Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Restorative Dentistry

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

121

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı ve tedavi gereksinimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Ağız ve diş sağlığı ile genel sağlık ayrılmaz bir bütündür. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyesi genel sağlığı etkilediği gibi ağız ve diş sağlığını da etkilemektedir. Ağız sağlığının kötü olması, yapılması gereken tedavilerin artmasına sebep olduğu için sağlık sistemi üzerindeki yükün artmasına neden olur. Koruyucu tedavilerin uygulanması ileri seviyedeki tedavilere ihtiyaç olmasının önüne geçer ve sağlık alanında yapılan harcamaların azalmasını sağlar. Literatürde çürük sayısı ile sağlık okuryazarlığı seviyesi arasındaki ilişkinin incelendiği çalışma sayısı yeterli değildir. Diş çürüğü kendi başına genel sağlığı etkilemese de ilerlediği durumda kanal tedavisi, periodontal problemler ve diş çekimine sebep olarak çene eklemi problemleri, sindirim zorluğu ve estetik görünüşteki bozulma sebebiyle psikolojik problemlere neden olabilir. Çürük prevelansının azaltılması için bireylerin sağlığın korunması konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Ancak kültürel farklılıklar ve beslenme alışkanlıklarnın farklı olması gibi sebeplerle toplumlar arasında çürük prevelansı, sağlık okuryazarlığı seviyesiyle her zaman ilişki göstermeyebilir.

Ağız sağlığıDiş hastalıklarıDiş çürükleri+4
Özhan Yağcı
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Daimi restorasyon amacıyla eklemeli üretim yöntemiyle üretilen rezin materyallerin tamir dayanımına farklı yüzey işlemlerinin ve yapay yaşlandırmanın etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, iki farklı 3B (üç boyutlu) yazıcı rezini [NextDent C&B MFH ve Saremco Print Crowntec] kullanılarak üretilen ve termal siklusla yaşlandırılan numunelerde altı farklı yüzey işleminin nanofil kompozit [Filtek Ultimate Universal Restorative] ile tamirin makaslama bağlanma dayanımına (SBS) etkisini değerlendirmektir. Yöntem: 3B yazıcı rezinleriyle 240 örneğe termal siklus uygulanmış ve altı farklı yüzey işlemine (Kontrol, Silan, Kumlama, Kumlama+Silan, Hidroflorik asit ve Hidroflorik asit+Silan) tabi tutulmuştır. Nanofil kompozit rezinle tamir edilen örnekler 24 alt gruba ayrılmıştır (n=10) ve grupların yarısına ek termal siklus uygulanmıştır. Tüm örneklerde SBS testi yapılmış, başarısızlık tipleri stereomikroskopla incelenmiştir. İstatistiksel analizlerde Shapiro-Wilk, Fisher's Exact, Mann-Whitney U, Bonferroni düzeltmeli Z testi ve üç yönlü Robust ANOVA kullanılmış; pürüzlülük verileri Genelleştirilmiş Lineer Modeller ile analiz edilmiştir. Bulgular: Yüzey işlemi, rezin türü ve termal siklus etkileşiminin SBS üzerinde anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır (p<0,05). En yüksek SBS değeri, ek termal siklus uygulanmamış C&B rezinin Kumlama grubunda; en düşük değerler ise kontrol grubunda elde edilmiştir. Kumlama grubunun pürülülüğü (0,96±0,51), Kontrol (0,37±0,12) ve Hidroflorik asit (0,33±0,06) gruplarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Başarısızlık tipleri çoğunlukla kohezivdir. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve pürüzlülük analizleri, yüzey morfolojisindeki belirgin farklılıkları göstermiştir. Sonuçlar: Yüzey işlemleri SBS'yi anlamlı şekilde artırmıştır. Kumlama ve Hidroflorik asit grupları, Silan grubuna göre daha yüksek SBS değerleri göstermiştir. Her iki 3B rezin materyali klinik olarak yeterli SBS sergilemiş ve aralarında anlamlı fark bulunmamıştır. Uygun yüzey işlemleri, 3B yazıcıyla üretilen rezinlerin tamir başarısını artırabilir.

Gözde Karaaslan
Uşak University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin kompozitin dentine bağlanma dayanıklılığına etkisinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, dentin çürüğü ve dentin aşırı duyarlılığı tedavilerinde kullanılan yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin, uygulandıktan hemen sonra ve yaşlandırıldıktan sonra kompozitin sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığına etkisini araştırmaktır. Bu çalışmaya çürüksüz 60 adet insan büyük azı dişi dahil edilmiştir. Dişlerden on tanesi rastegele bir şekilde tarama elektron mikroskop görüntüleme işlemi için ayrılmıştır. Dişler bukko-lingual/palatinal yarı olmak üzere ikiye bölünmüş, akrilik blokların içerisine yerleştirilmiş ve bukkal/lingual/palatinal mine uzaklaştırılarak 100 adet dentin örneği oluşturulmuştur. Dentin örneklerinin yarısı demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek demineralize edilmiştir. Ardından örnekler her bir grupta örnek sayısı (n=10) olacak şekilde rastgele 10 gruba ayrılmıştır. Deney gruplarında topikal florürlü ajanlar, gümüş diamin florür solüsyonu/potasyum iyodür(GDF/KI; Riva Star, SDI, Avustralya) ve florürlü vernik(FV; Fluor Protector, Ivoclar Vivadent, Lihtenştayn) dentin yüzeylerine uygulanmış ve uygulama sonrası hemen ve florürlü ürünler termal siklus ile yaşlandırıldıktan sonra universal bir adeziv (Solare Universal Bond, GC, Japonya) ile kompozit rezin (Gradia Direct Posterior, GC, Japonya) tüm örneklere bağlanmıştır. Kompozit rezin bağlanmasının ardından tüm örneklere termal siklus ile yaşlandırma uygulanmıştır. Bağlanma dayanıklıklılığını ölçmek için makaslama bağlanma dayanıklılık testi (MBDT) uygulandı. MBDT ardından örnekler stereomikroskop altında incelenerek kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında makaslama bağlanma dayanıklılık testi ortalama değerlerinde fark olup olmadığı Tek Yönlü ANOVA ile belirlenmiştir. Genel veri karşılaştırması amacıyla, aşağıdaki bağımlı değişkenlerle Üç Yönlü ANOVA analizi yapılmıştır: zaman (florürün termal yaşlandırması ve sonrası), florür tedavileri (GDF/KI, FV) ve dentinin durumu (demineralize ve sağlam). Gruplar arasında farklılık olması durumunda Post Hoc karşılaştırma testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak alınmıştır. Florürlü ürünlerin kullanımı kontrol gruplarına göre bağlanma dayanıklılığında anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). İki ürün arasında bağlanma dayanıklılığına etkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Florürlü materyallerin yaşlandırılması hemen bağlanma yapılan gruplara göre bağlanma dayanıklılığını anlamlı olarak azaltmıştır(p<0,05). Sağlam dentin grupları demineralize dentin gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bağlanma dayanıklılık değerleri göstermiştir (p<0,05). GDF/KI ve FV kullanımı, kompozit restorasyonların sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığını olumsuz etkilememiştir.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+5
İlknur Elitok
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

3D baskı reçinelerinin ve geleneksel kompozit rezinlerin su emiliminin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma, bir geleneksel nano hibrit bir kompozit rezin ile iki daimi restorasyonların üretimi için üretilmiş 3B baskı kompozit rezin materyalin farklı bekleme süreleri boyunca su emilimlerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Çalışma kapsamında, 60 adet silindirik örnek (8,0 mm çapında ve 2,0 mm kalınlığında) hazırlandı ve kullanılan materyal türüne göre üç gruba (n=20) ayrıldı: Materyaller Nano hibrit kompozit rezin (Kuraray Clearfil Majesty Esthetic, NC, Japonya) ve iki farklı 3B baskı kompozit rezin materyali (Saremco Crowntec, SC, İsviçre; VarseoSmile Crown Plus, VS, Almanya) olarak belirlendi. NC örnekleri paslanmaz çelik kalıplar kullanılarak üretilirken, SC ve VS örnekleri Phrozen Sonic Mini 8K MSLA 3D yazıcı (Phrozen Technology, Tayvan) kullanılarak üretildi. Postkür aşamasında SC ve VS örnekleri, 5 dakika boyunca etanolde bekletildi, ardından 405 nm UV ışığı altında 20 dakika boyunca kürlendi. Tüm örnekler sabit bir kütleye ulaşana kadar desikatörde bekletildi ve ardından distile su içerisine bekletilmek üzere yerleştirildi. Su emilimi (SE), ISO 4049:2009 standartlarına göre 1, 7, 30 ve 90. günlerde ölçüldü. İstatistiksel analiz, tek yönlü ANOVA ve Tukey'in testleri ile yapıldı (p=0.5). Bulgular: Nano hibrit kompozit (NC), tüm ölçümlerde 3B baskı kompozit rezin gruplarına (SC ve VS) göre anlamlı derecede daha yüksek su emilimi göstermiştir (p<0,05). 3B baskı kompozit rezinler arasında, SC grubu 1 ve 7. günlerde VS grubundan anlamlı derecede daha yüksek su emilimi göstermiştir (p<0,05), ancak 30 ve 90. günlerde anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Tüm materyaller ilk hafta yüksek bir oranda su emilimi göstermiş, ardından süreç uzadıkça daha yavaş bir emilim oranı ile devam etmiştir. Sonuç: Nano hibrit kompozit (NC), 3B yazıcı daimi kron materyallerine kıyasla daha yüksek su emilimi göstermiştir. Bu bulgular, daimi kron materyallerinin uzun süreli klinik restorasyonlar için uygun bir alternatif olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Su emilimi, nanohibrit kompozit, 3B yazıcı kullanarak üretilmiş daimi kron materyali, dental materyaller

Zeliha Işıl Metin
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliğine ve makaslama bağlanma dayanımına etkisi

FARKLI REMİNERALİZASYON AJANLARININ MİNENİN MİKROSERTLİĞİNE VE MAKASLAMA BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliği ve makaslama bağlanma dayanımına etkisini incelemektir. Materyal ve Method: Çalışmada 105 adet insan küçük azı dişi kullanıldı. Dişler bukkolingual olarak iki parçaya ayrıldı ve bukkal parçalar 3*3 mm'lik bir alan açık kalacak şekilde tırnak cilası ile kaplandı. Örnekler rastgele 5 gruba ayrıldı (n:21). Grup 1 (sağlam mine) pozitif kontrol olarak görev yaptı. Pozitif kontrol grubu dışındaki örneklerde 3 gün boyunca, günde iki kez, 30 dakika, %0.5'lik sitrik aside tabi tutularak yapay çürük lezyonları oluşturuldu. Grup 2 (demineralize mine) negatif kontrol olarak görev yaptı. Grup 3 (CCP-ACPF jeli; MI Paste Plus®, GC, Leuven, Belçika), grup 4 (%5 NaF vernik; Profloroid Varnish, Voco, Cuxhaven, Almanya) grup 5 (NovaMin diş macunu; Sensodyne Repair & Protect®, GlaxoSmithKline, Brentford, Middlesex, Birleşik Krallık)' teki örnekler üretici talimatları izlenerek 1 hafta boyunca ilgili remineralizasyon tedavilerine tabi tutuldu. Her gruptan birer örnek SEM altında incelendi. Örneklerin yüzey mikrosertlik değerleri Vickers cihazında (Duramin, Struers, Almanya) incelendikten sonra mine yüzeyine 2*3mm boyutunda universal kompozit rezin uygulandı. Örneklerin makaslama bağlanma değerleri universal test cihazında (Autograph AGS X; Shimatsu Corp, Kyoto, Japonya) 0,5 mm/dk çapraz kafa hızında kaydedildi ve başarısızlık tipleri stereomikroskopta incelendi. Veriler SPSS (22.0) yazılımında analiz edildi (α=0,05). Bulgular: Yüzey mikrosertliği (202,61±15,77) ve makaslama bağlanma dayanımı (11,81±3,69) grup 2'de en düşüktü. Tüm remineralizasyon gruplarında yüzey mikrosertliği ve bağlanma dayanımı grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede fazlaydı (p<0.05), ancak grup 1'e kıyasla düşüktü. Bağlanma dayanımı açısından remineralizasyon grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Adeziv başarısızlık grup 2'de diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç: Remineralizasyon ajanlarının demineralize minenin yüzey mikrosertliğini arttırmada faydalı olduğu ve kompozit rezinlerin mineye bağlanma dayanımını ve başarısızlık tiplerini önemli derecede etkilediği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Demineralizasyon, Remineralizasyon, CPP-ACPF, NaF, NovaMin, Bağlanma Dayanımı, Mikrosertlik

Dental materyallerDiş demineralizasyonuDiş remineralizasyonu+1
Ayşegül Kaya
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı polimerizasyon yöntemleriyle polimerize edilen akışkan kompozitlerin dönüşüm derecesi ve renklenmesinin İn-Vitro olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı kürleme modlarının farklı akışkan kompozitlerin dönüşüm derecesi ve renk stabilitesi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 4 farklı akışkan kompozit [Estelite Bulk Fill Flow (EBF), G-aenial Universal Injectable (GUI), Tetric N-Flow Bulk Fill (TNF), Filtek Bulk Fill Flowable (FBF)] kullanıldı. Kompozit materyaller, LED ışık cihazının (VALO Cordless, Ultradent, ABD) 3 farklı kürleme modunda (standart mod: 1000 mW/cm2, 1*20 s; yüksek güç modu: 1400 mW/cm2, 3*4 s; ekstra güç modu: 3200 mW/cm2, 2*3 s) polimerize edilerek 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde her grupta 10 örnek olmak üzere 120 silindirik numune hazırlandı (n=10). Örneklerin dönüşüm derecesi FTIR spektroskopisi ile kaydedildi. Numunelerin renk değerleri başlangıçta ve kahve solüsyonunda bekletildikten sonraki 7. ve 14. günde spektrofotometre kullanılarak kaydedildi. Renk değişim değerleri CIEDE2000 formülüne göre hesaplandı. Veriler SPSS kullanılarak, iki yönlü varyans analizi, tek yönlü varyans analizi, post hoc Tukey ve Tamhane's T2 ile istatistiksel olarak analiz edildi (α=0.05). Bulgular: Kompozit materyal tipi, polimerizasyon modu, materyal ve polimerizasyon modu etkileşiminin dönüşüm derecesi ve renk değişikliği üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Tüm kompozitlerde en yüksek dönüşüm derecesi yüksek güç modunda kürleme ile bulundu. Materyallerin ekstra güç modundaki dönüşüm derecesi, yüksek güç moduna kıyasla daha düşüktü ve bu azalma FBF ve GUI için istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). En az renk değişimi yüksek güç modunda kürleme ile elde edildi. Ekstra güç modunda renk değişimi 7. günde EBF ve FBF'de; 14.günde TNF, FBF ve EBF'de yüksek güç moduna kıyasla anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Sonuçlar: LED ışık cihazlarının geliştirilmesiyle birlikte, zaman kazandıran ekstra güç kürleme modu, akışkan kompozitlerde dönüşüm derecesinde azalmaya ve renklenmede artışa neden olabilir. Anahtar Kelimeler: Akışkan kompozit, bulk-fill kompozit, dönüşüm derecesi, kürleme modu, renk stabilitesi

Eda Karaaslan
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı 3D yazıcı rezinlerin renk stabilitelerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı iki farklı 3 boyutlu yazıcı rezin, bir CAD/CAM rezin nanoseramik blok ve bir nanohibrit kompozit rezinin uzun dönem kahve solüsyonunda bekletildikten sonra renk stabilitelerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada rezin nanoseramik CAD/CAM blok (Grup CS, Cerasmart, GC Europe), nanohibrit kompozit rezin (Grup CME, Clearfil Majesty Esthetic, Kuraray) ve iki farklı 3 boyutlu yazıcı rezini (Grup VS, VarseoSmile Crown plus, BEGO ve Grup CT, Crowntec (CT, Saremco), SaremcoDental AG) kullanıldı. Her materyalden 8 mm çapında 2 mm kalınlıkta 20 numune olmak üzere toplam 80 disk şeklinde numune hazırlandı. Numuneler 30 gün boyunca her gün 45 dakika kahve solüsyonunda bekletildi. Kahve solüsyonu her gün yenisiyle değiştirildi. Numuneler günün geri kalanında distile suda bekletildi. Renk değişimi aynı gözlemci tarafından spektrofotometre (VITA Easyshade® Advance V, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen,Germany) ile 1.gün, 7.gün, 14.gün ve 1.ay sonunda kaydedildi. Renk farklılığını belirlemede CIEL*a*b* renk sistemi kullanıldı. Veriler one way ANOVA istatistiksel analiz ile değerlendirildi. Post hoc testi olarak Tukey testi kullanıldı. p anlamlılık değeri <0.05 kabul edildi. Bulgular: 30.günün sonunda, en az renk değişikliği Grup VS (ΔE=4.69)'de bulunurken, en fazla renk değişimi Grup CS (ΔE=5.60)'deydi. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.69). Sonuçlar: 3B yazıcı rezinlerin renk değişikliği, CAD/CAM nanohibrit seramik bloklar ve kompozit rezinle benzerdi. Ancak tüm gruplarda renk değişimi klinik olarak kabul edilir değerin üzerindeydi (ΔE>1.8). 3 boyutlu yazıcılar ve eklemeli imalat rezinleri için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: 3B yazıcı, CAD/CAM, kompozit rezin, renklenme

CNC frezelemeNanokompozitlerÜç boyutlu yazıcı
Bengisu Koca
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli şartlar altındaki sınıf V kavitelerde akışkan restoratif materyallerin bağlanma dayanımının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, uzun süreli mide asidine maruz bırakılan dentin yüzeyleri ile yapay tükürükte bekletilen kontrol yüzeylerini karşılaştırmak ve farklı özelliklerdeki akışkan kompozit rezin materyallerinin makaslama bağlanma dayanımlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, çürüksüz 80 adet insan molar dişi kullanıldı. Dişler akrilik bloklar içerisine yerleştirildikten sonra bukkal yüzeyler dentin ekspoze olacak şekilde aşındırıldı ve Sof-Lex disklerle standardize biçimde polisajlandı. Örneklerin yarısı, hazırlanmış gastrik asit solüsyonunda 9 gün boyunca günde 6 kez 2'şer dakikalık erozyon döngüsüne tabi tutuldu. Diğer yarısı ise kontrol grubu olarak yapay tükürük içerisinde bekletildi. Akışkan kompozit uygulamaları için 2.4 mm çapında ve 3 mm yüksekliğinde silikon kalıplar yardımıyla dentin yüzeyine adapte edildi. Örnekler, her biri 10 dişten oluşan sekiz gruba ayrıldı: Grup 1 ve 5: Vertise Flow Self-Adhesive Flowable Composite (Kerr, Orange, CA, ABD). Grup 2 ve 6: Fusio™ Self-Adhesive Flowable Composite (Pentron Clinical, Orange, CA, ABD). Grup 3 ve 7: Estelite Universal Medium Flow (Tokuyama, Tokyo, Japonya). Grup 4 ve 8: EverX Flow (GC Corp., Tokyo, Japonya). Tüm materyaller üretici talimatlarına uygun olarak uygulandı. Örnekler 24 saat distile suda bekletilerek post-polimerizasyon tamamlandı. Makaslama bağlanma dayanımı ölçümü Universal Test Cihazı (Autograph AGS-X, Shimadzu Corp., Kyoto, Japonya) kullanılarak gerçekleştirildi. Kırılma modları 30x büyütme altında stereomikroskop ile değerlendirildi. Erozyonun yüzey morfolojisine etkisini incelemek amacıyla rastgele seçilen örneklerden SEM görüntüleri (Hitachi SU-1510, Japonya) alındı. İstatistiksel analizler SPSS yazılımı (IBM SPSS, IBM Corp., Armonk, NY, ABD) ile yapıldı ve anlamlılık düzeyi p < 0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Estelite Universal Medium Flow ve Vertise Flow akıcı kompozitlerde, erozyon varlığında bağlanma dayanımında anlamlı fark yoktu. EverX Flow™ ve Fusio™ Self Adeziv ise erozyon koşullarında daha yüksek bağlantı gösterdiler. İki durumda da self adezivlerin bağlanma dayanımı, geleneksel akışkan kompozitlere kıyasla anlamlı derecede düşüktü (p < 0.05). Toplam 80 örneğin 77'sinde adeziv tipte kırılma gözlendi. Sonuçlar: Çalışmanın bulguları, mide asidi kaynaklı dental erozyon riskinin bulunduğu klinik durumlarda, EverX Flow™ ve Fusio™ Self Adeziv akışkan kompozitlerin artan bağlanma dayanımı gösterebileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, self adeziv kompozitlerin klinik işlem basamaklarını azaltması bir avantaj oluştursa da, genel bağlanma dayanımlarının konvansiyonel akışkan kompozitlere kıyasla daha düşük olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gastrik Asit, Erozyon, Self Adeziv, Akışkan Kompozit, Bağlanma Dayanımı

Diş erozyonuGastrik asit
Büşra Şenocak
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı estetik restoratif materyallerin bağlanma dayanımına yüzey işlemlerinin etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, estetik dental restoratif materyallerin mineye bağlanma dayanımına farklı yüzey hazırlık işlemlerinin etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu in vitro çalışmada toplam 146 mine örneği kullanıldı. Altı diş SEM analizi için ayrıldı; kalan örnekler labial yüzeyleri açıkta kalacak şekilde akrilik rezin içerisine gömülerek hazırlandı. CAD/CAM gruplarında Lava Ultimate (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) ve Vita Enamic (VITA Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) materyalleri, kompozit gruplarında Filtek Ultimate (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) materyali kullanıldı. CAD/CAM materyalleri, 3 mm çapında ve 3 mm yüksekliğinde silindirik örnekler olacak şekilde standardize edildi ve her bir materyal, uygulanan yüzey işlemine göre kumlama, hidroflorik asit, 20 Hz Nd:YAG lazer ve kontrol olmak üzere dört alt gruba ayrıldı (n = 10). Kompozit gruplarında örnekler, kullanılan adeziv sistemlere göre total-etch ve self-etch olmak üzere iki ana gruba ayrıldı; her adeziv grubunda Nd:YAG lazer (20 Hz), Nd:YAG lazer (10 Hz) ve kontrol olmak üzere üç farklı yüzey işlemi uygulandı. Mine yüzeyleri standardize edildikten sonra CAD/CAM blokları dual-cure rezin siman (RelyX U200, 3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) ile mine yüzeyine simante edildi; kompozit rezin örnekleri ise silikon kalıplar aracılığıyla mine yüzeyine kondanse edildi. Makaslama bağlanma dayanımı testi, üniversal test cihazı (Autograph AGS-X; Shimadzu Corp., Kyoto, Japonya) kullanılarak gerçekleştirildi ve kırık tipleri stereomikroskop altında değerlendirildi. Yüzey morfolojisini incelemek amacıyla SEM analizi yapıldı. İstatistiksel analizler SPSS (22.0) yazılımı kullanılarak yapıldı. Bulgular: CAD/CAM materyallerinde uygulanan yüzey işleminin bağlanma dayanımı üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulundu (p < 0.05). En yüksek bağlanma dayanımı, Vita Enamic kumlama grubunda (29.06 ± 5.36 MPa) elde edildi. Nd:YAG lazer her iki CAD/CAM materyalinde de kontrol gruplarına kıyasla daha yüksek ortalama makaslama bağlanma dayanımı değerleri gösterdi. Kompozit rezin örneklerinde total-etch adeziv sistemi, self-etch sistemine göre daha yüksek bağlanma değerleri gösterdi. Total-etch grubunda, 10 Hz Nd:YAG lazer uygulaması bağlanma dayanımını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artırdı (22.85 ± 5.12 MPa). Sonuç: Restoratif materyalin yapısal özellikleri, yüzey işlem parametreleri ve adeziv protokolün bağlanma dayanımı üzerinde belirleyici rol oynadığı görülmüştür. Nd:YAG lazer yüzey işlemi, belirli materyal ve uygulama koşullarında bağlanma dayanımını destekleyebileceği göz önünde bulundurularak, klinik uygulamalarda alternatif bir yüzey hazırlama yöntemi olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, Kompozit Rezin, Yüzey İşlemleri, Makaslama Bağlanma Dayanımı, Nd:YAG Lazer

CAD/CAM
Ayşenur Şahin
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Florür salımı yapan restoratif materyallerin etkilenmiş dentine etkilerinin mikro-bt ile analizi ve restorasyonlara komşu diş dokularına remineralize edici etkilerinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; güçlendirilmiş restoratif cam iyonomer siman (Fuji BULK), cam hibrit restoratif sistem (EQUIA Forte Fil) ve giomerin (Beautifil Bulk Restorative) florür salımları, restorasyona komşu mine dokusu mikro sertlikleri ve dentin dokusunun mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin incelenmesidir. Florür salımı ve komşu mine dokusu mikro sertliği analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar diş kronlarının ortasına 3×1,5×1,5 mm boyutlarında preparasyonlar yapılmış, bu preparasyonların yarısı kontrol için dental mum, diğer yarısı ise test edilen materyal ile doldurulmuş (n=8) ve 37°C'de 24 saat distile suda bekletilmiştir. Bu işlemleri takiben örnekler, 5 gün süreyle pH döngüsüne maruz bırakılmıştır. Restore edilen dentin mineral yoğunluğu değişiminin mikro-BT ile analizi için ise radyograflar üzerinden dentin dokusunun yarısına kadar ilerlemiş ara yüz çürüğü olduğu belirlenen 6 adet insan posterior dişi kullanılmıştır. Bu dişler, DIAGNOdent pen ile standardizasyonu sağlanan çürük uzaklaştırma prosedürünü takiben test edilen materyallerle restore edilmiş, 5 gün süreyle pH döngüsüne tabi tutulmuştur. Mikro-BT taramaları, mineral yoğunluğu değişiminin incelenebilmesi için döngü öncesi ve sonrasında yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler ANOVA, genelleştirilmiş tahmin denklemleri (GEE) ve Wald ki kare testleri ile analiz edilmiştir (α=0.05). Florür salımı en çok EQUIA Forte Fil; en az ise Beautifil Bulk Restorative grubunda görülmüştür (p=0.000). Tüm restoratif materyallerin, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, döngü sonrası mine mikro sertliğinde daha az azalma sağladığı bulunmuştur (p=0.041). Restoratif materyalin (p=0.035) pH döngüsü sonrası mine mikro sertliğini anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Mikro sertlik değişim miktarları incelendiğinde, mikro sertlikte azalma en az Fuji BULK, en çok ise Beautifil Bulk Restorative'de gözlenmiştir. Mikro-BT analizi sonucunda, materyallerin hepsinin döngü sonrasında dentin mineral yoğunluğunda anlamlı artışa neden olduğu bulunmuştur (p=0.000). Fuji BULK, hem EQUIA Forte Fil hem de Beautifil Bulk Restorative'e göre daha çok mineral yoğunluğu artışına neden olmuştur (p=0.000). Sonuç olarak, etkileri farklılık göstermekle birlikte florür salım özelliği olan biyoaktif restoratif materyaller, restorasyona komşu diş dokularında asit atakları sonucu oluşabilecek demineralizasyonu inhibe etmekte ve kalan dentin dokusunda remineralizasyonu arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: biyoaktif restoratif materyal, florür, pH döngüsü, mikro sertlik, mikro-BT

Dental materyallerDental restorasyonDentin+7
Ece Balkan
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM sistemi ile üretilen hibrid seramik inley ve onley restorasyonların adezyonunda farklı rezin simanların etkisinin klinik olarak karşılaştırılması

CANATAN, S. CAD/CAM Sistemi İle Üretilen Hibrit Seramik İnley ve Onley Restorasyonların Adezyonunda Farklı Rezin Simanların Etkisinin Klinik Olarak Karşılaştırılması. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Programı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2020. Bu klinik çalışmanın amacı, CAD/CAM sistemi kullanılarak hibrit seramikten üretilen inley/onley restorasyonların simantasyonunda farklı içerik ve uygulama yöntemi olan iki farklı adeziv rezin simanın klinik olarak karşılaştırılmasının incelenmesidir. Bu amaçla, Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Klinik Çalışmalar Etik Kurul onayından sonra, CEREC Omnicam (Sirona Dental, Bensheim, Almanya) sistemi kullanılarak Cerasmart (GC, Tokyo, Japonya) hibrit nanoseramik bloktan posterior vital dişlerde 70 inley/onley restorasyonu üretilmiştir. Her grup 35'er restorasyon olmak üzere rastgele iki gruba ayrılmıştır. Bir grup, self adeziv rezin siman RelyX U200 Automix (3M ESPE, Seefeld, Almanya) ile, diğer grup etch and rinse adeziv rezin siman G-Cem LinkForce (GC, Tokyo, Japonya) ile dişlere simante edilmiştir. Restorasyonlar, birbirleriyle kalibre iki hekim tarafından modifiye USPHS kriterlerine göre 6, 12 ve 18. aylarda değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmıştır. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar Ki-kare (χ2) testi ve Friedman testi kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm restorasyonlar modifiye USPHS kriterlerine göre klinik olarak kabul edilebilir seviyede başarılı bulunmuştur. RelyX U200 Automix self adeziv rezin siman uygulanan restorasyonların ağızda kalım oranı %94.3, G-Cem LinkForce etch and rinse adeziv rezin siman uygulanan restorasyonların ağızda kalım oranı %91,4 olarak değerlendirilmiş ve her iki simanın klinik performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. 18 ay sonunda, CAD/CAM sistemi kullanılarak hibrit seramikten üretilen inley/onley restorasyonların vital posterior dişlere simantasyonunda her iki siman sistemi benzer klinik performans sergilemiştir.

AdezyonlarCAD/CAMDental porselen+2
Simge Canatan
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının demineralize minenin yüzey ve yüzey altı mikrosertliğine etkisinin değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmada, yüzey ve yüzey altı mikrosertliği analizi yapılarak, mine kesitlleri üzerine uygulanan farklı remineralizasyon ajanlarının, tedavi uygulanan alan ve buna komşu alandaki etkileri değerlendirilmiştir. Sığır kesici dişi minesinden elde edilen 4x9x3 mm boyutlarındaki 60 örnek 5 gruba (n=12) ayrılmıştır. Örnekler akrilik bloklara gömülüp 320, 600 ve 1200 gridlik aşındırıcılı disklerle polisajları yapıldıktan sonra başlangıç mikrosertlik değerleri ölçülmüştür. Mine yüzeyi tedavi alanı, komşu alan ve cilayla örtülü alan olmak üzere 3 eşit parçaya ayrılmıştır. Asitten etkilenmeyen bir cila ile 1/3'lük kısmı kaplanan örnekler 5 günlük pH siklusuna tabi tutulmuştur. Daha sonra demineralize mine örneklerinin mikrosertlik ölçümü yapılmış ve kaydedilmiştir. Grup 1: BioMin F (BioMin Technologies Ltd., Londra, İngiltere) diş macunu, Grup 2: Colgate Üçlü Etki (Colgate Palmolive Co., Ltd., Çin) diş macunu, Grup 3: FCP COMPLEX (Flor-Kalsiyum-Fosfat Kompleksi) (US Patent 8956596) solüsyonu, Grup 4: Fluor Protector (IVOCLAR VIVADENT AG, Schaan, Lihtenştayn) vernik ve Grup 5: Kontrol (yapay tükürük) olacak şekilde her gruptaki örneklerin tedavi alanlarına remineralizasyon ajanları uygulanmıştır. Örneklerin üzerindeki cila aseton yardımıyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey mikrosertliği ölçümleri tedavi alanı (T), komşu alandaki 150 µm (K1), 300 µm (K2) ve 450 µm (K3) mesafelerinden yapılmıştır. Ardından yüzey altı mikrosertlik ölçümü için 4 mm enindeki örnekler iki parçaya bölünmüş ve elde edilen örneklerden birine 320, 600 ve 1200 gridlik aşındırıcılı disklerle polisaj yapılmıştır. Örneklerdeki yüzey mikrosertliği ölçümü yapılan her bölgenin (T, K1, K2, K3) ve cilayla örtülü olan bölgenin (C); 20, 50, 100 ve 200 µm derinliklerinden yüzey altı mikrosertliği ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 23.0 programı kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Yüzey mikrosertliği değerlendirmesine göre en fazla mikrosertlik artışı T>K1>K2>K3 sıralamasına göre olmuştur (p<0,05). Yüzey mikrosertlik değerindeki en büyük artışı BioMin F diş macunu sağlarken bunu sırasıyla FCP COMPLEX, Colgate ve Fluor Protector materyalleri izlemiştir (p<0,05). Yüzey altı mikrosertlik değerlendirmesine göre; 20 µm derinlikte en düşük mikrosertlik değerleri görülürken, derinlikle birlikte bu değerlerin arttığı ve 200 µm derinlikte normal mineye yakın değerler gösterdiği görülmüştür (p<0,05). Yüzey altı mikrosertlik değerini en fazla artıran materyaller BioMin F ve Colgate diş macunları olurken bunu FCP COMPLEX solüsyonu izlemiş (p<0,05) ve Fluor Protector vernik uygulaması ise etkisiz bulunmuştur. Yüzey mikrosertlik değerlendirmesinde BioMin F ve FCP COMPLEX materyalleri başarılı sonuçlar gösterirken (p<0,05); yüzey altı mikrosertlik değerlendirmesinde ise her iki diş macunu benzer şekilde iyi sonuçlar göstermiştir. Her iki değerlendirmede de Fluor Protector vernik uygulaması en düşük değerleri göstermiştir. Anahtar Kelimeler: BioMin F, FCP COMPLEX, komşu mine, florür.

DemineralizasyonDental mineDiş remineralizasyonu+2
Gamze Kes
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı diş beyazlatma ürünlerinin mine üzerine etkilerinin in vitro incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; market, eczane veya internette satılan farklı uygulama yöntemlerine sahip 4 farklı beyazlatma ürününün (Opalescence Go, Opalescence beyazlatıcı diş macunu, Listerine Healthy White ağız çalkalama suyu, Cavex Bite&White beyazlatıcı kalem)diş hekimi kontrolünde evde uygulanan %10 karbamid peroksit içeren beyazlatma ürünü (Opalescence PF %10) ile karşılaştırarak, minenin mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü, rengi, kesme bağlanma dayanıklılığı ve yüzey morfolojisi üzerine etkilerinin incelenmesidir. 78 adet çekilmiş üst daimi santral diş, mine-sement sınırının 1-2 mm apikalinden kesilerek ayrılmış ve kron kısımları bukkal yüzeyleri üstte olacak şekilde akril bloklara yerleştirilmiş ve slikon karbid kağıtları ile polisaj yapılarak düz yüzeyler elde edilmiştir. Örnekler 6 gruba(n=13) ayrılmıştır: 1.Grup: Opalescence PF %10, 2.Grup: Opalescence Go, 3.Grup: Opalescence beyazlatıcı diş macunu, 4.Grup: Listerine Healthy White, 5.Grup: Cavex Bite&White, 6. Grup: Bu gruptaki örneklere beyazlatma uygulanmamıştır Tüm gruplardaki örneklere (6.grup hariç) mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, renk ölçümü testleri yapıldıktan sonra beyazlatma uygulamaları üreticilerinin önerilerine göre yapılmıştır. Beyazlatma işleminden sonra, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, renk ölçümü testleri tekrarlanmış, her gruptan bir örnek de taramalı elektron mikroskobu ile incelenmiştir. Örnekler, deney süresi boyunca 37⁰C'de yapay tükürükte bekletilmiştir. On dört gün sonunda testler tekrarlanmıştır. Daha sonra 6. grup da eklenerek kesme bağlanma dayanıklılığı testi yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler için ANOVA, aralarında fark bulunan gruplar ya da zamanlar için Fisher'in LSD testi, kesme bağlanma dayanıklılığı karşılaştırması için ise Welch testi ile analiz edilmiştir. Opalescence PF %10, Opalescence Go, Listerine Healthy White ve Cavex Bite&White minenin mikrosertliğini azaltmış(p<0.05); Opalescence beyazlatıcı diş macununu ise değiştirmemiştir(p>0.05). Minenin yüzey pürüzlülüğünü Opalescence PF %10, Opalescence Go ve Opalescence beyazlatıcı diş macunu arttırırken (p<0.05); Listerine Healthy White ve Cavex Bite&White değişikliğe neden olmamıştır (p>0.05). Opalescence PF %10 en fazla renk değişimine sebep olurken(p<0.05), Opalescence beyazlatıcı diş macunu renk değişimine neden olmamıştır(p<0.05). Test edilen ürünler arasında sadece Opalescence PF %10 kesme bağlanma dayanıklılığını azaltmıştır (p<0.05). Beyazlatmadan hemen sonra ve 14 gün sonra mine yüzeylerindeki değişiklikler farklı bulunmuştur. Test edilen beyazlatma ürünlerini minenin mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü, rengini ve kesme bağlanma dayanıklılığını farklı etkilemiştir. Anahtar kelimeler: diş beyazlatma, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, renk,kesme bağlanma dayanıklılığı

Esra Yıldırım
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin üç farklı modu kullanılarak yerleştirilen servikal kompozit restorasyonların bir yıllık klinik takibi

Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin (G-premio BOND; GC) farklı modları kullanılarak çürüksüz servikal lezyonlara yerleştirilen kompozit rezin (Essentia, GC) restorasyonların modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirilmesi amaçlandı. En az 3 çürüksüz servikal lezyonu olan 47 bireye (sigara kullanan;23, sigara kullanmayan;24) ait toplam 228 çürüksüz servikal lezyon restore edildi. Bireylerin sigara kullanma alışkanlıklarına ve universal adezivin uygulama modlarına (Etch&Rinse-ER, Selektif-Etch-SLE, Self-Etch-SE) göre 6 grup oluşturuldu. Kompozit rezin tek bir hekim tarafından tabakalı olarak yerleştirildi. Deneyimli ve kalibre başka iki araştırmacı restorasyonları 1.hafta, 3., 6. ve 12. aylarda modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirdi. Gruplar arasında ve zaman içindeki değişiklikleri incelemek amacıyla hem nitel hem de nicel değişkenler için genelleştirilmiş tahmin denklemleri yöntemi kullanıldı, (p<0,05). Bireylerin kontrollere gelme oranı %100'dü. Sigara kullanmayan grupta 6. ayda bir restorasyon (SE:1), 12 ayda bir restorasyon (ER:1) kaybedildi, bu durum istatistiksel olarak farklılık oluşturmadı (p>0,05). Modifiye USPHS kriterlerine göre sigara kullanan ve kullanmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark sadece 12. ay kontrolünde kenar renklenme bulgularında olduğu görüldü (p<0,05). Sigara kullanan grupta kullanmayanlara göre kenar renklenme riski 2,72 (%95 GA 1,36-5,45) kat fazla olup, bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Hem sigara kullanan hem de kullanmayan gruptaki tüm restorasyonlarda kenar renklenme oranı değerlendirildiğinde 3., 6. ve 12. aylarda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla bulundu (p<0,05). Kenar uyumunda ise sadece başlangıç ve 12. ay kontrollerinde arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve uyumdaki bozulmanın 12. ayda daha fazla olduğu izlendi (p<0,001). Universal adezivin farklı modları arasında modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Sigara kullanan bireylerde, kullanmayanlara göre hem pre-operatif hem de post-operatif dönemde dentin aşırı duyarlılığı (VAS) skorlarının fazla olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,031). Sigara kullanımının restoratif materyallerin klinik performansları ve dentin aşırı duyarlılığı üzerine etkisi olduğu görüldü.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+4
Gülnaz Aydemir Ateş
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Endodontik tedavi yapılmış posterior dişlerin farklı restorasyon yöntemleriyle tedavileri

Çalışmanın amacı beş farklı restorasyon yönteminin endodontik tedavili dişlerin kırılma direncine olan etkisini laboratuvar şartlarında değerlendirmek ve in vitro testlerde en iyi sonucu veren restorasyon yönteminin başarısını, konvansyonel kompozit rezin ile klinik ortamında karşılaştırılmalı olarak incelemektir. Bu çalışmanın in vitro bölümünde gerçekleştirilen kırılma dayanımı testi için 140 adet insan molar dişi kullanıldı. Kanal tedavisi tamamlanan dişlere Sınıf II MOD kaviteler hazırlandı. Hazırlanan kaviteleri restore etmek için 1) Direkt Kompozit Rezin (DK), 2) Örgü Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (ÖFGK), 3) Kısa Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (KFGK), 4) Akışkan Bulk-Fill Kompozit Rezin (ABFK) ve 5) İndirekt Kompozit Rezin (İK) olmak üzere beş farklı materyal kullanıldı. Kanal tedavisi uygulanıp MOD kavite açıldıktan sonra restorasyon uygulanmayan dişler negatif kontrol, hiç bir işlem uygulanmamış sağlam dişler pozitif kontrol olarak çalışmaya dahil edildi. Test verilerinin tek yönlü ANOVA varyans analizi sonuçlarına güre kırılma direnci restorasyonun türünden önemli ölçüde etkilenmiştir (p < 0.05). Kırılma dayanımı değerleri restorasyon grupları için 1687 N-2228 N arasında değişmektedir. In vitro kısımda gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında beş farklı kompozit rezin materyal için üç noktada esneme dayanımı testi uygulandı. Bu amaçla ISO 4049 standartlarına uygun paslanmaz çelik kalıp yardımıyla her bir grupta 15 adet olmak üzere toplam 75 adet örnek elde edildi. Bu aşamada test grupların elde edilen esneme dayanımı değerlerinin 140–184 MPa arasında değişikiği görülmektedir (p < 0.05). Elde edilen elastiklik modülü değerlerinin 6.33-18.89 GPa arasında değiştiği görülmektedir (p < 0.05). Kırılma dayanımı ve esneme dayanımı verileri değerlendirildikten sonra en yüksek fiziksel performansı veren materyal olan kısa fiberle güçlendirilmiş kompozit rezin (KFGK) klinik çalışma için seçilerek klinik test grubunu oluşturdu. Kontrol grubu olarak klinik pratikte yaygın kullanımı olan direkt posterior kompozit rezin tercih edildi. Otuz hastanın dâhil edildiği in vivo çalışmada her grup için 15 restorasyon yapıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirmede gruplar arasında başlangıçtan 12 ay sonuna kadar sekonder çürük ve yüzey pürüzlülüğü açısından hiç bir değişim olmamıştır. Yapılan restorasyonlar marjinal bütünlük, marjinal renklenme, anatomik form kriterlerine göre hafif derecede değişimler gösterse de, bu değişimler gruplar arasında anlamlı fark oluşturmamıştır (p>0,05).

Dental restorasyonDental stres analiziDişler+3
Jusuf Lukarcanin
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı deproteinizasyon protokolünün universal adeziv sistemlerin mikro sızıntısı üzerine etkisinin mikro-bt ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, iki farklı deproteinizasyon materyallerinin mikrosızıntı üzerine etkisinin mikro-BT kullanılarak değerlendirilmesidir. 60 adet yeni çekilen çürüksüz insan azı dişi toplanmış, temizlenmiş ve distile su içinde bekletilmiştir. Her diş bukkolingual yönde 3mm genişliğinde, gingival basamak sement-mine birleşiminin 1 mm altında ve aksiyal duvar duvar derinliği 2mm olan standardize sınıf II kaviteler hazırlanmıştır (120 kavite hazırlığı). Hazırlanan dişler eşit olarak 4 adeziv gruba ayrılmıştır (Clearfil Universal Bond Quick ER, Prime & Bond Universal, Clearfil SE Bond ve G2 Bond Universal). Bu gruplardan 3'ü universal adeziv biri self-etch adezivdir. Her grup deproteinizasyon materyali çeşidine göre (deproteinizasyon yapılmayan kontrol grubu, NaOCl deproteinizasyonu, HOCl deproteinizasyonu) göre 3 eşit alt gruba (n = 10) ayrılmıştır. Termal siklus uygulamasından sonra,% 50 gümüş nitrat çözeltisi izleyici olarak kullanılmıştır. Sızan AgNO3 miktarı, mikro bilgisayarlı tomografi sistemi (Bruker Skyscan 1275, Kontich, Belçika) kullanılarak ölçülmüştür. Kullanılan adezivden bağımsız olarak, kontrol grubundaki mikrosızıntı miktarı, deproteinizasyon yapılan gruplardan daha fazla gözlemlenmiştir. Prime Bond Universal kullanılmış, HOCl ve NaOCl ile deproteinize edilmiş gruplar arasında AgNO3 penetrasyonunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Prime Bond Universal dışındaki diğer adeziv gruplarda, NaOCl uygulanan örneklerdeki mikrosızıntı miktarı, HOCl ile deproteinize gruplarla karşılaştırıldığında bir artış gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Deproteinizasyon, Universal Adezivler, Mikrosızıntı, Micro-BT

Dental materyallerDental restorasyonDental sızma+2
Neslihan Vural
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı bitim ve cila yöntemlerinin kompozit rezin, Cad Cam blok ve 3d rezin materyallerinin yüzey pürüzlülüğü ve parlaklığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı direkt kompozit rezin (G-ænial, GC Corporation, Tokyo, Japonya) nanoseramik Cad/Cam blok (Cerasmart, GC Corporation, Tokyo, Japonya) ve 3d daimi rezin (Permanent Crown Resin, Formlabs ,Somerville, ABD) materyallerine farklı bitim cila yöntemleri uygulayarak materyallerin ve bitim cila yöntemlerinin pürüzlülük ve parlaklık yönünden karşılaştırılmasıdır. Materyal-Metot: Çalışmada 4 farklı materyal için her grupta 10 adet olmak üzere toplamda 320 adet örnek hazırlanmıştır. Kompozit örnekler için 3d printer'da üzerinde 10 adet boşluk olan kalıp oluşturulmuştur. Örneklerin çevresi 5 mm, kalınlığı 2mm'dir. 40 örnek kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Örneklerin 120 tanesi tungsten karbit frezler ile 120 tanesi de elmas frezler ile bitimi yapılmıştır. Tungsten kullanılan 120 örneğin 40'ına Clearfil Twist Dia, 40'ına One Gloss ve 40'ına da Diapolisher Pat uygulanıp ölçüm yapılmıştır. Clearfil Twist Dia ve One Gloss uygulanan örneklere pat uygulayıp tekrar ölçüm yapılmıştır. Elmas ile bitim yapılan örneklere aynı işlemler uygulanmıştır. Kalan 40 örneğe Tor Vm disk seti kalın grenliden ince grenliye doğru sırayla uygulanıp ölçüm yapılmıştır. Pürüzlülük kontak profilometre cihazı ile (Perthometer M2, Mahr GmbH, Almanya) parlaklık glossmetre cihazı ile ölçülmüştür (Novo-Gloss Trio, Rhopoint, East Sussex, İngiltere). İstatistiksel değerlendirmede veriler SPSS 21 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Verilerin normallik analizlerine Shapiro wilk testi ile bakılmıştır. Verilerin normal dağılmasından dolayı gruplar arasındaki karşılaştırmaya Anova ile bakılmıştır. Çoklu karşılaştırmalarda Scehffe testi kullanılmıştır. Sonuç: Tüm materyallerde Tor Vm Polishing disk ile en pürüzsüz yüzeyler elde edilmiştir. Tüm materyallerde tungsten karbit frez kullanılan örneklerin yüzey pürüzlülüğü elmas frez kullanılan örneklere benzer ya da daha düşük, yüzey parlaklığı ise benzer ya da daha yüksek çıkmıştır. İlave pat kullanılması, kullanılmayan örneklere göre benzer ya da onlardan daha düzgün yüzey sergilenmesine neden olmuştur. Bitim ve cila işlemleri uygulanan anterior ve posterior kompozitin pürüzlülük ve parlaklık değerlerinde anlamlı farklılık çıkmamıştır. Bitim ve cila işlemleri uygulanan Cerasmart materyalinin parlaklık değeri diğer materyallerin parlaklık değerlerinden daha yüksek çıkmıştır. Cerasmart'ın bitim ve cila işlemleriyle Ra değeri, diğer materyallerin Ra değerine benzer veya daha düşük çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Yüzey Pürüzlülüğü, Yüzey Parlaklığı, Hibrit Blok, Kompozit Rezin, 3D Rezin

Koruyucu diş hekimliği
Beyza Yılmaz
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimliğinde sosyal medya paylaşımlarının dental özgüven ve estetik memnuniyet ile benlik saygısı üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu tez çalışması; yetişkinlerin, sosyal medyada karşılaştıkları dental resimler veya reklamların etkisi ile kendi diş estetiği memnuniyetlerini, dental özgüvenlerini ve buna bağlı olarak benlik saygılarını ölçmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: 19 ile 59 yaş aralığında sosyal medya kullanan 592 katılımcıya demografik, estetik diş hekimliği ve sosyal medya kullanımı, dental özgüven ve memnuniyetle ilgili sorulardan, benlik saygısını değerlendirmek üzere Rosenberg Benlik Saygısı Envanterinden (RSES) oluşan bir anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 yazılımı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Pearson ki-kare testi ile değerlendirilmiş, istatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Ayrıca frekans analizi yapılarak, sonuçlar yüzde olarak verilmiştir. Bulgular: %61,5'i kadın, %38,5'i erkek olan katılımcıların, yaklaşık yarısından fazlası günde 2 saatten fazla süreyi sosyal medya üzerinde geçirmektedir. Sosyal medyada geçirilen zamanla yaş (p<0,0001), eğitim düzeyi (p<0,0001) ve benlik saygısı (p<0,001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Benlik saygıları yaş faktörü ile karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu (p<0,05) sosyal medyada en çok zaman geçiren 19-29 yaş grubunun benlik saygısının diğer gruplara göre düşük olduğu tespit edilmiştir. Ankete katılan kişilerin %60'ına yakının dental özgüvenlerinin, %75'ine yakınının da benlik saygılarının yüksek olduğu, aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Sosyal medya platformları üzerinde uzun zaman geçiren kişilerde benlik saygısı ile birlikte dental özgüvenin düştüğü, estetik tedavilere yönelme eğiliminin ise arttığı belirlenmiştir. Sosyal medyanın etkisinin ve kullanıcı sayısının hızla artması, estetik operasyon geçiren kişilerin sayısının her yıl katlanarak artmasının bir nedeni olabileceğinden, özellikle genç bireylerin, psikolojik sağlıklarını korumak, benlik saygılarını geliştirmek ve kendileri ile ilgili doğru kararlar alabilmeleri için bu platformlarda gördükleri içerikleri eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmeleri gerektiği vurgulanabilir. Anahtar Kelimeler: Benlik saygısı, Dental özgüven, Estetik diş hekimliği, Sosyal medya

Benlik saygısıDental estetikDiş hekimliği+4
Gizem Özpala
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon tedavilerinin beyazlatma sonrası minenin optik özellikleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada farklı remineralizasyon tedavilerinin beyazlatma sonrası kullanımının minenin optik özellikleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 100 adet sığır kesici dişi mine örneği kullanıldı. İki gruba ayrılan örnekler ofis ve ev tipi beyazlatma işlemine tabi tutuldu. Daha sonra örnekler beş alt gruba ayrıldı. Kontrol dışındaki gruplara asidüle fosfat florür (APF), kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat florür (CPP-ACPF), kalsiyum gliserofosfat, florür (CaGP, F) ve hidroksiapatit, florür (HAp, F) içeriğine sahip ajanlar uygulandı. Remineralizasyondan sonra örnekler şarap ile renklendirildi. Renk ölçümleri, başlangıçta, beyazlatmadan sonra, remineralizasyondan sonra ve renklendirmeden sonra bir spektrofotometre cihazı ile yapıldı. Renk değerlendirmeleri L*, a*, b*, CIEDE2000 renk değişimi (ΔE00), diş hekimliğinde beyazlık indeksi (WID) ve beyazlık indeksi değişimi (ΔWID) değerleriyle yapıldı. Veriler IBM SPSS V23 programı ile analiz edildi. İstatistiksel analiz için Kruskal Wallis testi, Friedman testi ve Dunn testi kullanıldı. Bulgular: Beyazlatmadan sonra tüm gruplarda L* değerleri artmış, a* ve b* değerleri azalmıştır. Ofis ve ev tipi ajan uygulanan grupların beyazlatma sonrası renk değişimi ve beyazlık indeksi değişimi değerlerinin istatistiksel olarak benzer olduğu görüldü. Remineralizasyon ajanı uygulanan gruplar değerlendirilen parametreler açısından kontrol grubu ile istatistiksel olarak benzer bulundu. Renklendirmeden sonra tüm gruplarda L* değerleri azalmış, a* ve b* değerleri artmıştır. Renklendirme sonrası renk stabilitesi açısından kontrol ve APF grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, CPP-ACPF, CaGP, F ve HAp, F grupları ile kontrol arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Sonuç: Ofis tipi ve ev tipi beyazlatma yöntemleri benzer renk ve beyazlık değişimi göstermiştir. Florür, CPP-ACPF, CaGP, F ve HAp, F içeriğine sahip remineralizasyon ajanlarının ofis ve ev tipi beyazlatma yöntemlerinden hemen sonra uygulanması renk ve beyazlık indeksi değişimine etkisiz bulunmuştur. Sırasıyla HAp, F, CPP-ACPF ve CaGP, F içeriğine sahip remineralizasyon ajanları renk stabilitesi açısından daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: beyazlatma, remineralizasyon, renk

Dental mineDiş beyazlatmaDiş remineralizasyonu+2
Aslıhan Ertemür
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Denizli ilinde yaşayan geriatrik bireylerin oral hijyen alışkanlıklarının sosyodemografik veriler ve kronik hastalıklar açısından incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Denizli ilindeki 65 yaş üstü bireylerin çürük, dolgulu, eksik diş sayısını, plak ve diş taşı indekslerini de inceleyerek ağız sağlığı profillerini ortaya çıkarabilmektir. Daha sonra bu verilerin kronik hastalıklar, sosyodemografik veriler ve oral hijyen alışkanlıklarıyla ilişkisini tespit ederek ve halk sağlığı programlarının belirlenmesine katkıda bulunmak hedeflenmektedir. Yöntem: Çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran ve Denizli ilindeki huzurevlerinde bulunan 65 yaş üstü 534 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılar; demografik sorular, mevcut oral durumunu saptamaya yönelik sorular, oral hijyen alışkanlıklarını saptamaya yönelik sorular olmak üzere toplam 19 sorudan oluşan bir ankete katılmışlardır. Ayrıca katılımcıların oral muayenesi yapılıp DMFT ve OHI-S değerleri kaydedilmiştir. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenerek veriler One Way ANOVA testi, Independent Samples T-Testi ve Pearson ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: DMFT indeksi ile aşağıda belirtilen parametreler (yaş, ikamet yeri, eğitim düzeyi, birlikte yaşadıkları kişiler, hipertansiyon ve diyabet) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. (p<0,05) OHI-S ile aşağıda belirtilen durumlar (yaş, eğitim durumu, yaşanılan kişiler, görme bozuklukları ve ortopedik rahatsızlıklar) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. (p<0,05) Diş fırçalama sıklığı, fırça değiştirme sıklığı ve fırçalama yönü ile aşağıdaki sosyodemografik veriler (eğitim düzeyi, ikamet yeri ve yaş) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Diş macunu kullanımı yaş ve eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkiliyken arayüz temizliği sadece eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkili bulunmuştur. (p<0,05) Sonuç: Yaşlı insanlar, kalan doğal dişleri çok az olsa da oral hijyen konusunda bilinç düzeylerini artıracak programlara ihtiyaç duyulmak tadır. Anahtar Kelimeler: DMFT, geriatrik, OHI-S

Ağız sağlığıDenizliGeriatri+5
Zinnet Erkoç
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve biyofilm oluşumunun In Vitro olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin, yüzey pürüzlülüğü ile biyofilm oluşum parametrelerini analiz etmek ve bu parametreler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Beş farklı restoratif materyal [alkasit, giomer, ormoser, direkt kompozit ve indirekt kompozit] ile hazırlanan 220 örnek gıdaları taklit eden solüsyonlarda (heptan, etanol, sitrik asit ve tükürük[kontrol]) bekletilme öncesinde rastgele gruplara ayrılmış, isimlendirilip numaralandırılmıştır. Başlangıç yüzey pürüzlülük değerleri ölçülen numuneler solüsyonlarda 7 gün süre ile bekletilmiştir. İkinci pürüzlülük değerleri kaydedilen örnekler ile sterilizasyon sonrasında bakteri adezyon deneyi gerçekleştirilmiş, yüzeylerdeki bakteri tutulumu colony forming unit (cfu) yöntemi ile ölçülmüştür. Önceden belirlenmiş 20 adet numune bakteri adezyon deneyi sonrası taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile görüntülenmiştir. Bulgular: Cention N ve Beautifil II grupları yüksek yüzey pürüzlülük değerleri gösterirken, Gradia Plus grubu ise düşük pürüzlülük değerleri sergilemiştir (p<0,001). Solüsyonlardan sitrik asit yüzey pürüzlülüğünü diğer solüsyonlardan daha fazla etkilerken, heptan yüzey pürüzlülüğünü en az etkileyen solüsyon olmuştur (p<0,001). Cention N ve Beautifil II örneklerinin diğer materyallerden daha yüksek düzeyde bakteri tutulumu gösterdiği tespit edilmiş, G-ænial A'Chord ve Gradia Plus gruplarında ise düşük bakteri adezyon değerleri görülmüştür (p=0,008). En yüksek mikrobiyal tutulum değerleri sitrik asite maruz bırakılmış örneklerde tespit edilmiş, en düşük değerler ise heptanda bekletilen örneklerde ölçülmüştür (p<0,001). Sonuç: Farklı özellikteki materyaller solüsyonlardan değişen oranlarda etkilenmiştir. Alkasit ve giomer örnekleri, diğer numunelerden daha çok etkilenirken, solüsyonlardan sitrik asitin yüzeye etkisi yüksek olarak saptanmıştır. Araştırmamızda yüzey pürüzlülüğünün restoratif materyaller üzerindeki mikrobiyal tutulumu etkilediği görülmekle birlikte yüzey yükü, yüzey enerjisi ve materyal bileşimi gibi diğer faktörlerin de bakteri adezyonu açısından kritik olduğunu unutmamak gerekir. Anahtar Kelimeler: bakteri adezyonu, kompozit, yüzey pürüzlülüğü

Bakteriyel adezyonlarKompozit reçinelerYüzey pürüzlülüğü
Mehmet Alperen Şahin
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı polisaj sistemlerinin renk adaptasyon yeteneği yüksek üniversal kompozitlerin renk değişikliği, yüzey pürüzlülüğü ve bakteriyel adezyonuna etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda farklı polisaj sistemlerinin üniversal kromatik kompozitlerin renk değişikliği, yüzey pürüzlülüğü ve bakteriyel adezyonuna olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmada Brilliant EverGlow, Clearfil Majesty Esthetic, Neo Spectra ST HV ve Omnichroma kompozitlerinin her birinden 52 adet olmak üzere toplamda 208 örnek hazırlanmıştır. Her bir kompozit grubundaki örnekler polisaj sistemlerine göre (kontrol grubu-Mylar Strip, OneGloss, OptiDisc ve Clearfil Twist Dia) n=13 olacak şekilde rastgele 4 alt gruba ayrılmış, polisaj sistemlerinin uygulanmasının ardından her alt gruba ait 1 adet örnek taramalı elektron mikroskobunda incelemek üzere kullanılmıştır. Renk değerleri spektrofotometre ile, pürüzlülük ise mekanik profilometre ile ölçülmüştür. Bakteriyel adezyon deneyinde pelikıl oluşumu amacıyla örnekler tükürükte 1 saat bekletilmiş, Streptococcus mutans içeren süspansiyon eklenerek 24 saat 37°C'de inkübasyona bırakılmıştır. Deney aşamalarını takiben her örnek için 50'şer µl besiyerine ekim yapılmış, 24 saat boyunca CO2'li ortamda 37°C'de inkübe edilmiştir. İnkübasyon işleminin ardından oluşan koloniler sayılıp mililitre başına koloni oluşturan birim (cfu/ml) cinsinden hesaplanmıştır. Daha sonra örnekler 12 gün boyunca kahve ile renklendirilmiş, polisaj işlemleri sonrası ve renklendirme prosedürü sonrası ölçümler yapılmış, renk değişikliği CIEDE2000 formülüyle hesaplanmıştır. Bulgular: Clearfil Majesty Esthetic, en az renk değişikliğinin olduğu kompozittir. Tüm kompozit gruplarında Mylar Strip grubu en fazla renk değişikliğinin görüldüğü gruplar olurken; OneGloss, OptiDisc ve Clearfil Twist Dia polisaj sistemleri arasında anlamlı fark yoktur. Omnichroma en az yüzey pürüzlülüğü sergileyen kompozit olmuştur. Bakteriyel adezyon bulgularında ise en yüksek değerler tüm kompozitler için Mylar Strip gruplarında görülmüş, yüzey pürüzlülüğü ile bakteriyel adezyon değerleri arasında sadece Omnichroma'nın Mylar Strip grubunda anlamlı pozitif korelasyon bulunmuştur. Yüzey pürüzlülük değerleri ile ΔE00 arasında ise, tüm gruplar için anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Çalışmada yer alan grupların tümünün ΔE00 değeri, klinik olarak kabul edilebilir eşik düzeyden (ΔE00=1,8) yüksek bulunmuştur. Pürüzlülük değerleri tüm gruplarda 0,2 µm'den azdır. Bakteriyel adezyon değerleri kompozit materyalden ve polisaj sisteminden etkilenmiştir. Anahtar Kelimeler: bakteriyel adezyon, üniversal kompozit, polisaj sistemi.

Bakteriyel adezyonlarStreptococcus mutansYüzey pürüzlülüğü
Ebru Yılmaz
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

ENAM ve MBL2 gen polimorfizmlerinin çürükle ve çevresel risk faktörleriyle ilişkisinin araştırılması

Amaç: Diş çürüğü yaygın bir ağız sağlığı sorunudur ve mine oluşumu ile bağışıklık genlerindeki varyasyonların çürük gelişimini etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma, enamelin (ENAM) ve mannoz bağlayıcı lektin (MBL2) genlerindeki SNP'lerin çürük riskiyle ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Pamukkale Üniversitesi Diş Hekimliği Kliniği'ne başvuran 120 birey (60 yüksek çürük, 60 düşük çürük) dahil edilmiştir. Yazılı ve bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra, yanak sürüntülerinden DNA izole edilerek rs3796704 ve rs11003125 polimorfizmleri genotiplendirilmiş, çevresel risk faktörleri anket ile değerlendirilmiştir. Bulgular: ENAM rs3796704'te GG genotipinde DMFT en düşük, GA ve özellikle AA genotipinde en yüksek bulunmuş; A aleli risk arttırıcı, G aleli koruyucu etki göstermiştir (p<0,001). MBL2 rs11003125'te CC genotipi ve C aleli en düşük, GG genotipi ve G aleli en yüksek DMFT ile ilişkilidir (p<0,001). Gruplar arasında DMFT skoru, yaş, plak ve gingival indeks, eğitim düzeyi, diş fırçalama sıklığı, diş arası temizleme yöntemi, fırça türü, ara öğün, asitli içecek tüketim sıklığı ve şekerli gıda ve içecek tüketim sıklıkları ile tükürük pH değerleri açısından anlamlı farklar saptanmıştır (p<0,05). Buna karşın, cinsiyet, fırçalama süresi, florür uygulaması, ana öğün sayısı, beslenme tercihi ve abur cubur tüketimi açısından anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Analizler sonucunda, ENAM (p=0.0001) ve MBL2 (p=0.0001) genlerindeki varyasyonların çürükle istatistiksel olarak anlamlı farklılıklarla ilişkili olduğu saptanmıştır. Diş çürüğüne yatkınlık açısından duyarlılığı belirleyen genetik bölgelerin tanımlanabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Diş çürüğü, ENAM, MBL2, Tek nükleotid polimorfizmleri

Bilge Şensöz
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

TAS1R2 (sweet taste receptor) ve GLUT2 (glucose transporter) gen polimorfizmlerinin ve çevresel risk faktörlerinin diş çürüğü etiyolojisi üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada, TAS1R2 geni rs35874116 ve GLUT2 geni rs5400 tek nükleotid polimorfizmleri ve çevresel risk faktörlerinin diş çürüğü ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 15-55 yaş aralığındaki, yüksek çürük riskli grupta(DMFT≥14) 50 ve düşük çürük riskli grupta (DMFT≤3) 50 olmak üzere toplam 100bireyden yanak içi sürüntü örnekleri alınmış ve örneklerden DNA izolasyonu yapılmıştır. TAS1R2 geni rs35874116 ve GLUT2 geni rs5400 tek nükleotid polimorfizmleri genotiplendirilmiştir. Her katılımcı sosyodemografik, oral hijyen alışkanlıkları ve beslenme tercihleri ile ilgili bilgileri içeren anket formlarını doldurmuştur. Katılımcıların plak indeksi, gingival indeks, tükürük akış hızı ve tükürük pH klinik parametreleri kaydedilmiştir. TAS1R2 ve GLUT2 genlerinin genotip dağılımları incelenmiştir. Elde edilen veriler, IBM SPSS 25 programında istatistiksel yöntemler kullanılarak anlamlılık düzeyi p<0,05'te değerlendirilmiştir. Bulgular: Düşük ve yüksek çürük risk grupları arasında yaş, DMFT indeksi, ağız kuruluğu, diş hekimi ziyareti, diş fırçalama sıklığı, ara öğün sıklığı, içecek tüketim şekli, sakız çiğneme sıklığı, plak miktarı, gingival indeks ve uyarılmış tükürük pH çevresel risk faktörleri açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmuştur. TAS1R2 geni rs35874116 (p=0,0001) ve GLUT2 geni rs5400(p=0,0001) polimorfizmlerine ait genotip dağılımları açısından çürük risk grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır. Her iki gene ait polimorfik genotiplerin ortalama DMFT değerleri ve ara öğün yapma sıklığı, normal genotipe kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda çeşitli çevresel faktörlerin çürük gelişiminde etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. TAS1R2 geni rs35874116 ve GLUT2 geni rs5400polimorfizmlerinin diş çürüğüne yatkınlığı arttırabileceği belirlenmiştir. Her iki gene ait polimorfik genotipler, ara öğün tüketimini artırarak çürük riskini dolaylı olarak yükseltiyor olabilir. Anahtar Kelimeler: TAS1R2, GLUT2, polimorfizm, diş çürüğü, DMFT

Ezgi Coşkun
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ışık kaynaklarının bulk-fill kompozitlerin dönüşüm oranı ile mekanik ve yüzey özelliklerine etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Çalışmamızın amacı, farklı ışık kaynaklarının bulk-fill kompozitlerin C=C dönüşüm derecesi üzerine etkisini değerlendirip, dönüşüm derecesinin kompozitin mekanik ve yüzey özellikleri üzerine olan etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 3. Nesil LED ışık kaynağının (Valo LED) farklı ışık uygulama modlarında (soft, hard) ve halojen ışık kaynağıyla (QTH) polimerizasyonu sağlanan farklı içeriğe sahip yüksek viskoziteli üç bulk-fill kompozit rezin (Tetric NCeram, Beautifil, Filtek Espe) ve bir nano-hibrit kompozit rezin (GrandioSO)kullanılmıştır. Farklı ışık kaynakları ile polimerizasyonu sağlanan kompozitlerin dönüşüm derecesini, mekanik ve yüzey özelliklerini belirlemek için 5 mm çapında 4 mm derinliğinde metal kalıplarda, her kompozit materyalin alt grubunda 5'er örnek olmak üzere toplam 60 örnek hazırlanmıştır (n=5). Dönüşüm derecesi Raman spektroskopisi, sertlik ve elastisite modülü ise Nanoindenter cihazı ile ölçülmüştür. Ayrıca materyallerin yüzey pürüzlülüğü SPM ile ölçülmüş ve yüzey özellikleri SEM/EDS ile görüntülenmiştir. Bulguların istatistiki analizi için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Elde edilen verilerin üç yönlü varyans analizi 3-way ANOVA testi ile değerlendirilmiş, post hoc analizlerde Turkey HSD testi kullanılmıştır. Bulgular: Farklı ışık kaynakları ile polimerizasyonu sağlanan kompozitlerin dönüşüm derecesi ortalamaları Tetric N-Ceram > GrandioSO > Beautifil > Filtek Espe olarak bulunmuştur. Halojen ışık kaynağı ile polimerize edilen kompozitlerin dönüşüm derecesi ortalaması, LED (VALO) ışık kaynağının soft moduna göre anlamlı düzeyde fazladır. (p=0,00) Diğer ışık kaynaklarının kompozitlerin dönüşüm derecesine etkisi istatistiksel açıdan değerlendirildiğinde anlamlı bulunamamıştır (p>0,05). Bulk-fill kompozit rezinlerin 0 mm derinlikte ki dönüşüm derecesi, sertlik ve elastisite modülü ortalamaları 4 mm derinlikten anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0,011). Nanoindenter kaynağı ile yapılan analizler sonucu farklı ışık kaynakları ile polimerize edilen kompozitlerin sertlik ve elastisite modülü ortalamaları Beautifil > GrandioSO, Filtek Espe ve Tetric N-Ceram > GrandioSO, Filtek Espe olarak bulunmuştur (p=0,426). Diğer kompozitler arasındaki ilişki istatistiksel açıdan değerlendirildiğinde anlamlı bulunamamıştır (p>0,05). Farklı ışık kaynaklarının kompozitlerin sertlik ve elastisite modülü üzerine etkisi istatistiksel açıdan değerlendirildiğinde anlamlı bulunamamıştır. (p>0,05). Farklı ışık kaynakları kullanıldığında yüzey pürüzlülüğü ortalamalarının GrandioSO > Filtek Espe > Tetric N-Ceram > Beautifil şeklinde sıralandığı görülmüştür. Farklı ışık kaynakları ile polimerize edilen farklı kompozitlerin dönüşüm dereceleri ile mekanik ve yüzey özellikleri arasındaki ilişki istatistiksel açıdan değerlendirildiğinde anlamlı bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Yeni nesil bulk-fill kompozitler tüm ışık kaynakları ile önerilen kalınlıklarda klinik olarak kabul edilebilir değerin üstünde polimerizasyon dönüşüm derecesi göstermiştir. Kompozit rezin materyallerin mekanik ve yüzey özellikleri içeriğinde bulunan organik matriks, doldurucu tipi ve oranı gibi pek çok faktörden etkilenebildiği gibi içerisinde bulunan fotobaşlatıcının türüne bağlı olarak polimerizasyonda kullanılan ışık kaynaklarının özelliklerinden de etkilenebilmektedir.

Cemil Sevinir
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kompozit materyallerinin dönüşüm derecelerinin farklı zaman periyotlarında açığa çıkan artık monomer miktarına etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı beş farklı kompozit materyalin dönüşüm derecelerini ve farklı zaman periyotlarında salınan artık monomer miktarını değerlendirmektir. Ayrıca dönüşüm derecesi ile artık monomer miktarı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda beş farklı dental kompozit rezin materyali kullanılmıştır. Bu kompozit rezinler GC G-aenial (GC, Tokyo, Japonya), Tokuyama Omnichroma (Tokuyama, Japonya), Kuraray performans pro (Kuraray, Japonya), 3M Filtek universal (3M Espe, ABD), Dentsply Ceram x universal (Dentsply, De Trey, Konstanz, Almanya)' dır. Örnek kompozit rezinler 5 mm çap 2 mm derinliğinde metal kalıplara yerleştirilerek Valo LED Cordless (Ultradent, ABD) ışık kaynağı kullanılarak polimerize edildi (n=5). Dönüşüm dereceleri, ATR-FTIR spektrumları FTIR-IR-AFFINITY cihazı ile (SHIMADZU) ölçüldü. Kompozitlerden Bis-GMA, UDMA, TEGDMA, HEMA salınımları 10. dk, 1. saat, 1. gün, 7. gün, 30. gün zaman periyotlarında HPLC sistemi (SHIMADZU, TOKYO, JAPONYA) ile tamamlandı. Çalışmada elde ettiğimiz bulguların istatistiksel analizi SPSS Statistics 22 programı ile tamamlandı. Gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal Wallis, farklılığa neden olan grubun tespitinde Dunn's testi kullanıldı. Farklı zaman periyotlarındaki artık monomer miktarlarında görülen değişimin değerlendirilmesinde Friedman Testi ve post hoc karşılaştırmalarında Wilcoxon işaret testi kullanıldı. Parametreler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Spearman's rho korelasyon analizi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Dönüşüm derecesinin klinik olarak kabul edilen minimum %55 oranından yüksek olduğu kompozit rezin grupları Kuraray, Ceram x, 3M' dir. Bu değerin altında kalanlar ise GC G-aenial ve Omnichroma'dır. 3M ve Ceram x grupları Kuraray kompozitinden düşük, Omnichroma ve GC' den yüksektir. Monomer salınımı en fazla olan grup GC, en az olan ise Kuraray olarak kaydedilmiştir(p<0.05).En fazla salınan monomer HEMA, en az ise Bis-GMA olarak kaydedilmiştir. Tüm monomerlerin salınımı zamana bağlı olarak artış gösterdi(p>0.05). Dönüşüm derecesi ile artık monomer salınım miktarları arasında negatif korelasyon olduğu kaydedilmiştir(p<0.05). Sonuçlar: Dönüşüm derecesini kompozit rezinlerin tabaka kalınlığı, inorganik doldurucu oranı, doldurucu partikül boyutu, organik monomer içeriği, ışık uygulama süresi etkilemektedir. Çalışmamızda kullandığımız kompozit rezin materyallerden tüm zaman periyotlarında artık monomer salınmıştır. Artık monomer salınımları ile kompozit rezin materyallerin dönüşüm dereceleri arasında negatif bir korelasyon olduğundan dönüşüm derecesinin arttırılmasına yönelik daha fazla çalışma gerekmektedir. Ayrıca klinikte artık monomer salınımını engellemek amacıyla oksijen inhibisyon tabakasını ortadan kaldıracak ajanlar uygulanabilir. Bununla birlikte klinik kullanımda kompozit rezinlerin bitim ve cila işlemlerine önem verilmesi gerekmektedir.

Dental materyallerDental restorasyonKompozit malzemeler+3
Burcu Baran Kılıçkıran
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve yüzey renklenmesine farklı polisaj sistemlerinin etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Dental restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve renklenmesi kompozit rezinlerin başarısızlık nedenlerinden biridir. Polisaj sistemlerinin doğru kullanılması, yüzey pürüzlülüğü ve yüzey renklenmesini azalttığı için doğru sistemlerin kullanımının değerlendirilmesi önemlidir. Bu in vitro çalışmanın amacı; farklı polisaj sistemlerinin, farklı yapıdaki restoratif materyallerin renk değişimi ve yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Mikrohibrit kompozit (K, Herculite Classic, Kerr), Nanohibrit kompozit (P, Polofil NHT, Voco), Zirkonyum içerikli nanohibrit kompozit (Z, Zenit, President Dental) ve Giomer (B, Beautifil II; Shofu Inc.) kullanılarak 160 adet numune elde edildi. Tüm numunelerin başlangıç yüzey pürüzlülük değerleri mekanik profilometre (Mitutoyo SJ 210, Japonya) ile ölçüldü. Her gruptan rastgele seçilen bir örneğin AFM ve SEM görüntüleri elde edildi. Daha sonra her grup kendi içinde OptiDisc (O, Kerr), Twist-Dia (T, Kuraray), Enhance PoGo (E, Dentsply Sirona), Lucida (L, DiaShine) ve kontrol grubu (C) olmak üzere 5 alt gruba ayrıldı. Her grup ait olduğu polisaj sistemi ile polisajlandıktan sonra pürüzlülük değerleri yeniden ölçüldü, AFM ve SEM analizleri tekrar yapıldı. 0. gün renk ölçümleri yapılıp, 14 gün kahve solüsyonunda yüzey renklendirmesi yapıldıktan sonra renk yeniden ölçüldü. Örnekler ait oldukları polisaj sistemleriyle yeniden polisajlanıp renk değerleri 3. kez ölçüldü. Bulgular: Polisaj sonrası profilometre ölçümlerinde en düşük Ra değerleri tüm kompozit grupları için OptiDisc (O) polisaj sistemi ile (KO2, PO2, BO2, ZO2), bu gruplar içinde ise en düşük Ra değeri, Z kompozit grubu ile elde edildi (ZO2:0,33). Polisaj sistemi grupları içinde en yüksek Ra değerleri L ve E sistemleri ile oluştu. Tüm polisaj sonrası ölçümler içinde en yüksek Ra değeri PL2 (Ra:1,70) grubunda görüldü. AFM ile ölçülen Ra değerleri tüm gruplarda profilometre ile ölçülen Ra değerlerinden daha düşük bulundu. K, P, B, Z için en yüksek E1, E3 değerleri C gruplarında bulundu (p<0,05). En düşük E1 değeri tüm kompozit grupları için T gruplarında, en yüksek E2 (4.5162) ve en düşük E3 (2.8998) değerleri PO grubunda ölçüldü. B ve K için T sistemi, P ve Z için O sistemi yeniden polisajlama ile renklenmeyi gidermede etkili bulundu. Sonuç: Farklı polisaj sistemlerinin kullanılması, çalışmada kullanılan tüm kompozit rezinlerde farklı pürüzlülük değerleri ve farklı renklenme dereceleri elde edilmesine sebep olmuştur. Yeniden polisajlama işlemi renklenmeyi gidermede etkili bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Dental kompozit rezin, polisaj sistemi, yüzey pürüzlülüğü yüzey renklenmesi, yeniden polisajlama

Tuba Sarıcı
İnönü University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı içeceklerde bekletilen restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı doldurucu içeriklere sahip akışkan ve konvansiyonel kompozit rezinlerin 1 yıllık klinik ağız içi koşulları simüle edecek şekilde farklı içeceklerde bekletme, fırçalama ve termal yaşlandırma prosedürlerine tabi tutulmasıyla oluşan renk ve yüzey pürüzlülüğü değişiminin in vitro olarak incelenmesidir. Materyal ve Metot: Charisma Smart (Kulzer Dental, Almanya), Charisma Flow (Kulzer Dental, Almanya), 3M Filtek Ultimate Universal (3M ESPE, ABD), 3M Filtek Ultimate Flowable (3M ESPE, ABD), Omnichroma (Tokuyama Dental, Japonya), Omnichroma Flow (Tokuyama Dental, Japonya), Beautifil II (Shofu Dental, Almanya), Beautifil Flow Plus F00 (Shofu Dental, Almanya) olmak üzere 8 farklı kompozit rezin kullanılarak toplam 320 adet numune hazırlandı (n=40). Hazırlanan numuneler 24 saat distile su içerisinde 37 Co sıcaklıkta etüvde bekletilip ardından bitirme ve polisaj işlemleri yapıldı. Numuneler 12 gün boyunca distile su, şarap, kahve ve çay içerisinde bekletildi. Solüsyonlardan çıkarılan numuneler 10000 siklus fırçalama simülasyonuna ve 10000 siklus termal döngü prosedürlerine tabi tutuldu. Bütün numunelerin başlangıç (t0) ve uygulanan prosedürler sonunda (t1) profilometre ve spektrofotometre ölçümleri yapıldı. Renk ölçümleri sonrasında CIEDE2000 ve CIELab renk sistemlerine göre ∆E değerleri hesaplandı. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi IBM SPSS V23 ile gerçekleştirildi. İstatiksel analiz için 3 yönlü varyans analizi, Tukey testi, sınıf içi korelasyon katsayısı kullanıldı. Önem düzeyi P<0.05 alındı. Bulgular: Çalışmada tüm gruplarda L* değerlerinde azalma, a* ve b* değerlerinde artma gözlendi. Gruplara, solüsyonlara ve tiplere göre ve birbirleriyle etkileşimlerine göre ortalama renk değişim değerleri anlamlı farklılık gösterdi (P<0.001). En yüksek renk değişim değeri kompozitlerde OMN grubunda bulundu. Solüsyonlara göre en fazla renk değişimi şarap grubunda gözlenirken en az distile su grubunda gözlendi. Tiplere göre değerlendirildiğinde akışkan kompozitlerde konvansiyonel kompozitlere göre daha az renk değişimi gözlendi. CIEDE2000 ve CIELab sistemlerine göre elde edilen ∆E değerlerinde şarap grubundaki OMN konvansiyonel ve akışkan hariç korelasyon tespit edildi. Çalışmada t0 zaman dilimi ve t0-t1 zaman dilimleri arasında yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı farklılık elde edildi. Sonuç: Kompozit rezinlerin doldurucu içeriklerinin, viskozitelerinin, maruz kaldıkları solüsyonların ve bunların birbirleriyle etkileşimlerinin kompozitlerin renk ve yüzey pürüzlülüğü değişimde etkili olduğu görüldü. Kompozit rezinlerin renk değişimi üzerinde en fazla etkisi olan faktörün solüsyon, ikinci faktörün ise kompozit grubu olduğu belirlenirken yüzey pürüzlülüğü üzerinde en fazla etkisi olan faktörün kompozit grubu olduğu, solüsyonların ve kompozit tipinin etkisinin düşük olduğu sonucuna varıldı.

Dental materyallerDental restorasyonKompozit reçineler+4
Zeynep Biçer
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Color stability, surface roughness and surface morphology of universal composites

MENIAWI, M (2024). Color Stability, Surface Roughness and Surface Morphology of Universsal Composites, Yeditepe University, Institute of Health Science, Department of Restorative dentistry, PhD thesis, Istanbul. Objectives: This in vitro study aimed to evaluate the color stability, surface roughness (Ra; µm), and surface morphology of universal composites after exposure to discoloring agents over a period of 21 days. Materials and Methods: A total of 200 cylindrical composite discs (n=40 from each); supra nano-fill Estelite Asteria (EA; Tokuyama, Japan), nano-hybrid G-aenial A'chord (GA; GC, Japan), nano-hybrid G-aenial Universal Injectable (GI; GC, Japan), nano-fill Filtek Universal (UF; 3M. USA) and nano-fill Filtek Ultimate (FU; 3M, USA) were prepared and polymerized (Bluephase N; Ivoclar, USA). Following storage in distilled water for 24 h at 37°C, the specimens were finished with 600 grit SIC paper and polished with Twist DIA (Kuraray, Japan) followed with 3, 1 and 0.5 µm grit diamond pastes (Shofu; Japan, Diamond polish Ultradent; USA). Then, each composite group was randomly divided into four subgroups according to the discoloring agents; Black tea, coffee, red wine, and artificial saliva (n=10) and initial color measurements (spectrophotometer; Minolta CM-2600d) and initial Ra (profilometer; Perthometer M1 Mahr, Germany) were evaluated. The immersion protocol in discoloring agents was repeated for 21 days. Color measurements were performed after 7, 14, and 21 days, and ∆E 00 was calculated, while Ra was evaluated after 21 days. Representative specimens from each group were investigated under SEM (Tübitak MAM). ∆E 00 and Ra data were analyzed using three-way ANOVA and post hoc Tukey's tests (p<0.05). Results: ∆E 00 and Ra were significantly influenced by the composite (p<0.001), discoloring agent (p<0.001), and the evaluation period (p<0.001), while significant interactions were evaluated between the variables for both test methods. For all the composites and evaluation periods, red wine resulted significantly in the highest color change (p<0.001), which was followed by black tea (p<0.001) and coffee (p<0.001). After 21 days, GI and FU resulted significantly in the lowest ∆E 00 among all the tested universal composites for red wine (13.131±0.663; 12.89±0.97 respectively) and black tea (9.47±1.15; 10.534±0.349 respectively). All the composites revealed significantly higher Ra after exposure to discoloring agents (p<0.001), however, no significant differences were evaluated among red wine, black tea and coffee except UF and EA (p>0.05). Conclusion: Universal composites revealed unacceptable color change and increased surface roughness after exposure to discoloring agents over a period of 21 days, however the increase in surface roughness did not reach the critical threshold value for plaque accumulation. Key Words: color stability, surface roughness, universal composites, injectable composite.

Tooth discolorationNanocomposites
Mohammad Menıawı
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the surface roughness and microhardness of three bulk fill nonflowable resin composites in comparison to one conventional resin compsite after polishing with different polishing systems

The aim of this in-vitro study was to evaluate the surface roughness and microhardness of three bulk fill nonflowable resin composites in comparison to one conventional resin composite after polishing with different polishing systems. A total of 96 specimens were prepared from all of the resin composite types used: SonicFill (Kerr), X-tra Fil (Voco), Tetric N-Ceram Bulk Fill (Ivoclar Vivadent) and Filtek Z250 (3M/ESPE). 24 specimens from each type, which were fabricated by inserting the resin composite material into a clear plastic split mold (10mm diameter × 4mm depth), for the bulk fill resin composites the mold was filled in one increment to the full depth; while, the conventional resin composite Filtek Z250 (3M/ESPE), it was inserted incrementally into the mold. The specimens were then covered with a transparent matrix strip and microscopic glass slide on the top, then the light curing procedure was made using LED light curing unit (Bluephase Style, Ivoclar Vivadent) for 20 seconds with light intensity of (>1000 mW/cm2 ). Immediately after the fabrication the specimens were stored in deionized water at 37°C for 24 hours. After the storage period, the specimens from each resin composite type were randomly divided into three groups (n= 8), one group was left intact to be used as control; whereas, the other two groups were wet grounded with 600 and 1200 grit silicon carbide papers respectively using a polishing machine, and each group was then assigned to one of the polishing systems used, Sof-Lex XT Discs (3M/ESPE) and PoGo (Dentsply/Caulk). The surface roughness was measured with a profilometer and the microhardness (VHN) was measured with a digital microhardness tester. The data were analyzed by: Two-way ANOVA test was used to determine the effect of resin composite material and polishing system on the surface roughness and microhardness, and the interaction between them; Two independent samples T test was used for comparison between the polishing systems; One-way ANOVA test was used to test the mean difference between more than two independent groups; Kruskall-Wallis test was used to test the median difference between more than two independent groups; when the overall significance was observed, pairwise post-hoc tests were used to compare between the multiple comparisons. P<0.05 was considered statistically significant. According to this in-vitro study, the conventional resin composite category Filtek Z250 showed significantly better results than the bulk fill resin composite categories for both of the surface roughness and microhardness, as lower surface roughness values and higher microhardness values were observed for the Filtek Z250. No significant differences were observed among the bulk fill resin composite categories in case of the surface roughness; however, there were significant differences among them in case of the microhardness. PoGo polishing system produced significantly less surface roughness on almost all of the resin composite investigated than Sof-Lex polishing system. But, they were not significantly different in terms of the microhardness. The surface roughness was both polishing system and resin composite material dependent; nonetheless, the microhardness was only resin composite material dependent. Even though, the bulk fill nonflowable resin composites used in this study showed less surface quality and microhardness after the polishing than the conventional one, they can be placed in increments of 4 mm thickness to restore the posterior teeth without affecting the clinical performance, esthetic, and longevity of such restorations, since all of the bulk fill resin composite categories evaluated in this in-vitro study showed acceptable surface roughness and microhardness. Considering the clinical steps during a cavity restoration procedure, bulk fill resin composites were introduced to save the clinical time, in this sense, PoGo One-step polishing system can add an advantage for the bulk fill concept. Keywords: bulk fill nonflowable resin composite; polishing; surface roughness; microhardness (VHN).

Dental materialsComposite resinsMicrohardness+2
Osama Sheneeb
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

PH döngü modeli ve farklı tamir yöntemleri uygulanan kompozit rezinlerin bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı; iki farklı yaşlandırma yöntemi (pH döngüsü ve termal döngü) kullanarak yaşlandırılan nanohibrit kompozit rezinin (Clearfil Majesty Esthetic, Kuraray, Japan) mikrogerilim bağlanma dayanımları üzerine, silanlı ve silansız uygulanan iki farklı tamir yönteminin (Er: YAG lazer ve frez) etkisi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kompozitrezin bloklar (Clearfil Majesty Esthetic, Kuraray, Japan) hazırlandı (5 mm x 6 mm x 6 mm) ve yaşlandırma işlemi için rastgele iki gruba ayrıldı: (a) pH döngüsü (b) termal döngü (5,000 döngü). Yaşlandırma sonrası, bloklara aşağıdaki tamir prosedürlerinden biri uygulandı: (1) Er: YAG lazer (LightWalker STE-E, Fotona Medical Lasers, Ljubljana, Slovenya) (2) Er: YAG lazer +silan (3) frez (4) frez +silan and (5) negatif kontrol and (6) positif kontrol (rezinin koheziv dayanımı). Kompozit rezin (Clearfil Majesty Esthetic) işlemgören yüzeylere tabakalanarak uygulandı ve ışıkla polimerize edildi. Tamir örnekleri, termal döngüye tabi tutuldu. (5,000 döngü). Mikrogerilim bağlanma dayanımı testi, 0.5 mm/dk. başlık hızı ile gerçekleştirildi. Başarısızlık şekillleri ışık mikroskobu kullanılarak sınıflandırıldı. Veriler, Scheirer-Ray-Hare, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U, Ki-kare ve Bonferroni düzeltmeli Z testleri kullanılarak değerlendirildi (p=0,05). Bulgular: Dolgu maddelerine uygulanan yaşlandırma yöntemleri (p=0,821) ve uygulanan yüzey işlemleri ile yaşlandırmanın etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı farka rastlanmamıştır (p=0,289). Tüm tamir prosedürleri, negatif kontrol grubundan yüksek ancak pozitif kontrol grubundan düşük bağlanma dayanımı değerleri elde etti. Başarısızlık şekillerinin dağılımı, hem tamir prosedürlerine hem de yaşladırma yöntemlerine göre istatistiksel olarak farklı bulundu (p<0,05). Sonuç: Kompozit rezinlerin bağlanma dayanımlarında farklı tamir yöntemlerinin; aralarında fark olmamakla birlikte, ph siklus modeli ve termal siklus uygulananlarla benzerlik gösterdiği görülmüştür.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+3
Fetiye Akın
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara kullanan/kullanmayan hastalarda farklı beyazlatma tedavileri sonrası önerilen diş macununun etkinliği ve sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Çalışmada sigara kullanmış/kullanmayan hastalara farklı beyazlatma tedavileri uygulanarak beyazlatma tedavisinin sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma beyazlatma tedavisi amacı ile kliniğimize başvuran hastalar arasından seçilen 40 gönüllü üzerinde yürütüldü. Hastalar sigara kullanma/kullanmama durumuna göre 2 gruba (n=20) ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara (Whiteness HP Blue, FGM) beyazlatma jeli kullanılarak 14 günlük arayla 2 seans beyazlatma tedavisi uygulandı. Gruplar; Grup 1A: sigara kullanmayan kimyasal, Grup 1B: sigara kullanmayan diyot lazer aktivasyonlu, Grup 2A: sigara kullanmış kimyasal, Grup 2B: sigara kullanmış diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma yöntemleri şeklinde oluşturuldu. Beyazlatma işlemi sırasında hastalara sağ/sol ark randominizasyonu yapılarak; sağ alt ve üst çenelerde kimyasal beyazlatma, sol alt ve üst çenelerde ise diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma uygulandı. Tedavi sonrası hastalara Colgate Optic White diş macunu kullanmaları önerildi. Renk değişim değerleri spektrofotometre (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument) ile tedavi öncesi, tedavi sonrası, tedaviden 2 hafta ve 3 ay sonra olmak üzere kayıt edildi. Hastalarda oluşan hassasiyet düzeyleri Visual Analog Skalası (VAS) aracılığıyla değerlendirildi. Ayrıca hastalarda mevcut periodontal durumun değerlendirilmesi amacıyla periodontal indeks ölçümleri yapılırken, sitokin seviyelerinin (TNF-α, IL-6) değerlendirilmesi amacıyla da tükürük ve DOS örnekleri alınarak ELISA analizleri yapıldı. Çalışma sonunda tüm gruplarda etkin beyazlatma elde edildi (p<0,05). Renk değişimi en yüksek Grup 1B'de gözlendi. Grup 1A ve Grup 2A'de hassasiyet değerleri daha düşük gözlendi. Tüm gruplarda beyazlatmaya bağlı olarak Pİ* değerleri azalırken, Gİ* ve Kİ* değerleri arttı. Beyazlatma tedavisine bağlı olarak tükürük ve DOS örneklerinde TNF-α ve IL-6 seviyelerinde tüm gruplarda geçici bir artış meydana gelmiştir. Zamansal tüm ölçümlerde sigara kullanmış gruplardaki TNF-α ve IL-6 seviyeleri daha düşük gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma, Lazer, Sitokin, Diş Macunu

Diş beyazlatmaDiş macunlarıDiş renk değişikliği+3
Mehmet Durdu
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yeni geliştirilen ev tipi beyazlatma jelinin diş rengi ve mineral değişimi üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı yeni geliştirilen %16 oranında KP ve %6 oranında HP içeren iki deneysel beyazlatma jeli ile FGM Whiteness Perfect (%16 KP) ve BioWhiten ProHome (%6 HP) evde beyazlatma sistemlerini karşılaştırarak, dişte meydana getirdikleri mineral ve renk değişimi üzerine etkilerini değerlendirmektir. Çalışmaya periodontal sebeplerle çekilmiş 96 adet defekt, çatlak ya da çürük içermeyen maxiller santral diş dâhil edildi. Tüm örnekler, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) cihazı yardımıyla mine-dentin kalınlıkları açısından standardize edilerek renk tespiti (n=48) ve mineral değişimi (n=48) değerlendirmesinde kullanılmak amacıyla 2'ye ayrıldı. Sonrasında bu 2 grup uygulanacak beyazlatma ajanına göre 4 alt gruba ayrıldı (n=12). Mineral ölçümleri, dişlere uygulanacak bleaching tedavileri öncesinde, uygulamaların bitiminde ve uygulamalar tamamlandıktan 2 hafta sonra SEM-EDS (SEM, Zeiss Gemini SEM 300) cihazı ile yapıldı. Renk ölçümü ise 14 gün devam edilen beyazlatma uygulamasının başlangıcında, uygulamanın 7. gününde, uygulama bittikten 24 saat ve 14 gün sonra spektrofotometre cihazı (VITA EasyShade, Zahnfabrik) ile yapıldı. Renk değişim değerleri CIEDE 2000 formülü kullanılarak hesaplandı. İstatistiksel analiz için Pair t test-Wilcoxon ve ANOVA-Kruskal Wallis kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Çalışmada tüm gruplarda etkin bir beyazlatma sağlanırken, tüm gruplar arasında renk değişimi açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Mineral değişimi açısından ise tüm gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). Sonuçlar renk ve mineral değişimi açısından çok yönlü şekilde değerlendirildiğinde en ideal beyazlatma ajanı Deneysel KP (Grup 1) olarak tespit edildi.

Diş renk değişikliğiHidrojen peroksitJeller+5
Görkem Kervancıoğlu
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yeni geliştirilen ev tipi beyazlatma jelinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine etkisi

Bu çalışmada kitosan ve teobramin içeren, yeni geliştirilen deneysel beyazlatma jelleri ile %6 oranında HP içeren BioWhiten ProHome ve %16 oranında KP içeren FGM Whiteness Perfect ev tipi beyazlatma jellerinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümü için 96 adet üst santral keser diş kullanıldı, dişlerin kuron kısımları kök kısımlarından ayrılarak labial yüzeyleri dışarıda kalacak şekilde her biri ayrı ayrı otopolimerizan akrilik rezin içerisine gömüldü. Akrilik bloklar numaralandırılıp, işaretlenerek 2 farklı gruba ayrıldı (n=48). Renk analizi için ise 48 adet üst santral keser diş gruplar halinde kron kısımları açıkta bırakılarak silikon ölçü maddesine gömüldü. Daha sonra her bir grup beyazlatma jelleri uygulanmak üzere gruplara ayrıldı (n=12). Beyazlatma uygulaması öncesi profilometre ile yüzey pürüzlülüğü, Vicker' s test cihazı ile mikrosertlik ölçümü ve spektrofotometre ile renk ölçümü yapıldı. DKP (Grup 1)'ye %16 oranında KP içeren deneysel jel, DHP (Grup 2)' ye %6 oranında HP içeren deneysel jel, BİO (Grup 3)'ya %6 oranında HP içeren BioWhiten ProHome ve FGM (Grup 4)' ye %16 oranında KP içeren FGM Whiteness Perfect ev tipi beyazlatma jelleri uygulandı. Mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü testleri beyazlatma öncesi, sonrası ve beyazlatma uygulaması bittikten 14 gün sonra aynı şartlar altında yapıldı. Renk analizleri ise 14 gün süren beyazlatma tedavisi öncesinde, uygulama sırasında (7. gün), uygulama bittikten 24 saat sonra ve sonrasında takip eden 7. ve 14. günlerde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edildi, normal dağılıma sahip değişkenler için ANOVA ve Post-Hoc Bonferroni testleri kullanılırken, grup içi karşılaştırmada Paired t testi kullanıldı. Renk analizinde normal dağılmayan değişkenler için Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri ve Wilcoxon testi kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Beyazlatma sonrası mikrosertlik değerlerinde tüm gruplarda istatistiksel açıdan anlamlı olmayan bir artış görülmekle birlikte, beyazlatma uygulamasından 14 gün sonra mikrosertlik değerlerinde tüm gruplarda istatistiksel açıdan anlamlı olmayan bir azalma tespit edildi (p > 0.05). Yüzey pürüzlülüğü değerleri arasında gruplar arası karşılaştırmada beyazlatma öncesi ile sonrası ve beyazlatma uygulaması bittikten sonra 14 günlük takip sonrası istatistiksel açıdan anlamlı bir fark vardı (p < 0.05). Tüm gruplarda etkin beyazlatma tespit edildi, en yüksek etkinlik FGM (Grup 4)' de görüldü (p < 0.05). Sonuç olarak teobramin ve kitosan içeren deneysel jellerin etkin beyazlatma sağladığı, diş yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertliği üzerinde herhangi bir olumsuz etkiye neden olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Hidrojen peroksit, teobramin, kitosan, karbamid peroksit, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, vital beyazlatma

Diş beyazlatmaDiş renk değişikliğiDişler+7
Safiya Temizyürek
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sosyodemografik özelliklerin, ağız hijyeni ve diyet alışkanlıklarının ve çürük deneyiminin ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; OHIP-14 (Oral Health Impact Profile-14) ve OHRQoL-UK (Oral Health Related Quality of Life-United Kingdom) ölçeklerini kullanarak bir grup hastanın ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini (OHRQoL) değerlendirmek ve bu ölçek skorlarını sosyodemografik özellikler, ağız hijyeni ve diyet alışkanlıkları ve çürük deneyimi ile ilişkilendirmektir. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Tepebaşı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı'na başvuran; okuduğunu anlayabilen ve cevap verebilen, 18 yaş ve üzeri hastalar arasından çalışmaya katılmayı kabul eden 537 kişi çalışmaya dahil edildi. Bilgilendirilmiş onam formu imzalatıldıktan sonra katılımcılara sosyodemografik özellikler, ağız hijyeni ve diyet alışkanlıkları ile ilgili bir form doldurtuldu. OHRQoL'yi değerlendirmek için OHIP-14 ve OHRQoL-UK ölçekleri kullanıldı. Daha sonra katılımcıların ağız ve radyolojik muayeneleri yapıldı, DMFT, PUFA ve SiC indeksleri kaydedildi. SiC indeksine göre; katılımcıların yüksek DMFT'ye sahip 1/3'ü yüksek çürük deneyim grubu, geri kalan 2/3'ü ise düşük çürük deneyim grubu olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS Version 23.0 programında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde yapıldı. D, M, F, DMFT değerlerinin ve P, U, F, A, PUFA toplam değerlerinin yaşam kalitesini etkilediği görüldü (p<0.05). Yüksek çürük deneyim grubunun OHIP-14 skorlarının, düşük çürük deneyim grubuna göre daha fazla; OHRQoL-UK skorlarının ise daha az; M, F ve DMFT değerlerinin ve F (fistül) değerinin daha fazla olduğu görüldü (p<0.05). OHRQoL'nin çürük deneyimi arttıkça azaldığı ve çeşitli sosyodemografik özelliklerle, ağız hijyeni ve diyet alışkanlıklarıyla, bireylerin kendi ağız sağlıkları için yaptıkları puanlamayla ilişkili olduğu ve sosyodemografik değişkenlere, ağız hijyeni ve diyet alışkanlıklarına ait verilerin çürük deneyimiyle kısmen ilişkili olduğu görüldü. Sosyodemografik özellikler, ağız hijyeni ve diyet alışkanlıkları ve çürük deneyimi OHRQoL'yi farklı etkileyebilmektedir.

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıBeslenme+5
Hilal Yiğit Ünver
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli bitkisel özütlerin dental erozyonu önleyici etkilerinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, demleme yoluyla çay haline getirilen, MMP aktivitesini inhibe edebilme özelliğine sahip 5 farklı bitki özünün dentin erozyonunu önleme üzerindeki etkisinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla her biri çekilmiş sığır dişlerinden elde edilen 20 dentin örneğinden oluşan 7 deney grubu [distile su (negatif kontrol), florlu gargara (pozitif kontrol), yeşil çay, kuşburnu, karanfil, nar kabuğu ve üzüm çekirdeği] oluşturulmuştur. Her eroziv atak öncesi 5 dk bitki çayı uygulaması olacak şekilde örnekler 3 gün boyunca günde 3 kez demineralizasyon (%0,3'lük sitrik asit, pH 2,45, 5 dk) ve remineralizasyon (yapay tükürük, 60 dk) siklusuna maruz bırakılmıştır. Deney süreçleri sonunda, dentin örneklerinin tamamının nanoindentasyon ölçümü ile elde edilen sertlik verileri ile birlikte AFM cihazı kullanılarak yüzey pürüzlülüğü ve maksimum derinlik değerleri incelenmiştir. Yüzeyde meydana gelen morfolojik değişiklikler ise SEM ile analiz edilmiştir. Tüm veriler, deney grupları arasında yapılan karşılaştırmalarında Kruskal-Wallis testi, grup içi değerlendirmelerde ise Friedman testi kullanılarak incelenmiş, anlamlılık, p< 0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Elde edilen verilere göre, en yüksek mikrosertlik değeri, karanfil grubunda görülürken, en düşük mikrosertlik değeri ise üzüm grubuna ait örneklerdedir. Tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunurken, en fazla mikrosertlik değişimi de yine karanfil grubunda görülmüştür. En yüksek yüzey pürüzlülüğü değerleri, flor ve karanfil gruplarında; en az yüzey pürüzlülüğü değeri ise, üzüm grubunda görülmüş, ancak gruplar arasında istatistiksel anlamlılık bulunmamıştır. En fazla maksimum derinlik değeri, karanfil grubunda; en az maksimum derinlik değeri, kuşburnu grubunda elde edilmiş ve bu iki değer arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Nar, Colgate ve kuşburnu gruplarına ait AFM ve SEM görüntülerinde makromoleküler çökeltiler izlenmiştir. Sonuçlara göre, karanfil grubunun yüzey analizlerinde diğer tüm gruplara göre daha iyi sonuçlar gösterdiği, ayrıca karanfil ile birlikte yeşil çayın da dentin erozyonunu önlemede etkili olduğu bulunmuştur.

Ayça Sarıalioğlu Güngör
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Silika ve floroapatitle güçlendirilmiş cam karbomer dolgu materyalinin 1 yıllık ın vıvo klinik değerlendirilmesi

Bu in vivo çalışmanın amacı, silika ve floroapatitle güçlendirilmiş cam karbomer dolgu materyalinin klinik takibinin 1 yıllık süre sonunda değerlendirilmesidir. Bu çalışmada 36 hastaya toplam 100 adet [46 sınıf I, 54 sınıf II] restorasyon yapıldı. Tüm kaviteler geleneksel yöntemle açıldı. Restorasyonların yarısı nano kompozit rezin [Tokuyama Estelite, Tokuyama Dental, Japonya] ile diğer yarısı ise cam karbomer dolgu materyali [GCP Dental, Hollanda] ile restore edildi. Kavitelerin izolasyonu rubber-dam ile sağlandı. Kompozit restorasyonların yerleştirilmesinden önce selektif etch yöntemine göre mine kenarları pürüzlendirildi ve üniversal adeziv sistemi uygulandı. Kompozit rezin kaviteye 2 mm'lik tabakalar halinde inkremental teknikle uygulandı. Cam karbomer ise yüzey örtücüsü ile beraber parmak basıncı uygulanarak bulk teknikle yerleştirildi. Kompozit ile yapılan restorasyonların polimerizasyonu LED ışık cihazıyla gerçekleştirildi. Cam karbomer restorasyonların sertleşmesi materyalin kendisine özel ışık cihazıyla gerçekleştirildi. Restorasyonlar, birinci hafta, 6 ay ve 12 ayın sonunda modifiye USPHS kriterleri kullanılarak değerlendirildi. Veriler Fisher's Exact Ki-Kare testi, Fisher Freeman Halton Testi ve Continuity [Yates] Düzeltmesi kullanılarak değerlendirildi. Parametrelerin grup içi karşılaştırmalarında ise Wilcoxon işaret testi kullanıldı. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, dolgu materyalleri birbiriyle kıyaslandığında, sadece 12. ayda kavite kenarındaki renklenme skorunda fark bulundu. Kenar uyumu açısından ise her iki materyal arasında sadece 6. ayda istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi [p<0.05]. Diğer tüm kriterler için materyaller arasında klinik performansları açısından anlamlı bir fark bulunmadı [p>0.05]. Tokuyama Estelite'dan farklı olarak cam karbomer dolgu materyali ile yapılan restorasyonlarda retansiyon, anatomik form ve kenar uyumu açısından Charlie skoru gösteren restorasyonlar yenilendi. Bu bulgular ışığında cam karbomer dolgu materyalinin fiziksel özelliklerinin geliştirilmesine ve daha fazla in vivo çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: cam karbomer, cam iyonomer, klinik, kompozit rezin

Zeynep Buket Karakuş
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı oranlardaki titanyum dioksit nanotüplerin bulk fill kompozitin mekanik ve antibakteriyel özellikleri üzerine etkisi

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı; farklı oranlarda titanyum dioksit nanotüp eklenmesinin akışkan bulk fill kompozit rezinin, mekanik ve antibakteriyel özellikleri üzerine etkisinin in vitro laboratuvar şartları altında değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Titanyum dioksit nanotüpler, laboratuvar koşullarında hidrotermal yöntemle sentezlendi. Nanotüplerin karakterizasyonu; SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu), FTIR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi) ve Raman Spektroskopisi kullanılarak değerlendirildi. Akışkan bir bulk fill rezin olan Estelite Bulk Fill Flow'un içerisine; farklı oranlarda (%0,1, %0,5, %1) TiO2 nanotüp eklendi. Kontrol grubuna TiO2 nanotüp eklenmeyerek dört farklı grup oluşturuldu. Akışkan bulk fill kompozitin mekanik özelliklerini değerlendirmek amacıyla; Vicker's mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü, eğme dayanımı gibi testler uygulandı. Eğme dayanımı değerlendirilmesinde, kompozit rezinin kırılan yüzeyleri SEM ile incelendi. Ayrıca nanotüp ilavesinin S.mutans ve L.casei bakterilerine antibakteriyel etkinliğinin değerlendirilmesi, direkt kontakt test uygulanarak yapıldı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Ayrıca Mann Whitney U Testi, Shapiro Wilks, Kruskal Wallis testi, Dunn's testi, Friedman Testi ve Wilcoxon işaret testi kullanıldı ve anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Mekanik testlerin sonuçları değerlendirildiğinde; TiO2 nanotüp eklenmesinin kompozitlerin yüzeyinde hem polisaj öncesi hem de polisaj sonrasında pürüzlülükte değişim yaratmadığı, hem polisaj öncesi hem de polisaj sonrasında kompozit rezin içine %0.5 ve %1 TiO2 nanotüp eklemenin kompozitin mikrosertlik değerlerini arttırdığı, kompozitin alt yüzeylerinde değişim yaratmadığı (p>0.05), kompozit rezinlere polisaj uygulaması sonucunda, bütün gruplarda hem pürüzlülük hem de mikrosertlik değerlerinde artış gözlendiği (p<0.05), titanyum eklenmesinin eğme dayanımında değişiklik meydana getirmediği gözlendi (p>0.05). Antibakteriyel sonuçlar değerlendirildiğinde ise titanyum dioksit nanotüp eklenmesi, akışkan bulk fill kompozit rezinin S.mutans bakterisine karşı, antibakteriyel etki kazandırmadı (p>0.05). L.casei bakterisi içinse; %0.5 TiO2 nanotüp içeren grupta antibakteriyel etkinlik gözlendi (p<0.05). Sonuçlar: Titanyum dioksit nanotüp eklenmesi, akışkan bulk fill kompozit rezinin mekanik özelliklerinde olumsuz etki yaratmadan, üst yüzey mikrosertlik değerinde artış sağladı. Akışkan bulk fill kompozit rezinin L.casei bakterisine karşı antibakteriyel etkinlik elde edildi. Anahtar Kelimeler: nanotüp, akışkan bulk fill kompozit rezin, antibakteriyel ajan, S.mutans, L.casei, üç nokta eğme dayanımı, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü

Antienfektif ajanlarDental materyallerDental stres analizi+7
Rümeysa Hatice Özlen
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kalınlıklardaki hibrit CAD/CAM materyallerinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı farklı kalınlıklardaki iki hibrit CAD/CAM materyalinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmada rezin infiltre seramik (Enamic, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) (RİS) ve kompozit rezin nanoseramik (GC Cerasmart, GC, Tokyo, Japonya) (KN) olmak üzere iki farklı hibrit CAD/CAM materyali değerlendirilmiştir. Her bir bloktan 1mm, 2 mm, 3 mm, 4 mm ve 7 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. Dual cure konvansiyonel rezin siman (G- Cem LinkForce, GC, Tokyo, Japonya) (KRS) ve dual cure self adeziv rezin siman (G-Cem One, GC, Tokyo, Japonya) (SARS) kullanılarak 400 adet örnek hazırlanmıştır (n:400). Simanlar paslanmaz çelik kalıba (6 mm çap 1 mm yükseklik) yerleştirilmiştir. Siman üzerine yerleştirilen şeffaf bant ile simanın bloklardan izole edilerek, yapışması engellenmiştir. Siman üzerine seramik örnekler yerleştirilmiş ve LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, South Jordan, ABD) ile polimerize edilmiştir. Işık cihazı Standard mod (40 sn) ve High Power mod (32 sn) olarak uygulanmıştır. Rezin siman örnekler hazırlandıktan 24 saat sonra (T1) ve 10.000 siklus termal yaşlandırma sonrası (T2) renk ve mikrosertlik ölçümleri yapılmıştır. Vickers mikrosertlik ölçümleri Shimadzu HMV-2 (Shimadzu Corporation, Kyoto, Japonya) cihazı kullanılarak rezin simanın hem alt hem de üst yüzeyinden 0,49 N kuvvet 15 sn süresince uygulanarak, her yüzey için üç defa ölçüm yapılmıştır ve ölçümlerin ortalaması alınmıştır. Örneklerin renk ölçümü spektrofotometre cihazında (Vita Easyshade Advance 4.0, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya), renk parametreleri ve CIE Lab renk sistemi kullanılarak polimerizasyondan 24 saat sonra (T1) ve termal yaşlandırmadan sonra (T2) gerçekleştirilmiştir. Veriler dört yönlü varyans analizi (ANOVA) ile analiz edilmiştir ve ikili karşılaştırmalarda Bonferroni testi kullanılmıştır (p<0.05). Bu tez araştırmasının bulgularında, kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, T1; KRS (1mm, 2mm, 3mm-Standart mod), KRS vi (1mm, 2mm-High Power mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm- High Power mod), T2; KRS (2mm- Standart mod), KRS (2 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 2mm, 3mm, 4mm- Standart mod), SARS (2mm,4mm- High Power mod) gruplarında alt mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, üst mikrosertlik değerlerinde, high power mod SARS-2mm grubu dışında, istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, KRS (7 mm- Standart Mod), KRS (2mm, 7 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 7mm-Standart mod), SARS (3mmHigh power mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin simanların mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında her iki seramik tipinde de rezin siman mikrosertliği hem üst hemde alt yüzeyde azalmıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanların E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p 0.05). Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda, 7 mm rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanın E değeri istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. High power mod ile polimerize edilen SARS (7mm-RİS) grubu daha düşük E değeri göstermiştir (p0.05). Ancak diğer gruplarda standart mod ve high power mod arasında E değeri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda KN (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), KN (1mm, 3mm, 4mm, 7 mm-High Power mod), RİS (1mm, 2mm,4mm- Standart mod), RİS (1mm, 2mm, 4mm, 7mm-High Power Mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Bu tez araştırmasında sonuç olarak, rezin simanların alt ve üst yüzeylerinden ölçülen mikrosertlik değerleri, seramik materyalin kalınlığının artmasıyla azalma eğilimi vii göstermiştir. Termal siklus uygulaması sonrası üst yüzey mikrosertlik değerleri değişmemiştir. Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik kullanılması arasında simanların üst mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Rezin siman renk değişimi karşılaştırmalarında seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında RİS-SARS grubu dışında, rezin siman renk değişiminde fark gözlenmediği belirlenmiştir. Tüm gruplarda termal siklus sonrası L değerleri artış göstermiştir. E değerleri ve seramik kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Hibrit seramik, self adeziv rezin siman, konvansiyonel rezin siman, mikrosertlik, renk değişimi

CAD/CAMDental materyallerDental çimentolar+3
Miraç Doğan
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing (hemen dentin kapama) işleminin monolitik zirkon blokların dentine olan bağlanma dayanımı üzerine etkisi

Bu tez çalışmasının amacı; farklı universal adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing işleminin (hemen dentin kapama / IDS), farklı yüzey pürüzlendirme yöntemleri uygulanmış monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların dentine olan mikrogerilim bağlanma dayanımını değerlendirmektir. 32 adet sağlam insan alt molar dişi kullanıldı. okluzal koronal 1/3 kron kısmı, yere paralel olacak şekilde bir model trimleme cihazı (MT3 Wet trimmer, Almanya) kullanılarak uzaklaştırıldı. Dişlerin dentin yüzeyleri açığa çıkartıldı. Ardından, IDS işlemi varlığı (IDS var/yok), IDS işlemi için kullanılan universal adeziv sistemlerin tipi (Single Bond Universal/SBU, Clearfil Quick Bond/CUQ, Optibond Universal/OBU) ve monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre (tribokimyasal silika kaplama/CoJet ve kumlama/SB) rastgele 8 gruba ayrıldı: 1) Grup CJ: CoJet+IDS yok, 2) Grup CJ+SBU: CoJet+Single Bond Universal, 3) Grup CJ+CUQ: CoJet+Clearfil Universal Bond Quick, 4) Grup CJ+ OBU: CoJet+Optibond Universal, 5) Grup SB:kumlama+IDS yok, 6) Grup SB+ SBU: kumlama+ Single Bond Universal, 7) Grup SB+CUQ: kumlama+Clearfil Universal Bond Quick, 8) Grup SB+OBU: kumlama+ Optibond Universal. IDS işlemi için açığa çıkan dentin yüzeylerine universal adezivler sistemler, üretici talimatları doğrultusunda self-etch modunda uygulandı. Monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloktan (3M Lava Plus, 3M ESPE,ABD) 4 mm kalınlığında, 10 mm genişliğinde ve 10 mm uzunluğunda örnekler elde edildi. Simantasyon öncesinde, CAD/CAM örneklerinin yüzeylerine, CoJet yönteminde 30 µm silika kaplı alüminyum oksit (Al2O3) partikülleri (CoJet Sand, 3M ESPE, ABD) 2.8 bar basınçta ve SB yönteminde ise 50 µm boyutunda Al2O3 partikülleri 3 bar basınçta, 10 mm mesafeden ve 10 sn süre ile uygulandı. Ardından, CAD/CAM örnekleri, dentin yüzeylerine self-adeziv dual-cure bir rezin siman ( Rely X U200, 3M ESPE, ABD) ile üretici talimatları doğrultusunda simante edildi. Tüm örnekler, 24 saat boyunca 37°C'de distile suda bekletildi ve ardından termal siklus cihazı (SD Mechatronik Termocycler, Almanya) kullanılarak 10.000 termal döngüye (5ºC-55ºC) tabi tutuldu. Zirkonya-dentin çubukları (2x2x8 mm) elde etmek için, bir mikrokesme cihazı (Isomet 1000, Buehler Ltd., Lake Bluff IL, ABD) ile örneklerden dikine kesitler alındı. Bir universal test cihazı (Microtensile Tester, Bisco Inc, ABD) ile 1 mm/dk piston başlığı hızında, örneklerde başarısızlık gelişinceye kadar mikrogerilim bağlanma dayanım testi uygulandı (n=16). Başarısızlık tipleri, 15x büyütme altında stereomikroskop (Leica MZ 21, Leica Microsystems, Türkiye) kullanılarak analiz edildi. Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, CAD/CAM blokların yüzey pürüzlülüğü (Ra, µm), kontakt profilometre cihazı (Mahr GmbH, Mahrsurf PS1, Göttingen, Almanya) kullanılarak ölçüldü(n=10). Ayrıca, her yüzey pürüzlendirmesinden birer örnek, yüzey morfolojisi için taramalı elektron mikroskobu (SEM) (Evo LS10, Zeiss, Oberkochen, Almanya) kullanılarak analiz edildi. Yarı-kantitatif kimyasal mikroanalizleri, enerji dağılımlı x-ışını spektroskopisi (EDS) kullanılarak gerçekleştirildi. Morfolojik analizleri için, tüm grupların zirkonya-dentin ara yüzeyleri SEM ile incelendi. İstatistiksel analizlerde, iki yönlü ANOVA ve Bonferroni testi kullanıldı (p<0.05). IDS varlığına göre kıyaslandığında, Grup CJ+OBU, Grup CJ'ye kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı gösterirken (p<0.05); Grup CJ+SBU ve Grup CJ+CUQ, Grup CJ'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). Grup SB+SBU, Grup SB+CUQ ve Grup SB+OBU, Grup SB'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). IDS işlemi uygulanan gruplar kıyaslandığında; sırasıyla, Grup CJ+OBU, Grup CJ+CUQ'ya göre ve Grup SB+OBU, Grup SB+CUQ'ya göre istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0.05). Yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre kıyaslandığında, tüm gruplar arasında ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05) Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, kontakt profilometre ölçümlerine göre, her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi arasında, ortalama yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Yüzey morfolojilerinin SEM analizleri ile CoJet uygulanan örnekte, SB'ye göre daha pürüzlü ve düzensiz bir görüntü gözlenmiştir. EDS analizlerine göre; SB uygulanan örnek için, Al miktarı daha fazla bulunmuşken; CoJet uygulanan örnek için Si miktarı daha yüksektir. Zirkonya-dentin ara yüzeylerinin SEM analizleri, Grup CJ+OBU ve Grup SB+OBU için uzun rezin tag oluşumları ile beraber kalın ve devamlı bir hibrit tabaka gözlemlendiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Grup CJ için hibrit tabakada ayrılmalar tespit edilmiştir. Test edilen grupların çoğunda, Grup CJ hariç, sıklıkla karşılaşılan başarısızlık tipi karma başarısızlık olmuştur. CoJet ile yüzey pürüzlendirmesi sonrası, monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloklarının dentine olan bağlanma dayanımı, Optibond Universal ile IDS işlemi uygulanan grup için, IDS uygulanmayan gruba göre belirgin olarak daha yüksek bulunmuştur. Her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi sonrası, Optibond Universal ile IDS işlemi, Clearfil Universal Bond Quick ile IDS işlemine kıyasla, belirgin olarak daha yüksek bağlanma dayanımına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: hemen dentin kapama, CAD/CAM, zirkonya, kumlama, tribokimyasal silika kaplama, bağlanma dayanımı.

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+3
Leyla Fazlıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralize edici ajanların ve deneysel biyoaktif camın başlangıç mine çürüklerinin mikrosertlik, pürüzlülük, renk ve morfolojik değişimleri üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, farklı remineralizasyon ajanlarının ve deneysel biyoaktif camın çekilmiş dişler üzerinde in vitro olarak oluşturulan başlangıç mine çürüklerine uygulanması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesidir. Bu in vitro deneyde, ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş, çürük, çatlak veya hipoplastik kusurlar içermeyen 87 adet daimi insan molar dişi kullanıldı. Tüm numunelere 7 günlük pH döngüsü uygulandı. Her döngü, günde 6 saat demineralizasyon ve 18 saat remineralizasyon şeklinde uygulandı. 87 adet molar dişin 30 adeti Mikro-BT analizi için 50 adeti ise mikrosertlik, pürüzlülük ve renk ölçümü için ayrıldı. Kalan dişlerin 7 tanesine de FE-SEM/EDS analizi yapıldı. Her grupta 10 örnek olacak şekilde beş gruba ayrıldı: Grup C: Kendiliğinden birleşen peptit P11-4 (CurodontTM, Credentis AG, İsviçre), Grup T: CPP-ACP (Tooth Mousse GC, Tokyo, Japonya), Grup B: Deneysel 58S5 Biyoaktif cam, Grup F: %5 NaF vernik (Enamelast, Ultradent Products, Köln, Almanya), Grup K: Non-arıtılmış (Distile su, DW). Her bir grup kendi içinde kontrol, demineralizasyon uygulanan ve remineralizasyon tedavisi uygulanan olmak üzere üç alt gruba ayrıldı. Diş yüzeylerinde başlangıç, demineralizasyon sonrası ve tedaviden sonra renk, yüzey mikrosertliği (Vickers) ve yüzey pürüzlülüğü (Ra) ölçümleri yapıldı. Her bir gruptan birer örnek, alan emisyonlu taramalı elektron mikroskobu/enerji dağılım spektroskopisi (FE-SEM/EDS) analizi ve element haritalama analizi için incelendi. Ayrıca, mine yüzeylerinin Ca/P oranları değerlendirildi. 30 adet örnek Mikro-BT analizi için ayrıldı. Mikro-BT için ayrılan dişlere de başlangıç, demineralizasyon sonrası ve tedavi sonrası olmak üzere aynı şekilde prosedürler uygulandı. Yüzey mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü ve Mikro-BT sonuçları için tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı ve ikili karşılaştırmalarda Bonferroni testi kullanıldı. Örneklerin renk değişimi (∆E) açısından incelenmesi için Tukey testi uygulandı. Tüm istatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Mikrosertlik değerlerine baktığımızda, en yüksek mikrosertlik değerleri 301,37±20,40 VHN ile Grup B ve 296,23±12,02 VHN ile Grup C'de gözlenmiştir. Remineralizasyon sonrası pürüzlülük değerleri bütün gruplarda benzer çıkmıştır ve anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Renk ölçümlerine bakıldığında Grup C ve Grup T, Grup K'den belirgin oranda farklıdır (p<0,05). Grup B, Grup F ve Grup K arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir (p>0,05). FE-SEM/EDS analizi sonuçlarına göre Grup T tedavi grupları içinde en düzensiz yüzeye sahiptir. Ayrıca EDS analizi sonucu elde edilen Ca/P oranına göre de Grup T 1,40 ile diğer gruplara nazaran daha düşük değerler göstermiştir. Mikro-BT sonuçlarına göre Grup K dışında diğer gruplar arasında tedavi sonrası anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, yapılan tüm işlemler değerlendirildiğinde Grup B ve Grup C'nin diğer gruplara kıyasla remineralizasyon açısından daha etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Remineralizasyon, mikrosertlik, pürüzlülük, biyomimetik, biyoaktif cam

Emre Barış Muhtar
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı yöntemlerle yapılan beyazlatma tedavilerinin etkinliklerinin in vivo değerlendirilmesi

Bu klinik çalışmada farklı beyazlatma tekniklerinin beyazlatma etkinliklerinin spektrofotometrik analiz yöntemiyle karşılaştırılması amaçlandı. Anterior 6 diş rengi A3 ve üzeri renkte olan, yaşları 18-56 arasında değişen toplam 100 hasta beyazlatma tekniklerine göre 5 gruba ayrıldı (n=20). Grup 1'e ozon ile beyazlatma, Grup 2'ye %40 hidrojen peroksit (H2O2) içerikli beyazlatma ajanı (Opalescence Boost, Ultradent Products) ile kimyasal beyazlatma, Grup 3'e %35 (H2O2) beyazlatma ajanı (Whiteness HP BLUE- FGM Dental Products) ile kimyasal beyazlatma, Grup 4'e %40 (H2O2) içerikli beyazlatma ajanı (Opalescence Boost, Ultradent Products) ile lazer aktivasyonlu beyazlatma ve Grup 5'e %35 (H2O2) içerikli beyazlatma ajanı (Whiteness HP Blue, FGM Dental Products) ile lazer aktivasyonlu beyazlatma işlemi uygulandı. Başlangıç diş rengi, tedavi sonunda elde edilen renk değişimi ve 2 hafta sonraki renk değişimleri spektrofotometre (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument, Germany) kullanılarak değerlendirildi. Diş ağrısı, dişeti hassasiyeti ve hasta memnuniyeti çalışmaya katılan bireyler tarafından Visual Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Çalışma sonunda hastayı ve hekimi memnun edici düzeyde renk değişimi elde edildi. Tedavi sonrası alınan renk değerlerinin tüm gruplarda başlangıç renk değerlerinden daha açık olduğu ve bu değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). En düşük renk değişimi Grup 1'de gözlendi. Yine Grup 1'de diş ve dişetinde herhangi bir duyarlılık oluşmadı. Lazer uygulanan gruplarda daha hızlı bir beyazlatma sağlandı.

Derya Sürmelioğlu
Gaziantep University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı taşıyıcı sistemlerle geliştirilen beyazlatma ajanlarının etkinliklerinin ve uygulandıkları yüzeyler üzerinde meydana getirdikleri etkilerin değerlendirilmesi

Karbopol taşıyıcılı ticari beyazlatma ürünleriyle, kitosan taşıyıcılı beyazlatma ajanlarını kullanarak etkili bir beyazlatma elde edilmesi ve beyazlatma sonucunda oluşan mine yüzeyi mineral içeriği değişimlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Rengi A2 veya daha koyu olan 44 çekilmiş çürüksüz maksillar santral diş rastgele 4 gruba ayrıldı (n=11). Grup 1'e % 6'lık hidrojen peroksit (Opalescence Go ev tipi beyazlatma kiti, Ultradent Products) içerikli beyazlatma ajanı, Grup 2'ye deneysel olarak hazırladığımız kitosan+% 6'lık hidrojen peroksit jel, Grup 3'e % 16'lık karbamid peroksit (Opalescence ev tipi beyazlatma kiti, Ultradent Products) içeren beyazlatma ajanı, , Grup 4'e deneysel olarak hazırladığımız kitosan+ % 16'lık karbamid peroksit jel dişlere 14 gün boyunca her biri belli saat aralıklarında uygulandı. Beyazlatma öncesi, beyazlatma tedavisinin 7. günü ve beyazlatma tedavisinin 14. günü (tedavi bitimi) dişlerin spektrofotometre cihazı (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument, Germany) yardımıyla renk ölçümü yapıldı. Dişlerin beyazlatma öncesi ve beyazlatma sonrası SEM-EDX cihazıyla mineral içeriği değişimi değerlendirildi. Çalışma sonunda tüm gruplarda aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmaksızın belirgin bir renk değişimi görüldü. Tüm gruplarda başlangıç değerleriyle bitim değerleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir renk değişimi elde edildi ve tüm dişlerin beyazladığı tespit edildi (p<0.05). Yapılan mineral içeriği analizinde tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte demineralizasyon görüldü. En az demineralizasyon ve en etkili beyazlama kitosan+karbamid peroksit içeren grupta görüldü.

Dental mineDiş beyazlatmaDiş demineralizasyonu+5
Burcu Altındiş
Gaziantep University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı üniversal bond sistemlerinin zamana bağlı sitotoksisitelerinin xCELLigence yöntemi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, farklı üniversal adeziv sistemlerin, L929 fare fibroblast hücreleri üzerine sitotoksik etkilerinin zamana bağlı değişimini gerçek zamanlı hücre analizi (xCELLigence) yöntemi ile değerlendirilmesidir. Sitotoksisite açısından değerlendirilecek bondlar 6 farklı gruba ayrıldı. Grup 1 Kontrol, Grup 2 G-Premio Bond (GC Europe, Belçika), Grup 3 Üniversal Bond Quick (Kuraray, ABD), Grup 4 Tokuyama Üniversal Bond (Tokuyama, ABD), Grup 5 Prime&Bond Üniversal (Dentsply Sirona, ABD), Grup 6 Single Bond Üniversal (3M ESPE, ABD) şeklinde oluşturuldu. Bütün materyaller 72 saat Dulbecco'nun modifiye Eagle medyumu (DMEM) solusyonunda inkübe edildi. L929 hücre süspansiyonu E-plate 96'nın her bir kuyucuğuna 100 µL olacak şekilde ekildi ve sitotoksisitesine bakılacak olan adeziv sistemler uygulandı. xCELLigence cihazı ile elde edilen değerler 72 saat boyunca her 15 dk'da bir monitörize edildi. Veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post-Hoc Tukey testi ile değerlendirildi. Sitotoksisite değerleri açısından kullanılan beş farklı üniversal adeziv sistemin karşılaştırılmasında farklı zamanlarda (24s, 48s ve 72s) yapılan ölçümlerde anlamlı fark bulunmuştur (p < 0.05). Karşılaştırılan gruplar arasında en az sitotoksik etkiyi G-Premio Bond; en fazla sitotoksik etkiyi ise Tokuyama Üniversal Bond göstermiştir. Üniversal adeziv sistemler kullanılarak yapılan tedavilerde canlı hücrelere karşı sitotoksik etki gözlemlenebilir. xCELLigence cihazı ile sitotoksisite değerlendirilmesi güvenilir bir yöntem olmakla birlikte farklı sitotoksisite tespit yöntemleri ile de sonuçların uyumluluğu desteklenmelidir.

Dental bondingDental materyallerDental çimentolar+1
Sevim Atılan Yavuz
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromlu hastaların tükürük içeriklerinin mikrobiyolojik olarak incelenmesi ve çürük insidansı açısından değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu (PKOS)'nun tükürük, diş ve dişeti üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda PKOS tanısı almış/almamış ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Anabilim Dalı'nda insülün direnci tanısı almış/almamış toplamda 100 birey dahil edildi (n=100). Devamında bireylerin, belli parametrelerde standardizasyonu sağlamak amacıyla, biyokimyasal parametrelerinin sonuçlarına retrospektif olarak ulaşılarak; bireyler, PKOS'lu ve insülin direnci olan (PKOSİD+) , PKOS'lu ve insülin direnci olmayan (PKOSİD-), PKOS olmayan ve insülin direnci olan (KontrolİD+), PKOS ve insülin direnci olmayan (KontrolİD-) şeklinde 4 gruba ayrıldı (n=25). Alınan anamnez ile grupların sosyodemografik verileri değerlendirildi. Diş ve diş eti sağlığı değerlendirmesi için DMFT (Decayed, Missing, Filled Teeth) indeksi ve periodontal indeksler kullanılırken, tükürük pH'sı ölçümü için pH metre kullanıldı. Ayrıca tükürükteki Streptococcus mutans (S.Mutans) sayıları real-time Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) yöntemi ile incelendi. İstatistiksel analizde; normal dağılan değişkenler için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD testleri, normal dağılmayan değişkenler için ise Kruskal-Wallis ve pairwise testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin gruplar arası karşılaştırılmasında Pearson Ki-kare test, gerekli görüldüğü durumlarda Fisher's exact test kullanıldı. Normal dağılım gösteren sayısal değişkenlerin korelasyon hesaplamasında Pearson korelasyon testi kullanılırken, normal dağılım göstermeyen sayısal değişkenlerde Spearman rho testi kullanıldı. p<0.05 anlamlı kabul edildi. Gruplar arası karşılaştırmada, DMFT indeks, S. Mutans, tükürük pH, periodontal indekslerden plak indeksi (Pİ) - gingival indeks (Gİ) ve sosyodemografik veri değerleri açısından anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). Karşılaştırılan gruplar arasında en yüksek DMFT indeksi, S. Mutans, Pİ ve Gİ değerleri PKOSİD(+) grubunda, en düşük ise KontrolİD(-) grubunda tespit edilirken, en düşük tükürük pH değeri PKOSİD(+) grubunda bulundu. PKOSİD(+) grubunda S. Mutans ve DMFT indeks değerleri arasında anlamlı ilişki gözlendi (p<0.05). Tüm gruplarda uyarılmamış tükürük akış hızı ile S. Mutans arasında anlamlı ilişki tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak multifaktöriyel bir sendrom olan PKOS hastalarının tükürüklerinde S. Mutans ve DMFT indeks değerleri yüksek bulunmuş ve bu duruma sosyodemografik, tükürük ve periodontal parametrelerin etkisi olduğu tespit edilmiştir. PKOS ve oral mikroflora patogenezinde merkezi rol oynayan insülin direncinin araştırdığımız parametreler üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.

Diş çürükleriHidrojen iyon konsantrasyonuMikrobiyoloji+4
Necla Ezgi Yeniçeri
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının vital beyazlatma sonrası dişlerin renk stabilitesi ve yüzey özellikleri üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı vital beyazlatma işlemlerinden sonra uygulanan remineralizasyon ajanlarının, dişin renk stabilitesi ve yüzey özellikleri üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Çalışmamızda 96 adet insan kesici dişinin kron kısmı kullanılmıştır. Başlangıçta iki gruba ayrılan örneklere ev ve ofis tipi beyazlatma ajanları uygulanarak, beyazlatma sonrası remineralizasyon ajanlarına göre biri kontrol grubu olan altı alt gruba ayrılmıştır (n=8). Beyazlatma prosedüründen sonra kontrol grubuna remineralizasyon ajanı uygulanmamış, diğer grupların her birine Gelato APF Gel, Remin Pro, Tooth Mousse, MI Paste Plus, Curodont Protect uygulanmıştır. Seanslar arasında örnekler yapay tükürükte bekletilmiştir. Yüzey pürüzlülüğü başlangıçta, beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra, remineralizasyon ajanları uygulandıktan sonra; renk ölçümü yine başlangıçta, beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra renklendirici solüsyonda bekletildikten sonra yapılmıştır. Yüzey pürüzlülük ölçümünde kontak tip profilometre, renk ölçümünde ise temas tipi dental spektrofotometre kullanılmış; taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve atomik kuvvet mikroskobu (AFM) incelemeleri yapılmıştır. Verilerin karşılaştırılmasında tek yönlü varyans (one-way ANOVA) analizi, farklılığın gruplar arası karşılaştırılmasında Post-hoc LSD testi kullanılmıştır. İşlemler sonrası pürüzlülük değerlerinin karşılaştırılmasında Paired Sample T Test kullanıldı. İki bağımsız grubun karşılaştırılma işleminde (Ev ve ofis tipi beyazlatma uygulamasının renk ve pürüzlülük üzerine etkisi) bağımsız t-testi kullanılmştır. İstatistiksel analiz %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Ofis ve ev tipi beyazlatma sonrası bütün gruplarda yüzey pürüzlülüğü artmış, remineralizasyon ajanı uygulamasıyla ise kontrol grubu da dahil bütün gruplarda pürüzlülük azalmıştır. Ofis ve ev tipi beyazlatma sonrası renk değişimi benzer (p>0.05); yüzey pürüzlülük değişimleri ise farklı bulunmuştur (p<0.05). Remineralizasyon ajanı uygulaması sonrası grupların yüzey pürüzlülük ve renk değişim değerleri istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Beyazlatma sonrası remineralizasyon ajanı uygulamasıyla yüzey pürüzlülüğünde meydana gelen azalma miktarı kullanılan ajanlara göre Curodont Protect > Gelato APF Gel > Remin Pro > MI Paste Plus > Tooth Mousse > Kontrol grubu şeklinde sıralanırken; renklendirici solüsyonda bekletildikten sonraki renk değişimleri ise Curodont Protect < Gelato APF Gel < Remin Pro < MI Paste Plus < Tooth Mousse < Kontrol grubu şeklinde sıralanmıştır. AFM analizleri sonucu beyazlatmanın yüzeyde oluşan pürüzlülüğü artırdığı ve remineralizasyon ajanlarının beyazlatma sonrasında kullanılmasıyla bu pürüzlülüğün azaldığı sonucuna varılmıştır. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda farklı beyazlatma teknikleri sonrası kullanılan çeşitli remineralizasyon ajanlarıyla beyazlatma sonrası oluşan yüzey pürüzlülüğündeki artışın azaltılabileceği ve renk stabilitesini korumak amacıyla bu ajanlardan faydalanılabileceği snucuna varılmıştır.

Diş beyazlatmaDiş remineralizasyonuDiş renk değişikliği+2
Kübra Bilge
Fırat University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Işıkla sertleşen pulpa kaplama materyalinin ratlarda subkutan dokudaki biyouyumluluğunun değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı pulpa kaplama tedavisinde kullanılan rezin içerikli TheraCal LC materyalinin subkutan dokudaki biyouyumluluğunun diğer bir pulpa kaplama materyali olan ProRoot MTA ile karşılaştırılmasıdır. Bu tez çalışmasında biyouyumluluğunun incelenmesi amacıyla ağırlığı 450-700 gr arasında değişen 4 aylık 18 adet erkek wistar rat kullanıldı. İç çapı 1.5 mm olan polietilen tüp içine materyallerin yerleştirilmesi için 10 mm uzunluğunda kesildi. Her bir deney hayvanının dorsal bölgelerine ProRoot MTA ve TheraCal LC'yi içeren ve kontrol grubu olmak üzere boş bırakılan 3 adet tüp yerleştirilmesi amaçlandı. Üretici talimatları doğrultusunda hazırlanan ProRoot MTA ağız spatülü yardımıyla polietilen tüp içinde boşluk kalmayacak şekilde yerleştirildi. TheraCal LC ise tüp içerisine kendi şırıngası ile gönderilerek ışıkla sertleştirildi ve kontrol grubu olacak tüpler de boş bırakıldı. Bu tüpler ratların dorsal bölgelerine subkutan dokuya implante edildi. Operasyondan 7 gün sonra 6 adet, 30 gün sonunda 6 adet ve 90 gün sonunda 6 adet rata dekapitasyon ile ötenazi işlemi yapıldı ve implant materyalleri bir miktar sağlıklı çevre doku ile birlikte çıkartıldı. Çıkartılan örneklerin fiksasyonu 24-48 saat süre ile %10 tamponlanmış formalin solüsyonu içerisinde bekletilerek yapıldı. Her bir polietilen tüp çevresindeki bağ dokudan örnekler alınarak, örnekler parafin bloklara gömüldü ve 5 µm kesitler alınarak hematoksilen eosin ile boyama işlemi yapıldı. Histolojik incelemeler 40'lık, 100'lük, 200'lük ve 400'lük büyütmeler altında ışık mikroskobunda (Olympus Bx50) yapılmıştır. Histolojik değerlendirmeler esnasında polietilen tüp çevresinde açık olan bölgedeki doku reaksiyonları skorlanmıştır. Yedi günlük periyot için kontrol, ProRoot MTA ve TheraCal LC grup skorlarının ortalaması sırasıyla 2.00, 2.33 ve 1.67 olarak bulundu. Yapılan istatistiksel değerlendirmeye göre bu periotta inflamatuar reaksiyon şiddetleri açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Otuz günlük periyot için kontrol, ProRoot MTA ve TheraCal LC grup skorlarının ortalaması sırasıyla 0.33, 1.00 ve 1.17 olarak bulundu. Yapılan istatistiksel değerlendirmeye bu periyotta gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Doksan günlük periyot için kontrol, ProRoot MTA ve TheraCal LC grup skorlarının ortalaması sırasıyla 0.00, 0.17 ve 0.00 olarak bulundu. Bu periyotta yapılan istatistiksel değerlendirmeye göre gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Her 3 grupta periyotlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p≤0.05). Otuzuncu günden itibaren belirlenen inflamasyon şiddeti 7. günde belirlenenden daha azdı ve 90. günde ise daha da azalmıştı. Bu çalışmanın bulgularına göre TheraCal LC ve ProRoot MTA'nın sebep olduğu inflamatuar yanıt zamanla azalma gösterdi, bu kuafaj materyallerinin biyouyumlu oldukları söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Kuafaj, MTA, Theracal LC, Biyouyumluluk, Subkutan

BiyouyumlulukDental materyallerDental pulpaya başlık geçirmek+1
Emine Sak Mortaş
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı solüsyonların güncel posterior kompozitlerin yüzey yapısı ve çözünürlüklerine etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı; günlük rutin beslenme sonucu ağız içi ortama alınan farklı asidik sıvıların; posterior restorasyonlarda kullanılan güncel kompozitlerin yüzey özellikleri ve çözünürlükleri üzerine etkisinin, Atomik kuvvet mikroskobu (Atomic Force Microscopy- AFM) ve Taramalı Elektron Mikroskobu (Scaning Electron Mycroscope- SEM) kullanarak değerlendirilmesi, aynı zamanda hassas terazi kullanımı ile çözünen madde kaybının tespit edilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; bir adet mikrohibrit Clearfıl Majesty Posterior ( Kuraray , Okayama, Japonya ) kompozit rezin bir adet supra-nano hibrit Estelite Sigma Quick (Tokuyama, Tokyo, Japonya) kompozit rezin, bir adet mikrohibrit kompozit rezin G-Aenial Posterior (GC Corporation, Tokyo, Japonya) olmak üzere Restoratif Diş Tedavisinde sıklıkla tercih edilen güncel üç farklı kompozit rezin materyal kullanılmıştır. Tüm kompozit örnekleri iki mm derinliğinde ve sekiz mm çapındaki plastik kalıplarda üretici firmanın önerileri doğrultusunda toplamda 84 adet olacak şekilde hazırlanmıştır. Kompozit rezinlerin içerisinde bekletileceği solüsyonlar %15 lik tartarik asit, %85'lik laktik asit ve %10'luk sitrik asit ve distile su olarak belirlenmiş; örnekler dört farklı likit içerisinde yedi gün süreyle bekletilmiştir. Çalışmamızda hazırlanan kompozit disk örneklerinin suda çözünürlük seviyelerini belirlemek üzere, ISO 4049:2009 spesifikasyonunda bildirilen standart formül temel alınmıştır. Örneklerin yüzey pürüzlülük değerleri AFM cihazı ile ölçülmüş; pürüzlenen yüzeyler SEM cihazı ile görüntülenmiştir. Bulgular: AFM ve SEM cihazı kullanarak yaptığımız çalışmamızda en düşük başlangıç/son yüzey pürüzlülük değerinin G-eanial posterior kompozit rezin grubu materyalinde gerçekleştiği görülmüştür. Kullanılan tüm kompozitler solüsyonlardan etkilenmekle beraber, laktik asit ve tartarik asit solüsyonunda bekletilen Clearfıl Majesty Posterior grubu kompozitlerin çözünürlük miktarı değeri Estelite Sigma Quick ve G-Aenial Posterior grubu kompozitlere göre anlamlı derecede yüksek çıktığı tespit edilmiştir. (p<0,005) Sonuç: Oral kavite, farklı içsel ve dışsal faktörlerin etkisiyle restoratif materyallerin estetiğini, işlevini ve uzun ömürlülüğünü tehlikeye atabileceği karmaşık bir ortamdır. Bu açıdan önemli bir paya sahip olan "beslenme alışkanlıkları" kompozit rezinler üzerinde çözünürlük ve yüzey yapısı değişikliklerine olmaktadır. Çalışmamızda kullandığımız tüm kompozit rezin materyallerin asidik likitlerden yüzey pürüzlülüğü ve çözünürlük açısından farklı oranlarda etkilendiği görülmüştür.

Dental materyallerDental restorasyonDiyet+3
Özgün Kokoz Çitaker
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Self cured universal adezivin farklı yüzey işlemleri sonrası tamir bağlanma dayanımının incelenmesi

Çalışmamızın amacı yaşlandırılmış bir nanohibrit kompozit rezinin tamirinde, self cured universal adezivin farklı yüzey işlemleri ve adeziv sistemler kullanarak tamir bağlanma dayanımını araştırmak, test sonrasında oluşan başarısızlık tipini incelemek ve nanohibrit kompozit rezin için etkili bir tamir protokolü bulmaktır. Bu in vitro çalışmada Harmonize™ nanohibrit universal kompozit (Kerr Corp.,Orange CA, ABD) kullanılarak hazırlanan 160 adet kompozit disk örneği polimerizasyonu takiben 37 °C distile suda 24 saat bekletildikten sonra 4 aşamalı OptiDisc™ (Kerr Corp.,Orange CA, ABD) ile cilalanmıştır. Daha sonra termal siklus cihazında sırasıyla 5°C ve 55°C (±2°C) sıcaklığındaki banyolarda transfer süresi 5 s ve bekleme süresi 30 s olacak şekilde 5000 devir bekletilmiştir. Bu çalışmada Tokuyama Universal Bond, Prime Bond Universal, Gluma Bond Universal ve Clearfil SE Bond 2 adeziv sistemleri kullanılmış ve her adeziv sistem yüzey işlemlerine göre kontrol, frez, silan ve Er,Cr:YSGG lazer olmak üzere 4 alt gruba ayrılmıştır (n=10). Adeziv uygulamasını takiben her örneğin üzerine plastik kalıplar (3x4 mm) yardımıyla kompozit materyal uygulanıp ışıkla polimerize edilmiştir. Makaslama bağlanma dayanım testi, üniversal test cihazında 1 mm/dk piston başlığı hızı ile ve kırılma oluşuncaya kadar kuvvet uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Makaslama bağlanma dayanımı testi yapıldıktan sonra tüm örneklerin kırık yüzeylerinin mikromorfolojisi stereomikroskop kullanılarak (Nikon SMZ 800, Nikon Corporation, Tokyo, Japan) incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler IBM SPSS Statistics for Windows (Version 20.0) programı ile yapılmış olup ve istatistik analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 (p-value) olarak dikkate alınmıştır. Sayısal değişkenlerin normallik testi Kolmogorov Smirnov ve Shapiro-Wilk testi ile kontrol edilmiştir. Sayısal değişkenlerin normal dağılım gösterdiği durumlarda İki Yönlü Varyans Analizi, farklılığın hangi ikili gruplardan kaynaklandığını tespit edebilmek için ise Tukey testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler yüzey işlemleri ve adeziv sistemlere göre değerlendirildiğinde; uygulanan silan yüzey işlemine ait bağlanma dayanım ortalamasının kontrol, frez ve lazer işlemlerine göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu (sırasıyla p<0,001, p=0,035 ve p=0,022), Tokuyama Universal adeziv sistemine ait bağlanma dayanım ortalamasının ise Gluma Bond Universal, Prime&Bond Universal ve Clearfil SE Bond adeziv sistemlerine göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla p<0,001, p=0,043 ve p<0,001). Çalışmanın sonuçlarına göre, universal adezivler ile kompozit restorasyonların tamirinde bağlanma dayanımını artırmak için ilave bir silan adımı uygulanması önerilmektedir. Yeni geliştirilmiş bir adeziv sistem olan Tokuyama Universal Bond'un bağlanma dayanımıyla ilgili yeterli sayıda çalışma bulunmamakta ve etkinliğinin tam olarak değerlendirilmesi için daha fazla sayıda in vitro ve in vivo çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: bağlanma dayanımı, Er,Cr:YSGG lazer, kompozit tamiri, self cured universal adeziv, silan

Dental bondingDental restorasyonDental stres analizi+2
Ecem Doğan
Bolu Abant İzzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gülüş tasarımını etkileyen faktörlerin, farklı meslek gruplarında oluşturduğu estetik algının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, gülüş tasarımını etkileyen faktörlerin, farklı meslek gruplarında oluşturduğu estetik algının karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız için, bir kadın ve bir erkeğe ait, sadece ağız ve dişleri içeren poz gülümseme fotoğrafı üzerinde, dijital olarak, diş eti görünürlüğü, insizal embraşür, bukkal koridor, keserlerin görünürlüğü, orta hat, gülümseme hattı, dudakların vermilyon yüksekliği, altın oran ve diastema gibi gülüş tasarımını etkileyen faktörlerde farklı düzeylerde değişiklikler oluşturularak elde edilen, modifiye 42 adet fotoğrafın yanısıra tanımlayıcı soruların da yer aldığı anket formu hazırlandı. Gönüllü katılımcılardan, her bir fotoğrafı estetik açıdan değerlendirerek beğenilerine en uygun seçeneği VAS ve Likert ölçeği üzerinde işaretlemeleri istendi. Veriler, Shapiro Wilk's, Two-Way ANOVA, Kruskal Wallis ve Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testi ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgulara göre güzel sanatlar fakültesi mezunları diğer katılımcılara oranla görüntü farklılıklarına daha olumlu yaklaşmışlardır. Restoratif diş tedavisi uzmanları, tüm katılımcılar tarafından en çok beğenilen gülümseme kriterlerine, diğer katılımcılara oranla daha yüksek skorlar verirken, tüm katılımcılar tarafından en az beğenilen kriterlere ise en düşük skorlar vermiş, ideal kabul edilen değerlere paralel cevaplar vermişlerdir. Erkek ve kadın model için; altın oran, insizal embraşürler ve orta hat değiştirilmediğinde, diş eti santral dişi 1 mm örttüğünde, dudak vermilyon yüksekliği 2 mm arttırıldığında, maksiller anterior dişlerin insizallerinden çizilen çizgi alt dudak kurvatürüne paralel olduğunda, santrallerin görünürlüğü 3 mm iken ve diastema oluşturulmadığında daha estetik bulunmuştur. Öte yandan bütün meslek gruplarında, en az beğeni alan görüntüler, altın oranın %60' dan küçük , bukkal koridor genişliğinin %28, santrallerin görünürlüğünün 5 mm ve diş eti görünürlülüğünün 3 mm olduğu görüntülerdir. Bunun yanısıra dudak vermilyon yüksekliğinin değiştirilmediği, gülümseme arkının ters olduğu, insizal embraşürlerin olmadığı ya da azalmış-artmış olduğu , orta hatttın 2,5 mm sola kaydırıldığı ve diastemanın oluşturulduğu fotoğrafların hiç bir meslek grubu tarafından beğenilmediği gözlenmiştir. Sonuç: Hekime başvuran hastanın beklentileri kadar, hekimin genel kabul görmüş kriterlere hakim oluşu ve uygulamadaki deneyimi de başarılı bir gülümseme estetiği için önemlidir. Estetik anlayışı üzerinde meslek ve eğitimin her zaman aynı şekilde etki göstermediğini bulguladığımız çalışmamız sonucunda, bireylerin kişisel beğenilerinin literatür bilgisiyle desteklendiğinde, estetik diş hekimliğinde, tanı ve tedavi açısından en doğru sonuca varılacağını düşünmekteyiz.

Dental estetikDiş hekimliğiEstetik+4
Dilan Ayluçtarhan Ayçiçek
Dicle University
2021
00