
1,480
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Osmanlı Devleti'nde kapitülasyonların kaldırılması meselesi
Kapitülasyonlar, bir devletin başka bir devlete ayrıcalıklar sağlaması anlamına gelir. Bu ayrıcalıklar genellikle siyasi, ekonomik, adli ve hukuki alanlarda belirli hak ve muafiyetleri içerir. "Kapitülasyon rejimi" Osmanlı Devleti kurulmadan önce de uygulanmıştır. Daha önceden uygulanan bu sistemi Osmanlı yönetimi, ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda genişleterek kullanmaya devam etmiştir. Devlet 16. yüzyıldan itibaren ülkeye yabancı tüccar çekerek onların iş yapabilmesini kolaylaştırmayı amaçlamıştır. Bunun için yabancı devletlere ticaret yapma izni verilmiştir. Bu, devletlerin Osmanlı topraklarında kendi yasalarını uygulama hakkını elde etmeleri anlamına gelmektedir. Antlaşmalar ile Batılı devletler, ticaretlerindeki vergi ve diğer mali kısıtlamaların çoğundan muaf tutulmuştur. Ayrıca Batılılar, Osmanlı topraklarında ikamet ve seyahat etme, kendi dillerinde okul açma, konsolosluk mahkemelerinde yargılanma, din ve geleneklerini rahatça uygulama gibi kişisel ve hukuki ayrıcalıklar da elde etmiştir. Osmanlı Devleti kapitülasyonlarla ticaret yollarını canlı tutmayı, Avrupa devletlerinde üretilen ve ihtiyaç duyduğu mamullere kolayca erişim sağlamayı ve nakit akışına her zaman muhtaç olan hazinesini gümrük vergileriyle doldurmayı hedeflemiştir. Ayrıca Katolik Hristiyan Avrupa'yı parçalamak gibi siyasi amaçlarla da kapitülasyonlar verilmiştir. Osmanlı Devleti'nin Batı karşısında 17. yüzyılın sonunda başlayan siyasi, askerî ve mali yönden geri kalma süreci, Avrupa ile arasındaki güç ilişkilerinin önemli ölçüde değiştiği 19. yüzyılda tamamlanmıştır. Osmanlı aleyhine çalışan Batılılar, bu süreçte daha kolay ve kısa zamanda sonuç elde etmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti ise bu zaman diliminde kapitülasyonları sınırlandırmak ve kendi ekonomik çıkarlarını korumak için çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bu çalışma ile Osmanlı Devleti'nin 16. yüzyılda verdiği ilk kapitülasyon antlaşmasından başlayarak yaklaşık dört asırlık bir süreçte kapitülasyonların Osmanlı siyasi, mali, adli ve hukuki yapısında yol açtığı zafiyetleri bir bütün olarak tespit etmeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu tezde kapitülasyonlarla beraber, kapitülasyonlara karşı Osmanlı bürokrasisinin ve aydın kesimin refleksine de yer verilmiştir. Çalışma kapitülasyonların kaldırılma sürecini bir mesele olarak ele alarak, Osmanlı Devleti'nin son dönemine dair yapılacak çalışmalara katkı sağlamayı amaçlamıştır. Ayrıca kapitülasyonlar konusunu ele alan tarihçilerin yanı sıra, farklı disiplinlerin yararlanabileceği bir çalışma olması hedeflenmektedir. Araştırma, kapitülasyonların tarihsel bir perspektiften incelenmesini ve Osmanlı Devleti'nde meydana getirdiği suistimal ağının anlaşılmasını amaçlamaktadır. Çalışma boyunca kapitülasyon sisteminin kökeni, gelişimi ve yaygın kullanım nedenleri anlaşılmaya çalışılarak rejimin devletlerin güç dengeleri üzerindeki etkileri analiz edilmiş ve kapitülasyonların sonuçlarına ilişkin örnekler incelenmiştir. Tez özellikle kapitülasyonların, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerindeki etkilerine odaklanmaktadır.
Derin öğrenme teknikleri ile bazı bağ hastalıklarının belirlenmesi
Türkiye, üzüm üretiminin en çok yapıldığı dünyanın en önemli bağ alanlarına sahip olan ülkelerdendir. Bağcılıkta verimliliği olumsuz etkileyen en önemli sebeplerden birisi bağ hastalıklarıdır. Bu çalışmada, bir yapay zeka yaklaşımı olan Faster R-CNN, SSD Multibox ve özgün olarak yeni geliştirilen derin öğrenme modeli kullanılarak bazı bağ hastalıkları tespit edilmiş ve sınıflandırılmıştır. Bu hastalıklar yaygın olarak görülen ve ekonomik sorun oluşturan külleme, mildiyö, ölü kol hastalığı ile asma yaprak kıvrılma virüs hastalığı (GLRaV) ve asma kısa boğum virüs (GFLV) hastalıklarıdır. Önerilen yöntem 11 000 görüntü kullanılarak eğitilmiş ve test edilmiştir. Deneysel değerlendirmeler sonucunda hastalıkların tespiti ve sınıflandırılmasında genel doğruluk oranları Faster R-CNN %92, SSD Multibox %92.21 ve geliştirilen model ile %96.95 olarak bulunmuştur. Önerilen yaklaşım, literatürdeki benzer yöntemlerden daha iyi sonuçlar vermiştir. Bu nedenle yöntemin, bazı bağ hastalıklarının tespit edilmesi ve sınıflandırılmasında, güvenilir bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın literatüre temel katkısı, fungal ve viral hastalıklardan oluşan beş farklı bağ hastalığı için büyük miktarda yeni bir veri seti oluşturulması ile hastalık tespiti ve sınıflandırılmasında özgün yeni bir derin öğrenme modelinin geliştirilmesidir.
Halid Ziya Uşaklıgil'in Mensur Şiirler Mezardan Sesler adlı eserinin metindilbilimsel yapısı
Dil, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir. Sadece bir iletişim aracı değildir. Düşünceyi, medeniyeti ve kültürü oluşturmada büyük role sahiptir. Geçmişten günümüze kadar araştırmacılar dil üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar öncelikle dilbilim başlığı altında yapılmış daha sonra dilbilim alt başlıklara ayrılmıştır. Alt başlıklardan biri de metindilbilimdir. Metindilbilimde dilsel olguları metin haline getiren ölçütleri bulmanın yanında metinler ve gönderme yaptıkları olgular ile ilişkileri de ele alınır. İncelenen metin Halid Ziya Uşaklıgil'in "Mensur Şiirler- Mezardan Sesler" adlı eseridir. Bu eser beş bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde Halid Ziya'nın hayatı, sanatı ve eserlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde dilbilim ve metindilbilim kavramları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde gönderimsel bağdaşıklık görünümleri kapsamlı bir şekilde verilmiştir. Dördüncü bölümde tutarlılık görünümleri ele alınmıştır. Özelleştirme, neden-sonuç, karşılaştırma, zaman bağlantısı incelenmiştir. Beşinci bölümde ise metnin tonları açıklanmış ve eserde hâkim olan tonlar açıklanmıştır. Mensur Şiirler Mezardan Sesler adlı eser incelenirken Doğan Günay'ın "Metin Bilgisi" adlı eserinde yer alan değerlendirme ölçütleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halid Ziya Uşaklıgil, Mensur Şiirler-Mezardan Sesler, Dil, Dilbilim, Metindilbilim.
Devâ-i Emrâz 2b-50a varaklar arası (Giriş-inceleme-söz varlığı-metin-dizin)
Osmanlı tıp anlayışının gelişmesinde hiç şüphesiz eski Yunan, eski İran, Hint geleneği, Mısır geleneği ve bunlarla birlikte peygamber hadislerine dayanan İslam tıbbının da etkisi olmuştur. İbni Sina, İbn Nefis, İbn Zuhr, ez-Zehravi, el Biruni, er Razi gibi müslüman bilim insanları ve Huneyn b. İshak ve Cürcis gibi Hristiyan bilim insanları da ortaya koydukları eserlerle İslam tıbbına katkı sağlamışlardır. Bu doğrultuda gelişen İslam tıbbı Osmanlı tıp anlayışının gelişmesine de büyük katkı sağlamıştır. Gelişen Osmanlı tıp anlayışı içerisinde 17. yüzyıla gelinceye kadar çeşitli tıp kitapları kaleme alınmıştır. Bu dönemde yazılmış olan Devā-i Emrāz adlı eserde de geleneksel Osmanlı tıp anlayışında görülen vücudun üst kısmından başlayıp aşağı kısmına doğru ilerleme anlayışı görülmektedir. Devā-i Emrāz'ın Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi 1023 arşiv numaralı Hamidiye nüshası üzerine çalışma yapılmıştır. Ayrıca farklı dillerdeki hastalık adları, bitki adları ve hayvan adlarının doğru okunması hususunda Tavşanlı Halk Kütüphanesi 401 arşiv nolu harekeli nüshadan da yararlanılmıştır. Çalışma Giriş, İnceleme, Söz Varlığı, Metin, Dizin, Sonuç ve Kaynakça bölümlerinden oluşur. Giriş kısmında Osmanlı tıp anlayışını şekillendiren durumlar ve müfred devalar üzerinde durulmuş İnceleme kısmında eserin yazım, ses, şekil bilgisi üzerinde Metin kısmında Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi 1023 arşiv numaralı Hamidiye nüshası okunmuş ve Söz Varlığı bölümünde hayvan, bitki, terkib, hekim, organ adları üzerinde durulmuştur ve Dizin kısmında madde başı dizini yapılmış Sonuç bölümünde Deva-i Emraz'ın dil özellikleri Kaynakça bölümünde çalışmada yararlanılan kaynakların isimlerinin bulunduğu Kaynakça bölümüyle çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler : Devā-i Emrāz, Bolevī İsa Efendi, Osmanlı Tıp Anlayışı, Gelenek, 17 Yüzyıl Tıp Anlayışı
Cemâleddin Aksarâyî'nin "Hâşiye alâ Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn" adlı eserinin İlm-i Hilâf bağlamında değerlendirilmesi
Cemâleddin Aksarâyî (ö. 791/1388-89) XIV. yüzyılda yaşamış alimlerden biridir. Soyu Fahreddin Râzî'ye (ö. 606/1210) dayanan Cemâleddin Aksarâyî Râzî ekolünün Anadolu'ya yayılmasında etkili olmuştur. Talebelerinden Molla Fenârî de hocasından aldığı ilimle Anadolu'da yeni bir sistemin oluşmasına katkı sağlamıştır. Cemâleddin Aksarâyî Aksaray'da yaşamış ve ilmi faaliyetlerini burada devam ettirmiştir. Belli bir dönem de Amasya'ya gitmiş ve orada kalmıştır. Tefsir, fıkıh, hadis, ahlak, tıp ve edebiyat alanında birçok eseri bulunan Cemâleddin Aksarâyî'nin hakkında daha çok menkıbelere yer verilir. Bu menkıbeler onun ilmi kişiliğini gölgede bırakmıştır. Aksarâyî'nin Hâşiye alâ Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn adlı eseri İbnü's-Sââtî'nin (ö. 694/1295) Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn adlı eserindeki bir takım kapalı kalan kısımları izah etmek, eksiklikleri gidermek ve o dönemdeki alimlerin dikkatini bu eser üzerine çekmek için yazıldığı ifade edilmektedir. Klasik fıkıh metinlerinin sistemiyle telif edilen eser hadislerden hareketle Hanefi mezhebi tenkidi yaptığından ve genel olarak Şafiî ekolünün Hanefî ekolüne itirazlarını ele aldığından bir nevi ekoller arası reddiye olarak kabul edilebilir. Kâle-ekûlü tarzında tertip edilen eserde itirazlar temellendirilirken ayet, hadis, kavâid-i külliye, usul ve aklî çıkarımlara başvurulmuştur. Ayrıca Aksarâyî itirazlarını temellendirirken ve naslardan hüküm çıkarırken hüküm çıkarma yöntemlerinin birçoğunu ustalıkla kullanarak itirazlarını temellendirme yoluna gitmiştir. Bu da Aksarâyî'nin alanına son derece hâkim olduğunu göstermiştir. Cemâleddin Aksarâyî'nin "Hâşiye alâ Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn" adlı eserinin ilmi hilaf bağlamında değerlendirilmesi amacıyla; İbadet bölümünde başın meshedilmesi, teyemmümün hangi cisimlerle alınabileceği, namazların cemedilmesi ve müellefe-i kulübe zekat verilmesi konuları, muamelat bölümünde bey'u'l-îne'nin hükmü, icâre akdinin üzerine bina edileceği me'cur, vakfın lazım veya gayri lazım bir akit olması, nikahta veli izni ve gasp edilen malın tazmini konuları, ukûbat bölümünde öldürülen kişinin diyetinin miktarı, kadınların şahitliği ve hazr ve ibaha başlığı altında satranç oynamanın hükmü konuları ele alınmıştır. Bu örneklerin seçilmesinin sebebi bu meseleleri hilaf ilmi bağlamında değerlendirirken ve bu konularda eleştirilerini ortaya koyarken Aksarâyî'nin ilmî birikiminin açıkça görülmesidir. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, İbnü's-Sââtî, Şerh-i Mecma'i'l-bahreyn, Cemâleddin Aksarâyî, Haşiye alâ Şerh-i Mecmâ'i'l-bahreyn.
Dede Korkut Oğuznameleri (Semih Tezcan-Hendrik Boeschoten yayını) dizin
Türk edebiyatı için çok büyük bir öneme sahip olan Dede Korkut hikâyeleri üzerine yıllardır sayısız çalışma yapılmıştır. Semih Tezcan ve Hendrik Boeschoten'in birlikte hazırladıkları Dede Korkut Oğuznameleri de bu yayınlardan biridir. Yeni anlam ve okuma önerileriyle alana ciddi katkılar sağlayan bu yayının dizininin olmaması da önemli bir eksikliktir. Nitekim yapacağı çalışmada Dede Korkut Oğuznameleri isimli yayını ele almak ya da bir kelime üzerinde okuma ve anlam farklılıklarını tespit etmek isteyen bir araştırıcı, zaman ve emek kayıplarıyla karşı karşıya kalacaktır. Bu çalışmayla ortaya çıkabilecek zaman ve emek kayıplarının önüne geçilmek amaçlanmıştır. Çalışmaya öncelikle daha sağlıklı ve güvenilir sonuçlar elde etmek için yayının en son baskısı(Ekim, 2021) temin edilerek başlanmıştır. Eser, sanal ortama herhangi bir düzeltme, ekleme ya da çıkarma yapılmadan trasnkriptsiyonlu haliyle olduğu gibi aktarılmıştır. Daha sonra dizin yapılmış, madde başlarının kökenleri, orijinal halleri ve anlamları verilmiştir. Aynı madde başlarının farklı okuma ve transkript edilmiş halleri ayrı madde başı olarak alınmıştır. Ayrıca dizindeki madde başları Ergin ve Kaçalin yayınlarıyla karşılaştırılmıştır. Ortaya çıkan farklılıklar madde başının hemen altında verilmiştir. Çalışma "Giriş, Metin, Dizin, Özel Adlar Dizini ve Sonuç" bölümlerinden oluşmaktadır. Kaynakça kısmında ise yararlanılan doğrudan ve dolaylı kaynaklara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dizin, Dede Korkut Hikâyeleri, Oğuznâme, Semih Tezcan, Hendirk Boeschoten
Hece Öykü dergisinde öykü eleştirisi (51-100. sayılar)
Öykünün, şiir ve romandan sonra modern edebiyatın en yaygın edebi türü olduğu söylenebilir. Modern Türk edebiyatında 20.yy'ın başlarından itibaren hikâye türü ile anılan yazarlar görünmeye başlar. Cumhuriyet'i takip eden yıllarda ise modern Türk edebiyatında iyi hikâye yazarları vardır. Öykü de, şiir gibi edebiyat dergilerinde, bazen gazetelerde okurla buluşur. Modern Türk edebiyatında Seçilmiş Hikâyeler, Yaba Öykü, Adam Öykü gibi yalnız öykü ve öykü hakkında yazılar yayımlayan öykü dergileri de olmuştur. Günümüzde de yayın hayatına devam eden farklı hikâye dergileri vardır. Bu dergilerden biri olan Hece Öykü dergisi Şubat 2004 yılında ilk sayısını yayımlar. Yaklaşık yirmi yıldır yayım yapan dergi, Nisan 2023'te 116. sayısını yayımlamıştır. Derginin her sayısında farklı yazarların öykülerine yer verilir. Bunun yanında Hece Öykü; yeni çıkan öykü kitapları, günün ve geçmişin öykü yazarları, öykünün teorik yönü vb. hakkında yazılarla da öykü türünü ele alır. Öykü yazarları, öykü eleştirmenleriyle söyleşilere yer verir. "Hece Öykü Dergisinde Öykü Eleştirisi (51-100. Sayılar)" başlıklı bu çalışmada, derginin 51-100. sayılarında dergide yer alan öykü hakkındaki yazıların dizinin çıkarılması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Söz konusu dizin, öykü konusunda araştırma yapacaklara Hece Öykü'de ilgilendikleri yazılara kolay ulaşım imkânı sağlayacaktır. Çalışma diğer yandan ise Hece Öykü'nün modern Türk hikâyesine öykü eleştirisi yönüyle katkısını değerlendirecektir.
Hece Öykü dergisinde öykü eleştirisi (1-50. sayılar)
Hikâye, toplum hayatının ve beşeri hafızanın izlerini taşıyan bir türdür. Modern Türk edebiyatında 20.yy.'dan itibaren hikâye türü tercih edilen bir edebi tür haline gelmeye başlamış, iyi hikâye yazarları görülmeye başlamıştır. Cumhuriyetten itibaren hikâye türüne rağbet artmıştır. Yazarlar çeşitli dergi ve gazeteler yoluyla eserlerini okurlarıyla buluşturmuştur. Bu dönemde sadece hikâye ve hikâye hakkında yazılar yayımlayan hikâye dergileri de çıkmaya başlamıştır. Günümüzde de yayın hayatına devam eden birçok hikâye dergisi bulunmaktadır. Bu dergilerden biri olan Hece Öykü dergisi 2004 yılının Şubat ayında yayın hayatına başlamıştır. İki aylık bir hikâye dergisi olan Hece Öykü dergisi Nisan 2023'te 116. Sayısını yayımlamıştır. Dergide her sayıda yeni hikâyeler yayımlanır. Bunun yanında hikâye hakkında farklı yazarlara yer verilir. Hece Öykü; kitap tanıtım yazıları, modern Türk edebiyatının ve dünya edebiyatı yazarlarının hikâyeye dair görüşleri, hikâye teorisi üzerine yazılar vb. yazılar yoluyla da hikâye türünün gelişimine katkı sağlamaktadır. Dergide hikâye yazarları ve hikâye eleştirmenleriyle yapılan söyleşilerde yer almaktadır. "Hece Öykü Dergisinde Öykü Eleştirisi (1-50. Sayılar)" başlıklı bu çalışmada, Hece Öykü dergisinin 1-50. sayılarında hikâyeye dair yazıların tespit edilmesi ve sınıflandırılması, ardından değerlendirilmelerinin yapılması amaçlanmıştır. Bir anlamda "dizin" olacak yazılar listesi/tasnifi, hikâye türünde araştırmada bulunacaklara ve Hece Öykü dergisi okurlarının ilgilendikleri yazılara kolaylıkla ulaşmasınakatkı sağlayacaktır. Çalışma bir diğer yönüyleHece Öykü dergisinin modern Türk hikâyesine, hikâye eleştirisi başlığı altında katkılarını da değerlendirmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hece Öykü, Türk Hikâyesi, Hikâye, Hikâye Eleştirisi, Hikâye Yazarı.
Nevsal-i Afiyet'e göre kadın ve çocuk sağlığı (1896-1903)
Bu tez çalışması 1896-1903 yılları arasında Besim Ömer Akalın'ın dört cilt halinde kaleme aldığı Nevsâl-i Âfiyet Salnamesinde bulunan kadın ve çocuk hastalıkları ve tedavileri hakkındaki yazıların transkribe edilerek hazırlanmıştır. Tarihte uzun yıllar boyunca önemi yeteri kadar anlaşılamayan kadın ve çocuk hastalıklarının önemi anlaşılmış ve bu iki alanda derinlemesine çalışmalar yapılmıştır. Çalışmamız; giriş, iki bölüm, sonuç ve bibliyografya kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümünde tıp tarihinin tarihi süreç içerisinde gelişimden, Besim Ömer Paşa'nın hayatı ve çalışmalarından ve en sonunda da tezin ana kaynağını oluşturan Nevsâl-i Âfiyet Salnamesi'nin muhtevasından bahsedilmiştir. Çalışmanın I. Bölümünde, dört cilt halinde bulunan Nevsâl-i Âfiyet'te yer alan kadın hastalıkları ve tedavileri latinize edilmiştir. Bu bölümde asıl hedef, daha öncesinde ayrı bir alan olarak değerlendirilmeyen kadın hastalıkları, özellikle gebelik, doğum ve lohusalık gibi önemli konuların tarihi süreç içerisinde nasıl bir gelişme gösterdiğini tespit etmek olmuştur. Aynı bölümde, tetkik eserlerden oluşan bir giriş mahiyetinde kadının toplumsal statüsünden bahsedilmiştir. Burada toplumun temel taşı olan ailede kadının toplum karşısındaki yeri ve önemine, aile kurarken evliliğin nasıl gerçekleştiğinden bahsedilmiştir. İslamiyet öncesi ve sonrasında, eski Türklerde ve Osmanlı Devleti'nde kadının yeri ilk zamanlar içe kapanık bir hayat yaşayan kadının sonrasında dışa dönük çalışma hayatında yer edinme serüveni anlatılmıştır. Tezimizin II. Bölümünde de aynı çalışma metodu izlenmiştir. Yine Nevsâl-i Âfiyet'te yer alan çocuk sağlığı üzerinde yapılan çalışmalar latinize edilmiştir. Çocuk hastalıkları, hastaneleri ve eğimine değinilmiştir. Yetişkinlerden ayrı, müstakil olarak kabul edilmeyen çocuk sıhhi konuları üzerinde kaleme alınmış çalışmaları günümüz Türkçesiyle bilim dünyasına kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu bölümde de birinci bölümde olduğu gibi tetkik eserlerden faydalanarak çocuk sağlığının ve gelişimi müstakil olarak ele alındığı görülmüştür. Çocuk konusu ele alınırken Tanzimat öncesi ve sonrasında olarak yapılan ayrımın önemli olduğu dile getirilmiştir. Tanzimat öncesinde daha sığ kalan çocuk, Tanzimat sonrasında, Tanzimatın getirdiği yeniliklerle birlikte çocuk sağlığı, eğitimi ve gelişimi konularında kendine müstakil bir alan bulmuştur. Sağlık olmasa da eğitim ve istikbale dair yetim çocukların geleceği konusunda nasıl bir metod izlendiği 18. ve 19. yüzyıllar arasında nasıl bir değişim olduğu ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: 19. yüzyıl, Sağlık, Nevsal-i Afiyet, Kadın, Çocuk.
Tokat ve merkez köylerinden derlenen memoratlar üzerine bir araştırma
Tokat, tarihi boyunca birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmış ve böylelikle de zengin bir kültür harmanı meydana getirmiş şehirlerden biridir. Bu kültürel zenginliğin içerisinde sözlü anlatım türlerinin de önemli bir yeri vardır. Çalışmamızda; insanların şahsi olarak tecrübe ettiği, bu tecrübelerin unutulmaz ve dikkate değer olarak düşündükleri ve bunları nasıl tecrübe ettiklerini tasarladıkları anlatılar olarak tanımlanan memoratlar ele alınmış, Tokat merkez ve merkeze bağlı köylerdeki memoratlar alan araştırması yöntemiyle derlenerek bilimsel yöntemler ışığında incelenmiştir. Yapılan literatür taraması neticesinde Tokat'ta memoratlar hakkında daha önce bilimsel bir çalışma yapılmadığı tespit edilmiş, buna karşın Tokat'ın zengin bir memorat varlığına sahip olması bu çalışmanın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Memoratların sosyo-kültürel hayat ve inançlar açısından yeri ve öneminden dolayı bu çalışmayla Türk kültürüne katkı sunulması ve sözlü hafızanın derlenip kayda geçirilerek gelecek kuşaklara aktarılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 114 kaynak kişiyle görülmüş ve 219 memorat anlatısı derlenmiştir. Görüşmeler esnasında yönlendirilmiş ve yönlendirilmemiş görüşme/mülakat ve gözlem yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmamız Giriş, Kavram Olarak Memorat, İnceleme, Metin ve Sonuç olmak üzere 5 ana başlıktan meydana gelmiştir. Derlenen anlatılardan hareketle memoratların; geçmişte yapılan pratiklerin günümüze ulaşmasını sağlayarak kültür taşıyıcılığı yaptığı ve dini inançlara dayalı anlatmalarda da insanlara ders verdiği tespit edilmiştir. Derlenen anlatılar, Özkul Çobanoğlu'nun yapmış olduğu sınıflandırma göz önüne alınarak tasnif yapılmıştır. Anlatılar öncelikle anlatıcı, dinleyici ve icra ortamlarının incelemesi yapıldıktan sonra olağanüstü varlıkların şekil özellikleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin Tokat özelinden hareketle Türk kültürüne ve halkbilimi sahasına zenginlik kazandıracağı değerlendirilmiştir.