Tekirdağ Namık Kemal University
Discipline

Uluslararası İlişkiler ve Küreselleşme Anabilim Dalı

Tekirdağ Namık Kemal University

26

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

26 Theses
Master'sOpen AccessTR

Çin'in ABD'yi dengeleme girişimi: Yeni İpek Yolu projesi

1980'lerden günümüze kadar olan süreç içerisinde Çin, ekonomik ve siyasi olarak büyümekte ve modernleşmektedir. Böylelikle, küreselleşen dünyada giderek etkisini arttırmaktadır. Uluslararası sistem içerisinde zayıf bir ekonomik yapıya sahipken sürekli yükselen bir üretim gücüne dönüşmüştür. Ayrıca siyasi ilişkilerinde de fikirlerine değer verilen bir güç olarak ortaya çıkmıştır. 2013 yılında Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) Devlet Başkanı Xi Jinping, katıldığı bir konferansta Bir Kuşak Bir Yol girişimi olarak bahsedilen projeyi açıklamıştır. Bu projenin açıklanması ile birlikte uluslararası sistem içerisinde Çin'in Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'ni geçip süper güç olabileceğine dair öngörülerde bulunulmuştur. Günümüzde Uluslararası ilişkilerde devleti ana aktör olarak kabul eden realist teori; uluslararası anarşik sistemde gerçekleşen sorunları, devletlerin güce sahip olma arzusu olarak nitelendirmektedir. Uluslararası sistemin yapısı realist teoriye göre, anarşik bir yapıda olduğu için sistem güvensizlik ve rekabet ortamına oldukça açık olmaktadır. Bu yaşanan güvensizlik ve rekabet ortamı, devletlerin güçlerini arttırıp hegemon olmak için verilen güç mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Bir Kuşak Bir Yol projesi bu rekabet ortamına bağlı olarak son zamanlarda gittikçe önem kazanmaktadır. Projenin bitim tarihi 2049 yılı olarak gösterilmektedir. Bu çalışma, projenin kapsamını ve niteliğini göz önünde bulundurarak ilerleyen süre zarfında Çin'in ABD'yi dengeleyebileceği ve süper güç olup sisteme yön verebileceği varsayımında bulunmaktadır. ABD-Çin arasındaki rekabet ve süper güç olma arzusu realist perspektifin yaklaşımlarına uygun olarak değerlendirilmiştir. Çin'in yükselişini, Bir Kuşak Bir Yol projesini ve ABD-Çin ilişkilerinin tarihsel gelişimini süreç izleme yöntemi ile inceleyen bu çalışma, Çin'in Bir Kuşak Bir Yol projesini ABD'yi dengelemek ve süper güç olabilmek için bir araç olarak kullandığını ileri sürmüştür.

Amerika Birleşik DevletleriBir Kuşak Bir Yol ProjesiDengeleme+3
Merve Nafiye Önür
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz enerji denkleminde Türkiye: 2000-2019

2000'li yıllarda yapılan enerji keşifleriyle birlikte Doğu Akdeniz bölgesinin uluslararası dinamiği yeni bir boyut kazanmıştır. Ortaya çıkan uluslararası konjonktürle birlikte devletlerarasında mücadeleye neden olmuştur. Böylece uluslararası sistemde artan enerji ihtiyacı yüzünden aktörler arasında yeni bir ekonomi temelli rekabet ortamı yaratmıştır. Bu rekabet ortamı GKRY, Yunanistan, İsrail, Mısır, AB ve ABD gibi aktörlerin çıkar odaklı işbirliğine sevk ederken, kendi politik uygulamalarına ters düşen Türkiye ile çatışma halinde olmalarına neden olmaktadır. Bölgesel ve küresel aktörlerin Türkiye'yi bölgede tek başına bırakma çabaları; deniz yetki alanlarında (MEB) meydana gelen sorunlar ve East Med projesi adı altında ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin ise KKTC ve Libya ile geliştirmiş olduğu ittifak bloğuyla kendi işbirliği mekanizmasını ortaya koymaktadır. Bu çalışma; bölgenin jeopolitik ve jeostratejik öğelerinden yararlanmaya çalışan aktörlerin enerji politikaları ve bu enerji politikaların realist perspektif üzerinden değerlendirilmesi yapılmaktadır. Bölgede meydan gelen mücadelede Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası, Libya ve KKTC ile ilişkilendirilerek çıkarlarının ve egemenlik haklarının korunması ele alınmaktadır.

Akdeniz politikasıDoğu AkdenizDoğu Akdeniz bölgesi+4
Burcu Acar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yumuşak güç açısından Türkiye'nin tarih dizilerinin dünyada oluşturduğu imaj

Ülke imajı, devletler açısından büyük önem taşımaktadır. Devletler, ülkelerinin dünyada daha çok tanınması ve ülke imajlarının olumlu olması için çalışmalar yapmaktadır. Ülke imajları olumlu olan ülkeler uluslararası alanda söz sahibi olabilmekte, ayrıca önemli kazanımlar elde etmektedirler. Devletlerin ülke imajı çalışmalarında, Joseph Nye tarafından ortaya konan bir kavram olan yumuşak güç unsurlarından faydalandıkları görülmektedir. Bu unsurların başında da eğitim, spor ve televizyon gelmektedir. Uluslararası alanda ve kendi bölgesinde bir güç olmayı hedefleyen Türkiye'de bu yumuşak güç unsurlarını etkili olarak kullanmaya başlamıştır. Türkiye, eğitim alanına yaptığı yatırımlar ve geliştirdikleri eğitim programlarıyla eğitim alanında bir cazibe merkezi olmayı sürdürmeyi hedeflemektedir. Bu yönde önemli çalışmalar gerçekleştirmektedir. İnsanların tutum ve algılarını etkileyen bir diğer unsur olan televizyon yapımlarının da ülke imajında etkili bir rol oynadığı görülmektedir. Türk dizilerinin dünya da göstermiş olduğu başarı grafiği ve birçok ülkede izlenmesi, Türkiye'nin tanıtımında ve imajında önemli rol alabileceğini göstermektedir. Çalışmada hedef kitleye aktarılmak için kullanılan yumuşak güç değerlerine bütüncül olarak bakılmış ve bu gücün Türk dış politikasına destekleyici katkısı, aynı zamanda diğer ülke halklarında oluşturduğu algı incelenmiştir. Önce diplomasi kavramı, kültür diplomasisi ve araçları incelenmiş, sonra yumuşak güç uygulamalarının Türkiye'nin imajına somut etkileri belirtilmiştir. Kitle iletişim araçlarının toplumların kültürünü aktarmada ve ülke algısı oluşturmada etkili bir araç olduğu görülmektedir. Nitekim çalışmada da vurgulandığı gibi Türk dizilerini izleyenlerin Türk kültürü hakkında bilgi sahibi olduğu, kendi kültürel değerleri ile arasında karşılaştırma yaptığı açıkça ifade edilmektedir. Türk dizilerinin yüksek oranda izleniyor oluşu Türkiye ve Türkler hakkında daha olumlu düşüncelerin oluşmasına katkı sağlamaktadır. Dört bölümden oluşan bu çalışmada karma araştırma yöntemi kullanılmış, bilimsel makaleler, raporlar, yapılan anket sorularına verilen cevaplar incelenmiş, değerlendirilmiştir.

AlgıDizi filmKültürel diplomasi+7
Ahmet Demirhan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Modernleşme sürecinde kent politikaları ve kent hakkı arayışları

Bu çalışmanın amacı, Modernizm ve postmodernizm kavramlarından hareket ederek ekonomi politikalarının günümüz kent yapısı ve yaşamında ortaya çıkardığı değişimleri incelemektir. Modernizmin günümüz kent yaşamına etkisi literatürde geniş biçimde ele alınmıştır. Kentlerin ortaya çıktığı tarihlerden bu yana yaşanan gelişmeler ve değişimler yönetim araçlarının merkezileşmesini ve kurumsallaşmasını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla üretim ve ekonominin bizi içine aldığı yeni bir yaşam biçiminde, yeni bir düzende yaşamaktayız. Modern hayatla birlikte yaşam biçimimizi derinlemesine şekillendiren bir düzende ve giderek küresel bir köyde yaşıyoruz. Endüstrileşmiş kentlerde kapitalizmin yarattığı sert ve acımasız yaşam koşulları, 19. yüzyılda kurulan ulus devletlerin egemenliklerinin sert gücüne eklemlenen yönetim araçlarıyla birlikte bugünkü halini almıştır. Kent yaşamındaki farklılaşmanın günlük yaşamın odak noktası, üreticisi ve düzenleyicisi haline geldiğini varsayarsak; modern/post-modern yaşamın ekonomi politikaları kentlerin çehresini ve yaşamını değişmiştir. Kent hakkı perspektifinden baktığımızda modern yaşamın içinde liberal ve neoliberal politikaların etki alanlarına odaklanmak ve kent hakkı kavramını tartışmak en doğru yol olacaktır. Kent hakkı bağlamında, kamusal alanların/mekânların azaldığı modern şehirlerde ortak yaşam alanlarının da değişime uğradığı yeni yaşam biçimleri ortaya çıkmıştır. Çalışmada Karaköy/Beyoğlu bölgesine ait araştırmalar incelenip, ekonomi politikaların etkileri tartışılacaktır. Beyoğlu bölgesinin tarihsel değişiminin ekonomi politikalarıyla ilişkisi içerisinde kent hakkı arayışları ortaya çıkmıştır. Bu bölgede kamusal alanlar azalmış ve serbest piyasa ekonomisi uygulanmıştır. Ekonomik düzenin ihtiyaçları ve bakış açılarıyla yeni işlevler edinen bu mekânlar, yıllar içerisinde yapılaşmalara açılarak ya da kentsel dönüşümlerle birlikte değişmiştir. Anahtar Kelimeler: modernizm, kent, liberalizm, neoliberalizm, kent hakkı

Kentsel haklarKentsel politikaLiberalizm+2
Musa Arslan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nin Dağlık Karabağ sorununun çözülmesi yönünde faaliyetleri: Karşılaştırmalı analiz (1991-1994; 2016-2020)

Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, post Sovyet mekânında, yıkıcı etnik çatışmalar başlamıştır. Bu çatışma bölgelerinden biri de Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesi olmuştur. Lakin, Dağlık Karabağ sorunu sadece Azerbaycan ve Ermenistan'ı etkilemekle kalmamıştır, Türkiye'de dâhil olmak üzere tüm bölge ülkelerini, aynı zamanda küresel aktörleri içine çekmiştir. Bu bağlamda, üçüncü taraf ülkeler kendi çıkarlarını gözetlemek amacıyla sorunun çözümünde etkin rol üstlenmeye ve dengeleri kendi lehlerine çevirmeye çalışmışlardır. Çatışma 1994'de imzalanan ateşkesten sonra durdurulmuştur ve sürekli devam edecek olan, yorucu barış aramaları dönemine girilmiştir. Bu dönemde AGİT Minsk Grubu çatışmaya hiçbir çözüm bulamamıştır. Türkiye'de, yakınında yer alan Dağlık Karabağ sorununun çözümü için zaman-zaman kendi imkânlarını ortaya koymuş ve çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Maalesef, sürecin sonunda silahlar yeniden konuşmaya başlamıştır ve 2020 Eylül'de başlayan 44 günlük ağır çatışmalardan sonra Azerbaycan işgal edilmiş topraklarının tahminen yüzde seksenini geri ala bilmiştir. Bu süreç uluslararası ilişkilerde klasik realizm kuramına dayanarak öğrenilmiştir. Çalışmanın amacı, 1991-1994 yılları ve 2016-2020 yılları aralığında bölgede yer alan ihtilafı karşılaştırmak, her iki savaşta Türkiye'nin yeri ve rolünü, sürece etkisini ortaya koymak, gösterilen faaliyetlerin benzer ve farklı taraflarını, aynı zamanda dönem liderlerinin sözü giden ihtilaf tekelinde, söylem, eylem ve adımlarını öğrenmek olmuştur. Çalışmada, Türkiye'nin 1991-1994 yıllarında ki savaş ve 2016-2020 yılları Karabağ savaşı ve savaşa giden sürece gösterdiği etkiler arasındaki farkların neler olduğu sorusuna cevap aranmış, bu etkilerin karakteri, nitelikleri değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, edebiyat taraması yapılmış, resmî belgeler, raporlar, gazetelerde yayınlanan bilgiler incelenmiştir.

AzerbaycanDağlık KarabağSöylem+6
Hüseyin Ender Arar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre politikaları ekseninde bölgeler-arasıcılık: AB ve Orta Asya ülkeleri örneği

Bu tez çalışması, siyasi bölgelerin tarihsel emsallerini ve onu şekillendiren, çarpıtan hakim fikirleri keşfederek, bölgeler-arasıcılık adı verilen yeni bir etkileşim türünün doğasını ve çeşitli ekonomik, siyasi biçimlerini incelemektedir. Çalışmada tercih edilen karşılaştırmalı siyasal analiz, bölgesel ve bölgeler arası işbirliğine kalkışan ve kararsızlıkla bakmaya devam eden devlet aktörleriyle karşı karşıya kaldıklarında özel teşebbüs ve STK'ların zorlu rollerini de ortaya çıkarmaya yönelik olup uluslararası çevre politikası özelinde Orta Asya ve Avrupa Birliği örneklemi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Orta Asya çalışmaları, Asya-Avrupa ilişkileri ve uluslararası politik ekonomi ve çevre politikası tartışmaları zemininde; Doğu Asya ve Avrupa'da politika yapımında yer alan uygulayıcıların karşılaştırılmasına ulusaltı karşılaştırmalı siyasal analiz metoduyla gidilmiş olup bölgesel altsistemlerin etkileşimine yönelik modeline başvurulmuştur. Uluslararası bölgeler-arasıcılığın çevre politikalarındaki güncel seyrine ilişkin bir profil ortaya çıkarılmak istenmiştir. Orta Asya ve Avrupa Birliği için bölgeler arasıcılık yönünden ne gibi kazanımlar ve kaybedilen potansiyelin var olduğu da ortaya konulmuştur. AB'nin bizzat kendisinin etkin bir uluslararası bölgesel çevre politikası ortaya koymasındaki başarısının yanında, Orta Asya gibi iktisaden ve enerji işbirliği kanadında ortak zeminde buluşmak istediği bir diğer bölge üzerinde, çevre politikalarını kendine göre şekillendirmek ister tarzda olan yaklaşımı, bölge dışına yankı sağlayabilme tezi özelinde değerlendirilmiştir. AB'nin üçüncü ülkeleri ve dışarıdaki bölgeleri kendi siyaseti, ilişkileri ile kendini merkeze alan siyasetinin bir sonucu olarak etkileme gücüne ithafen olabildiğince açığa çıkarılmıştır. ASEM, CAREC gibi kuruluşların zirve, strateji ve işbirliği etkinlikleri ile strateji gündemlerinin yanı sıra AB-ASEAN ilişkileri, UNEP,CAS,USAID,GCA,CAEC, EEAS, WECOOP, RCEECA, Dünya Bankası ve BM'nin de desteklemiş olduğu UNECE ve PROGREEN oluşumlarının Orta Asya'daki etkinliği, aynı analiz yaklaşımı temel alınarak, çalışmada incelenmiştir.

Avrupa BirliğiBölgeler arasıcılıkOrta Asya+5
Mehmet Mutlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Afrika'daki Türk diasporasının Türk ulusal çıkarına etkisinin Türkiye-Afrika ilişkileri kapsamında değerlendirilmesi

Diaspora ,son dönemde her alanda tanınırlığı artan bir kavram olmuştur. Avrupa ülkeleri ile gelişmiş ülkelerde geçmişi eskiye dayanan bir terim olan diaspora, Türkiye'de 2000'lerin sonundan itibaren ele alınmaya başlanmıştır. Diaspora gücünün farkına çok geç varan Türkiye için Afrika'da da durum böyledir. Afrika'da eski ve yeni sömürgeci güçler, diasporalarını milli çıkarları doğrultusunda uzun yıllardır yönlendirmektedirler. Türkiye ise bir çok avantajına rağmen Afrika'da istenilen etkiyi sağlayamamıştır. Bu noktada Türkiye'nin diaspora politikalarında bazı eksiklikler mevcuttur. Bu eksiklikler son yıllarda yapılan başarılı diplomasi faaliyetleriyle giderilmeye çalışılmıştır. Ve bu faaliyetlerle Afrika ,artık Türk dış politikasının ayrılmaz bir parçası olmuştur.Bu bağlamda bu tez çalışmasının amacı, Afrika'daki Türk diasporasının Türk ulusal çıkarına olan etkisini , klasik realizmin ulusal çıkar argümanına göre Türkiye-Afrika ilişkileri çerçevesinde analiz etmektir. Aynı zamanda Türkiye-Afrika ilişkilerine kıta da yaşayan Türk diasporasının nasıl bir etkide bulunduğunu irdelemektir. Ayrıca bu çalışmada Türkiye'nin Afrika'daki diaspora politikalarının, Türk ulusal çıkarına uygun olup olmadığı incelenmektedir. Ayrıca Türkiye'nin, Afrika'da uyguladığı diaspora politikalarının revize edilmesi ve geliştirilmesi yönünde önerilerde bulunulmaktadır. Konu hakkında uzman kişilerle mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Sorun, Türk dış politikası açısından da anlaşılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda bu çalışma; bugün diasporaların ,devletlerin çıkarlarını korumaları için kullandıkları gücü meşrulaştırmanın bir aracı olduklarını ileri sürmüştür. Anahtar kelimeler: Afrika, Türk Dış Politikası, Ulusal Çıkar, Afrika Yüzyılı, Diaspora Politikası, Türk Diasporası

AfrikaAfrika ülkeleriDiaspora+5
Buğra Anıl Evgin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Otonom silah sistemlerinin yeni nesil savaş üzerine etkileri: Türkiye örneği

Gelişen savaş anlayışının şu an için son evresi olan yeni nesil savaş içerisinde günümüzde yarı-otonom silah sistemleri olarak da bilinen İHA/SİHA sistemleri aktif bir şekilde kullanılmaktadır. İnsansız sistemlerin muharebe sahalarındaki etkileri yeni bir çalışma alanı olarak belirmiştir. Dolayısıyla bu sistemlerin ne tür kazanımlar getirdiğinin anlaşılması Türkiye'de de eksikliği bulunan bir alanı ifade etmektedir. Bu alandaki boşluğu doldurması ve literatüre katkı sunması noktasında otonom sistemlerin incelenmesi önemli bir noktayı teşkil etmektedir. Bu doğrultuda otonom silah sistemlerinin yeni nesil savaş içerisindeki etkisini ve sahip olduğu konumu, Türkiye'nin yakın coğrafyasında İHA/SİHA sistemleri ile gerçekleştirilen operasyonlar üzerinden anlamak, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmada yeni nesil savaşın muharebe sahasına getirmiş olduğu yenilikler, bu çerçevede insansız sistemlerin yeni nesil savaş içerisindeki etki alanına ve bu sistemlere sahip olan devletlerin hangi avantajlara sahip olacağı soruları cevaplanmaya çalışılmıştır. Bu soruların cevaplanması noktasında ilk olarak askeri dönüşüm ele alınmış ve yeni nesil savaş kavramına açıklık getirilmiştir. Ardından yeni nesil savaş içerisindeki yapay zekâ temelli askeri unsurlar olan otonom silah sistemleri üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Son kısımda ise yarı-otonom sistemler olan İHA/SİHA'ların Türkiye tarafından kullanılması örneği üzerinden yaratmış oldukları etkiye dikkat çekilmiştir. Çalışma nitel bir çalışmadır, literatür taraması yapılmış, doküman/metin incelemesi ve analizi yöntemleri kullanılmıştır.

Otonom silah sistemleriOtonom sistemlerSavaş+7
Doğukan Binici
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bulgaristan Türklerinin Seyhan'a göçü (1950-1951)

Balkanlar, Osmanlı Devleti hâkimiyeti altında Türklerin yoğun olarak yaşadığı bir coğrafyadır. Ancak Osmanlı'nın zayıflamaya başlamasıyla birlikte bölge, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı'nın hâkimiyetinden çıkmaya, bölgedeki Türkler de Anadolu'ya göç etmeye başlamıştır. Bu göç, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'yla birlikte adeta kitlesel bir hâl almıştır. Hatta başlayan göç dalgası uzun yıllar boyunca da devam etmiştir. Bunun sonucunda bölgedeki Türk varlığı hızla azalmıştır. Balkanlardan Anadolu'ya göçün yoğun olarak gerçekleştiği ülkelerden birisi de Bulgaristan'dır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile başlayıp 1990'lı yıllara kadar devam eden göç sürecinde yüzbinlerce Türk Anadolu'ya gelirken bir o kadarı da hayatını kaybetmiştir. Hatta bu göçler, iki ülke arasındaki ilişkiye bağlı olarak zaman zaman kitlesel bir hâl alarak insanlık dramı şeklinde cereyan etmiştir. Göçün kitlesel olarak yaşandığı dönemlerden birisi de İkinci Dünya Savaşı sonrasına tesadüf eden 1950-1951 yılları olmuştur. Bu esnada gelen göçmenlerin yerleştirildiği yerlerden birisi de Seyhan vilayetidir. Adana merkezli Seyhan vilayeti, önemli bir tarım, ticaret ve sanayi merkezi olmasından dolayı Osmanlı'nın son döneminden itibaren göçmenlerin iskân sürecinde daima tercih edilen bir yer olmuştur. Bu çalışmanın ortaya çıkış noktası da 1950-1951 yılında vilayete iskân edilen Bulgaristan Türklerinin iskân süreçleri olmuş ve bu süreç ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Adana-SeyhanBulgaristan TürkleriDış Türkler+4
Hatice Bozkurt Çanak
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenliğin özelleştirilmesi: Geleceğin güvenliğinde özel askeri şirketler

Dünya ekonomisindeki yapısal dönüşüm 1970'ler de Keynezyen-Devlet Müdahaleci ekonomik modelin çökmesi, onun yerini Neo-Liberal ekonomik modelin almasıyla yeni bir aşamaya geçmiştir. Yeni ekonomik model, piyasaya yönelik devlet müdahalesini minimize etmeyi ve mümkün olan her alanda hantal ve zarar eden devlet işletmelerinin-birimlerinin kâr amaçlı özel teşebbüse devredilmesini hedeflemiştir. Bu bağlamda, yeni model olarak Neo-Liberal ekonomik modeli benimseyen ülkeler; iletişim alt yapıları, enerji tesisleri, limanlar ve havaalanları gibi stratejik tesisler ve yapılar da dâhil olmak üzere hemen hemen her alanda özelleştirmeler yapmışlardır. Ülkelerin gerçekleştirilen özelleştirmelerden kar elde etmesi ve özelleştirilen sektörlerin maliyet-kar, maliyet-fayda oranlarının pozitif yönlü değişimi başka kritik ve stratejik alanların da özelleştirilmesini gündeme getirmiştir. Bu aşamada akıllara devlet harcamalarının en maliyetli kalemlerinden olan güvenliğin, özellikle de dış güvenlik birimlerinin özelleştirilmesi gelmiştir. Buradan hareketle; bu tez çalışmasının temel amacı güvenliğin özelleştirilebileceği ihtimali ve gerçeği ışığında özel askeri şirketlerin incelenmesi, mevcut uluslararası hukuk normlarına aykırı bu oluşumların genel organizasyon modellerinin ve faaliyet alanlarının tahlil edilmesidir. Bu doğrultuda öncelikli olarak güvenliğin özelleştirilebilir bir kavram olarak düşünülmesini tetikleyen ve bu sürece giden yolu hazırlayan yapısal değişimlerin incelenmesinde fayda vardır. Hiç şüphesiz genelde özelleştirme olgusu – özelde ise güvenliğin özelleştirilebilir bir alan olarak düşünülmesi dünya ekonomisinde ki temel yapı ve normların değişmesi ile başlamış olan bir süreçtir. Bu sebeple çalışmanın ilk bölümünde 1970 sonrası küresel çapta benimsenen yeni ekonomik modelin tanımlanması ve temel esaslarının incelenmesi ile konuya genel bir perspektiften giriş yapılacaktır. Ancak bu çalışmanın ana konusu özelleşen güvenliğin başat aktörü olan özel askeri şirketlerdir. Dolayısı ile çalışmanın ikinci bölümünde güvenlik kavramının özelleştirilmesi ve ulus devlet modelinde bunun yansımaları incelenecektir. Ardından günümüzde devletlerin daha fazla ihtiyaç duyduğu dış operasyon birimleri ve sınır aşırı coğrafyalarda 'karanlık operasyonlar' olarak nitelendirilebilecek faaliyetlerde kullanılabilecek, ayak izi bırakmayan operatif gruplara duyulan ihtiyacın ürünü olan özel askeri şirketler ile bu şirketlerin farklı ülkelerdeki örnekleri incelenecektir. Son bölümde ise güvenliğin özelleştirilmesi bağlamında geleceğin güvenliğinde özel askeri şirketlerin rolleri, muhtemel faaliyet alanları ve bu tür birimlere duyulan ihtiyaçlar neticesinde iç ve dış güvenlik alanlarında yeni taşeron birimlerin türemesi ihtimali değerlendirilecektir.

Cengiz Fırat Birgin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye - Rusya ilişkileri açısından Türkiye'nin bölgesel liderlik mücadelesinin analizi

Ortadoğu jeopolitiğinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Rusya Federasyonu Devleti bölgede hâkimiyet kurabilmek, oyun kurucu olabilmek, Ortadoğu'da ki politikalara yön verebilmek ve ayrıca bölgesel güç nitelik unsuru taşıyabilmek adına Ortadoğu'da liderlik mücadelesinde bulunmaktadır. Her iki devlet de ortaya koymuş olduğu oyun kurucu ve liderlik mücadelesinde ve jeopolitik olarak önem arz ettiği bu bölgede dış politikasını sağlam temelli ve rasyonel perspektifler ile oturtma gayretlerinde bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'nun tarihten bu yana güçlü köklerinin olması ve her iki devletin de Ortadoğu'ya nasıl yön vereceklerini öngörebilmenin yanı sıra bölgedeki lider güç pozisyonunda olabilmek adına izledikleri politikaların değerlendirilmesidir. Ortadoğu'ya yön vermek ve liderlik etmek isterken bu iki devletin de hem ulusal hem de ticari iş birliği çıkarlarını korumaya özen gösterdiği bilinir ve Türkiye – Rusya arasındaki iş birliklerinde ciddi bir ticari hacim olduğu bilinmektedir. Her iki devletin de ticari kaygılardan ötürü yıllardan beri gelerek birbirine bağımlı bir hal aldığı bilinmekte. Türkiye ve Rusya bölgeye liderlik etme arzusundadır. Rusya bölgesel bir güç olduğunu hissettirmek ve kanıtlamak adına Ortadoğu'da ekonomik ve askerî açıdan bölgeye etki etmektedir. Türkiye, bölgesel gücünü kanıtlamak adına bölgede hava ve kara sınırlarını koruyup komşu ülkelerde yaşanan meselelere ulusal çıkarları doğrultusunda müdahale ederek bölgedeki iradesini göstermektedir. Bu süreç çalışmada realist perspektif çerçevesinde incelenmiştir. Bu tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemi doküman ve metin analizi gibi veri toplama araçlarından faydalanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bölge, Liderlik, Politika, Güç, Türkiye

Ahmet Pamuk
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çok merkezliliğe evrilen uluslararası sistemde Türkiye'nin konumu

Başlangıcı 1648 Westphalia Antlaşması'na kadar giden uluslararası sistem, zaman içinde çok kutuplu (1648-1945), iki kutuplu (1945-1990), tek kutuplu (1990-2010) ve çok merkezli (2010-sonrası) olmak üzere farklı formlara evrilmiştir. Bu süre içerisinde, "kutuplaşma" kavramı hâkim bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. Kutuplaşmanın ön planında her zaman jeo-strateji ve onu gerçekleştiren ana unsur olarak askeri güç yer almıştır. Bu da devletlerarası ilişkilerde yukarıdan aşağıya doğru (dikey) bir hiyerarşiyi ortaya çıkarmış ve büyük devlet-küçük devlet sınıflandırmasına yol açmıştır. 2010'lu yıllardan itibaren ise, kutuplaşma yerine merkezileşme kavramı ön plana çıkmıştır. Merkezileşmede kutuplaşmanın aksine, hiyerarşik değil paralel bir yapı ortaya çıkmakta, askeri güç değil ekonomik işbirliği ve diplomasi desteklenmektedir. Türkiye alan yazınına bakıldığında, çok merkezliliğe dair çalışmaların yok denecek kadar az olduğu görülür. Buradan hareketle, çalışmamızda uluslararası sistemlerle beraber çok kutupluluk ve çok merkezlilik arasındaki fark ortaya konulmuş ve çok merkezliliğe evrilen uluslararası sistem içerisinde Türkiye'nin konumunun ne olduğunun ve ne olacağının anlaşılması sağlanmaya çalışılmıştır. Realizm, İdealizm ve Neo-Liberalizm kuramları çerçevesinde ele alınmış olan bu çalışma dört ana bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; problemin gerekçesi, çalışmanın amacı, önemi ve sınırlılıklarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, uluslararası sistemler ve ona etki eden unsurların tanınması ile ilgili konular incelenmiştir. Üçüncü bölümde, günümüze kadar gelen uluslararası sistemin evrelerine ve sisteme etki eden önemli hadiselere değinilmiştir. Dördüncü bölümde ise Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren uluslararası sistemdeki konumu ve yaşanan önemli hadiseler ele alınarak geldiği süreç incelenmiştir. Sonuç kısmında ise, elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi yapılarak uluslararası sistemin geldiği aşama ve Türkiye'nin bu sistemdeki konumu ile ilgili yapması gerekenler hakkında çıkarımlar yapılmıştır. Sonuç olarak, tarihi süreç içerisinde kutuplaşmaların merkezinde yer almış olan Türkiye'nin, önemi hiç azalmayan jeo-stratejik konumu ve artan ekonomik gücü ile çıkan fırsatları değerlendirip çok merkezliliğe evrilen uluslararası sistemin önde gelen aktörlerinden birisi olacağı söylenebilir.

BağlantısızlarGüç dengesiUluslararası sistem+2
Veysel Yavuz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Devletleri Teşkilatı ve Türkiye-Özbekistan askeri işbirliği

Bu çalışma, Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) Türkiye ve Özbekistan arasındaki askeri işbirliği üzerindeki etkilerini inceleyerek, Türk dünyası içindeki askeri işbirliği dinamiklerine bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. TDT, Türk devletleri arasında işbirliğini teşvik eden bir platform olarak öne çıkmıştır. Türkiye ve Özbekistan arasındaki askeri işbirliği ise bu teşkilatın somut bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, güç kavramı ve askeri iş birliği kavramları derinlemesine irdelenmiştir. Bu doğrultuda sert ve yumuşak güç kavramlarına, askeri iş birliği türlerine ve askeri ittifak gibi kavramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise akıllı güç kavramı açısından Türk Devletleri Teşkilatı ele alınmıştır. Bu bölüm altında teşkilat yapısı ve kurumlarına ışık tutulmuştur. Üçüncü bölümde Orta Asya'da Özbekistan'ın önemi ifade edilmiştir. Bu bölümde Özbekistan'ın jeopolitik konumu, tarihi gibi başlıklara yer verilmiştir. Son bölümde ise Türkiye-Özbekistan askeri iş birliği ifade edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, Türk Devletleri Teşkilatı'nın Türkiye ve Özbekistan arasındaki askeri işbirliği üzerindeki rolünü ve bu işbirliğinin bölgesel güvenlik dinamiklerine etkisini değerlendirmektedir. TDT'nin bu tür işbirlikleri için bir katalizör olarak nasıl hareket ettiği ve Türk dünyası içindeki askeri işbirliği potansiyelini nasıl şekillendirdiği göz önüne alındığında, bu çalışma, gelecekteki benzer işbirliği girişimlerinin tasarımına ve uygulanmasına yönelik önemli bir rehber sunmaktadır.

Halil Lek
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacıların Türk siyasetine, ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına etkileri

2011 yılında Arap Baharı hadisesi ile başlayan Suriye İç Savaşı sadece Suriye halkını değil aynı zamanda bölgedeki diğer ülkeleri de etkilemiştir. Suriye İç Savaşı sonucunda yaklaşık 13 milyon Suriyeli sığınmacı konumuna düşmüş ve sığınmacılar Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelere sığınmışlardır. Bu tez çalışmasında Suriye'den Türkiye'ye göç eden sığınmacıların Türk siyasetine, ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına etkilerinin neler olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Tez 4 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tezin amacı, gerekçesi, varsayımları ve sınırlılıklarından bahsedilmiştir. Tezin ikinci bölümünde Suriye'nin tarihçesi dönemlere ayrılmış, Osmanlı ve Fransız Manda Yönetimi başlığı altında incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde Arap Baharı ve Suriye İç Savaşından bahsedilmiştir. Tezin son bölümünde ise Suriyeli sığınmacıların Türk siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısına etkileri analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Suriyeli sığınmacıların Türk siyasetine, ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına etkilerinin olumsuz yanının daha ağır bastığı görülmektedir.

Gülenay Tömek
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Devletleri Teşkilatı: Kültürel bağlamda bir inceleme

Küreselleşme ile beraber siyasetten ekonomiye, ticaretten kültüre, bilgi ve iletişim teknolojileri gibi pek çok alanda kapsamlı bir dönüşüm meydana geldi. Ulus devletler, küreselleşmenin getirdiği derin değişimler karşısında egemenliklerini koruma ve iç düzeni sürdürme konusunda kendilerini yetersiz buldular. Küresel jeopolitik değişimlere yanıt olarak işbirliğini teşvik etmek için örgütler oluşturuldu. Bu uluslararası örgütler, önemli bir dönüşüm geçiren dünyada büyük güce sahip, etkili kuruluşlar olarak ortaya çıktılar. SSCB'nin dağılması ve ardından Türki Cumhuriyetlerin bağımsızlığına kavuşması sonucu Türk dili konuşan ülkeler arasında bir örgütlenme isteği ortaya çıktı. Müzakereler sonuçta 3 Ekim 2009'da Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan'ın kurucu üye olduğu Türk Devletleri Teşkilatı'nın kurulmasına yol açtı. Bu örgüt içindeki işbirliğinin kökleri, üye devletler arasındaki ortak tarih, kültür ve kimliğin yanı sıra Türkçe konuşan halkların dil birliğine dayanmaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı'nın temel hedefi, üye ülkeler arasında bir yandan işbirliğini geliştirirken bir yandan bölgesel ve küresel ölçekte barış ve istikrarı teşvik etmektir. Bu çalışma kültürel bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı'nın uluslararası bir varlık rolünü derinlemesine inceleyerek, kültürel olarak kuruluş ilkelerini tutarlı bir şekilde nasıl desteklediğini ve etkisini nasıl genişlettiğini inceliyor. Ayrıca örgütün kuruluşundan günümüze kadar kültürel işbirliği mekanizmasının etkinliği göz önüne serilecektir.

Onur Ertuğrul Taşdemir
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Ürdün'ün Suriye göçmenlerine yönelik istihdam, eğitim ve sağlık politikalarının karşılaştırmalı incelenmesi: Hatay örneği

Uluslararası göçmenlerin "göçü" günümüzün en önemli konularından biri haline gelmiştir. Uluslararası göçmenlerin çoğunluğunu iş, aile, eğitim veya ekonomik nedenlerle göç eden bireyler oluşturmaktadır. Ancak çatışma, savaş, soykırım ve insan hakları ihlalleri gibi çeşitli zorlayıcı nedenlerle evlerini ve ülkelerini terk ederek başka bölge ve ülkelere göç eden azımsanmayacak sayıda insan bulunmaktadır. Ürdün'ün uzun zamandır bir göçmen merkezi olduğunu söylemek yanlış olmaz zira tarih boyunca çok sayıda göçmen Ürdün topraklarına sığınmıştır. Coğrafi konumu nedeniyle Ürdün, bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana göçmen akınıyla karşı karşıya kalmıştır. Aynı fikirler Türkiye için de geçerlidir. Bir mülteci krizi olarak kabul edilen Suriye krizi, bölge nüfusunun büyük bir kısmının Türkiye'ye, geri kalanının ise Ürdün'e göç etmesine neden olmuştur. Krizin başlangıcında Ürdün Hükümeti, Suriyelilere ülkenin sağlık ve eğitim sistemlerine ücretsiz erişim hakkı tanıyan bir politika izlemiştir. Türkiye ise savaştan kaçan ve tüm temel ihtiyaçlara (barınma, beslenme, sağlık, eğitim vb.) ihtiyaç duyan Suriyelilere, geldikleri günden itibaren sahip çıkmış ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır. Türkiye'nin Suriyelilere yönelik planlı politikaları ve bunları hayata geçirmeye yönelik uygulamaları tüm ülkeler tarafından takdirle karşılanmıştır. Bu çalışma Hatay ili örneği kapsamında Türkiye ve Ürdün'ün, Suriyelilere yönelik dış destek sorunları, istihdam, eğitim ve sağlık politikaları arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri nelerdir? Sorusuna cevap aranarak bulgular karşılaştırılmıştır. Diğer bir ifadeyle beş bölümden ibaret olan bu araştırmanın amacı, Hatay ili örneğinde Türkiye ve Ürdün'deki Suriyelilere yönelik istihdam, eğitim ve sağlık politikalarının incelenmesi ve karşılaştırmalı analizinin yapılmasıdır. Sonuç olarak Türkiye ve Ürdün, göç eden Suriyelilere yönelik kimi zaman benzer kimi zaman sadece kendi sınırlarını kapsayacak biçimde sağlık, eğitim ve istihdam politikaları izlemiştir. Bu çalışma literatür taraması, metin/doküman incelemesi, mülakat tekniği kullanılarak yapılandırılmıştır.

Naime Ördek
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından uzaklaşmanın Türkiye'deki insan hakları ihlallerine etkisi

Türkiye 1959 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) yargı yetkisini kabul etmiş olsa son yıllarda AİHM'in verdiği kararları uygulamak konusunda isteksiz davranmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin Avrupalılaşma sürecine ve hukukun üstünlüğü ilkesine olan bağlılığının sorgulanmasına yol açmaktadır. Avrupalılaşma perspektifinden Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulamama eğilimini inceleyen bu çalışma, 2000'li yılların başında, Türkiye'de insan hakları konusundaki mevzuatın ve kurumların Avrupa standartlarında gelişim gösterdiğini ancak son yıllarda bu standartlardan uzaklaşıldığını ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği ihlal kararları ve Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan yıllık raporların incelendiği bu çalışmada, Türkiye'nin AİHM kararlarından uzaklaştığı, Türkiye'de insan hakları ihlallerinin arttığı bu nedenle ülkenin insan hakları alanında Avrupalılaşma sürecinden uzaklaştığı vurgulanmıştır.

Aslıhan Çankaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya-Ukrayna savaşı çerçevesinde Karadeniz'in güvenliğinde Türk boğazlarının rolü

Rusya-Ukrayna Savaşı, Karadeniz havzasındaki güvenlik dengelerini önemli ölçüde etkilemiş ve Türk Boğazlarının stratejik önemini yeniden gündeme taşımıştır. Bu tez, Türk Boğazlarının Karadeniz güvenliğindeki rolünü inceleyerek, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin savaş sürecindeki uygulanışı, bölgesel aktörlerin stratejik çıkarları ve uluslararası ilişkiler dinamikleri üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Türk Boğazları, tarihsel olarak jeopolitik açıdan kritik bir geçiş noktası olarak rol oynamıştır. 1936 yılında imzalanan Montrö Sözleşmesi, Türkiye'ye boğazlar üzerindeki denetimi sağlamış ve savaş gemilerinin geçişini düzenleyerek Karadeniz'de denge unsuru oluşturmuştur. Bu çalışma, Montrö'nün tarihsel rolünü ve savaş bağlamındaki yeniden önemini analiz etmektedir. Tezde, Türk Boğazlarının güvenlik üzerindeki etkisi üç ana perspektiften ele alınmıştır: İlk olarak, Montrö Sözleşmesi'nin Türkiye'ye tanıdığı yetkiler ve bu yetkilerin savaşta nasıl uygulandığı incelenmiştir. Türkiye'nin, Rusya'nın askeri gemilerinin geçişini sınırlayarak tarafsızlık politikasını izlediği ve Montrö'nün 19. maddesinin savaş süresince nasıl işlediği tartışılmıştır. İkinci olarak, uluslararası aktörlerin stratejik çıkarları çerçevesinde Türk Boğazlarının rolü ele alınmıştır. Türkiye'nin NATO üyeliği, Karadeniz güvenliğindeki sorumlulukları ve bölgesel bağımsızlık politikası nasıl dengelediği incelenmiş, Rusya ve NATO'nun bölgedeki stratejik hedefleri değerlendirilmiştir. Son olarak, savaşın ticaret ve enerji güvenliği üzerindeki etkileri göz önünde bulundurularak, boğazların ekonomik rolü tartışılmıştır. Tahıl Koridoru Anlaşması süreci, Türkiye'nin Karadeniz'deki barışçıl ortamı sağlama çabalarını ortaya koymuş ve Türk Boğazlarının ekonomik güvenlik açısından önemini vurgulamıştır. Bulgular, Türk Boğazlarının askeri, diplomatik ve ekonomik açıdan Karadeniz güvenliği için vazgeçilmez bir stratejik unsur olduğunu göstermektedir. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin sağladığı yetkileri kullanarak, tarafsızlık politikasını etkin şekilde uygulamış ve bu süreç, Türk Boğazlarının uluslararası güvenlikteki rolünü pekiştirmiştir. Sonuç olarak, bu tez, Türk Boğazlarının Rusya-Ukrayna Savaşı çerçevesindeki askeri, diplomatik ve ekonomik etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirerek, gelecekteki krizlerde Montrö'nün oynayabileceği önemli rolü ortaya koymaktadır.

Metin Sergen Günay
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

ABD'nin Afganistan müdahalesi; Ülkedeki güven açığı ve istikrarsızlığın analizi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin 1989 yılında Afganistan'dan çekilmesinin ardından farklı etnik grupların iktidar mücadelesi başlamıştır. Bu mücadeleden sonuç alınamaması üzerine patlak veren iç savaş ve Taliban'ın 1996 yılında Afganistan'ın yaklaşık yüzde 90'ı üzerinde hakimiyet kurmasına kadar devam etmiştir. Ancak bu durum kurumsallaşmış devlet yapısının tam anlamıyla yok olmasına sebebiyet vermiştir. Taliban'ın iktidarda olduğu süreçte ise ülkede modern devlet yapısının varlığından bahsetmek mümkün değildir. Amerika Birleşik Devletleri'nin 2001 yılında Afganistan'a yaptığı askeri müdahalesiyle birlikte, ülkede Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin işgalinden beri süren istikrarsızlığı daha da derinleştirmiştir. Bu çalışmada; Afganistan'da devam eden istikrarsızlık, güven açığı, Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgeye müdahalesi ve etkilerinin analizi yapılmıştır. Afganistan'da yıllardan beri süren istikrarsızlığın derinleşmesine sebebiyet veren faktörlerin neler olduğu sorusunun cevabı aranmaktadır. Afganistan'daki etnik çatışmalar ülkede var olan istikrarsızlığın temelini oluşturuyor. Ülkede Sovyetler'in işgali sonrası başlayan etnik çatışmalar büyük kutuplaşmalara yol açmıştır. Kutuplaşmalar egemen güçlerin müdahale edebilmeleri için bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Ayrıca etnik çatışmalar ülkede güçlü bir merkezi devletin egemen olması yönünde ciddi engellere yol açmıştır. Bu nedenle Afganistan'da yolsuzluk ve uyuşturucu ticareti yapan örgütlerin güçlenmesi de istikrarı olumsuz etkilemektedir. Afganistan ile Pakistan arasındaki var olan sınır sorunu da Afganistan'daki merkezi etnik grubun, sınır ötesindeki kabileleri kendi soydaşları olarak gördüklerinden dolayı sınır hattında anlaşmazlıklar yaşanıyor. Bu anlaşmazlıklar ülkedeki mevcut sorunu daha da derinleştirmektedir. Geliştirilen argümanlara göre Afganistan'da Federal devlet sisteminin uygulanması, Çokkültürcülük izlenimine giden yolların serbest olması, Pakistan ile sınır sorunun BM ve/veya İslam İşbirliği Teşkilatı gözetiminde çözülmesi ve yabancı aktörlerin ülkeyi terk etmeleri, istikrarsızlığı aşmanın yollarıdır

AfganistanAfganistan SavaşıAmerika Birleşik Devletleri+3
Abdul Khabir Mokhtari
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The invisible actor of the Mesopotamian oil: Caloust Gulbenkian "Mr. five percent"

This dissertation reveals the importance of individuals in the political economy of Mesopotamian oil resources in the foundation process of Iraq after the World War I. One of the consequences of the First World War was the emergence of need for the establisment of a new order in the oil rich ex-Ottoman territories after the disintegration of the empire. The industrialized Western states at that time were in need of more and more energy due to inreasing use of energy both in military and civil areas. Since energy became a matter of priority for these countries, the oil-rich Middle East which meant to get access to new resources became an attractive region for them. The territory was also economically attractive and commercially lucrative for the major oil companies of that time. Oil was the common denominator between states and companies and there was a ground for both struggle and collaboration among these actors. In this process which ended with the the foundation of Iraq and the formation of first oil cartel, the role of Caloust Gulbenkian was interesting and noteworthy. The importance of the role of individuals in the foundation process of Iraq has been scrutinized within the framework of descriptive analysis and the chronology generated from the oil related events of that period of time. According to the findings of the study, the efforts of Caloust Gulbenkian who was also known as "Mr. Five Percent"- the nickname pointing to his role in the process and his share in Iraqi oil- had been influential in bringing together the relevant statesmen and executives of oil companies. The long lasting struggle over Middle Eastern oil ended after a series negotiations, conferences and agreements between states and major oil companies of that time. The struggle over the sharing of the Middle Eastern oil had also been effective in the drawing of the boundaries of Iraq within the new system established in the region after the collapse of the Ottoman Empire. This thesis shows that in the foundation process of Iraq the individual level of analysis is important as well as the state level in order to better understand this period. Key Words: Gulbenkian, Iraqi Oil, Mr. Five Per Cent, Political Economy

Economic policiesEnergy resourcesEnergy policies+5
Ayten Yadigar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan Barış Konferansı ve iki aşamalı oyun

Uluslararası müzakereler ulusların ve dolayısıyla uluslararası ilişkilerin gidişatını etkileyen önemli süreçlerdir. Çalışmada; bu süreçlerde tarafların iç politikaları belirleyici değişken olarak ele alınmakta ve bu değişkenin, özellikle toplumun büyük kesimlerini yakından ilgilendiren ve derinden etkileyen konularda, müzakerelerin gidişatını şekillendiren bir unsura dönüşebildiği ileri sürülmektedir. Bu bakımdan çalışmanın savını desteklemek üzere uluslararası müzakerelere iyi bir örnek teşkil eden ve aynı zamanda bir ulusun kaderini tayin eden Lozan Barış Konferansı örnek olay olarak seçilmiştir. Bununla birlikte, seçilen bu örnek olayı açıklayıcı bir çerçevede incelemek üzere de Rasyonel Seçim Teorisi'ne dayalı olarak Robert Putnam tarafından geliştirilen "İki Aşamalı Oyunlar" modeli tercih edilmiştir. Lozan Barış Konferansı ve sonunda imzalanan antlaşma ile ilgili literatürde yapılan mevcut çalışmalar incelendiğinde, konferansın ve/veya antlaşmanın daha çok uluslararası hukuk ve siyasi tarih açısından ele alındığı görülmektedir. Bu nedenle çalışmada, literatürdeki mevcut çalışmalardan farklı olarak, Mütareke Dönemi ve Lozan Barış Konferansı, Uluslararası Politika alanındaki Rasyonel Seçim Teorisi'nin bir modeli olan Putnam'ın "İki Aşamalı Oyunlar" yaklaşımı çerçevesinde incelenmektedir. Bu anlamda; teorik bir çerçevede, öncesinde yaşanan gelişmelerle birlikte incelenen Lozan Barış Konferansı'nın sonuçlarına ilişkin yapılan bu değerlendirme; literatürdeki mevcut çalışmalara katkı yaparak, toplumun dönemin şahsiyetlerine ve antlaşmanın kazanımlarına ilişkin yargısını oluşturmasında bilimsel bir yol önermektedir. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu antlaşmasının imzalandığı Lozan Konferansı boyunca, tarafların tercihlerinin nasıl şekillendiğine dair varılan sonuçlar, çalışmada kullanılan teorik çerçevenin imkânlarıyla elde edilen kanıtlar doğrultusunda, somut gerekçeleriyle birlikte ortaya konulmaya çalışılmaktadır.

Lozan KonferansıRasyonel seçimTürk dış politikası+2
Seyhan Topaloğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Irak Kürt bölgesel yönetimi arasındaki ilişkiler (2000-2018)

2005 Irak Anayasasına göre resmen özerklik hakkı kazanan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), başta Türkiye olmak üzere birçok ülke ile diplomatik ilişkiler kurarak, bağımsız bir devlet gibi politikalar izlemiştir. Türkiye'nin IKBY'ye yönelik politikası, 2007 yılına kadar güvenlik perspektifi çerçevesinde devam ederken, bu politikalar Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin neoliberal politikalar izlemeye başladığı 2005 yılında yapılanma ve 2007 Habur krizi sonrası işbirliği şeklinde devam etmiştir. Özellikle 2009 yılında Türk Dişileri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Erbil'e ziyarette bulunması, ilişkilere "yeni bir boyut" kazandırmıştır. Ancak IKBY'nin, 25 Eylül 2017' de bağımsızlık için referanduma gitmesi Türkiye ile ilişkileri kopma noktasına getirmiştir Çalışmanın ilk bölümünde; Türkiye'nin Irak ile olan siyasi ve ekonomik ilişkiler incelenmiştir. İkinci bölümde; Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin tarihsel süreçleri ve bu süreçlerde, Türkiye ve Irak'ın, bölgeye yönelik politikaları üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise; Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin, özelikle 25 Eylül 2017'de bağımsızlık referandumunu ilan etmesinin doğurduğu krizin aşılıp ikili ilişkilerin sürdürülebilirliği üzerinde durulmuştur.

Bölgesel Kürt YönetimiIrakIrak Kürdistan Bölgesel Yönetimi+4
Hatem Hasar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası güvenlikte suyun önemi ve Afganistan analizi

Araştırmada uluslararası güvenlikte suyun önemini baz alarak Afganistan'ın su kaynakları üzerindeki bölge ve komşu ülkelerin hakimiyeti incelenmektedir. BM ve AB'nin azalmakta olan tatlı su kaynakları ile ilgili düzenlemeleri sınıraşan, sınır oluşturan ve ortak sulardan çıkan ve çıkmakta olan uyuşmazlıkların giderilmesi hususunda çalışmalarını anlatmaya gayret gösterilmiştir. Kurak ve yarı kurak bölgelerde sudan anlaşmazlıkların artması ve uluslararası kuruluşların bu düzeyde çalışmaları anlatılmaktadır. Afganistan'ın sınıraşan su kaynakları üzerinden stratejik proje oyunları, bölge ve komşu ülkelerin çıkarı doğrultusundadır. Afganistan'da dış müdahalelerin, istikrarsızlık ve iç savaşın sürdürülmesiyle, altyapı projelerinin engellenmesinin nedenleri açıklanmaktadır. Afganistan'ın komşu ülkeleriyle su'dan anlaşmazlıklarının uluslararası su hukuku çerçevesinde, sınıraşan suların hakça ve makul kullanımı anlatılmaktadır. Afganistan ve bölge ülkeleri arasında sudan savaşın çıkma olasılığı ve hâlihazırda su savaşlarının bölge güvenliği üzerindeki tehdidi ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Su, Uluslararası Güvenlik, Su Güvenliği, Sınıraşan Sular.

AfganistanGüvenlikGüvenlik politikaları+6
Abdul Basir Turkmen
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

21. yüzyılda Kıbrıs vakıflar ve mülkiyet meselesi

Kıbrıs stratejik coğrafyasıyla tarihi boyunca ilgi odağı olmuştur. Bu çerçevede, 1950'ler sonrası adada Türkler ve Rumlar arasında yaşanan sorun ise o dönemden bu yana dünya siyasetinin gündeminde çözülememiş bir sorun olarak kalmıştır. Bu çalışmada, Kıbrıs sorunu tarafları, tüm yönleri ve tarihi arka planı ile incelenerek, tarafların adaya yönelik talepleri ve meydana gelen uyuşmazlık noktaları tespit edilmiştir. Hiç şüphesiz ki Kıbrıs sorununun geçmişi bu yeşil adanın geleceğini de şekillendirmiştir. Konuyu Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin salt uyuşmazlığı olarak olayı nitelemek, soruna ait tüm perspektifi ortaya koymamak ve ihtilafı anlamamak manasına gelecektir. Bu sebepler ile adanın ilk egemenlerinden günümüze uzanan egemenlerin adaya katkıları, bunların ada halkı üzerinde tesirleri, adanın mülkiyet hususu ve nihayetinde gözlemlenen sonuçlar detaylı olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak, yarım yüzyıldan fazla zamandan bu yana devam eden bu uyuşmazlığın giderilebilmesi için başlatılan müzakere süreçleri, bu süreçlerde gelinen noktalar ile süreç değerlendirilerek çıkarımlar yapılmaya ve ihtilafın giderilmesine yönelik olarak sürece ışık tutulmaya çalışılmıştır

21. yüzyılKıbrısKıbrıs sorunu+5
Yıldız Çelikkol
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Water as a tool of oppression: The case of the Israeli-Palestinian conflict

Israeli state in the occupied Palestinian territories, does not only physically restricts the living space of millions of Palestinians with its seizure of land and water policy, but also pursues interventionist and destructive policies that will confront the people of the region with thirst. The policy of dominance over water resources, one of the publicly announced political priorities of the Israeli state, remains the cause, catalysator and ultimate goal of the occupation in Palestine, and the main cause of years of suffering for the Palestinians. The aim of this study is to reveal the importance of the struggle over shared water resources in the Israeli-Palestinian conflict that has been going on for decades, and to embody the use of natural resources as a means of oppression in the inter-state conflicts in the example of the Israeli-Palestinian conflict. In this sense, this study aims to make an academic contribution by emphasizing that there is a purpose of dominating the water resources, contrary to the studies focused on territorial rivalry in the promised land.

Palestine-Israeli relationsPalestine-Israeli conflictWater policies+4
İlknur Ekenci
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Myth or truth? An analyses over North Korean nuclear deterrence capability and the real policy of the USA about Northeast Asia

The fear of nuclear North Korea has been a serious problem for the world since 2006 when they exploded their nuclear weapon. Although North Korea always considers their nuclear weapon is for protection of their home-land, USA and its allies in the Far-East Asia thinks the other way. Only China seems to be close to North Korea. China and Russia have always been close allies for North Korea and USA has fought to de-nuclearize North Korea given that North Korea has the capability to strike against USA and her allies by using nuclear weapons and ballistic missiles. Given that USA has deployed THAAD system in Japan and South Korea against North Korean nuclear thread, South Korea and Japan enjoys the US military protection. The probability of a nuclear war has been a perennial fear among the states. After the nuclear bombings of Nagasaki and Hiroshima at the end of WW2, states have started to act more meticulous about nuclear arming and development of nuclear power. Among the states, North Korea has been seen as an enemy nuclear state by USA and its allies given that North Korea has the ability to start an unwanted nuclear war. But there will be severe consequences if a nuclear war breaks out. Therefore, not a single state in the world would want to be the cause of a nuclear destruction.

United States of AmericaSouth KoreaJapan+7
Kemal Murat Yetkin
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00