
24
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Aile hekimliği polikliniğine başvuran hastalarda yetişkin aşılarında aşılanma sıklığı, bilgi düzeyi ve farkındalığı
Amaç: Aşılama çocukluk çağında olduğu kadar yetişkinlikte de oldukça önemlidir fakat yetişkinlerin aşılanması toplumda yeterli düzeyde değildir. Bu araştırmanın amacı erişkinlere yapılması önerilen aşılarda aşılanma sıklığı ve bilgi düzeyini ölçmek ve yetişkin aşıları farkındalığını artırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 18-65 yaş arasındaki kişilerin erişkin aşıları hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Uşak Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş hastalar arasında 01.06.2023-01.09.2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda katılımcıların %73,1(n=285)'i çocukluk çağında gerekli aşıları olduğunu belirtmiştir. Yaş arttıkça çocukluk çağı aşılarını alma oranında anlamlı olarak bir azalma görülmektedir. Toplum genel olarak çocukluk çağı aşılarının önemini kabul etmektedir. Tetanoz ve grip aşıları hakkında en çok bilgi sahibi olunan aşılar olarak öne çıkmaktadır. Kronik hastalığı olan bireylerin grip aşısı konusunda daha bilinçli olduğunu anlamlı olarak göstermektedir. Katılımcıların çoğu, grip, hepatit B, hepatit A, pnömokok (zatürre), meningokok (menenjit), HPV ve tetanoz difteri aşılarının yetişkinlere yapılması gerektiği konusunda hemfikirdir. Sonuç: Toplumun genel olarak çocukluk çağı aşılarının önemini kabul ettiğini fakat erişkinlerin aşılanması konusunda kişilerin bilgilerinin daha çok tetanoz ve grip aşısıyla sınırlı kaldığını gördük. Aşı ile önlenebilecek hastalıkların önüne geçilebilmesi için yetişkin aşıları hakkında daha fazla bilgilendirme yapılmalıdır.
Uşak ilinde görev yapan Aile Hekimleri ve Aile Sağlığı çalışanlarının otizm spektrum bozukluğu hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Aile hekimlerinin ve aile sağlığı çalışanlarının Otizm Spektrum Bozukluğuna (OSB) yönelik farkındalıklarının ve bilgi düzeylerinin yüksek olması riskli çocukların erken tanı ve tedavi alabilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu araştırmadaki amacımız Uşak ilinde Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) çalışmakta olan aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının çocukluk çağı otizmi konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız 01.10.2023-01.01.2024 tarihleri arasında Uşak ilindeki ASM'lerde görev yapan aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları ile yapılan tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Katılımcılara sorulan anket iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda sosyodemografik veri formu, ikinci kısımda ise Sağlık Çalışanlarının Çocukluk Çağı Otizmi Hakkında Bilgi Anketini (SÇOBA) içermektedir. Bulgular: Çalışmamıza toplam 168 kişi katıldı. 84'ü aile hekimi ve 84'ü aile sağlığı çalışanı idi. Katılımcıların %73,2'si (n=123) kadın, %26,8'i (n=45) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 39,3±7,4 yıl olarak bulundu. Katılımcıların toplam meslekte çalışma süresi ortalama 15,6±8,0 yıl, ASM'lerdeki ortalama çalışma süresi ise 7,7±4,6 yıl olduğu saptandı. Katılımcıların SÇOBA toplam puan ortalaması 14,10±2,15 idi. Alt alanlarda puan ortalaması ise birinci alanda 7,13±1,07, alan ikide 0.92± 0,18, alan üçte 2,80±0,97 ve alan dörtte 3,14 ±1,36 olarak bulunmuştur. Sonuç: Katılımcıların OSB'nin davranışsal özelliklerini tanımlamada ve bozukluğa eşlik eden komorbidite bilgisinde eksik oldukları görüldü. Bilgi düzeyini artıran faktörler arasında daha önceden otizmli hastanın tanı sürecinde bulunmak, otizm ile ilgili geçmişte bir eğitime katılmak ve ASM'de çalışırken otizm ile ilgili bir eğitime katılmak olduğu bulundu. Eğitimlere katılan katılımcıların, kendi otizm bilgi algısının yüksek olduğu görüldü.
Koronavirüs hastalığı-2019 seyrinde ortaya çıkan karaciğer enzim anormallikleri ve mortalite ile ilişkisi
Amaç: Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu Koronavirüsü-2 (SARS-CoV-2) enfeksiyonu tedavisi için hastaneye yatan hastalarda gelişen karaciğer enzim anormallikleri ve enzim seviyelerindeki değişimin Koronavirüs Hastalığı-2019 (COVID-19) hastalarının mortalitesi üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde pandemi servislerinde ve pandemi yoğun bakımda 20 Mart 2020 ile 20 Mart 2021 tarihleri arasında yatarak tedavi edilen 1455 COVID-19'lu hasta dahil edildi. Bu hastaların başvuru anındaki laboratuvar tetkiklerinden kreatinin, Laktat dehidrogenaz (LDH), Aspartat aminotransferaz (AST), Alanin aminotransferaz (ALT), total bilirubin, tam kan sayımı, C-reaktif protein (CRP) değerleri ile hasta yaşı, cinsiyeti, semptom varlığı, başvuru anı oksijen satürasyonu değerleri hasta dosyalarından kaydedildi. Aspartat aminotransferaz ve/veya ALT değeri iki kat ve üzerinde olan hastalardan hasta grubu oluşturulurken, 2 kattan daha düşük olanlar ise kontrol grubu olarak kabul edildi. Gruplar arasında demografik ve laboratuvar verileri karşılaştırılarak, bunların mortalite üzerine etkisi retrospektif olarak araştırıldı. Bulgular: Toplamda 1455 hasta analize dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 58 (18-94) yıldı. Hastaların %52,4 'ü (n=763) kadın, % 47,6'sı erkekti. Çalışmaya alınan olguların % 7,49'u (n=109) öldü. Mortalite görülen olguların yaşları, sağ kalanlardan daha yüksek saptanırken (p<0,01), cinsiyetler arası anlamlı fark saptanmadı. Hasta grubunda 76 hasta varken kontrol grubunda 1379 hasta vardı. Hasta grubunda LDH ve bilirubin değerleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu (sırasıyla; p<0,001 ve <0,001). Lenfosit sayısı hasta grubunda daha düşük (p=0,026), hemoglobin ve CRP değerleri ise daha yüksek saptandı (sırasıyla; p=0,045 ve p=0,023). Diğer klinik-laboratuvar-görüntüleme değişkenleri için gruplar arasında mortalite acısından fark saptanmadı. Çok değişkenli Cox regresyon analizi yapıldığında; yaş, CRP düzeyi, semptomların varlığı ve başvuru sırasındaki oksijen satürasyonunun mortalite için anlamlı bağımsız faktörler olduğunu saptandı. Sonuç: Şiddetli COVID-19 nedeniyle hastanede yatarak takip ve tedavi edilen hastalarda başvuru anındaki karaciğer enzim yüksekliğinin COVID-19 serinde gelişen mortaliteye etkisi olmadığı; mortalite belirleyen bağımsız risk faktörle-rinin; yaş, CRP, semptom varlığı ve başvuru anındaki O2 saturasyonu olduğu saptandı.
Acil servise başvuran 65 yaş ve üzeri travma hastalarında mortaliteyi etkileyen faktörlerin retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Travma, geriatrik hastalarda mortalite nedenleri arasında yedinci sırada yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Acil Servis'e başvuran 65 yaş ve üzeri travma hastalarında mortaliteyi etkileyen faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Materyal ve metod: Çalışmaya, merkezimizin Acil Servis'ine başvuran ve hastaneye yatış yapılan 65 yaş ve üstü 544 travma hastası dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, komorbiditeleri, yaralanma türleri, Acil Servis başvurusundaki vital bulguları ve laboratuvar sonuçları kayıt altına alındı. Hastane içi mortalite için risk faktörleri çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların (%63,1 kadın) yaş ortalaması 78,2±8,2 yıl hesaplandı. En sık travma gelişme mekanizması %87,9 oranında düşme olarak gözlendi. Alt ekstremite travmaları 366 hastada (%67,3) görülmüş olup en sık travma bölgesini %59,9 ile femur fraktürü oluşturdu. Toplamda 91 hasta (%16,7) Yoğun Bakım Ünitesi'ne yatırıldı. Hastaların %7,9`unda yatış komplikasyonu gelişirken, 24 (%4,4) hasta hastane izleminde öldü. Ölen hastaların ortanca takip süresi 10 gün (1-42) olarak saptandı. Çok değişkenli analizde Glasgow Koma Skoru (GKS) (OR: 0,363; %95 GA: 0,201-0,653; p=0,001), toraks travması (OR: 12,738; %95 GA: 1,058-153,3; p=0,045), batın travması (OR: 81,987; %95 GA: 4,092-1642; p=0,004) ve yatış komplikasyonu varlığı (OR: 243,966; %95 GA: 31,91-1864; p<0,001) hastane içi mortalite için bağımsız prognostik faktörler olarak tanımlandı. Sonuç: Araştırmamızda GKS, toraks travması, batın travması ve yatış komplikasyonu varlığı hastane içi mortalite için bağımsız prognostik faktörler olarak belirlenmiştir. Yaşlı travma hastalarında erken dönemde yüksek riskli grupların tespiti, komplikasyon gelişimini önleyici stratejilerin uygulanması ve travma sonrası acil bakım süreçlerinin optimize edilmesi mortalite oranlarını düşürmede temel adımlar olarak ön plana çıkmaktadır.
Uşak ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının sağlıkta yapay zekâ kullanımına hazır bulunuşluklarının değerlendirilmesi
Amaç: Yapay zekâ teknolojileri sağlık hizmetlerinde giderek daha yaygın kullanılmakta olup, bu teknolojilerin etkin ve güvenli biçimde uygulanabilmesi sağlık çalışanlarının hazır bulunuşluk düzeyleriyle yakından ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı, Uşak ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının tıbbi yapay zekâ sistemlerine yönelik hazır bulunuşluk düzeylerini bilişsel, beceri, öngörü ve etik boyutlarıyla değerlendirmek ve hazır bulunuşluğu etkileyen faktörleri ortaya koymaktır. Gereç Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma, Uşak ilinde kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan 375 sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler, sosyodemografik özellikler ve yapay zekâya ilişkin bilgi, algı ve tutumları içeren anket formu ile Tıbbi Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçeği (MAIRS-MS) kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Student's t-testi ve One-way ANOVA testleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş, istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların büyük çoğunluğunun mesleki alanda yapay zekâya yönelik formal bir eğitim almadığı belirlenmiştir. Yapay zekâya ilişkin bilgi düzeyi yüksek olan, yapay zekâ uygulamalarına güven duyan, mesleki gelişime katkı sağlayacağını düşünen ve bu alanda eğitim almaya istekli katılımcıların, ölçeğin tüm alt boyutları ve toplam puanı açısından anlamlı derecede daha yüksek hazır bulunuşluk düzeyine sahip olduğu saptanmıştır (p<0,001). Erkek katılımcıların bilişsel, beceri ve öngörü alt boyutları ile toplam puanları kadınlara göre daha yüksek bulunurken, etik boyutta cinsiyete bağlı fark saptanmamıştır. Doktorların hazır bulunuşluk düzeyleri diğer sağlık meslek gruplarına göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Yaş ve meslekte çalışma süresi arttıkça özellikle beceri ve öngörü puanlarında azalma eğilimi gözlenmiştir. Sonuç: Bu çalışma, sağlık çalışanlarının tıbbi yapay zekâya yönelik hazır bulunuşluğunun çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu ve bilgi, tutum, eğitim, mesleki rol ve teknolojiyle etkileşim düzeyi gibi faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Elde edilen bulgular, sağlıkta yapay zekâ uygulamalarının etkin biçimde yaygınlaştırılabilmesi için hedefe yönelik eğitim programlarının ve kurumsal stratejilerin geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Yapay Zekâ, Sağlık Çalışanları, Dijital Sağlık, Sağlık Hizmetleri, Tıbbi Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçeği
Acil servise başvuran mülteci ve sığınmacı hastaların retrospektif incelenmesi
ÖZET Acil Servise Başvuran Mülteci ve Sığınmacı Hastaların Retrospektif Değerlendirilmesi Amaç: Mülteci ve sığınmacılar günümüzde tüm Dünya'yı ilgilendiren önemli bir insanlık problemidir. Bu çalışmanın amacı acil servise başvuran mülteci ve sığınmacı hastaların, demografik özelliklerinin, acil servis başvurularının, acil servis üzerinde oluşturduğu yükün retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Materyal ve metod: Çalışmaya hastanemizin acil servisine 3 yıllık bir süre içerisinde başvuran 5203 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, komorbiditeleri, acil servise en sık başvuru sebepleri, hastalardan istenen tetkikler, tekrarlayan başvuruları, acil servisten sonlanımları kayıt altına alındı. Bu değerler SPSS, MedCalc kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya 3 yıllık dönemde acil servise başvuran 5203 yabancı uyruklu hasta dahil edildi. Hastaların çoğunluğu genç erişkin (%84,3) olup yaş ortalaması 32,0 ± 11,9 idi. Başvuruların büyük bölümü yeşil alandan %57,4 yapıldı ve olguların %94,4'ü normal başvuru şeklindeydi. En sık tanılar üst solunum yolu enfeksiyonları, yumuşak doku bozuklukları, COVID-19, gebelik ve abdominal yakınmalardı. Ülke dağılımında Afganistan ve Suriye uyruklular çoğunluktaydı. Hastaların %31,2'si 6 ay içinde acile, %34,8'i polikliniğe tekrar başvurdu. Tekrar başvurular en çok yeşil alanda, en az pandemi alanında görüldü (p < 0,001). Laboratuvar ve görüntüleme istemleri başvuru birimine göre anlamlı şekilde farklılaştı ( p <0,001). Hemogram, biyokimya, troponin ve INR en sık sarı ve kırmızı alanda istendi. Röntgen ve tomografi travma ve sarı alanda belirgin yüksekti. Ultrason yeşil alanda nispeten daha fazla, pandemi alanında belirgin düşük düzeyde kullanıldı. MR en çok sarı ve kırmızı alanda istendi. Yaş grupları ile olgu türleri arasında anlamlı ilişki vardı (p < 0,001); adli vakalar ve trafik kazaları çocuk/ergen grupta, normal başvurular ise erişkinlerde yoğunlaştı. Vatandaşlık ülkesi ile olgu türü arasında ise anlamlı fark bulunmadı (p = 0,631). Sonuç: Araştırmamızda acil servislere başvuran mülteci ve sığınmacı hastaların %84'ünün 18-44 yaş arasında olduğu, en çok yeşil alan başvurularının olduğu, başvuruların %94.5'unun taburculukla sonuçlandığı görüldü. Çalışmamızda mülteci ve sığınmacı hastaların acil servisi sıklıkla birinci basamak sağlık hizmetleri yerine kullanma eğiliminde oldukları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci, Sığınmacı, Sağlık, Acil Servis
65 yaş ve üzeri hastaların mortalite tahmininde yapay zekanın yeri
Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servise başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların kısa dönem mortalite riskinin tahmin edilmesinde yapay zeka algoritmalarını netkinliğini incelemek, literatürde geliştirilen modellerin doğruluğunu karşılaştırmak ve bu teknolojilerin klinik karar verme süreçlerine entegrasyonunun olası katkılarını değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışmaya Uşak Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu 15.03.2024 tarih ve 330-330-08 sayılı etik kurul onayı ile başlanmıştır. Çalışma prospektif kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Bulgular: Çalışmaya 2000 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %49'u (n=986) kadın, %51'i (n=1014) erkek ve yaş ortalaması 77,98 ± 7,72 yıl olarak saptanmıştır. Komorbidite oranı %93,8, ilaç kullanım oranı %90,5 saptanmıştır. Mortalite oranı %22,6 (n=452) olarak saptanmıştır. Mortalite yönünden yapılan logistik regresyon analizinde yüksek yaş (p=0,001), düşük glaskow koma skalası (GKS) (p=0,001), düşük sistolik (p=0,001) ve diyastolik tansiyon (p=0,001), düşük nabız (p=0,001), düşük oksijen saturasyonu (SPO2) (p=0,001), yüksek ateş (p=0,001), sinüs bradikardisi (p=0,001) ve diğer bradikardiler (p=0,001), hastane yatışı (p=0,001), kronik böbrek yetmezliği (KBY) (p=0,001), astım/koah (p=0,036), kalp yetmezliği (KY) (p=0,010), parkinson öyküsü (p=0,001), ritim bozukluğu (p=0,001), serebrovasküler olay (SVO) öyküsü (p=0,001), kanser öyküsü (p=0,001), bypass öyküsü (p=0,001), WBC yüksekliği (p=0,001), lenfosit yüksekliği (p=0,026), eozinofil ve hemoglobin düşüklüğü (p=0,001), glukoz(p=0,001), kreatin (p=0,001), BUN (p=0,001), CK (p=0,001), bilirubin (p=0,001), AST (p=0,001), ALT (p=0,001), LDH (p=0,001), sodyum (p=0,021), potasyum (p=0,001), CRP (p=0,001), laktat (p=0,001) yüksekliği, albümin (p=0,001), kalsiyum (p=0,001), pH (p=0,001) düşüklüğü anlamlı bulunmuştur. Yapay zeka algoritması kullanılarak yapılan mortaliteye yönelik analizde yapay zeka puanı (p=0,001) ve yapay zeka risk durumuna göre (p=0,001) anlamlı sonuç saptanmıştır. Sonuçlar: Yapay Zeka Tabanlı Risk Skorları, acil servis triyajında ileri yaş hastalarda erken mortalite öngörüsü için kullanılabilir; bu modeller rutin uygulamalara entegre edilebilir. Genişletilmiş, çok merkezli ve prospektif çalışmalar, bu bulguların genellenebilirliğini ve yapay zeka algoritmalarının gerçek yaşam koşullarındaki etkilerini değerlendirmek için gereklidir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Yaşlı hasta, Yapay zeka
Ortoreksiya nervoza eğilimi olan kişilerde vitamin düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Dengeli ve yeterli beslenme büyüme, gelişme ve genel iyilik hali için gereklidir. Ancak, son dönemde popüler hale gelen "temiz beslenme" yaklaşımı, sağlıklı yaşam tarzını desteklerken bazı durumlarda katı diyet sınırlamalarına ve olumsuz yeme alışkanlıklarına yol açabilmektedir. Ortoreksiya Nervoza (ON), sağlıklı beslenmeye aşırı odaklanmanın bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilediği bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmakta, ancak DSM-V'de henüz resmi olarak yer almamaktadır. ON' un tanımlanması ve kriterlerinin netleştirilmesi üzerine çalışmalar sürdürülmektedir. Bu araştırma, ON eğilimi ile vitamin düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyerek, bu bozukluğun patofizyolojik süreçlerinin anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Gereç Yöntem: Bu çalışma, 18-65 yaş arasındaki kişilerde ON eğilimi ve bu kişilerde vitamin düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş hastalar arasında 15.10.2024-15.01.2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Son 3 ayda polikliniğine başvuran ve tetkik istenmiş olan 803 hasta olduğu hastane bilgi yönetim sisteminden öğrenilmiştir. Evreni temsil edecek örneklem büyüklüğü %95 güven aralığında, %5 sapma, desen etkisi 1 alınıp, %50 bilinmeyen sıklık ile Open Epi versiyon 3 kullanılarak minimum 261 olarak hesaplanmıştır. Belirlenen tarihler arasında toplam 266 hastaya ulaşılmıştır. Çalışmaya katılan hastalar gönüllük esasına göre çalışmaya dâhil edilmiş olup, çalışma hakkında hastaya gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra onamları alınmıştır. Anket çalışması iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ankete katılanların sosyodemografik özellikleriyle ilgili sorular, ikinci bölümde de ORTO-11 ölçeğine ait sorular sorulmuştur. ORTO-11 ölçeği 2008 yılında x Arusoğlu ve Ark. tarafından ORTO-15 ölçeğinin Türkçeye uyarlanmasıyla oluşturulmuştur. Bu çalışmada ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,737 olarak bulunmuştur. Arusoğlu ve ark.'nın uyguladığı şekilde ölçeğin kesim noktası %25'lik dilimde 22 olup, 22 ve altında puan alan hastaların ortoreksiya eğilimi yüksek olarak kabul edilmiştir. Veriler IBM SPSS.28 programı ile uygun testler seçilerek analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza yaş ortalaması 40,61±12,06 (yıl) olan %54,1'i (n=144) kadın, %45,9'u (n=122) erkek olmak üzere toplam 266 hasta katıldı. Hastaların ORTO-11 ölçeğine verdiği cevapların toplam puan ortalaması ve standart sapması 25,09±4,46'dır. Toplam puanlar 15-40 aralığındaydı. Cinsiyet, eğitim düzeyi, diyet yapma durumu ve sigara içme durumu ile ORTO-11 puanı açısından anlamlı farklar elde edilmiştir. Katılımcılar kesim noktasına göre ON eğilimi yüksek ve düşük olanlar olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmamızda ON prevalansı %30,8 olarak saptandı. ON eğilimi yüksek ve düşük kişilerde sosyodemografik özellikler ile Folat, B12 ve D vitamini düzeyleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı. (p=0,886, p=0,546 ve p= 0,552 Sonuç: Ortoreksiya Nervoza, özellikle sosyal medyanın da etkisiyle yaygınlaşan ve ilerleyen yıllarda daha da artış göstermesi muhtemel bir sağlık sorunu olup, henüz kesin bir tanı kriterine sahip değildir. ON eğilimi ile besin öğesi eksiklikleri arasındaki ilişkinin daha detaylı araştırılması, bu alandaki bilgi eksikliklerinin giderilmesine katkı sağlayacaktır. ON konusunda daha fazla farkındalık yaratılması sağlıklı bir toplum yapısının oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin HPV, HPV testi, HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: HPV, dünya genelinde en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyon olup, kansere yol açan başlıca enfeksiyon ajanlarından biridir.. Yüksek riskli HPV enfeksiyonunun, serviks ve anal kanserlerin %90'ından, vulvar ve vajinal kanserlerin %70'inden, penil kanserlerin %60'ından ve orofaringeal kanserlerin %70'inden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Amacımız Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencilerinin HPV, HPV Testi, HPV Aşısı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi ve farkındalığın arttırılmasıdır. Gereç Yöntem: Bu çalışma, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileriyle 01.09.2024-01.12.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Örneklem büyüklüğü %50 bilinmeyen sıklık alınarak, %95 güven aralığında, %5 hata payı ile 251 kişi olarak hesaplanmıştır. Çalışmada öncelikle çalışmaya katılan öğrenciler gönüllük esasına göre çalışmaya dâhil edilmiş olup, çalışma hakkında öğrencilere gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra yazılı onamları alınmıştır. Anket çalışması iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmaya katılan öğrencilere anket formu şeklinde çalışmanın hedefine yönelik sosyodemografik sorular sorulmuş, öğrencilerin HPV ve HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeylerini saptamak amacıyla toplamda 33 sorudan oluşan Human Papilloma Virüsü (HPV) Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 30.00 programı ile uygun testlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 260 öğrencinin Yaş dağılımına bakıldığında, %75,0'ı 18-24 yaş aralığında, %20,4'ü 25-30 yaş aralığında ve %4,6'sı 31 yaş ve üzerindeydi. Katılımcıların %58,5'i kadın, %53,1'i Kadın hastalıkları ve doğum stajı aldığı saptanmıştır. Öğrencilerin %13,5' inin kronik rahatsızlığı olduğu, %13,1 inin düzenli ilaç kullandığı, %24.2 sigara kullandığı, %29,2' sinin alkol kullandığı saptanmıştır. Erkek öğrencilerin %39,8'i sigara kullanırken, kadın öğrencilerde bu oran %13,2 olarak tespit edildi. Erkek öğrencilerin %38'i alkol kullanırken, kadın öğrencilerde bu oran %23 olarak tespit edildi. Erkek öğrencilerde sigara ve alkol kullanımının daha yaygın olduğu görüldü. Öğrencilerin %98,5'i HPV'yi, %71,9'u HPV testini ve %97,3'ü HPV aşısını duyduğu saptanmıştır. HPV, HPV testi, HPV aşısını duyma durumlarının Kadın Hastalıkları ve Doğum stajı alanlarda daha yüksek tespit edilmiştir. İkamet yerine göre karşılaştırıldığında yurtta kalan öğrencilerin HPV, HPV testi, HPV aşısını duyma durumları daha düşük bulunmuştur. HPV Bilgi Ölçeği toplam puanı 22,22 ± 5,89 olarak bulundu. Katılımcıların puanlarının 0 ile 31 arasında değiştiği ve medyan değerin 23 olduğu tespit edilmiştir. Kadın öğrenciler erkek öğrencilere göre HPV-BÖ total puanı, HPV aşı bilgisi(AÖ3), HPV aşılama programı bilgisinin (AÖ4) yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kadın Hastalıkları ve Doğum stajı alan öğrencilerin almayanlara göre HPV-BÖ total puanı ve tüm alt boyutlarda bilgi düzeyi yüksek bulunmuştur. Daha önceden HPV , HPV testi HPV aşısı hakkında duyumu olanların hiçbir şey duymamış olanlara kıyasla HPV-BÖ ve tüm alt boyutlarında daha yüksek bilgi düzeyine sahip olduğu saptanmıştır. Ekonomik duruma göre bakıldığında ekonomik durmu iyi olan öğrencilerin genel HPV aşı bilgisini ölçen (AÖ3) alt boyutunda yüksek bilgi düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada tıp fakültesi öğrencilerinde erkek öğrencilerin HPV, HPV aşısı ve HPV aşılama programı hakkında bilgi düzeylerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Mevcut HPV aşılama program bilgisini ölçen AÖ4' de puan ortalaması düşük bulunmuştur. Geleceğin sağlık sunucularının HPV bilgi düzeyinin arttırılması ve mesleğe başladıklarında hizmet içi eğitim miktarının arttırılması önemlidir. Anahtar Sözcükler: HPV Enfeksiyonu, HPV Aşıları, HPV Bilgi Ölçeği, Tıp Öğrencileri, Bilgi Düzeyi
Aile hekimliği polikliniğine başvuran yetişkin hastalarda SCORE2 kardiyovasküler hastalık risk skorlama sistemi kullanılarak hesaplanan 10 yıllık kardiyovasküler morbidite ve mortalite riski ile depresyon düzeyi ilişkisi
Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar, tüm dünyada erişkin nüfusun sağlığını tehdit eden başlıca ölüm nedenlerinden biridir. Bu hastalıkların önlenmesinde risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi kritik öneme sahiptir. Son yıllarda psikolojik durumların, özellikle de depresyonun, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmalarda, depresyonun doğrudan ya da dolaylı yollarla kardiyovasküler risk üzerinde etkili olabileceği gösterilmiştir. Depresyon düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişkinin ortaya konulması ve bu sayede birinci basamak sağlık hizmetlerinde ruhsal ve fiziksel sağlığı birlikte ele alan daha kapsamlı değerlendirme modellerine katkı sağlamak bu çalışmanın amacıdır. Gereç Yöntem: Çalışmamız 01.12.2024- 01.03.2025 tarihleri aralığında Uşak EAH Aile Hekimliği Polikliniğine müracaat eden hastalara yapılan tanımlayıcı, kesitsel ve analitik tipte bir araştırmadır. Çalışmamız son 1 yıl içinde ölçülmüş açlık kan şekeri ve lipit profili olan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 40-69 yaş aralığındaki hastalara yapıldı. Bilinen şeker hastalığı, kronik böbrek hastalığı, bilinen kardiyovasküler hastalığı olanlar, postpartum ve gebe kadınlar, antipsikotik ilaç kullananlar çalışmaya dahil edilmedi. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve tıbbi geçmişlerine ilişkin bilgiler anket yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Kardiyovasküler riski değerlendirmek için Systematic Coronary Risk Evaluation-2 (SCORE-2) risk tahmin modeli, depresyon seviyesini belirlemek amacıyla ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 27 (IBM Inc., Chicago, IL, ABD) yazılımı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza yaş ortalaması 50,8±7,88 (yıl) olan %60,3'ü (n=170) kadın, %39,7'si (n=112) erkek olmak üzere toplam 282 hasta katıldı. Katılımcıların %41,5 (n=117)'unda depresyon yoktu. %32,3 (n=91)'ünde hafif düzeyde depresyon varken, %18,4 (n=52)'ünde orta düzeyde depresyon, %7,8 (n=22)'inde de ağır düzeyde depresyon vardı. Katılımcıların SCRORE-2 kardiyovasküler hastalık risk skorlama sistemi kullanılarak ölçülen 10 yıllık kardiyovasküler mortalite ve morbidite riski %57,8 (n=163)'si düşük-orta risk düzeyinde, %31,9 (n=90)'u yüksek risk düzeyinde, %10,3 (n=29)'u ise çok yüksek risk düzeyindeydi. BDÖ skoru ile SCORE-2 skoru arasında düşük düzeyde, pozitif ve anlamlı korelasyon bulundu (r=0,141; p=0,018). Depresif belirtileri olan katılımcılar ile depresif belirtisi olmayan katılımcıların SCORE-2 puanları arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Depresyon düzeyi orta-şiddetli olan katılımcıların SCORE-2 puanları, depresyon düzeyi hafif olanlara göre daha yüksekti (p=0,002). Sonuç: Depresyon düzeyi ile kardiyovasküler hastalık riski arasında ilişki vardır fakat bu ilişki düşük seviyede bulunmuştur. Hem depresyonun hem de kardiyovasküler hastalık riskinin ilişkili olduğu farklı parametreler vardır. Bu durum bu iki değişken arasındaki ilişkinin anlaşılmasını güçleştirmektedir. Depresyon ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki bağlantının tahmin edilenden daha karmaşık bir yapıya sahip olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Depresyon, Kardiyovasküler risk, SCORE2