589

Archived Theses

7

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin baş kadavralarında infraorbital ve supraorbital retaining ligamentlerin morfolojisi ve lokasyonları

Giriş ve Amaç: Yüzün retaining ligamentleri anatomik olarak yaşlanma anatomisini anlamak için önem oluşturmaktadır. Bu araştırmada yetişkin yüz kadavralarında infraorbital ve supraorbital retaining ligamentlerin morfolojisi ve lokasyonlarını belirlenmiş nirengi noktalarına olan uzaklıkları saptanmaya çalışılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Göz çevresindeki retaining ligamentlerinin anatomik lokasyonunu araştırmak amacıyla yaptığımız bu çalışma Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi ABD laboratuvarlarında ve İDEA (İstanbul Mehmet Akif Ersoy Deneysel Araştırma Geliştirme ve Eğitim Merkezi) laboratuvarlarında tamamı ithal olan 15 adet taze donmuş ve 13 adet formaldehitle fikse edilmiş kadavra kafalarda gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarda incelenen kadavraların tamamının ithal olması nedeniyle erkek veya kadın bilgisine ulaşılamamıştır. Çalıştığımız kadavralarda çalışmamıza uygun olarak, Superior orbicular Retaining ligament (SORL), inferior orbital retaining ligament (IORL), lateral kalınlaşma (LK) zygomatic ligament (ZR) ve teartrough (TTh) ligamentin midsagital hat, orbital rim ve zygomatic tepe noktasına olan uzaklıkları elektronik kaliperle ölçülmüştür. Elde edilen veriler SPSS 26.0 programı yardımıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Kadavraların sağ ve sol yüz arasında SORL ve TTh ile zygomatic tepe noktası arasındaki uzaklık ortalamalarının istatiksel anlamda farklılık göstermiştir (p≤0,05). Kadavraların sağ ve sol yüz arasında IORL ile midsagital hat noktası arasındaki uzaklık sol yüz kısmında sağ yüz kısmına göre daha fazladır. Taze kadavralarda sağ ve sol yüz arasında ZL ile orbital rim arasındaki uzaklık sağ yüz kısmında (sağ: 27,09 mm ve sol: 23,4 mm); LK ile zygomatic tepe noktası arasındaki uzaklık sol yüz kısmında (sağ: 21,83 mm ve sol: 30,59 mm); TTh ile zygomatic tepe noktası arasındaki uzaklık sağ yüz kısmında (sağ: 54,11 mm ve sol: 16,55 mm) ve IOR ile midsagital hat noktası arasındaki uzaklık sol yüz kısmında (sağ: 36,52 mm ve sol: 46,39 mm) daha fazladır (p≤0,05). Fikse kadavralarda sağ ve sol yüz arasında SOR ile zygomatic tepe noktası arasındaki uzaklık sağ yüz kısmında (48,07 mm) sol yüz kısmına (38,03 mm) göre daha fazladır (p≤0,05). Sol yüzde taze ve fikse kadavralar arasında LK ile orbital rim arasındaki uzaklığın taze kadavralarda (Taze: 6,32 mm ve Fikse: 4,41 mm) daha fazla olduğu saptanmıştır (p≤0,05). Sağ yüzde taze ve fikse kadavralar arasında ZL ile zygomatic tepe noktası arasındaki uzaklığın taze kadavralarda daha fazla olduğu bulunmuştur. Sol yüzde taze ve fikse kadavralar arasında IOR, LK, ZL ve TTh ile zygomatic tepe noktası arasındaki uzaklığın farklılık gösterdiği saptanmıştır (p≤0,05). Sağ yüzde taze ve fikse kadavralar arasında IORL ile midsagital hat noktası arasındaki uzaklığın fikse kadavralarda daha fazla olduğu (Taze: 36,11 mm ve Fikse: 51,63 mm) saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç: Yapılan bu çalışmanın daha önce yapılmamış olması bundan sonra yapılacak benzer çalışmalara rehber ve kaynak teşkil edeceği düşünülmüş olup; bu çalışmaların daha fala kadavra üzerinde yapılarak daha ayrıntılı veriler elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Superior orbicular retaining ligament, inferior orbicular retaining ligament, lateral kalınlaşma, zygomatic ligament, teartrough

Ayşegül Girgin
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sınav stresi altındaki tıp fakültesi öğrencilerinin yürüme analizleri ve renkli gözlük takmanın yürümelerine etkileri

Giriş ve Amaç: Amacımız stresten etkilenmiş yürüyüşte renkli gözlüklerin etkisini karşılaştırmaktı. Gereç ve Yöntemler: Gönüller tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencilerinden seçildi. Stres seviyeleri vizüel analog skala kullanılarak değerlendirildi. Glofx color therapy glasses© mavi ve kırmızı gözlükler kullanıldı. Renkli gözlüklerle aynı ebatta saydam gözlük temin edildi. Gönüllüler, farklı renkte gözlükler takarken yürüme analizi platformunda (Zebris©, FDM Sistem Tipi FDM 1.5) yürütüldü. Bulgular: Vizüel analog skala ortalaması sınav öncesinde 7,3±2,3 ve sınav sonrasında 3,5±2,5 olarak hesaplandı. İstatistiksel karşılaştırılması yapılırken p=0,000 bulunup vizüel analog skala değerleri arasında anlamlı farklılık olduğu gözlemlendi. Yürüme parametreleri sınav öncesi ve sonrasına göre karşılaştırıldığında sınav sonrasında sınav öncesine göre adım uzunluğu mavi gözlükte, ön/arka pozisyon ise gözlüksüz, saydam ve mavi gözlükle yürüyüşte anlamlı olarak azaldı. Renkli ve gözlüksüz yürüyüşler birbirlerine göre karşılaştırıldığında sınav öncesinde çift adım zamanı gözlüksüz yürüyüşe göre saydam gözlükle yürüyüşte azaldı. Sınav sonrasında ise adım uzunluğu kırmızı ve mavi renkli gözlüğe kıyasla saydam gözlükte arttı. Çift adım zamanı ve hız, gözlüksüz ve kırmızı renkli gözlüğe kıyasla saydam gözlükte azaldı. Kadans ise gözlüksüz yürüyüşe kıyasla saydam gözlükle yürümede arttı. Sonuç: Stres seviyesi düşükken mavi gözlüğün adım uzunluğunda azalmaya sebep olduğunu gördük. Kullandığımız mavi gözlüğün kontrastı diğer gözlüklerin kontrastından yüksek olduğundan görsel bilginin bir kısmının engellendiğini ve temkinli yürüyüşün gerçekleştirildiğini düşündük. Cinsiyetler arası bulgularımızda mavi rengin erkekliği simgelemesi nedeniyle erkeklerin daha hızlı yürüdüğünü, görüş alanına müdahale etmenin kadınların dengesini erkeklerden daha fazla etkilediğini ve kadınların bu duruma daha kolay adapte olduğunu gözlemledik. Anahtar kelimeler: Renkler, yürüme, görme, stres, anatomi

Nöroanatomi
Nisanur Bayar
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon öğrencilerinin anatomi bilgisinin, klinik uygulamalarındaki yeterlilikleri üzerine etkileri ve önemi

"Trakya Üniversitesi fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencilerinin anatomi bilgisinin klinik uygulamalarındaki yeterlilikleri üzerine etkileri ve önemi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Anatomi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Anatomi bilgisinin, fizyoterapi ve rehabilitasyon eğitimindeki klinik uygulamalı derslere etkisi incelenmektedir. Bu araştırma, anatomi eğitimi ile klinik uygulamalar arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak, anatomi eğitiminin bu doğrultuda yeniden geliştirilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümü 4. sınıf Trakya Üniversitesi Hastanesinde klinik uygulamalı dersleri olan öğrencilerin (88 kişi) görüşleri, internet ortamında Google Forms uygulaması kullanılarak oluşturulan anket formu aracılığıyla çevrim içi olarak toplandı. Bulgular: Öğrencilerin %94'ü (n=83) anatomi bilgilerinin klinik uygulama derslerinde başarılarını arttırdığını, %100'ü (n=88) vaka değerlendirmelerde işlerini kolaylaştırdığını ve %94'ü (n=83) hastalıkların değerlendirme ve tedavi sürecinde anatomi bilgisinin rol oynadığını ve anatomi bilgileri geliştikçe kendine daha çok güvendiğini düşünen %92 (n=81) kişi belirtmiştir. Maket ile çalışmanın klinik uygulamalı derslerde becerilerini arttırdığını ve bu yöntemle klinik uygulamada daha fazla yarar sağlayacaklarını belirtmişlerdir Ayrıca anatomik bilgi eksikliğinde en çok el rehabilitasyonunun ardından ortopedik rehabilitasyon alanında zorluk yaşadığını, %88'i (n=77) klinik uygulamalarda performansının düştüğünü belirtmiştir. Sonuç: Bu çalışma, anatomi eğitiminin fizyoterapi ve rehabilitasyon klinik uygulamalardaki bilgi ve beceri gelişimini desteklediğini ve verimliliği etkilediğini ortaya koymuştur. Bu doğrultuda anatomi eğitiminde ezbere dayalı sistemden ziyade görsel yönden zengin, üç boyutlu düşünmeyi kolaylaştırıp, klinik uygulamayla birleştirilmiş yöntemlerin kullanımının gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ilgili alandaki yeni araştırmalara katkı sunması ve anatomi eğitiminde klinik uygulamalara yönelik farkındalık oluşturması beklenmektedir. Anahtar kelimeler: Anatomi eğitimi, klinik uygulamalı dersler, fizyoterapi ve rehabilitasyon, klinik anatomi, fizyoterapi klinik uygulamalar.

Sakine Yücesoy
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bireylerin kadavra bağışına yönelik tutumlarının incelenmesi

Çalışmamızın amacı kadavra bağışının ve diseksiyonunun tarihini de ele alarak bağışın az olmasının nedenini ve sonuçlarını açığa çıkarıp halkın kadavra bağışına yönelik bilgi düzeyini, tutumlarını ve algılarını inceleyerek mevcut sorunlara çözüm önerileri sunmaktır. Kadavra bağışı, tıp ve cerrahi eğitimin vazgeçilmez bir bileşeni olmakla birlikte, bağış oranları birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de istenen seviyeye ulaşamamıştır. Bu durum, kadavra temininde zorluklara ve eğitim kalitesinde düşüşe neden olmaktadır. Çalışma, bağışın tarihsel, etik, kültürel ve yasal boyutlarıyla birlikte ele alınarak, halkın bu konudaki farkındalık düzeyini belirlemeyi ve çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte tasarlanan çalışmada, Ocak-Mart 2025 tarihleri arasında Trakya Bölgesi'nde yaşayan, sağlık çalışanı olmayan ve 18 yaş üzeri bireylerden oluşan 391 katılımcıya çevrim içi anket uygulandı. Veriler çevrimiçi anket yöntemi ile toplandı, çalışmaya katılım gönüllülük esasına dayandırıldı. Anket formu demografik bilgilerin yanı sıra, kadavra bağışına yönelik bilgi ve tutumları ölçmeye yönelik kapalı ve açık uçlu sorular içermektedir. Veriler Turcosa programı ile analiz edildi. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, Ki-kare testi, student t-testi, ANOVA ve Tukey HSD testleri ile grup karşılaştırmaları yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışmamızda, katılımcıların kadavra bağışı konusunda farkındalığın yüksek olduğu tespit edildi. Kadavra bağışına olumlu yaklaşan bireylerin genellikle daha yüksek eğitim düzeyine sahip oldukları ve kadavra diseksiyonunun tıpta önemli bir yer tuttuğu konusunda farkındalığa sahip oldukları görüldü. Yaş, medeni durum ve dini/kültürel değerlerin bağış tutumları üzerinde anlamlı etkileri olduğu belirlendi. "Kadavra bağışını duydum" diyen bireylerin önemli bir kısmı sosyal medya ve çevresinden bilgi edindiği tespit edildi. Kadavra bağışına yönelik toplumsal farkındalığın artırılması, eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve bağış sürecinin etik, dini ve kültürel yönleriyle doğru bir biçimde topluma aktarılması, bağış oranlarının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır. Kadavra bağışının organ bağışıyla karıştırılması, ölüm sonrası beden bütünlüğü kaygısı gibi yaygın yanlış algılar, bağış kararlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle, kamusal bilgilendirme kampanyalarının artırılması, sağlık ile ilgili çeşitli eğitimler almış bireylerin artırılması ve yasal düzenlemelerin desteklenmesiyle bağış süreci güçlendirilebilir. Anahtar kelimeler: Kadavra, bağış, anatomi eğitimi, demografi

İlayda Şafak
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren hastalarının talamik nükleuslarının MR görüntülerinden volümetrik değerlendirilmesi

Çalışmamızda migren hastalarının nuclei thalami'sinin manyetik rezonans görüntülerinden volümetrik değerlendirilmesi hedeflendi. Çalışmamızın retrospektif kesitsel bir tasarımı vardır. Yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş, 19-71 yaş aralığındaki kişilerden elde edilmiş manyetik rezonans görüntüleri kontrol grubunda 64 manyetik rezonans görüntüsü ve hasta grubunda 64 manyetik rezonans görüntüsü olacak şekilde çalışmamıza dahil edildi. THOMAS nükleuslarının FreeSurfer Segment Thalami modülü'ndeki karşılığı olan nükleusların hacimleri FreeSurfer Segment Thalamic Nuclei modülüyle kontrol ve migren gruplarında ölçüldü. İntrakraniyel hacim değerleri ise Freesurfer ile ölçüldü. Nükleusların hacimlerinin intrakraniyel hacimlerine oranları hesaplandı. THOMAS nükleuslarının DeepThalamus'taki karşılığı olan nükleusların hacimleri ve hacimlerinin intrakraniyel hacimlerine oranları DeepThalamus ile migren grubunda ölçüldü. FreeSurfer Segment Thalamic Nuclei modülüyle hasta ve kontrol grubunda ölçülen hacim ve hacimlerinin intrakraniyel hacme oranları Mann Whitney U testi ile karşılaştırıldı. Hasta grubunda FreeSurfer Segment Thalamic Nuclei modülüyle ve DeepThalamus ile ölçülmüş hacim ve hacmin intrakraniyel hacme oranı değerleri Wilcoxon işaret testi ile karşılaştırıldı. Bu karşılaştırmalar sonucunda bazı nükleuslarda istatiksel olarak anlamlı farklar (p < 0,05) saptandı. Çalışmamızda elde edilen veriler migren hastalığıyla nuclei thalami'nin hacimleri arasındaki ilişkinin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Nuclei thalami, migren, Freesuefer Segment Thalamic Nuclei modülü, DeepThalamus

Utku Umur Can Ağca
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrason ile yüz deri kalınlığı ölçümünün cilt tipi, cinsiyet, yaş ve beden kitle indeksi ile ilişkisi

Çalışmamızda ultrasonografi kullanılarak yetişkin bireylerde yüz derisinin (epidermis, dermis, toplam deri ve hipodermis) kalınlık değerlerini belirlemek ve bu verilerin yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi ile Fitzpatrick cilt tipi gibi demografik-klinik değişkenler ve bazı yaşam alışkanlıkları (su tüketimi, sigara, kafein, egzersiz, uyku pozisyonu, güneş maruziyeti) ile ilişkisini araştırmak hedeflendi. Prospektif kesitsel tasarımla 18-65 yaş arası 128 sağlıklı gönüllü değerlendirildi. Her katılımcıda ultrasonografi ile alın, glabella, burun, çene, her iki temporal bölge, nazolabiyal bölge, yanak ve üst göz kapağı dâhil toplam 12 anatomik noktada epidermis, dermis, toplam deri ve hipodermis kalınlığı ölçüldü. İstatistiksel analizlerde parametrik, non-parametrik testler ve çoklu karşılaştırmalar kullanıldı (p < 0,05 anlamlı kabul edildi). En düşük tüm kalınlıklar doğası gereği ince olan göz kapağında, ikinci en düşük ise epidermis ve hipodermis açısından burun, dermis ve toplam deri açısından sağ temporal bölgede ölçüldü. Epidermis en kalın çene bölgesinde; dermis ve toplam deri burunda; hipodermis yanakta en yüksek bulundu. Erkeklerde epidermis, dermis ve toplam deri kalınlığı kadınlardan anlamlı olarak yüksek; hipodermis kalınlığı ise kadınlarda daha fazlaydı. Yaş olarak < 30 grubunda ortalama hipodermis kalınlığı daha yüksekti; epidermis ve dermis kalınlıklarında yaşa bağlı anlamlı fark saptanmadı. Dermis ve toplam deri kalınlığı beden kitle indeksi 25-29,99 kg/m² grubunda normal ağırlığa göre; hipodermis kalınlığı ise obez (> 30 kg/m²) grupta diğer tüm gruplara göre daha fazlaydı. Fitzpatrick Tip 4'te dermis kalınlığı Tip 2-3'e göre anlamlı olarak yüksekti. Günde > 14 bardak su içenlerde dermis ve toplam deri kalınlığı, < 7 bardak içenlere göre daha yüksek bulundu. Sigara içme miktarıyla hipodermis kalınlığı arasındaki fark < 10 ve 11-20 adet/gün grupları arasında anlamlıydı ancak doz-yanıt korelasyonu izlenmedi. 500mg/gün'den fazla kafein tüketenlerde dermis ve toplam deri kalınlığı anlamlı şekilde yüksek bulundu. Sırtüstü uyuyanlarda orta hattaki yüz epidermis ve toplam deri kalınlıkları sağ yan pozisyonda uyuyanlara göre yüksekti. Düzenli egzersiz, güneş kremi kullanımı, ultraviyole maruziyeti ve alkol alımının ortalama kalınlıklara etkisi istatistiksel sınırda veya önemsizdi. Ultrasonografi ile elde edilen veriler yüz deri kalınlığının bölgesel, cinsiyete ve antropometrik değişkenlere bağlı homojen olmayan yapısını ortaya koymuştur. Erkeklerde daha kalın epidermis-dermis, kadınlarda daha kalın hipodermis gözlemleri estetik ve rekonstrüktif işlemlerde injeksiyon derinliği planlamasına ışık tutabilir. Beden kitle indeksi, cilt tipi ve hidrasyon düzeyinin dermis/toplam deri kalınlığı üzerindeki etkileri, klinik uygulamalarda kişiye özgü yaklaşımın önemini vurgulamaktadır. Çalışma, yüz deri kalınlığına ilişkin mevcut literatürü Anadolu ve Trakya popülasyonu verileriyle genişleterek olası komplikasyonların azaltılmasına ve ileride yapılacak çok merkezli araştırmalara temel oluşturacak referans değerler sağlamıştır. Anahtar kelimeler: Cilt kalınlığı, yüz, dermis, cilt tipi, su içmek

Faruk Tarhan
Trakya University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal ve lumbal vertebralar ve intervertebral disklerdeki morfolojik değişikliklerin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi

Normal popülasyonda omurgada görülen yaşa bağlı dejeneresyon hem vertebra hem diskus intervertebralisleri (Di) etkiler. Servikal ve lumbal bölgenin geniş hareket yeteneğine sahip olması, lumbal bölgenin aynı zamanda gövde ağırlığını da taşıması bu bölgelerin sıklıkla travmaya ve birçok patolojiye maruz kalmasına sebep olurken beraberinde cerrahi ihtiyacını da doğurabilir. Çalışmamızda özellikle ülkemiz popülasyonu için, yaş ve cinsiyetle ilişkili olarak klinikte korpus vertebra ve Di'lerin normal morfolojik değişikliklerini patolojik olanlardan ayırmada kullanılabilecek, olguya uygun ekipmanı seçerek komplikasyonları önleme anlamında cerrahi planlamaya ve bu alanda yapılacak biomekanik çalışmalara ışık tutacak özgün örnek veriler elde edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız, verileri 120 servikal ve 251 lumbal spinal midsagittal manyetik rezonans görüntüsü üzerinde morfometrik ölçümler yapılarak elde edilmiş olan retrospektif bir çalışmadır. Çalışmamızda patoloji saptanmamış 18-50 yaş arası olguların görüntülerini kullandık. Sonuçlarımıza göre servikal ve lumbal korpus vertebra yüksekliklerinin bu aralıkta yaşa bağlı değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Servikal ve lumbal korpus vertebra yüksekliklerinin erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu gözlenirken bu farklılık servikal bölgede her yaş grubunda tüm seviyeler için anlamlı, lumbal bölgede ise 40-50 yaş grubunda L3 ve L4'e ait ön yükseklikler ile L5'e ait arka yüksekliklerdeki farklılıklar hariç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anterior kama indeksinin bu yaş aralığında hem servikal hem lumbal vertebralar için normal yaşlanma sürecinde belirleyici bir parametre olmadığı görülmüştür. Konkavite indeksinin yaşla ilişkisi ise servikal vertebralar için sadece erkeklerde C3 ve C4 seviyesinde anlamlıyken lumbal vertebralar için anlamlı bulunmamıştır. Bu iki indeksin cinsiyetler arası farklarının anlamlılığı ise seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Servikal Di yüksekliklerinin yaşa bağlı değişimi kadınlarda Di6 ve erkeklerde Di1'in arka yüksekliği hariç istatistiksel olarak anlamlı değildir. Lumbal Di yüksekliklerinin yaş arttıkça arttığı görülmüş bu artış ön yükseklik için kadınlarda Di5, erkeklerde Di1 hariç tüm seviyelerde anlamlı bulunmuş, arka yükseklik için ise sadece erkeklerde Di4 ve Di5'te anlamlı bulunmuştur. Servikal Di yüksekliklerinin tümünün erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu gözlenirken bu farkların anlamlılığı yaş grupları ve seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Lumbal Di yüksekliklerinin genel olarak erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu sadece 19-29 yaş grubunda Di5'in ön, Di4 ve Di5'in arka yüksekliklerinin kadınlarda erkeklerden daha büyük olduğu görülmüştür. Lumbal bölgede disk yüksekliklerinin kadın ve erkekler arasındaki farklılıklarının anlamlılığı ön yükseklikler için yaş grubu ve seviyeye göre değişkenlik gösterirken, arka yükseklikler için anlamlı olmadığı gözlenmiştir. Servikal ve lumbal disk derinliği değerleri kadın ve erkeklerde yaşlanmayla birlikte genel olarak artış eğilimi göstermiş ve bu değişiklikler servikal diskler için kadınlarda tüm seviyelerde, erkeklerde Di1 seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Lumbal diskler için ise kadınlarda Di2 hariç tüm seviyelerde istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, erkeklerde anlamlı bulunmamıştır. Hem servikal hem lumbal disk derinliği değerlerinin tüm seviye ve yaş gruplarında erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu görülmüştür. Servikal Di'lerin kama indeksi değerlerinin yaşla değişimi hem erkek hem kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı değildir. Lumbal Di'lerin kama indeksi değerlerinde yaşla değişimin anlamlılığı ise kadın ve erkeklerde seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Tüm disklerin kama indeksi değerlerinin cinsiyetler arası farkları ve bunların anlamlılıkları yaş grupları ve seviyelere göre değişkenlik göstermiş olup bir genelleme yapılamamıştır. Elde ettiğimiz sonuçların bu yapıların patolojik durumları ile ilgilenen klinisyen ve cerrahların çalışmalarına katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Lomber vertebraManyetik rezonans görüntülemeMorfoloji+3
Deniz Koyuncu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalığı olgularında corpus callosum'un manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi

Parkinson hastalığı başta substantia nigra pars compacta, devamında globus pallidus, putamen ve nucleus caudatus'taki nöronların dejenerasyonuna bağlı dopamin salınımının azalması ya da tamamen ortadan kalkması ile karakterize hem motor hem de duysal bulguları olan nörodejeneratif bir hastalıktır. Parkinson hastalığı ile ilgili araştırmalar genellikle gri cevhere ait yapılar üzerinde yoğunlaşsa da motor bulgulardan çok daha önce ortaya çıkmaya başladığı bilinen duyusal bulguların sebebi olarak görülen beyaz cevher ile ilgili çalışmalar son yıllarda artmaktadır. Bu çalışmanın amacı Parkinson hastalığı'nda iki hemisferi birbirine bağlayan ve en büyük beyaz cevher yapısı olan corpus callosum'un etkilenimini yaş ve cinsiyet farklılıklarını da göz önüne alarak araştırmaktır. Çalışmamız, corpus callosum'u etkileyen herhangi bir tanı almamış 120 kontrol grubu midsagittal MR görüntüsü ile 120 Parkinson hastalığı tanısı almış midsagittal MR görüntüsü üzerinde retrospektif olarak corpus callosum'un uzunluk, genişlik ve açı değerleri ölçümleri karşılaştırılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçüm sonuçlarına bakıldığında Parkinson hastalığı tanılı grupta corpus callosum yüksekliğinin, ön uç verteks arası mesafe ile ön-iç uç verteks arası mesafenin arttığı; genu ile rostrum genişliğinin ise azaldığı ve bu değişimlerin istatistiki olarak anlam ifade ettiği görülmüştür (p<0,05). Corpus callosum uzunluk ölçümlerinin cinsiyetler arasındaki karşılaştırmasına bakıldığında kadınlar ve erkekler arasında corpus callosum uzunluğu (p=0,001), yüksekliği (p=0,000), cerebrum uzunluğu (p=0,000), corpus callosum ön ucu ile verteks arası mesafe (p=0,001) ve corpus callosum ön-iç ucu ile verteks arası mesafe (p=0,002) ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunduğu, bu parametrelerin ortalamalarının erkeklerde kadınlardan daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Corpus callosum uzunluk ve genişlik ölçümleri hem kontrol grubunda hem de Parkinson hastalığı tanılı grupta yaşla birlikte azalma eğilimi gösterirken özellikle corpus callosum genişliği, genu genişliği, splenium genişliği ve truncus en geniş kısmının genişliğinin ortalama değerlerindeki azalma istatistiki olarak da anlam ifade etmektedir (p<0,05). Parkinson hastalığı tanılı grupta bu azalmanın 81 yaş ve üzerinde daha belirgin hale geldiği görülmüştür. Parkinson hastalığı tanılı grupta corpus callosum genişliğinin yüksekliğine oranı da anlamlı düzeyde daha düşüktür (p=0,001). Açısal değerlerin analizine bakıldığında ise Parkinson hastalığı tanılı grupta açı 2, açı 4 ve açı 5 değerleri ortalamalarının anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p<0,05).

Corpus callosumManyetik rezonans görüntülemeMorfometri+1
Demet Terzi
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Marmara popülasyonunda auricula morfometrisinin incelenmesi

Karmaşık bir duyu organı olan kulağın en dış kısmında bulunan ve yüz bölgesinin estetik görüntüsüne de katkıda bulunan auricula, çevreden gelen ses dalgalarının toplanarak dış kulak yoluna iletilmesini sağlar. Ayrıca gözlük, küpe, kulaklık ve cerrahi maske gibi yardımcı ekipmanların yerleştirilmesinde kafanın her iki yanındaki çıkıntı özelliği kullanılan auricula'nın anomalileri ya da travmaya bağlı değişiklikleri bireylerde estetik ve işitsel sorunlara yol açmaktadır. Bunların giderilmesi için uygulanacak cerrahi işlemler ve yerleştirilecek protezler içinse auricula'nın yerleşimine ve kompleks yapısına ait detaylı morfometrik bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, "müzik kulağı" söyleminden yola çıkarak, sesin algılanmasında önemli bir göreve sahip olan auricula'nın profesyonel olarak müzikle uğraşanlar ile toplumun diğer bireyleri arasında anatomik farklılıklara sahip olup olmadığı merak edilmektedir. Çalışmamızda, duyulan bu ihtiyaçlar çerçevesinde yaşadığımız Marmara Bölgesi popülasyonundaki auricula morfolojisine ait ortalama değerleri saptanması, pandemi nedeniyle kullanılan cerrahi maskelerin değişikliğe yol açıp açmadığının belirlenmesi ve "müzik kulağı" söyleminin auricula morfometrisi ile ilişkili olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 53'ü erkek (21'i müzisyen) 30'u kadın (9'u müzisyen) toplam 83 gönüllü katılmış olup katılımcıların auricula'larına ve yüz bölgesine ait morfometrik ölçümleri dijital bir kumpas ve esnek olmayan bir mezura yardımıyla ölçülmüştür. Katılımcılara ayrıca demografik özellikleri ve gözlük/kulaklık kullanımı gibi bilgilerin sorulduğu kısa bir anket uygulanmıştır. Çalışmamız, Helsinki Bildirgesine uygun şekilde kişisel bilgilerinin korunarak gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler GraphPad Prism versiyon 8.0 yazılımı ile tanımlayıcı ve karşılaştırıcı (Mann-Whitney-U testi, One Way ANOVA testi) istatistikler ile analiz edilmiştir. İstatiksel anlamlılık değeri p<0.05olarak belirlenmiş, tüm veriler ortalama±standart sapma ve min-maks değerleri şeklinde tablolar halinde sunulmuştur. Çalışmamızda elde edilen morfolojik veriler profesyonel olarak müzikle uğraşan ve uğraşmayan, kadın ve erkek olmak üzere derlenip katılımcı sayısı, minimum-maksimum değerler, ortalama ve standart sapma olmak üzere tablolar halinde verilmiştir. Gruplar arası yapılan karşılaştırmalar neticesinde, erkek ve kadın katılımcılar arasında ölçülen değerlerin birçoğunda anlamlı farklılık görülmüştür. Buna ek olarak, profesyonel anlamda müzikle uğraşan ile kontrol grubu arasında sağ lobulus auriculae yüksekliği arasında istatistiksel çok az bir anlamlı farklılık gözlenmiştir (müzisyen, 16.34±2.21, n=30; kontrol grubu, 17.61± 2.94, n=53, p=0.04). Sol commissura lateralis palpebrarum ile subaural nokta arası mesafe, kontrol grubu erkekler ile müzikle uğraşan erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (kontrol, 92.78 ± 3.70, n=31; müzisyen, 90.34 ± 3.98, n=21, p=0.027). Sol concha endeksi, müzisyen kadın ve erkek grupları arasında anlamlı derecede farklı bulunmuştur (p=0.013). Sağ ve sol auricula'nın diğer endeks değerleri arasında bunun dışında bir anlamlı farklılık görülmemiştir. Müzisyen ve kontrol grubu arasında sağ lobulus endeksi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p=0.0184). Çalışmamızda Marmara bölgesinde ikamet etmekte olan kadın ve erkek bireylere ait auricula morfometrik değerleri ortalama olarak ortaya konulmuştur. Daha önceki çalışmalarda gözlendiği ve beklenildiği üzere erkek bireylere ait morfometrik değerler kadınlara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Pandemi öncesi Türkiye'de yapılan diğer çalışmalar ile kıyaslandığında auricula protrüzyon değerlerinde artış gözlenmiş, bu artışın gözlük kullanımı ile ilişkisinin bulunmadığı, bu nedenle maske kullanımı ile ilişkili olabileceği öngörülmüştür. Müzikle uğraşmanın auricula morfolojisi ile olan ilişkisi sorgulandığında ise, müzisyen ve müzisyen olmayanlar arasında morfometrik olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. "Müzik kulağı" söyleminin kulağın anatomisi ile olan ilişkisini detaylı bir şekilde ortaya koyabilmek için katılımcıların dış kulak yollarının ve temporal kemiğe ait radyolojik görüntülerinin incelenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Auricula, Morfometri, Marmara Bölgesi

Kulak kepçesiMarmara bölgesiMorfometri
Elif Beyza Manisalı
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diz ve ayak bölgesindeki aksesuar ve sesamoid kemiklerin radyolojik olarak incelenmesi

Aksesuar ve sesamoid kemikler kırıkları taklit ederlerek yanlış tanılara neden olabilirler, semptomlara yol açarak, altta yatan patolojiye katkıda bulunabilir veya şiddetlendirebilirler. Literatürde diz eklemi çevresindeki ve ayak-ayak bileği çevresindeki aksesuar ve sesamoid oluşumlara yönelik varyasyonların prevalansını bildiren sınırlı sayıda çalışma vardı. Bu nedenle çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde bulunan sesamoid ve aksesuar kemiklerin varlığının; yaş, cinsiyet ve bulundukları anatomik lokalizasyonlara göre görülme sıklığını radyografiler ile retrospektif olarak incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçladık. Çalışmaya bilateral anteroposterior ve lateral diz radyografisi çekilen yaşları 18 yaş ve üzeri olan 1150 kişi (330 erkek ve 820 kadın)'ye ait toplam 2300 diz ile unilateral veya bilateral anteroposterior, lateral ve oblik ayak ve ayak bileği radyografisi çekilen 18 yaş üzeri 339 kişi (176 erkek, 163 kadın)'ye ait 345 ayak grafisi dahil edilmiştir. Radyografiler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler için p<0,05 anlamlı farklılık kabul edilmiştir. Aksesuar ve sesamoid kemiklerin varlığı cinsiyet, yaş ve bulunduğu anatomik lokalizasyona göre karşılaştırılmıştır. Diz bölgesinde fabella ve bipartit patella prevalansı araştırılmıştır. Fabella'nın (tek taraflı veya iki taraflı) genel prevalansı %29,91 idi. Fabella unilateral %6, bilateral %23,91 oranında idi. Yaş grupları arasında cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Çalışmamızda Fabella'nın tek taraflı, çift taraflı ve toplam görülme sıklığı kadın ve erkek arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Yaş grupları içinde cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Yaş grupları arasında fabella prevalansı benzerdi (istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu, p= 0,0704). Bipartit patella prevalansı genel olarak %0,17 idi. Erkeklerde bipartit patella görülme oranı %0,60 idi. Bipartit patella yalnızca 2 erkekte vardı. Kadınlarda bipartit patella'ya rastlanmadı. Cinsiyetler arasında bipartit patella görülme oranında anlamlı bir fark yoktu (2 erkek/0 kadın; p=0,0829). Ayak aksesuar kemik prevalansı %42,9 idi. Aksesuar kemik görülen olgularda aksesuar naviküler kemik %49,13; os trigonum %16,76; os supratalar %8,67; os intermetatarseum %8,09; os calcaneus secundarius %8,09; os supranaviculare %3,47; os subfibulare %2,89; os vesalianum %1,73; os subtibiale %1,16 oranlarında görülmüştür. Ayak grafilerinin %23,47'sinde sadece sesamoid kemik; %19,42 oranında sadece aksesuar kemik vardı. %23,76'sında aksesuar ve sesamoid kemik birlikte görülmekteydi. Os peroneum %25,80; halluks interfalangeal sesamoid %19.42; 2. metatarsofalangeal (MTP)'de sesamoid kemik %3,19; 4. MTP'de sesamoid kemik %1,45 ve 5. MTP'de sesamoid kemik %13,91 oranında görüldü. Aksesuar kemik görülen ayaklardan sadece aksesuar naviküler kemik'de kadın ve erkek arasında anlamlı fark vardı (p=0,0001). Yaş grupları içinde cinsiyete göre aksesuar kemik görülme oranı sadece 26-35 yaş aralığında istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Os peroneum (p=0,0361) ve halluks interfalangeal (p=0,0420)'de sesamoid kemik prevalansı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Tüm MTP eklem sesamoidleri, peroneum ve halluks interfalangeal sesamoid kemiklerinin görülme sıklıkları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde; os peroneum ile tüm MTP eklemlerindeki sesamoidler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 1. MTP sesamoid ile halluks interfalangeal sesamoid ve diğer MTP eklem sesamoidleriyle arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Halluks interfalangeal sesamoid ile 2. MTP, 3. MTP ve 4. MTP sesamoid arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 2. MTP ile 3. MTP (p=0,0009) ve 5. MTP (p=0,0001) sesamoid kemik arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 3. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ve 4. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 26-35 yaş aralığında (p=0,0334) ve halluks interfalangeal sesamoid görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. 36-45 yaş aralığında halluks interfalangeal sesamoid (p=0,0070) ve 5. MTP (P=0,0298) görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Diğer yaş gruplarında cinsiyet açısından istatistiksel olarak fark yoktu. Sadece 1. MTP'de sesamoid görülen olgularda cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0463). Birden fazla sesamoid görülen lokalizasyonlarda 1. MTP - halluks interfalangeal olan olgularda (p=0,0466), 1. MTP-Os peroneum olan olgularda (p=0,0246) cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Çalışmamızda diz bölgesinde fabella ve bipartit patella'ya ait yaygınlık, simetri, yaş ve cinsiyet farklılıklarını ve ayak-ayak bileği bölgesine ait yaygınlık yaş ve cinsiyet farklılıklarını inceledik. Çalışmamız fabella ve bipartit patella açısından mevcut literatürde Türk populasyonu üzerinde geniş bir örnekleme sahiptir. Çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde tespit ettiğimiz aksesuar ve sesamoid kemiklerin prevalansı Türk populasyonunda daha once yapılan çalışmalarla benzerdir. Diz ya da ayak şikayetiyle sağlık kurumlarına başvuran hastalarda aksesuar ve sesamoid kemiklerin var olmasından kaynaklanabilecek yanlış tanıların azaltılması için diz ve ayaktaki aksesuar ve sesamoid kemiklerin bulundukları yer ve klinik önemlerinin iyi bilinmesi klinik açıdan önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Aksesuar kemik, sesamoid kemik, radyografi, diz, ayak.

AyakDizKemik deformasyonu+3
Ebru Öner
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fonksiyonel endoskopik sinus cerrahisi için önemli olan anatomik varyasyonların bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden incelenmesi

Fonksiyonel endoskopik sinus cerrahisi, sık kullanılan bir cerrahi yöntemdir. Cerrahi sonrası oluşabilecek komplikasyonların önlenmesi için preoperatif radyolojik görüntüleme önem arz etmektedir. Radyolojik görüntülemede, sinus paranasales ve cavitas nasi'nin olağan anatomisinin ve anatomik varyasyonlarının bilinmesi cerraha preoperatif ve postoperatif dönemde yol göstermektedir. Bu nedenle çalışmamızda fonksiyonel endoskopik sinus cerrahisi için önemli olan anatomik varyasyonların araştırılması amaçlandı. Çalışmamız yaşları 18-79 arasında değişen 99 kadın, 101 erkek toplam 200 hastanın, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi PACS sisteminden elde edilen bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde retrospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmamızda, septum deviasyonu varlığı, septum deviasyonu miktarı (koronal), septum deviasyonu miktarı (aksiyal), septum deviasyonu açısı, septum nasi pnömatizasyonu, fossa olfactoria derinliği, Keros tiplendirmesi, asimetrik Keros, Haller hücresi, lamina papyracea'nın hiatus maxillaris'e göre ilişkisi, Onodi hücresi, n. opticus dehissansı, n. opticus protrüzyonu, processus clinoideus anterior pnömatizasyonu, sinus sphenoidalis tipi, a. carotis interna protrüzyonu, supraorbital pnömatizasyon, concha bullosa, uncinate bulla, paradoksal concha nasalis media, Agger nasi, concha nasalis inferior hipertrofisi, processus pterygoideus pnömatizasyonu, vidian sinir protrüzyonu ve n. maxillaris protrüzyonu incelendi. İncelenen varyasyonlar ve ölçüm parametreleri dekatlara ve cinsiyetlere göre karşılaştırıldı. İncelenen varyasyonlar cinsiyete göre karşılaştırıldığında septum deviasyonu miktarı (koronal) (p=0,024) ve septum deviasyonu miktarı (aksiyal)'nda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0,012). Diğer varyasyonlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Çalışmamızda elde ettiğimiz verilerin, sinus paranasales ve cavitas nasi'de görülen anatomik varyasyonların daha iyi anlaşılmasına ve cerrahi öncesi yapılan radyolojik görüntülemede radyologlara, cerrahi prosedürün planlanmasında ise cerrahlara katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Mehtap Seyaz
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Diz eklemi arterlerinin morfometrik ve morfolojik değerlendirmesi

Diz bölgesi, diz eklemi, vücutta bulunduğu konum da göz önüne alındığında çok önemli bir bölgedir. Diz eklemini ve çevresini besleyen arterler geniküler arterlerdir. Bu arterler: arteria poplitea'dan (AP) dallanan geniküler arterler; arteria superior medialis genus (ASMG), arteria superior lateralis genus (ASLG), arteria inferior medialis genus (AIMG), arteria inferior lateralis genus (AILG) ve arteria media genus (AGM), arteriae surales (AAS) ve arteria femoralis'ten dallanan arteria descendens genus (ADG)'tur. Bu bölge üzerinde çokca cerrahi girişimler yapılmaktadır. Diz ile ilgili yapılacak cerrahi girişimlerde bu bölgenin arteryel ağı, oluşabilecek cerrahi komplikasyonlar için oldukça önemlidir. Ayrıca bu bölgedeki arterlerin varyasyonlarının bilinmesi anatomistler, girişimsel radyologlar ve cerrahlar için de önemlidir. Bu bölgedeki anatomik varyasyonlar damar greftleme, cerrahi onarım, translüminal anjiyoplasti, embolektomi veya diz ameliyatlarının başarısında bu bölgedeki prosedürlerin artmasıyla birlikte daha da önem kazanmıştır. Diz arterlerine yapılan embolizasyon yöntemi, diz osteoartritli hastalar için yeni bir tedavi yöntemidir. Güvenli ve etkili olarak dizdeki arteryel embolizasyon işleminin de gerçekleştirilebilmesi için bu arteryel ağın anatomisinin bilinmesi elzemdir. Çalışmamızda dizde güvenli cerrahi prosedürlerin gerçekleştirilmesine yararlı olmak amacıyla diz arterlerinin göreceli konumunun yanı sıra, arterlerin genişliği, arterlerin bazı kemik referanslara olan ölçümleri yapılmış, arteria poplitea'nın dallanma paterni incelenmiştir. Çalışmamızda literatürdeki eksikleri kapatarak diz arterlerinin morfometrik ve morfolojik yapısını daha net bir şekilde ortaya koymayı amaçladık.

Onur Can Şanlı
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Fetal kadavralarda ayak tabanında yer alan tendinöz bağlantılar

Tendonlar, kasların fonksiyonel devamı niteliğindedir. Kaslar tarafından üretilen kuvveti kemiklere ve eklemlere ileterek hareketin gerçekleşmesini sağlarlar. Tendinöz bağlantılar, özellikle flep cerrahisi ve enfeksiyon kontrolü açısından klinik önem taşır. Ayrıca ayakta bulunan tendinöz bağlantılar kuvvet iletimini destekleyerek yürüyüş paterninin stabilizasyonuna katkıda bulunurlar. Çalışmamız, Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anatomi Ana Bilim Dalı Laboratuvarı'nda bulunan, yaşları 17-40 gebelik haftası arasında değişen fetuslarda yapıldı. Çalışmamız 58 fetal kadavraya (29 dişi ve 29 erkek) ait 116 alt ekstremite üzerinde anatomik diseksiyon yöntemiyle gerçekleştirildi. Ayak tabanında sonlanan tendonlar belirlendi ve tendonlar arası bağlantı olup olmadığı araştırıldı. Musculus flexor hallucis longus ve m. flexor digitorum longus arasında yer alan tendinöz bağlantı literatürde Henry düğümü olarak isimlendirilir. Çalışmamızda Henry düğümü 6 tipe ayrıldı. Tip 1 %51,7 oranında (N=60), Tip 2 %1,7 oranında (N=2), Tip 3 %28,4 oranında (N=33), Tip 4 %12,9 oranında (N=15), Tip 5 %4,3 oranında (N=5) ve Tip 6 %0,9 oranında (N=1) bulunmuştur. Musculus flexor hallucis longus'un diğer parmakların hareketine verdiği katkı 7 tipe ayrıldı. Tip A %8,6 oranında (N=10), Tip B %81,9 oranında (N=95), Tip C %0,9 oranında (N=1), Tip D %5,2 oranında (N=6), Tip E %1,7 oranında (N=2), Tip F %0,9 oranında (N=1) ve Tip G %0,9 oranında (N=1) bulundu. Bütün parametrelerde taraflar ve cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü. Çalışmamızda, fetal kadavraların ayak tabanındaki tendinöz bağlantılar ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Çalışmamızın anatomistlere, ortopedistlere, pediatristlere ve cerrahlara faydalı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Fetal kadavra, Henry düğümü, Tendon bağlantısı, Tiplendirme, Varyasyon

Hanife Ertürk
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekstraoküler kasların morfometrik özelliklerinin manyetik rezonans ile değerlendirilmesi

Amaç: Dış dünya ile bütünleşmemizi sağlayan gözlerimizin hareketliliğini, orbita içerisindeki ekstraoküler kaslar sağlar. Çeşitli patolojilerin orbita'yı ve içerisindeki yapıları etkileyebilmesi sebebiyle bu kasların morfometrik özelliklerinin bilinmesi büyük klinik öneme sahiptir. Bu çalışmada Anadolu populasyonunda ekstraoküler kas kalınlıklarının normatif değerlerini tespit ederek; cinsiyet, yaş, sağ-sol taraf arasında muhtemel farklılıkların araştırılması ve kas kalınlıkları ile gözün aksiyel uzunluğu sebebiyle oluşan kırma kusurları arasında olası ilişkilerin tespiti ile klinisyenlere teşhis noktasında kolaylık sağlayabilecek bilgiler sunmayı amaçladık. Materyal-Metot: Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda 2018-2024 yılları arasında çeşitli sebepler ile orbita manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) yapılmış olan 20 yaş üzeri 339 vaka retrospektif olarak incelendi. Kriterleri sağlayan 120'si erkek ve 125'i kadın olmak üzere 245 bireye ait 490 gözün aksiyel uzunlukları ve ekstraoküler kaslarının enine kesitleri üzerinde ölçümler yapıldı, varyasyonlar araştırıldı. Bulgular: Ekstraoküler kaslar üzerinde yapılan 11 ölçüm değişkeninden 3 tanesinde sol taraf, 1 tanesinde ise sağ taraf istatistiksel olarak anlamlı derecede daha büyüktü (p˂0,05). Aksiyel uzunluklar arasında anlamlı farklılıklar gözlenmedi (p˃0,05). Erkek ve kadın cinsiyetleri karşılaştırıldığında; aksiyel uzunluklar, interzigomatik mesafe ve 11 ekstraoküler kas değişkeninden 7 tanesi erkek cinsiyetinde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha büyüktü (p˂0,05). Oluşturulan onarlı yaş grupları arasında farklılıklar araştırıldığında; yirmili yaşlardaki bireylerde ekstraoküler kasların kısa çapları, ileri yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha küçüktü (p<0,05). Sonuç: Ekstraoküler kasların morfometrik özelliklerinin sunulduğu; cinsiyete, bulunduğu tarafa ve yaşa bağlı olarak değişkenlik gösterebileceğini kanıtlayan detaylı çalışmalardan biri olmuştur. Elde edilen bu bilgilerin orbita ile ilişkili patolojilerin teşhis ve tedavisinde katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Göz kasları
Hamza Kasar
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ayaktaki aksesuar kemiklerin bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Giriş ve Amaç: Sesamoid kemikler, bir tendona kısmen veya tamamen gömülü kemik yapılarıdır. İşlevleri, sürtünmeyi azaltarak tendonu yaralanmadan korumaktır. Buna karşılık, aksesuar kemikler, genellikle kaynaşmamış birincil veya ikincil kemikleşme merkezlerinden oluşan kemiklerdir. Bilinen kesin bir işlevi olmayan gelişim anomalileri oldukları düşünülmektedir. Bu kemikler ayakta ağrılı kırıklar sonucu enfekte ve dislokalize olabilirler; Bunların yanı sıra, avulsiyon kırıkları ile karıştırılabilmesi sebebiyle önem taşırlar. Buradan yola çıkılarak bu çalışmada; sesamoid ve aksesuar kemiklerin ayakta bulunma sıklıklarını ve morfometrik özelliklerini tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda 2022-2024 yılları arasında çeşitli nedenlerle ayak BT taraması yapılan 18 yaş üstü (min. 18, maks. 86) 239 erkek ve 161 kadına ait 187 sağ ayak ve 213 sol ayak olmak üzere toplam 400 farklı ayak görüntüsü retrospektif olarak incelendi. Ayaktaki aksesuar ve sesamoid kemiklerin sagital, koronal ve aksiyel planlarda sıklığı ve morfometrisi (uzun çap-kısa çap ve yüzey alanı ölçümü) incelenerek cinsiyet, yaş ve tarafa (sağ-sol) göre istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda 400 ayağın 270'inde (%67,5) en az bir adet aksesuar kemik tespit edildi. Tespit edilen aksesuar kemiklerin %2,75'i bipartit aksesuar kemiklerdi. En sık görülen aksesuar kemikler ise %41,5 os naviculare accessoria, %14 os trigonum, %13 os peroneum olarak belirlendi. Çalışmamızda ulaşılabilir literatürde daha önce tanımlanmamış, konumu sebebiyle cubo-metatarsale IV plantare olarak adlandırılan bir aksesuar kemik tespit edildi. Çalışmamızda hallux sesamoidleri (medial ve lateral) %100 oranında bulunurken, bipartit oranı %7 olarak gözlendi. Sesamoid kemiklere ait tüm ölçüm değerleri, erkek bireylerde kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha büyük bulundu (p<0,05). Hallux sesamoidlerinin yaş grupları arasındaki karşılaştırmada 60 yaş ve üzerindeki bireylerin ölçüm değerleri, 18-29 yaş arasındaki bireylerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha büyüktü (p<0,05). Sonuç: Sesamoid kemiklerin büyüklüklerinin ve aksesuar kemiklerin sayısının ileri yaş gruplarında arttığı ayrıca erkek bireylerin hallux sesamoidlerinin kadın bireylerden daha büyük olduğu tespit edildi. Çalışmamızın, elde edilen morfometrik veriler ve keşfedilen aksesuar kemik ile literatüre katkı sağladığını ayrıca ilişkili ayak patolojilerinin teşhisinde klinisyenlere yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Aksesuar kemikler, ayak, bilgisayarlı tomografi, sesamoid kemikler.

Tuğçe Uğur Kasar
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Skolyozlu bireylerde Articulatio sacroiliaca ve sacrum morfometrisindeki değişikliklerin çok kesitli bilgisayarlı tomografi yöntemi ile araştırılması

Skolyoz columna vertebralis'in en sık görülen şekil bozukluğudur. Columna vertebralis'in servikal, torakal ve lumbal gibi farklı bölgelerinde ve frontal, sagittal ve aksial gibi farklı düzlemlerde ortaya çıkan üç boyutlu deviasyonudur. Bu tez çalışmasında, skolyozun pelvik yapılar üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla sacrum ve articulatio sacroiliaca'daki morfometrik değişiklikler araştırılmıştır. Çalışmamız 2014 (nisan)-2023 (aralık) tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne herhangi bir şikayetle başvuran bireylerin, Radyoloji Anabilim dalında columna vertebralis ve pelvis Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (ÇKBT) görüntüleri üzerinde retrospektif olarak yapılmıştır. Araştırmaya yaşları 18 ile 80 arasında değişen toplam 60 birey (30 skolyoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol) dâhil edilmiştir. Skolyoz hastalarının kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha genç olduğu ve kadın oranının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Tek değişkenli analizlerde skolyoz grubunda sağ ve sol SIE aralığının daha geniş, buna karşılık SIE uzunluklarının, sacrum genişliğinin, BOSSÇ, CSSÇ ve IFMY ortalamalarının daha düşük olduğu saptanmıştır. Yaş ve cinsiyet etkisi kontrol edildiğinde, bu farklardan bazıları anlamlılığını yitirirken, sol SIE aralığı, sacrum genişliği, CSSÇ ve sol IFMY ortalamasındaki farklılıkların anlamlılığını koruduğu görülmüştür. Tek değişkenli analizlerde anlamlı olmayan bazı ölçümler sol SIE posterior, promontorium uzunluğu, BOSTÇ, sağ ve sol IFMY-1, yaş ve cinsiyet etkisi kontrol edildiğinde anlamlı hale gelmiştir. Yaş ile morfometrik ölçümler arasında çeşitli anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Özellikle sağ SIE anterior mesafesi ile yaş arasında güçlü negatif korelasyon tespit edilmiş. Benzer şekilde sağ ve sol SIE aralığı ile sol SIE medial ölçümleri yaşla birlikte azalma eğilimi göstermiştir. Bunun tersine, sacrum genişliği ile sağ ve sol SIE uzunluklarının yaşla birlikte arttığı saptanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, skolyozun pelvik morfolojiyi de etkileyebileceğini ve bu nedenle radyolojik değerlendirmelerde sadece vertebral eğriliklerin değil, pelvik yapılarla olan ilişkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir. Klinik olarak bu bulgular, skolyoz tedavisinde pelvik simetri ve yük transferi analizlerinin de dikkate alınmasını gerektirmektedir. Çalışma, skolyozun sistemik etkilerini ortaya koymaya yönelik gelecekteki multidisipliner araştırmalara temel oluşturabilecek niteliktedir.

Elif Barutcu
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Göğüs ön duvarı deformiteli bireylerde toraks morfolojisini etkileyen parametrelerin bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Göğüs ön duvarı deformiteleri, genellikle konjenital kaynaklı olup bireylerde hem fizyolojik hem de estetik/psikososyal etkiler yaratabilen yapısal bozukluklardır. En sık görülen deformitelerden pektus ekskavatum (PE) ve pektus karinatum (PC) deformiteleri genellikle literatürde ayrı ayrı incelenmektedir. Bu çalışmada ise deformiteler, genel bir "göğüs ön duvarı deformitesi" perspektifiyle ele alınmış; ancak örneklemde yalnızca PE ve PC tiplerine rastlandığı için analizler bu iki grup üzerinden yürütülmüştür. Amaç, bu bireylerde sternum ve toraks yapısına ait morfometrik parametreleri değerlendirmek ve sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı analizler yaparak literatüre katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, PE ve PC tanılı 200 birey ile 200 sağlıklı bireyin toraks bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri incelendi. Sternumun manubrium, korpus ve ksifoid kısımlarına ait uzunluk ve genişlik ölçümleri; sternal torsiyon açısı ve yönü; Haller indeksi (HI), asimetri indeksi (AI), vertebral indeks (VI) ve fronto-sagittal indeks (FSI) gibi morfometrik parametreler değerlendirildi. Deformitenin görüldüğü vertebra seviyeleri sistematik olarak analiz edildi. Bulgular: Deformiteli bireylerde manubrium uzunluğu, ksifoid çıkıntı uzunluğu ve sternal torsiyon açısı, kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Korpus sterni genişliği, PE grubunda PC grubuna göre daha yüksek ölçüldü. PE grubunda vertebral indeks (VI) ve fronto-sagittal indeks (FSI) değerlerinin anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi. Sternal torsiyon yönü ile asimetri indeksi (AI) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu, sağ yönlü torsiyon varlığında AI değerlerinin daha yüksek olduğu belirlendi. PE deformitesinin en sık T9 seviyesinde, PC deformitesinin ise T8 ve T9 seviyelerinde lokalize olduğu gözlendi. Ayrıca, deformite tiplerine özgü anatomik varyasyonlar incelendiğinde, foramen sterni, sternal kleft gibi sternal defektlerin toplam bireylerin %4,2'sinde görüldüğü saptandı. Sonuç: Bu çalışma, göğüs ön duvarı deformitelerinin bilgisayarlı tomografi üzerinden detaylı morfometrik analizini sunan, PE ve PC deformitelerini karşılaştırmalı olarak ele alan özgün bir çalışmadır. Elde edilen bulgular; deformite sınıflandırmalarında sternal torsiyon, indeks değerleri ve vertebral lokalizasyonun dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Bu veriler, tanı, izlem ve cerrahi planlama süreçlerinde klinisyenlere yol gösterici olabilir.

Zeynep Akın
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağrı merkezlerinin kortikal nöroanatomisinin volümetrik ölçümü

Ağrı, sinir sistemindeki patolojik durumlarda ortaya çıkan bir sinyaldir. Klinik çalışmalarda genellikle radyolojik olarak ağrısı olan bireylerin ağrılarının etiyolojisine yönelik yapılmıştır. Bilindiği üzere, migren gibi kronik ağrıları olan hastalarda, tekrarlayan iskemi nedeniyle kronik serebral akım anormalliğine bağlı olarak ağrı merkezlerine yapılan ölçümlerde belirgin merkezlerde incelme ve volüm kaybı görülmüştür. Normal bireylerdeki kortikal merkezler ile yapılan volümetrik çalışma literatürde kısıtlı sayıda bulunmaktadır. Bu çalışmada, amacımız normal bireylerde radyolojik olarak ağrı merkezlerinin tüm beyin morfometrik analizlerini yapmak ve kortikal yapısal modellerden elde edilen değerleri, ileri çalışmalarda tanısal biyobelirteç araştırması için değerlendirmektir. Böylelikle, normal bireylerde ağrı merkezlerin volümetrik değerlerine standardizasyon sağlamaktır. Çalışmamızda, retrospektif olarak 18-65 yaş arası ek hastalığı (sistemik, intrakranial patolojisi, psikiyatrik hastalığı olmayan) bulunmayan ve ağrısı olmayan normal bireyler dahil edilecek. 1.5-T manyetik rezonans (MR) ile yapılan incelemeler radyolojik olarak 3 farklı boyutta (3D volumetrik sekanslarda) yapılan çekim incelenecek. Ağrı ile ilgili kortikal merkezlerin volümetrik analizi özel yazılım sayesinde hesaplanacak. Elde edilecek veriler istatistik olarak değerlendirilip cinsiyyet ve yaşa göre de nasıl değişkenlik görüldüğü incelenecektir. Ayrıca elde edilecek bulgular, ağrı ile ilgilenen doktorların, yeni tedavi modelleri ve özellikle fonksiyonel nöroşirurjide bu merkezleri bloke edici yeni girişimler tasarlamaya motive edebilir.

Orkhan Mammadkhanlı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Servikal posterior laminoforaminotomi (key-hole) yöntemi ile cerrahi yaklaşımda vertebral oluşumların işaret noktalarının anatomik ve radyolojik değerlendirilmesi

Columna vertebralisin servikal bölümü narin yapısı nedeniyle yüksek hareket yeteneği ve taşıdığı biyomekanik yüklenmeye bağlı olarak servikal disk herniasyonları gibi patolojilere karşı savunmasızdır. Cerrahi endikasyon konulan disk herniasyonları, foraminal stenoz gibi patolojilerde daha çok anterior servikal mikrodiskektomi tercih edilmekle beraber lateralize yumuşak disk herniasyonları, foraminal stenoz gibi patolojilerde posterior servikal laminoforaminotomi (key-hole) yöntemi de kullanılabilmektedir. Anterior yerleşimli vital yapılara bağlı postoperatif morbidite olasılığının ve instabilite olasılığının daha düşük olmasından dolayı posterior servikal laminoforaminotomi yönteminin önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı columna vertebralisin servikal bölge anatomisinin BT ve MR görüntüleme yöntemleri ile morfometrik ölçümlerinin yapılması ve bu ölçümlere taze donmuş kadavralarda yapılan morfometrik ölçümlerin eklenmesi, detaylı istatistiksel analizlerle değerlerin birbirleriyle ilişkisinin ortaya konması ve bir senteze gidilmesidir. Çalışmada 50 olguda radyolojik görüntüleme yöntemleriyle ve 8 taze donmuş kadavrada cerrahi anatomik diseksiyonlarla C2-C7 arası laminalarda, faset eklemlerinde, processus articularis inferior ve superiorlarda morfometrik ölçümler yapıldı. Yapılan tüm ölçümler istatistiksel olarak analiz edildi, karşılaştırıldı ve yorumlandı. BT ve MR görüntüleme yöntemleriyle yapılan ölçümler arasındaki uyum çalışmalarında pek çok parametrede uyumluluk gözlenmiş olmakla birlikte bu bölgenin hassas anatomik değerlendirmesinde ve cerrahi planlamasında BT'nin şu andaki teknolojik durumunda MR'a göre hala üstünlük gösterdiği gözlenmektedir. Sonuç olarak, bu çalışmanın ilgili beyin ve sinir cerrahlarına yardımcı olacağını, anatomi eğitim programlarına ve anatomi uzmanlarına yarar sağlayacağı düşünülmektedir.

Boran Urfalı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arteria hepatica communis aterosklerozunun radyolojik olarak değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı; arteria hepatica communis'in, morbidite ve mortalite sebepleri arasında ilk sırada yer alan ateroskleroza karşı dayanıklı arter olduğunu gösterebilmektir. Bu amaçla a. hepatica communis (AHC), a. hepatica propria (AHP) ve çalışmaya dahil edilen abdominal arterlerin aterosklerotik plak varlığı, dağılımları, plak yükü, lümen darlığı, plak tipi multidedektör bilgisayarlı tomografi kullanılarak belirlendi ve non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) ile ilişkisi değerlendirildi. Abdominal arterler arasından aorta abdominalis (AA), truncus coeliacus (TC), a. mesenterica superior (AMS), a. renalis sinistra (ARS), a. renalis dextra (ARD) ve a. splenica (AS) değerlendirmeye alındı. Çalışmaya 40-80 yaş arasında 109 kişi (54 K, 55 E) dahil edildi. AA'da %82,6, ARD'de %35,8, AMS'de %33,9, ARS'de %33, AS'de %25,7, TC'de %14,7, AHC'de %1,8 oranlarında aterosklerotik plak saptandı, AHP'de plak gözlenmedi. Total plak alanı skoru (TPAS) üzerinden değerlendirilen ikili karşılaştırma bulgularında AHC'nin plak tutulumu ile AA, ARD, ARS, AMS, AS'nin plak tutulumu arasında fark saptandı (AS'de p=0,004, diğer arterlerde p<0,001). TC ile AHC ve TC ile AHP arasında fark saptanmadı (sırasıyla p=0,906, 0,691). TC, AS, AMS, ARS, ARD ikili kombinasyonlarında fark saptanmazken (p=1); AA'da diğer tüm arterlerden daha yüksek oranda plak tutulumu görüldü (p<0,001). AA'da plak tutulumu en sık distal kısımda ikinci sıklıkta orta-distal kısımda görülürken; AMS, ARD, ARS'de en sık proksimal kısımda plak tutulumu izlendi. Cinsiyetler arası fark izlenmedi. TPAS ve toplam lümen darlık skorları (TLDS) arasında ilişki saptandı (p<0,001). Çalışmamızda plak tipi olarak en sık kalsifik (%62,7), ikinci olarak miks (%21,6) ve en az oranda yumuşak tipte (%15,7) plak saptandı. NAFLD ve abdominal arterlerin TPAS'ları arasında ilişki saptanmadı (p>0,05).

Tuğçe Taşkındere Abbasoğlu
Hacettepe University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipermobilitesi olan ve olmayan çocuklardaki düz tabanlığın statik ve kinetik açıdan yürüme analizi ile karşılaştırılması

Hipermobilite, çocuklarda tek başına ya da diğer hastalıklarla birlikte ortaya çıkabilen bir klinik durumdur. Bu çalışmanın amacı, hipermobilitesi olan ve olmayan çocuklardaki düz tabanlığın statik ve kinetik açıdan yürüme analizi ile karşılaştırılmasıdır. Araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya 5-11 yaş aralığında (Ort ± SD = 8,14±1,91) 50 sağlıklı, 50 hipermobilitesi olan, 100 katılımcı dahil edilmiştir. Vücudun uzaydaki hareketi Adım analiz ve Yer Kuvveti Ölçümü (kuvvet levhaları) yöntemleri ile incelenmiştir. Gövdenin, pelvisin, bacakların ve ayakların her üç plandaki eklem açıları, lineer ve açısal hız ve ivmeleri ölçülüp, sayısal veri olarak kaydedilmiştir. Bir yazılım programı ile (Milletrix Applicazione, Diagnostic Support S.R.L.) hasta üzerindeki işaret cihazlarından yansıyan sinyallerin uzaydaki yer değişimi ile eklem açısındaki değişiklik hesaplanmıştır. Yürüme sırasında, bir zaman biriminden diğer zaman birimine olan yer değişiminden hız, hız değişiminden ise ivme hesaplanmıştır. Kinematik veriler, optik kameralar, üzerinde alıcılar bulunan yürüme yolları ve elektrogonyometreler kullanılarak kayıt edilmiştir. Pedobarografik incelemede ayağın basınç noktaları belirlenmiştir. Veriler bağımsız iki grup t testi, Welch'in t testi, Mann-Whitney U testi kullanılarak analiz edilmiştir (p<0,05). Hem normal hem de hipermobil çocukların her iki ayağında da ön ve arka ayağa binen yük miktarları arasında fark bulunmuştur (p<0,001). Tüm çocuklarda arka ayağa daha çok yük binmektedir. Hem sol hem de sağ ayakta, ayak ilerleme açısı bakımından normal ve hipermobil çocuklar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,536; p=0,540). Çift adım uzunluğu ve adım genişliği bakımından normal ve hipermobil çocuklar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,899; p=0,562). Hız ve kadans (ritim) bakımından da normal ve hipermobil çocuklar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,072; p=0,051). Ancak, duruş ve salınım faz süresi bakımından normal ve hipermobil çocuklar arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,001; p<0,001). Duruş faz süresi hipermobil çocuklarda daha fazla iken, salınım fazı süresi normal çocuklarda daha fazladır. Bu nedenle, hipermobilitesi olan çocuklarda, sağlıklı çocuklara göre duruş fazı uzamışken, salınım fazı kısaldığından denge bozukluğu olan çocuklarda süreler dikkatle değerlendirilmelidir.

DüztabanlıkHareketlilikPedobarografi+3
Celal Alp Vural
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik maket kullanımı ile 3 boyutlu (sanal) görüntüleme programlarının anatomi eğitimine katkılarının karşılaştırılması

Anatomi, insan vücudunu oluşturan yapıların normal şekil, yapı, pozisyon ve fonksiyonları ile aralarındaki ilişkileri inceleyen en eski tıp dalıdır. Anatomi eğitimi günümüze değin zorlu şartlar altında da olsa hiçbir zaman önemini yitirmemiş, tıp eğitiminin temelini oluşturmuştur. Günümüzde ise gelişen teknolojinin yardımıyla anatomi eğitimi birçok yolla yapılabilir hale gelmiştir. Bu çalışma kalp ve arterleri konusunun plastik anatomi modelleri ve 3 boyutlu yazılımlar ile öğretilmesinin öğrenci üzerindeki etkisinin karşılaştırılması ve öğrencilerin düşüncelerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem I öğrencileri oluşturmaktadır. Gönüllü olarak katılmak isteyen öğrenciler çalışmaya dahil edilmiş ve 68 öğrenci ile çalışma başlatılmıştır. Çalışmaya alınan öğrenciler randomize bir şekilde iki guruba ayrılarak değerlendirilmiştir (n1=31, n2=37). Onayı alınmış olan öğrencilere, daha önce herhangi bir anatomi bilgilerinin olup olmadığını belirlemek amacıyla kalbin anatomisi ile ilgili soruların yer aldığı bir ön test uygulanmıştır. Daha sonra öğrencilere ders içeriği dağıtılmış, kalbin anatomisi ile ilgili teorik ders anlatılmış, hemen sonra öğrenciler ramdomize olarak iki gruba ayrılmıştır. Gruplardan birisi plastik anatomi modelleri (maket) ve Netter Anatomi Atlası ile, diğeri ise Essential Anatomy 5 programında 3 boyutlu olarak teorik derste anlatılan yapıları incelemişlerdir. Ön test olarak verilen test yeninden son test olarak uygulanmıştır. Test bittikten sonra bir anket dağıtılarak öğrencilerin fikirleri de verilerimize eklenmiştir. Sonuç olarak geleneksel eğitim, anatominin ortaya çıktığı zamandan beri günümüzde de hala tercih edilen yöntemdir. Kadavra, maket, atlas gibi temel materyaller; yazılımlar ve teknoloji ile desteklenmektedir ancak tamamen yerlerini bırakması söz konusu değildir. Yapılan çalışmalar, başarı oranları ve istatistikler göstermektedir ki geleneksel eğitim ve teknoloji destekli eğitim materyalleri birlikte daha güçlü bir eğitim modeli oluşturmaktadır.

AnatomiEğitim teknikleriTıp eğitimi+2
Selin Bayko
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arteria temporalis superficialis ve dallarının belirli anatomik noktalara göre haritalandırılması

Arteria temporalis superficialis ve uç dallarının anatomisi kraniyofasiyal rekonstrüktif cerrahisi, bypass cerrahisi, temporal bölge hacim kazandırma, ritidektomi, botoks uygulamaları gibi estetik girişimsel işlemler olmak üzere birçok klinik durum için önemlidir. Olası komplikasyonların önlenmesi için seyirleri kadar derinliklerinin de bilinmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı arteria temporalis superficialis ve uç dallarının, anatomisinin belirli referans noktalarına göre belirlenmesi ve olası varyasyonlarının tespit edilmesidir. Çalışmada 209 bireyin baş-boyun BT anjiyografileri değerlendirildi. Referans noktası olarak tespit edilmesi kolay ve klinikle ilişkili olan tragus, arcus zygomaticus, orbita köşesi, tuberculum marginale, margo supraobitalis ve margo infraorbitalis seçildi. 209 bireyin sağ-sol toplam 418 tarafın 363'ünde (%86,84) ramus parietalis bulunduğu, ramus frontalis'in ise sadece 3 olguda bulunmadığı tespit edildi. Ramus parietalis'lerin vertikal eksene göre ortalama 23,31°±10,49° açı ile çoğunlukla posterosuperior yönde, ramus frontalis'lerin ise 45,51°±13,03° açı ile anterosuperior yönde seyrettiği görüldü. Ramus frontalis'lerin orbita köşesine en yakın mesafeleri ve bu noktadaki derinliklerinin ise ortalama 3,24±0,98 cm ve 0,27±0,11 cm olduğu tespit edildi. Margo supraorbitalis'e en yakın mesafe ve ciltten derinlikleri ise ortalama 1,81±0,85 cm ve 0,21±0,08 cm olarak bulundu. Sonuç olarak bu tez çalışmasının, rekonstrüktif ya da estetik sebeplerle müdahalelerde uygulayıcılara güvenli alan yaratabilmeleri için fayda sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Arteria temporalis superficialis, Temporal bölge, Rekonstrüktif cerrahi, BT anjiyografi

AnatomiAnjiyografiArteria temporalis superficialis+4
Helin Yücedağ Gündoğdu
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nervus axıllarıs ve nervus suprascapularıs'in omuz cerrahisi anatomik referans yapılarına göre sıfır eko zamanlı sekansı içeren manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi

Omuz bölgesine yönelik artroskopik veya açık cerrahi girişimlerde nervus axillaris ve nervus suprascapularis'in yaralanma riski vardır. Cavitas glenoidalis, nervus axillaris ve nervus suprascapularis ile yakın komşuluğunun olması nedeniyle önemli bir anatomik referans noktasıdır. Cerrahi prosedürün güvenliği ve başarısı büyük oranda bu bölgenin anatomisinin tam olarak anlaşılmasına bağlıdır. Son yıllarda manyetik rezonans görüntüleme ile yeterince görüntülenemeyen kemiğin mineralize kesimleri ve yumuşak dokulardaki mineralize yapıların görüntülenmesini sağlayan sıfır eko zamanlı sekans kullanılmaya başlamıştır. Sıfır eko zamanlı sekans ile bilgisayarlı tomografi benzeri görüntüler elde edilebilir. Bu çalışmada nervus axillaris ve nervus suprascapularis'in cavitas glenoidalis ile ilişkisi sıfır eko zamanlı sekans ile incelenmiştir. Ayrıca taze donmuş kadavra kesitinde ve sıfır eko zamanlı sekansında n. axillaris'in inferior kenara olan mesafesi ölçülmüştür. Ayrıca taze donmuş kadavra kesiti ve sıfır eko zamanlı sekans görüntülerinde cavitas glenoidalis'in inferior kenarı ile nervus axillaris arasındaki mesafe incelenmiştir. Nervus axillaris cavitas glenoidalis'in inferior kenarı arasındaki mesafe 15,11±3,81 mm, n. suprascapularis'in incisura scapulae'daki konumu ile superior kenarı ve incisura spinoglenoidalis'teki konumu ile eklem yüzü arasındaki en yakın mesafesi sırasıyla 28,98±3,23 mm, 13,33±2,67 mm olarak saptanmıştır. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla omuz cerrahisi prosedürlerinde sıfır eko zamanlı sekans kullanılarak yapılan sinir ve kemik ilişkisini inceleyen ilk çalışmadır. Cerrahi öncesi planlamada görüntüleme yöntemi olarak kullanılması iyatrojenik sinir komplikasyonların azaltılmasına yardımcı olabilir.

Bahattin Paslı
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

10-14 yaş grubu çocuklarda 12 haftalık temel badminton eğitimi antrenmanlarının spor-motorik özellikler üzerindeki etkisinin araştırılması

Toprak, Tekin. 10-14 Yaş Grubu Çocuklarda 12 Haftalık Temel Badminton Eğitimi Antrenmanların Spor-Motorik Özellikler Üzerindeki Etkisinin Araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019.Yaptığımız çalışmanın asıl amacı, badminton sporuna yeni başlayan 10-14 grubu çocuklarda 12 haftalık badminton temel eğitim egzersizlerinin çocukların spor-motorik özellikleri üzerindeki etkilerini ölçmektir. Araştırmaya, Adıyaman Çelikhan Barbaros Ortaokulu'ndan tesadüfi yöntemle seçilen, 10-14 ( yaş 12.03±1.29, boy 149.1±10.805 cm, vücut ağırlığı 40.55±10.065 kg) düzenli spor yapmayan 60 öğrenci alınmıştır. 60 kişilik öğrenci grubu tesadüfi yöntemle 15'i kız, 15'i erkek 30'ar kişiden oluşan 2 karma gruba ayrılmıştır. 1. Karma Grup: Kontrol (KG)'nu oluşurken, 2. Karma Grup: Badminton temel eğitim antrenman grubu (BG)'nu oluşturmaktadır. (BG)'na 12 hafta boyunca badminton temel eğitim egzersiz programı uygulanırken, (KG)'na 12 hafta zarfında sistemli ve düzenli hiçbir egzersiz yapılmamıştır. Her iki grubunda başlangıcında ve 12 hafta sonundaki spor-motorik özelliklerinden: Yatay Sıçrama, 5-18 Koşu Testi, Duvardan Gelen Topu Yakalama Testi, El Kavrama Kuvveti, Otur-Uzan Eriş Testi ölçüm verileri not edilmiştir. Alınan Ölçümlerde gruplar arası farklılığın istatistiksel analizi için (SPSS 13.0 paket programında) Independent Sample t-test, grup içi farklılığın istatistiksel analizi Paired-Samples t-test kullanılarak yapılmıştır. Gruplara göre tanımlayıcı bilgilere yer verilmiş ve değişkenlerin gruplara göre ön ve son test dağılımları diye incelenmiştir. Verilerin analizi için öncellikle normalite testi uygulanmıştır. Normal dağılım göstermeyen gruplarda ise Wilcoxon testi uygulanmıştır. Uygulanan testlerin hepsinde anlamlılık düzeyi p<005, güvenirlilik aralığı %95 (a:0,05) olarak kabul edilmiştir.(BG) ile (KG) arasında yapılan test ölçüm sonuçlarına göre, BG lehine istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Yatay Sıçrama, 5-18 Koşu Testi, Duvardan Gelen Topu Yakalama Testi, El Kavrama Kuvveti Testi, Otur-Uzan Eriş Testi ölçüm ortalamalarında BG'nun ön ve son test ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Başlangıçta BG ve KG arasında yapılan antropometrik ölçümlerde (yaş, boy ve vücut ağırlığı) aralarında istatistiksel türünden anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Ancak 12 hafta sonunda yapılan ölçümlerde ise BG'nun ön ve son test ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. KG ön ve son test ölçüm ortalamaları arasında istatistiksel açıdan herhangi bir anlamlı farklılığa rastlanmamıştır. Bununla birlikte; temel badminton egzersizlerinin çocukların spor-motorik fonksiyonları üzerinde geliştirici bir etki yarattığı söylenebilir. Anahtar kelimeler: Antrenman, Badminton, Spor, Spor-Motorik Özellikler.

AntrenmanBadmintonMotor beceriler+2
Tekin Toprak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet oluşturulmuş ratlarda timokinon ve vitamin c'nin karaciğer koruyucu etkisinin stereolojik ve immunohistokimyasal olarak incelenmesi

Diabetes mellitus (DM), insülin yokluğuna veya dokuların insüline duyarlığında azalmaya bağlı olarak karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmalarında şekillenen bozukluk ile karakterize edilen metabolik bir hastalıktır. Yapılan çalışmada, ratlarda streptozotosin (STZ) ile oluşturulmuş deneysel diyabet modelinde Timokinon ve Vitamin C'nin karaciğer üzerine etkilerinin stereolojik ve immunohistokimyasal (İHK) yöntemlerle araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 30 adet erişkin Wistar Albino türü erkek sıçan kullanıldı. Ratlar, Kontrol, Timokinon (TQ), diyabet (STZ), Diyabet+Timokinon (STZ+TQ), Diyabet+Vitamin C (STZ+Vit C), Diyabet+Timokinon+Vitamin C (STZ+TQ+Vit C) olmak üzere 6 gruba ayrıldı (n=6). Kontrol ve TQ grubu hariç diğer 4 gruba deney öncesi STZ (45 mg İ.P) uygulandı. Çalışmanın 3. günü tüm grupların kan şekeri seviyeleri ölçülerek, diyabet gruplarındaki ratlarda diyabet oluştuğu doğrulandı. Sonrasında tedavi gruplarına oral yolla olarak 21 gün boyunca TQ (50 mg/kg/gün) ve Vit C (500 mg/kg/gün) verildi. Çalışmanın sonunda karaciğer, stereolojik ve İHK olarak değerlendirildi. Stereolojik olarak hacim ölçümleri için Cavalieri metodu uygulandı. İHK olarak, Kaspaz-3, Bcl-2, TNF-α ve IL-10 ekspresyonları değerlendirildi. Bulgularımıza göre; stereolojik olarak hem karaciğerin ortalama total hacim hem de damar hacim yoğunlukları ölçümlerinde STZ grubunda ortalama ölçüm değerinin diğer gruplara oranla istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek olduğu tespit edildi (P<0.05). STZ+VİTC+TQ grubu ile Kontrol ve TQ grupları arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (P>0.05). İmmunohistokimyasal olarak, Kaspaz-3 ekspresyonu, STZ grubunda yoğun, STZ+VİTC, STZ+TQ ve STZ+VİTC+TQ gruplarında zayıf, Kontrol ve TQ gruplarında negatif olduğu gözlendi. STZ grubunda Bcl-2 aktivasyonu gözlenmezken, diğer grupların hepsinde orta seviyede Bcl-2 ekspresyonu tespit edildi. TNF- α ekspresyonunun, STZ grubunda yoğun, STZ+TQ grubunda orta, STZ+VİTC grubunda zayıf, Kontrol, TQ ve STZ+VİTC+TQ gruplarında ise negatif seviyede olduğu belirlendi. Kontrol grubunda yoğun, TQ, STZ+VİTC, STZ+TQ, STZ+VİTC+TQ gruplarında orta, STZ grubunda ise zayıf düzeyde IL-10 aktivitesine rastlanıldı. Çalışma sonuçları, STZ ile artan karaciğer hasarının hem TQ hem de C vitamini uygulamalarıyla ayrı ayrı verildiğinde hafiflediğini, ancak birlikte kullanıldıklarında daha etkili sonuçlar elde edildiğini göstermektedir.

Diabetes mellitus-deneyselKaraciğerStereoloji+2
Ayşegül Öner
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Norduz koyununun cranium'unda bilgisayarlı tomografi ile bazı morfometrik ölçümler

Bu çalışmada Bilgisayarlı Tomografi ile Norduz koyunun cranium' unda bazı yapıların morfometrik ölçülmesi amaçlandı. Çalışmada Norduz koyununa ait 6 dişi ve 6 erkek olmak üzere 12 cranium' un morfometrik ölçümleri incelendi. Erkek-dişi Norduz koyunu craniumlarının bazı bölgelerinden morfometrik ölçümler alındı. Elde edilen veriler cinsiyet ve türler arası varyasyon ve kolerasyon ilişkileri incelendi. D4 ölçüm parametresi olan Nazal kemik uzunluğu p=0.048 olasılık değeri ile p<0.05 erkek yönlü pozitif bir farklılık saptanırken, L1 ölçüm parametresi olan neurocranium' un uzunluğu p=0.042 olasılık değeri ile p<0.05 dişi yönlü pozitif farklılık saptanmıştır. Ayrıca L3 ölçüm parametresi olan orbitanın en büyük iç genişliği p=0.046 olasılık değeri ile p<0.05 erkek yönlü pozitif farlılık saptanmıştır. Başka bir ölçüm parametresi olan L7 meatus acusıcus externus' un caudal uzunluğu p=0.044 olasılık değeri ile p<0.05 dişi yönlü pozitif farklılık saptanmıştır. L10 ölçüm parametresi olan nasointermaxillare ile prosthion arasında kalan mesafenin ölçülmesinde p=0.046 istatiksel değeri olarak p<0.05 erkek yönlü pozitif farklılık ortaya çıkmaktadır. Ayrıca O1 ölçüm parametresi olan en büyük mastoid genişlik p=0.020 istatik değeri ile p<0.05 erkek yönlü pozitif anlamlılık ortaya çıkmıştır. O4 ölçüm parametresi olan foramen magnum' un en büyük genişliği p=0.036 olasılık değeri ile p<0.05 erkek yönlü pozitif farklılık ortaya çıkmaktadır. Son olarak O6 ölçüm parametresi olan protubertina occipitalis externa yüksekliği p=0.005 istatiksel olarak p<0,05 olasılık değeri ile erkek yönlü pozitif farklılıklar ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak; çalışmanın Van Norduz koyununda iskelet sistemi ile ilgili anatomi eğitimi başta olmak üzere cerrahi ve klinik uygulama alanlarında veteriner hekimlere ve eğitim alan öğrencilere faydalı olabileceği kanısında varılmıştır. Ayrıca bu çalışmanın Van Norduz koyunlarının anatomik özelliklerinin ortaya koyulması ile ilgili yapılacak olan bilimsel çalışmalara önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Bilgisayarlı Tomografi ile alınan bu ölçümlerin veteriner anatomide kullanılan geleneksel ölçüm metodlarının yerine daha güvenli olarak alınabileceği ve daha hızlı kullanılabileceği kanaatindeyiz.

Gülşah Koltaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Erişkin erkek ratlarda gınseng kullanımınınkaraciğer üzerine etkilerinin stereolojik olarakaraştırılması

Yapılan bu çalışma ile Panax ginseng bitkisinin, karaciğerde fagositoz özelliği ile bilinen, makrofaj hücre grubundan olan Kupffer hücreleri üzerindeki toksik etkisini ve toplam karaciğer hacmi ile beraber Kupffer hücre sayısındaki değişimi stereolojik bir takım yöntemler kullanılarak hesaplama amaçlandı. Çalışmada 3 aylık, ortalama 300 gr ağırlığa sahip 30 adet sağlıklı erişkin Wistar Albino ırkı erkek rat kullanıldı. Her grupta 10 hayvan olmak üzere kontrol, normal doz (600mg/kg/gün) ve toksik doz (1800mg/kg/gün) grupları oluşturularak deneye başlamadan ve 15 gün arayla toplamda beş kez kilo takipleri yapıldı. Kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmazken, deney gruplarına iki ay boyunca her gün aynı saatte, yukarıda belirtilen dozlarda ginseng ekstratı gavaj yoluyla uygulandı. Kontrol, normal ve toksik doz gruplarındaki tüm hayvanlar 50 mg/kg ketalar ile anesteziye alınarak perfüzyon uygulandı. Tüm ratların karaciğer dokuları çıkarılarak stereolojik incelemeler için gerekli takipleri yapılarak parafine gömüldü. Parafine gömülü bloklardan 5μm kalınlığında ve 1/200 oranında paralel ve seri doku kesitleri elde edildi. İlk doku kesitleri 1. lam üzerine, 200 adım sayıldıktan sonra alınan doku kesitleri de 2. ve 3. lamlar üzerine alınarak, her hayvan için toplam altı lam kullanıldı. Hematoksilen-Eozin boyası ile boyanmış kesitlerden ışık mikroskobu ile fotoğraflar çekildi. Karaciğer dokusunun hacim değeri ve Kupffer hücre sayıları Cavalieri metodu kullanılarak hesaplandı. Deneyin başında grupların ağırlık ortalamaları kontrol, normal doz ve toksik doz gruplarında sırasıyla 217.2 gr, 227.6 gr ve 214.4 gr olarak elde edilirken deneyin sonunda 321.5 gr, 288.8 gr ve 290.7 gr olarak tespit edilmişir. Gruplar içerisinde yapılan ilk ve son ölçümlerdeki yüzdelik değişim ise sırasıyla %48.02, %26.89 ve %35.59 olarak hesaplanmıştır. Ginseng verilen grupların kontrol grubuna kıyasla daha az kilo aldıkları görülmüştür. Kontrol, normal ve toksik doz gruplarındaki hacim ortalamaları sırasıyla 10.571 cm3, 12.073 cm3 ve 11.642 cm3 olarak hesaplanmıştır. Tüm karaciğer dokusunda Kupffer hücre sayısı ortalamaları ise kontrol, normal doz ve toksik doz gruplarında sırasıyla 754810.9, 799108.1 ve 647949.7 adet olarak sayılmıştır.

Mehmet Sabri Gündüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Van yöresinde Ankilozan spondilit hastalarının thorax çevresinin antropometrik ölçümlerle incelenmesi

Ankilozan spondilit (AS) etiyolojisi ve patagonezi tam olarak bilinmeyen, öncellikli olarak sakroiliak eklemlerin tutulumuyla baĢlayan progresif bir hastalıktır. Hastalığın ilerlemesi ile costavertebral ve costatransvers eklem tutulumları, lomber fleksyon ve ekstansiyon kısıtlılıkları da görülebilmektedir. AS hastalarının tedavi sürecinde rehabilitasyon süreçlerinin etkinliğini ve yaĢam kalitesini artırmak amacıyla yapılan çalıĢmalar kısıtlı sayıda bulunmaktadır. AS hastalarında yaĢ ve cinsiyetin torak çevresi ölçümlerine etkisini antropometrik olarak değerlendirmek klinik ve rehabilitasyon süreçlerinin düzenlenmesinde pratik ve hızlı bir uygulama sunması hedeflenmiĢ ve literatüre katkı sunmak amaçlanmıĢtır. ÇalıĢmaya modifiye New York kriterlerine göre AS tansı almıĢ 54 (39 erkek, 15 kadın) hasta dâhil edilmiĢtir. ÇalıĢmaya katılan hastalar yaĢ gruplarına göre (21-30, 31-40, 41-50) ayrılmıĢtır. Bu çalıĢmadaki AS hastalarının thoraks çevresi antropometrik yöntemlerle 7mm geniĢliğinde elastik olmayan mezura ile ölçünleri yapılmıĢtır. Bulguların değerlendirilmesinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson kolerasyon analizleri kullanılmıĢtır. ÇalıĢmada thoraks çevresi ölçümleri yaĢla birlikte artığı gözlemlenerek (p˂0,05), cinsiyetler arasında anlamlı bir fark tespit edilememiĢtir (p˃0,05). Bu çalıĢma ile thoraks mobilitesinin 40 yaĢ üstü hastalarda daha yakından değerlendirilmesi ve bu yaĢ grubunda bulunan AS hastalarının rehabilitasyon programlarının planlamaları spesifik olarak yapılmalıdır.

Ebru Parlak Demirci
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hamdani koyunlarında hipofiz bezi ve sella turcica'nın bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak morfometrik analizi

Bu çalışma, Hamdani koyunlarında Hipofiz Bezi ve Sella Turcica'nın bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinden morfometik ölçülerini elde etmek, ve bu ölçüm değerlerinin seksüel dimorfizm bakımında istatistiksel olarak farklılıklarını ortaya koymak amacıyla yapıldı. Çalışmada, 16 adet (8 dişi, 8 erkek) yetişkin ve sağlıklı Hamdani koyunlarına ait kafataslarına ait bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanıldı. Görüntüler üzerinden alınan ölçümler RadiAnt DICOM Viewer (64 Bit) programı kullanılarak gerçekleştirildi. Çalışmada hipofiz bezine ait transversal (uzunluk, yükseklik, genişlik), dorsal (uzunluk, genişlik) ve sagital (uzunluk, yükseklik) kesitlerden morfometrik ölçümler alındı ve bu ölçüm değerleri kullanılarak hacim değeri elde edildi. Ek olarak, hipofiz bezi ölçümleri kıllanılarak transversal indeks (Tİ), sagital indeks (Sİ) ve dorsal indeks (Dİ) ölçümleri belirlendi. Ayrıca, sella turcica'ya ait sagittal düzlemdeki görüntüsünden yüzey alanı ile birlikte toplamda 9 parametre osteometrik ölçümler alındı ve bu ölçümlerin uzunluk/yükseklik oranları kullanılarak toplamda 12 parametre oran değerleri hesaplandı. Elde edilen ölçüm değerlerinin istatistik analizi yapıldı. Hamdani koyunlarında hem hipofiz hem de sella turcica'nın linear ölçümlerin erkek koyunlarda dişilere göre daha büyük olduğunu görüldü. Hipofiz bezinin hacim ölçüm değerinin dişi ve erkek koyunlarında sırasıyla 1.211±0.166 cm3 ve 1.911±0.281 cm3 olduğu belirlendi. Erkek ve dişi Hamdani Koyunlarında hipofiz bezine ait yaş, ağırlık ve diğer ölçüm değerleri arasında istatistik olarak anlamlı ilişkilerin tamamının pozitif yönlü olduğu belirlenirken, dişi hamdani koyunlarında linear ölçüm değerleri ile indeks ölçümleri arasındaki korrelasyonların çoğunluğunun negatif yönlü olduğu gözlendi. Erkek ve dişi Hamdani koyunlarında sella turcica'ya ait osteometrik ölçüm değerleri arasında istatistik olarak anlamlı olan ölçüm değerlerinde pozitif yönlü korelasyonlar olduğu gözlendi. Bununla birlikte, sella turcica'ya ait yükseklik/genişlik oran ölçüm değerleri ile yaş ve ağırlık ölçüm değerleri arasında çoğunlukla negatif yönlü korelasyonların olduğu gözlendi. Ölçüm değerleri ROC analizi kapsamanda değerlendirildiğinde ise, hipofiz'e ait Tİ ve Dİ ölçümlerinin, sella turcica'ya ait SMY/STU ve SMY/CrCaU oran ölçümlerinin belirlenen kesim değerleri ile cinsiyeti ayırma gücünün istatistik olarak anlamlı ve yüsek düzeyde olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak, Hamdani koyunlarında hipofiz bezi ve sella turcica'ya ait morfometrik ölçümlerin sexüel dimorphizm bakımından cinsiyetler arasındaki farklılıkları bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak tespit edildi. Elde edilen verilerin, Hamdani koyunlarında hipofiz ve sella turcica'ya ait olası patolojik durumların değerlendirilmesinde, taksonomik çalışmalarda, cinsiyet tayininde, veteriner anatomi, cerrahi ve klinik uygulama alanlarında, zooarkeoloji gibi bilim alanlarındaki araştırmalara bilimsel zemin hazırlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Bilgisayarlı Tomografi, Hamdani Koyunu, Hipofiz Bezi, Morfometri, Sella Turcica.

AnatomiAnatomi-veteriner hekimlik
Mahmut Öntürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Arteria iliaca interna'nın dallanma paterni ve varyasyonları ile klinik etkileri arasındaki ilişkiler

Arteria (a.) iliaca interna pelvis, kalça arka bölgesi (gluteal bölge) ve perineum'un beslenmesini sağlayan ana arterdir. Arteria iliaca interna sıklıkla arka ve ön kök halinde iki temel dala ayrılmış olup bu kök dallarından birçok arter çıkmaktadır. Arteria iliolumbalis, arteriae sacrales laterales, a. glutea superior, a. glutea inferior, a. pudenda interna, a. obturatoria, a. rectalis media, a. vesicalis superior, a. uterina, a. vaginalis, a. vesicalis inferior, a. prostatica ve a. umbilicalis a. iliaca interna ile ilişkili dallanan arterler olup bu arter yapıları belirli bir dallanma paterni izleyebileceği gibi a. iliaca interna'nın farklı alanlarından çıkarak birbirleri ile ortak kök ya da varyasyonlar oluşturabilir. Şu ana kadar birçok çalışma kadavra üzerinde yapılan diseksiyonlar ile a. iliaca interna ve dallarını değerlendirmiştir, ancak kapsamlı radyolojik çalışmalara ihtiyaç devam etmektedir. Günümüzde kullanılan modern ve ileri düzey görüntüleme yöntemleri ise a. iliaca interna ve dal yapıları ile ilgili detaylı bilgiler sunabilecektir. Bu çalışmanın amacı, ileri düzey görüntüleme yöntemi olan bilgisayarlı tomografi anjiografi kullanarak arteria iliaca interna'nın dallanma paterni ve varyasyonları ile klinik etkileri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu çalışmada, 01 Ocak 2019-31 Aralık 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda çeşitli nedenlerle bilgisayarlı tomografi anjiografi çekilmiş, a. iliaca interna ve dalları ile ilişkili damarsal patolojisi veya girişimsel işlem hikayesi olmayan, yaşları 20 ile 60 arasında değişen, 50 kadın ve 50 erkek hastanın radyolojik görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında; a. iliaca communis uzunluğu, bifurcatio iliaca ile a. iliaca interna arka kök dallanma noktası arası uzunluk, bifurcatio iliaca'dan a. iliaca interna ön kök ilk damar çıkışına kadar olan mesafe, a. iliaca interna'dan birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı sırada çıkan dalların hangi damar yapısına ait olduğu, bu damarların birbirleri ile olası ortak çıkışları ve hangi yönden çıktığı (medial, lateral, anterior, posterior) ve a. iliaca interna dallanma paterninin Adachi sınıflandırmasına göre analizi değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; bifurcatio iliaca'dan sonra 5cm içerisinde (standart sapma ile birlikte) a. iliaca interna arka kök damarları dallanmıştır ve a. iliaca interna arka kök dallanma noktası ile a. iliaca interna ön kök ilk dalı arası mesafe yaklaşık 1cm olarak tespit edilmiştir. Arteria iliaca interna arka kök damarlarının a. iliaca interna'dan sıklıkla direkt olarak çıktığı ve en distal damarı en sık olarak a. glutea superior'un oluşturduğu görülmüştür. Arteria iliaca interna ön kök damarlarının sıklıkla birbirleri ile ortak kök halinde dallandığı, kadınlarda özellikle a. uterina ve erkeklerde a. pudenda interna ile a. prostatica'nın diğer damarlar ile ortak kök halinde olduğu tespit edilmiştir. Arteria iliaca interna arka kök damarları sıklıkla posterior yönde çıkarken ön kök damarları anterior ve medial yönde dallanmaktadır. Arteria obturatoria, a. iliaca externa'dan direkt olarak veya a. epigastrica inferior ile ortak kök şeklinde dallanabilmektedir. Arteria glutea superior, a. glutea inferior ve a. pudenda interna'nın a. iliaca interna'dan ayrı ayrı dallandığı Adachi Tip 3 dallanma paterni tüm çalışma grubunda en sık tespit edilen dallanma sınıfı olmuştur. Bu sonuçlar, pelvik cerrahide ve a. iliaca interna ve dallarına yönelik girişimsel radyoloji işlemlerinde olası komplikasyonların önlenebilmesi açısından önemli olacaktır.

AnjiyografiHemorajilerPelvis+7
İlker Selçuk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endoskopik endonazal cerrahi için Sinus sphenoidalis'in ve canalis caroticus'un nörovasküler yapılarla ilişkisinin DynaCT yöntemiyle incelenmesi

Giriş-Amaç: Hipofiz adenomlarının ve diğer sellar bölge lezyonlarının rezeksiyonu için endoskopik endonazal transsfenoidal cerrahi altın standart tedavi kabul edilmektedir. Preoperatif görüntüleme sinus sphenoidalis ve komşu nörovasküler yapıların anatomisinin ayrıntılı incelenmesi cerrahi planlamada oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, son yıllarda kullanım sıklığı artan düz panel DynaCT yöntemiyle sinus sphenoidalis ve komşu yapıları morfolojik olarak değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: Bu çalışmada 278 hastanın (556 taraf) [164 kadın (%59) ve 114 erkek (%41)] DynaCT görüntüleri analiz edildi. Sinus sphenoidalis'in pnömatizasyonunun tipi, nervus opticus'un (NO) ve a. carotis interna'nın (ACI) protrüzyon ve dehisanslarının prevalansı, sinus sphenoidalis'in septalanması, processus clinoideus anterior (PCA) pnömatizasyonu ve onodi hücresi varlığı bilateral olarak değerlendirildi. Bulgular: Konkal tipte SS pnömatizasyonuna hiç rastlanmadı. Sinus sphenoidalislerin %15,8'i (n=44) presellar, %84,2'si (n=234) sellar şekilde pnömatizeydi. Sinus sphenoidalis'in artan pnömatizasyonu ile NO ve ACI protrüzyonunun da o derece artış gösterdiği görüldü (p=0,001). Taraflardaki NO ve ACI protrüzyonu ile ipsilateral PCA'nın pnömatizasyonu arasında güçlü korelasyon vardı (p<0,001). Aynı şekilde, bilateral incelenen tüm parametrelerde taraflar arasında (sağ-sol) anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). Onodi hücresi sağ tarafın %20,1'inde (n=56); sol tarafın %24,1'inde (n=67) görüldü. NO protrüzyonu veya dehisansı ile onodi hücrelerinin varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Sonuç-Öneri: Bu çalışma, ameliyat esnasındaki komplikasyonlardan kaçınmak için gerekli olan sinus sphenoidalis ve çevredeki yapılar hakkında anatomik bilgi vererek iyatrojenik hasar riskini azaltmada yararlı olabilir.

AnatomiCanalis caroticusKarotis arteri-internal+3
Zeynep Yılmaz
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin kadavralarda ramus superficialis nervi radialis; seyri ve dallanma paterni

Amaç: Nervus radialis'in iki uç dalından biri olan ramus superficialis nervi radialis'in (RSNR) anatomisinin ve topografisinin iyi bilinmesi; nadir görülen bazı hastalıkların yakalanması, bu bölgenin cerrahisinde ortaya çıkacak komplikasyonlardan kaçınılması vb. durumlar için önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, RSNR'nin seyri, dallanma paterni ve komşu olduğu yapılarla ilişkisini araştırarak klinik hekimlerine, özellikle cerrahlara ışık tutmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarında bulunan, fiksasyonu formaldehit, etanol ve gliserol solüsyonu ile sağlanmış 11 yetişkin kadavraya ait (5 erkek, 6 kadın) 20 üst ekstremitede gerçekleştirildi. RSNR'nin yüzeyelleştiği ve dallandığı noktaların sabit kemik çıkıntılarına olan uzaklıkları ölçülerek kaydedildi. Ölçümler istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda kullanılan tüm üst ekstremiteler, Tip 1 grubunda yer aldı. RSNR'nin n. radialis'ten ayrıldığı seviye, olguların 13'ünde (%65) biepikondiler hattın (BEH) distalindeyken 7 tanesinde (%35) bu hattın proksimalinde yer aldığı görüldü. Tüm olgularda RSNR, m. brachioradialis'in derininde, m. extensor carpi radialis longus'un (MECRL) yüzeyelinde seyrettikten sonra processus styloideus radii'nin (PSR) ortalama 7,37 cm proksimalinde yüzeyelleştiği tespit edildi. Sinir, tüm taraflarda yüzeyel fasyada bir miktar distale doğru ilerleyip PSR'nin ortalama 4,20 cm proksimalinde medial ve lateral dallarına ayrıldı. Lateral dal başparmak ve tenar kabarıklığın lateraline ulaşırken (RSNR-3), medial dalın da ikiye ayrılarak el sırtında birinci parmak aralığı (RSNR-2) ve başparmak ile orta parmağın orta falankslarına kadar (RSNR-1) olan bölgenin derisini innerve etmek üzere distale doğru seyrettiği görüldü. Sonuç: Literatürdeki verilerle benzerlik gösteren çalışmamızda nadir varyasyonlara rastlanmadı. Bu verilerin hem tanı ve tedavilerde hem de komplikasyonların önlenmesi açısından hekimlere yardımcı olacağını düşünmekteyiz.

AnatomiDallanmaKadavra+1
Eda Görgün
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin kadavralarında Ductus parotideus'un topografik olarak incelenmesi

Amaç: Ductus parotideus'un ve çevre yapıların topografik ilişkisine dair çalışmaların literatürde az sayıda olduğunu görmekteyiz. Çalışmamızda ductus parotideus 'un klinik öneme sahip referans noktalara uzaklığı, ciltteki trasesinin seyri, rr.zygomatici n.facialis ve rr.buccales n.facialis ile olan ilişkisi ve corpus adiposum buccae ile v.facialis'e kıyasla konumunun araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda formaldehit, gliserol ve etanol solüsyonu ile fikse edilmiş 8 adet kadavraya ait 16 yarım kafada bilateral disseksiyon sonucu ortaya çıkarılmış ductus parotideus ve çevre yapıların birbiri ile olan ilişkisine dair ölçümler ve bu yapıların birbirine kıyasla konumlarının karşılaştırılması gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmamızda ductus parotideus'un topografik olarak inc.intertragica ile cheilion arasında uzanan referans çizginin ortalama 1,5 cm etrafında yer aldığı, ortalama 1,75 noktada bukkal sinirler tarafından çaprazlandığı görülmüştür. Ductus parotideus'un en distal noktası ile v.facialis arasındaki uzaklık 2,04 1,56 mm olarak ölçülmüşken kanalın % 19 oranında ven tarafından çaprazlandığı görülmüştür. Ayrıca çalışmamızda ductus parotideus'un corpus adiposum buccae'ye kıyasla konumunda en sık görülen tipin 7 olguda görülen (%44), kanalın corpus adiposum buccae'ye yüzeyel seyrettiği durum olduğu görülmüştür. Sonuç: Ductus parotideus'un morfometrik özellikleri ve çevre anatomik yapılar ile topografik ilişkisine dair bu verilerin başta parotis cerrahisi olmak üzere lateral yüzdeki cerrahi operasyonlar, girişimsel işlemler ve araştırmalarda klinisyenler ve araştırma görevlilerine fayda sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: ductus parotideus, kadavra, ölçümler, stenson, topografi

Büşra Yıldız
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kombine transpetrozal yaklaşımda anterior petrozektominin ventral beyin sapına erişimine katkısının kadavra diseksiyonları ile anatomik olarak incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Beyin sapının ventral kısmına cerrahi olarak erişim, bölgeye ulaşmak için açılan koridor içerisinde ve çevresinde içerdiği önemli nöral ve vasküler yapılar nedeniyle teknik olarak oldukça zor ve anatomik olarak karmaşıktır. Kombine transpetrozal yaklaşım; petroklival bölgeye, bazal sisternalara ve beyin sapına erişmek amacıyla retrolabirentin mastoidektomi, supra-infratentorial kraniotomi ile anterior petrozektominin kombine edilmesi ve tentoryum rezeksiyonu ile yapılan bir cerrahi yaklaşımdır. Kombine transpetrozal yaklaşım n. oculomotorius ile foramen jugulare arasındaki beyin sapı bölgelerine ventrolateral erişim sağlar; ancak ventral görüşü kısıtlayan bazı etmenler mevcuttur. Yaklaşıma çeşitli modifikasyonlar eklenerek beyin sapının ventraline ve clivus'un medialine olan erişim artırılabilir. Bu çalışmamızda kombine transpetrozal yaklaşıma eklenen çeşitli modifikasyonların ventral beyin sapına olan erişime katkısının anatomik temellerini incelemek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı Kadavra Diseksiyon Laboratuvarı ve İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı, Mikrocerrahi Nöroanatomi Laboratuvarları'nda toplam 6 adet (12 taraf) insan kadavrası üzerinde uygulanan bu çalışmada, kadavralara uygun şekilde pozisyon verilmesinin ardından kombine transpetrozal yaklaşım ve ilave modifikasyonlar aşama aşama gerçekleştirilmiştir. Uygulanan her aşama fotoğraflanmış ve her aşamanın verileri kaydedilmiştir. İlave modifikasyonlar sayesinde elde edilen katkılar değerlendirilmiştir. BULGULAR: Kombine transpetrozal yaklaşıma parsiyel ve total labirentektomi eklenmesi fossa cranii posterior görüş açısına katkı sağladı. Hem transcochlear, hem de preauriküler subtemporal infratemporal fossa yaklaşımı modifikasyonları canalis caroticus'a erişim olanağı sağladı ve meatus acusticus internus'un anterioruna ilave pars petrosa rezeksiyonu ve clivus'a erişime katkı sağladı. SONUÇ: Kombine transpetrozal yaklaşıma parsiyel veya total labirentektomi modifikasyonları ve trankohlear modifikasyon eklenmesi sonrası ilave posterior petrozektomi yapılarak fossa cranii posterior'a, özellikle sulcus pontomedullaris, medulla oblongata'nın süperioru ve vertebrobaziller bileşkeye ventral erişim artırılabilir. Gerek transkohlear modifikasyon yoluyla, gerekse de preauriküler subtemporal infratemporal fossa yaklaşımı modifikasyonuyla canalis caroticus'a erişilerek yapılan ilave anterior petrozektomi hem beyin sapının ventraline, hem de clivus'un medialine erişim artırılabilir. Ayrıca bu modifikasyonlar parsiyel klivektomi olanağı da sağlayarak ventral görüş artırılabilir. İlave petrozektomi ve klivektomi beyin sapına olan ventral görüşü artırmaktadır. Mart 2024, 76. sayfa. Anahtar kelimeler: os temporale, pars petrosa, anterior petrozektomi, posterior petrozektomi, kombine transpetrozal yaklaşım

Tufan Agah Kartum
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

CT tarama görüntülerinden patella'nın 3 boyutlu modellemesi ile morfometrik ölçümü ve 3 boyutlu yazıcı ile üretilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Türk toplumunda total diz artroplasti için patellanın morfometrik ölçümlerini yapmaktı. Yöntem: Seksenaltı kişinin (36 kadın, 50 erkek ve 21-65 yaşları arasında) diz eklemine yönelik bilgisayarlı tomografi görüntüleri ile 3 boyutlu bir model oluşturuldu. Dijital cetvelle ölçümler yapıldı. Patellanın yüksekliği, patellanın genişliği, patella kalınlığı, eklemleşen fasetin yüksekliği, medial fasetin genişliği ve lateral fasetin genişliği ölçüldü.Bulgular: Patellanın genişliği ve medial fasetin genişliği dışındaki tüm ölçümler p<0.05 ile anlamlı bir cinsiyet farklılığı gösterdi, ancak sol ve sağ dizlere ait ölçülen altı değişken istatistiksel olarak anlamlı değildi. Yaşla birlikte patella ölçümlerinin hiçbiri istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermemektedir. Olguların patella genişliği ile patella yüksekliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (patella genişliği arttıkça patella yüksekliği de artmaktadır) (r=0,748; p=0,001; p<0,01). Sonuçlar: Bu çalışmada, erkeklerin patellaları kadınlardan daha büyük bulunmuştur. Sol ve sağ dizler arasındaki patella ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Bizim çalışmamıza göre Türk popülasyonunda patella Batılılara göre daha küçük bulunmuştur.

Cem Erçalık
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Moskowitz arteri ve intermezenterik bağlantılar: Arteria mesenterica superior ve inferior arasındaki kollaterallerin kapsamlı incelemesi

Giriş: Colon transversum ve colon descendens arasında mezokolon içerisinde yer alan intermezenterik arteryel bağlantılar çeşitli varyasyonlar göstermektedir. Bu damarlar a. mesenterica superior ve inferior'un dalları arasında oluşur ve Moskowitz arteri, Riolan arkı ve Drummond arteri olarak adlandırılır. Bu çalışmada, kadavralarda Moskowitz arterinin insidansını göstermeyi, aynı zamanda a. mesenterica superior ve inferior arasındaki intermezenterik anastomozların varlığını ve bunların seyrini göstermeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmaya toplam 10 kadavra (6 kadın, 4 erkek) dahil edildi. Kadavralarda tüm kolonun peritoneal bağlantılarından serbestleştirilmesinden sonra arter diseksiyonu aort bifurkasyonu referans alınarak gerçekleştirildi. Bifurkasyonun proksimali takip edilerek a. mesenterica inferior ve dalı olan a. colica sinistra diseksiyonu gerçekleştirildi. Colon transversum mezosu içerisinde a. colica media diseksiyonu gerçekleştirildikten sonra intermezenterik anastomozların (Moskowitz arteri ve Riolan arkı) varlığı gösterildi. Bulgular: Yapılan diseksiyonlarda 10 kadavranın sadece 3'ünde Moskowitz arteri saptandı ve toplam 7 kadavrada Riolan arkı izlendi. Tüm kadavralarda Drummond arteri görüldü. Çalışmada 2 kadavrada Moskowitz arteri ve Riolan arkı aynı anda görülürken, 2 kadavrada Moskowitz arteri ve Riolan arkı bulunmadan sadece Drummond arteri görüldü. Sonuçlar: İntermezenterik anastomozların varlığı özellikle colon transversum, flexura coli sinistra ve colon descendens'in arteryel beslenmesinde önemli derecede katkı sağlamaktadır. Klinik olarak bu intermezenterik bağlantılar insanlarda düşük insidansta görülse de, bu bölgeye yönelik yapılacak cerrahi girişimlerde damar yapıları dikkatli şekilde disseke edilmeli ve korunmalıdır. Aksi takdirde, arteryel yapıların zarar görmesi halinde kolon beslenmesi olumsuz yönde etkilenebilmekte ve postoperatif dönemde anastomoz kaçağı, iskemi ve nekroz gibi komplikasyonlar meydana gelmektedir.

Ergin Erginöz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel hayvan modelinde ekstemitelerde terleme tedavilerinin mikroskopik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada, deneysel hayvan modelinde LASER ve ultrasonik enerji kaynağı ile karşılaştırılmalı olarak uygulandı. LASER'in farklı dalga ve enerji boyutunda karşılaştırılması yapıldı. Bütün sonuçlar elektron mikroskopla incelendi. İnceleme sonuçlarında oluşan yüksek doku hasarı nedeniyle, deneyimize plastik rekonstruktif cerrahin sık kullanılan fokuslu ultrasonografi cihazını (ultrasonik ses dalgası ile ablasyon) dahil ettik. Çalışmada cihazının farklı deri katmanlarında etkili olan 3 başlığı kullanıldı. Her deney hayvanında el ve ayak bölgelerine uygulamalardan sonra kontrol biopsiler alındı. Bu biopsiler histolojik olarak incelendi. İnceleme sonucunda 3.0 ve 4.5mmlik fokuslu ultrasonografi başlıkları kullanılan mikroskobik incelemede ter bezlerinin sayısının ciddi şekilde azaldığı ve ayrıca 4.5 mmlik başlık kullanılan incelemede derin dermis tabakasında lenfosit infiltrasyonu ve fibroblast birikimi saptandı. Sonuç olarak bu deneyde 3.0 mm ve 4.5 mm başlık kullanılan uygulamalar sonrası alınan örneklerin mikroskopik incelemelerinde, kullanılan başlıkların daha hedefe yönelik olduğu ve daha az doku hasarı oluşturduğunu söyleyebiliriz.

EkstremitelerHayvan deneyleriHiperhidroz+4
Turab İsmayılov
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Scapula morfometrisi ve cinsiyet ilişkisinin bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Çalışmanın amacı Türkiye toplumunda scapula'dan cinsiyet tayininde etkili parametreleri ortaya koymaktır. Çalışmada toraks bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden 60 erkek scapula'sı ve 60 kadın scapula'sı incelendi, morfometrik ölçümler yapıldı ve adımsal lojistik regresyon analizi ile cinsiyet tayinindeki etkinliklerine bakıldı. 10 parametre (scapular genişlik, maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, medial açı, spinal aks açısı) ve bu parametrelerden elde edilen 6 indeks (scapular indeks, supraspinous indeks, infraspinous indeks, trigonum spinal indeks, trigonum indeks, supra-infra scapular indeks) kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucu scapular genişlik ve maksimum scapular uzunluk sağ scapula'larda %85, sol scapula'larda %90, tüm scapula'larda ise %86,7 oranında erkek ve kadın cinsiyetini ayırmada etkili olarak bulundu. Maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, spinal aks açısı, supraspinous indeks, trigonum indeks, trigonum spinal indeks, supra-infra scapular indeks ölçümlerinde sağ-sol taraflar arasında anlamlı fark bulunamadı. Scapular genişlik, maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, medial açı ve spinal aks açısı ölçümlerinde erkekler ile kadınlar arası ölçümlerde anlamlı farklılık bulundu. Elde edilen sonuçların Türkiye toplumunda scapula'dan cinsiyet tayini çalışmalarına ve scapula ile ilgili cerrahi girişimlere morfometrik olarak katkı vereceğini düşünmekteyiz.

AnatomiCinsiyetCinsiyet tayini+3
Mehmet Ülkir
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femoral anteversiyon ölçümü

Bu çalışmada, proksimal femur bilgisayarlı tomografilerinde belirlenen anatomik yapılar yardımı ile femur anteversiyon açısının ölçülüp ölçülemeyeceği araştırılmıştır. Kadavralardan elde edilmiş 61 kuru femur kemiğinin bilgisayarlı tomografisi çekilmiştir. Literatürde femur anteversiyonu ölçümünde kullanılan standart teknik (posterior kondiler aks ile caput femoris ve collum femoris orta noktalarını birleştiren izdüşümsel çizgi arasındaki açı) ile femur kemiklerinin anteversiyon açıları belirlenmiştir. Bilgisayarlı tomografi aksiyel kesitlerinde trochanter major ve trochanter minor yapılarının caput femoris ve collum femoris santral noktalarını izdüşümsel olarak birleştiren aksa göre retroversiyon açıları ölçülmüştür. Ayrıca bu anatomik yapıların aksiyel kesitlerde en belirgin kesimlerini izdüşümsel olarak birleştiren intertrokanterik aks belirlenmiştir. Epicondylus femoris medialis ve lateralis yapılarının en belirgin noktalarını birleştiren transepikondiler aks belirlenerek posterior kondiler aks ile arasındaki açı değerleri ölçülmüştür. Yapılan ölçümlerde femur anteversiyon değerlerinin ortalaması 9,4° (-8° ile 19° arası) bulunmuştur. Posterior kondiler aks ile transepikondiler aks referans alınarak yapılan femur anteversiyon ölçümleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Trochanter major retroversiyon açıları ortalaması 13,3° (7° ile 21° arası), trochanter minor retroversiyon açıları ortalaması 54,8° (40° ile 78° arası) olarak bulunmuştur. İntertrokanterik aks ile posterior kondiler aks arasında korelasyon saptanamamakla beraber trochanter minor retroversiyonu ˂50° olan femur kemiklerinde posterior kondiler aksla intertrokanterik aks arasındaki açının -3° ile +3° değerleri arasında olması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (P=0,029). Femur retroversiyonu görülen kemiklerde trochanter major retroversiyonun da oransal olarak arttığı saptanmıştır. Bu çalışma; distal kesitler kullanılmadan sadece proksimal femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femur anteversiyon ölçümü yapılabileceğini ve trochanter major retroversiyonu ile femur retroversiyonunun ilişkili olduğunu göstermektedir Anahtar Kelimeler: Femur, femur anteversiyonu, trochanter major, trochanter minor, posterior kondiler aks

AnatomiAnatomik özelliklerArtroplasti+6
Erkan Sabri Ertaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Os hamatum`un kemik yapısının mikro-bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) yöntemi ile değerlendirilmesi

Os hamatum proksimal bölümü dar, distal bölümü geniş olan kama şeklindeki bir kemiktir. Dorsal ve palmar yüzleri buralara tutunan bağlar nedeniyle pürüzlüdür. Palmar yüzün distal bölümünden öne doğru uzanan ve hamulus ossis hamati denilen çıkıntısı vasıtasıyla diğer karpal kemiklerden kolaylıkla ayırt edilebilir. Literatürde os hamatum ile ilgili kırık, avasküler nekroz,osteoblastoma gibi olgularla karşılaşılmakta iken; os hamatum'un yapısının Mikro-BT ile incelendiği yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Mikro-BT yüksek çözünürlüğüyle (9-15 mikrometre) çeşitli dokulara ek olarak kemik dokusunun da hassas yapısını ortaya koyan bir yöntem olarak gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı os hamatum'un kemik yapısının Mikro-BT yöntemi kullanılarak ortaya konmasıdır. Bu çalışmaya yapısal olarak bütünlük sağlayan ve herhangi bir deformitesi olmayan 55 adet os hamatum dahil edildi. Çalışmamızda os hamatum ile ilgili doku hacmi, kemik hacmi, yüzdelik kemik hacmi (kemik hacmi/doku hacmi), kemik yüzeyi, kemik yüzey/hacim oranı, trabeküler sayı,trabeküler kalınlık, trabeküler seperasyon, yapı model indeksi ve anizotropi derecesi Mikro-BT yöntemi ile değerlendirildi. Bu tez çalışmasından çıkan detaylı ölçüm sonuçları ile os hamatum ile ilgili el bileği cerrahi operasyonlarına katkı oluşturulacaktır. Anahtar Kelimeler: El bileği, Karpal kemikler, Os hamatum, Mikro-BT, Morfometri

AnatomiBilekBilek eklemi+5
Hakan Ocak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnvaziv işlemler açısından musculus masseter topografik anatomisinin altı kadranda incelenmesi

M. masseter, regio parotideo masseterica'da yer alır, girişimsel işlemler için önemli bir hedef yapıdır. Bu girişimsel işlemler cerrahi uygulamalar olabildiği gibi botulinum toksini enjeksiyonu gibi sıkça kullanılan uygulamalar da olabilmektedir. Tezin amacı, m. masseter'in topografik anatomik komşuluklarını incelemek, bölgedeki diğer anatomik yapıları ve aralarındaki ilişkileri açıklamaktır. 20 erkek ve 20 kadın %10 formalin solüsyonu ile fikse kadavra baş bölgesi arteriyel dolaşım sistemi kırmızı pigmentli epoksi reçine ile doldurulmuş, büyüteçli masalarda sağ ve sol parotideomasseterica bölgeleri diseke edilmiştir. Diseksiyonu yapılan bölgelerin resimleri üzerinde fotometrik ölçümler yapılmıştır. Ayrıca dijital kumpas ile manuel olarak yapıların ölçümleri yapılmıştır. Buna göre belirlenen kadran içerisinde n. auriculotemporalis ve a. temporalis superficialis, v. temporalis superficialis'in yüzeyelleşmediği görülmüştür. Kadran II-B enjeksiyon benzeri girişimsel işlemler açısından en uygun alan olarak belirlenmişse de bölge içerisindeki diğer önemli yapıların referans çizgilere olan uzaklıklarının ve derinliklerinin dikkate alınması gereklidir.

ArterlerBotulinum toksinleriMandibula+4
İstemihan Çoban
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Skolyoz hastalarında omurga dizilim anatomisinin fotoantropometrik yöntemle analizi

Skolyoz Hastalarında Omurga Dizilim Anatomisinin Fotoantropometrik Yöntemle Analizi Skolyoz, columna vertebralis'in frontal düzlemdeki lateral fleksiyonu ve horizontal düzlemdeki rotasyonuyla karakterize bir deformitedir. Skolyoz tanı ve değerlendirmesi için radyolojik görüntüleme, altın standart olarak kullanılmaktadır. Hastalar, radyasyona maruz kalmaktadırlar. Çalışmamızın amacı, skolyoz hastalarında radyasyon tercihini azaltıcı bir teknik olan fotoantropometrik analiz yöntemi kullanılarak omurga dizilimindeki anatomik değişiklikleri göstermektir. Çalışma grubunu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniği'nde tedavi gören ve takip edilen 70 skolyoz hastası oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak dijital fotoğraf makinesi ve toksik olmayan renkli işaretleyici kullanıldı. Anatomik vücut işaretlemelerini gösteren noktalar, toksik olmayan kalem kullanılarak deri üzerine çizildi. Extremitas sternalis clavicula, extremitas acromialis clavicula, angulus inferior scapulae, sağ ve sol spina iliaca anterior superior, sağ ve sol spina iliaca posterior superior, C7-processus spinosus, T2-processus spinosus, T7-processus spinosus, T12-processus spinosus, L3-processus spinosus, L5-processus spinosus, sağ ve sol trochanter major'un merkezi, malleolus lateralis fibulae anatomik noktaları işaretlendi. Skolyoz hastalarının, düz bir zeminde belirlenen platformda bedenlerinin anterior-posterior-lateral perspektiften olmak üzere 9 adet fotoğrafları çekildi, elde edilen görüntüler bilgisayar ortamına aktarıldı. Image J yazılım programı yardımıyla noktalar arası uzaklıklar ve açılar standart bir şekilde ölçüldü. Postür analizi kapsamında belirlenen açılar hesaplandı. Ekstremiteler arasındaki deviasyon ve metrik farklılıklara bakıldı. Skolyoz hastalarında kadın-erkek oranı 4:1 (56 kız/14 erkek) olarak bulundu. Eğriliklerin %49'u lumbal eğrilik (34 eğrilik, 26 kadın, 8 erkek), %30'u torakal eğrilik (21 eğrilik, 16 kadın, 5 erkek), %7'lik kısmı torakolumbal eğrilik (5 eğrilik, 5 kadın, 0 erkek), %14'ü çift ana eğrilikler (10 eğrilik, 9 kadın, 1 erkek) olarak belirlendi. T7 ve gerçek vertikal hat arasındaki horizontal hatta kesişen, C7 ve T12 processus spinosus hatları arasındaki açı, lateral görünümde ölçüldü. Torakal kifoz açısı ortalama değeri 55,26 ± 3,69 derece ve 41,4⁰ – 63,65⁰ değer aralığında saptandı. L3 ve gerçek vertikal hat arasındaki horizontal hatta kesişen, T12 ve L5 processus spinosus hatları arasındaki açı, lateral görünümde ölçüldü. Ölçüm sonuçlarına göre lumbal lordoz açısının ortalaması 22,01 ± 1,19 derece ve 19,57⁰ – 25,13⁰ değer aralığında bulundu. Fotoantropometrik analiz sonucunda elde edilen Torakal Kifoz Açısı (TKA) ile Cobb yöntemi ile elde edilen Torakal Eğrilik Derecesi (TED) arasında pozitif ilişki bulundu (r=0,708). Fotoantropometrik ölçümler sonucu elde edilen Lumbal Lordoz Açısı (LLA) ile Cobb yöntemi ile elde edilen Lumbal Eğrilik Derecesi (LED) arasında pozitif ilişki vardır (r=0,406). İki bağımlı grup medyan değerleri arasında (SOLTAU-SAĞTAU, SOLTA-SAĞTA, SCA-ACA, AYA-ACA, SOLAEU-SAĞAEU, SİPSA-SİASA, İJSSOLSİASU-İJSSAĞSİASU) istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı test edildi (p>0,05). Görüntülerin kayıtlanması; basit, hızlı, zararsız ve ucuzdu. Bu çalışma, ölçümlerin yüksek güvenilirliği ile karakterizeydi. Skolyoz hastalarının omurga dizilim anatomisi değerlendirilmesinde fotoantropometrik parametreleri kullanmak mümkündür. Skolyoz hastalarının fotoantropometrik analizi, X-Ray gibi diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında tatmin edici sonuçlar bulundu. Skolyoz hastalarında digital fotoğraflama tekniğinin başarısı test edilmiş oldu. Anahtar kelimeler: Foto-antropometri; skolyoz; omurga anatomisi.

AnatomiAntropometriOmurga+1
Özden Bedre
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aponeurosis plantaris'in anatomisi ve Nervus plantaris lateralis ile topografik ilişkisi

Amaç: Aponeurosis plantaris'in anatomisini daha iyi kavramak adına yaptığımız çalışmada nervus plantaris lateralis ile topografik ilişkisine odaklanarak anatomik, cerrahi ve biyomekanik önemine ışık tutmasını amaçladık. Yöntem: Bu çalışma, patoloji gözlenmeyen 10 adet sağ ve 10 adet sol olmak üzere toplam 20 erişkin erkek kadavra ayağı üzerinde yapıldı. 21 tane parametre belirlendi ve kadavralar ölçümler için hazırlandı. Bu ölçümler; 1. Ayağın uzunluğu ve genişliği, 2. Aponeurosis plantaris'in kalınlığı ve genişliği, 3. Tuber calcanei ile 1, 2 ve 5. caput metatarsale arasındaki uzunluklar, 4. Ayak bileğinin medial ve lateral malleol'leri ile ayak tabanı arasındaki mesafesi, 5. N. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş ve çıkış noktalarının medial ve laterale doğru mesafesi, 6. Tuber calcanei ile n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş ve çıkış noktaları arasındaki mesafe, 7. N. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş noktası ile çıkış noktası arasındaki mesafe, 8. N. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'ten çıkış noktasının tuber calcanei ile 5. caput metatarsale arasındaki mesafe çizgisine (C uzunluğu) yatay olarak mesafesi: Y uzunluğu, 9. Y çizgisinin C uzunluğunun kestiği noktayla tuber calcanei arasındaki mesafe: X uzunluğu ölçümleri yapılmıştır. Ölçümler dijital kumpas, mezura ve gonyometre aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Ayak uzunluğu 25,06 ± 1,05 cm, ayağın en geniş yerinin genişliği 92,48 ± 4,89 mm, medial ve lateral malleolus vertikal aksislerinin horizontal düzlemi kestikleri noktalar arası transvers düzlem üzerinde ayak tabanının transvers genişliği 64,27 ± 3,83 mm, aponeurosis plantaris'in tuber calcanei'ye tutunma yerinin kalınlığı ve genişliği 3,29 ± 0,42 mm ve 13,05 ± 1,69 mm, aponeurosis plantaris'in demetlerinin kökenine yakın maksimum genişliği 34,11 ± 2,72 mm, 1. ile 5. caput metatarsale'ler arasındaki uzaklık 73,00 ± 3,06 mm, tuber calcanei ile 1, 2 ve 5. caput metatarsale'ler arasındaki uzaklıkları sırasıyla 140,03 ± 6,14 mm, 143,95 ± 6,98 mm ve 131,58 ± 5,73 mm, medial ve lateral malleol ile ayak tabanı arasındaki mesafeler 78,40 ± 4,14 mm ve 71,68 ± 5,20 mm olarak hesaplanmıştır. N. plantaris lateralis'e ait ölçümlerde ortalama değerler; n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş noktasının mediale ve laterale doğru mesafeleri 18,39 ± 1,11 mm ve 48,44 ± 1,70 mm, n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'ten çıkış noktasının mediale ve laterale doğru mesafeleri 49,70 ± 1,85 mm ve 35,44 ± 1,44 mm, tuber calcanei ile n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş ve çıkış noktaları arasındaki mesafeler 31,33 ± 1,83 mm ve 70,57 ± 2,44 mm, n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş noktası ile çıkış noktası arasındaki mesafe 33,52 ± 3,43 mm, n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'ten çıkış noktasının C çizgisine (tuber calcanei ile 5. caput metatarsale arasındaki mesafe) yatay mesafesi: Y uzunluğu 18,25 ± 1,79 mm, Y çizgisinin C uzunluğunun kestiği noktayla tuber calcanei arasındaki mesafe: X uzunluğu 87,07 ± 2,15 mm olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Aponeurosis plantaris'in morfometrik ölçümlerini ve n. plantaris lateralis ile topografik ilişkisini incelediğimiz çalışmamızda endoskopik plantar fasyatomi ve n. plantaris lateralis serbestleştirilmesi cerrahilerinde riskleri azaltmak amacıyla tehlikeli alanı tanımlayarak literatüre katkı ve klinisyenlere ışık tutacağını düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: aponeurosis plantaris; nervus plantaris lateralis; plantar fasya

AnatomiAponeurosis plantarisAyak+2
Özge Topkül
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Musculus splenius capitis'in motor giriş noktalarının belirlenmesi

Musculus Splenius Capitis'in Motor Sinir Giriş Noktalarının Belirlenmesi Amaç: Boyun ve çevresindeki spazm ve ağrı ile karakterize çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan ajanların enjeksiyonunda bölgedeki kasların motor giriş noktalarının belirlenmesi tedavinin daha etkin, doğru ve kolay biçimde yapılabilmesi için gereklidir. Servikal distoni ve "whiplash" yaralanmaları gibi rahatsızlıklarda en çok etkilenen kaslardan biri olan musculus splenius capitis'e (MSC) Botulinum Toksin (BT) enjeksiyon uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulamalarda ilacın yan etkilerinin azaltılması, çevre yapılara zarar verilmemesi ve tedavinin daha etkin yapılabilmesi için MSC'nin motor giriş noktalarının bilinmesi gerekmektedir. Bu kadavra çalışmasının amacı boyun kaslarının spazmı ile seyreden çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde yer alan ajanların enjeksiyonuna yönelik MSC özelinde, hedef bölgelerin belirlenmesidir. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı envanterine kayıtlı, eğitim ve araştırma amacıyla ilgili yasalar doğrultusunda temin edilmiş ve %10 formalin solüsyonu ile tespit edilmiş 10 erişkin insan kadavrasının ense bölgeleri (toplamda 20 taraf) diseke edilerek incelendi. Diseksiyonların ardından anatomik kılavuz noktaları belirlendi ve aralarındaki mesafeler ölçüldü. Cilt ve cilt altı yapıları korunmuş kadavralarda motor giriş noktalarının derinliği ölçüldü. Musculus splenius capitis'e sinirlerin giriş yaptığı noktalar (motor giriş noktaları-MGN) tespit edildi ve işaretlendi. Tespit edilen motor giriş noktalarının anatomik kılavuz noktalarına uzaklığı ölçüldü ve kaydedildi. Bulgular: Diseksiyonların ardından MSC'ye ait, altı kadavrada sağ ve sol taraflarda ikişer MGN; iki kadavrada sağ ve sol taraflarda üçer MGN; bir kadavrada sağ ve sol taraflarda birer MGN; bir kadavrada ise sağ tarafta üç, sol tarafta bir adet MGN saptandı. Anatomik kılavuz noktaları arasındaki mesafeler ise, X ekseni için ortalama 88,48 mm (±7,66 mm), Y ekseni için ortalama 127,77 (±15,41 mm) olarak bulundu. Bütünlüğü bozulmamış beş kadavrada cilt, cilt altı doku ve m. trapezius'un kalınlığı ense bölgesinde ortalama 12,16 mm (± 2,04 mm) olarak bulunmuştur. Musculus splenius capitis'in ortalama kalınlığı ise 2,58 mm (± 0,76 mm) olarak bulunmuştur. X eksenine en yakın MGN olan 1. MGN'lerin, X eksenine ortalama uzaklığı 46, 41 mm (± 10,48 mm) ve Y eksenine ortalama uzaklığı 40,87 mm (±10,26 mm) olarak bulunmuştur. X eksenine en uzak MGN olan, 3. MGN'lerin, X eksenine ortalama uzaklığı 56,28 mm (± 12,44 mm) ve Y eksenine ortalama uzaklığı 33,72 mm (± 9,21 mm) olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda MSC'ye yapılacak olan enjeksiyon uygulamaları için anatomik kılavuz noktaları ve MGN'ler belirlenmiştir. Elde ettiğimiz verilerin bu bölgede uygulama yapacak olan klinisyenlerin daha doğru ve güvenli hareket etmesine yardımcı olacağını ve bu alanda yapılacak diğer çalışmalar için rehberlik edeceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: m. splenius capitis; botulinum toksin; motor giriş noktası; enjeksiyon uygulamaları; servikal distoni; anatomik kılavuz noktaları

AnatomiAğrıBotulinum toksinleri+6
Mehmet Batuhan Solmazer
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Profesyonel voleybol ve futbol oyuncularında M. quadriceps femoris ve adductor grup kaslarının ızokinetik test yöntemiyle ölçülmesi ve değerlendirilmesi

Bu araştırmada, CSMI (CYBEX) Humac Norm İzokinetik Test yöntemiyle voleybolcu ve futbolcuların diz eklemi üzerinde etkili olan fleksör (hamstring) ile ekstensör (m. quadriceps) ve uyluk abductor adductor kas gruplarının kuvvetlerinin farklı açısal hızlarda ölçülerek tespit edilen veriler ile , antreman programlarının değerlendirilmesi ve sporcularda bu çalışma programlarına bağlı oluşacak yaralanma eğilimlerinin gösterilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamıza 17 voleybol oyuncusu, 20 futbol oyuncusu olmak üzere, toplamda 37 denek alınmıştır. Sporcuların düzenli olarak spor yapmaları ve en az 5 yıldır aktif spor hayatlarının olması şart koşulmuştur. Araştırmaya gönüllü olarak katılan tüm sporculardan gönüllülük onam formu alınmıştır. Araştırmaya dahil edilen deneklerin diz fleksiyon/ekstensiyon oranı (Hamstring/Quadriceps) 60º/saniye ve 240º/saniyelik açısal hızda, abductor/adductor kas gücü oranı 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızda her sporcunun dominant ve non-dominant alt ekstremitesinde CSMI (CYBEX) Humac Norm İzokinetik Test yöntemiyle ölçülmüştür. Araştırmaya ait verilerinin tüm analizleri SPSS istatistik paket programında yapılmıştır. Voleybolcu ve futbolcu gruplarının dominant ve non-dominant ekstremitelerinin izokinetik kuvvetlerinin ölçüm değerlerinin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk (n<50) testiyle incelenmiştir. Normal dağılıma uygunluk sağlandığında Independent Samples T test sağlanmadığında Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Dominant ve non-dominant ekstremitelerin ekstensör ve fleksör grup kaslarında 60º/saniye ve 240º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p0.05). Dominant ve non-dominant ekstremitelerde, ekstensör ve fleksör grup kaslarında 60º/saniye ve 240º/saniyelik açısal hızlarda fleksör/ekstensör (H/Q) oranları voleybolcular ile futbolcular arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p>0.05). Dominant ve non-dominant ekstremitelerin adductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Dominant ekstremitelerin abductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p>0.05). Non-dominant ekstremitelerin abductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, 60º/saniye açısal hızda istatistiki olarak anlamlı bir farklılık saptanmazken (p>0.05), 120º/saniyelik açısal hızda voleybolcular ile futbolcular arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Dominant ekstremitelerin adductor ve abductor grup kaslarında 60º/saniye açısal hızda ve 120ºlik açısal hızda, abductor/adductor oransal değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p>0.05). Non-dominant ekstremitelerin adductor ve abductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, abductor/adductor oransal değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Bu araştırmada, açısal hız artışıyla H/Q oranınında da artış olduğu tespit edilmiştir. Dominant ve non-dominant ekstremiteler arasındaki farklılıkların yaralanma konusunda kritik seviye olarak kabul gören %10'un üstüne çıkmadığı görülmüştür. Alt ekstremitede hem statik hem dinamik kuvvetin ön planda kullanıldığı voleybolcuların Peak Tork değerleri, dinamik kuvvet kullanımı amacıyla çalışan futbolculardan bütün açısal hızlarda yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; araştırmada yer alan farklı sporcu gruplarının H/Q ve dominant - non-dominant oranları ile Peak Tork değerleri, sporcuların birinci derecede yaralanmaya sebebiyet verecek düzeyde olmadığı, normal kabul edilen sınırlar içerisinde olduğu görüldü. Sporcularda orantısız bir kas gücü ve ciddi düzeyde bir yaralanma eğilimi bulunmadığı tespit edildi.Çıkan bu tablo sporcuların kariyerleri boyunca doğru egzersiz yöntemleriyle çalıştıklarını göstermiştir. Dolayısıyla araştırmaya katılan voleybolcu ve futbolcuların egzersiz programlarıyla ilgili yeni yöntemler sunmaya ihtiyaç görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Diz; izokinetik ölçümleme; kuvvet; yaralanma; spor

DizFutbolcularKas kuvveti+5
Fuat Unat
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Foramen mandibulae'nin morfometrik özellikleri ve klinik önemi

Amaç: Foramen mandibulae a.v.n. alveolaris inferior'un canalis mandibulae'ya giriş noktası olması nedeniyle, bir çok diş hekimliği ve maxillofacial cerrahi prosedüründe önem taşır. Sagittal split ramus osteotomi, ortognatik cerrahi, mandibular travma yönetimi, benign ve malign lezyonların çıkarılması, preprotetik cerrahi ve mandibular anestezi işlemlerinde sinir hasarı ve başka komplikasyonların önlenmesi açısından for. mandibulae'nin konumu ve morfometrik bulgularına hakim olunması oldukça önemlidir. Lingula mandibulae, for. mandibulae ve n. alveolaris inferior ile komşuluğundan dolayı oldukça önemli bir yapıdır. Klinikte for. mandibulae'nin konumunun tespitinde kılavuz alınan noktalar arasında önemli bir yere sahiptir. Çalışmanın amacı for. mandibulae ve lingula mandibulae'nin morfometrik ölçümlerini yaparak for. mandibulae'nin lokalizasyonu hakkında bu bölge üzerinde çalışan araştırmacı ve klinisyenlere ışık tutmaktır. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Makroskopi Salonu'nda bulunan 99 adet kuru mandibula üzerinde 0,01 mm duyarlılıktaki dijital kumpas ve 1 derece duyarlılıktaki gonyometre kullanılarak morfometrik ölçümler yapıldı. Bulgular: For. mandibulae ramus mandibulae'nin ön-arka genişliğinin orta noktasının hafif posteriorunda ve ramus mandibulae yüksekliğinin orta noktasının hafif superiorunda yer almaktadır. Ramus mandibulae'nin margo anterior'una uzaklığı ortalama 16,60 mm, margo posterior'una uzaklığı ortalama 13,36 mm, foramenin transvers çapı 2,98 mm, sagital çapı 3,86 mm bulundu. Lingula mandibulae'nin margo anterior'a uzaklığı 16,51 mm, margo posterior'a uzaklığı 15,04 mm, yükseklği ortalama 8,14 mm bulundu. Mandibula açısı ortalama 123 derece, lingula mandibulae açısı ortalama 26 derece bulundu. Molar okluzal hat seviyesi %54,2 oranında lingula mandibulae tepe noktası ile for. mandibulae girişi arasında, %34,3 oranında for. mandibulae girişinden daha aşağıda olduğu görüldü. Ayrıca aynı mandibulanın sağ ve sol tarafında molar okluzal hat seviyesinin farklı olabildiği görüldü. Lingula mandibulae tiplerinin görülme sıklıkları truncated %36,6, triangular %33, nodular %15,7, assimilated %14,7'dir. Ramus kalınlığı for. mandibulae'nin anteriorunda ortalama 7,86 mm, for. mandibulae hizasında ortalama 4,72 mm, posteriorunda 5,50 mm bulundu. Sonuç: Yaptığımız ölçümler ve daha önce yapılan çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde, for. mandibulae ve lingula mandibulae'nin ramus mandibula üzerindeki konumunun değişkenlik gösterebildiği görülmüştür. Çalışmamızın literatüre katkısı olacağını ve bu alanda çalışan klinisyenlere ışık tutacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler; foramen mandibulae; lingula mandibule; mandibulae; n. alveolaris inferior

AnatomiDiş hekimliğiMandibula+1
Fatme Soylu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arteria profunda femoris'in klinik anatomisi

Amaç: A. profunda femoris; femur'u çaprazladığı yer ve varyasyonlarından kaynaklanan öngörülemeyen komşuluklarından ötürü, özellikle ortopedik cerrahi operasyonlarda komplikasyonlara yol açmaktadır. Bu komplikasyonun önüne geçilebilmesi için bazı önlemler almak, önlem almanın mümkün olması için de a. profunda femoris anatomisi ve varyasyonlarının detaylı olarak incelenmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, klinisyenlere risk bölgesi kılavuzu oluşturmak hedeflenmiştir. Bu amaçla; a. profunda femoris'in çıkış noktası, femur'u çaprazladığı yerle ilgili morfometrik ölçümler planlanmıştır. Bu ölçümlere ek olarak, yine a. profunda femoris ile femur'a yakın komşuluk ilişkisi gösteren a. circumflexa femoris lateralis ve a. circumflexa femoris medialis çıkış yerleri ile varyasyonları da mercek altına alınmıştır. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Makroskobi Laboratuvarında kullanılan toplam 31 erişkin kadavra incelenmiştir. Kadavraraların tamamı formaldehit çözeltisi ile korunmaktaydı. Tümü erişkin yaşta olan kadavraların yaşı 25 ilâ 75 yaş arasındaydı. Kadavraların 31'i de erkekti. Muayene ve disseksiyonlar gövde supine pozisyonda, ekstremiteler serbest nötral pozisyonda iken gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada; Trochanter major, trochanter minor, femur ile a. profunda femoris'in kesişme başlangıç ve bitiş noktalarına olan uzaklık değerleri, ayrıca a. profunda femoris, a. circumflexa femoris medialis'in ve a. circumflexa femoris lateralis'in ayrılış biçimleri incelenmiştir. Bulgular: A. profunda femoris, a. femoralis'in arka dış yüzünden lig. inguinale'nin yaklaşık 1.2 ilâ 6.3 cm aşağısında ayrılmaktaydı. Trochanter major'un a. profunda femoris ile femur'un medialiyle kesiştiği noktaya olan uzaklığı 6.8 ilâ 13.1 cm olarak hesaplanmıştır. Trochanter major'un a. profunda femoris ile femur'un lateralinden çıktığı noktaya olan uzaklığı 14.7 ilâ 24.6 cm olarak ölçülmüştür. Trochanter minor'un a. profunda femoris ile femur'un medialiyle kesiştiği noktaya olan uzaklığı 2.5 ilâ 7.6 cm olarak bulunmuştur. Trochanter minor'un a. profunda femoris tarafından femur'un lateralinden çıktığı noktaya olan uzaklığı 9 ilâ 19.1 cm olarak tespit edilmiştir. A. circumflexa femoris lateralis ve medialis, sıklıkla a. profunda femoris'ten ayrılmaktaydı. Sonuç: Ortopedik çivileme ameliyatlarında riskli bölge olarak belirlenen bu parametrelere ait özellikle dikkat edilmesi gereken değerlerden ilki trochanter major'un a. profunda femoris ile femur'un medialiyle kesiştiği noktaya uzaklığına ait en küçük değer olan 6.8 cm, ikincisi trochanter major'un a. profunda femoris ile femur'un lateralinden çıktığı noktaya uzaklığına ait en büyük değer olan 24.6 cm arası; dikkat edilmesi gereken olası kör nokta sınırlarıdır. Trochanter minör baz alındığında dikkat edilmesi gereken değerlerden ilki trochanter minor'un a. profunda femoris ile femur'un medialiyle kesiştiğiF noktaya uzaklığına ait en küçük değer olan 2.5 cm, ikincisi trochanter minor'un a. profunda femoris tarafından femur'un lateralinden çıktığı noktaya uzaklığına ait en büyük değer olan 19.1 cm arası dikkat edilmesi gereken olası kör nokta sınırlarıdır. Bu sayısal değerler arasında yapılacak herhangi bir girişim komplikasyonla sonuçlanabilir. Anahtar kelimeler: A. profunda femoris, ortopedik komplikasyon, varyasyon.

Temur Zandaradze
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator kaf kaslarının anatomisine genel bakış ve kinezyolojik bantlama tekniği ile ilişkilendirilmesi

Rotator Kaf kasları omuz eklemini destekleyen önemli bir kas grubunu oluşturmaktadır. Omuz eklemi travmaya en açık bölgelerden biridir ve omuz patolojilerinde son yıllarda popülerliği artmış olan kinezyolojik bantlama tekniği yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Rotator kaf kaslarına yönelik çalışmamızın kinezyolojik bantlama tekniğini uygularken dikkat edilmesi gerekli noktalar olabileceğini düşündürmek yöntemin doğru yapılabilmesi konusunda ışık tutacaktır

Burcu Meç
Ege University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Fossa cubitalis'in anatomik özellikleri ve klinik önemi

Amaç: Fossa cubitalis'in üzerinden ve içerisinden geçen yapıları tek tek ele alan çok fazla çalışma bulunurken her bir yapının ortak bir çalışması literatürde oldukça azdır. Fossa cubitalis anatomisinin detaylı bir şekilde tanımlanması ile, üzerinden ve içerisinden geçen nörovasküler yapıları incelediğimiz çalışmamızda yapıların normal ve varyasyonel seyirlerini, morfometrik ölçümlerini ve sıklıklarını ortaya koymak ve bu bölgedeki hastalıkların tanı ve tedavisinde gerçekleştirilecek olan girişimlerin planlanmasında, klinisyenlere ışık tutmayı amaçladık. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda %10 formalin ile fikse edilmiş 30 adet yetişkin erkek kadavra üst ekstremitesi diseksiyonu yapıldı. Diseksiyon sonrasında kol ve ön kol uzunlukları, epicondylus medialis ile epicondylus lateralis arası uzaklık, aponeurosis bicipitalis genişliği ölçüldü. Fossa cubitalis üzerinde ve içerisinde bulunan yapıların epicondylus medialis ile epicondylus lateralis arasında çizilen çizgiye uzaklıkları ölçüldü. Üst ekstremite yüzeyel ven seyirlerinin tipleri tip 1- ven N'si, Tip 2- ven M'si ve atipik grup olarak adlandırıldı. Atipik grup kendi içerisinde 4 alt başlıkta incelendi. N. medianus'un oluşumu, seyri ve dalları kontrol edildi ve erken dal verdiği durumların ölçümleri yapıldı. A. brachialis'in seyri ve dalları kontrol edildi, a. brachialis dallarının ölçümleri yapıldı. Bulgular: Dikkatli ve detaylı yapılan diseksiyon sırasında kadavraların üst ekstremitesinde çok sayıda ven, arter ve sinir varyasyonlarına rastladık. Çalışmamızda tip 1- ven N'si ile tip 2- ven M'si dağılım oranı %39,1 oranında eşit bulundu ve atipik grup ise daha azdı ve %16,7 oranında bulundu. 1 adet Struther's ligamenti tanımlandı. N. medianus'un radix medialis nervi mediani ile radix lateralis nervi mediani %6,7 oranında kol bölgesinde birleşmekteydi. N. musculocutaneus'tan n. medianus'a dal birleşmesi %3,3 oranında bulundu. Fossa cubitalis'teki n. medianus'un seyrinde m. pronator teres'in iki başı arasından değil önce humeral başını delerek önkola doğru seyrettiği ve devamında fibröz bir bant şeklinde görülen ulnar başın altından geçtiği görüldü. 4 adet olguda n. medianus'un kol bölgesinde erken dal verdiği görüldü ve dal verdiği noktadan epicondylus medialis ile epicondylus lateralis arasındaki düz çizgiye uzaklıklarının ortalama değeri 25,15 mm bulundu. N. medianus %10 oranında m. pronator teres'in iki başı arasından geçmemekteydi. Aynı zamanda a. brachioradialis %10 oranında görüldü ve ort. 167,17 mm olarak yukarıdan ayrıldığı bulundu. Sonuç: Fossa cubitalis içerisinden ve üzerinden geçen yapıları incelediğimiz çalışmamızda tüm bu varyasyonlar ve ölçümler dikkate alındığında bu bölgede yapılacak girişimlerde dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir. Çalışmamızın literatüre katkısının olacağını ve klinisyenlere ışık tutacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: şiddet, kadın, Tidal Model, psikiyatri hemşireliğİ

AnatomiBrakiyel arterDirsek+4
Ayşen Çalıkuşu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00