Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Agricultural Biotechnology

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

148

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Mor havuçta mutasyon ıslahı için uygun ışın dozunun belirlenmesi ve oluşabilecek varyasyonların tespit edilmesi

ÖZET MOR HAVUÇTA MUTASYON ISLAHI İÇİN UYGUN IŞIN DOZUNUN BELİRLENMESİ VE OLUŞABİLECEK VARYASYONLARIN TESPİT EDİLMESİ YARAR, Gülistan Yüksek Lisans Tezi, Tarımsal Biyoteknoloji Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mehtap YILDIZ Ağustos 2019, 68 sayfa Bu tez çalışmasında, mor havuçta etkili gama mutasyon dozunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Yerel Hatay mor havuç popülasyonuna ait tohumlara farklı gama ışın dozları [0, 50, 100, 200, 300, 400, 500 ve 600 Gy] uygulanmıştır. Kontrol ve farklı ışın dozlarına tabi tutulan havuç tohumları saksılara ekilmiş ve hayatta kalma oranları regresyon analizi yapılarak elde edilmiştir. Etkili mutajen dozu 387,5 Gy olarak hesaplanmıştır. Kontrol ve farklı ışın dozları uygulanmış mutant bitkilere ait kök uzunluğu, kök omuz genişliği ve yeşil aksam uzunluğu ölçülmüş ve doz oranları arttıkça mutant bitkilerde kök boyu, omuz genişliği ve yeşil aksam uzunluğunun olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır. Kontrol ve farklı doz grupları arasındaki polimorfizmi belirlemek amacıyla SRAP ve ISSR markırları kullanılmıştır. Dokuz SRAP primer kombinasyonu ve 4 ISSR primerinden toplam 100 bant elde edilmiş ve bunun 84 (%84) tanesi polimorfik özellik göstermiştir. SRAP markırlarında en yüksek bant sayısı (13) Me2 X Em16 primer kombinasyonundan 100 Gy ve 400 Gy dozlarında, en düşük bant sayısı (2) Me1 X Em3 primer kombinasyonunda kontrol grubunda elde edilmiştir. ISSR markırlarında ise en yüksek bant sayısı (10) 50 Gy ve 100 Gy dozlarında ISSR3 primerinden, en düşük bant sayısı (4) Sola11 primerinden 600 Gy dozunda elde edilmiştir. JACARD benzerlik matriksi temeline dayalı oluşturulan dendrogramda 3 ana grup oluşmuştur; a) kontrol, b) 600 Gy doz mutantları bir grup, c) 3. ana grup iki alt grup oluşturmuş ve 50 Gy, 100 Gy ve 200 Gy mutant bitkiler bir alt grupta, 300 Gy, 400 Gy ve 500 Gy mutant bitkiler diğer bir alt grupta toplanmıştır. Anahtar kelimeler: Etkili mutajen dozu, Mor havuç, Mutasyon

Gülistan Yarar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Taze fasulye çeşitlerinde farklı düşük doz gama (60Co) ışını uygulamalarının kısıtlı sulama koşulunda etkilerinin belirlenmesi

Farklı gama ışın dozları (25, 50 ve 100 Gy) uygulanan Gina ve Romano çeşitlerinde kısıtlı sulama koşullarının etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İklim odası koşullarında 23±2 oC sıcaklık ve 16:8 ışık: karanlık peryodunda yetiştirilen fidelere kontrol (%100) ve %50 olacak şekilde su kısıtı uygulanmıştır. Çalışma sonunda gama ışını dozları ile kısıtlı sulamanın sürgün boyu ve çapı, yaprak sayısı, sürgün ve kök yaş-kuru ağırlıkları, kök-sürgün oranı gibi fide gelişim parametrelerinin yanısıra yaprak oransal nem içeriği, fotosentetik pigment içeriği, lipid peroksidasyonu (Malondialdehit (MDA)) ve yeşil aksamda besin elementi içeriklerine etkisine bakılmıştır. Araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgulara göre Romano ve Gina çeşitlerinde düşük dozda gama ışını uygulamalarının, stressiz koşullarda bitkisel özelliklerin birçoğuna olumlu yönde etki ettiği belirlenmiştir. Sürgün boyunda Gina çeşidinde gama ışını uygulamaları yaklaşık % 49 artış sağlarken, 25 ve 50 Gy stres ortamında ışın uygulanmayan bitkilere göre sırasıyla % 13 ve % 6.5 oranlarında artış sağlamıştır. Kök boyunun özellikle Romano çeşidinde artan ışın dozu ile birlikte kısıtlı sulamada azaldığı, ancak tersine Gina çeşidinde % 88 oranında arttığı görülmüştür. Lipid peroksidasyonunun her iki çeşitte de % 7.7-32.5 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Morfolojik özelliklerde 100 Gy, fizyolojik özellikler ve besin elementi alımında 50 Gy ışın dozlarının daha fazla ön plana çıktığı saptanmıştır. Yine hem Gina hem de Romano çeşitlerinde 50 Gy gama ışın dozunun daha etkili olduğu tespit edilmiştir.

Muhsin Yıldız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bitki büyümesini teşvik edici markörler barındıran bakteriyel izolatların bazı abiyotik stres koşullarına dayanıklılığının ın vıtro koşullarda incelenmesi

Bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler (PGPR), bitki büyümesinin arttırılması ve bitki hastalıklarının yönetimi için biyokontrol ajanları olarak kullanılan mikroorganizma grubu olarak tanımlanmıştır. Endofitler ise, bitkilerin doku aralarında/içlerinde yaşayan ancak konukçusunda gözle görülen bir hastalık belirtisine neden olmayan bakteriyel veya fungal mikroorganizmaları kapsar. Bu çalışmada daha önce laboratuvarımızda yürütülen farklı çalışmalarda fosfat çözünürlüğü, indol asetik asit üretimi, siderofor üretimi, azot fiksasyonu gibi PGP (bitki gelişimini destekleyici) markörler açısından kayda değer sonuçlar veren 5 adet izolatın sıcaklık, pH, tuz, kuraklık ve cıva, lityum ve kobalt ağır metallerine karşı toleransları in vitro koşullarda incelenmiştir. Çalışmada, G96Y1, G105K2, G106K1-SV, V14G3 ve V27K3 kod numaralı endofit bakteri izolatları 25oC, 30oC, 35oC, 40oC ve 45oC'de, V14G3 izolatı ise 45oC sıcaklıkta dahi optimum büyüme göstererek en başarılı izolatlar olmuştur. V27K3 izolatı kontrole göre %5 (w/v) tuz konsantrasyonunda optimum derecede büyüme gösterdiği belirlenmiştir. In vitro kuraklık denemelerinde V14G3, G105K2 ve G106Y1 izolatlarının kuraklık stresine karşı en başarılı izolatlar olduğu görülmüştür. Her üç izolatın kontrol gruplarına göre %25 (w/v) PEG konsantrasyonunda dahi kayda değer derecede büyüme gösterdiği ortaya konmuştur. Ağır metal stres denemelerinde, G96Y1 ve V14G3 izolatları 0.05 mM Cıva (Hg) içeren NB sıvı besi ortamında büyüme göstererek Cıvaya karşı en dayanıklı izolatlar olarak değerlendirilmişlerdir. İzolatların Lityum (Li) metalinin farklı konsantrasyonlarındaki büyüme profilleri incelendiğinde 15 mM Lityum içeren NB sıvı besi ortamlarında dahil güçlü bir büyüme ortaya koymuşlardır. Kontrol ile kıyaslama yapıldığında izolatların tümünün Kobalt (Co) metaline karşı hassas olduğu ve test edilen konsantrasyonlarda büyüme gösterememişlerdir. Ayrıca yapılan 16s rRNA dizilemesi sonucunda G96Y1, V14G3, V27K3, G106K1-SV izolatları sırası ile %99.80, %100, %99.58 ve %99.55 benzerlik oranları ile Acinetobacter calcoaceticus, Bacillus halotolerans, Bacillus zhangzhouensis ve Pseudomonas kilonensis suşları ile eşleşmişlerdir.

Şevin Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Assessment of genetic diversity of global sugar beet germplasm through silico dart and SNP markers covering whole genome

Despite the relatively brief domestication history of Beta vulgaris ssp. vulgaris, our knowledge of its genomic diversity is still limited, hindering advancements in breeding efforts. To tackle this challenge, the genetic diversity of 94 genotypes originating from 16 countries was analyzed using 4609 SNP markers and 6950 SilicoDArT markers. The investigated germplasm shows a high degree of genetic diversity. However, the SNP markers data set had higher diversity values than the SilicoDArT marker system. However, the SNP markers data set had higher diversity values than the SilicoDArT marker system. Obtained data from SNP markers revealed three main clusters: S-I, S-II, and S-III. Cluster S-I was the smallest group, with 35 accessions and 51% of them having USA origin. European accessions shared 14% of the cluster. Furthermore, accession from the USA was grouped in Cluster S-III-B, with over 80% from Middle East countries. Results obtained from using SilicoDArT markers revealed that the most distinct accessions were NSL 176303 (Serbia) and PI 140355 (Montenegro). The germplasm was divided into D-I and D-II. First cluster containing 90% of accessions originated from the USA. The D-II cluster was diverse, with accessions from the UK, Türkiye, Iran, and Iraq. The SNP-based clustering supported the D-I cluster, and the SilicoDArT markers-based PCA clustering results agreed with the UPGMA and STRUCTURE results. The AMOVA results confirmed that genetic variation in the germplasm was largely due to differences among accessions or within the clusters (rather than among countries), accounting for 74.5-77.6% of the total variation. Finally, the study identified Ames 2644 and Ames 8297 as the most genetically distinct genotypes, which are ideal for breeding sugar beet.

Genetic diversitiesSugar beet
Noor Maıwan Bahjat Alqalus
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgisayarlı görme ve derin öğrenme ile süt sığırlarında biyometrik marker tabanlı kimlik doğrulama ve yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi

Bu tez çalışması, süt sığırlarında otomatik kimlik tespiti, takibi ve yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi için bilgisayarlı görme ve derin öğrenme teknolojilerini kullanan entegre bir sistem geliştirmeyi amaçlamıştır. Çalışma, farklı morfolojik özelliklere sahip üç sığır ırkını (Holstein, Simental ve Montofon) kapsayarak, biyometrik kimlik doğrulama sistemlerinin performansını değerlendirmiştir. Çalışmada veriler, üç farklı konumda yerleştirilmiş yüksek çözünürlüklü kameralar aracılığıyla toplanmıştır ve bunlar sırasıyla: sırt görüntüleri için üstten ve yüz tespiti için sağım ünitesine girerken ve yemlik alanından alınan görüntülerdir. Sistem, YOLOv8 mimarisini kullanarak gerçek zamanlı nesne tespiti ve segmentasyon gerçekleştirmiş, ardından bireysel kimlik doğrulama ve yemlik alanı takibi için yüz tespiti yapmıştır. Seçilen ırklar Simmental (n=9), Montafon (n=4) ve Holstein (n=5) baş olmak üzere toplam 18 süt sığırı üzerinde 2 günlük bir veri toplama süreci planlanmıştır. Çalışmanın özgün değeri, mevcut sistemlerin sınırlılıklarını aşarak üç temel yenilik sunmasından kaynaklanmaktadır. İlk olarak farklı sığır ırklarında biyometrik kimlik doğrulama, ikincisi yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi analizinin tek bir sistemde entegrasyonu ve son olarak da gerçek zamanlı video akışında çalışabilen pratik bir çözüm sunulmasıdır. Geliştirilen sistemin, süt sığırcılığında hassas hayvancılık uygulamalarının yaygınlaşmasına katkı sağlaması, hayvan refahının iyileştirilmesi ve çiftlik verimliliğinin artırılması konularında pratik çözümler sunmuştur. Yapılan bu çalışmada, süt sığırlarının sırt görüntülerinden bireysel kimlik tespiti için geliştirilen YOLOv8 tabanlı derin öğrenme modellerinin (nano, small ve medium) performansları kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Modeller arasındaki karşılaştırmalı analiz, mimari karmaşıklığın artmasının temel performans metrikleri üzerinde kayda değer bir iyileşme sağlamadığını ortaya koymuştur. En düşük model olan YOLOv8n, 0.92 hassasiyet ve 0.95 F1 skoru ile öne çıkarken, daha karmaşık mimariye sahip YOLOv8s ve YOLOv8m modeller 0.91 hassasiyet ve 0.94 F1 skoru ile benzer performans sergilemiştir. Normalize edilmiş karmaşıklık matrislerinde gözlemlenen yüksek diyagonal değerler (≈1.00), modellerin sınıflandırma başarısını doğrularken, veri seti dengesizliğinden kaynaklanan sınırlı sayıda sınıflar arası karışma tespit edilmiştir. Özellikle YOLOv8n modelinin, karmaşık mimarilere kıyasla çok daha düşük hesaplama maliyeti sunması ve benzer tespit performansı göstermesi, gerçek zamanlı süt sığırı kimlik tespiti uygulamaları için optimum performans-maliyet dengesi açısından öne çıkmaktadır. Süt sığırlarının yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi için geliştirilen YOLOv8 tabanlı derin öğrenme modellerinin (nano, small ve medium) performansları kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Modeller arasındaki karşılaştırmalı analiz, mimari karmaşıklığın artmasının temel performans metrikleri üzerinde kayda değer bir iyileşme sağlamadığını ortaya koymuştur. YOLOv8n ve YOLOv8s modelleri 0.99 hassasiyet ve 0.99 F1 skor benzerlikleri ile öne çıkarken, daha karmaşık mimariye sahip YOLOv8m modeli 0.91 hassasiyet ve 0.99 F1 skor performansı sergilemiştir. Normalize edilmiş karmaşıklık matrislerinde gözlemlenen yüksek diyagonal değerler (1.00), modellerin sınıflandırma başarısını doğrulamaktadır. Özellikle YOLOv8n ve YOLOv8s modelleri, karmaşık mimarilere kıyasla çok daha düşük hesaplama maliyeti sunması ve benzer tespit performansı göstermesi, gerçek zamanlı süt sığırı beslenme davranışı tespiti uygulamaları için optimum performans-maliyet dengesi açısından öne çıkmaktadır. Hassasiyet ve duyarlılık değerleri incelendiğinde en iyi model YOLOv8s olarak öne çıkmaktadır. Elde edilen bulgular, hayvancılık sektöründe yapay zekâ ve bilgisayarlı görme teknolojilerinin kullanımına yönelik yeni perspektifler sağlayacaktır.

Selma Dalga
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çiftlik gübresi ve farklı çinko uygulamalarının toprak özellikleri ve kayısı meyve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi

Bu araştırma, Malatya İli Darende İlçesi Ilıca Mahallesinde bulunan 20 yaşındaki Hacıhaliloğlu kayısı bahçesinde çiftlik gübresi ve farklı çinko uygulamalarının toprak biyokimyasal özellikleri ve meyve kalitesi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, çiftlik gübresi uygulanmayan kontrol grubu ile çiftlik gübresiyle birlikte çinko, çinko + mangan ve çinko + bor uygulanan gruplar karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, bu uygulamaların hem toprak hem de meyve kalitesine olumlu katkılar sağladığını ortaya koymuştur. Çinko + bor uygulaması, 36.65 g ile en yüksek meyve ağırlığını sağlarken, kontrol grubunda bu değer 30.91 g olarak ölçülmüştür; bu da %18.6'lık bir artışa karşılık gelmektedir. Suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) içeriği açısından, çinko + mangan uygulaması %28.3 ile en yüksek değeri verirken, kontrol grubunda bu oran %22.7 olarak belirlenmiştir ve %24.7'lik bir artış gözlenmiştir. Çiftlik gübresi uygulamaları, toprak organik madde içeriğinde %15.2'lik bir artış sağlamıştır. Ayrıca, çinko +bor ve çinko + mangan kombinasyonlarının toprak ve meyvede bor ve mangan konsantrasyonlarını sırasıyla %12.8 ve %10.5 oranında artırdığı tespit edilmiştir. Toprak biyokimyasal özellikler açısından, çiftlik gübresi uygulamaları, mikrobiyal biyokütle karbonu (MBC) ve çözünebilir karbon (SC) değerlerini sırasıyla %18.3 ve %14.7 oranında artırmıştır. Mikrobiyal biyokütle azotu (MBN) ve çözünebilir azot (SN) değerlerinde de sırasıyla %12.4 ve %10.2 oranında bir artış gözlenmiştir. Bu artışlar, topraktaki biyolojik aktivitenin ve mikrobiyal faaliyetlerin iyileştiğini, bu sayede toprak verimliliğinin ve bitki besin maddesi döngüsünün optimize edildiğini göstermektedir. Ayrıca, çiftlik gübresi ve çinko kombinasyonlarının, toprak pH'sını stabilize ederek optimum biyokimyasal koşulları desteklediği belirlenmiştir. Laboratuvar analizleri ve varyans analizi sonuçları, uygulamalar arasında fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal parametrelerde %1 önem seviyesinde anlamlı farklar olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, çiftlik gübresi ve çinko uygulamalarının, toprak kalitesini artırarak sürdürülebilir üretimi desteklediğini ve Hacıhaliloğlu kayısı çeşidinde meyve kalitesini optimize ettiğini ortaya koymaktadır. Özellikle çinko + bor ve çinko + mangan uygulamalarının önerildiği belirtilmiştir.

Fatih Arıkan
Malatya Turgut Özal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kaynaklı kükürt uygulamalarının toprak kalitesi üzerine etkileri

Bu araştırma, Malatya ili Hekimhan ilçesi Yukarı Girmana Mahallesi'nde kireçli topraklarda (CaCO₃ %24, pH 8.3, EC 0.42 dS m⁻¹, OM %1.25) gelişim geriliği gösteren 5 yaşındaki kayısı (Prunus armeniaca L.) fidanlarında farklı kükürt kaynaklarının (elementel kükürt – EK, amonyum sülfat – AS, sülfürik asit – SA) toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Deneme, 2 m × 2 m boyutlarında, her biri 4 farklı doz (0, 250, 500, 1000 g/bitki) ve çiftlik gübresi (20 kg/bitki) takviyeli parsellerde tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Uygulama sonrası toprak pH'sı, SA ile %10,1 (8.3'ten 7.46'ya), EK ile %7,4 (8.3'ten 7.68'e) azalmış; AS uygulamasında ise pH değişimi sınırlı kalmıştır (8.3'ten 8.05'e). EC değerleri SA'da 0.42'den 0.63 dS m⁻¹'ye, AS'de 0.42'den 0.58 dS m⁻¹'ye yükselmiştir (p<0.05). OM içeriği EK+çiftlik gübresi kombinasyonunda %1.25'ten %1.88'e, AS+çiftlik gübresinde ise %1.74'e çıkmıştır. CaCO₃ içeriği SA+çiftlik gübresinde %24.0'tan %19.8'e düşmüştür. Besin elementi düzeyleri bakımından, EK ve AS uygulamaları toplam N'yi sırasıyla %18 ve %14 artırırken, SA uygulaması Mg içeriğinde %12'lik bir azalma göstermiştir. Mikro elementlerden Fe içeriği SA ile %22 artarken, Zn ve Mn değerleri tüm uygulamalarda önemli düzeyde yükselmiştir (p<0.05). Mikrobiyal biyokütle karbon (Cmic) EK uygulamasında %26, mikrobiyal biyokütle azot (Nmic) SA'da %21 artış göstermiştir. Sonuçlar, kireçli ve yüksek pH'lı topraklarda SA ve EK uygulamalarının pH düşürme, CaCO₃ çözünürlüğünü artırma ve mikro besin elementlerinin yarayışlılığını iyileştirme açısından etkili olduğunu ortaya koymuştur. Çiftlik gübresi ile kombinasyon, organik madde ve mikrobiyal aktiviteyi artırmada önemli rol oynamıştır. Çalışma, Malatya kayısı yetiştiriciliğinde toprak ıslahı için SA (500 g/bitki) + çiftlik gübresi kombinasyonunun optimum çözüm olabileceğini önermektedir.

Tuğce Damla Çelik
Malatya Turgut Özal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın ili sebze alanlarından toplanan Liriomyza spp. (Diptera: Agromyzıdae)'nin ve doğal düşmanlarının tanımlanmasında DNA barkodlamanın kullanılması

Böcekler, yeryüzündeki en çeşitli canlı gruplarından birini oluşturarak son derece farklı morfolojik yapılarda evrimleşmişlerdir. Böcek taksonomisinin hâlen önemli ölçüde tamamlanmamış olduğunu ve biyolojik çeşitliliğin tam olarak anlaşılabilmesi için daha fazla sistematik araştırmaya ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir. Özellikle Agromyzidae familyasına ait yaprak galerisinekleri, morfolojik benzerlikleri nedeniyle tür düzeyinde ayrım yapılması güç olan bir grup olarak öne çıkmaktadır. Morfolojik benzerliklerin teşhis sürecini güçleştirmesi nedeniyle, bu türlerin doğru şekilde tanımlanabilmesi için moleküler yöntemlerden faydalanılmaktadır. Bu bağlamda DNA barkodlama tekniği, tür düzeyinde güvenilir ve hızlı tanı imkânı sunmaktadır. Bu kapsamda çalışmamız, Aydın iline bağlı ilçelerdeki yaprak galerisinekleri (Liriomyza spp.) ve onların parazitoit türlerinin moleküler düzeyde teşhisini amaçlamaktadır. Arazi çalışmaları sonucu elde edilen örneklerden DNA izolasyonu yapılmış, mitokondriyal COI (sitokrom c oksidaz alt birim I) gen bölgesi PZR ile çoğaltılmış ve dizileme analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen diziler, uluslararası veri tabanlarıyla karşılaştırılmış, moleküler ve filogenetik analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda örneklerin Liriomyza sativae, Liriomyza trifolii ve Neochrysocharis formosa türlerine ait olduğu tespit edilmiştir. Genetik mesafe ve varyasyon analizleri, türler arası genetik ayrımı açıkça göstermiştir. Bu çalışma, yaprak galerisineği türlerinin ve onların doğal düşmanlarının moleküler düzeyde doğru şekilde tanımlanabileceğini ortaya koymakta benzer çalışmalarda etkin şekilde kullanılmasına bilimsel katkı sağlamaktadır.

DNA barkodlama
Gül Ayar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pseudomonas putida KT2440 suşuna ait fitaz geninin E. coli' ye klonlanması

Amaç: Bu tezin amacı biyogübre olarak kullanılabilen Pseudomanas putida KT2440 bakterisinin fitaz enzimini kodlayan genini klonlamaktır. Materyal ve Yöntem: P. putida KT2440 suşunun fitaz geni biyoinformatik ortamda incelenmiş ve elde edilen genom bilgileri ile fitaz geni tespit edilmiş ve bu genin klonlanması için promotör ve yapısal gen bölgelerine ait primerler tasarlanmıştır. Elde edilen primerler ile P. putida KT2440 suşunun fitaz geni klonlanmış ve rekombinant stok kültürleri oluşturulmuştur. Bulgular: Tez çalışması kapsamında, P. putida KT2440 suşuna ait hedeflenen gen bölgeleri PCR yöntemiyle çoğaltılmış ve vektöre aktarılmıştır. Rekombinant vektörler kompotent E. coli hücrelerine transforme edilmiştir. Yapılan tarama sonuçlarında rekombinant DNA parçaları tespit edilmiş ve bu parçaları taşıyan hücrelere ait kültürler oluşturulmuştur. Sonuç: Fitaz genine ait DNA bölgesinin rekombinant hücre hatlarına transforme edilerek elde edilen suşlardan stok kültürler elde edilmiştir. İleride fitaz geni ve fitaz enzimi üzerine yapılacak araştırmalarda bu klonların kullanılması mümkün görünmektedir.

Metehan İdik
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Crocus nerimaniae Yüzb.'nın (sultan çiğdemi) mikroçoğaltımı üzerine araştırmalar

Crocus nerimaniae Yüzb. türü 'EN' (tehlike altında) kategorisinde değerlendirilen endemik bir türdür. Bu çalışmada türün korunmasına ve çoğaltılmasına yönelik olarak in vitro çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, türün korm, kök, yaprak, in vitro elde edilmiş yaprak, sürgün tomurcukları ve tohumları eksplant olarak kullanılmıştır. Türün tohumları 3 ay +4°C'de bekletildikten sonra çalışmalarda kullanılmıştır. In vitro koşullarda, 20 gl-1 sukroz ilaveli MS ortamında +4°C'de karanlıkta kültüre alınan tohumlarda %55 oranında çimlenme elde edilmiştir. Radikula çıkışı kültür başlangıcından 3 ay sonra olmuştur. Tüm bitkiciklerde korm gözlemlenmiştir. Korm eksplantları ile gerçekleştirilen çalışmalarda kontaminasyon sorunu büyük bir problem yaratmıştır. Bu sorun besi ortamına 8 mll-1 PPM ilavesi ile aşılmıştır, fakat korm eksplantları kültüre cevap vermemiştir. Sürgün tomurcukları sterilizasyonunda %90 oranında başarı elde edilmiştir. 20 gl-1 sukroz içeren MS ortamında sürgün tomurcuklarından in vitro kormlar elde edilmiştir. Tohum çimlendirilmesi ile elde edilen in vitro yaprakların eksplant olarak kültüre alınması ile farklı oranda kallus oluşumu elde edilmiştir. Kalluslar embriyogenik yapıdadır ve en yüksek kallus oluşumu (%60) 5 mgl-1 NAA içeren MS ortamında elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Crocus nerimaniae Yüzb., Çimlenme, In vitro, Mikroçoğaltım, Korm

Alim Doğan Çelik
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı endemik Sideritis L. türlerinin matK ve rcbL sekans dizilerine dayalı filogenetik analizi

Bu çalışma da endemik Sideritis brevidens, Sideritis congesta, Sideritis erythrantha var. cedretorum, Sideritis libanotica subsp. violascens, Sideritis rubriflora ve Sideritis vuralii türlerinin filogenetik analizi ve DNA barkod analizleri kloroplast matK ve rbcL sekansları ile gerçekleştirilmiştir. Sideritis türleri laboratuvara getirilip genomik DNA izolasyonu yapılmıştır. PZR reaksiyonu matK ve rbcL primerleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. PZR ürünleri %1 lik jel elektroforezinde görüntülendikten sonra dizileme analizi gerçekleştirilmiştir. Hem forward hem de reverse diziler Sequencher 5.4 programı ile elle düzeltilmiş ve kontig diziler oluşturulmuştur. Kontig diziler NCBI'da blast yapılmış ve benzerlik oranları tespit edilmiştir. NCBI'dan Stachys, Salvia, Lamium, Nepeta ve Satureja türlerinin matK ve rbcL dizileri alınarak NJ filogenetik ağacı oluşturulup, türler arasındaki ilişkiler ortaya çıkarılmıştır. Çalışma sonucunda, matK analizleri Sideritis türlerinin kendi içinde çözümlenmesin de etkili olmamıştır. Diğer türler ile olan filogenetik ilişkide, Stachys türleri ile aynı grup içinde çıkmıştır. rbcL analizlerinde Sideritis rubriflora ve Sideritis vuralli türleri bir arada çıkarken diğer Sideritis türleri politomi çıkmıştır. Diğer türler ile olan filogenetik ilişkide, Stachys türleri ile aynı grup içinde çıkmıştır. Hem matK hem de rbcL sonuçları birbiri ile uyumlu çıkmıştır.

BiyoteknolojiKloroplast DNALamiaceae
Erengül Sofyalıoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yetiştirilen bazı ticari marul çeşitlerinin birbirleri ve yabani marul ile filogenetik akrabalıkları

Bu çalışmada, piyasada satılan ticari marul çeşitleri "Parris Island, Leaf Green, Butterhead, Lollorosso, Yedikule, Endivyen, Bejo, Maritima" ile NCBI gen bankasından yabani marul (Lactuca virosa L.) ITS, ITS2 ve trnH-psbA gen bölgeleri sekansları karşılaştırılarak akrabalıkları ortaya konmuştur. Çalışma sonucunda 8 marul çeşidinin ITS, ITS2 ve trnH-psbA 1213bp sekansları elde edilerek tanıları yapılmıştır. Ayrıca bu türlerin kod adları ve bütün kodon pozisyon oranları belirlenmiştir. Bununla birlikte sekansı elde edilen çeşitlerin soy ağaçları çıkarılarak çeşitlerin filogenetik akrabalıkları belirlenmiştir. Yabani marula akrabalık olarak en yakın çeşit Maritima iken, Parris Island ata türe ve diğer çeşitlere en uzak akraba olarak belirlenmiştir. Bunun yanı sıra çalışılan türlerde tür sınırının %0,1-0,9 arasında değiştiği tespit edilmiştir.

Kübra Büşra Üçer
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir ili bazı park ve bahçelerdeki bitkilerde zararlı olan böceklerin morfolojik ve moleküler karekterizasyonu

Bu çalışma 2020 yılında Eskişehir ilinin Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerine ait 25 farklı parkta gerçekleştirilmiştir. Çalışmada bulunan zararlılar sırası ile; Hemiptera takımına ait 3 familya (Miridae, Psyllidae, Aphidida), Thysanoptera takımına ait 1 familya (Thripidae) ve Colleoptera takımına ait 1 familya (Chrysomelidae) olmak üzere toplam 6 familyadan oluşmuştur. Bu familyaya ait türler ise; Pantilius tunicatus, Lygus pratensis, Psyllopsis fraxini, Myzus persicae, Aphis craccivora, Aphis fabae, Aphis nerii ve Melosoma populi'dir. Eskişehir ili faunası için 3 cinse bağlı 3 yeni tür tespit edilmiştir. Bu çalışmada tespit edilen türlerin DNA barkodları ve nükleotid pozisyonları belirtilmiştir. Kayıtları alınan türlerin; Türkiye ve Dünyadaki dağılışları, konukçuları ve toplanma yerleri ile ilgili bilgileri verilmiştir.

Bahçe bitkileriDNA barkodlamaEskişehir+3
Büşra Yavuz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genetiği değiştirilmiş ve değiştirilmemiş pamuk bitkisinde yüksek sıcaklık stresi altında ısı şoku protein analizleri

Bu çalışma, pamuk bitkisinde yüksek sıcaklık stresinin ısı şoku proteinlerine (HSP) etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, genetiği değiştirilmiş (GD'li) ve değiştirilmemiş (GD'siz) aynı çeşide ait pamuk tohumları kullanılmıştır. Tohum ekimi torf:perlit (1:1) içeren 14x12 cm ebatlarındaki saksılara yapılarak fideler ~% 45 oransal nemde, 15 – 32 °C (gece- gündüz) sıcaklıkta kontrollü serada yetiştirilmiştir. Ardından 4-6 yapraklı dönemde iklimlendirme kabinine alınan fideler 30 °C'den başlayarak her yarım saatte 5 °C arttırılarak kademeli olarak 45 °C'ye getirilerek bu sıcaklıkta 2 saat strese maruz bırakılmıştır. Sıcaklık stresine yanıt olarak yaprak dokularında toplam çözünebilir protein (TSP) miktarı ile HSP60 ve HSP23 proteinlerindeki değişimler belirlenmiştir. Ayrıca tohum ve yaprak örneklerinde genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) analizleri yapılmıştır. Genetik olarak değiştirilmiş (GD) pozitif bitkilerde sıcaklık uygulamasına karşı TÇP miktarında değişim gözlenmemişken, GD negatif bitkilerde sıcaklık, TÇP miktarını belirgin bir şekilde artırmıştır. SDS-PAGE analizinde, 9-158 KDa arasında değişen büyüklükte protein bantları belirlenmiştir. Her iki bitki grubunda da (GD negatif ve GD pozitif) 9 kDa'luk ve 24 kDa'luk bantların yoğunluğundaki artışın daha belirgin olduğu görülmüştür. Ayrıca her iki grupta da yüksek sıcaklık stresi HSP60 ve HSP23 proteininin birikimine neden olmuştur. Bu artış HSP60 proteini için GD pozitif bitkilerde daha fazla olurken HSP23 proteini için GD negatif bitkilerde daha fazla bulunmuştur.

İlknur Erengezgin Koç
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Biber bitkisinde düşük sıcaklık stresi koşullarında prolin uygulamalarının lsı şoku proteinleri üzerineetkisi

Düşük sıcaklık stresi altındaki biber bitkisinde (Capsicum annuum L.) prolin uygulamalarının ısı şok proteinlerine (HSP) etkilerinin araştırıldığı bu çalışmada, 'Yalova Çorbacı 12' biber çeşidi tohumları torf, toprak ve perlit (1:1:1) karışımı içeren 45 gözlü viyollere ekilmiştir. 25/18 °C (gündüz/gece) ve %60±5 nem, 16 saat aydınlık/ 8 saat karanlık olacak şekilde kontrollü serada 3-4 yapraklı döneme kadar yetiştirilen fidelere, 0 mM, 5 mM, 10 mM ve 20 mM'lık prolin çözeltisi üç günde bir olacak şekilde 3 defa yapraktan spreyleme şeklinde uygulanmıştır. Uygulamanın sonunda bitkiler +8 °C sıcaklık, 16 saat aydınlık/ 8 saat karanlık olacak şekilde 3 gün boyunca düşük sıcaklığa maruz bırakılmıştır. Bu sırada kontrol bitkileri kontrollü serada bırakılmıştır. Biber bitkilerinin yaprak dokularında hücresel zararlanma, prolin miktarı, toplam çözünebilir protein (TÇP) miktarı belirlenmiş, SDS PAGE ve immunblot analizleri yapılmıştır. Düşük sıcaklık stresinde prolin uygulanmayan (0 mM) bitkilerde zararlanmanın prolin uygulanan bitkilere oranla daha fazla olduğu belirlenmiştir. Prolin uygulanan bitkilerde ise en düşük zararlanma 5 mM'da gözlenirken, bunu sırasıyla 10 ve 20 mM uygulamaları izlemiştir. Kontrol bitkileri ile kıyaslandığında düşük sıcaklığa maruz bırakılan bitkilerin prolin miktarının 0 mM prolin uygulanan bitkilerde azaldığı, prolin uygulaması yapılan diğer bitkilerde ise arttığı tespit edilmiştir. Düşük sıcaklık stresinin bütün uygulamalarda TÇP miktarını azalttığı, ancak prolin uygulanan bitkilerde TÇP miktarının uygulama yapılmayan bitkilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Düşük sıcaklık stresi uygulanan bitkiler arasında en yüksek TÇP miktarı 5 mM uygulamasından elde edilmiştir. SDS PAGE'de uygulamalara göre büyüklükleri 17 kDa ile 40 kDa arasında değişen protein bantları tespit edilmiştir. İmmunblot analizlerine göre, 40 kDa büyüklüğündeki HSP 60 düşük sıcaklık stresindeki bitkilerde yoğunluğunun genel olarak arttığı en yoğun HSP 60 sentezinin ise 5 mM'lık uygulamada olduğu belirlenmiştir. 23 kDa büyüklüğündeki HSP 23 de HSP 60 ile benzer şekilde düşük sıcaklık stresindeki bitkilerde artış göstererek, 5 mM uygulamasında en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Düşük sıcaklık stresi altındaki biber bitkilerinde HSP 60 ve HSP 23'ün bitki stres toleransını arttırmada etkili olduğu ve 5 mM prolin uygulamasının tolerans kazanımına yardımcı olabilecek en uygun konsantrasyon olduğu belirlenmiştir.

Tuğçe Nur Demir
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tuz stresi koşullarında biber bitkisine prolin uygulamalarının etkileri

Daha sonra dolduruBu çalışmada, tuz stresine maruz kalan biber (Capsicum annuum L.) bitkisinin yaprak dokularında meydana gelen zararlanma ve dışsal prolin (Pro) uygulamasının tuz stresi koşullarında bitkinin fizyolojik fonksiyonları üzerine etkisi araştırılmıştır. Deneme sonunda biber yaprak örneklerinde hücre zarı zararlanma oranı, yaprak oransal su kapsamı (YOSK), turgor kaybı (TK), Pro miktarı, toplam çözünebilir protein miktarı (TÇP), katalaz (CAT) ve askorbat peroksidaz (APX) aktivitesi ile SDS-PAGE analizleri yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda tuzluluk stresi ile artan hücre zarı zaralanma oranının prolin uygulaması ile azaldığı tespit edilmiştir. Tuz stresinin bitkilerde YOSK'un azalmasına ve TK'nın artmasına neden olduğu, dışarıdan uygulanan prolinin ise YOSK'u arttırıcı TK'yı ise azaltıcı yönde etki ettiği belirlenmiştir. Tuzluluk, endojen prolin miktarının artmasına yol açmış ve dışsal prolin uygulaması bu durumu olumlu yönde etkilemiştir. Enzim aktiviteleri ile ilgili olarak, tuz stresi altında katalaz aktivitesinin 50 mM NaCl uygulamasında arttığı ve 100 mM NaCluygulamasında azaldığı, dışsal prolin uygulamasının ise enzim aktivitesini 50 mM NaCl uygulamasında azalttığı ve 100 mM NaCl uygulamasında arttırdığı bulunmuştur. Tuz stresi altında APX aktivitesinin arttığı ve dışsal prolin uygulamasının bu artışı belirginleştirdiği belirlenmiştir. Toplam çözünebilir protein miktarı tuz stresi ile azalmış ve dışsal prolin uygulaması TÇP'yi 50 mM NaCl uygulamasında artırmış ve 100 mM NaCl uygulamasında azaltmıştır. SDS PAGE analizlerinde, yapılan uygulamalarla değişim gösteren 24,6 kDa ve 256,9 kDa aralığında bulunan protein bantları belirlenmiştir. lacaktır.

BiberProlinTuz stresi
Marıam Kara Damour
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı tohum ekim yöntemlerinin orman gülü (Rhododendron ssp.) tohumlarının çıkış sıklıkları ve fide gelişimi üzerine etkisi

Bu araştırmada orman gülü türlerinin (R. ponticum L., R. luteum Sweet, R. caucasicum Pallas, R. simirnovii Trautv ve R. ungernii Trautv) tohumlarına uygulanan farklı tohum ekim yöntemlerinin fide çıkış sıklıkları, çıkış süresi, gücü ve bitki büyümesine olan etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Tohumlar, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait uygulama laboratuvarında bulunan iklim kabinleri içerisine konulan, 35x50 cm boyutlarındaki köpük kasalara 3 Kasım 2016 tarihinde ekilmiştir. Ekim yöntemi olarak, elle sıraya ekme (kontrol), plant agar ile karıştırma, MS ile karıştırma, ve dere kumu ile karıştırma olmak üzere dört farklı yöntem denenmiştir. Araştırmamız sonucunda, elde edilen en yüksek tohum çıkışı oranları R. ponticum L. türünde %76,00 R. luteum Sweet. % 66.60, R. smirnovii Trautv %55.33, R. ungernii Trautv %24,00 ve R. caucasicum Pallas %15.33 olarak elle sıraya ekme (kontrol) uygulamasından sağlanmıştır. Ekim yönteminin fide çıkış sıklığı üzerine etkileri incelendiğinde ideal tohum dağılımına en yakın değerlerin elle sıraya ekme yönteminden elde edilmiştir. Fide boylarında en iyi sonuç R. ponticum (2.11cm), R. luteum (3.08cm), R. smirnovii (4.07cm), R. ungernii (1.39cm) türlerinde Ms ortamından alınmışken, R. caucasicum da ise 1.69cm ile agar ortamından elde edilmiştir. Sonuç olarak orman gülü türlerinin generatif yöntemle çoğaltılmasında fide çıkış sıklıklarının homojen olarak dağılması için elle kontrollü bir şekilde ekim yönteminin, fide büyümesi dikkate alındığında ise MS ile karıştırarak ekim yönteminin uygun olduğu belirlenmiştir.

Tuğba Yücel Yazıcı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Marul (Lactuca sativa L.) fide kalitesi ve bitki gelişimi üzerine paclobutrazol ve prohexadione-calcium uygulamalarının etkileri

Çalışmada marul fidelerinde boylanmanın kontrol edilmesi amacıyla farklı mevsim (güz ve bahar), zaman (tohum, çimlenme, gerçek yaprak ve çimlenme ve gerçek yaprak dönemi) ve dozlarda uygulanan Pro-Ca (0, 50, 100, 150 ppm) ve PBZ'nin (0, 25, 50, 100 ppm) fide gelişimi ve kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca uygulama yapılmış marullar hidroponik sistemde yetiştirilerek uygulamaların hasat dönemine kadar ne derece kalıcı olduğu belirlenmiştir. Araştırmada tohum uygulamalarının incelenen parametreler üzerinde yaprak uygulamalarına kıyasla daha az etkili olduğu tespit edilmiştir. Marul fideleri üzerinde her iki kimyasalında yaprak uygulamalarının uygulama zaman ve dozlarındaki artışla orantılı olarak baskılayıcı etkisinin arttığı belirlenmiştir. Fide aşamasında PBZ uygulamalarının büyüme parametreleri üzerindeki baskılayıcı etkisinin Pro-Ca uygulamalarından daha fazla olduğu, bu etkinin hasat döneminde Pro-Ca uygulamalarında ortadan kalktığı ancak PBZ uygulamalarında yüksek dozlarda devam ettiği saptanmıştır. Sonuç olarak çimlenme+gerçek yaprak uygulama zamanının her iki durdurucunun da en yüksek oranda etkili olduğu uygulama zamanı olduğu, ancak hem büyümeyi istenilen düzeyin üzerinde baskılaması, hem de hasat döneminde dahi özellikle PBZ uygulamalarında durdurucu etkinin devam etmesinden dolayı kullanılması önerilmemektedir. Gerçek yaprak aşamasında yapılan uygulamaların fide kalitesi üzerinde diğer uygulama zamanlarından daha iyi sonuç verdiği saptanmıştır. Uygulama dozu olarak Pro-Ca için gelişmenin hızlı olduğu mevsim ve koşullarda 100 ve 150 ppm dozları, gelişmenin yavaş olduğu koşullar için 50 ve 100 ppm dozları tavsiye edilmektedir. PBZ için gelişmenin hızlı olduğu mevsim ve koşullarda 25 ve 50 ppm dozları, gelişmenin yavaş olduğu koşullar için 25 ppm ve daha altı dozlar tercih edilmelidir.

Semih Akdemir
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı renklerdeki LED ışıkların Rhododendron luteum Sweet. tohumlarının çimlenmesi üzerine etkileri

Işık enerjisi tarımsal üretimde en önemli etmenlerden biridir. Işık bitkilerin büyüme ve gelişmelerinde ışıklanma süresi, ışığın şiddeti ve ışığın dalga boyu olmak üzere üç önemli ekolojik özelliği ile etki etmektedir. Her geçen gün gelişen teknoloji ile birlikte güneş ışığına takviye olarak veya kapalı ortamlarda ışık kaynağı olarak yapay ışıklar kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan en son teknoloji ürünü yapay ışık kaynağı ise Işık Yayan Diyotlar (LED)' dır. Bu araştırma farklı renklere sahip (Gün ışığı LED, Mavi LED, Kırmızı LED ve Mavi LED+Kırmızı LED (%50+%50)) LED ışıklarının R. luteum tohumlarının çıkış oranları ve fide gelişimleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. LED ışıkları, köpük kaplarda asidik torf üzerine yüzeysel olarak ekilen tohumlara 16/8 saat (ışık/karanlık) şeklinde uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen çıkış oranları veriler değerlendirildiğinde Gün ışığı, Kırmızı LED, Kırmızı+Mavi LED, Mavi LED ışıklarda çıkış oranı sırasıyla (%61, %45.66, %43, %35) olarak belirlenmiştir. Çalışmada bitki boyu üzerine yapılan analizlerde, farklı ışık renklerinin bitki boyları üzerine etkisinin istatistiki olarak önemli (p<0.01) olduğu belirlenmiştir. Araştırmada en uzun boylu bitkiler incelendiğinde Kırmızı+mavi LED, Kırmızı LED, Mavi LED, Gün ışığı LED'lerde sırasıyla (10.342 cm, 10.262 cm, 7506 cm, 7.139cm ) verileri elde edilmiştir. Fidelerin çap ölçümlerine ait bulgularda ise, farklı ışık renklerinin fide çapları üzerine etkisinin istatistiki olarak önemli (p<0.01) düzeyde olduğu belirlenmiştir. En kalın fide çapıları Gün ışığı, Mavi LED, Kırmızı LED, Kırmızı+Mavi LED'lerinde sırasıyla (0.147mm, 0.104mm, 0.085mm, 0.077mm) tespit edilmiştir.. Diğer parametrede ise yaprak sayıları incelenmiş ve fidelerdeki yaprak sayısı miktarına, ışık renklerinin çok önemli düzeyde (p<0.01) etkisinin olduğu tespit edilmiştir. En fazla yaprağın Gün ışığı, Mavi LED, Kırmızı+Mavi LED, Kırmızı LED'lerde sırasıyla (3.547, 2, 1.550, 1.302) adet olduğu belirlenmiştir. Çalışmada sonuç olarak çıkış oranı ve fide büyüme parametreleri göz önüne alındığında en yüksek çıkış oranının ve en iyi fide gelişiminin gün ışığı uygulamasında meydana geldiği tespit edilmiştir. Her ne kadar en uzun boylu fideler Kırmızı+Mavi LED ve Kırmızı LED uygulamalarında meydana gelse de bu ortamlardaki fidelerin cılız olduğu gövde çaplarının ve yaprak sayılarının düşük olduğu belirlenmiştir.

Murat Ünsal
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kırşehir'de yetiştirilen siyah alaca sığırlarda genetik parametre tahminleri

Bu çalışmada, Kırşehir ili Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği'ne üye 389 işletmedeki Siyah Alaca sığırlara ait 2007-2017 yılları arasında tutulan 4589 adet süt verim kaydı kullanılmıştır. Süt verimi özelliklerinden 305 gün süt verimi (305 GSV), laktasyon süresi (LS) ve kuruda kalma süresine (KKS) ve bunlar üzerine buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi, buzağılama yaşı ve işletme faktörlerinin etkileri belirlendi. Çalışmada 305 GSV, LS ve KKS ortalamaları sırasıyla 7350,5±30,70 kg, 398,2±1,61 gün ve 62,5±17,02 gün olarak hesaplanmıştır. Buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi ve işletme büyüklüğünün 305 GSV ve LS üzerine etkileri istatistik olarak önemlidir (p<0,01). KKS üzerine buzağılama yılının ve işletme büyüklüğünün etkisi önemli (p<0,01) olup, laktasyon sırası ve buzağılama mevsiminin etkisi önemsiz (p>0,05) olarak tespit edilmiştir. 305 GSV, LS ve KKS'ye ait kalıtım ve tekrarlanma dereceleri sırasıyla 0,23, 0,07 ve <0,01; 0,23, 0,14 ve 0,02 olarak belirlenmiştir. Ayrıca araştırmada genetik yönelim -8,58 kg\yıl olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile Kırşehir ilinde yetiştirilen Siyah Alaca sığırların süt verim özellikleri ile bu özelliklere ait genetik parametrelerinin gelecek generasyonlar için yapılacak ıslah çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

Kantitatif genetikSiyah alaca sığırlarSüt sığırcılığı+1
Murat Karaağaç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akkaraman koyunlarında mevsim dışı kızgınlık senkronizasyonunda karanlık uygulamasının kullanımı

Bu çalışmanın amacı, Akkaraman ırkı koyunlarda mevsim dışında karanlık uygulamasının yapılarak kızgınlık senkronizasyonunda kullanımının araştırılmasıdır. Bu çalımada hayvan materyal olarak 50 baş 3-4 yaşlı Akkaraman ırkı koyun kullanılmıştır. Çalışma Nisan ayı içerisinde yapılmıştır. Bütün koyunlara ovaryum üzerinde mevcut olabilecek olan Corpus luteum'un (CL) yıkımı için deneme başında 1 cc PGF2α kas içi (IM) enjekte edilmiştir. Enjeksiyondan 48 saat sonra bütün koyunlara doğal progesteron içeren (0,30 g progesterone) vajinal implant cihazı (CIDR) uygulanmıştır.Koyunlar rastgele olarak iki gruba ayrılmışlardır. Koyunların bir grubu (Kontrol; n=25) doğal ve sentetik hormonlar kullanılarak kızgınlıkları senkronize edilmiştir. Diğer gruba (Karanlık; n=25) günde 13 saat süreyle tam kontrollü bir barınakta karanlık uygulaması yapılmıştır. Tüm hayvanlardan belirli bir program dahilinde kan alınmış ve melatonin hormon konsantrasyonları Elisa cihazında tespit edilmiştir. Deneme başında gruplar arasında melatonin hormon konsantrasyonları bakımın bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05).Karanlık uygulanan gruptaki melatonin hormon konsantrasyonu (90.83±29.27 pg/ml) kontrol grubundan (66.58±21.05 pg/ml) daha yüksek bulunmuştur (P<0.01). Karanlık uygulaması sonunda melatonin konsantrasyonuda karanlık uygulanan grupta (89.30±29.57 pg/ml) kontrol grubundan (54.44±22.97 pg/ml) daha yüksek bulunmuştur (P<0.01). Döl verim özellikleri bakımından ise gruplar arasında bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Bu sonuçlara göre, Akkaraman Irkı koyunlarda üreme mevsimi dışında karanlık uygulaması ile melatonin hormon konsantrasyonlarının değiştirilebileceğini ve buna bağlı olarak da kızgınlık senkronizasyonunun gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir.

Serhan Karakaya
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesinde nohut üretimi yapan çiftçilerin bitki koruma sorunlarının ve zirai mücadele konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesinde nohut üretimi yapan üreticilerin bitki koruma sorunlarının ve zirai mücadele konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla 2018 yılında nohut üretimi yapan üreticilerden 1-10 dekarlık alandan üretim yapanlardan 23, 11-25 dekarlık alandan üretim yapanlardan 23 ve 26-100 dekarlık alanlarda üretim yapan üreticilerden ise 48 üretici olmak üzere toplamda 94 adet nohut üreticisi ile anket çalışması yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerin sonuçlarına göre, üreticilerin çok büyük bir kısmı GDO ve biyoteknolojinin ne anlama geldiğini bilmediği, sertifikalı tohumluk kullanım oranının düşük seviyede olduğu, toprak analizi yaptıran üretici sayısının sınırlı olduğu, üreticilerin tarımsal işlerini kendilerince yürütüldüğü, kimyasal savaş uygulamalarında üreticinin çoğunun pestisitleri karıştırdığı, üreticilerin önemli bir kısmının doz aşımında ve gereksiz pestisit kullanımının insan sağlığına ve çevreye zarar verdiğini bildiği, birçok üreticinin boş pestisit ambalajlarını yakarak imha ettiği ya da toprağa gömdüğü ortaya çıkmıştır.

Özkan Aydın
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kırşehir ili Mucur ilçesi hububat üreticilerinin bitki koruma yönünden karşılaştıkları sorunlar ile tarımsal ilaç kullanım durumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışmada, hububat üretiminin yoğun olarak yapıldığı Kırşehir ili Mucur ilçesinde üreticilerin bitki koruma sorunları ve tarımsal ilaç kullanım durumları değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile üreticilerin hububat üretiminde bitki koruma sorunlarına karşı mücadeleye karar verme kriterleri; bitki hastalıkları, zararlıları ve yabancı ot teşhisinde bilgi aldıkları kaynaklar, pestisit kullanım alışkanlıkları, pestisitleri karıştırma eğilimleri ile çevre ve insan sağlığı konusundaki hassasiyetlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılan veriler 108 hububat üreticisinden anket yöntemi toplanmıştır. Üreticilerin ilk olarak mücadeleye hastalık, zararlı veya yabancı otu tarlada gördüğünde karar verdikleri; bitki koruma problemlerinin teşhisi konusunda en fazla bilgi aldıkları kaynaklar olarak tarımsal ilaç bayi, konuyu bildiklerini düşündükleri ziraat mühendisi, tarımsal ilaç firmalarının temsilcileri gibi uzmanlardan yardım aldığı; üreticilerin %69,44'ünün tarım ilacı kullanırken tavsiye edilen doza tamamen uyduğu; üreticilerin %83,33'ünün pestisitleri karıştırarak kullanma eğiliminde olduğunu; bunun nedeni ise maliyeti azaltmak ve aynı anda bir kaç zararlıyı, hastalığı veya yabancı otu kontrol etme istekleri olduğu belirlenmiştir.

Türker Gültekin
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencilerinin genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi

Tarım, bitki ve hayvan yetiştirme, bitkisel ve hayvansal ürünler elde etme ve ıslahı, bitkisel ve hayvansal ürünleri pazara hazırlama ve saklama, bitkisel ve hayvansal ürünleri işleyip, değerlendirme bilim ve sanatıdır. Bu araştırmada Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde öğrenim gören öğrencilerin sosyo-bilimsel konulardan genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi ile literatüre katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Bu araştırmanın evreni, 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılının Güz Dönemi'nde 1., 2., 3., 4. ve 4+ sınıflarında öğrenim gören toplam 430 öğrenciden, örneklemi ise 273 Ziraat Fakültesi öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Ölçeği, GDO'lu Besinler Bilgi Testi, GDO'lu Besinlere Yönelik Tutum Ölçeği ve GDO'lu Besinlerle İlgili Risk Algıları Ölçeklerinden oluşan anket formu kullanılmıştır. Sonuçlar, Tarımsal Biyoteknoloji bölümündeki öğrencilerin konuyla ilgili en yüksek algıya sahip olduklarını göstermiştir. GDO'lara ilişkin algı, diğer bölümlere ait öğrenciler arasında giderek azalmıştır. Tarım Ekonomisi bölümü öğrencileri konuyla ilgili en az algıya sahiptir. Ayrıca, erkek öğrencilerin konu hakkında kız öğrencilere göre daha bilgili oldukları tespit edilmiştir. Eğitim geçmişinin ve cinsiyetin GDO'lar hakkındaki doğru algıların anlaşılmasında önemli bir rol oynadığı sonucuna varılmıştır.

BilgiDavranışGDO+2
Songül Kutlu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliç rasyonu hazırlanmasında excel tabanlı alternatif rasyon programının oluşturulması

Hayvancılık işletmelerinde yem masrafları üretim maliyetlerinin yaklaşık %75-85'dir. Çiftliklerde en maliyetli girdi yem olması sebebiyle yem hammaddeleri doğru ve kritik sınırlar içerisinde kullanılmalıdır. Dönemsel olarak hızlı bir gelişim gösteren etlik piliçlerin ihtiyaç duydukları besin maddeleri de değişmektedir. Bu nedenle etli piliçlerin ihtiyaçları dönemsel olarak saptanıp, en ideal rasyonun hazırlanması gerekmektedir. Rasyon hazırlanırken hayvanın ırkı, fizyolojik ve sağlık durumu, cinsiyeti ve çevre koşulları gibi kriterler de göz önünde bulundurulmalıdır. Klasik yöntemlerle yapılan rasyon hazırlama işlemlerinde yukarıdaki kriterleri dikkate alarak işlem yapmak oldukça karmaşık, zor ve zaman alıcı bir iştir. Bu nedenle, klasik yöntemlere alternatif olarak geliştirilen çok amaçlı olan bir problemi tek amaçlı bir probleme dönüştürerek en ideal çözümü arayan hedef programlama yöntemleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, etlik piliçlerin rasyonel beslenmesi için Microsoft Office 2016 Excel Paket Programı ile tasarlanan rasyon programında rasyon formülasyonları hazırlanmıştır. Hazırlanan rasyon formülasyonları, piyasada bulunan üç adet ticari rasyon hazırlama programında çözülerek, hazırlanmış olan rasyon formülasyonlarının karşılaştırması yapılmış ve programlar arasında bulunan farklılıklar incelenmiştir. Çalışma sonucunda, kullanılan tüm programlarla hazırlanan rasyon formülasyonları arasındaki toplam benzerlik istatistiksel olarak %97'dir. Tüm bu sonuçlara göre yazılımlar arasında istatistiksel açıdan bir fark olmadığı gözlemlenmiştir.

Etlik piliçExcelRasyonlar+1
Zekeriya Doğan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kimyon (Cuminum cyminum L.) tohumu tozunun bıldırcın besi performansı, et kalitesi, ince bağırsak histolojisi üzerine etkisi

Bu çalışma, kimyon tohumu tozu (Cuminum cyminum L.) ilavesinin bıldırcın performans, et kalitesi ve bağırsak histolojisi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Hayvan çalışması Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü, Kümes Hayvanları Ünitesinde yürütülmüştür. Çalışma grupları; standart yemle beslenen kontrol, rasyona 1, 2, 4 ve 8 g/kg kimyon tohumu tozu (KTT) ilave edilen gruplardan oluşmuştur. 100 adet günlük yaştaki bıldırcın civcivleri 5 ayrı gruba ayrılırken, her grupta iki alt gruptan meydana gelmiştir. 42 günlük deneme sonucunda her alt gruptan 4 piliç kesilmiş histolojik analizler ve diğerleri için örnekler alınmıştır. Her grup 2 tekerrür ve her tekerrür 10 civcivden oluşmuştur. Sonuç olarak, rasyona KTT ilavesi bıldırcınların performansını pozitif yönde etkilemiştir. 1 g/kg KTT ilavesi bıldırcın etinin bozulma süresini geciktirmiş, ayrıca serbest haldeki radikalleri bağlayabilen antioksidan özelliğini de arttırmıştır. Muamelelerin, villi yüzey alanını arttırması besin maddelerinin daha kolay sindirilmesine yardımcı olduğunu düşündürmektedir.

AntioksidanlarBıldırcınHistoloji+2
Orhan Çetinkaya
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Meta analizi ile fitaz enziminin yem katkı maddesi olarak kanatlı beslemede kullanımının araştırılması

Bu tez çalışması, meta analizi ile fitaz enziminin yem katkı maddesi olarak kanatlı beslemede kullanımının etkinliğini araştırmak için yapılmıştır. Bu kapsamda, 1999-2019 yılları arasında yayınlanmış 441 çalışmadan en uygun olan 74 çalışma seçilmiştir. Meta Essentials Excel Programı kullanılarak iki grup (kontrol ve fitaz grubu) ve iki parametreye ait veri girişi mümkün olduğundan analizler için birbirini destekleyecek parametrelere göre yapılan çalışmalar gruplandırılmıştır. Etlik civcivlerde (CA-YDO, YT-GCAA, kemik Ca-P içeriği), yumurtacı tavuklarda (YT-YDO, YV-YK, YA-SA, KK-KKD) ve bıldırcınlarda (YT-YDO) yapılan yayınların bazıları farklı parametreler için tekrar kullanılarak 88 yayın meta analizine tabi tutulmuştur. Çalışmaların tamamının, pozitif etki genişliğine sahip olması, fitazın incelenen parametrelere etkisinin önemli ve olumlu olduğunu göstermektedir. Kombine etki genişliği ve heterojenite analizi sonuçlarına göre, çalışmaların OR değerleri 0,92-1,03 arasında, z değerleri 1'den küçük ve önemli (P<0,01) ve ikili parametrelere fitazın etkisinin benzer (I2=% 0,00) olduğu bulunmuştur. Her veri seti için incelenen çalışmalar iki gruba ayrıldığında; yayınlar arasında fitaz enziminden etkilenme bakımından bir farklılığın olmadığı saptanmıştır. Huni grafiklerinde Y ekseninindeki etki genişliği dağılımı, hesaplanan I2 değerinin % 0,00, tau-kare (T2) değerinin 0,00 ve Cochran Q istatistiğine ait PQ değerinin 1,000 olması, çalışmalar arasında herhangi bir yanlılığın olmadığını göstermiştir. Sonuç olarak, incelenen makalelerde meta analizi ile fitaz enziminin canlı ağırlık, günlük canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yem dönüşüm oranı, kemik kalsiyum ve fosfor içeriklerine, yumurta verimi ve kitlesine, yumurta ve sarı ağırlıkları ile kabuk kalınlığı ve kırılma direncine olan olumlu etkilerinin birbirine benzer olduğu saptanmıştır.

Tuğba Özdemir
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kıl keçilerinde üreme mevsiminde kızgınlık senkronizasyon uygulamasının döl verimi üzerine etkisi

Bu çalışma ile Kıl keçilerinde üreme mevsimi içinde kızgınlık senkronizasyon uygulamasının döl verimi üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Hayvan materyali olarak 3-5 yaş aralığında toplam 200 baş kıl keçisi kullanılmıştır. Keçiler eşit sayıda olacak şekilde iki gruba ayrılmışlardır (Kontrol grubu, KG n=100; Kızgınlık senkronizasyon grubu, KS, n=100). KS grubuna, 30 mg flugeston asetat içeren sünger takılmış ve 12 gün sonra çıkarılarak hayvan başına 500 IU PMSG kas içi uygulanmıştır. 4 gün süreyle kıl tekeleri kullanılarak çiftleştirme işlemi gerçekleştirilmiştir. Teke katım işlemi her iki grupta da aynı anda başlatılıp 4 gün sonra sonlandırılmıştır. Tekiz doğum oranı KG'da %72, KS grubunda ise %35 olarak gerçekleşmiştir (P<0.01). İkiz doğum oranı ise kontrol grubunda % 24, KS grubunda ise % 62 olarak tespit edilmiştir (P<0.01). Gruplar arasında, doğum oranı ve kısırlık oranı bakımından herhangi bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Teke altı keçi başına doğan oğlak sayısı ve doğuran keçi başına doğan oğlak sayısı sırasıyla KG'da 1,20 ve 1,59, KS grubunda ise 1,25 ve 1.64 olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Kıl keçilerinde üreme mevsimi içinde kızgınlık senkronizasyon uygulaması döl verimini iyileştirmiştir.

Estrus senkronizasyonuKıl keçisiÜreme
Ebru Şirin
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Keşişbaşının (Muscari azureum Fenzl) tohumla çoğaltılması üzerine araştırmalar

Bu araştırmada, Muscari azureum Fenzl türünün tohumların çimlenmeleri üzerine farklı ekim zamanları ve katlama sürelerinin ayrıca soğan gelişimi üzerine farklı uygulamaların etkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Tohumlar, temizlendikten sonra cam kavanoz içerisine konulmuş ve tohum ekimi ve katlamaya almak için ilk grupta 60 gün ikinci grup için ise 120 gün beklenmiştir. Her bekleme süresinin sonunda, tohum ekimleri, hemen ekim, katlamada 15, 30, 45 ve 60 gün bekledikten sonra farklı zamanlarda yapılmıştır. Soğan gelişimi üzerine yapılan çalışmalarda ise ilk grubun çimlenen tohumlarından elde edilen bitkiler saksılara saşırtılmış ve saksılar farklı ışık renklerinin (gün ışığı, gün ışığı+kırmızı, gün ışığı + mavi ve gün ışığı + mor) olduğu iklim kabinlerine konulmuştur. İkinci gruptan elde edilen tohumlar ise farklı ortamlara (torf, cocopeat, vermikülit ve perlit) ekilmiş ve kontrollü sera koşullarında besin çözeltisi verilerek ortamların soğan gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırmamız sonucunda katlama ortamında 45 gün ve 60 gün kalan tohumlarda sırasıyla %32 ve %71 oranında çıkış meydana gelmiştir. Farklı yetiştirme ortamlarının soğan oluşumu üzerine etkisinin istatistiki anlamda önemli (p<1) düzeyde etkili olduğu, incelenen tüm parametrelerde en iyi ortamın besin çözeltisi uygulanmış torf ortamı olduğu tespit edilmiştir.

Özgül Yıldırım
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tef [Eragrostis tef (Zucc.) Trotter] bitkisi tohumlarının in vitro ve ex vitro şartlarda çimlendirilmesi

Alternatif tahıl olarak üretilen tef (Eragrostis tef (Zucc.) Trotter) bitkisinin tohumları çalışmamızda materyal olarak kullanılmıştır. Çalışmanın amacı in vitro ve ex vitro şartlarda tef bitkisinde çimlenme günü, çimlenme hızı, çimlenme gücü, bitki boyu, yaprak sayısı, kardeş sayısı, başaklanma günü ve başak boyu parametrelerin incelenmesi olmuştur. In vitro çimlendirmede dört farklı uygulama (MS ortamı, üç gün karanlıkta bekletilen+MS ortamı, % 5 agar ile katılaştırılmış ortamı, üç gün karanlıkta bekletilen+% 5 agar ile katılaştırılmış ortamı); ex vitro çimlendirmede ise iki farklı uygulama (direkt toprağa ekim, 24 saat hidropriming+ekim) denenmiştir. Sonuç olarak, en erken çimlenme ex vitro şartlarda 10 saat süre ile 24 saat hidropriming+ekimde gerçekleşmiştir. En hızlı çimlenme dördüncü gün sonunda üç gün karanlıkta bekletilen+% 5 agar ile katılaştırılmış ortamında gözlemlenmiştir. Çimlenme gücü ise en fazla sekizinci gün sonunda 24 saat hidropriming+ekim uygulamasından elde edilmiştir. Dört aylık gözlemler sonunda ise, en uzun bitki boyu (30.70 cm) MS ortamında (in vitro şartlarda), en fazla yaprak sayısı (5.9 adet) ve en fazla kardeş sayısı (3.25 adet) ise % 5 agar ile katılaştırılmış ortamında gözlemlenmiştir. En erken başaklanma süresi 104 gün ve en uzun başak boyu 15.7 cm ile ex vitro şartlarda direkt toprağa ekilen tohumlarda gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar tef bitkisinin ticari üretim için büyük önem arz etmektedir.

Elif Akyıldız
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tagetes patula L. (Asterales: asteraceae)' nın gümüş nanopartiküllü su ekstraktının Sitophilus granarius (L.) (Coleoptera: Curculionidae) karşı laboratuvar koşullarında etkinliğinin belirlenmesi

Bu çalışma ile Tagetes patula L. (Asterales: Asteraceae)'nın gümüş nanopartiküllü su ekstraktı, depolarda önemli bir zararlı olan Sitophilus granarius (L.) (Coleoptera: Curculionidae) ergin evresine karşı kontak, davranış ve mide zehiri etkileri bakımından laboratuvar koşullarında araştırılmıştır. Yürütülen bu çalışmada, T. patula gümüş nanopartiküllü su ekstraktı, S. granarius ergin evresi üzerinde toksik olduğu belirlenmiştir. %100 dozunda 3. gün sonunda %62,92'lik bir ölüm oranı tespit edilmiştir. LD50 değeri ise 49,937 µl/ergin olarak hesaplanmıştır. Bitki ekstraktının davranışa etkisi seçenek testi ile değerlendirilmiştir. %100 dozunda en düşük ağırlık kaybı (%15,56) ve en yüksek ölüm oranı (%61,67) tespit edilmiştir. Mide zehiri etkisinde beslenmeye etki %23,33 ve buna bağlı ölüm oranı ise %57,61 olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; T. patula'nın gümüş nanopartiküllü su ekstraktının S. granarius ergin evresi mücadelesinde kullanılma potansiyeline sahip biyopestisit olabileceği bu çalışma ile tespit edilmiştir. Ekim, 2019, 37 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Sitophilus granarius, Tagetes patula, gümüş nanopartikül, etki, bitki ekstraktı

Zeliha Şahin
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karayaka koyunlarında aşım öncesi ağırlığın ve plasenta özelliklerinin kuzu doğum ağırlığına etkisi

Bu çalışma 62 baş Karayaka ırkı koyunun aşım öncesi ve doğum sonu ağırlıkları ile plasenta özelliklerinin 70 baş kuzunun doğum ağırlıklarına etkilerini 8 parametre (Aşım Öncesi Ağırlık, Ana Yaşı, Cinsiyet, Doğum Tipi, Plasenta Ağırlığı, Plasenta Alanı, Kotiledon Şekli ve Kotiledon Sayısı) üzerinden incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Karayaka koyunlarında aşım öncesi ağırlığın kuzu doğum ağırlığına etkisi istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (r = 0,147). Yine, çalışmada takip edilen parametrelerden; ana yaşının (r = 0,119), cinsiyetin (r = 0,113), doğum tipinin (r = 0,643), plasenta ağırlığının (r = 0,604), plasenta alanının (r = 0,323), kotiledon şeklinin (r = 0,074), kotiledon sayısının (r = 0,161), kuzu doğum ağırlığına etkisi istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak, aşım öncesi ağırlığın Karayaka koyunlarında doğum ağırlığını etkilediği tespit edilmiştir. Temmuz 2020, 31 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Aşım, Doğum ağırlığı, Plasenta, Kotiledon, Karayaka koyunu.

Samet Urun
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Kırşehir doğal florasında yayılış gösteren çoban kavurgası (Sedum album L.) türünün çelikle çoğaltılması üzerine araştırmalar

Bu araştırma, Kırşehir florasında doğal olarak yayılış gösteren Sedum album L. türünün çelikle çoğaltması üzerine farklı ortamların, farklı çelik tiplerinin, farklı IBA dozlarının ve farklı bekleme sürelerinin etkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Çelikler hazırlandıktan sonra ilk grup hemen dikilmiş ikinci grup ise üç gün kurumaya bırakıldıktan sonra dikilmiştir. Denemede köklendirme ortamı olarak torf + perlit (3:1) ve kum ortamları kullanılmıştır. Çelikler tepe, yaprak, yapraklı gövde ve gövde çelikleri şeklinde hazırlanmış ve dikim öncesinde IBA'nın 0, 50 ve 100 ppm dozları ile muamele edilmiştir. Araştırma sonucunda torf + perlit (3:1) ortamının kum ortamına göre daha iyi performans gösterdiği, incelenen bütün parametrelerde daha yüksek değerler verdiği tespit edilmiştir. Torf + perlit ortamında bütün çelik tiplerinde köklenme meydana gelmişken, Kum ortamında sadece tepe çeliklerinde köklenme meydana gelmiştir. Tepe çeliklerinde torf + perlit ortamında %100 köklenme meydana gelirken, kum ortamında % 98.12 olarak gerçekleşmiştir. İncelenen parametreler üzerine dikim zamanının ve IBA dozlarının etkisi ise istatistiki anlamda önemsiz (P>0.05) bulunmuştur.

SedumVejetatif çoğaltmak
Ezgi Ekici
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kışlık buğdayda farklı demir ve çinko uygulamalarının sarı pas (Puccinia striiformis f. sp. tritici) hastalığı üzerine olanmevsimsel etkilerinin çok bantlı veriler kullanılarak belirlenmesi

Sarı pas (Etmen: Puccinia striiformis f. sp. tritici) hastalığı, buğdayda üretim ve kaliteyi olumsuz yönde etkileyen önemli fungal bir hastalıktır. Bu araştırma, sarı pas hastalığının ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin farklı fenolojik dönemlerinde hastalık şiddetinin (%HŞ) tahmin edilmesinde spektral özelliklerin kullanılabilirliği ve farklı dozdaki demir (Fe) ve çinko (Zn) gübre dozu uygulamalarının mevsim içi hastalık şiddetinin değişimine olan etkilerinin Hiperspektral (Çok Bantlı) indeksler kullanarak değerlendirilebilmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışmada bitki materyali olarak ekmeklik (Bayraktar 2000, Demir 2000, Eser ve Kenanbey) ve makarnalık (Çeşit-1252, Eminbey, Kızıltan 91 ve Mirzabey 2000) buğday çeşitleri kullanılmıştır. Çalışma, Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü (TARM) Yenimahalle kampüsü araştırma alanlarında iki farklı uygulama olarak 2018-2019 yetiştirme sezonunda yürütülmüştür. Araştırmada ilk uygulama; test materyallerine farklı dozlarda (%0, %25, %50, %100) uygulanan sarı pas hastalığına karşı bitkinin gösterdiği reaksiyonların spektral özellikler yardımıyla belirlenmesidir. Sarı pas hastalığının reaksiyonlarının belirlenmesinde etkili olan hassas bant bölgeleri; sapa kalkma sonu ve çiçeklenme başlangıcı erken döneminde (Feeks 10.5.1) ekmeklik buğday çeşitleri için, görünür bölgede 619-767 nm'dir. Dane dolum ve süt olum dönemini içine alan geç dönem (10.5.3-10.5.4) için ise, Yakın Kızıl Ötesi (NIR) bölgede ise 820-1070 nm aralığıdır. Makarnalık çeşitler için ise erken dönemde (10.5.1) kullanılacak olan hassas bant bölgeleri 586-733 nm, geç dönemde (10.5.3-10.5.4) ise 768-951 nm olarak belirlenmiştir. Araştırmanın ikinci uygulamasında; farklı gübre dozlarının (Fe, Zn, Fe+Zn) bitkilerin farklı fenoloji dönemlerdeki sarı pas hastalığına olan reaksiyonlarındaki değişimler, hiperspektral verilerden hesaplanan vejetasyon indeksleri kullanılarak belirlenmiştir. Tüm fenolojik dönemlerde ekmeklik çeşitlerden Bayraktar 2000, Demir 2000 hassas, Kenanbey orta hassas, Eser çeşidinin hastalığa dayanıklı reaksiyon gösterdiği, benzer şekilde tüm fenolojik dönemlerde makarnalık çeşitlerden Eminbey ve Kızıltan 91'in hassas, Mirzabey 2000'nin orta hassas, Çeşit-1252 çeşidinin hastalığa dayanıklı reaksiyon gösterdiği belirlenmiştir. Çalışma sonuçları, iki ve üç bantlı spektral indeksler kullanılarak, sarı pas hastalığının zararının tahmin edilmesinde iki büyüme aşamasının etkili olduğunu göstermiştir. Erken-orta büyüme aşamasında (çiçeklenme başlangıcı) hastalığın tespiti ve kontrol edilmesinin, orta-geç büyüme aşamasında (dane dolum) ürün kayıplarının tahmin edilmesi için önemli olduğu belirlenmiştir. Gübre dozu uygulamalarının; sarı pas hastalığının gelişimi üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde, Bayraktar 2000 ve Eminbey çeşitlerinin bütün fenolojik dönemlerde gübreleme yapılmayan uygulamalarında hem % hastalık şiddeti, hem de verim üzerinde önemli artışa neden olduğu belirlenmiştir. Bayraktar 2000 ve Eminbey çeşitlerinde, gübre uygulamalarının sarı pas hastalığının kontrol edilmesinde hastalığın şiddetini azaltıcı etkisi olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, Eser, Kenanbey ve Demir 2000 çeşitlerinin dane verimi üzerine gübre uygulamalarının olumsuz etkisinin olduğu belirlenmiştir. Fenolojik dönemlere göre; farklı gübre uygulama dozlarında hastalık şiddetinin izlenmesinde etkili spektral bant bölgeleri ve indeksler bütün ekmeklik çeşitler için VISIBLE+RED+NIR aralığında yer almış, hastalık şiddeti değerlerinde artış (+) gözlenmiştir. Ekmeklik çeşitler için öne çıkan indeksler; RDVI, DVI, TVI, GNDVI, NLI, NVI, ARI, LCCI, YRI ve PSRI olarak belirlenmiştir. Mirzabey 2000 çeşidi dışında bütün makarnalık çeşitler için etkili bant bölgesi RED+RED EDGE+NIR aralığında yer almış, hastalık şiddeti değerlerinde artış (+) gözlenmiştir. Mirzabey 2000 çeşidi için etkili bant bölgesi GREEN+RED olarak belirlenmiştir. Diğer makarnalık çeşitler için öne çıkan indekslerin ise LCCI, SIPI, PSRI, NDVI, NBNDVI, MSR, GNDVI, NLI ve YRI olduğu anlaşılmıştır.

Metin Aydoğdu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aşılı karpuz yetiştiriciliğinde (Citrullus lanatus) potasyum uygulamalarının meyve kalitesi ve verim üzerine etkisi

Bu çalışmada, farklı dozlarda potasyum (K) uygulamalarının aşılı karpuzda bitki gelişimi, meyve verimi ve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bitkisel materyal olarak TZ 148 anacına aşılı Odipus karpuz çeşidi kullanılmıştır. Deneme, 2019 yılında Ankara İli Beypazarı İlçesi Pınarcık mevkiinde tesadüf parselleri deneme deseninde 3 tekerrürlü ve her tekerrürde 10 bitki olacak şekilde kurulmuştur. Dikimi yapılan aşılı karpuz bitkilerine 4 farklı dozda K (0, 15, 30, 45 kg/da) fertigasyon yöntemi ile uygulanmıştır. Bitkilerde K uygulamalarının morfolojik ve pomolojik parametreler, yaprak besin elementi içeriği ile verim üzerine etkileri belirlenmiştir. Artan K dozlarının etkisiyle; bitki gövde çapı, gövde boyu, boğum sayısı, yaprak eni, yaprak boyu ve yaprak alanı değerlerinde önemli düzeyde artışlar belirlenmiştir. İncelenen morfolojik parametrelerde en yüksek değerler 45 kg/da K uygulamasında elde edilmiştir. K uygulamaları ortalama meyve ağırlığı ve toplam meyve veriminde de artışlar sağlamış bu artışlar istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur. 45 kg/da K uygulaması kontrole kıyasla meyve verimini % 54.7 artırmıştır. K uygulamalarının etkisiyle meyve kalitesi de olumlu etkilenmiş, özellikle meyve suda çözünür kuru madde (SÇKM) değeri kontrol bitkilerinde % 7.93 iken 45 kg/da K uygulamasında % 10.46 olarak tespit edilmiştir. K uygulamaları yaprak makro besin elementi içeriklerinde genel olarak artışlar meydana getirmiş, K ve Mg besin elementlerindeki artış istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Mikro besin elementi içeriklerinde ise Zn'deki artış istatistiksel olarak önemli görülmüştür. Sonuç olarak 45 kg/da K dozunun, morfolojik parametreler ile meyve verimi başta olmak üzere incelenen parametreler üzerinde olumlu etkisinden dolayı aşılı karpuz yetiştiriciliğinde uygulanması önerilmektedir.

Turan Sevim
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Damızlık tavuk yumurtalarına ın ovo formül ürün enjeksiyonunun kuluçka parametreleri, bazı organ özellikleri ve ileum histolojisi üzerine etkileri

Bu çalışma, damızlık tavuk yumurtalarına in ovo formül ürün enjeksiyonunun kuluçka parametreleri, civciv kalitesi, bazı organ özellikleri ve ileum histolojisi üzerine olan etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Denemede 42. haftalık yaşta Atak-S ebeveyn sürüsünden elde edilen 400 adet döllü yumurta kullanılmıştır. Araştırma tesadüf parselleri deneme desenine uygun olarak 4 grup, 4 tekerrür ve her tekerrürde 25 adet yumurta olacak şekilde oluşturulmuştur. Formül ürün kuluçkanın 18. gününde hava kesesine farklı oranlarda hazırlanan sıvı bir solüsyon formunda uygulanmıştır. Deneme grupları enjeksiyon yapılmamış kontrol (K) grubu, %1,25 formül ürün içeren solüsyondan 0.5 ml/yumurta enjekte edilen grup (F1), %2,5 formül ürün içeren solüsyondan 0.5 ml/yumurta enjekte edilen grup (F2), %5 formül ürün içeren solüsyondan 0.5 ml/yumurta enjekte edilen grup (F3) olarak dizayn edilmiştir. Çıkış günü kuluçka parametreleri ve civciv kalitesi ile ilgili parametreler çıkış sağlayan bütün civcivler kullanılarak hesaplanmıştır. Organ özellikleri ve ileum histolojisi için her gruptan rastgele seçilen 6 adet toplamda 24 adet dişi civciv kullanılmıştır. Deneme sonunda, çıkış gücü, embriyonik ölüm ve ıskarta civciv oranı incelendiğinde en iyi sonucun F2 grubunda bulunduğu, kontrol ve F1 grubunda ise istatistiksel olarak bir fark olmadığı tespit edilmiştir (P>0.05). Civciv kalitesi, civciv ağırlığı ve civciv uzunluğu F1 grubunda artış göstermiştir. F2 grubunda villus boyu, kript derinliği ve Lamina muscularis mukoza kalınlığı artış göstermiş ve bu fark diğer gruplara kıyasla istatistiki olarak önemli bulunmuştur (P<0.01). Diğer gruplara kıyasla, F3 grubunda %5 oranında uygulanan formül ürün enjeksiyonunun çıkış gücü, embriyonik ölüm, ıskarta civciv, civciv uzunluğu, pasgar skoru ve sarı kesesiz civciv ağırlığı parametreleri üzerinde negatif etki gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak %1.25 ve %2.5 oranında formül ürün uygulamasının civcivler üzerindeki olumlu etkileri ve %5 oranındaki olumsuz etkileri sebebiyle uygun oranların %1.25 ve %2.5 olduğu kanısına varılmıştır.

Besleme yöntemleriCivcivlerHistoloji+2
Oğuzhan Eray
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çobankavurgası (Sedum album L.) ve Acıdamkoruğu (Sedum acre L.) çeliklerinin köklendirilmesinde farklı organik atıkların kullanım olanakları

Bu tez çalıĢması, farklı organik atıkların, KırĢehir florasında doğal olarak yayılıĢ gösteren Sedum album L. Sedum acre L. türlerinin vejetatif çoğaltılmasında, köklendirme ortamı olarak kullanım olanaklarını ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanmıĢtır. Çelikler doğal florada yetiĢen bitkilerden alınmıĢ ve tepe çeliği olarak hazırlandıktan sonra hazırlanan ortamlara dikilmiĢtir. AraĢtırmada köklendirme ortamı olarak; torf-perlit (1:1), çay atığı, hızar tozu, atık mantar kompostu ve çoklu karıĢım (1:1) kullanılmıĢtır. Torf-perlit karıĢımı kontrol ortamı olarak kullanılmıĢ ve elde edilen veriler bu ortama göre kıyaslanmıĢtır. AraĢtırmada köklenme oranı (%), yaĢam oranı (%), kök sayısı (adet), kök uzunluğu (adet), kök kalitesi, bitki boyu (cm) ve sürgün sayısı (adet) gibi parametreler incelenmiĢtir. AraĢtırma sonucunda her iki türde de bütün ortamlarda %100 köklenme ve yaĢam oranı elde edilmiĢtir. En yüksek ortalama kök sayısı atık mantar kompostu ortamından, S. album‟da10.07 adet ve S. acre‟de ise 6.13 adet olduğu tespit edilmiĢtir. En kaliteli kökler en uzun bitki boyu ve en fazla sürgün sayısı her iki türde de yine atık mantar kompostu ortamında elde edilirken, kök uzunluğunda en yüksek veriler kontrol uygulaması sonucunda alınmıĢtır. En düĢük değerler ise her iki türde de hızar tozu ve çay atığı ortamlarından elde edilmiĢtir. Anahtar Kelimeler: Sukkulent, vejetatif çoğaltma, organik atık

Organik atıklarSedumSukkulent+2
Menise Damla Aydın
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yulaf ve macar fiğ silajında Lactobacillus brevis kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışma, macar fiğ, yulaf ve karışımlarından elde edilen silajlara Lactobacillus brevis (LB) inokülasyonunun fermantasyon, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma kapsamında silaj materyalleri yalın veya karışım halinde silolanmıştır. Araştırmada silaj grupları macar fiğ kontrol (MFK), yulaf kontrol (YUK), macar fiğ + yulaf kontrol (MFYK), macar fiğ + LB (MFLAB), yulaf + LB (YLAB) ve macar fiğ + yulaf + LB (MFYLAB) şeklinde oluşturulmuştur. Laktik asit bakterisi silajlar 1x106 kob/g oranında ilave edilmiştir. Deneme grupları 6 grup, 5 tekerrür ve toplamda 30 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler uygulanmıştır. Açım işlemleri tamamlanan silajlar 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre macar fiğ ve yulaf silajlarında Lactobacillus brevis kullanımının istenmeyen mikroorganizma gelişimini önemli ölçüde engellediği, silajların fermantasyon özelliklerini iyileştirerek aerobik stabilitelerinin iyileşmesinde etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Aerobik Stabilite, Lactobacillus brevis, Macar Fiğ, Silaj Fermantasyonu, Yulaf

AerobikL-laktik asitLactobacillus+3
Zeinebou Abeidy
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bitki büyümesini teşvik edici bazı bakterilerin oluşturduğu biyofilm yapılarının raman spektroskopisi ile karakterizasyonu

Bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler (PGPR), bitki rizosferinde yaygın olarak bulunmaktadır. Bu bakteriler bitki kök gelişimini arttırmakta ve bitkilere daha iyi büyümeleri için maksimum besin maddesi alma fırsatları sağlamaktadır. Büyümeyi teşvik etmenin yanı sıra, PGPR'lerin stres toleransı (ısı, kuraklık, tuzluluk ve hastalık), ağır metallerin biyoremediasyonu, karmaşık toksik organik bileşiklerin biyolojik olarak parçalanması, biyo-kontrol ajanları ve biyofilm oluşumu gibi bir dizi işlevi vardır. Çeşitli bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler arasındaki etkileşim, esas olarak planktonik büyüme modu altında araştırılmıştır. Bununla birlikte, PGPR'nin biyofilm modunda kök yüzeyi ve toprak üzerindeki davranışının anlaşılması için yapılan çalışmalar çok yenidir ve bu alanla ilgili daha fazla araştırmaya gerek olduğu aşikârdır. Bu nedenle, bitki-mikroorganizma etkileşiminin anlaşılmasına katkı sağlamak için kök yüzeyi ve rizosfer kolonizasyonu üzerindeki biyofilm gelişiminin derinlemesine araştırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Kızılötesi ve Raman spektroskopileri, biyofilmlerin moleküler yapısı hakkında spektral bilgi elde etmek için birbirini tamamlayıcı olarak kullanılan titreşim spektroskopi teknikleridir. Kızılötesi spektroskopisi (IR) biyofilmleri karakterize etmek için yaygın olarak kullanılmasına rağmen, sudan kaynaklanan müdahale hidratlı biyofilmlerin bileşiminde kullanımını sınırlandırmıştır. Dağınık fotonların frekansları moleküldeki bağların türlerine bağlı olduğundan, her molekülün Raman spektrumu benzersizdir ve bu molekülün parmak izi olarak düşünülebilir. Raman spektroskopisinin kırınımla sınırlı uzamsal çözünürlüğü yaklaşık 1 μm'dir ve bu, proteinler, karbonhidratlar, lipitler ve nükleik asitler gibi çeşitli moleküller ve moleküler gruplar içeren karmaşık yapıların ayrıntılı analizini sağlamaktadır. Bu çalışmada; bitki büyümesini teşvik edici özellikleri olan Bacillus drentensis, Bacillus mojavensis, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas putida ve Arthrobacter nitroguajacolicus bakterilerinin oluşturduğu biyofilm yapılarının Raman ve FT-IR Spektroskopisi ile karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bu bakterilerin polistiren yüzeylerde biyofilm oluşturma kapasiteleri kristal viyole deneyi ile belirlenmiş ve Bacillus drentensis, Pseudomonas fluorescens ve Arthrobacter nitroguajacolicus bakterilerinin ise Arabidopsis thaliana Columbia ekotipi köklerindeki kolonizasyonları Taramalı Elektron Mikroskop (SEM) analizi ile belirlenmiştir.

BiyofilmlerKızılötesi spektroskopiPolisakkaritler-bakteriyel+2
Tacettin Çiftçi
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yulaf silajında Lactobacillus plantarum kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışma yulaf (Avena sativa L.) bitkisinden hazırlanan silajlara Lactobacillus plantarum laktik asit bakterisi inokülasyonunun silaj fermantasyonu, mikroorganizma gelişimi ve aerobik stabilite üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada silaj materyali katkı maddesi ilave edilmeden veya farklı dozlarda L. plantarum MF098786 ilave edilerek silolanmıştır. Çalışma grupları katkısız yulaf (kontrol, YK), yulaf + L. plantarum 106 kob/g (LAB6), yulaf + L. plantarum 108 kob/g (LAB8) ve yulaf + L. plantarum 109 kob/g (LAB9) şeklinde oluşturulmuştur. Her grupta 5 silaj olmak üzere toplamda 20 adet silaj hazırlanmıştır. Laboratuvar koşullarında 20±2 ºC'de muhafaza edilen silajlar 90. günde açılarak fiziksel ve kimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre silajlarda LAB6, LAB8 ve LAB9 gruplarında pH, ADF ve NDF düzeylerinin kontrol grubuna göre düştüğü ve kuru madde kaybının azaldığı, gruplar arasındaki farklılıkların önemli olduğu belirlenmiştir. Toplam çözünebilir madde (TÇM) miktarında ise gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur. Maya ve küf oluşumunun hem aerobik stabilite testi sonrasında hem de açım sonrası silajlarda kontrol grubuna göre önemli ölçüde engellendiği belirlenmiş olup, silajlarda lactobacilli yoğunluğunda önemli bir artış olmadığı saptanmıştır.

Aerobik stabiliteLactobacillus plantarumSilaj+2
Jasım Mohammed Dakheel Dakheel
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yem bezelyesi ve arpa karışım silajlarında Pediococcus acidilactici kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri

Bu tez çalışması, yem bezelyesi, arpa ve karışımlarından edilen silajlara Pediococcus acidilactici (PA) inokülasyonunun silaj fermantasyonu, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Mevcut silaj materyalleri karışım veya yalın halde silolanmıştır. Araştırma grupları yem bezelyesi kontrol (YB), arpa kontrol (A), yem bezelyesi + arpa kontrol (YBA), yem bezelyesi + PA (YBLAB), arpa + PA (ALAB), yem bezelyesi + arpa + PA (YBALAB) şeklinde oluşturulmuştur. Pediococcus acidilactici laktik asit bakterisi silajlara 1x109 kob/g oranında ilave edilmiştir. Araştırma grupları 6 grup, 5 tekerrür olmak üzere toplamda 30 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler uygulanmıştır. Açım işlemleri tamamlanan silajlar 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre yem bezelyesi ve arpa silajlarında PA kullanımının arzu edilmeyen mikroorganizma gelişimini nispeten engellediği, pH1 ve pH2 derecelerinin kontrol gruplarına göre azalmasında etkili olduğu belirlenmiştir. Genel olarak silaj kalitesini iyileştirdiğini söylemek mümkündür.

ArpaBezelyePediococcus acidilactici+2
Alrabab Tarıq Abdulkarım Alshaalan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tritikale silajında Lactobacillus brevis kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri

Bu tez çalışması tritikale (Triticosecale wittmack) silajına ev yapımı turşudan izole edilen Lactobacillus brevis (LB) MF098783 laktik asit bakteri suşunun inokulant olarak kullanımı, silaj kalitesi, aerobik stabilitesi ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkileri araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışma grupları; kontrol (T), Lactobacillus brevis laktik asit bakteri suşu gruplarından LB 106 (TLAB6), LB 108 (TLAB8) ve LB 109 (TLAB9) olmak üzere toplamda 4 grup olacak şekilde oluşturulmuştur. Tritikale hasılı hamur olum döneminde hasat edilip, 5 tekrarlı 1 kg'lık poşetlere vakumlanarak 90 gün fermantasyona bırakılmıştır. Fermantasyon sonrası silaj örneklerinde kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Kimyasal analiz sonuçlarından besin madde içerikleri, aerobik stabilite, suda çözünebilir karbonhidrat, fiziksel analizlerden pH1 (açım sonrası pH ölçümleri), sıcaklık, L, a, b, chroma, h değerleri içerisinde sadece fiziksel analizlerden pH1 ve sıcaklık değerleri istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). pH1 değerleri sırasıyla 5.60, 4.95, 4.99, 4.88 olarak bulunmuştur. Mikrobiyolojik analizlerde: laktik asit, maya-küf ve aerobik stabilite sonrası maya-küf analizleri istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Laktik asit bakteri sayıları sırasıyla 2.88, 0.00, 1.30 ve 2.11 log10 kob/g KM olarak belirlenmiş olup, silajlarda açım sonrası ve aerobik stabilite sonrası analizlerde küfe rastlanmamıştır. Sonuç olarak, tritikale silajında LB ilavesi istenmeyen mikroorganizma ve maya gelişimini engellemeye katkı sağlamıştır.

Tritikale
Rohat Furkan Acar
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kırşehir ilinde endüstriyel simbiyoz uygulamaları

Bu çalışma kapsamında Kırşehir ilinde faaliyet göstermekte olan endüstriyel atık potansiyeli olan firmaların atıklarının neler olduğu, miktarı ve atıkların nasıl bertaraf edildiği hakkında bilgi toplanmıştır. Toplanan bilgiler ışığında konuyla alakalı Dünya'da ve Türkiye'de yapılmış olan örnek çalışmalardan yola çıkarak bu atıkların maksimum düzeyde değerlendirilmesi için firmaların eşleştirilmesi yapılmıştır. Eşleştirmeler neticesinde Kırşehir için simbiyoz ağı örneği oluşturulmuştur. Böylece, işletmelerin açığa çıkardığı atıkların minimum düzeylere düşürülerek çevreye zarar vermeyecek şekilde geri kazanımını sağlanarak yeni iş imkanları oluşturulmuştur. Ayrıca, mevcut tez ile hem çevre ve endüstriyel işletmeler arasında simbiyoz ilişkisini oluşturmak hem de bölgesel kalkınmaya ve sürdürülebilirliğe destek sağlamak amaçlanmıştır.

AtıklarEndüstriyel simbiyozGeri dönüşüm+1
Burçin Durmuş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Macar fiği ve çavdar karışımı silajlarında Lactobacillus plantarum kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri

Bu tez çalışması macar fiği ile çavdar yem bitkilerinin tek başına veya karışımlarından elde edilen silajlara Lactobacillus plantarum (LP) inokülasyonunun silaj kalitesi, fermantasyon, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma grupları macar fiği kontrol (MF), çavdar kontrol (Ç), macar fiği + çavdar kontrol (MFÇ), macar fiği + LP (MFLAB), çavdar + LP (ÇLAB), macar fiği + çavdar + LP (MFÇLAB) şeklinde oluşturulmuştur. LP bakterisi silajlara 1x109 kob/g oranında ilave edilmiştir. Araştırma grupları 6 grup, 5 tekerrür olmak üzere toplamda 30 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler uygulanmıştır. Açım işlemleri tamamlanan silajlar 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Araştırma neticesinde elde edilen bulgular incelendiğinde, LP kullanımının silajlarda lactobacilli yoğunluğunda beklenen etkiyi göstermediği fakat pH1 (açım sonrası pH değeri) ve pH2 (aerobik stabilite sonrası pH değeri) oranlarının düşmesinde, buna bağlı olarak arzu edilmeyen mikroorganizmaların gelişiminin engellenmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür.

Macar fiğiÇavdar
Mohammed Khalaf Hasan Al-zubaıdı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Buğday hasılı silajlarında lactobacillus plantarum kullanımının silaj kalitesi ve fermantasyon üzerine etkileri

Bu tez çalışması buğday yem bitkisinden elde edilen silajlara Lactobacillus plantarum (LP) inokülasyonunun silaj kalitesi, fermantasyon, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma grupları buğday kontrol (KB), buğday+Lactobacillus plantarum 106 kob/g (LP6B), buğday+ Lactobacillus plantarum 108 kob/g (LP8B), buğday+ Lactobacillus plantarum 109 kob/g (LP9B) şeklinde oluşturulmuştur. Lactobacillus plantarum laktik asit bakterisi silajlara 1x106, 1x108 ve 1x109 kob/g oranında ilave edilmiştir. Araştırma grupları 4 grup, 5 tekerrür olmak üzere toplamda 20 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizleri yapılmıştır. Silajların açımı tamamlandığında 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Çalışma sonuçlarının analiz verilerine bakıldığında, Lactobacillus plantarum laktik asit bakterisinin kullanımı lactobacilli yoğunluğunda istenilen düzeyde artış sağlamadığını, maya ve küf oluşumunu engellediğini ve pH değerlerinin düşmesini sağlayarak istenilmeyen mikroorganizma oluşumunu baskıladığını gözlemlenmiştir.

Buğday
Sajood Adıl Abdullah Abdullah
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı melez arpa (Hordeum vulgare L.) popülasyonlarında anter kültürü tekniğiyle katlanmış haploid bitki elde etme olanakları üzerine bir araştırma

Araştırmanın amacı arpanın (Hordeum vulgare L.) dört farklı melez popülasyonuna ait bitkilerden alınan anter eksplantları ile in vitro haploidi tekniğinin geliştirilmesi, homozigot katlanmış haploid arpa bitkilerinin üretimi ve bu şekilde arpa ıslah süresinin kısaltılmasıdır. Başakların yüzey sterilizasyonu ve anterlerin izolasyonu %70'lik ethanol ile başarılı bir şekilde sağlanmıştır. Anterler 0.7 M ve 1.0 M Mannitol içeren besin ortamlarında + 4˚C'de dört gün bekletme işlemlerini içeren ayrı ayrı iki adet ön muameleye tabi tutulmuştur. Ön muamelenin ardından eksplantlar kallus oluşum oranına etkisini gözlemlemek amacıyla AgNO3'ın dört farklı dozunu (0, 25, 50, 75 mg/l) içeren kallus geliştirme ortamlarında 25˚C'de dört hafta kültüre alınmıştır. Kallus oluşum oranı bakımından en yüksek değere 4. popülasyonda, 1 M Mannitol ön muamele uygulamasında, 25 mg/l AgNO3 dozunda ulaşılmıştır. Sera koşullarına adaptasyonu sağlanan aklimatize olmuş bütün popülasyonlarda diploidleşme oranı hesaplanmış ve en fazla diploidleşme oranının (%92.3) birinci popülasyonda olduğu gözlemlenmiştir. Haploid bitkilerde kromozom katlanması sonucunda toplam 265 adet katlanmış haploid arpa bitkisi elde edilmiştir. Arpada katlanmış haploid bitki üretimi ve protokolünün oluşturulması, Türkiye'deki arpa ıslah çalışmalarını hızlandırmaya destek olacaktır.

Meryem Sağkol
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yetişen bazı fiğ (Vicia L.) türlerinin moleküler filogenetik analizi ve dünya'daki türleri ile karşılaştırılması

Fabaceae familyasının gıda ve yem sanayisinde kullanılan ekonomik öneme sahip en önemli cinslerinden birisi olan Vicia L., toplam 102 takson (63 tür, 22 alttür, 17 varyete) ile ülkemizde temsil edilmektedir. Tarımı yapılan çok az türü bulunmaktadır. Özellikle bazı türler besin değeri açısından önemli yem bitkisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez kapsamında ülkemizde doğal yayılış gösteren ve ticari öneme sahip türler (6 tür, 1 alttür ve çeşitleri) arasındaki moleküler filogenetik ilişkilerin belirlenmesi amacıyla nükleer ribozomal genlerin iç transkribe boşluklarındaki ITS gen bölgesi (ITS1+5.8s +ITS2) kullanılmıştır. Yapılan PZR çalışmaları ile elde edilen verilerle cins içerisindeki filogenetik ilişkiler Maksimum Likelihood ilişkisindeki GTR (General Time Reversibl Model) parametresinde Gamma dağılımı ile çizdirilmiş ve moleküler filogenetik ağaç elde edilmiştir. Aynı familyaya ait Astragalus mongolicus ve Lupinus luteus türleri ile başka çalışmalarda verileri olan Vicia cinsine ait çalışılan türler NCBI veri bankasından alınmış ve analize dahil edilmiştir. Ayrıca ITS2 gen bölgesine ait sekonder yapıların çizdirilmesi ile de moleküler veriler 2 boyutlu hale getirilerek görselleştirilmesi sağlanmıştır. Gibbs serbest enerji değerleri de çıkartılarak türler arasındaki farklılıklar gösterilmiştir. Sonuç olarak Vicia cinsine ait türler filogenetik çalışmalarda yaygın olarak kullanılan ITS gen bölgesine dayalı ilişkilendirmelerde birbirleri ile morfolojik verilere paralel olarak moleküler filogenetik ağaçta yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Fabaceae , Vicia L., ITS, filogenetik, Gibbs serbest enerji

Adi fiğDNA
Zeynep Özdokur
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kırşehir ilinde yetiştirilen simental sığırlarda fenotipik parametrelerin belirlenmesi

Bu çalışmada, Kırşehir ilinde yetiştirilen 846 baş Simental ırka ait 2007-2017 yılları arası verim kayıtları değerlendirilmiştir. Süt verim özelliklerinden 305 gün süt verimi (305 GSV), laktasyon süresi (LS) ve kuruda kalma süresi (KKS) ile döl verim özelliklerinden ise buzağılama aralığı (BA) üzerinde durulmuştur. Belirtilen özellikler üzerine buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi ve işletme büyüklüğünün etkileri araştırılmıştır. 305 GSV, LS, KKS ve BA ilişkin tanımlayıcı istatistikler sırasıyla 3847.4 ± 46, 374.47 ± 4.10, 64.88 ± 1.15 ve 438.52 ± 8.19 olarak tespit edilmiştir. 305 GSV ve LS üzerine buzağılama mevsiminin ve laktasyon sırasının etkisi önemli olup (p<0,01), buzağılama yılı ve işletme büyüklüğünün 305 GSV üzerine etkisi önemsiz (p>0,05), LS üzerine buzağılama yılının etkisi önemli (p<0,01), işletme büyüklüğünün etkisi istatistik olarak etkisiz (p>0,05) olduğu tespit edilmiştir. Laktasyon sırası, buzağılama mevsimi ve işletme büyüklüğünün KKS ve BA üzerine etkisi önemsiz (p>0,05) olup, buzağılama yılının KKS üzerine etkisi önemsiz (p>0,05), BA üzerine etkisi önemli (p<0,01) olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma ile Kırşehir ili ve bölgesinde yetiştirilen Simental sığırların süt verim özelliklerine ait fenotipik parametrelerinin ıslah çalışmalarında seleksiyondaki başarıyı arttırabileceği ve gelecekteki generasyonlar için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.

Narin Bedir Sarohan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aksaray doğal ceviz (juglans regia) popülasyonunun tanımlanması ve üstün özellikli cevizlerin seleksiyonu

Aksaray İli Merkez İlçede bulunan yaklaşık 2500 ağaçlık ceviz popülasyonundan toplam 78 ağaç, popülasyonun genel özelliklerini belirlemek ve verim, hastalıklara dayanıklılık, kabuklu meyve ve iç kalitesi ile iç rengi açısından üstün genotipleri tespit etmek amacıyla 2019 yılında incelenmiştir. Popülasyonun karakterizasyonu UPOV tanımlayıcıları kullanılarak yapılmıştır. İncelenen genotiplerde ortalama olarak, kabuklu meyve ağırlığı 10.81 g, iç ağırlığı 5.15 g, kabuk kalınlığı 1.51 mm ve iç randımanı %47.68 olarak belirlenmiştir. Kabuklu meyve ağırlığı dağılımı açısından, ağaçların %17'si 13.56–15.43 g, %13'ü 11.69–13.55 g, %42'si 9.82–11.68 g, %17'si ise 7.95–9.81 g aralığında değerler göstermiştir. İç çıkarma kolaylığı bakımından genotiplerin %6.41'i çok kolay, %53.85'i kolay, %32.05'i ise orta olarak sınıflandırılmıştır. İç rengi çoğunlukla orta (%47.44) ve açık (%38.46) tonlarda belirlenmiştir. İç dolgunluğu ise daha çok orta (%44.87) ve dolgun (%37.18) seviyelerde gözlemlenmiştir. Popülasyonda meyve şekli açısından varyasyon sınırlı bulunmuştur. Ayrıca genotiplerin %76.9'u yıllık sürgünlerde, %19.2'si yan dallarda, %3.9'u ise salkımlarda meyve vermektedir. Ağırlıklı Derecelendirme Yöntemi ve ek seçim kriterleri dikkate alınarak sekiz üstün genotip belirlenmiştir. Bu genotiplerde meyve boyutları (E, L, H) ve yuvarlaklık indeksi (R) sırasıyla 32.57–39.67 mm; 31.05–36.44 mm; 36.00–43.70 mm ve 0.76–0.90 olarak ölçülmüştür. Kabuklu meyve ağırlıkları 12.13–15.43 g, iç ağırlıkları 5.65–7.68 g, kabuk kalınlığı 1.38–2.03 mm ve iç randıman %45.11–50.25 arasında değişmiştir.

Ceviz
Mithat Çetin
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gümüş balığı (Atherina boyeri rısso, 1810)'ndan protein hidrolizatı üretimi, fonksiyonel ve biyoaktif özelliklerinin belirlenmesi

Doğal yaşam alanı dışında yaşayan ve ekosisteme zarar veren istilacı balık türleri, değerli ürünlere dönüştürülmesi çevreye verdiği tahribatı azaltmak ve ekonomiye katkı noktasında önemli bir potansiyele sahiptir. Bu tez çalışmasında, karşılaştırma amaçlı Hirfanlı ve Yamula Baraj Gölü'nde istilacı tür olarak yaşayan gümüş balığından (Atherine boyeri) alkalaz, bromelain ve flavourzyme enzimi kullanılarak protein hidrolizat üretimi gerçekleştirilmiş, üretilen hidrolizatın fizikokimyasal, fonksiyonel ve biyoaktif özellikleri incelenmiştir. Hidroliz derecesi HGalc, HGbro, HGfla, YGalc, YGbro ve YGfla numunelerinde sırasıyla %10.90, %11.60, %7.61, %9.74, %11.04 ve %6.66 olarak tespit edilmiştir. Fonksiyonel özelliklerden emülsiyon kapasitesi (EAI) en yüksek %99.49±0.48 m2 /g, emülsiyon stabilite (ESI) değeri ise en yüksek %49.02±0.80 dakika HGbro numunesine aittir. Köpük oluşturma kapasitesi ve stabilitesi en yüksek değer HGalc numunesinde olup sırasıyla %114.84±2.82 ve %76.65±1.51 olarak elde edilmiştir. Yağ bağlama kapasitesi, en düşük hidroliz derecesine sahip YGfla numunesinde en yüksek değerde gözlenmiş ve 3.75 ±0.12 mL/g olarak hesaplanmıştır. Hidrolizatlar en düşük HGfla (%79.82) ve en yüksek HGalc (%97.69) arasında, çeşitli pH değerlerinde sürekli olarak yüksek çözünürlüğe sahip çıkmıştır. Sonuç olarak hidrolizatlarının çözünürlük, emülsifiye edici, köpük oluşturucu ve yağ bağlama özellikleri ile gıda katkı bileşeni olarak potansiyel bir uygulama alanına sahiptir.

İrem Ceren Kızılköy
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00