfa Adedi : 54 Danışman : Doç. Dr. Salih ÖZBAY 2. Danışman : Dr. Yılmaz MERT

IslanabilirlikTemas açısı
Şeyma Aktaş
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı endofitik bakterilerin in vitro koşullarda çemen (trigonella foenum-graecum) bitkisinin büyümesi üzerindeki etkileri

Çemen (Trigonella foenum-graecum L.), yüksek besin değeri ve zengin fitokimyasal içeriği nedeniyle hem gıda hem de tıbbi açıdan önemli bir baklagil bitkisidir. Çemen bitkisinde çimlenme ve erken gelişim dönemi, bitki büyümesi ve verim açısından kritik öneme sahiptir. Bu tez çalışmasında, çemen bitkisinde çinko oksit nanopartikülleri (ZnO-NP) ve endofitik bakterilerin (Rhizobium nepotum strain K12d, Pseudomonas kilonensis strain K116, Enterobacter cloacae strain K154 ve Pseudomonas donghuensis strain T93) tohum çimlenmesi, fide gelişimi ve biyokimyasal özellikler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Deneyler in vitro koşullarda yürütülmüş, tohumlar %0,1 HgCl₂ ile sterilize edilerek pH 5,8'e ayarlanmış MS besiyerinde yetiştirilmiştir. Her uygulamada 15 tohum kullanılmış ve denemeler 4 tekerrürlü olarak gerçekleştirilmiştir. ZnO nanopartikülleri 25, 50 ve 100 mg/L konsantrasyonlarda uygulanmış ve tohumlar 2, 4 ve 6 saat bu çözeltilere maruz bırakılmıştır. Endofitik bakteri uygulamaları ise 10, 20 ve 30 dakika sürelerle biyopriming şeklinde yapılmıştır. Uygulamaların etkileri; çimlenme oranı, fide büyüme parametreleri, antioksidan aktivite ve toplam fenolik içerik üzerinden değerlendirilmiş, veriler ANOVA ve Yanıt Yüzeyi Metodolojisi (YYM) kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, uygun dozlarda ZnO nanopartikülleri ile endofitik bakteri uygulamalarının bitki gelişimi, çimlenme performansı ve stres toleransı üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, nanoteknolojik yaklaşımlar ve faydalı mikroorganizmaların ayrı ayrı uygulanmasının çemen bitkisinde büyüme, gelişim ve biyokimyasal kaliteyi artırmada etkili ve uygulanabilir yöntemler sunduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, sürdürülebilir tarım uygulamaları kapsamında çevre dostu ve yenilikçi stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır.

Büşra Çelik
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effects of permanent magnet synchronous machines on the power system parameters within the scope of microgrid

In this thesis, the effects of jointly integrating Permanent Magnet Synchronous Motor (PMSM)- and Permanent Magnet Synchronous Generator (PMSG)-based units within a microgrid (MG) on power quality and dynamic variation are investigated, with particular emphasis on PMSG-based wind turbines and PMSM-based electric vehicle (EV) charging stations. A multi-voltage MG model encompassing the 34.5 kV–20 kV–6 kV–400 V levels was developed in the MATLAB/Simulink environment; the model includes photovoltaic (PV) generation, PMSG wind units, PMSM-based EV charging loads, and conventional RLC loads. Using the baseline (reference) configuration as the basis, four scenarios were evaluated: aggregated wind generation increase, distributed EV load increase, combined wind generation increase (distributed and aggregated–distributed layouts), and combined EV load increase (distributed and aggregated–distributed layouts). For each scenario, bus level time-domain analyses were conducted across the high-, medium-, and low-voltage levels, and the following indicators were assessed: voltage and current total harmonic distortion (𝑉𝑇𝐻𝐷 and 𝐼𝑇𝐻𝐷), frequency profiles, voltage deviations, and current fluctuations. The findings demonstrate that, in addition to the number of units, physical placement exerts a decisive influence on harmonic behavior. While aggregated connections at the same bus may lead to local harmonic accumulation, increased frequency oscillations, and longer transient settling times, distributed placement enables a more balanced propagation of harmonics, improved frequency variation, and lower THD levels at end-user buses.

Arda Ahmet Ateş
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Akıllı kontakt lensler: Sağlık ve savunma sanayiinde çift kullanım (dual-use) senaryoları üzerine bir literatür incelemesi

Bu tez çalışması, kontakt lens teknolojilerinin güncel gelişim sürecini, çok yönlü uygulama alanlarını ve özellikle sağlık sektörü ile savunma sanayii açısından taşıdığı stratejik önemi kapsamlı bir literatür taramasıyla analiz etmeyi amaçlamaktadır. Geleneksel optik düzeltme işlevlerinin ötesine geçerek akıllı sistemlere dönüşen kontakt lensler, biyosensör entegrasyonu, kablosuz iletişim, enerji yönetimi ve esnek elektronik yapıların birleştiği ileri düzey giyilebilir platformlar olarak değerlendirilmektedir. Çalışma kapsamında, sağlık alanında diyabetli hastalar için sürekli fizyolojik izleme, glikoz seviyesi ölçümü ve ilaç salınımı gibi kritik uygulamalar; savunma sanayii açısından ise artırılmış gerçeklik, gece görüş ve taktiksel karar destek sistemleri gibi yenilikçi kullanım senaryoları incelenmiştir. Ayrıca, bu teknolojilerin ilerlemesini mümkün kılan malzeme bilimi, mikro-nano sistemler, optoelektronik ve enerji verimliliği temelli alt disiplinler bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Literatürdeki güncel prototipler ve araştırma eğilimleri üzerinden, kontakt lenslerin gelecekteki gelişim yönüne ilişkin öngörüler sunulmuş ve potansiyel uygulama önerileri geliştirilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, hızla büyüyen giyilebilir teknoloji ekosisteminde kontakt lenslerin yenilikçi ve çift kullanımlı (dual-use) potansiyelini vurgulayarak, disiplinler arası araştırmalara ve ileri teknoloji geliştirme süreçlerine bilimsel katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Aslı Erdal
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Eklemeli imalat yöntemiyle üretilen alüminyumun bakıra sürtünme karıştırma kaynağı ile birleştirilmesinin araştırılması

Alüminyum ve bakırın birçok önemli endüstride yan yana kullanılması nedeniyle, bu metallerin birleştirilmesi önem arz etmektedir. Bu malzemelerin kaynaklanarak bir arada kullanılmasıyla bakırdan etkin bir şekilde tasarruf edilebileceği, daha hafif ve verimli sistemler üretilebileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda, eklemeli imalat yöntemiyle üretilen AlSi10Mg alüminyum alaşımının ticari saf bakıra sürtünme karıştırma bindirme kaynağı (SKBK) yöntemi kullanılarak birleştirilebilirliği araştırılmıştır. SKBK'da en önemli kaynak parametreleri olan takım dönme ve ilerleme hızının; kaynak geometrisi, mikroyapısı, mekanik özellikler ve kaynak bölgesinde oluşan intermetalik bileşikler üze-rindeki etkilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Takım dönme ve ilerleme hızlarının, kaynak geometrisi ve mekanik özellikleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu görül-müştür. Yapılan kaynaklarda kanca, boşluk ve intermetalik bileşikler gibi kusurların var-lığı tespit edilmiştir. Kanca kusuru, çekme testi sırasında kaynakların dayanımı ve kopma davranışını belirleyen baskın faktör olarak ortaya çıkmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, söz konusu malzemelerin SKBK yöntemiyle birleştirilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.

Emre Şanlı
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Led ışık kaynağı ve 2D sürekli dalgacık dönüşümü yöntemi ile 3D profilometre

Saçak projeksiyonu profilometrisi (Fringe Projection Profilometry, FPP), temassız üç boyutlu (3B) yüzey ölçümleri için yaygın olarak kullanılan ve güvenilir yöntemlerden biridir. Ancak bu teknik, mikrometrik ve milimetrik ölçekte uygulandığında sınırlı derinlik alanı ve özellikle lazer tabanlı saçaklarda ortaya çıkan beneklenme (speckle) gürültüsü nedeniyle ölçüm doğruluğunda azalmalar gösterebilmektedir. Bu çalışmada, LED ışık kaynağına dayalı ve Gates interferometresi konfigürasyonu esas alınarak geliştirilmiş özgün bir optik düzenek sunulmaktadır. Önerilen sistem, düşük koherensli LED ışığı sayesinde speckle etkisini azaltmayı hedeflemektedir. Ayrıca iki küp ayırıcıya (beam splitter, BS) ek olarak yatay saçak yapısı oluşturan ilave bir ışın ayırıcı kullanılarak saçak deseni çeşitlendirilmiş ve sistemin uzaysal çözünürlüğünün artırılması amaçlanmıştır. Deneysel olarak elde edilen faz haritaları, iki boyutlu sürekli dalgacık dönüşümü (2D Continuous Wavelet Transform, 2D CWT) yöntemi kullanılarak analiz edilmiş ve bu sayede 3B yüzey rekonstrüksiyonu gerçekleştirilmiştir. LED ışık kaynağının performansını değerlendirmek amacıyla, aynı ölçüm bölgelerinden lazer ışık kaynağı kullanılarak da görüntüler alınmış ve karşılaştırmalı analiz yapılmıştır. Karşılaştırma sonuçları, arakesitsel ölçümlere dayanarak LED tabanlı konfigürasyonun lazer tabanlı sistemlere kıyasla, sınırlı da olsa, gürültü seviyesinde bir azalma ve yüzey profili stabilitesinde bir iyileşme sağladığını göstermektedir. Bununla birlikte, LED'in düşük koherensli yapısı saçak kontrastının azalmasına neden olmakta; bu durum ölçüm alanının sınırlanmasına ve saçak kontrastına bağlı olarak ölçüm kalitesinin olumsuz etkilenmesine yol açabilmektedir.

Dalgacık dönüşüm tekniğiDalgacık dönüşümleri
Tahsin Aydın
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Nevşehir ekolojik koşullarında bazı ekmeklik buğday çeşitlerinin verim ve kalite paremetrelerinin belirlenmesi

Gerek az gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerin başlıca temel ihtiyaçlarının ilk sırasında yer alan buğday, besleyiciliğinin yanında yetiştirme ve depolama bakımından dünyada ve ülkemizde büyük öneme sahiptir. Yaklaşık 8.3 milyarlık Dünya nüfusunun temel gereksiniminin karşılanmasında ilk sırada yer alan buğday başta ekmek, bisküvi, bulgur ve makarna yapımında kullanılmasının yanı sıra hayvan yemi ve kâğıt-karton sanayinde de belirli oranda rol oynamaktadır. Bu çalışma, Nevşehir ilinin Kozaklı ilçesine bağlı Karasenir Köyünde bulunan çiftçi arazisinde 2023-2024 yetiştirme döneminde 18 adet ekmeklik buğday çeşidinin (Lucilla, Massocico, Akça, Midas, Beyazhan, Ayten Abla, Selami Bey, Demirhan, Bayraktar, Balkır, Çavuş, Tosunbey, Kürşad, Mete 06, Eser, Demir, Hamitbey ve Ayaz) verim ve kalite öğelerini ortaya koymak amacıyla yürütülmüştür. Yürütülen çalışma, tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Araştırmada fenolojik özellikler (başaklanma süresi ve olgunlaşma süresi), agronomik özellikler (bitki boyu, başak uzunluğu, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı, başakta tane ağırlığı, başak ağırlığı, bin tane ağırlığı, hasat indekisi ve dekara tane verimi) ve kalite özellikleri (protein oranı, yaş gluten oranı, nişasta oranı, rutubet oranı, sedimantasyon oranı ve hektolitre ağırlığı) incelenmiştir. Yürütülen çalışma sonucunda ekmeklik buğday çeşitlerinin incelenen tüm özellikler bakımından önemli/çok önemli derecede etkilendikleri ortaya konulmuştur. Yürütülen çalışmada bitki boyunda Demir 2000 (87.60 cm), başak uzunluğunda Kürşad (12.62 cm), başakta başakçık sayısında Balkır (52.50 adet), başakta tane sayısında Kürşad (44.60 adet), başakta tane ağırlığında Kürşad (1.19 g), bin tane ağırlığında Beyazhan ve Hamitbey (37.30 g), dekara tane veriminde Kürşad (314.85 kg/da), protein oranında Midas (%22.26), yaş gluten oranında Midas (%51.00), nişasta oranında Lucilla (%69.80), sedimantasyon oranında Mete 06 (97.90 ml ) ve hektolitre ağırlığında Demirhan (80.40 kg/L) çeşitlerinin en yüksek değerlere sahip oldukları belirlenmiştir. ktır.

Hatice Karaca
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Sivas/divriği bölgesinden toplanan bazı yerel üzüm genotiplerinin scot belirteçleri ile genetik karakterizasyonu

ISSR, RAPD, SCoT ve SSR gibi moleküler teknikler, üzüm çeşitlerinde genetik polimorfizmi tanımlamak, genetik yapıları ortaya çıkarmak ve çeşitler arası ilişkileri analiz etmek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda, çalışmamızın amacı Sivas ili Divriği ilçesinde yetiştirilen veya doğal olarak bulunan bazı yerel üzüm (Vitis vinifera) genotiplerinin genetik çeşitliliğini ortaya koymak, doğal genetik kaynakların sürdürülebilir korunmasına katkıda bulunmak ve bu genotiplerin tarımsal üretim potansiyelini belirlemektir. Ayrıca, farklı üzüm genotipleri arasındaki çeşitliliğin değerlendirilmesinde Başlangıç Kodonu Hedefli (SCoT) markörlerin potansiyel kullanımı araştırmaktır. Bitki materyalleri üzüm bağlarından toplanmış ve DNA CTAB yöntemi kullanılarak taze yapraklardan izole edilmiştir. Örneklerde toplam 36 SCoT markörü taranmış ve en yüksek polimorfizm oranına sahip 12 markör analiz için seçilmiştir. Bu çalışmada, üzüm genotipleri arasındaki genetik ilişkileri belirlemek için kullanılan 12 SCoT primerinden toplam 119 bant elde edilmiştir. 83 bant polimorfik olup %69,74 oranında bir polimorfizm elde edilmiştir. Elde edilen moleküler veriler, analiz edilen üzüm genotiplerini benzerlik indekslerine göre gruplandıran bir dendrogram (filogenetik ağaç) oluşturulmasına olanak sağlamıştır. UPGMA dendrogramına ve SCoT moleküler verilerinden oluşturulan korelasyon matrisine göre, en düşük genetik benzerlik (0.382) G6 ve G38 genotipleri arasında gözlenirken, en yüksek benzerlik (0.786) G37 ve G39 genotipleri arasında gözlenmiştir. Sonuç olarak, SCoT markörlerinin genetik varyasyonu değerlendirmek ve üzüm genotipleri arasında benzerlik indeksleri oluşturmak için etkili bir şekilde kullanılabileceği gösterilmiştir. Bu moleküler yaklaşım, ileri genetik araştırmalar ve gelecekteki ıslah programları için sağlam bir temel sağlamaktadır.

Emrah Sönmez
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişen askeri mikroşebeke topolojilerinin incelenmesi

Günümüzün enerji güvenliği, sürdürülebilirlik ve esneklik , askeri operasyonların gücü için çok önemlidir. Ordu üsleri ve operasyon bölgeleri, enerji seçeneklerinin herhangi bir kesinti durumunda bağımsız ve kesintisiz çalışması sınırlı zorlu koşullarla karşı karşıyadır. Bu nedenle, askeri imkanlar için mikro şebekeler oluşturmak bir çözüm olarak ortaya çıktı. Bu tez, güçlü askeri mikro şebeke topolojilerini inceleyerek avantajlarını, dezavantajlarını ve uygulama alanlarını incelemeyi sağlıyor. Askeri mikroşebekelerin ek enerji listesi, enerji depolama teknolojileri ve akıllı kontrol sistemleri ile nasıl optimize edilebileceği ele alınmıştır. Gelişmiş topolojiler, yıldız (yıldız), ağ (mesh), halka (ring) ve çoklu mikroşebeke (multi-microgrid) gibi topolojilerden oluşmaktadır. Topolojiler, enerji güvenliği, hata toleransı ve aralıkları açısından karşılaştırılmıştır.Ayrıca siber güvenlik tehditleri, maliyet sorunları ve teknolojik kısıtlamalar gibi askeri mikroşebekelerin karşılaştığı temel sorunlar da ele alınmıştır. Mikroşebekelerin çeşitli türleri ve savaş alanları için özelleştirilebileceği ve değiştirilebilen askeri teknolojilerle entegre edilebileceği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, bu tez, mikroşebeke topolojilerinin askeri operasyonları üzerindeki olası durumları inceleyerek enerji güvenliği ve sürdürülebilirlik için yeni çözümler sunmaktadır. Mikroşebekelerin mevcut, güvenilir ve çevre dostu yapısı, çağdaş askeri stratejilerde hayati önem taşıyacak. Tezin sonucunda, mikro şebekelerin tasarımı ve bilgileri ile ilgili akademik ve uygulamalı katılım sağlanması beklenmektedir.

Akıllı şebekelerElektrik enerjisiElektrik şebekesi+1
Mücehit Özyurt
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00
DoctorateOpen AccessEN

Comprehensive analysis of transformer model components in natural language processing

The Transformer architecture, based entirely on attention mechanisms, has eliminated the need for recurrent and convolutional models and has formed the foundation of advanced language models such as ChatGPT. Nevertheless, compared to traditional deep learning approaches, the Transformer incorporates a large number of components and layers, which makes comprehensive analysis a challenging research task requiring high computational costs and long training times. To address these challenges, this study considers the Transformer architecture across three distinct stages. In the first stage, the Transformer architecture is addressed from a holistic perspective, and the effects of individual components as well as component pairs on model performance are systematically analyzed. In the second stage, while the core architectural components identified in the initial stage were kept under control, the performance of various optimization algorithms is analyzed with a higher resolution in the context of their interaction with model complexity and dataset scale. In the final stage, the study focuses on the critical role of the Key and Value dimensions within the multi-head attention mechanism. The results demonstrate that the contributions of architectural components to model performance are not homogeneous and that certain components and component pairs exhibit more dominant effects than others. These findings indicate that not all components exert equal influence in architectural design and hyperparameter optimization processes, either individually or through their interactions with other hyperparameters. In this context, accurately identifying the dominant effects enables high performance to be achieved with lower parameter configurations, leading to substantial reductions in both computational cost and training time

Hilal Çelik
Sivas University of Science and Technology · Institute of Graduate Studies
2026
00