
144
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kemik metastazlı hastalarda simülasyon yapılmadan uygulanan radyoterapinin güvenilirliğinin araştırılması
Palyatif radyoterapi (RT), ileri evre ve metastatik kanser hastalarında ağrı, dispne, kanama gibi hastalık semptomlarını yönetmek için uygulanan etkin bir tedavi yöntemidir. Uygulanan tüm RT palyatif RT'lerin yaklaşık %35-40'ı kemik metastazlarına yöneliktir. RT planlaması için kliniklerde bulunan simülasyon bilgisayarlı tomografi (BT-sim) kullanılarak hastaların kesitsel görüntüleri üzerinde tedavi planlaması yapılmaktadır. Yaşlı ve düşkün hasta popülasyonunda bu aşama konforsuz olabilmekte ve tedavi başlanmasına kadar geçen süreyi uzatabilmektedir. Bu gibi durumlarda hastaların mevcut olan diyagnostik BT görüntüleri üzerinden yapılan planlama ile tedavi süreci hızlandırılabilir. Bu çalışmanın amacı kemik metastazlı hastalarda simülasyonsuz RT'nin etkinliğini ve güvenilirliğini araştırmaktır. Bu amaçla kliniğimizde daha önce tedaviye girmiş olan 15 hastanın BT-sim görüntüleri ve BT-sim görüntüleriyle medyan 3 hafta arayla çekilmiş PET-BT görüntüleri kullanıldı. Her bir hasta için L1-L4 vertebra hedef hacmi ve yakınında bulunan risk altındaki organlar (RAO) olan böbrek, spinal kanal, böbrek hilusu ve böbrek damarları yeniden konturlandı. L1-L4 vertebra konturlanarak oluşturulan CTV'ye 5 mm marj verilerek PTV oluşturuldu ve 8 Gy/1 fraksiyon doz-fraksiyonasyon şeması tanımlandı. Her hastaya BT-sim görüntüleri ve PET-BT görüntüleri üzerinde 3B-KRT ve VMAT teknikleri ile planlama yapıldı. Tedavi koşullarını yansıtması amacıyla PET-BT görüntüleri üzerinde yapılıp BT-sim üzerine kopyalanarak üçüncü bir tedavi planı yapıldı. Hem PET-BT hem de kopyalanan planlar üzerinde kontrast madde etkisini değerlendirme amacıyla oluşturulan planlarla beraber her hasta için 10, toplamda 150 adet tedavi planı oluşturuldu. Tedavi planlarında PTVDmax, PTVD95 ve RAO ortalama ve maksimum dozları hesaplanarak 3B-KRT ve VMAT teknikleri için hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Hedef hacim için, PTVD95 değerlendirildiğinde PET-BT üzerinde ve BT-sim üzerinde yapılan planların karşılaştırılması sonucunda anlamlı fark görülmemiştir. PTVDmax dozları içinse hem 3B-KRT hem de VMAT tekniğinde BT-sim üzerine kopyalanan planlarda daha yüksek bulunmuştur. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı olsa da cGy düzeyindedir ve oldukça küçüktür. RAO'ların ortalama ve maksimum dozları değerlendirildiğinde PET-BT üzerinde ve BT-sim üzerinde yapılan planlarda genel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Genel anlamda maksimum doz değerleri 3B-KRT planlarında, ortalama doz değerleri ise VMAT planlarında daha yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda L1-L4 vertebra ve yakınında bulunan RAO'ların aldığı dozlar detaylı bir şekilde hem 3B-KRT hem de VMAT tekniği ile istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bunun sonucunda çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular, tedavi planının 3B-KRT veya VMAT tekniklerinden hangisiyle yapılacağına dair kararın hastaya özel olarak verilmesine yardımcı olabilir ve tedavi sırasında BT-sim üzerinde yapılan planlara kıyasla RAO'ların alacağı dozlardaki fark konusunda literatüre katkı sağlayabilir. Çalışmamızın vertebra metastazlarına odaklanmış olması bu bölgeye özel bir optimizasyon sağlamakla beraber bulgularımızın genellenebilirliğini kısıtlayabilir. Sonuç olarak, çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular PET-BT'nin tedavi planlamasında kullanılabilirliğini ve güvenilirliğini göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda yaşlı ve düşkün hasta popülasyonunda tedavi planlama sürecini kısaltmada bir yöntem olarak kullanılabilir. Daha büyük hasta popülasyonunda yapılacak olan çalışmalarla bulgularımızın geniş hasta kitlesinde doğrulanabilirliği sağlanabilir.
Meme kanseri tanısıyla kliniğimizde tedavi edilen hastalarda tümör özellikleri ve immün-nütrisyonel indekslerin sağkalım üzerindeki etkileri
Amaç: Bu çalışmada, 720 meme kanseri hastasında klasik klinik–patolojik faktörler ile immün-nütrisyonel indekslerin (PNİ ve Sİİ) genel sağkalım (OS) ve progresyonsuz sağkalım (PFS) üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif tasarlanan bu çalışmada, 2010–2023 yılları arasında tedavi edilen 720 hastanın klinik, patolojik, tedaviye ilişkin ve laboratuvar verileri analiz edilmiştir. OS ve PFS üzerine yaş, derece, T/N evresi, LVİ, ECE, moleküler alt tip, Ki-67, oligometastaz durumu, PNİ ve Sİİ'nin etkileri Kaplan–Meier analizleri, log-rank testi ve Cox regresyon modelleri ile değerlendirilmiştir. PNİ ve Sİİ için eşik değerler ROC analizi ile tanımlanmıştır. Bulgular: Bu çalışmada, meme kanseri hastalarında sağkalımı etkileyen klasik klinik–patolojik değişkenler ile immün-nütrisyonel indeksler birlikte değerlendirildi. Yaş, tümör derecesi, T ve N evresi, moleküler alt tip, Ki-67, LVİ, ECE, oligometastaz ve genel evrenin hem OS hem PFS üzerinde belirgin etkili olduğu görüldü. İmmün-nütrisyonel indekslerden PNİ hem OS hem PFS için bağımsız bir prognostik faktör olarak öne çıkarken; Sİİ, progresyon riskiyle bağımsız olarak ilişkili bulundu. Kaplan–Meier ve ROC analizleri bu indekslerin sağkalımı ayırt etmede anlamlı katkı sunduğunu gösterdi. Sonuç: Bu çalışma, meme kanserinde sağkalımı belirleyen temel klinik–patolojik değişkenlerin güçlü etkisini doğrularken, PNİ ve Sİİ'nin ek prognostik değer sağlayan kolay uygulanabilir biyobelirteçler olduğunu göstermiştir. PNİ'nin hem OS hem PFS için, Sİİ'nin ise özellikle PFS için bağımsız etkisi, bu indekslerin başlangıç değerlendirmesine entegre edilebileceğini düşündürmektedir. Anahtar Sözcükler: Meme kanseri; Radyoterapi; Tümöre ait prognostik faktörler; İmmün-nütrisyonel indeksler
Radyoterapiye bağlı katarakt gelişiminde vitröz sıvının önemi
Radyasyona bağlı kataraktın patogenezi tam olarak aydınlatılamamıştır. Oksidatif stresin arttığı durumlarda katarakt gelişiminin indüklendiği bilinmektedir. Vitröz sıvı oksijen basıncını düzenleyici etkisi ve içerdiği antioksidanlar ile lensin hipoksik koşullarda kalmasına katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada radyasyon maruziyeti sonrasında vitröz sıvıda meydana gelen değişikliklerin lens üzerindeki, özellikle kataraktojenik etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla 8 ila 10 haftalık Yeni Zelanda tavşanlarının sol göz vitröz sıvılarına lens korunarak tek doz 20 Gy radyoterapi uygulanmış, sağ gözleri kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Üç aylık izlemde aylık periyotlar ile oftalmolojik muayene yapılmıştır. Takip süresi sonunda orbitaya yönelik manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yapılmış, enükleasyon sonrasında vitröz sıvı numunelerinde total oksidan ve antioksidan düzeyleri spektrofotometrik yöntemle incelenmiştir. Yapılan oftalmolojik muayenelerde izlem süresi sonunda hayatta olan sekiz tavşanın ikisinde (%25) radyoterapi uygulanan tarafta katarakt geliştiği saptanmıştır. Orbita MRG'de uygulama tarafındaki aköz sıvılarda kontrastsız sekanslarda azalmış (p = 0,03), geç dönem post-kontrast sekanslarda ise artmış sinyal intensitesi saptanmıştır (p = 0,04). Vitröz sıvılardaki total oksidan düzeyleri (p = 0,04) ve oksidatif stres indeksinin (p = 0,04) ise kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu izlenmiştir. Çalışmamızın bulguları radyasyona bağlı gözün posterior yapılarında gerçekleşen değişikliklerin, ön kamara üzerinde etkilerinin olduğunu ve radyasyona bağlı katarakt gelişiminde bu değişikliklerin rolü olabileceğini desteklemektedir.
Profilaktik intravitreal melatonin ve bevacizumab enjeksiyonunun radyoterapiye bağlı oküler yan etkiler üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı, intravitreal melatonin ve bevacizumab enjeksiyonlarının radyoterapi (RT) ile ilişkili oküler komplikasyonlar üzerindeki profilaktik etkilerini incelemektir. Bu amaçla 12 adet erkek Yeni Zelanda beyaz tavşanının bilateral göz kürelerine yönelik 30 Gy RT uygulanmış, RT sonrası 6 tavşanın sol gözüne intravitreal melatonin (100 mcg/kg), diğer 6 tavşanın sol gözüne ise intravitreal bevacizumab (1,25 mg/mL) enjeksiyonu yapılmıştır. Sağ gözler ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Altı hafta izlemin ardından tüm tavşanlara bilateral enükleasyon uygulanmıştır. Aspire edilen vitröz sıvılardaki ortalama oksidatif stres indeksi değerleri kontrol, bevacizumab ve melatonin grupları için sırasıyla 22,3, 18,3 ve 9,3 olarak hesaplanmıştır. Elektron mikroskobisi incelemelerinde, kontrol grubundaki retina dokularında ciddi derecede vasküler ve aksonal yapısal hasar gözlenirken, bevacizumab grubunda vasküler hasarın minimal düzeyde olduğu, aksonal hasarın ise orta şiddette olduğu bulunmuştur. Melatonin grubunda ise vasküler hasar izlenmemişken, aksonal hasar ise minimal olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar, intravitreal melatonin enjeksiyonunun radyasyon retinopatisi profilaksisinde en az bevacizumab kadar etkili olduğunu ve bevacizumaba kıyasla daha fazla nöroprotektif etki sağladığını göstermektedir.
Prostat kanserli hastalarda genişletilmiş prostat kanseri karma endeksi semptom ölçeğinin Türkiye'de geçerliğinin ve güvenirliğinin gösterilmesi
Prostat kanseri erkelerde en sık görülen kanser olup özellikle lokalize hastalıkta uzun yaşam süreleri beklenmektedir. Tedavi sonrası süreçte tedaviye bağlı yan etkiler görülebilmekte, bu durum hastaların yaşam kalitesi (YK)'ni etkileyebilmektedir. Genişletilmiş Prostat Kanseri Karma Endeksi Semptom Ölçeği (Expanded Prostate Cancer Index Composite – EPIC), 2000 yılında geliştirilen ve prostat kanserli hastalarda YK'ni ölçen bir semptom ölçeğidir. Birçok farklı dile çevrilen ve validasyon çalışmaları yapılan bu ölçek global olarak günlük pratikte sıkça kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında EPIC ölçeğinin Türkçe'ye çevirisinin yapılması ve sonrasında ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılarak Türkçe validasyonunun sağlanması amaçlanmıştır. Çevirisi yapılan Türkçe EPIC, EORTCQLQ C30 ve PR25 ölçekleri ile birlikte beş ayrı zamanda hastalara uygulanmıştır. Çalışmaya prostat kanseri tanısı alan ve bölümümüzde definitif veya postoperatif RT uygulanan 105 hasta dahil edilmiştir. Ölçeğin güvenirlik analizlerinde tüm ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.866, ana ölçeklerin Cronbach alfa değerleri ise 0.654 - 0.969 arasında ölçülmüş olup ölçeğin iç tutarlılığının son derece iyi olduğu ortaya konulmuştur. Test-tekrar test analizlerinde ana ölçeklerin korelasyon değerleri 0.413-0.861 arasında ölçülmüş olup ölçeğin tekrarlanabilirliği kanıtlanmıştır. 20 hasta ile yapılan pilot çalışma başarıyla tamamlanmış, böylece görünüş geçerliği sağlanmıştır. Değişime duyarlılık analizi, ölçekler arası korelasyon, kriter geçerliği ve açıklayıcı faktör analizleri yapılmış olup analizlerin tamamında ölçeğin geçerliğini kanıtlayan sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç olarak Türkçe EPIC ölçeğinin geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış, ölçeğin Türkçe'ye validasyonu sağlanmıştır.
Serviks skuamöz hücreli kanser hücre serilerinde sisplatin ile eş zamanlı radyoterapiye eklenen metformin'in radyoduyarlılaştırıcı rolünün araştırılması
Serviks kanseri tedavisi sürecinde çeşitli mekanizmalarla radyoterapi (RT) ve sisplatine karşı direnç gelişmektedir. Metforminin kanser hücreleri üzerinde antiproliferatif etkisi olduğunu ve RT ile birlikte uygulandığında radyoduyarlılığı arttırdığını gösteren çalışmalar olsa da serviks kanserinde RT ile eş zamanlı sisplatin uygulamasına metformin eklendiğinde tümör kontrolünün artıp artmadığı ile ilgili veri bulunmamaktadır. Bu amaçla, insan serviks kanseri hücre dizisi HeLa hücrelerinde metforminin tek başına radyoduyarlılaştırıcı etkisi, sisplatin ile eş zamanlı uygulamasındaki etkisi ve 5' adenozin monofosfat (AMP) ile aktive edilen protein kinaz (AMPK) aktivasyonu/inhibisyonu ile radyoduyarlılığın değişip değişmediği bu çalışmada araştırılmıştır. Metforminin iyonizan radyasyon varlığında sisplatin sitotoksisitesini arttırmadığı gösterilmiştir (sisplatin ile kıyaslandığında, p>0.05). Özellikle yüksek iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin radyoduyarlılaştırıcı etkinliğinin azaldığı gösterilmiştir. Yüksek iyonizan radyasyon dozunda hem sisplatin hem de metformin tek başlarına radyoduyarlılaştırıcı etkileri devam etmesine rağmen (hem sisplatin hem de metformin kontrol ile kıyaslandığında, p<0.01) sisplatine metformin eklenmesi radyoduyarlılığı arttırmamaktadır (sisplatin ile kıyaslandığında, p>0.05). AMPK inhibitörü olan dorsomorfinin tüm iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin etkinliğini arttırarak AMPK aktivatörü olan A769662 ve metforminden daha potent bir radyoduyarlılaştırıcı ajan olduğu gösterilmiştir. A769662'nin sisplatinden 24 saat önce uygulanması ile hücre içinde artan AMPK'nın sisplatine direnç oluşturduğu, ancak eş zamanlı uygulamada bu etkinin gözlenmediği görülmüştür. Metformin, sisplatin, A769662 ve dorsomorfinin iyonizan radyasyona duyarlılık üzerine etkileri hücre hasar ve hasar tamiri proteinleri ve hücre siklus duraklaması incelenerek desteklenmiştir.
Fare melanom tümör modelinde radyoterapide kullanılan farklı doz hızlarının tümör mikroçevresi üzerine etkileri
Radyoterapide (RT) doz hızı hücre sağ kalımını etkileyen önemli bir değişkendir. Doz hızının, tümör hücreleri üzerine etkileri iyi tanımlanmış olsa da kanser prognozu, rekürrensi ve tedavi yanıtında önemli olan tümör mikroçevresi (TMÇ) üzerine etkileri bilinmemektedir. Bu çalışmada, eksternal RT uygulamalarında sık kullanılan 3 farklı doz hızının TMÇ üzerine etkileri araştırmak amacı ile sinjenik tümör modeli oluşturuldu. Bu modeli oluşturmak için 54 adet 6-8 haftalık C57BL/6 fare ve B16-F10 hücre dizisi kullanıldı. Farelerin flankına ekilen tümör günlük olarak takip edildi. En az 0,5 cm çapa gelen tümörlere 2 farklı dozda (2 ve 10 Gy) ve 3 farklı doz hızında (1 Gy/dk, 6 Gy/dk, 14 Gy/dk) RT uygulandı. RT sonrası 7. günde farelerin kanları ve tümör dokuları hasat edildi. Tek hücre jel elektroforezi ile kan mononükleer hücrelerinde DNA kırığı miktarı ölçüldü, tümör dokusunda ise TMÇ histomorfolojik özellikleri incelendi. Yüksek doz RT alan kolda, daha küçük tümör boyutu (p<0.01), TMÇ'de kanser hücrelerinde azalmış mitoz (p=0.01) ve artmış pleomorfizm (p<0.01) gözlendi. Yüksek ve düşük doz alan kollardaki DNA hasar miktarı benzerdi (p=0.65). Her bir doz için, 3 farklı doz hızında tümör boyutu, DNA kırık miktarı ve TMÇ histomorfolojik özellikleri arasında fark bulunmadı. Bu çalışma ile malign melanom tümör modelinde, klinikte kullanılan farklı doz hızlarının TMÇ'de farklı etkiye sebep olmadığı gösterildi.
Radyasyona bağlı kardiotoksisitenin erken tespitinde tenasin c biyobelirtecinin yeri ve toksisitenin önlenmesinde melatonin dozunun oksidasyon belirteçleri eşliğinde değerlendirilmesi
Amaçlar: Çalışmamızdaki birincil amaç sıçanlarda radyasyona bağlı kalp hasarı modeli oluşturarak, kronik dönemde gelişen kardiyak toksisitenin erken tanısında hasarlı kalp dokusuna özgü bir biyobelirteç olan Tenasin-C'nin etkinliğini araştırmaktır. Diğer bir amaç ise radyasyona bağlı kalp hasarı gelişimini önlemede etkinlikleri daha önce karşılaştırılmamış olan 5, 50 ve 100mg/kg melatonin dozları arasındaki antioksidan/radyoprotektif özellikleri değendirerek en ideal tedavi dozu hakkında yeni bilimsel veriler sağlamak. Gereç ve Yöntem: Deneyde toplam 45 adet erişkin erkek Sprague-Dawley sıçanı (200-300g) kullanıldı ve eşit sayıda beş gruba ayrıldı. Birinci gruba (kontrol grubu) 1 ml salin solüsyonu intraperitoneal olarak verildi. İkinci gruba anestezi eşliğinde simülasyon BT çekildi. Kalp volümü konturlandı ve 3 boyutlu konformal radyoterapi planlaması yapıldı. İntraperitoneal 1 ml salin verilmesinden 30 dakika sonra 1 fraksiyonda 12 Gy radyoterapi bolus kullanılarak uygulandı. 3. 4. ve 5. Gruplar aynı şekilde ışınlanırken salin yerine radyoterapiden 30 dakika önce 3. Gruba 100mg/kg, 4. Gruba 50 mg/kg, 5. Gruba 5 mg/kg dozunda melatonin verildi. Sekiz hafta sonra miyokardiyal erken hasarı tespit etmek için Tenasin C belirtecinin düzeyleri incelendi. En ideal melatonin dozunun tespiti için gruplar arasındaki protein oksidasyon, lipid peroksidasyon, glikooksidasyon, enzimatik olmayan redoks homeostazı biyobelirteçleri düzeylerine bakıldı. Ayrıca kalp dokusundaki hasar ve fibrosis histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: Erken kardiyak hasarı öngörmede Tenasin C'nin sadece RT alan sıçanlarda (grup 2) etkin olduğu görüldü. Melatonin uygulanan gruplarda ise 5 mg/kg dozunun protein oksidasyonunu ve lipid peroksidasyonunu önlemede etkili olduğu tespit edildi. Düşük doz ve orta doz melatonin grubunda ileri glikasyon son ürünleri düzeyleri sadece RT grubuna (Grup 2) kıyasla anlamlı olarak daha düşük bulunurken yüksek dozda bir farka rastlanılmadı. Cu, Zn süperoksid dismutaz aktivitesi, demir iyonu indirgeyici antioksidan güç ve total tiyol grupları gibi antioksidan belirteçler değerlendirildiğinde ise düşük doz melatoninin bu parametrelerde anlamlı artışa yol açtığı, orta düzey melatonin ve yüksek doz melatonin uygulamasının ise süperoksit dismutaz aktivitesinde artışa yol açtığı görüldü. Hematoksilen ve eosin ile boyanmış kalp dokularının semi-kantitatif değerlendirilmesinde melatonin uygulanan tüm VI gruplarda hasarın önemli ölçüde iyileştiği ve kontrol grubu ile istatistiksel bir farkın olmadığı tespit edildi. Sonuç: Kardiyak hasarı erken evrede tespit edebilmede Tenasin C'nin etkin ve kullanılabilir olduğu görüldü. Bunun yanında, çalışmamız torasik radyoterapi uygulanan sıçanlarda radyoterapiden 30 dk önce 5mg/kg melatonin uygulayarak kardiyak hasar gelişmesini önlemek veya gelişecek hasarı azaltmanın mümkün olduğunu düşündürmektedir.
Küratif radyoterapi uygulanan baş-boyun kanserli hastalarda tek nükleotid polimorfizmi ve mikronükleus oluşumunun radyotoksisite üzerindeki etkisinin araştırılması
Amaç: Baş boyun kanserlerinin tedavisinde radyoterapi (RT) önemli bir lokal tedavi modalitesidir. Radyoterapi tekniklerinin gelişmesiyle tedaviye bağlı toksisite oranları azalsa da hastalarda birçok erken veya geç dönem toksisite görülebilmektedir. RT toksisitesini etkileyecek doz volüm gibi faktörlerin yanında, hastaların kişisel duyarlılığının da bu toksisitelerin gelişiminde önemli bir yeri vardır. Kişisel radyosensitivitenin belirlenmesi hastaların cerrahi veya RT ile tedavi kararını etkileyebilir, doz volüm modifikasyonlarına olanak sağlar. Bu amaçla genetik verilerin de dahil edildiği birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada, Nibrin (NBN) genindeki rs1805794 polimorfizminin ve tedavi sonrası mikronükleus sıklığının radyasyon toksisitesi üzerindeki etkilerinin araştırması ve genetik parametreler, dozimetrik ve klinik veriler kullanılarak ciddi yan etki geliştirme riski olan hastaları öngörebilecek bir yapayzeka algoritması oluşturulması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya baş boyun skuamöz hücreli karsinomu tanısıyla küratif radyoterapi tedavisi alan ve kontrollerine hastalıksız devam eden 125 hasta dahil edildi. Hastaların klinik ve dozimetrik verileri toplandı, rutin kontrolleri sırasında kronik yan etki muayeneleri yapıldı ve kanları alındı. Kanlara Sitokinezi Bloklanmış Mikronukleus (CBMN) yöntemi uygulanarak mikronükleus sıklıkları belirlendi ve PCR ile NBN geni rs1805794 G>C polimorfizmine bakıldı. Toksisite üzerinde etkili olan parametreler istatistiksel yöntemler kullanılarak belirlendi. Toksisite üzerinde etkili olan parametreler kullanılarak dört farklı makine öğrenmesi yöntemiyle algoritmalar oluşturuldu. Yapay zeka algoritması oluşturulurken modeli sadeleştirmek amacıyla 2 den fazla grad 2 ve üzeri toksisitesi olan hastalar duyarlı olarak gruplandırıldı. Bulgular: MN sıklığının 10'un üzerinde olmasının grad 2 ve üzeri işitme kaybı ile ilişkili olduğu bulundu. NBN1 geni rs1805794 G>C polimorfizminin ciddi akut dermatit ile ilişkili olduğu bulundu. MN sıklığı ve NBN1 geni rs1805794 G>C polimorfizmi ile diğer toksisiteler arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Hastaların 61 tanesi radyasyon duyarlı ve 64'ü radyodirençliydi. Kronik toksisite gelişiminde etkili olan PTV 70 volümü, tedaviye KT eklenmesi, yaş, T ve N evresi, sigara kullanımı ile oluşturulan algoritmalardan doğruluğu en yüksek olanın XGBoost algoritması olduğu bulundu. Bu algoritmaya NBN1 geni rs1805794 G>C polimorfizimim eklenmesinin algoritmanın doğruluğunu arttırdığı saptandı. SNP değişkeninin de dahil edildiği makine öğrenmesi algoritmasının 2'den fazla grad 2 ve üzeri toksisitesi olan hastaları 0,76 doğrulukla öngörebildiği bulundu. (AUC: 0,78; Sensitivite: 0,74; Spesifite: 0,79) Sonuç: Radyoterapiye bağlı toksisite multifaktöriyel bir süreçtir. Bu çalışmada toksisiteye etki eden dozimetrik, klinik ve genetik verilerle oluşturulan yapay zeka algoritmalarının toksisiteyi öngörebildiği ve bireyselleştirilmiş tedavide kullanılabileceği gösterildi. Geliştirilen algoritma rutin kullanıma uygun olmamakla birlikte, daha fazla hasta sayısıyla, dozimetrik veriler detaylandırılarak ve genom çapında bir yaklaşımla daha fazla genetik veri kullanılarak zenginleştirilebilir ve rutinde kullanılabilir olma özelliğine sahiptir. Anahtar kelimeler: Radyoterapi, toksisite, tek gen polimorfizmi, yapay zeka
Tüm beden ışınlamalarında farklı tedavi planlama tekniklerinin dozimetrik olarak karşılaştırılması
Radyoterapide Tüm Beden Işınlaması (TBI)'nın amacı kemik iliği transplantasyonu öncesi hastanın bağışıklık sistemini baskılayarak kemik iliği nakline hazır hale getirmek ve antitümöral etki sağlamaktır. Bu süreçte hazırlık rejimi olarak kemoterapiye TBI eklenmesi tedavi başarısını artırmaktadır. Bu çalışmada standart bir lineer hızlandırıcı odasında uygulanabilecek üç farklı TBI tekniği Rando fantom üzerinde dozimetrik olarak karşılaştırılmıştır. Belirlenen teknikler Genişletilmiş Kaynak Yüzey Mesafesi (Source to Surface Distance, SSD) Alan-içi-Alan (I), Genişletilmiş SSD Hacimsel Ayarlı Ark Terapisi (Volumetric Modulated Arc Therapy, VMAT) (II) ve Standart SSD VMAT (III) teknikleridir. Bu üç tekniğin seçilmesindeki amaç, hasta bazlı doz modülasyon eklentilerinin kullanılmaması, böylelikle hata riskinin, iş yükünün ve setup zamanının azaltılmasıdır. Belirlenen teknikler için yüzde derin doz ve doz profili ölçümleri tedavi şartlarında alınmıştır. Tedavi planları oluşturulduktan sonra doz homojenitesi ve kritik organ dozları radyokromik filmler ve optik uyarmalı lüminesans dozimetriler (OSLD) ile Rando fantom üzerinde doğrulanmıştır. Üç farklı teknikle hazırlanan planların tedavi dozu 12 Gy'dir. Teknik I ve II'de ortalama akciğer dozu 8.5 Gy; Teknik III'te ise 7 Gy'dir. Radyokromik filmler gama analizi (%5/5 mm) ile değerlendirilmiş ve Teknik I, II ve III için sırası ile %90, %87 ve %94 olarak bulunmuştur. OSLD'lerde ise ölçümler ile TPS hesaplamaları arasındaki fark değerlendirilmiştir. Teknik I ve II'de bu fark ± %5; Teknik III'te ise ± %3 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak her üç tedavi planlama tekniği de klinikte uygulanabilecek seviyededir. Standart SSD VMAT tekniği akciğeri daha iyi koruyabilmektedir.
Vitröz humorde radyoterapi ile indüklenen değişiklikler
Vitröz humor (VH) radyoterapi sürecinde kritik bir yapı olarak kabul edilmemektedir. Bu çalışmada, radyoterapinin VH üzerindeki etkilerini incelemek için deneysel bir hayvan modellemesi yapılmıştır. On iki Yeni Zelanda tavşanının sağ gözleri 3 fraksiyonda 60 Gy ışınlanmış, karşı (sol) gözler kontrol olarak kabul edilmiştir. Işınlama sonrası haftalık oftalmolojik muayene yapılmış, üçüncü ayın sonunda enükleasyon ve vitrektomi yapılmıştır. Vitröz numuneler metabolomik analizlere, ELISA analizlerine, viskozite ölçümlerine ve elektron mikroskobik incelemeye tabi tutulmuştur. Kontrol ve deneysel numunelerde 275 farklı metabolit tanımlanmış ve 34'ünün gruplar arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiği bulunmuştur. Çok değişkenli analizlerde, kontrol ve ışınlanmış numuneler arasında net bir ayrım gözlemlenmiştir. Yolak analizinde, etkilenen yolakların temel olarak amino asit metabolizması ile ilgili olduğu görülmüştür. ELISA testinde, VH'nin fonksiyonel bütünlüğünü korumada sinerjistik etkiye sahip olan tip II, V ve XI kollajenlerde istatistiksel anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Tip IX kollajende azalma tespit edilmiştir ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. Deney numunelerinde kontrol numunelerine göre viskozitede anlamlı olmayan bir azalma tespit edilmiştir. Elektron mikroskobik bulgular, kollajen fibrillerinin yapısının bozulduğunu ve deneysel vitrözde dağılmış kollajen fragmanları olduğunu göstermiştir. Sağlıklı bir göz için sağlam bir vitröz gereklidir. Bu çalışmada, radyasyonun vitrözde uzun vadeli sonuçları olabilecek değişikliklere neden olduğu gözlenmiştir.
İnopere serviks kanserli hastalarda küratif üç boyutlu konformal radyoterapi ve kemoradyoterapi sonuçları ve akut-kronik yan etkilerin retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Merkezlerin kliniklerinde uyguladıkları tedavi protokollerinin sonuçlarının değerlendirilmesi tedavi kalitesinin arttırılmasını ve hastalara verilen hizmetin geliştirilmesini sağlayacaktır. Bu amaçla Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda inoperabl serviks kanseri tanısı ile üç boyutlu konformal eksternal radyoterapi tekniği ile tedavi uygulanan olguların tedavi sonuçları, prognostik faktörler ve yan etki sonuçları ile yan etki gelişimi ile ilişkili olabilecek faktörler incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: EÜTF Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda 2005-2015 yılları arasında küratif tedavi edilen ve üç boyutlu konformal radyoterapi uygulanan 274 hasta retrospektif olarak incelenmiş sağkalım analizleri için Kaplan Meier, sağkalım ile ilişkili prognostik faktörler için ise tek değişkenli analizde log-rank, çok değişkenli analizde cox regresyon testi uygulanmıştır. Yan etki gelişimi ile ilişkili olabilecek faktörler ki-kare testi ile incelenmiştir. Analizde p değeri < 0.05 olanlar anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda median takip süresi 62.3 ay (3-170) olup evre IIB çoğunluğunu (%63.9) oluşturmaktaydı. Olguların %91'i kemoradyoterapi (KRT) ile tedavi edilmiş, %86'sına brakiterapi yapılabilmiş, görüntü rehberliğinde brakiterapi (3B-BRT) 54 (%19.7), konvansiyonel brakiterapi (2B-BRT) 182 (%66.7) olguda uygulanmıştır. Serimizin 10 yıllık genel sağkalım, hastalıksız sağkalım, lokal-bölgesel kontrol ve uzak metastazsız sağkalım oranları sırasıyla %53, %62, %77 ve %72 olarak saptanmıştır. Hastalık yinelemesi görülen 90 olguda (%32) en sık yineleme paterni uzak metastazdır ve en sık uzak metastaz yeri paraaortik bölgedir. Çok değişkenli analizde tedaviye 3. ay yanıtı (p<0.0001) ve skuamoz hücreli karsinom dışı histopatoloji tüm sağkalımlarla ilişkili önemli prognostik faktörler olarak bulunmuştur. Lenf nodu metastazı sayısının ≥3 olması (p=0.042) ve üst pelvik yerleşimli (ana iliak) lenf nodu metastazının (p=0.025) uzak metastazsız sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Radyoterapi öncesinde hemoglobin (Hb) düzeyinin <10 mg/dl olması genel sağkalım ve hastalıksız sağkalımı olumsuz etkilemektedir. Eş zamanlı kemoterapi (p<0.0001) ve ≥4 kür uygulanması genel sağkalımı arttırmaktadır (p<0.0001). En sık görülen derece ≥3 akut yan etki lökopenidir (%34). Hb düzeyi <10 mg/dl olması, eş zamanlı kemoterapi uygulanması derece ≥3 akut hematolojik yan etki gelişimi ile ilişkili bulunmuştur. Kronik genitoüriner (GÜS) ve gastrointestinal sistem (GİS) yan etkiler birlikte değerlendirildiğinde derece ≥3 yan etki %13 olguda izlenmiştir. Vücut kitle indeksinin (VKİ) < 18.5 olması kronik ciddi GÜS (p=0.001), brakiterapi dozunun 4x7 Gy olması kronik ciddi GİS (p=0.023) yan etki gelişimi ile ilişkili bulunmuştur. Brakiterapi tekniğinin (3B-BRT vs 2B-BRT) ciddi kronik yan etki gelişimi ile ilişkisi gösterilememiştir. Sadece 3B-BRT ile tedavi edilen olgular değerlendirildiğinde kronik derece 3-5 GÜS, GİS ve GİS+GÜS yan etkiler sırasıyla %5.7, %13.5 ve %20.8 bulunmuştur. Sonuç: Sağkalım sonuçlarımız literatür ile uyumlu olup uzak metastaz en sık görülen yineleme şeklidir ve tedavi başarısını etkilemektedir. Özellikle lenf nodu metastazı sayısı ve yerleşiminin paraaortik metastaz ve uzak metastaz gelişimi ile ilişkili olduğu bilinmekte, yüksek riskli olgularda profilaktik paraaortik ışınlamanın uzak metastazları azaltma üzerindeki etkisini araştıran randomize çalışmaların sonuçları beklenmektedir. Kronik yan etkiler açısından serimizin sonuçları diğer çalışmalarda belirtilen oranlarda olmasına karşın, 3B-BRT uygulanan olgular ayrı olarak incelendiğinde artmış derece ≥3 geç yan etki oranları izlenmiştir. Geç yan etki sonuçlarının dozimetrik verilerin de olduğu başka bir çalışma ile araştırılması uygun olacaktır.
Özofagus kanseri radyoterapisinde kullanılan farklı tedavi planlama yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada özofagus kanseri tanısı ile preoperatif kemoradyoterapi uygulanan hastalara ait planlama bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri kullanılarak; Üç Boyutlu Konformal Radyoterapi (3B-KRT), Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART) ve Volumetrik Ayarlı Ark Terapi (VMAT) teknikleri kullanılarak yapılan tedavi planlarının dozimetrik olarak karşılaştırılması ve rutin klinik kullanımda hangi tekniğin daha avantajlı olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 2010-2018 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda preoperatif kemoradyoterapi uygulanmış orta torasik yerleşimli özofagus kanseri tanılı 10 hasta dahil edilmiştir. Her hasta için dört alanlı 3B-KRT, dört alanlı YART (YART-4F), dokuz alanlı YART (YART-9F) ve çift ark VMAT (VMAT-2x) tedavi planlama teknikleri dozimetrik olarak karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar ortalama akciğer dozu (Dort), 5, 10, 18, 20, 30 Gy alan akciğer hacmi (V5, V10, V18, V20 ve V30); ortalama kalp dozu (Dort), 35 ve 40 Gy alan kalp hacmi (V35 ve V40) ve maksimum spinal kord dozu (Dmaks) bakımından değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler sonucunda akciğer Dort, V5, V10 bakımından 3B-KRT ve V18 bakımından VMAT-2x tekniği istatistiksel anlamlı olarak üstün bulunmuştur (sırasıyla p=0,003, p=0,000, p=0,000 ve p=0,011). Akciğer V20 ve V30 bakımından VMAT-2x tekniği daha üstün olmasına rağmen aradaki fark istatistiksel anlamlı değildir (sırasıyla p=0,197, p=0,339). Kalp için V35 ve V40 açısından VMAT-2x istatistiksel anlamlı olarak üstündür (sırasıyla p=0,000, p=0,004); Dort için VMAT-2x üstün olmakla birlikte aradaki fark istatistiksel anlamlı değildir (p=0,241). Maksimum spinal kord dozu bakımından 3B-KRT avantajlı görünmekle birlikte teknikler arasındaki fark istatistiksel anlamlı değildir (p=0,178). PTV'nin aldığı ortalama doz yönünden VMAT-2x anlamlı üstün bulunmakla birlikte (p=0,008) PTV'ye ait konformite sayısı (CN) ve homojenite indeksi (HI) bakımından 3B-KRT istatistiksel anlamlı olarak daha iyidir (sırasıyla p=0,029, p=0,000). Bu sonuçlar doğrultusunda orta torasik yerleşimli özofagus kanserinin radyoterapi planlamasında akciğer Dort, akciğer V5 ve V10, CN ve HI bakımından 3B-KRT'nin; akciğer V18, kalp V35, kalp V40 ve PTV ortalama dozları bakımından ise VMAT-2x tekniğinin avantajlı olduğu saptanmıştır. Ancak klinik uygulamada hangi tekniğin kullanılacağına tümörün yerleşimi, büyüklüğü, lenf nodu tutulumu durumuna göre her iki tekniğin avantaj ve dezavantajlarına bakılarak hasta bazında karar verilmesi uygun olacaktır.
Akut lenfoblastik lösemili (ALL) 5 yaşından küçük çocuk hastalarda kranial ışınlamalarda hedef hacmin (beyin dokusunun) aldığı dozun farklı tedavi planlama teknikleriyle karşılaştırılması
ALL, hem çocukları hem de yetişkinleri etkileyen, lenfoid progenitör hücrelerin malign bir hastalığıdır. ALL, çocukluk çağı kanserleri içinde en sık görülenidir ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin %30'unu oluşturur. ALL tedavisinin 4 temel dönemi vardır: Remisyon sağlanması, Pekiştirme tedavisi, Santral Sinir Sistemi (SSS) koruyucu veya tedavi edici, İdame tedavisi. Kranial radyoterapi, ALL tedavisinde SSS profilaksisi ve tedavisinde kullanılan önemli bir tedavi yöntemidir. Kranial radyoterapide hedef, tüm menenjial yapılara tedavi dozunun tam olarak verilmesi ve lenslerin korunmasıdır. Kranial ışınlama için hedef hacim (beyin dokusu), tüm intrakranial subaraknoid boşluğu, optik sinirleri ve üst servikal omurilik boyunca menenjial uzamayı içerir. Kribriform plate ve temporal fossa dahil, kafatası tabanındaki yeterli marjlar, bu bölgelerdeki meninkslerin optimum tedavisi ve marjinal nüksün önlenmesi için kritik öneme sahiptir. 3BKRT tekniği, ALL hastaları için kranial ışınlamada mevcut standart tedavi tekniğidir. Klinik uygulamalarda konformal yöntemle tüm beyin ışınlamalarında genellikle karşılıklı paralel iki yan saha kullanılmaktadır. 6 MV'lik enerji ile karşılıklı paralel iki yan saha ışınlamalarda 1,5 cm'de Cilt Koruyucu Etki (Skin Sparing Effect) oluşur. 5 yaşından küçük çocuklarda kafa kemiğinin kalınlığı 0,5-1 cm arasındadır. Bu durum, kafa kemiğinin yan tarafları ince olmasından dolayı çocuk hastalarda kranyum ışınlamalarda menenjial alanda düşük doz bölgesi oluşmasına neden olur. Ayrıca menenjial alanın aldığı doz skalp (saçlı deri) dozunu da doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada ALL tanılı 5 yaşından küçük daha önce 3BKRT planları yapılıp tedaviye alınmış 10 çocuk hasta seçilmiştir. Hastaların mevcut Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri kullanılarak radyasyon onkoloğu tarafından konturlama işlemi yapılmıştır. BT görüntüleri ve konturlar Elekta Precise Plan 2.12 ve Elekta CMS-Monaco v3.2 tedavi planlama sistemine aktarılarak 3BKRT ve VMAT tedavi planları yapılmıştır. VMAT tedavi tekniği ile tam ark kullanarak benzer bir plan hazırlanıp bu bölgeyi korumadan düşük doz bölgesinin tam doz alması amaçlandı. Hedef hacime öngörülen tedavi dozunu verirken riskli organların limit dozları göz önünde bulundurularak mümkün olan en düşük doz verilmeye çalışıldı. Tüm hastalara 8 fraksiyonda 12 Gy verilecek şekilde her iki tedavi planı yeniden tasarlanmıştır. 3BKRT ve VMAT tedavi teknikleri hedef hacimler ve riskli organların aldığı dozlar açısından karşılaştırılmıştır. Planlanan Hedef Hacim (Planning Target Volüm-PTV) ve beynin D_(%2), D_(%98), D_ort Gy cinsinden dozları ve planlanan dozun %107'sini (V_(%107)) alan yüzdelik hacim değeri 3BKRT ve VMAT tedavi teknikleri için karşılaştırılmıştır. Ayrıca; PTV'nin Gy cinsinden tedavi dozunun %2'sini (D_(%2)), %98'ini (D_(%98)) ve %50'sini (D_(%50)) alan doz değerleri kullanılarak Homojenite İndeksi (Homogenity Index-HI) ve Uygunluk Sayısı (Conformity Number-CN) değeri 3BKRT ve VMAT için karşılaştırılmıştır. Bir diğer hedef hacim olan Kribriform plate için ise D_ort, D_maks Gy cinsinden dozları ve tedavi dozunun %95'ini (V_(%95)) alan yüzdelik hacim değeri 3BKRT ve VMAT teknikleri için karşılaştırılmıştır. Doz volüm histogramlarından (DVH) yararlanılarak riskli organların aldığı D_maks, D_min, D_ort, D_(%2) ve D_(%98) doz değerleri her iki tedavi tekniği için karşılaştırıldı.Hedef hacimlerin (PTV, Beyin ve Kribriform Plate), Risk Altındaki Organların (Organs at Risk-OAR) ve HI-CN' nin almış olduğu; minimum, maksimum ve ortalama doz ve hacim değerleri her iki tedavi tekniği arasında karşılaştırılmıştır.Tekniklerin avantaj ve dezavantajları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. PTV'nin maksimum doz (D_(%2 )) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. PTV'nin minimum doz (D_(%98)) ortalaması değerlerinde 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,007), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. PTV'nin ortalama dozları (D_(ort )) açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,799). PTV'nin, tedavi dozunun %107'sini aldığı yüzdelik hacim (V_(%107)) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,028), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu saptanmıştır. Tedavi dozunun PTV'yi ne kadar homojen sardığını değerlendirmek için bakılan HI değerleri için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark saptanmış (p=0,005) ve VMAT tedavi tekniğiyle elde edilen HI değerleri 0'a daha yakın olduğu için VMAT tekniği, 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Aynı şekilde CN değerleri açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniğiyle elde edilen CN değeri 1'e daha yakın olduğu için VMAT tekniği, 3BKRT tekniğine kıyasla daha avantajlıdır. Beyin maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,028) ve elde edilen sonuçlara göre VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine göre daha üstün çıkmıştır. Beynin minimum doz (D_(%98)) ortalamarı değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Beynin ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p=0,646). Beynin, tedavi dozunun %107'sini aldığı yüzdelik hacim (V_(%107)) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmuş olup (p=0,028), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu görülmüştür. Kribriform plate'in maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Kribriform plate'in ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark yoktur (p=0,126). Kribriform plate'in, tedavi dozunun %95'ini aldığı yüzdelik hacim (V_(%95)) ortalamaları bakımından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=1,000). Skalp'in maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark saptanmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Skalp'in ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,415). Skalp'in aldığı düşük dozlar (D_(%98)) açısından VMAT ve 3BKRT tedavi teknikleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,508). Kiazma'nın maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,007), kiazmanın aldığı maksimum dozlar açısından 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ göz maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Aynı şekilde sol göz maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ gözün ortalama dozu 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,037), 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Benzer şekilde sol göz ortalama dozu 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmüş (p=0,005) ve 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ lens ve sol lens maksimum doz (Dmaks) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır (sırasıyla p=0,646, p=0,114). Sağ optik sinir ve sol optik sinir maksimum doz (Dmaks) ortalamaları açısından değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (sırasıyla p=0,646, p=0,959). Beyin Sapı maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,008), 3BKRT tedavi tekniği beyin sapının aldığı maksimum dozlar açısından VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda, VMAT tedavi tekniğinin hedef hacimlerin doz homojenliği ve PTV kapsamı açısından daha iyi sonuç verirken kritik organların genelinde 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha yüksek dozların elde edildiği görülmüştür. Lens radyasyona çok duyarlı bir doku olduğu için tedavi sırasında blok ya da ÇYK'ler hatta mümkünse ikisi birlikte kullanılarak korunması sağlanmalıdır. 3BKRT tekniğinde lens için koruma blokları kullanılan tedavi planlarında, lensler VMAT tekniğine kıyasla daha düşük dozlar almıştır. ALL'nin kranial radyoterapisi için planlama tekniği belirlenirken hedef hacim kapsamı ve riskli organların tolerans dozları göz önünde bulundurulduğunda hasta yaşı ve durumuna bağlı olarak radyasyon onkoloğu ile fizikçinin görüş birliğine göre kranial radyoterapide mevcut standart tedavi tekniği olarak kullanılan 3BKRT tekniğine alternatif olarak VMAT tekniğinin uygulanabilir olduğu gösterilmiştir.
Yüksek enerjili elektronlara ait dozların teknik rapor serisi 398 kalibrasyon protokolüne göre paralel plan ve silindirik iyon odaları ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; TRS 398 kalibrasyon protokolüne göre yüksek enerjili elektronların doz kalibrasyonunda kullanılan paralel plan ve silindirik iyon odalarının enerjiye ve kullanılan iyon odası tipine göre doza etkisinin incelenmesidir. TRS 398 doz kalibrasyon protokolünde 10 MeV ve üzeri elektron enerjilerinde silindirik veya paralel plan iyon odası, 10 Mev altındaki enerjilerde ise paralel plan iyon odasının kullanılması önerilmektedir. Çalışmamızda Lineer hızlandırıcı cihazında bulunan 4, 6, 9, 12 ve 15 MeV enerjiye sahip 5 farklı elektron enerjisi kullanılmış ve bu elektron enerjileri için kalibrasyon işlemleri yapılmıştır. Doz kalibrasyon işlemlerine başlamadan öncelikle cihazın tüm mekanik kontrolleri yapılmış, ardından su fantomu yardımıyla dozimetrik kontrolleri de yapıldıktan sonra ölçümlere başlanmıştır. TRS 398 doz kalibrasyon protokolüne göre referans koşullarda her bir elektron enerjisi için ayrı ayrı su fantomu taramaları paralel plan iyon odası ile yapılıp hesaplamada kullanılacak yüzde derin doz eğrileri elde edilmiştir. Daha sonra protokolde yer alan düzeltme faktörlerinin hesabı için kullanılmak üzere verilerin alınması için silindirik ve paralel plan iyon odaları ile ışınlamalar yapılıp gerekli okuma değerleri alınmıştır. Ardından silindirik iyon odası yardımıyla paralel plan iyon odasına, en yüksek enerjiye sahip elektron için çapraz kalibrasyon yapılıp, paralel plan iyon odasına ait kalibrasyon faktörü hesaplanmıştır. Bu veri ve elde edilen diğer veriler yardımıyla hem paralel plan hem de silindirik iyon odası için her enerji değerindeki elektron için suda absorbe doz verileri hesaplanmıştır. Son olarak da bu hesaplanan dozlar arasındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. Yapılan bu çalışmada elektronların kalibrasyonlarında kullanılan silindirik ve paralel plan iyon odaları ile yapılan ölçümlerdeki doz farkının silindirik iyon odası için 4 MeV için %-2.61, 6 MeV için %-0.90, 9 MeV için %-0.40, 12 MeV için %-0.15 ve 15 MeV için %0 olduğu saptanmış ve yüksek enerjiye sahip elektronlarda bu farkın az, buna karşın düşük enerjiye sahip elektronlarda ise bu farkın daha fazla olduğu görülmüştür. Çalışmamızda yüksek enerjili elektronlarda yapılan dozimetrik ölçümlerde TRS 398 numaralı protokolünde önerdiği gibi kalibrasyon işlemlerinde 10 MeV ve üstü elektron enerjileri için silindirik veya paralel plan iyon odasının kullanımın, 10 MeV altı enerjiye sahip elektronlar için ise paralel plan iyon odasının kullanımın uygun olduğu teyit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doz Kalibrasyon; TRS 398; Çapraz Kalibrasyon; Silindirik-Paralel Plan İyon Odası
Göğüs duvarında fıeld ın fıeld IMRT ve 3 boyutlu konformal tedavi planlama teknikleri kullanılarak bolus materyali etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı mastektomi sonrası radyasyon uygulaması yapılacak hastalarda bolus kullanılan fraksiyon sayıları değiştirilerek 3BKRT ve FIF IMRT tedavi teknikleri ile tedavi planları oluşturarak bolus etkisinin hedef hacim ve riskli organlar üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmamızda mastektomi olmuş 20 kadın meme kanseri hastaya tamamı boluslu, tamamı bolussuz ve 11 fraksiyon boluslu olmak üzere 6 MV enerjili foton kullanılarak 2 Gy'den toplam 25 fraksiyon 3BKRT ve FIF IMRT teknikleri kullanılarak tedavi planlamaları yapılmıştır. Toplam 7 farklı plan ile CTV, kalp, akciğer ve karşı akciğer doz ve hacim değerleri SPSS 18.0 programı ile istatistiksel analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda hedef hacim için FIF IMRT doz değerleri 3BKRT'ye göre avantajlı olduğu görülmüş ve aralarındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Bununla beraber bolus materyali kullanım sayısı arttıkça ortalama doz değerlerinin arttığı görülmüştür. Kalp ve akciğer gibi komşu organlarda 3BKRT tekniği doz ortalamaları daha düşük olduğu görülmüş ve yine bolus kullanımına bağlı olarak ortalamaların arttığı gözlenmiştir. Karşı akciğer dozunun her iki teknik için fazla değişmediği görülmüştür. Kişiden kişiye farklılık gösteren anatomik yapılar ve cerrahi operasyonlar sonucu hacimsel değişikliklerden kaynaklanan hedef hacim doz homojenitesi ve risk altındaki organ dozlarında farklılık gözlenebilir. İdeal olanı hastaya özgü tedavi uygulamasına karar vermektir. Anahtar Kelimeler: Mastektomi; Bolus; 3BKRT; FIF IMRT
Graves oftalmopatisi'nde farklı radyoterapi tekniklerinin dozimetrik karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; Graves Oftalmopatisi'nin tedavisinde Volumetrik Ayarlı Ark Terapi (VMAT) ve Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART) gibi ileri radyoterapi tekniklerinin, geleneksel Üç Boyutlu Konformal Radyoterapi (3BKRT) tekniğiyle dozimetrik açıdan karşılaştırılmasıdır. Graves Oftalmopatisi tanılı 16 hasta için 3BKRT, YART ve VMAT tedavi planları yapılmıştır. Çalışmada, daha önce 3BKRT planları yapılıp tedaviye alınmış hastalar seçilmiştir. Hastaların Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri Monaco tedavi planlama sistemine aktarılmış, YART ve VMAT planları yapılmıştır. Tüm hastalara iki hafta süresince 10 fraksiyonda 20 Gy verilecek şekilde üç farklı tedavi planı tasarlanmıştır. Konformite İndeksi (Conformity Index - CI), Homojenite İndeksi (HI), planlanan hedef hacmin (Planning Target Volume - PTV) ve risk altındaki organların (Organs At Risk - OAR) almış olduğu D05 (hacmin %5'inin almış olduğu doz), D01 (hacmin %1'inin almış olduğu doz), minimum, maksimum ve ortalama dozu ile tedavi süreleri üç farklı teknik arasında karşılaştırılmıştır. Tekniklerin avantaj ve dezavantajları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. 3BKRT, YART ve VMAT tedavi planlama teknikleri karşılaştırıldığında, hedef hacim açısından en önemli kriterlerinden konformite indeks ve homojenite indeks değerleri en iyi VMAT planlarında elde edilmiştir (p<0.001). YART tekniğindeki değerlerin ise 3BKRT tekniğindekine göre daha iyi olduğu görülmüştür (CI için p=0.000, HI için p=0.005). Monitor Unit (MU) değerleri açısından 3BKRT ile YART ve VMAT arasında 3BKRT lehine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). YART ile VMAT arasında ise YART lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p=0.003). Lens dozlarına bakıldığında, maksimum doz değerleri tüm teknikler için sınırın altındadır ve yapılan planlar arasında sadece sağ lenste YART ile VMAT planları arasında VMAT lehine anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.009). Ortalama doza bakıldığında ise 3BKRT tekniği hem YART tekniğine (p=0.003) hem de VMAT'a (p=0.002) üstünlük sağlamıştır. VMAT ile YART planları arasında ise anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Optik sinirler, lakrimal bezler ve retinalar için maksimum dozlara bakıldığı zaman, lakrimal bezlerde 3BKRT tekniği lehine anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.023); optik sinirler açısından 3BKRT ile VMAT arasında 3BKRT lehine anlamlı fark saptanırken (p<0.017), iki teknik de YART tekniğinden daha düşük dozlara sahiptir (p<0.002). Retina için yine maksimum dozlara bakıldığında YART ile VMAT arasında anlamlı bir fark bulunmazken, 3BKRT tekniği kullanılarak diğer iki tekniğe göre daha güzel sonuçlara ulaşılmıştır (p<0.023). Gözler ve kiazma için ise ortalama dozlara bakıldığında 3BKRT tekniği açık ara avantajlı olan tekniktir (p<0.013). VMAT planlarının da YART planlarına göre daha avantajlı olduğu belirlenmiştir (p<0.041). Çalışmanın sonucu olarak, YART ve VMAT tekniklerinin, 3BKRT'ye alternatif olarak uygulanabilir olduğu gösterilmiştir.
Küçük alanlarda farklı foton enerjilerine ait output faktörlerinin çeşitli dedektörler kullanılarak karşılaştırılması
Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve stereotaktik tedavi teknikleri gibi gelişmiş radyoterapi uygulamalarında sıklıkla kullanılan küçük radyasyon alanları, genel olarak 4 cm × 4 cm'den küçük boyutlu alanlar olarak kabul edilir. Küçük alanların dozimetrisi; lateral elektronik denge kaybı, dik doz değişimleri ve hacim ortalama etkisi gibi nedenlerden dolayı büyük alanlarınkine göre daha hassas ve karmaşıktır. Bunlardan lateral elektronik denge kaybı ve dik doz değişimleri ışınla ilgili problemlerdir; hacim ortalama etkisi ise dedektörle ilgilidir. Bu çalışmanın amacı, klinikte mevcut bazı dedektörler kullanılarak küçük alanlarda output ölçümleri için bu dedektörlerden hangilerinin daha uygun olduğunu belirlemektir. Çalışmada TLD ve farklı hacimlerde beş adet iyon odası kullanılmış olup, referans derinlikte (d=10 cm) ve farklı alan boyutları için 6 MV ve 18 MV foton enerjilerinde output ölçümleri alınmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen veriler 10 cm × 10 cm referans alan boyutunun output değerine normalize edilerek output faktörü (OF) değerleri bulunmuştur. Output faktörlerinin istatistiksel analizi SPSS programında, Friedman testi uygulanarak yapılmıştır. Her iki enerji için dedektörleri 6'lı ve 4'lü gruplar halinde karşılaştırdığımızda çok küçük ve konvansiyonel küçük alanların OF değerleri arasında anlamlı farkın olduğu saptanmıştır. Büyük alanlarda (≥4×4 cm2) dedektörlere ait OF değerlerinin standart sapması 6 MV için %3'ten küçük, 18 MV için de %2'den küçüktür. Alan boyutu küçüldükçe (<4×4 cm2) dedektörlerin OF değerleri arasındaki fark giderek artmaktadır. Özellikle çok küçük alanlarda (≤1,5×1,5 cm2) standart sapmalar 6 MV için %10'a, 18 MV için %9'a kadar artmıştır. Mini dedektörler (CC01 ve CC04) mikro dedektörlere (TLD) göre daha büyük hacimli olmasına rağmen hava eşdeğeri yoğunlukta duvar materyaline sahip oldukları için çok küçük alanlardaki OF değerleri her iki enerjide de daha büyüktür. Böylece küçük alan OF ölçümleri için kullanılacak en ideal dedektörün "en küçük hacimli" dedektör olduğunun söylenemeyeceği ve dedektör seçiminde dedektörlerin etkin ölçüm hacminin yanı sıra yapı materyalinin özelliklerinin de göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Radyasyon Dedektörleri; Küçük Alan Dozimetrisi; Output Faktörü
Monte carlo algoritması kullanılan tedavi planlama sisteminde yoğunluk ayarlı radyoterapi ile tüm kemik iliği ışınlaması
Bu çalışmanın amacı; tüm kemik iliği ışınlaması (TKİ) için yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) etkinliğinin uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Kemik iliği kanseri, vücutta bağışıklık sisteminin en önemli parçası olan plazma hücrelerinde başlar. Kanserleşme sonucunda plazma hücreleri faydalı işlevi olmayan paraprotein denilen tek tip antikor üretir. Bu anormal hücreler kendilerini kopyalamak için bölünerek çoğalırlar. Bu sayede anormal hücrelerin sayısı fazlalaşır. Bunlara miyelom hücreler de denilmektedir (1). Kemik iliği kanserinin tedavisi genel olarak kemoterapi ve kemik iliği (kök hücre) naklidir. Bu işlemler genellikle radyoterapi ile birlikte uygulanmaktadır. Günümüzde bunlara ek olarak akıllı moleküller de kullanılmaktadır. Bahsi geçen bu moleküller akıllı moleküllerdir ve akıllı moleküller hedefe odaklanarak sadece kanser hücresine ulaşan ve o hücreyi yok eden bir tedavi şeklidir (1). Çalışmamızda Beyin Tümörü tanısı konan 10 hastanın YART tedavi planları oluşturulmuştur. YART planları tüm vücudu kapsayacak şekilde (alt ve üst ekstremite kemikleri yarısına kadar) 6 MV foton enerjisi ile oluşturulan 3 tedavi alanında (baş ve boyun, göğüs ve pelvis) olmak üzere 3 parsiyal ark (baş ve boyun planı için çift ark) ışınlamasından oluşmuştur. Tedavi dozları günlük fraksiyon başına 2 Gy'den 12 Gy olarak tanımlanmıştır. YART tekniği ile elde ettiğimiz tedavi sonuçları; risk altındaki organların dozları ve tedavinin uygulanabilirliği açısından değerlendirilmiştir. Planlama sonunda PTV hacminin tanımlanan dozun %95'ini alması sağlanmıştır. 3 PTV için de ölçülen D99, D1, Dmean, Dmax ve Dmin değerlerimiz belirlenmiştir. Bu değerlerin ortalamaları sırası ile değerlerinin ortalamaları sırası ile 11.4, 13.6, 12.9, 14.2 ve 7.1 olarak bulunmuştur. Bu verilerin sonucu olarak çalışmamızda belirlenen PTV'lerde ideale yakın bir DVH elde elde edilmiştir. Risk altındaki dozların Dmean, D1 ve D99 değerlerine bakıldığında 12 Gy'lik ışınlamada Dmeanler için beyin 9.7, kalp 8.7, gözler 11, böbrekler 9.2, akciğerler 9.2, karaciğer 8.9, bağırsaklar 8.9, lensler 8.7 ve ağızboşluğu 8.9 Gy değerlerinde dozları, D1'lerine bakıldığında beyinin 13.1, kalbin 12.9, gözlerin 12.8, böbreklerin 12.8, akciğerlerin 13.1, karaciğerin 13, bağırsaklerın 13.0, lenslerin 10.2 ve ağızboşluğunun 12.8 Gy değerinde dozları, D99'larına bakıldığı zaman ise beyinin 3.7, kalbin 4.1, gözlerin 7.4, böbreklerin 5.6, akciğerlerin 3.9, karaciğerin 4.5, bağırsaklerın 4.2, lenslerin 6.1 ve ağızboşluğunun 4.4 Gy değerlerinde dozları aldıkları bulunmuştur. Bu durum verilen 12 Gy'lik dozun 3 boyutlu konformal radyoterapi uygulaması yapıldığı zaman, bu dozun iki yan sahadan verilmesi sonucunda risk altındaki organların dozun tamamını alması YART tekniğinin alınan dozlar bakımından üstün olduğunu kanıtlamaktadır. Çalışmamızda hesaplanan homojenite indeks değerlerinin 1'e yakın bulunması PTV'nin tanımlanan doz tarafından ne kadar homojen sarıldığının bir göstergesi ve konformite indekslerinin de 0'a yakın bulunması tedavi dozuna ait izodozun hedef hacmi ne kadar iyi sardığının bir göstergesi olmuştur. Çalışmamızda elde edilen sonuçlar, kliniğimizde bulunan tedavi planlama sistemleri kullanılarak hazırlanan YART planlarının uygulanabilir olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kemikiliği; Radyoterapi; YART; TKİ
Yumuşak doku sarkomlarında 3 boyutlu konformal radyoterapi planlaması ile yoğunluk ayarlı radyoterapi YART) ve hacimsel ayarlı ark tedavi planlamalarının dozimetrik olarak karşılaştırılmaları
Bu tez çalışması yumuşak doku sarkomu tanılı hastalara klinik rutin de uygulanan üç boyutlu konformal radyoterapi tekniği yerine, sabit gantri açılı radyoterapi (YART) ve volumetrik (hacimsel) ayarlı ark (VMAT) tedavi tekniklerinin uygulanabilirliği, risk altındaki organ ve normal dokuların bu yöntemlerle korunabilir olup olmadığı açısından incelenmesi için yapılmıştır. Yumuşak doku sarkomlarında tedavi tek başına cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi kombine şeklinde uygulanabilir. Sarkomların radyodirençli tümörler olması nedeni ile radyoterapi de etkin yüksek dozlara çıkıldığı için tedavi sonrası hasta yaşam standartlarını olumsuz etkileyecek ya da ikincil hastalıklar doğurabilecek durumlar oluşabilir. Genellikle ekstremite yerleşimli olan yumuşak doku sarkomlarında ekstremite koruyucu cerrahi tedavilere zemin hazırlayabilmek için neoadjuvan radyoterapi tercih edilmektedir. Gelişen teknolojinin hızla yayılması radyoterapi planlamasını da etkilemiştir. Üç boyutlu konformal (3BKRT) tedaviye göre daha hızlı ve kolay olması, ayrıca çok alan (5-9) kullanarak daha iyi homojenite ve konformite sağlaması dolayısıyla yoğunluk ayarlı tedavi yöntemlerini bir adım öne çıkarmıştır. Çalışmamızda ön arka karşılıklı 6 megavolt foton enerjileri kullandığımız konformal planlar ile yine 6 megavolt foton enerjili 7 alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniği ve 2 parsiyel arkdan oluşan hacimsel ark tedavi teknikleri 10 hasta için neoadjuvan radyoterapi planlanmıştır. Hastalara günlük 2 gray dozdan 25 fraksiyon da toplam 50 gray doz verilmiştir. Üç tekniğin normalize edilmiş verileri karşılaştırıldığında klinik hedef volüm (CTV)'nin %95'nin aldığı doz (CTV95) açısından teknikler arasında 3BKRT-YART (p=0.285), 3BKRT-VMAT (p=0.333), YART-VMAT (p=0.919) anlamlı fark görülmemiştir, CTVmean dozları için 3BKRT-YART (p=0.575), 3BKRT-VMAT (p=0.285), YART-VMAT (p=0.213) değerleri bulunmuş, aralarında anlamlı fark görülmemiştir. Planlanan hedef volüm (PTV) için homojenite indeks (HI) değerleri 3BKRT-YART (p=0.093), 3BKRT-VMAT (p=0.028), YART-VMAT (p=0.333) şeklinde bulunmuş, sadece 3BKRT ve VMAT teknikleri arasında anlamlı fark görülmüştür VMAT tekniği avantajlı bulunmuştur. Konformite indeks (CI) değerlerinde ise 3BKRT-YART (p=0.005), 3BKRT-VMAT (p=0.005), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Sağlıklı dokulardan kemik için Dmean değerleri 3BKRT-YART (p=0.646), 3BKRT-VMAT (p=0.169), YART-VMAT (p=0.114) şeklinde bulunmuş ve anlamlı fark gözlenmemiştir. V40 değerleri 3BKRT-YART (p=0.037), 3BKRT-VMAT (p=0.009), YART-VMAT (p=0.007) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V50 değerleri 3BKRT-YART (p=0.005), 3BKRT-VMAT (p=0.005), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Cilt dozları değerlendirildiğinde Dmean değerleri 3BKRT-YART (p=0.028), 3BKRT-VMAT (p=0.386), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART, YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V20 değerleri 3BKRT-YART (p=0.007), 3BKRT-VMAT (p=0.093), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, YART>3BKRT, VMAT>YART şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V30 değerleri 3BKRT-YART (p=0.646), 3BKRT-VMAT (p=0.093), YART-VMAT (p=0.013) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Çalışmadan elde edilen veriler yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri açısından hem hedef hacimlerde hem de kritik yapılar üzerinde daha avantajlı sonuçlar vermektedir. Anahtar kelimeler : Yumuşak Doku Sarkomu; 3BKRT; YART; VMAT
Tüm cilt elektron ışınlamalarında TLD ve diyot dozimetreler kullanılarak yapılan in vivo doz ölçümlerinin insan fantomu üzerinde dozimetrik karşılaştırılması
Tüm cilt elektron ışınlamalarında (TSEI); geniş tedavi yüzeyleri, uzak kaynak cilt mesafeleri (KCM) ve uzun fraksiyonasyon şemaları kullanılmasından dolayı verilen dozun doğruluğu in-vivo dozimetri sistemleri kullanılarak saptanmalıdır. Bu çalışmanın amacı Stanford tekniği kullanarak yapılan TSEI'da TLD ve yarı iletken diyot dedektör in-vivo dozlarının karşılaştırılması ve rutin kullanımlara uygun olan dozimetri sisteminin belirlenmesidir. TLD ve diyot dedektörlerle yapılan doz profil ölçümleriyle Stanford tekniği uygulanmakta olan TSEI'larında 90±19o olan tedavi açısı doğrulanmıştır. TLD kalibrasyonu yapılmıştır. Diyot kalibrasyonu için elde edilen paralel plan iyon odası doz okumalarından MU başına cGy değeri hesaplanmıştır. Stanford tekniği kullanılarak her bir alan için 55 MU doz verilmiş ve toplam 12 alan ile tam tedavi uygulanmıştır. İnsan fantomu üzerinde belirlenen 17 farklı cilt noktasında tam tedavi uygulanarak TLD ve diyot detektörle in-vivo doz ölçümleri alınmıştır. Ortalama cilt dozları TLD ve diyot için sırasıyla: 119 ve 118 cGy olarak bulunmuştur. Elde edilen TLD ve diyot in-vivo doz sonuçları biribiriyle karşılaştırılmış ve tedavi dozuna (120 cGy) yakınlıkları kıyaslanmıştır. Her iki dozimetri sistemiyle ölçüm yapılan noktaların aldıkları dozlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda klinik uygulamalarda TSEI tedavilerinde her iki dozimetri sisteminin de kullanılabileceği uygun görülmüştür.
Meme kanseri nedeni ile radyoterapi uygulanan olgularda radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişikliklerinin tanımlanması, klinik ve dozimetrik faktörler ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç Meme kanseri nedeni ile radyoterapi (RT) uygulanan olgularda akciğerde oluşan radyasyona bağlı değişikliklerin detaylıca tanımlanarak radyasyon pnömonisi/fibrozisi (RP/F) açısından derecelendirilmesi ve bu bulguların klinik ve tedavi özellikleri ile ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda 2005-2013 yılları arasında meme kanseri nedeni ile RT uygulanan 76 olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Onkolojik tedavileri tamamlandıktan sonra rutin takibe alınan olgular radyasyon pnömonisi (RP) açısından sorgulanmış ve takip döneminde elde olunan toraks bilgisayarlı tomografi (BT)'leri radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişiklikleri açısından detaylıca incelenmiştir. Yetmiş altı olguya ait toplam 116 toraks BT'si mediasten penceresinde 350/50 Hounsfiel Unit (HU), parankim penceresinde ise 1200/-600, 800/-800, 1800/-600 HU'ları ile değerlendirilmiştir. Toraks BT'ler detaylıca buzlu cam, septal kalınlaşma, konsolidasyon/yamasal opasite değişikliği/alveoler infiltrasyon, subplevral hava kisti, hava bronkogramı, parankimal bant, traksiyon bronşiektazisi, plevral/subplevral kalınlaşma ve volüm kaybı bulguları açısından incelenmiştir. Radyolojik RP/F meme kanseri tanılı olgularda kullanılabilir bir sistem olan Nishioka sınıflama sistemine göre derecelendirilmiştir. Derece 0, RT alanında anlamlı değişiklik olmaması; Derece 1, RT alanında plevral kalınlaşma; Derece 2, RT alanının <%50'sinde pulmoner değişiklikler (plak benzeri, heterojen dansite gibi) ve Derece 3, RT alanının >%50'sinde pulmoner değişiklikler olarak sınıflandırılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede tanımlayıcı analizler ve bağıntı analizleri IBM SPSS 22.0 programı ile yapılmış ve bağıntı analizleri için Spearman testi kullanılmıştır. Bağıntı katsayısı (rs) -1 ile +1 arasında olup p<0,05 istatistiksel anlamlı değer olarak kabul edilmiştir. Bulgular Ortanca yaşı 53 olan olguların %70'ine modifiye radikal mastektomi operasyonu uygulanmış, %58'i invaziv duktal karsinom histolojisinde, %93'ü evre II-III'dür. RT, tüm olgularda meme/göğüs duvarı ve bölgesel lenfatiklere uygulanmıştır. Ortanca takip süresi 49 ay olan olguların hiçbirinde oksijen veya steroid gerektiren klinik RP gözlenmemiştir. Toraks BT değerlendirmelerinde, tüm zaman aralıklarında en sık görülen radyolojik bulgu buzlu cam olup bunu plevral/subplevral kalınlaşma ve septal kalınlaşma takip etmektedir. Tek değişkenli analizde; RT sonrası 1-6 aylık dönemdeki toraks BT değerlendirmelerinde 53 yaşından büyük veya aromataz inhibitörü kullanan olgularda Nishioka RP/F derecesinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (rs=0,42 ve rs=0,663; p=0,012 ve p=0,000). Doz volüm histogram (DVH) parametreleri ipsilateral akciğere ait olup akciğerdeki radyolojik radyasyon hasarıyla arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; V5 için >%30 (rs=0,73 ve p=0,000) ve >%44 (rs=0,49 ve p=0,025); V20 için >%15 (rs=0,56 ve p=0,01), >%20 (rs=0,64 ve p=0,002), >%30 (rs=0,51 ve p=0,02) ve >%33 (rs=0,48 ve p=0,02); V40 için >%24 (rs=0,51 ve p=0,02) ve ortalama akciğer dozu (OAD) içinse >16 Gy (rs=0,51 ve p=0,02) olması ile 13-18 ay takip dönemindeki toraks BT Nishioka RP/F derecelerinin doğru orantılı olarak arttığı gözlenmiştir. Benzer olarak V5 için >%30 (rs=0,37 ve p=0,037) ve V20 için >%15 (rs=0,39 ve p=0,028) olması durumunda 18 ay sonrası takip dönemindeki toraks BT'lerinde Nishioka RP/F derecesi daha yüksek bulunmuştur. Sonuç Çalışmamızda 1-6 aylık takip dönemindeki değerlendirmelerde; klinik faktörlerden ileri yaş veya aromataz inhibitörü kullanımının Nishioka RP/F şiddetini arttırdığı saptanmıştır. DVH parametrelerinde ise; takip toraks BT incelemelerinde 13-18 aylık dönem için V5, V20, V40 ve OAD, 18 ay sonrası takip dönemi için ise V5 ve V20 değerleri Nishioka RP/F derecesiyle ilişkili bulunmuştur. Klinik pratikte kullandığımız bu DVH parametrelerinin geç dönemde (>12 ay) oluşan radyolojik akciğer hasarında yol gösterici oldukları saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Radyoterapi; radyasyon pnömonisi/fibrozisi; Nishioka sınıflama sistemi
Meme kanseri ışınlamalarında oluşan cilt dozlarının termolüminesans dozimetre ve tedavi planlama sistemi ile değerlendirilmesi
Postmastektomi radyoterapide cildin minumum etkin dozu alması ve bu dozun tedavi sırasında termoluminens dosimetri (TLD) ile doğrulanması hem etkinlik hem de toksisite için önemlidir. Modern radyoterapi planlama sistemleri hastadaki dozu çoğu durumda doğru hesaplayabilirken yapılan çalışmalar sonucu ciltte ve cilde yakın yerlerde doz tahminini yanlış hesaplandığı görülmüştür. Bu çalışmanın amacı TPS' nin hesapladığı cilt dozlarını TLD' lerin ölçtüğü cilt dozlarıyla karşılaştırmaktır. Çalışma 6 MV (megavolt) boluslu, 6 MV bolussuz, 4 MV boluslu ve 4 MV bolussuz göğüs duvarı ışınlamaları olmak üzere 4 farklı koşul için 13 farklı hasta üzerinde yapılmıştır. Çalışmada, her bir hasta için bilgisayarlı tomografi çekimi sırasında radyoopak işaretleyicilerle belirlenmiş olan 11 farklı anatomik noktanın TPS' de hesaplanan doz değerlerinin skar ve cilt için ortalamaları aynı noktalara yerleştirilmiş olan TLD' lerin ölçtüğü doz değerlerinin skar ve cilt için ortamaları ile karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda kullandığımız her iki sistem ile elde edilen ortalama cilt dozlarının incelenen dört koşul için birbirine yakın olduğu belirlenmiştir. Aynı şekilde her iki sistem ile elde edilen ortalama skar dozlarının da dört koşul için de birbirine benzer olduğu görülmüştür. 4 MV boluslu ışınlama koşulunda TLD ortalamaları reçete dozuna TPS ortalamalarına göre daha yakın çıkmış olup istatistiksel anlamlı fark vardır.Bu farkın bu koşulda yeterli veri olmamasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Diğer üç koşulda skar ve cilt için edilen TLD ve TPS dozları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Bu veriler doğrultusunda lokal ve bölgesel nükslerin önlenmesi için eksik doz oluşmaması ve cilt reaksiyonlarının oluşmasını önlememizi sağlayacak kadar düşük maksimum dozlar içermesi bakımından 6 MV boluslu ve 4 MV boluslu ışınlama koşullarının göğüs duvarı ışınlamalarında kullanılmasının uygunluğu tekrar kanıtlanmıştır.
Mastektomi sonrası sol meme kanserli olgularda modern tedavi planlama tekniklerinin dozimetrik karşılaştırılması
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Meme kanserinde radyoterapi, hem küratif hem de palyatif olarak uygulanabilmektedir. Meme kanseri tedavisi için radyoterapide büyük gelişmeler olmaktadır. Bu gelişmeler, planlanan hedef hacmin maksimum dozu alması sağlanırken, aynı zamanda çevresindeki sağlıklı dokuların minimum dozu almasını amaçlar. Bu çalışmanın amacı; mastektomi sonrası sol meme kanserli 10 hastada alan içinde alan field in field-FIF) ve volumetrik ayarlı ark terapi (volumetric modulated arc therapy-VMAT) teknikleri kullanılarak uygulanacak en uygun tedavi tekniğinin belirlenmesidir. Çalışmada, iki teknikte de her bir hasta için her fraksiyonunda göğüs duvarına 0.3 cm bolus eklenerek doz hesaplatılması yapılmıştır. Oluşan tedavi planlarından doz hacim histogramları (dose volume histogram-DVH) yardımıyla planlanan hedef hacmin planning target volume-PTV) ve risk altındaki sağlıklı dokuların aldığı dozlar belirlenmiştir. Her iki planlama için toplam monitör ünit (MU) değerleri hesaplanmıştır. Planın kalitesi için homojenite indeksi (homogeneity index-HI) ve uygunluk sayısı (conformation number-CN) hesaplanmıştır. Doz dağılımı açısından istatistiksel bir fark olup olmadığını incelemek için istatistiksel çalışma yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda veriler incelendiğinde, PTV' nin homojen doz dağılımı için VMAT tekniğinin FIF tekniğine oranla daha iyi, toplam MU için ise FIF tekniğinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. En ideal HI ve CN değerlerine sahip planlama tekniğinin VMAT olduğu görülmüştür. Risk altında kalan sağlıklı dokulardan kalbin, brakiyal pleksus' un ve integral dozun Dmean'i, sol akciğerin V5'i, tüm akciğerin, sağ memenin, tiroidin ve özofagusun FIF tekniğinde daha iyi korunduğu görülmüştür. Kalbin ve sol akciğerin V20'sinin ve sol inen koroner arter (left anterior descending-LAD)'in Dmean'inin aldığı dozun her iki teknikte birbirine yakın olduğu, LAD'ın, brakiyal pleksusun ve integral dozun Dmaks'ının aldığı dozun VMAT tekniğinde daha az olduğu görülmüştür.
Mide adenokarsinoma tanısı ile radyoterapi uygulanan hastaların prognostik faktörlerinin retrospektif değerlendirmesi
Mide kanserinde erken tanı konulduğunda tedavi şansı yüksektir. Uygun cerrahi rezeksiyon kür amaçlı tedavinin ilk basamağı olmakla birlikte ileri evre rezektabl hastalıkta hastaların cerrahinin ötesinde ek tedavi gereksinimi vardır. Adjuvan kemoradyoterapinin, yan etkilerine rağmen, genel sağkalımı uzattığı bildirilmiştir. Bu çalışmada cerrahi sonrası adjuvan radyoterapi ve kemoterapi uygulanan 122 mide kanseri tanılı hastanın verileri gözden geçirildi. Sırası ile 2 yıl için ve 5 yıl için genel sağkalım oranları % 59 ve % 34, hastalıksız sağkalım oranları % 58 ve % 35, lokal ve bölgesel hastalıksız sağkalım oranları % 89 ve % 79, sistemik metastazsız sağkalım oranları ise % 61 ve % 36 olarak bulundu. Hastalığın tedavisinde konusunda deneyimli ekiplerce yapılacak multi-disipliner yaklaşımın sağlayacağı genel sağkalım faydasının yeni sistemik ajanlarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Prostat kanseri tanısı ile radikal radyoterapi uygulanan hastaların tedavi sonuçlarının retrospektif değerlendirmesi
İnönü Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi AD'na Mayıs 2004- Mayıs 2010 tarihleri arasında prostat adenokarsinoma tanısı alarak başvuran hastalar arasında radikal radyoterapi almış 57 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir.Tanı yöntemi, tümör evresi, neoadjuvan ve/veya adjuvan hormonoterapi, perinöral invazyon, lenf nodu tutulumu, seminal vezikül invazyonu, ekstraprostatik yayılım, Gleason skoru, başlangıç PSA düzeyi değerlendirilmiştir.Medyan yaş 67 (48-81)'dir. Hastaların tanı anındaki PSA değeri medyan 39.9 (4-150) ng/ml'dir. Oniki hastada (% 21.1) PSA ?10ng/ml ,19 (% 33.3) hastada PSA 10-20 ng/ml ve 26 (% 45.6) hastada PSA ? 20 ng/ml olarak bulunmuştur.Tüm hastaların patolojik tanısı adenokarsinomdur.İki hasta (% 3.5) Evre I, 48 hasta (% 84.2) Evre II, 4 hasta (% 7) Evre III ve 3 hasta (% 5.3) Evre IV'tür.Medyan Gleason değeri 6 (3-10)'dır. Yirmibeş hastada (% 43.8) Gleason skoru 7'nin altında, 11 hastada (% 19.4) Gleason skoru 7'nin üzerinde, 21 hastada (% 36.8) Gleason skoru 7 olarak değerlendirilmiştir.Olguların tedavi öncesi PSA değerleri, Gleason skoru ve klinik evreleri göz önüne alınarak National Comprehensive Cancer Network (NCCN)'e göre üç risk grubu belirlenmiştir. Buna göre olgular düşük risk (Tlc-2a ve Gleason ?6 ve PSA<10 ng/ml), orta risk (T2b, T2c ve Gleason =7, PSA 10-20 ng/ml) ve yüksek risk (T3 veya Gleason ?8 veya PSA> 20 ng/ml) gruplarına ayrılmıştır. Risk gruplarına göre dağılım; 8 (% 14) hasta düşük, 42 hasta (% 73.7) orta ve 7 hasta (% 12.3) yüksek risk grubu şeklindedir.Kırkiki (% 73.7) hastaya transrektal iğne biyopsisi (TRİB), 15 hastaya (% 26.3) transüretral rezeksiyon (TURP) uygulanmıştır.Histopatolojik özellikler değerlendirildiğinde 5 (% 8.8) hastada ekstraprostatik yayılım, 4 (% 7) hastada seminal vezikül invazyonu, 2 (% 3.5) hastada bölgesel lenf nodu tutulumu ve 22 (% 38.6) hastada perinöral invazyon mevcuttur.Yirmisekiz hastada (% 49) prostat karsinoma dışında hipertansiyon, diabetes mellitus, iskemik kalp hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, böbrek yetmezliği gibi ek hastalık öyküsü bulunmaktadır.Radyoterapi öncesi ortalama hemoglobin değeri 13,4 gr/dl, ALP düzeyi 143 ve LDH düzeyi 256 olarak belirlenmiştir.Üç boyutlu konformal radyoterapi 38 (% 66.7) hastaya uygulanmıştır. Ondokuz hasta (% 33.3) konvansiyonel yöntemle tedavi edilmiştir.Yirmiüç hastaya (% 40.4) pelvik radyoterapi, 8 (% 14) hastaya prostat yatağına yönelik radyoterapi, 26 (% 45.6) hastaya prostat ve seminal veziküllere yönelik radyoterapi uygulanmıştır.Ellialtı hastaya ortalama 68 Gy eksternal radyoterapi uygulanmıştır. Bir hasta 36 Gy radyoterapi uygulandıktan sonra tedaviye devam etmemiştir.Kırkdokuz (% 86) hastaya neoadjuvan hormonal tedavi, 51 (% 89.5) hastaya adjuvan hormonal tedavi uygulanmıştır. Kırkdokuz hasta (% 86.0) neoadjuvan ve adjuvan hormonal tedavi almıştır. Bir hastaya (% 1.7) sistemik kemoterapi uygulanmıştır.Beş yıllık genel sağkalım %80, hastalıksız sağkalım % 79 olarak bulunmuştur.Genel sağkalım açısından Gleason skoru (p=0.024), ekstraprostatik yayılım (p=0.0001), seminal vezikül invazyonu (p=0.0001), perinöral invazyon (p=0.04), risk grupları (p=0.0001) ve tümör evresi (p=0.008) ele alındığında her iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Hastalıksız sağkalım açısından başlangıç PSA düzeyleri (p=0.047), Gleason skoru (p=0.007), seminal vezikül invazyonu (p=0.0001), ekstraprostatik yayılım (p=0.0001), lenf nodu tutulumu (p=0.004), risk grubu (p=0.0001), tümör evresi (p=0.0001) ele alındığında her iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Neoadjuvan ve adjuvan hormonal tedavinin genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım üzerinde olumlu etkisi gösterilememiştir.Çok değişkenli analiz sonucunda genel sağkalım açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmezken hastalıksız sağkalıma göre evre (p=0.047, p<0.05) anlamlı sonuç vermiştir.Sonuç olarak verilerimiz literatür verileri ile uyumludur.
Larenks kanseri tanısı ile radyoterapi uygulanan hastaların prognostik faktörlerinin retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Larenks kanserlerinin tüm kanserler arasında görülme sıklığı erkeklerde % 2.2, kadınlarda %0.4 olmasına rağmen baş ve boyun bölgesi kanserleri içinde en sık görülenidir ve tüm baş ve boyun kanserlerinin %25'ini oluşturur. Bu çalışmayla hastaya, tümöre ve tedaviye bağlı prognostik faktörlerin, lokal ve bölgesel kontrol, genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'na Kasım 2002 ile Mayıs 2010 tarihleri arasında başvuran larenks yassı hücreli karsinoma tanısı ile cerrahi operasyon yapılmış, adjuvan radyoterapi uygulanmış 46 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaşı, tümör diferansiasyonu, tümör evresi, T evresi, N evresi, tümör yerleşimi, lenfovasküler invazyon, perinöral invazyon, kapsül invazyonu, cerrahi sınır, kartilaj tutulumu, tedaviye ara verme ve eşzamanlı kemoterapi uygulaması değerlendirilmiştir.Bulgular: Medyan yaş 59 (37-80), 44 hasta erkek (% 97) 2 hasta kadın (% 4)'dır. Yaşı 60 ve üzerinde 25 hasta (%54) 60 ve altında 21 hasta (%46) mevcuttu. Tümör diferaniyasyonu, histopatolojik değerlendirmeye göre 6 vaka (%13) iyi diferansiye, 32 vaka (%70) orta derecede diferansiye ve 8 vakada (%17) az diferansiye olarak bulundu. Onbeş hasta (%33) evre III ve 31 hasta (%67) evre IV dür. Dört hasta (%9) T2 evre, 16 T3 evre (%35) ve 26 hasta (%57) T4 evre olarak değerlendirildi. 23 hasta N0 (%50) ve 23 hastada (%50) N1-2 evre idi.Histopatolojik özellikler değerlendirildiğinde 9 hastada (%20) cerrahi sınırda tümör devam etmekteydi, 5 hastada (%11) cerrahi sınıra yakın tümör, 30 hastada (%65) kartilaj invazyonu, 13 hastada (% 28) lenfovasküler invazyon, 8 hastada (%17) perinöral invazyon ve 3 hastada (%7) kapsül invazyonu mevcuttu. Hastaların yarısında tümör glottik bölgede kalan yarısında ise supraglottik bölgede yerleşmişti.Sekiz hastada (%17) larenks karsinoma dışında ek bir hastalık mevcuttur. Üç hastada hipertansiyon ve iskemik kalp hastalığı, bir hastada kronik obstrüktif akciğer hastalığı, bir hastada glokom, bir hastada geçirilmiş tüberküloz, bir hastada surrenal adenomu ve bir hastada geçirilmiş mide operasyonu öyküsü bulunmaktaydı.Hastaların tümünde sigara kullanım öyküsü mevcuttu. 17 hasta (%17) 40 paket/yıl/gün, 16 hasta (%16) 30 paket/yıl/gün, 12 hasta (%26) 20 paket/yıl/gün, 1 hasta (%2) 10 paket/yıl/gün sigara kullanmıştır.Hastaları tümü konvansiyonel yöntemle tedavi edilmiştir. 44 hastaya ortalama 66 Gy eksternal radyoterapi uygulanmıştır. İki hasta tedaviye devam etmediğinden bu hastalara 46 Gy eksternal radyoterapi uygulanmıştır. Yedi hastaya eşzamanlı kemoterapi ve iki hastayada adjuvan kemoterapi uygulanmıştır.Sonuçlar: Beş yıllık genel sağkalım %66 ve hastalıksız sağkalım %67 olarak bulunmuştur. Genel sağkalım üzerine N evresi (p=0.0001), kapsül invazyonu (p=0.026) ve kartilaj tutulumunun (p=0.047) önemli olduğu tespit edildi. Hastalıksız sağkalım açısından ise N evresi (p=0.0001) ve kapsül invazyonu (p=0.034) önemliydi. Çok değişkenli analiz sonucunda hem genel sağkalım hem de hastalıksız sağkalım üzerine N evresinin etkisi (p=0.0001, p<0.05) istatistiksel olarak anlamlıydı.Anahtar kelimeler: Radyoterapi, larenks kanseri, genel sağkalım, hastalıksız sağkalım
Stereotaktik beyin radyoterapisi uygulanan vakalarda yapay zeka ile yanıt tahminleme
Stereotaktik Beyin Radyoterapisi Uygulanan Vakalarda Yapay Zekâ İle Yanıt Tahminleme. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Tıpta Uzmanlık Tezi, Eskişehir, 2025. Bu çalışmada beyin metastazlı (BM) hastalarda Stereotaktik Beden Radyoterapisi (SBRT) öncesi elde edilen T1 ve T2 sekans manyetik rezonans görüntülemeden (MRG) çıkarılan radyomik (RM) özelliklerin yapay zekâ (YZ) modelleri ile tedaviye yanıtını öngörme potansiyelini değerlendirmeyi amaçladık. Ocak 2015- Mart 2023 tarihleri arasında BM nedeni ile SBRT uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi. Toplamda SBRT uygulanan 91 BM verisi toplandı. BM tanısı sonrası hastalar medyan 27Gy/3fr olacak şekilde SBRT aldı. Yanıt değerlendirme amacı ile hastaların 3. ve 6.ay kontrastlı beyin MRG yapıldı. Yanıt değerlendirme Response Assesment in Neurooncology-Brain Metastases (RANO-BM) kriterleri göre 4 gruba ayrıldı. Tam ve parsiyel yanıtlı hastalar yanıt veren grup ve stabil ve progrese olan hastalar ise yanıt vermeyenler olarak iki gruba ayrıldı. Veriler %70 eğitim seti ve %30 test seti olmak üzere rasgele ayrıldı. Modellerinin eğitim sonuçlarını ayrıntılı olarak belirlemek için doğruluk, geri çağırma, kesinlik ve kesinlik ve geri çağırma değerlerinin harmonik ortalamasını gösteren F1 skoru kullanıldı. Yanıt ile ilişkili seçilen RM özellikler Multi Layer Perceptron (MLP) ve Adaptive-Network Based Fuzzy Inference Systems (ANFIS) gibi yapay sinir ağları (ANN) tabanlı bir derin öğrenme (DÖ) algoritması ile oluşturulan modellerde yanıt tahminleme açısından değerlendirildi. Sonuçta T1 ve T2 sekans eğitim veri setinde hem ANFIS hem de MLP modellerinin performansları oldukça iyi iken test grubunda ise T1sekansda MLP-1ve ANFIS-1 modelleri (F1 score:0,74 vs. 0,72) anlamlı RM'leri iyi bir performansla tahmin etmiştir. T2 sekansta ise MLP-1, ANFIS-1 ve ANFIS-2 modelleri (F1 score:0,74 vs. 0,82 vs. 0,86) performansları iyi sonuçlanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada, MRG tabanlı RM özellikler ile makine öğrenmesi (MÖ) modellerinin, BM'nda erken SBRT yanıtını ayırt edici doğrulukla tahmin edebildiği gösterilmiştir. Bulgularımızın, çok merkezli çalışmaları teşvik etmek ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına ilgiyi artırmak için literatüre önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir.
Küratif radyoterapi uygulanan inopere baş boyun kanserli hastalarda yapay zekâ ile yanıt tahminleme
Bu çalışmada inopere baş boyun kanserli (BBK) hastalarda küratif radyoterapi (RT) öncesi çekilen planlama Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntülerinden çıkarılan radyomik özellikler, planlama BT'si üzerinde oluşturulan RT planlarından çıkarılan dozyomik ve klinik özellikler kullanılarak yapay zekâ (YZ) modelleri ile tedavi yanıtı öngörme potansiyeli araştırıldı. Eylül 2015-Şubat 2024 tarihleri arasında BBK nedeniyle RT uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi. RT ile tedavi edilen toplam 129 hastaya ait BBK verisi toplandı. Tedavi yanıtı, RT sonrası 3–6. ayda yapılan BT, Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ve Pozitron Emisyon Tomografisi (PET-BT) görüntülemeleriyle değerlendirildi. Tam yanıt ve parsiyel yanıt gösterenler yanıtlı, stabil ve progresif özellik gösterenler yanıtsız olarak iki gruba ayrıldı. Veriler rastgele %70 eğitim ve %30 test seti olacak şekilde ayrıldı. Modellerin performansını ayrıntılı biçimde değerlendirebilmek için doğruluk (accuracy), kesinlik (precision), duyarlılık (recall) ve duyarlılık ile kesinlik değerlerinin harmonik ortalamasını gösteren F1 skoru kullanıldı. Yanıt ile ilişkili seçilen radyomik, dozyomik ve klinik özellikler, makine öğrenmesi (MÖ) ve derin öğrenme (DÖ) tabanlı 11 farklı YZ algoritmaları ile yanıt tahminleme açısından değerlendirildi. Tüm bu algoritmalar RT yanıt tahminlemede iyi performans sergiledi. Ardından XGBoost yöntemi ile değişken önem sıralaması yapıldı ve anlamlı özellikler literatür ile kıyaslandı. Sonuç olarak sunulan bu çalışmada BT tabanlı radyomik ve dozyomik özellikler klinik bulgular ile birleştirildikten sonra YZ modelleri ile tedavi yanıtını tahmin edebileceği gösterildi. Bulguların daha geniş hasta serileri ve çok merkezli çalışmalar ile desteklenmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Endometrium kanseri tanısı ile adjuvan radyoterapi uygulanan hastalarda prognostik faktörlerin retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Endometrium kanseri en sık görülen jinekolojik malignitedir. Kadınlarda 4.en sık kanserdir. Kadınlardaki tüm kanserlerin % 6?sıdır. Tüm kanser ölümlerinin %2?sidir. Bu çalışmayla hastaya, tümöre ve tedaviye bağlı prognostik faktörlerin, lokal ve bölgesel kontrol, genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı?na cerrahi sonrası Aralık 2003 ile Aralık 2011 tarihleri arasında adjuvan eksternal radyoterapi ve brakiterapi uygulanan 61 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaşı, tümör diferansiasyonu, tümör evresi, lenfovasküler invazyon, seroza invazyonu, myometrial invazyon, endoservikal tutulum, adneks tutulumu, lenf nodu tutulumu, sigara kullanımı, hipertansiyon ve diyabet hastalığı, hormon replasman tedavisi alıp almaması, doğum sayısı, menopoz yaşı, kemoterapi durumu, vajinal brakiterapi, radyoterapi şekli ve dozları, lokal nüks değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların yaşları 36 ile 82 arasındaydı (median yaş:59). Otuz hasta (% 49,1) 60 yaş ve üzeri, 31 hasta (% 50,9) 60 yaşının altındaydı. Kırk yaş altında 2 hasta (% 3,2) vardı. Altmış bir hastanın 53?ü (% 87) endometrioid adenokarsinom, 8?i (% 13) ise diğer adenokarsinom (seröz, müsinöz, clear cell, mixed tip) histolojisine sahipti. Yedi hasta Grade1 (% 11,5), 25 hasta Grade 2 (% 41), 27 hasta Grade 3-4 (% 44,3) histolojiye sahipti, 2 hastanın ise grade?i değerlendirilmemişti. Yirmi dokuz hasta evre1 (% 48), 6 hasta (%1 0) evre 2, 26 hasta (% 42) evre 3 `dü. Hastaların 53?üne (% 87) TAH+BSO+BPLND, 8 hastaya (% 13) sadece TAH+BSO yapılmış. Kırk bir hastada (% 67) lenf nodu tutulumu saptanmamış, 6 hastada (% 10) pelvik lenf nodu tutulumu mevcut, 4 hastada (% 6,6) paraaortik lenf nodu tutulumu mevcut iken 10 hastada (% 16,4) hem pelvik hem de paraaortik lenf nodu metastazı saptanmıştır. Otuz hastaya konvansiyonel, 23 hastaya ise konformal radyoterapi uygulanmıştır. Sekiz hastaya ise eksternal radyoterapi uygulanmamış sadece brakiterapi uygulaması yapılmıştır. Otuz bir hastaya (% 50,8) kemoterapi uygulanmamış, 16 hastaya (% 26,2) adjuvan kemoterapi, 3 hastaya (%4.9) metastaz ve nüks durumunda kemoterapi, 4 hastaya (% 6.6) ise adjuvan kemoterapi ve sonrasında metastaz ve nüks durumunda kemoterapi uygulanmıştır. Radyoterapi dozumuz 4500-5040 cGy arasındaydı. Spinal kord dozu paraaortik radyoterapi uyguladığımız hastalarda 4600 cGy ile sınırlandırıldı. Fraksiyon dozumuz 180 ve 200 cGy olarak verildi. Sonuçlar: 2 yıllık genel sağkalım % 93.4; 5 yıllık genel sağkalım % 80.3 olarak bulunmuştur. Ortalama sağkalım 51 aydır. Hastalıksız sağkalım 2 yıllık ve 5 yıllık sırasıyla% 85.2 ve % 77 olarak tespit edildi. Genel sağkalım üzerine, serozal invazyon olması (p=0.034), metastaz olması (p<0.0001), paraaortik radyoterapi uygulanmış olması (p=0.001), KT alınması (p=0.003), lokal nüks olması (p=0.001) anlamlı bulundu. Hastalıksız sağkalım üzerine istatiksel anlamlı sonuç bulunamadı. Brakiterapi alan hastalarda lokal kontrol almayanlara göre daha yüksekti (p<0.001)
Hipokampüs korumalı tüm beyin radyoterapisi alan hastaların volumetrik ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) planlarının retrospektif olarak dozimetrik karşılaştırılması
Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı' nda tedavi görmüş beyin metastazlı 10 olguya ait arşiv bilgileri retrospektif olarak elde edildi.Yapılan planlarda 30 Gy doz 10 fraksiyonda verilecek şekilde belirlenmiştir. Sanal planlariçin tüm beyin, hipokampüs, lens, orbita, optik sinir, koklea, parotis, lakrimal, optik kiazma, hipofiz, hipotalamus, mandibula, beyin sapının konturlamaları yapıldı. Hipokampüse 5 mm marj verilerek hedef beyin hacmi, tüm beyin hacminden çıkarılarak PTV oluşturulmuştur. Planlarda izodozun hedef hacmin % 95' ini sarmasına ve kritik organların belirlenen limitlerde doz almasına dikkat edildi. SPSS programı ile Mann Whitney U testi ve Independent Simples T testi kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. Çalışmamızın PTV, hipokampüs, lens, orbita, koklea, parotis, optik sinir, optik kiazma, HI dozimetrik karşılaştırmalarında anlamlı bir fark bulunurken, lakrimal, mandibula, hipofiz, hipotalamus, beyin sapı, CI için anlamlı bir fark bulunmamıştır. HI ve MU için en düşük değerler VMAT planlama sisteminde elde edilmiştir. Lakrimal, beyin sapı, mandibula dozları VMAT tekniğinde daha düşük bulunsa da iki farklı tedavi tekniği arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmamıştır.
Volümetrik ark tedavisi (VMAT) kullanarak tüm vücut ışınlaması ve tüm kemik iliği ışınlamasının dozimetrik karşılaştırılması
Tüm vücut ışınlaması (TVI), lösemi, lenfoma, otoimmün hastalıkları ve multipl miyelom hastalarını tedavi etmek için, kemik iliği transplantasyonunun bir parçası olan özel bir radyoterapi tekniğidir. Nakilden sonra hastanın bağışıklık sistemini baskılamak, donör kemik iliğinin reddedilmesini önlemek ve sağlıklı hücrelerin bölünmesine uygun ortam hazırlanması için kullanılmaktadır. Bu çalışmasının amacı, volümetrik ark tedavisi (VMAT) kullanarak, tüm vücut ışınlaması (TVI) ve tüm kemik iliği ışınlaması (TKI) doz dağılımını araştırmaktır. Bunun için insan doku eşdeğerine benzer malzemelerden yapılmış rando fantomu kullanılmıştır. Rando fantomun BT görüntüleri 2 mm kesitler halinde çekilmiş ve BT görüntüleri, Monte Carlo doz hesaplama algoritması kullanılarak konturlama ve tedavi planlama için, Monaco sürüm 5.1'e aktarılmıştır. TVI için, akciğer ve lensleri koruyarak tedavi planı hazırlanırken TKI için, beyin, gözler, ağız boşluğu, akciğerler, kalp, böbrekler, karaciğer, dalak, mide, mesane, rektum ve bağırsaklar korunarak plan hazırlanmış ve hazırlanan planlar dozimetrik olarak karşılaştırılmıştır. VMAT-TVI ve VMAT-TKI planları için tedavi öncesi kalite kontrolü, Octavius 4D fantom kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Planlanan ve verilen doz arasındaki doz doğruluğu, her 3 düzlemde de 3 mm ve %3 kriterleri ile gama indeksi analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. İzomerkezlerin birleşimleri arasındaki doz hesaplaması ve dağılımı doğrulanmıştır. Çalışmada, her iki plan için tedavi öncesi ölçüm sonuçları ve tedavi planlama sisteminde elde edilen sonuçlar, TKI TVI'si ile karşılaştırıldığında, risk altındaki organ (RAO) dozlarında belirgin azalma olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle sağ ile sol akciğer dozları sırasıyla yaklaşık olarak %20 ve %28 oranında azalmıştır. TVI'da ise Akciğer toksisitesi ana sınırlayıcı faktör olduğundan, bu azalmanın yaşam kalitesini daha da iyileştirebileceği ve klinik gereklilik olduğunda daha yüksek dozlara izin verebileceği görüşüne varılmıştır. İki tekniğin karşılaştırılması sonucunda %3-3 mm analiz için ortalama PTV γ indeksi %1'den az olduğu gözlenmiş, planlanan ve uygulanan dozlar arasında oldukça hassas doz dağılımları gözlenmiştir. Kritik organları korumada, TKI'nin üstünlüğü gözlemlenmiştir.
Prostat kanserli hasta tedavi planları üzerinde yapılan SBRT ve VMAT planlarının dozimetrik parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada radyoterapi görmüş prostat kanseri tanılı 9 hasta için SBRT tekniği ile VMAT ve Cyberknife® tedavi yöntemleri kullanılarak yapılan tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması yapılmıştır. Primer tanısı prostat kanseri olan, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda tedavi almış 9 hastaya ait arşiv materyali retrospektif olarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler Accuray Precision TPS ve Monaco TPS'e aktarılmış, retrospektif planların oluşturulması için hedef hacim (PTV) ve kritik organlar (rektum, mesane, sağ ve sol femur başları) konturlanmıştır. Her iki TPS'deki planlamalar için aynı konturlar kullanılmıştır. Tüm hastalar için reçete edilen toplam doz 36,25 Gy olarak 5 fraksiyonda verilmiştir. Yapılan sanal planlarda kritik organ doz değerlerinin sağlanması ve hedef hacmin reçete edilen dozun tamamını alması hedeflenmiştir. Oluşturulan sanal planlardaki DVH'lar ile doz dağılımları elde edilmiş ve SPSS programı ile Bağımsız T testi ve Mann Whitney U testleri kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde her iki yöntemdeki planlar dozimetrik olarak incelendiğinde, değerler klinik olarak uygun bulunmuştur. Kritik organ dozları ve reçete edilen dozu alan hedef hacim için elde edilen değerler küçük farklılıklara rağmen benzer sonuçlar vermiştir. Accuray-Cyberknife® CI değerinde daha iyi sonuç verirken Monaco-VMAT, HI ve MU değerlerinde daha düşük sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler: Prostat Kanseri, SBRT, VMAT, Cyberknife®
Cyberknıfe radyocerrahi sisteminde beyin metastazlarının tedavi planlamasında ırıs, sabit kolimatör ve çok yapraklı kolimatörler ile elde edilen planların dozimetrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmada, CyberKnife radyocerrahi sisteminde meme kanseri tanılı 10 beyin metastazlı olgunun planlama sistemi kullanılarak sanal tedavi planları üç farklı kolimatör (Sabit Kolimatör, IRIS ve MLC) için dozimetrik karşılaştırma ve değerlendirme yapıldı. Çalışmanın amacı meme kanseri tanılı beyin metastazlı olguların tedavi planlama sisteminde farklı yöntemlerle yapılan sanal tedavi planlarını dozimetrik olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda tedaviye alınmış meme kanseri tanılı beyin metastazlı 10 olguya ait arşiv bilgileri retrospektif olarak elde edildi ve planlama sisteminde sanal tedavi planları yapıldı. Yapılan planlarda reçete edilen doz 3 fraksiyonda 18 Gy ve izodoz eğrisi % 80'de tanımlandı. Çalışmanın tamamlanmasıyla elde edilen tedavi planların hedef hacim dozları, kritik organ dozları, homojenite, konformalite, gradiyent indeksi, monitör unit (MU), NOD ve tedavi süre verileri karşılaştırıldı. Elde edilen planlar için izodozun hedef hacimin %95'ini sarmasına ve kritik organların korunmasına dikkat edildi. Oluşturulan planlardaki dose volüme histogram (DVH)'lar ile doz dağılımları elde edildi. Çalışmada elde edilen verilerle statistical package for the social sciences (SPSS) programında üçlü karşılaştırmada Repeated Mesure Anova ve Friedman testleri kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. PTV (Dmax, Dmin, D2), Beyin-PTV (V8, V10, V12), sol göz, sol-sağ hipokampüs, beyin sapı, optik kiazma, hipofiz bezi, sol lakrimal, sol ve sağ kohlea, HI ve GI değerleri birbirlerine yakın değerler elde edilmiş ve anlamlı fark saptanmamıştır. Sol-sağ lens, sağ göz, sol optik sinir ve CI için IRIS kolimatör, sağ optik sinir, sağ lakrimal ve nCI için FIXED kolimatör, MU, NOD ve tedavi süresi için ise MLC'de iyi olduğu görülmüş ve anlamlı fark saptanmıştır.
Graves oftalmopati tanılı olguların üç farklı radyoterapi tekniği kullanılarak elde edilen retro-orbital radyoterapi planlarının retrospektif olarak karşılaştırılması
Çalışmamızda Graves Oftalmopatili (GO) olguların radyoterapi (RT) ile tedavisinde; karşılıklı lateral üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT), 7 alan yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ve volümetrik ark terapi (VMAT) teknikleri kullanılarak hedef hacmin ve riskli organların aldığı dozların karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışmaya; 2013 ile 2017 yılları arasında orbital RT görmüş 15 hasta dahil edildi. Fraksiyon dozu 2 Gy, toplam doz 20 Gy olacak şekilde 3BKRT, YART ve VMAT tedavi planları oluşturuldu. 3BKRT tedavi planları lens dozundan kaçabilme amaçlı 80o-90o ve 270o-280o karşılıklı lateral açılarıyla; YART tedavi planları tümör yerleşimine bağlı olarak oluşturulan 0o, 40o, 80o, 110o, 250o, 280o, 320o açılarıyla ve VMAT tedavi planları saat yönünde (CW) 180o-225o, CW 35o-145o iki kısmi ark ile 90o'lik masa açısıyla CW 340o-45o olacak şekilde 6 MV foton enerjisiyle Monaco 5.1 Tedavi Planlama Sistemi ile oluşturuldu. Planlanan tekniklerde; planlanan tümör hacmi (PTV), gözyaşı bezi, lens, göz, beyin sapı, hipofiz bezi ve optik kiazmanın aldığı doz değerleri karşılaştırıldı. Homojenite indeksi (HI), konformite indeksi (CI) değerleri hesaplanıp Monitor Unit (MU) değerlerine bakıldı. PTV doz sarımı ve doz homojenliği açısından YART ve ya VMAT tekniğinin 3BKRT'ye göre daha üstün olduğu; doz konformalliği ve MU değeri için ise 3BKRT'nin üstünlüğü saptandı. Riskli organlar açısından bakıldığında; gözyaşı bezleri ile orbitaların haricinde diğer tüm organlarda 3BKRT tekniğinin üstünlüğü görülür. Sonuç olarak; GO RT'sinde tedavi planları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklar olsa da, olgunun durumuna göre her üç teknik de kabul edilir sınırlar içerisindedir ve tedavide kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Graves Oftalmopatisi, Üç Boyutlu Konformal Radyoterapi, Volumetrik Ark Terapi, Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi
Baş boyun kanserli olgularda dört farklı hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT) planının dozimetrik olarak incelenmesi: Retrospektif çalışma
Bu çalışmanın amacı; baş boyun kanseri (BBK) tanılı olgular için hazırlanmış 4 farklı hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT) planını dozimetrik olarak karşılaştırıp, hedef hacim dozlarını, konformite indeksi (KI), homojenite indeksi (HI), kritik organ dozlarını, monitör unit (MU) değerini ve tedavi süresini incelemektir. Çalışmada değerlendirilmek üzere 10 BBK tanılı olgunun arşiv dosyaları taranarak rasgele olarak seçildi. Hastaların sanal tedavi planları için kullanılacak olan kesit görüntüleri Simens Somatom Emotion Duo Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazı ile elde edilmiş olup Monaco 5.1 Tedavi Planlama Sistemine (TPS) aktarıldı. Radyoterapi planlarında; 3600 rotasyona sahip 1 ark (VMAT1), saat yönü ve tersinde 1800'den başlayıp 3600 dönen 2 ark (VMAT2), 1800'den başlayıp 3600 çift rotasyon 1 ark (2rVMAT) ve 150-3450 kolimatör açılı olacak şekilde çift ark (kVMAT) planları hazırlandı. 4 tedavi planı da PTV dozları açısından benzer sonuçlar vermiş ve klinik olarak uygulanabilir bulunmuştur. Ancak VMAT1 planında 1 olguda hedef hacim de istenilen doz sağlanamamıştır. Ayrıca VMAT1 planı kritik organ dozları açısından diğer tekniklere göre daha yüksek bulunmuştur. Sağ parotis bezi dozu birden fazla olguda VMAT1 planında istenilen sınırlar içerisinde tutulamamıştır. Diğer 3 tedavi tekniği arasında ise PTV dozları benzer olsa da 2rVMAT tekniği ile daha düşük kritik organ doz sonuçları elde edilmiştir. Tedavi süreleri karşılaştırıldığında ise en kısa süren tedavi planı VMAT1 olurken en uzun süren tedavi planı VMAT2 planı olmuştur. Sonuç olarak dozimetrik olarak karşılaştırdığımız 4 farklı planda da tümör dozu istenilen şekilde sağlanmıştır. Ancak kritik organ doz değerlerinde 2rVMAT tekniğinde diğer teknikler ile kıyaslandığında daha düşük doz değeri gözlenmesi sebebiyle tercih edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ark, BBK, Monaco TPS, VMAT
Toraks yerleşimli özofagus kanseri tanılı olgularda retrospektif olarak 3 farklı radyoterapi tekniğinin dozimetrik incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, torasik özofagus kanserleri için üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT), yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART), hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT), 3BKRT ve VMAT kombinasyonundan oluşan HİBRİT tedavi ve helikal tomoterapi (HT) tekniklerini dozimetrik olarak karşılaştırmaktır. Ayrıca 5 tedavi yöntemini hedef hacim, konformite indeksi (CI), homojenite indeksi (HI), riskli organlar ve monitor değeri (MU) açısından değerlendirmektir. Toraks yerleşimli özofagus kanseri tanısı konulmuş ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde küratif radyoterapi tedavisi almış 10 hastaya ait dosyalar taranarak; hastalara ait planlama amacıyla çekilmiş bilgisayarlı tomografi (BT) verileri arşivden çekilip CMS XIO ve Monaco Tedavi Planlama Sistemine (TPS) aktarılmıştır. Retrospektif tedavi planlaması için gerekli olan hedef hacim (GTV54, CTV50,4 ve CTV45) ve kritik organların (total akciğer, kalp, spinal cord, karaciğer, sağ-sol böbrek) yerleri konturlanmıştır. Hastaların tedavi edilen planları üzerine hiçbir değişiklik yapılmadan, sanal ortamda 5 farklı yöntem ile simülasyon tedavi planları oluşturulmuştur. Yapılan çalışma sonucunda tüm tedavi planları klinik açıdan kabul edilebilir bulunmuş ancak bazı kritik organ dozları açısından her teknik diğerlerine göre farklı sonuç vermiştir. Akciğer korunması açısından HİBRİT ve 3BKRT tekniği üstünlük gösterirken HT tekniği diğer kritik organlar için en optimal değeri vermesine rağmen akciğerde düşük doz saçılması konusunda beklenilen korumayı sağlayamamıştır. VMAT tekniği ise CI, HI ve kritik organ dozları gibi parametreler için yeterli korumayı sağlamakla birlikte en düşük MU değerlerinin görüldüğü teknik olmuştur. YART tekniğinde ise istenilen sınır değerler sağlanabilmiştir. Anahtar Kelimeler: 3BKRT, YART, VMAT, HİBRİT, HT
Mide kanseri radyoterapisinde retrospektif olarak farklı volumetrik tedavi tekniklerinin dozimetrik karşılaştırılması
Bu çalışmada, mide kanseri tanısıyla RT görmüş 20 olguya 3B-KRT, IMRT, VMAT ve HT teknikleri kullanılarak planlar oluşturulmuş, hedef hacimlerin ve kritik organların almış olduğu dozların dozimetrik olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca hedef hacimler için Konformalite Indeksi (CI) ve Homojenite Indeksi (HI) karşılaştırılmıştır. Kliniğimizde tedavi görmüş olguların BT görüntüleri kullanılarak, görüntüler üzerinde her olguya bVMAT (butterfly), VMAT 2 ark, YART5 (5-alan), YART7 (7-alan), 3B-KRT (3-alan) ve HT (Helikal Tomoterapi) olmak üzere 6 farklı tedavi tekniği planlanmıştır. VMAT ve IMRT planları Elekta lineer akselatörünü kullanan Monaco TPS'inde, 3B-KRT planları CMS XIO 5 TPS'inde ve Helikal Tomoterapi planları ise VOLO TPS'inde hazırlanmıştır. VMAT planları ve IMRT planları Monte Carlo, 3B-KRT ve HT planları Superposition algoritması kullanılarak hazırlanmıştır. VMAT, IMRT ve HT planlarında eşzamanlı entegre boost (SIB) tekniği ile 27 fraksiyonda 54 Gy ve 3B-KRT planlarında ise basamaklı boost ile 30 fraksiyonda 54 Gy olacak şekilde hedef hacme doz tanımlanması yapılmıştır. Toplam doz tüm planlama tekniklerinde benzer olması için biyolojik eşdeğer doz (BED) hesabı yapılarak tanımlanmıştır. Oluşturulan sanal planların PTV ve riskli organlar (spinal kord, akciğerler, böbrekler, ince bağırsak, karaciğer ve kalp) açısından doz dağılımlarına DVH yardımıyla bakılmış, istatistiksel analiz için SPSS 22.0 versiyonu kullanılmıştır. Sonuç olarak, diğer tekniklere kıyasla VMAT 2 ark ve HT tekniklerinde daha homojen ve konformal doz dağılımları elde edilmiştir. Düşük doz saçılmalarında ve spinal kordun maksimum dozu için en iyi değerler 3B-KRT tekniğinde elde edilmiştir. Kritik organlar açısından en iyi korumayı akciğerler, kalp, karaciğer için HT tekniği sağlarken, böbrek ve ince bağırsak açısından sırasıyla VMAT 2 ark ile bVMAT teknikleri sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Mide Kanseri, 3B-KRT, IMRT, VMAT, HT
Küçük hücreli dişi akciğer kanserlerinde radyoterapi sonrasinda tedavi etkinliğinin pet/ct ile ilişkilendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı opere olmuş ve/veya opere olmamış, radyo-kemoterapi ve/veya sadece radyoterapi ile tedavi edilmiş küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında tedavi yanıtının tedavi öncesi ve tedavi sonrası PET/BT sonuçları kullanılarak değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Ocak 2009'den Eylül 2011'a kadar küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı ile başvuran cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilen 39 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastalar, etik kurul onayları alınarak çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubumuzdaki hastaların hepsinin histopatolojik tanısı biyopsi ile konulmuştu. Olgular American Joint Committee on Cancer (AJCC) 6th edition'a göre evrelendirildi. Tedavi öncesi hastalara evreleme/yeniden evreleme, uzak metastaz araştırılması ve tedavi planlaması için PET/BT istendi. Tedavi sonrası yaklaşık 3 ay sonra tekrar çekilen PET/BT sonuçları ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan 3 (% 7,6) kadın, 36 (% 92,3) erkek hasta vardı. Hastaların takip süresi ortalama 14,4 aydı. Ortalama yaş 57,4 yıl idi. (aralık: 36-79). Histopatolojik olarak, 14 (% 35,9) adenokarsinom, 17 (%43,6) epidermoid karsinom, 2 (% 5,1) büyük hücreli karsinom ve 6 (% 15,4) alt tipi belirlenemeyen KHDAK'lı olgu bulunmaktaydı. Evre IIIA grubunda 26 (% 66,7), evre IIIB grubunda 11 (% 28,2), evre IIB grubunda 2 ( % 5,1) hasta bulunmaktaydı. Tam cevap veren 7 (% 17,9), parsiyel cevap veren 14 (% 35,9), progresiv hastalık olan 16 (% 41), stabil hastalık olan 2 (% 5,1) olgu bulunmaktaydı. Tedavi öncesi SUVmax ortanca değeri 11 olarak bulundu. <11 olan hastalarda sağkalımının, >11 olan hastaların sağkalımlarından daha iyi olduğu bulundu (P=0,008). Hastalık cevabı; tam cevap (p=0,018), parsiyel cevap (p=0,009), progresiv hastalık (p=0,005) olan olgularda preRTSUVmax ile postRTSUVmax arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Sonunda, PET/BT cevabına göre sağkalım değerlendirilmesi yapıldığında tam cevap veren hastalar ile diğerleri arasında istatistiki olarak sınırda anlamlı fark bulundu (p=0,090-p=0,079). Tedavi sonrası kitle boyutu başlangıç kitleye oranlandığında % 50' nin altında olanlar lehine anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,05). Yapılan sağkalım analizinde indKT alan hastalar lehine istatistiki anlamlı fark bulunmuştur (p=0,006). Cox regresion yaşam analizinde performans statusun sağkalım üzerine etkisi anlamlı (p=0,002) bulunmuştur.Sonuç: Tümörün alt histopatolojik tipleri, evre, yaş, cinsiyet, operasyon durumları ile SUVmax arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Performans statusun ve indüksiyon kemoterapi almış hastaların istatiksel olarak anlamlı, tam cevap vermiş hastaların ise sınırda anlamlı olarak sağkalımlarının diğerlerine göre daha iyi olduğu saptandı. Ağırlıklı olarak lokal ileri evrelerde bulunan hasta grubumuzun tedavi öncesi SUVmax değerleri ile prognoz arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Ayrıca kitle boyutunun sağkalım üzerindeki anlamlı etkisi görülmesi, çalışmamızdaki hasta sayısının azlığına rağmen kısa dönem tedavi cevabı değerlendirilmesinde; SUVmax değerinin önemli olmakla birlikte, bilgisayarlı tomografide görülebilen kitle boyutunu kombine ederek değerlendirmek konusunda standartların oluşturulmasının gerekliliğini ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, PET/BT, SUVmax, tedavi yanıtı
Baş boyun kanserlerinde radyoterapi sonrasında tedavi etkinliğinin Pozitron Emisyon Tomografi/ Bilgisayarlı Tomografi ile ilişkilendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı baş boyun kanserli hastalarda radyoterapi ya da eşzamanlı kemoradyoterapi sonrası tedavi cevabının PET/BT ile değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Nisan 2009 ile Nisan 2011 tarihleri arasında, kliniğimizde tedavi edilmiş baş boyun kanserli 36 hasta prospektif olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm hastalara tedavi öncesinde ve sonrasında PET/BT görüntüleme yapılmıştır ve bu görüntülemede elde edilen SUVmax değerleri incelenerek tedaviye yanıt değerlendirilmiştir. Hastalık evrelemesi yapılırken primer tümörden alınan biyopsilerin histopatolojik incelenmesi ve PET/BT esas alınmıştır. Tümörlerin evrelemesi AJCC 6. baskıya göre yapılmıştır.Bulgular: Çalışmaya alınan 36 hastanın 32'si erkek (% 88,9), 4'ü kadın (% 11,1)'dır. Yaş ortalaması ise 57,5 (35-77) olarak saptanmıştır. Olgularımızın ortalama takip süresi 13,5 aydır. Hastaların tedavi öncesi PET/BT ile ölçülen SUVmax değerlerinin ortalaması 11 (3,5-23)'dir. SUVmax 11'den büyük hastaların sağkalımları küçük olan hastalara göre daha kötü bulunmuştur (17,1 aya karşılık 38,2 ay). Bu çalışmada hastaların performans durumu, tedavi öncesi SUVmax ve fark SUVmax (tedavi öncesi ile sonrası PET/BT'de ölçülen SUVmax farkı) değerlerinin sağkalım analizinde etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001, p=0,052, p=0,074). Tek değişkenli yaşam analizinde; evrenin, tedavi öncesi SUVmax değerlerinin artması ile sağkalımın azaldığı görülmüştür. Fark SUVmax değerlerinin azalması ile de sağkalımın azaldığı görülmüştür. Ayrıca evrenin artışıyla SUVmax'ın arttığı ve SUVmax değerinin tedavi sonunda erken evre hastalarda (p=0,002), ileri evre hastalara kıyasla çok daha fazla gerilediği saptanmıştır (p<0,001).Sonuç: Bu çalışmada tedavi öncesi SUVmax değeri yüksek hastaların kötü prognozlu olduğu ve SUVmax'ın yanı sıra, evre ve performans durumunun da prognoz ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca tedavi öncesi ve fark SUVmax değerleri ile tedavi yanıtı arasında güçlü bir ilişkinin olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda tedavi öncesi yüksek SUVmax değerleri olan baş boyun kanserli hastaların daha agresif tedavi yaklaşımlarına aday olabileceği görülmüştür.Anahtar sözcükler: Baş boyun kanserleri, FDG PET, tedavi cevabı.
Radyasyona bağlı salınan sitokinler ile grelin hormonu ve klinik radyoterapiye bağlı normal organ radyotoksisitesi arasındaki ilişkiler
ÖZETAmaç: Çalışmamızın amacı eş zamanlı kemoterapi ve radyoterapi gören mide,safra ve pankreas kanserli 30 hastanın, radyoterapiye başlamadan önceki kan grelin, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin radyoterapinin son haftasında ve radyoterapinin bitimindensonraki üçüncü aydaki ölçümleri ile kıyaslamaktır. Bu ölçümlerle grad 1-2-3 toksisitearasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışmaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi RadyasyonOnkolojisi Anabilimdalı Polikliniğine Mart 2011 ile Mayıs 2012 tarihleri arasındabaşvuran mide kanseri, pankreas kanseri ve safra kesesi kanseri tanısı almış eş zamanlıkemoradyoterapi gören hastalar alındı. Tüm hastaların kendi onayları ve etik kurulonayı alınarak çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların plazma Grelin ve serum TNF-alfa,IL-1, IL-6, IL-8 değerine bakmak için radyoterapiye başlamadan önce, radyoterapininson haftasında ve radyoterapi bittikten üç ay sonra, 5cc'den az olmamak kaydıylakanları alındı. Santrifüj edildikten sonra -700c'de donduruldu. Hastaların kontrol kanlarıda alınarak tamamlandıktan sonra ELIZA yöntemi ile çalışıldı. Tüm hastaların karaciğerve böbrek fonksiyonlarına bakmak amacıyla radyoterapiye başlamadan önce,radyoterapinin her haftasında ve radyoterapi bitiminde üç ay sonra kan AST, ALT,LDH ve kreatinin değerlerine bakıldı.Bulgular: Çalışmaya 15 kadın, 15 erkek hasta dahil edilmiştir. Histopatolojikolarak, 25 (% 86.7) adenokarsinom, 5 (% 13.3) skuamöz hücreli karsinomdu. E1-b (%16.7), E-2a (%30), E-3 (% 53.3) olgu bulunmaktaydı. Radyoterapinin son haftasındaGrelin değeri, Radyoterapiye başlamadan önceki değeri ile kıyaslandığında düşmüşolduğu, tedavi bitiminden üç ay sonra ise yeniden yükseldiği görülmüştür. Grelindeğerlerinin zaman içindeki değişimi anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Preinflamatuarsitokinlerin TNF-alfa, IL-1, IL6, IL-8'in ise radyoterapinin son haftasında yükseldiği,radyoterapi bittikten üç ay sonra ise düştüğü görülmüştür (p<0,001, p<0,001, p<0,001,p<0,001). Hastalar kendi arasında mide kanseri, safra kesesi ve pankreas kanseri olmaküzere ikiye ayrıldığında da kan Grelin, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin zamaniçinde değişimi anlamlı bulunmuştur (Grelin mide grunda p<0,001, diğer gruptap=0,002, TNFalfa mide grubunda p=0,078, diğer grupta p=0,001, IL-1 mide grubundap=0,001, diğer grupta p=0,022, IL-6 mide grubunda p<0,001, diğer grupta p=0,058, IL-8 mide grubunda p=0,006, diğer grupta p=0,069) olarak bulunmuştur. Transaminaz vekreatinin değerlerinin radyoterapi öncesi ölçümleri ile radyoterapinin her haftası veradyoterapiden sonraki üç ay sonraki değeri karşılaştırıldığında anlamlı bir farkgörülmemiştir. Radyoterapinin son haftasında Grad-1-2-3 toksisite görülen gruplararasında Grelin ve sitokin değerlerine bakıldığında Radyoterapinin son haftasındatoksisiteye bağlı olarak grelinin azaldığı, sitokinlerin ise arttığı gözlenmiştir. Grad-2-3toksisite gözlenen gruptaki Grelin düşmesinin Grad-1 toksisite görülen gruptakineoranla daha fazla olduğu saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada Radyoterapiye bağlı farklanan Grelin ve sitokin değerlerininarasındaki değişimi, hastaların Radyoterapi sırasındaki toksisiteleri ileilişkilendirilmiştir. Tedavinin son haftasında iştahları azalmış, mide bulantıları artmışolup kilo verme hızları yükselmiştir. Buna parelel olarak Grelin seviyeleri Radyoterapigördüğü zaman süresince azalmıştır. Aynı oranda toksisitenin artmasına parelel olaraksitokinlerde de artış saptanmıştır. Radyoterapi sonrasında ise hastalar kendilerini yavaşyavaş toparlamış olup iştahları artmıştır. Bunun parelelinde kilo almaya başlamışlardır.Dolayısı ile hastaların tedavi sonrasındaki ölçülen Grelin değerleri yükselmiş. Sitokindeğerleri ise azalmıştır.Anahtar sözcük: Grelin, sitokinler, kanser, kemoradyoterapi.
Mide kanserinin tedavisinde uygulanan yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama sistemi ile 3D konformal radyoterapi sisteminde kritik organ dozlarının karşılaştırılması
Çalışmamızda cerrahi uygulanmış mide kanseri tanılı on hastada dört alanlı üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) tekniği ile yedi alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak her iki planın birbirine üstünlüğü test edilmiştir. Bu amaçla bilgisayarlı tomografi (BT) cihazında sırtüstü pozisyonda çekilmiş hasta görüntüleri Tıpta Dijital Görüntüleme ve İletişim Sistemi (DICOM) aracılığı ile Oncentra 4.3 tedavi planlama sistemine (TPS) aktarılmıştır. 3BKRT planları dört alan tekniği kullanılarak 15 mega volt (MV) foton enerjisi ile yapılmıştır. Planlanan hedef hacime (PTV) %95'lik izodoza 1.8 Gy fraksiyon dozu ile toplam 50.4 Gray (Gy) olacak şekilde plan yapıldı. YART planları Oncentra 4.3 planlama sisteminde çizilmiş olan aynı hedef hacim değiştirilmeden Monaco 5.0 planlama sistemine aktarılarak YART planları oluşturulmuştur. Tedavi planlarında 6 MV foton enerjisi ile yedi alan tekniği kullanılmıştır. Hedef hacim ve kritik organların almış olduğu dozların analizleri yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda 3BKRT ile YART teknikleri karşılaştırıldığında PTV hacminin %95'inin aldığı doz açısından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır (p=0.909). 30 Gy üzeri doz alan karaciğer yüzdesi için YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). 30 Gy ve üzeri doz alan spinal kord yüzdesi için planlama teknikleri karşılaştırıldığında YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). Tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin YART tekniğinde daha düşük bulunmuştur. Abdominal radyoterapi (RT) alan hastalara kritik organları daha iyi korumak için klinik yoğunluk dikkate alınarak YART önerilebilir.
Kırk yaş altı meme kanseri tanılı hastalarda sosyoekonomik faktörlerin prognoza etkisi
Amaç: Sosyoekonomik faktörler meme kanseri insidansını, klinik seyrini ve prognozunu etkilemektedir. Bölgemizde yaşayan kırk yaş altı meme kanseri tanılı kadın hastalarda sosyoekonomik özelliklerin meme kanseri prognozuna etkisi araştırıldı. Yöntem ve Gereç: Ocak 2006-Kasım 2015 arasında Gaziantep Onkoloji Hastanesine meme kanseri tanısı ile başvuran kadın hastalar çalışmamıza dâhil edildi. Hastaların sosyoekonomik özelliklerinin klinikopatolojik özelliklere etkisi araştırıldı. Bulgular: Toplam 873 kadın hastanın medyan tanı yaşı 47 bulundu. Hastaların %30.4'ü (265) kırk yaş altında idi. Östrojen reseptörü (ER) ve Progesteron reseptörü (PR) pozitifliği sırasıyla kırk yaş altında %57 (151) ; % 63 (167), kırk yaş üzerinde %72.2 (439); %70.7 (430) olarak bulundu (p<0.001). Okuryazar olmayan, gelir düzeyi düşük ve kırsal bölgede oturan düşük sosyoekonomik duruma (SED) sahip kırk yaş altındaki hastalarda tanı anında ileri evre hastalık, tümör çapı, ER negatifliği daha fazla oranda bulundu (p<0.001). Bu faktörlere bağlı olarak bu yaş grubunda 5 yıllık ve 10 yıllık sağkalım sırasıyla %86 ve %74 iken kırk yaş üstü kadınlarda sırasıyla %90 ve %85 bulundu. Sonuç: Bütün yaş gruplarında sosyoekonomik faktörlerin meme kanseri biyolojisine ve kliniğine etkisinin olabileceği bulunmuştur. Sosyoekonomik faktörlerin etkisiyle kırk yaş altı hastalarda meme kanserine bağlı prognoz olumsuz seyretmektedir. Anahtar kelime: Sosyoekonomik faktörler, Meme kanseri, Genç kadın, Prognostik faktörler
Radyasyona bağlı gelişen özefajiti önlemede likopenin etkinliği
Giriş ve Amaç: Radyasyona bağlı gelişen özefagial toksisite hem özefagus kanserlerinin radyoterapisinde hem de özefagusun radyoterapi (RT) sahası içinde yer alabileceği diğer kanser tedavilerinde sıkça görülen bir komplikasyondur. Akut radyasyon özefajitini önlemede radyoprotektif ajan kullanımı oldukça önemlidir. Bu nedenle biz de likopenin Wistar albino ratlarda torakal RT?nin akut özefagial yan etkileri önleyip önleyemeyeceğini araştırmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: 60 adet Wistar albino rat çalışmaya dahil edildi. Ratlar, Kontrol (K), Likopen (L), RT, RT öncesi likopen (L+RT), RT öncesi ve sonrası likopen (L+RT+L) grupları olarak beş gruba ayrıldı. Birinci grup kontrol grubu idi. Grup 2?ye yedi gün süreyle likopen (Redivivo, DSM Nutritional Products, Netherlands) verildi. Grup 3?e yalnız RT verildi. Grup 4?e RT öncesi yedi gün likopen verildi. Grup 5?e RT öncesi yedi gün ve RT sonrası yedi gün likopen verildi. Ratların kiloları çalışmanın birinci, yedinci ve 14. günlerinde ölçüldü. Tüm bu uygulamalardan sonra, ratlar kalplerinden kan örnekleri alınarak sakrifiye edildi. Serum likopen seviyeleri analiz edildi. Rat özefagusları histopatolojik olarak değerlendirildi ve Ki-67 proliferasyon indeksi ölçüldü. Bulgular: Bu çalışmada yapılan tüm histopatolojik incelemelerde RT ile beraber likopen alan gruplarda RT grubuna kıyasla iyileşme gözlendi. L+RT+L grubunda görülen iyileşme istatistiksel anlamlı olmasa da L+RT grubuna kıyasla daha iyi idi. Tüm gruplarda Ki-67 proliferasyon indeksi sıfır idi. Deneyin birinci gününde gruplar arasında kilo farkı yoktu (p=0.46). Ancak, deneyin 14. gün kiloları gruplar arasında karşılaştırıldığında RT alan (RT, L+RT, L+RT+L) kollardaki ratlar kontrol grubuna göre daha zayıf idi. Likopen verilen (L, L+RT, L+RT+L) ve verilmeyen (K, RT) kollar birbiriyle karşılaştırıldığında likopen verilen gruplardaki likopen seviyeleri istatistiksel anlamlı olarak yüksek idi (p<0.001). Sonuç: Bu çalışmada yapılan tüm histopatolojik incelemeler RT ile beraber likopen alan kollarda tek başına RT alan gruba kıyasla belirgin iyileşme olduğunu göstermiştir. Bu iyileşme özellikle L+RT+L grubunda L+RT grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı olmasa da daha belirgindir. Likopenin radyasyon özefajitini engellemedeki etkinliğini araştıran klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Radyasyon Özefajiti, Likopen, Radyoterapi, Radyoproteksiyon
Glioblastome multiforme tedavisinde yoğunluk ayarlı radyoterapi ve üç boyutlu konformal radyoterapi tedavi teknikleri kullanılarak farklı tümör hacimlerinde doz dağılımlarının karşılaştırılması
Çalışmamızda glioblastoma multiforme (GBM) tedavisinde standart teknik olarak kullanılan üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) ile yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri olan alan içinde alan (FIF) ve inverse planlama tekniklerinin farklı tümör hacimlerinde hedef sarması, kritik organ ve sağlam beyin lobunun aldığı dozlar açısından karşılaştırılmıştır. GBM tanılı 19 hastanın tomografi görüntüleri üzerinde tanımlanan PTV60 tedavi hacmine göre üç grup oluşturulmuştur. Bütün hastalar için manyetik rezonans görüntüleri kullanılarak tomografi görüntüleri üzerine hedef hacim tanımlamaları yapılmıştır. Bu hastaların PTV50 ve PTV60 hedef hacimlerine günlük fraksiyon dozu 2Gy olacak şekilde 6 MV foton enerjisi ile 3BKRT, FIF ve inverse planlama teknikleri uygulanmıştır. Hedef hacimler ve kritik organların minimum, maksimum ve ortalama dozları ile sağlam beyin lobunun V40, V50, V60 dozları incelenmiştir. 3BKRT, FIF ve Inverse planlama teknikleri farklı tümör hacimlerine göre ve hedef hacim ve kritik organların aldıkları dozlara göre karşılaştırıldığında, uygulanan teknik ve hacim arasında etkileşim olmadığı görülmüştür. Beyin sapının ortalama ve maksimum dozu üç teknik arasında karşılaştırıldığında inverse planlama tekniğinin diğer tekniklerden anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0.042, p=0.001) ve farklı hacimlerin sonucu anlamlı etkilediği görülmüştür (p=0.001). Ayrıca tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin inverse planlama tekniğinde daha düşük bulunmuştur. 3BKRT ile İnverse planlama teknikleri beyin sapının V40, V50, V60 dozları bakımından kıyaslandığında, İnverse planlama tekniğinde sağlam beyin lobunun daha iyi korunduğu görülmüştür. GBM tanılı hastaların tedavisinde tümör hacminin büyüklüğü arttıkça sağlam beyin lobunun dozunu arttırmaktadır. Inverse planlama tekniğinin kritik organları daha iyi koruduğu ve hedef hacmi daha iyi sardığı görülmüştür. Beyin lobunda geç radyasyon nekrozu riskini azaltmak için klinikteki imkanlar ve yoğunluk dikkate alınarak GBM tanılı hastaların radyoterapisinde yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniklerinin kullanılması önerilir.
Beyin metastazlı hastalarda tüm beyin ışınlamasında volumetrik ayarlı ark terapi ve alan içinde alan radyoterapi planlama teknikleri kullanılarak lens dozlarının dozimetrik karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, beyin metastazlı hastalarda tüm beyin ışınlamasında volumetrik ayarlı ark terapi (VMAT) ve alan içinde alan (FIF) radyoterapi planlama teknikleri kullanılarak lens dozlarının dozimetrik karşılaştırılmasıdır. Beyin metastaz tanılı 20 hastanın tomografi görüntüleri üzerinde tüm beyin, lensler, optik sinirler, orbitalar konturlanmıştır. Hedef hacimpalyatif amaçlı, 6 MV foton enerjisi kullanılarak fraksiyon dozu 3 Gray (Gy) vetoplam doz 30Gy olacak şekilde ışınlanmıştır. Palyasyon amaçlı tüm beyin radyoterapisinde, öncelik hastanın yaşam kalitesini artırmak olduğundanlens dozları büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, planlamalar yapılırken lensler mümkün olduğunca korunmaya çalışılmıştır. Tedavi planlama sisteminden(TPS) elde edilen tüm beyin, lensler ve diğer kritik organların doz değerleri, konformalite indeksi (CI), homojenite indeksi (HI) ve monitör birimi (MU) değerleri dozimetrik ve istatistiksel olarak incelenmiştir. Tüm beyin dokusunun aldığı minimum, ortalama ve maksimum dozların ortalamaları istatistiksel olarak incelendiğinde p değerleri sırasıyla 0.003, 0.024 ve 0.003 bulunmuş ve FIF tekniğinin daha üstün olduğu görülmüştür. Sağ ve sol lensin aldığı maksimum dozların ortalamaları iki teknik açısından istatistiksel olarak incelendiğinde ise p değeri 0.001 bulunmuş ve FIF tekniğiyle lenslerin daha iyi korunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Her iki planlama tekniği klinik açıdan uygulanabilirdir. Ancak, bizim çalışmamız da gösterdi ki hastanın yaşam kalitesini etkileyen lens gibi kritik hacimler söz konusu olduğunda, FIF tekniğinin tüm beyin radyoterapi tedavisinde daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür.
Oral kavite tümörlerinde invazyon derinliğinin adjuvan radyoterapi yanıtı ile ilişkisi
Oral Kavite Tümörlerinde İnvazyon Derinliğinin Adjuvan Radyoterapi Yanıtı İle İlişkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı, oral kavite tümörlerinde invazyon derinliği ile adjuvan radyoterapi yanıtı arasındaki ilişkiyi ve sağkalım üzerine etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya 2011-2024 yılları arasında oral kavite tümörü nedeniyle opere edilen ve ÇÜTF Radyasyon Onkolojisi'nde adjuvan radyoterapi verilen 44 hasta dahil edilmiştir. Hastaların invazyon derinliği (İD) tespiti patoloji preparatlarının yeniden incelenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte cerrahi sınır (CS), ekstranodal yayılım (ENY), perinöral invazyon (PNİ) gibi patolojik parametreler ve adjuvan tedavi yöntemleri (RT özellikleri, KT durumu vb.) incelenmiştir. Subgrupların nüks ve sağkalım üzerindeki etkileri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmada 44 olgunun yaş ortalaması 57,3 olup, medyan izlem süresi 60,5 aydır. Hastaların %36,4'ünde nüks izlendi; en sık yerleşim alt dudaktı (%63,6) ve erkek oranı %86,4 kadın oranı%13,6'ydı. İD ve ENY'nin eklendiği AJCC 8 değerlendirmesine göre evre ilerledikçe nüks anlamlı biçimde arttı (p=0,026). RT yanıtının değerlendirildiği lokal-bölgesel nüks ile İD arasında anlamlı bir ilişki saptanamadı. Ancak İD arttıkça lokal-bölgesel nüks oranlarının yükseldiği görüldü (≤0,5 cm: %21,4; 0,5-1 cm: %37,5; >1 cm: %50,0; p=0,289). Prognostik açıdan invazyon derinliği (İD) ile lenf nodu metastazı arasında anlamlı ilişki saptandı (≤0,5 cm: %14,3 LN(+); >0,5 cm: %50,0 LN (+); p=0,023). ENY (+) olgularda nüks oranı belirgin yüksekti (%71,4 vs %29,7; p=0,035), cerrahi sınır pozitifliği genel sağkalımı olumsuz etkiledi (CS (-): 109,5 ay; CS (+): 64,5 ay; p=0,031). Radyoterapinin uygulama zamanları ile radyoterapiyle ilişkili parametreler karşılaştırıldığında; RT vs KRT (GS p=0,080; NS p=0,271), RT süresi (≤44/>44 gün; GS p=0,587; NS p=0,857), cerrahi-RT arası süre (≤7/>7 hafta; GS p=0,357; NS p=0,689) ve toplam tedavi süresi (<13/≥13 hafta; GS p=0,751; NS p=0,328) istatistiksel anlamlılık elde edilemedi. Sonuç: Çalışmamızda, oral kavite tümörlü hastalarda invazyon derinliğinin adjuvan radyoterapi yanıtı üzerindeki etkisi lokal-bölgesel nüks varlığı ile değerlendirilmiştir. Ancak İD'nin tek başına değil, cerrahi sınır, perinöral invazyon ve ekstranodal yayılım gibi patolojik risk faktörleriyle birlikte anlamlı prognostik değer taşıdığını göstermektedir. Bulgularımız, radyoterapi sürelerinin optimal planlanmasının ve invazyon derinliğine göre bireyselleştirilmiş RT stratejilerinin, hem lokal kontrolün artırılmasında hem de sağkalımın iyileştirilmesinde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Oral kavite kanseri, invazyon derinliği, perinöral invazyon, ekstranodal yayılım, cerrahi sınır, radyoterapi, sağkalım.
Kırkbeş yaş altı akciğer kanserli genç hastaların demografik ve prognostik özellikleri
Primer akciğer kanseri tanılı 18-45 yaş arası genç hastaların klinik-patolojik özellikleri, prognostik faktörleri, demografik bilgileri, uygulanan tedavi modelleri ve sağkalımlarının retrospektif olarak analiz edilmesi amaçlandı. Doksan (75 erkek, 15 kadın) hastanın geriye dönük olarak dosya kayıtları incelendi. Demografik bilgileri, başlangıç tedavileri ve ölüm tarihleri kaydedildi.Medyan yaş (ortalama yaş) 39.45±6 (18-45 yaş) idi. Tanı anında tüm hastalar semptomatikti. En sık rastlanan semptom nefes darlığı (%55.6) idi. Vakalarda adenokarsinomu (%47.8) en sık rastlanan histolojik tip olarak saptadık. Tanı anında hastaların %90'ı (% 47.8'i Evre IV , % 42.2'si Evre III) ileri evre idi. Başlangıç tedavisi olarak %24.4'ü opere edilmişti. İleri evre olmaları sebebiyle vakaların %81'ine kombine tedavi protokolü uygulamıştı. Hastaların %80'i takip sonunda metastatikti.Sağkalım analizleri ?Kaplan-Meier? yöntemiyle hesaplandı. Medyan genel sağkalım süresi 14.5 aydı. Bir, 3 ve 5 yıllık sağkalım oranları sırasıyla %48, %24 ve %14 idi. Tüm evreler karşılaştırıldığında sağkalım süreleri arasında anlamlı istatistiksel fark vardı (p:0.009, Log Rank testi). Opere edilebilen evrelerde medyan sağkalım daha uzun bulundu.Hastaların %78.9'unda sigara alışkanlığının (ortalama sigara içme süresi 29.6±18 paket/yıl) bulunması, Adenokarsinom, Küçük hücreli akciğer kanseri ve Epidermoid karsinomun sigara ile anlamlı istatistiksel ilişki (p=0.01) göstermesi ana etyolojik faktörün sigara kullanımı olduğunu düşündürmüştür.Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, Genç yaş, Sigara.
Iyonize radyasyon uygulanan sıçanlarda beyin dokusundaki oksidan/antioksidan sistem üzerine propolis ve kafeik asit fenetil esterinin etkileri
Propolis ve onun biyolojik olarak aktif komponenti olan kafeik asit fenetil esteri (CAPE), antibakteriyal, antiinflamatuvar, antifungal amaçlarla çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Propolisin oksijen radikallerini temizleyerek etki ettiği, CAPE'nin lipid peroksidasyonunu önleyerek antioksidan aktivite gösterdiği ve ornitin dekarboksilaz, protein tirozin kinaz ve lipooksijenaz aktivitelerini inhibe ettiği rapor edilmiştir. Bu çalışmada amaç, tüm kranyum ışınlaması yapılan sıçanlarda beyinde oluşan oksidatif stres üzerine propolis ve CAPE'nin antioksidan etkisini araştırmaktı. Çalışma grupları; standart kontrol grubu (SC), CAPE için kontrol grubu (CC), propolis için kontrol grubu (PC), ışınlanan grup (R), CAPE+ışınlanan grup (C+R) ve propolis+ışınlanan grup (P+R) olmak üzere toplam 6 gruptan oluşturuldu. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine tüm kranyuma ilk gün 5 Gy tek doz iyonize radyasyon uygulandı. Propolis, ilk dozu ışınlamadan 1 saat önce olmak üzere 10 gün boyunca sıçanlara gavaj yoluyla verildi. CAPE'nin ise ilk dozu ışınlamadan 30 dk. önce olmak üzere 10 gün boyunca intraperitonal olarak verildi. Çalışma sonunda hayvanlar sakrifiye edilerek beyin dokusu örnekleri alındı. Alınan doku örneklerinden malondialdehit (MDA) düzeyi, süperoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri gibi oksidan/antioksidan parametreler çalışıldı. R grubundaki beyin dokusu MDA düzeylerinin, SC grubu, P+R ve C+R gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu tespit edildi. Bunun yanı sıra, R grubundaki SOD enzim aktivitesinin, PC ve C+R gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu tespit edildi. GSH-Px enzim aktivitesi açısından ise gruplar arasında fark gözlenmedi. Sonuç olarak; biyokimyasal açıdan baktığımızda oksidan parametrelerin ışınlanan grupta diğer gruplardan daha yüksek ve antioksidan parametrelerin daha düşük çıkması radyasyonun radikal aracılığıyla yaptığı hasarı göstermektedir. Buna karşılık ise propolis ve CAPE'nin antioksidan etkisinin olduğu biyokimyasal parametrelerle anlaşılmıştır. Radyasyona bağlı beyinde oluşabilecek hasara karşı propolis ve CAPE'nin radyoprotektif ajan olarak kullanılabilmesi için farmakolojik ve toksikolojik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Prostat kanserli pelvik radyoterapi planlanan hastalarda bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans görüntülerinin çakıştırılmasının hedef hacimlerin tanımlanmasındaki katkısı
Prostat Kanserli Pelvik Radyoterapi Planlanan Hastalarda BilgisayarlıTomografive Magnetik Rezonans Görüntülerinin Çakıştırılmasının Hedef HacimlerinTanımlanmasındaki KatkısıProstat kanseri Türkiye'de erkek cinsiyette 6. en sık görülen kanser tipidir.Kanser tipleri arasında küratif tedavi şansı olan bir türdür. Prostatektomi ve RT ilehastalarda küratif tedavi ve lokal kontrol oranları artmaktadır. Son yıllarda RTprostatektomiye cerrahi komplikasyonlarından sakınılması ve lokal kontroloranlarında farklılık olmaması nedeniyle alternatif tedavi şekli haline gelmiştir.Üç boyutlu konformal RT'nin kullanıma girmesi ve doz yükseltmeçalışmaları ile tedavi hacimlerinin tanımlanması daha önemli bir hal almıştır.Çünkü hedef hacmin en yüksek dozu alıp çevre kritik organların en az etkilenmesitedavi ve yan etkiler açısından önemlidir.Radyoterapi planlamada geometrik doğruluğu en iyi olduğu için BTkullanılmaktadır. Pelvis bölgesinde prostat ve çevre yapıları BT ile ayırt etmekoldukça zordur. Bu nedenle yumuşak doku çözünürlüğü fazla olan MRG alternatifbir görüntüleme olmuştur.Bu çalışmada 15 lokalize prostat kanserli hasta prosfektif olarakincelenmiştir ve RT planlamada BT-MR çakıştırma yapılarak prostat ve çevreyapıların tanımlanmasında farklılık olup olmayacağı araştırılmıştır.Hastalara BT ve MR çekimi yapıldıktan sonra görüntüler bilgisayarsisteminde otomatik olarak çakıştırılmıştır. Daha sonra prostat, SV, rektum, PBdokuları her iki görüntü üzerinden ayrı ayrı tanımlanmış ve çizimlerin deneyimlibir radyolog tarafından kontrolü yapılmıştır.Tanımlanan dokuların hacimsel değerleri, rektum-prostat, PB -apeks arasımesafe ve görüntü farklılıkları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Prostat(apeks, taban), rektum, PB gibi yapıların MRG ile daha iyi ayırt edildiğiizlenmiştir. SV hacmi istatistiksel anlamlı olarak en büyük T2 görüntüdeizlenmiştir. Rektum-prostat, PB-apeks arası mesafe yine MR görüntüler ile netseçilebilmiştir.Sonuç olarak lokalize prostat kanserli hastalarda RT volümtanımlamalarında uygun çekim koşulları sağlandığında MRG uygun bir yardımcıyöntem olabilir.Anahtar kelimeler: RT, BT, MRG.