İnönü University
Department

Department of Economics

İnönü University

247

Archived Theses

1

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Jeoekonomi ve Türkiye'nin jeoekonomisi

Jeoekonomi yeni bir bilim dalı olarak Soğuk Savaş sonrası yeniden biçimlenen devletlerarası ekonomik ve siyasal ilişkileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu bilim ayrıca ulus devletlerin değişen koşullar altında kendilerini yeniden tanımlamalarına ve yeni dünya düzeninde kendilerine yer kapma savaşımına rehberlik etmektedir. Jeoekonomi ulus devletlerin ortaya çıkmasından sonra devletler arası ilişkiler dizgesini ve dış politika uygulamalarını yorumlamayı amaçlayan görüşler evriminin şimdilik son halkasıdır. Yöntem olarak, politikadan çok ekonomiye, teknolojiye ve coğrafyaya önem vermektedir.Türkiye'nin bulunduğu coğrafi konumu, tarihsel ve kültürel geçmişi ve komşu ülkelerle olan ilişkileri, ona geniş bir coğrafyada ekonomik alan yaratma fırsatı vermektedir. Jeoekonomi de Türkiye'nin ekonomik alan yaratabilmesi ve ekonomik ilişkilerini geliştirebilmesi için uygulanması gereken politika olmalıdır. Bu nedenle jeoekonomiyi bir bilim dalı olarak ele almak ve Türkiye'nin tarihsel coğrafyasını ve bu coğrafyadaki ekonomik ilişkilerini incelemek büyük önem taşımaktadır.Bu araştırmada, öncelikle ?Jeoekonomi? bilimsel açıdan tanımlanmış, Türkiye için önemi belirtilmiş ve uygulanabilir politikalar için bilimsel temeller oluşturmak amacıyla tarihsel jeoekonomik alan incelenmiştir.

Coğrafi özelliklerEkonomik bütünleşmeEkonomik coğrafya+3
Şükrü İnan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de özelleştirme sürecinde istihdam ve işsizlik sorunu

Günümüzde, gerek toplumlar gerekse bireyler giderek karmaşıklaşan, çeşitlenen, kronikleşen ve küreselleşen sorunlar yaşamaktadırlar. İşsizlik, ekonomik, sosyal, kültürel, etik ve psiko-sosyal anlamda ciddi ve önemli etkileri olan sorunlardan biri olma yolundadır. Birçok ülkede ikinci dünya savaşından 1970'lerin sonuna kadar devam eden süreçte Keynesyen ekonomi politikaları sayesinde hızlı bir ekonomik büyüme, yüksek düzeyde istihdam ve fiyat istikrarının bir arada sürdürülmesi mümkün olmuştur. Türkiye'de Ulus-Devlet'in kuruluşunda ve yapılandırılmasında temel ilke, kamusal hizmetlerin devlet eliyle yürütülmesidir. Bu yapılanma, küreselleşme süreciyle 1980'li yıllardan itibaren uygulanan neo-libaral politikalarla değişime uğramıştır.Bu değişimde,özelleştirme ana unsur olarak kullanılmıştır. Özelleştirme ile birlikte küresel örgütler ile bunların uzantıları olan çokuluslu şirketler ve yerli şirketler devreye girmişlerdir.Bu süreçte, dış ticaretin serbestleştirilmesinden özelleştirmeye, tarımsal destekleme politikalarından enerji politikalarına kadar çok geniş bir alan, uluslararası kuruluşlar ile yapılan çeşitli kredi anlaşmalarında yer alan taahhütler doğrultusunda biçimlendirilmiştir. Piyasalar çoğu zaman sosyal adalet ve refaha uygun yapılanmamaktadır. Küresel veya makro bir dengesizliğin yol açtığı işsizliği,esnek işgücü piyasalarının ve aktif istihdam politikalarının gidermesini beklemek doğru değildir. Küresel sermaye karşı konulmaz bir güç haline gelmiştir. Hakim ekonomilerde ekonomi politikaları tektipleştirilmekte, en azından, birbirine paralel yürütülmektedir. Piyasalar kuralsızlaşırken kontrolsüz bir gücün egemenliğine terk edilmektedir.

Mehmet Ali Ateş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye piyasası türev ürünler ve para politikası ilişkisi

1970'li yıllarda görülen finansal krizler sonucu piyasalarda belirsizlik ve kırılganlık artmıştır. Sermaye piyasası türev ürünleri özelliklerinden dolayı risk ve belirsizliği azalttığı için yatırımcıların önlerini açar. Bu yüzden yatırımcıların daha doğru ve etkin yatırım kararları almalarını sağlar. Bunun sonucunda yatırımlar artacak. Yatırım artışıyla toplam talep artış gösterecektir. Bu durum çarpan etkisi yaratarak milli hasılayı artıracaktır. Sonuç olarak para politikasının nihai amaçları olan ekonomik büyüme ve istihdamda önemli yol katedilecektir. Ayrıca arz talebe göre dengeleneceği için fiyat istikrarında da önemli bir yol alınmış olunacaktır. Para piyasasıyla sermaye piyasası arsasında önemli bağlantı vardır. Para piyasasını doğrudan etkileme yolu para politikası vasıtasıyladır. Sermaye piyasası para politikasından dolaylı olarak etkilenir. Türev ürünlerin para politikasına etkisi olduğu gibi para politikasının da türev ürünlere etkisi bulunmaktadır. Bu etkileşim organize borsalarda daha fazla kendini hissettirmektedir. Tezgahüstü piyasaların denetimi yeterli olmadığı için etkileşim sınırlıdır. Ayrıca bu piyasalar oldukça risklidir ve işlem hacmi bir anda çok yüksek meblağlara ulaşabilmektedir. Bu tehdit merkez bankalarının fiyat istikrarını sağlamasında önemli engel oluşturmaktadır. Bu yüzden özellikle bu piyasalarda yeterince düzenlemeler yapılmalıdır.Anahtar Sözcükler: Türev Ürünler, kırılganlık, tezgahüstü piyasalar, denetim, fiyat istikrarı, para politikası.

Yusuf Ekrem Akbaş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Para politikasında Merkez Bankasının etkinliği, bağımsızlığı ve kredibilitesi: Türkiye örneği

Merkez bankalarının bağımsız kurumlar olması gerektiği yönündeki düşünce bu kurumların tarihi kadar eskidir. Bu düşüncenin ekonomik bir araştırma konusu olarak incelenmesi ise 1970'lerin sonlarındaki yüksek enflasyon ve işsizlik sorununun ciddi boyutlara ulaşmasıyla başlar. Bu dönemde bazı ülkelerin, merkez bankalarını daha bağımsız bir yapıya kavuşturdukları görülmüştür. Bu konu üzerinde yapılan pek çok araştırma bağımsızlık arttıkça enflasyonun düştüğünü göstermiştir. Ancak bu araştırmalar genelde bazı gelişmiş ülkeler üzerine olmuştur. Araştırmasına az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri de dâhil eden Cukierman, Webb ve Neyaptı çalışması gibi çalışmalar enflasyonla merkez bankası bağımsızlığı arasındaki negatif yönlü ilişkiyi bu ülkeler için doğrulayamamıştır. Bunun yanında merkez bankası bağımsızlığı ile diğer makro ekonomik hedefler arasında da doğrudan bir ilişki bulunamamıştır. Ancak merkez bankalarının bağımsızlığı dışlanmamalıdır. Merkez bankalarının başarılı olabilmeleri ekonomik karar birimleri nazarındaki kredibilitelerine bağlıdır. Kredibilitenin sağlanmasının şartlarından birisi de merkez bankasının bağımsız olmasıdır. Kredibilite sahibi bir merkez bankası ekonomide dikkate alınan ve ekonomiyi yönlendirebilen bir aktör olur. Bu da merkez bankasının etkinliğinin sağlanması manasına gelir. Sonuç olarak bağımsızlık kredibiliteyi, kredibilite etkinliği sağlar. Etkin bir merkez bankası da doğru politikalarla hedeflerine ulaşabilir.

BağımsızlıkEtkinlikKredibilite+2
Salih Serdar Issı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Banka kredi müşterilerinin sınıflandırılması: Panel veri lojistik regresyon analizi yaklaşımı

Girişimler için öncelikli finansman aracı olan krediler ekonomik aktiviteler için oldukça önemlidir. Kredi vermeye yetkili birimler, kredi verme sürecinde kararlarını olumlu ya da olumsuz etkileyecek faktörleri bilmek isterler. Bu çalışmada seçilmiş bir grup değişken, kredi verme sürecine ilişkin kararlara etkileri yönünden değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca geleneksel yöntemlere alternatif olarak panel veri yaklaşımı kullanılmıştır. Böylece kredi talep eden girişimlerin tarihsel değişimi de göz önüne alınarak kredi kararlarının daha sağlıklı bir zeminde verilmeye çalışılması amaçlanmıştır.

KredilendirmeLojistik regresyon analiziPanel yöntemi+1
Yasemin Aydın
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelerde finansal krizler ve erken uyarı sistemleri: Markov geçiş modellemesi

Gelişmekte olan ekonomilerde son yıllarda gerçekleşen finansal krizler ve sebep oldukları ağır sonuçlar, finansal krizlere ilişkin erken uyarı sistemleri tasarımı konusunu araştırmacıların ve ulusal ve uluslararası finans otoritelerin önemle üzerinde durduğu bir konu haline getirmiştir. Bu çalışmada, alternatif bir erken uyarı sistemi kurulması amacıyla rejim değişimi modeli olarak da bilinen, Markov Geçiş modellemesi kullanılmıştır. Çalışma, Latin Amerika'dan; Meksika, Arjantin ve Brezilya, Güneydoğu Asya'dan; Tayland, Malezya ve Güney Kore, Güney ve Doğu Avrupa'dan ise Bulgaristan, Rusya, Ukrayna ve Türkiye ekonomilerini, 1990:1-2006:12 dönemi için incelemektedir. Finansal krizlerin ampirik tanımının elde edilmesi ve oluşumunda rol oynayan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla teorik finansal kriz literatürü kapsamlı bir şekilde analiz edilmiş ardından, ampirik finansal kriz literatüründe yer bulmuş olan çeşitli erken uyarı sistemleri; standart yaklaşımlar ve yeni yaklaşımlar başlıkları altında incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar değerlendirildiğinde, Markov geçiş modellemesinin finansal krizlere yönelik bir erken uyarı sistemi kurulması amacına uygun bir araç olduğu söylenebilir. Tahmin sonuçlarına göre, reel efektif döviz kurunda trenden sapmalar göstergesinin, en etkin erken uyarı göstergesi olduğu ve bu göstergeyi bankacılık kırılganlık endeksi ve LIBOR (Londra bankalar arası piyasa üçer aylık faiz oranları) göstergelerinin izlediği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen başka bir önemli sonuç, gelişmekte olan ülkeler arasındaki heterojen yapıya bağlı olarak, finansal krizlerin öngörülmesi amacıyla kullanılacak bir erken uyarı sisteminin etkinliğinin arttırılması için ülke özelinde farklı öncü göstergelerin kullanılması gerektiğidir.

Erken uyarı sistemleriFinansal krizGelişmekte olan piyasalar+1
Bilge Kağan Özdemir
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Mutlak ve karşılaştırmalı üstünlükler kuramı çerçevesinde İngiltere'nin ihracatının ve Türkiye'nin ihracatının karşılaştırılması

İngiltere ve Türkiye'nin ihracatlarının mutlak üstünlüklere ve Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlüklere göre incelendiği çalışmada bu incelemelerden farklı sonuçlar elde edilmiştir. Birleşmiş Milletler veri tabanından yararlanılarak tutarlı bir şekilde sürdürülen çalışma regresyon modelleri ve korelasyon analizleri ile desteklenmiştir.İngiltere'den Türkiye'ye 1989-2005 yılları arasında en çok Tıp ve Eczacılık Ürünleri, Motorlu Kara Taşıtları, Elektriksiz Makineler (Elektrik üreten), Elektrik Makinaları, Cihazları ve Aletleri, vb. Aksam, Parçaları ve Diğer genel endüstri makina/cihazların aksamları ihraç edilir iken Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler açısından (sırası ile) İşlenmiş Yağ, Mum ve Benzeri Yenilmeyen Karışımları, Canlı Hayvanlar İşlenmemiş Kösele, Deri ve Kürk, Doğalgaz ve Mamul Gaz ile Parfümeri, Kozmetik, Temizlik Ürünleri üstünlük sağlamışlardır.Aynı dönemde Türkiye'den İngiltere'ye en çok ihraç mal grupları Giyim Eşyaları, Motorlu Kara Taşıtları, Haberleşme, Ses Kaydetme ve Sesi Tekrar Vermeye Yarayan Cihaz ve Araçlar, Tekstil İplikleri, Kumaşlar ve de Meyve ve Sebzeler olmuştur. Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler açısından (sırası ile) Büro Makinaları ve Otomatik Veri İşleme makineleri, Diğer Taşıt Araçları, Petrol ve Petrol Ürünleri, Haberleşme, Ses Kaydetme ve Sesi Tekrar Vermeye Yarayan Cihaz ve Araçlar ve de Balık ve Diğer Deniz Ürünleri üstünlük sağlamışlardır.Araştırmada ayrıca Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler ile bunun tamamlayıcısı ve ihracatta serbestlik derecesinin göstergesi olan Hillman Koşulu arasındaki ters yönlü ilişki belirlenmiştir.

Arife Ünüvar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Gümrük Birliği sürecinde otomotiv sektörüne yapılan yabancı sermaye yatırımları ve ülke ekonomisi üzerindeki etkileri

Otomotiv sanayi, diğer sanayi dalları ve ekonominin diğer sektörleri ile olan ilişkilerinden dolayı ekonominin lokomotifi kabul görmekte ve aynı zamanda istihdam yaratma gücü, üretim potansiyeli ile dünya ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Sektör, demir-çelik, petro-kimya, lastik gibi temel sanayi dallarında ve başka birçok dallarda başlıca alıcı ve bu sektörlerdeki teknolojik gelişmenin de sürükleyicisidir. Sektör, gerçek ve güvenilir vergi geliri sağlayan sektörlerin başında gelmektedir.Otomotiv sektörü, günümüzde gıda ile tekstilden sonraki üçüncü büyük sektördür. Günümüzde Türk otomotiv ana sektörü doğrudan 30-40 bin adama dolaylı olarak yarım milyon insana iş imkanı sağlamaktadır. Ülke ekonomisinin gelişmesine, istihdama, refah artışlarına, üretime, milli gelire olan katkısı ve yarattığı geniş boyutlu ekonomik dinamik ve sürükleyiciliği nedeniyle otomotiv sanayi Türkiye içinde sanayileşme ve kalkınma anahtarlarından biri olarak görülmektedir.Gümrük Birliği itibariyle Türkiye'de dünya çapında otomobil üreten büyük beş yabancı sermayeli firma faaliyet göstermektedir. Bunlardan Fiat 1968, Renault 1969, Toyota 1994, Honda ve Hyundai 1997 yılında üretime başlamıştır. Bugün, bu firmaların sağladığı 19 bin 060 adet civarındaki istihdamla sektörde faaliyet göstermekte ve ülke kalkınmasına önemli katkılarda bulunmaktadırlar. Sektördeki firmalar lisans altında üretim yapmakta olup, dünya otomotiv sanayinde çok güçlü firmalarla yabancı sermaye ortaklığı kurmuşlardır.Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, dünyada ve Türkiye'de otomotiv sanayinin gelişimi, Türkiye'de otomotiv sanayinin ithal ikameci ve dışa açık sanayileşme dönemindeki gelişimleri anlatılmıştır. İkinci bölümde otomotiv sanayinin kriz dönemlerindeki durumları ve temel sorunlarına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise otomotiv sektörünün üretimleri, satışları, ihracatları, rekabet gücü, sektörün güçlü ve zayıf yanları, fırsatları ve tehditleri verilmiştir.

Yabancı sermaye yatırımları
Eldıar Akmatov
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Kurumsal iktisat bağlamında ülkeler arası büyüme farklılıklarının panel veri analizi

Bireylerin etkileşimleri sonucu oluşan kurumların, ekonominin performansı üzerine olan etkisi, Adam Smith'den beri kabul edilmektedir. Kurumsal bakış açısı öncü ve yeni kurumsal iktisat akımlarını kapsamaktadır. Aralarındaki farklılığa rağmen, her iki ekol de kurumların ekonomide önemli olduğu savını desteklemektedirler. Ancak kurumların sayısal olarak temsiline ilişkin sorunlar nedeniyle kurumsal yapı ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki son çeyrek yüzyılda ampirik olarak incelenebilmiştir. Ampirik çalışmalarda çoğunlukla Solow modeli veya doğrusal modeller tercih edilmiştir.Solow modeli ve türevleri kurumsal yapıyı doğrudan modelin teorik çerçevesine dahil etmemektedir. Bu nedenle çalışmamızda kurumları büyümenin temel unsurlarından biri olarak ele alan Aghion-Howitt modeli kullanılmıştır. Bu model çerçevesinde, ülkeler arasındaki büyüme farklılıkları üzerinde kurumların etkisi analiz edilmiştir. Bu amaçla 1970-2005 dönemi arasında 96 ülkeden oluşan panel veri seti kullanılmıştır. Kurumsal yapı, politik ve sivil haklar ile ekonomik özgürlükler endeksleri ile ifade edilmiştir.Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre, ülkeler arası büyüme farklılıklarını açıklamada kurumsal yapının önemli olduğu görülmektedir. Eğer ülke teknoloji sınırına yakın ise, kurumsal yapıyı ifade eden endekslerdeki iyileşme, ekonominin büyüme hızını daha da arttırmaktadır. Ülke teknoloji sınırından uzakta ise, kurumsal yapının gelişmesi ekonominin büyüme hızını düşürmektedir. Dolayısıyla teknoloji sınırından uzaktaki ülkelerin, önceliği teknoloji düzeylerini yükseltmeye vermeleri ve daha sonra kurumsal yapıyı geliştirmeye yönelik reformları yapmaları daha uygun görülmektedir.

BüyümeEkonomiEkonomi politikaları+4
Selim Yıldırım
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

İçsel büyüme teorileri çerçevesinde ar-ge harcamalarının dış ticaret ve büyüme üzerine etkileri

1980'lerin ortalarından itibaren Solow modelinin test edilmesi sonucunda elde edilen bulgular, modelin ülkeler arasındaki gelişme farklarının zaman içerisinde kapanacağı öngörüsünü desteklememiştir. Diğer bir deyişle, 1980'lerin sonlarına kadar yapılan ampirik analizlerde, yoksul ülkelerin zengin ülkelere yakınsamadığının görülmesi üzerine Neo-Klasik modelin temel varsayımı olan teknolojinin dışsal ve ülkeler arasında sabit olduğu varsayımına ilişkin şüpheler yoğunlaşmaya başlamıştır. Bunun sonucunda Neo-Klasik yaklaşımın benimsediği sermayenin azalan getirisi varsayımını elimine eden çeşitli büyüme modelleri ortaya atılmaya başlanmıştır. İçsel büyüme teorilerinin öncü çalışmaları olarak genel kabul gören Romer (1986) ve Lucas (1988) modelleri teknolojinin içsel olduğu varsayımından hareketle, ülkeler arası gelişme farklılıklarının nedenleri hakkında Neo-Klasik büyüme modeliyle karşılaştırıldığında daha tatmin edici bir açıklama getirmişlerdir. Yeni içsel büyüme teorileri, ülkelerin beşeri sermaye ve teknolojiye yatırım yapmadıkları sürece gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki farkın ortadan kalkmayacağı gibi daha da açılabileceğini ileri sürmektedirler.Bu yeni büyüme teorilerinde, uzun dönemli sürdürülebilir büyüme oranlarını sağlayacak teknolojik gelişme fiziksel ve beşeri sermaye yatırımları, yaparak öğrenme ve Ar-Ge yatırımları kanalıyla olmaktadır. Romer (1990), Grossman-Helpman (1991) ve Aghion-Howitt (1998) tarafından geliştirilen Ar-Ge tabanlı modeller eksik rekabeti büyüme modellerine dahil etmişlerdir. Bu modeller üç sektör içermektedir. Nihai ürün sektörü, ara malı sektörü ve Ar-Ge sektörüdür. Ar-Ge sektörü beşeri sermaye kullanarak yeni tasarımlar üretir. Yaratılan bu yeni tasarımlar ara malı sektörüne satılır. Ara malı sektörü bu yeni tasarımların patentlerini alarak yeni ürünlerin ve ara mallarının tek üreticisi durumuna geçer. Bir sonraki aşamada ara malı sektörü niteliği yükselmiş veya çeşitlenmiş bu ara mallarını nihai ürün sektörüne satar. Ar-Ge sektörü bu modellerde anahtar sektör olmaktadır.Bu çalışmada, Ar-Ge sektörünü temsil etmek üzere Ar-Ge harcamalarının GSYİH içerisindeki payı, Ar-Ge sektöründe istihdam edilen araştırmacı sayısı ve paten sayıları kullanılarak Ar-Ge faaliyetlerinin büyüme ve dış ticaret üzerindeki etkisi OECD ülkeleri açısından panel veri tekniği ile incelenmektedir. Analiz sonucunda açıklayıcı değişkenlerin GSYİH ve ihracat üzerinde pozitif ve anlamlı bir etki yaptığı bulguları elde edilmiştir.

Necati Çiftçi
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00