
16
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Dijital oyunlarda oyun içi satın alma davranışının incelenmesi
Bu çalışma, dijital oyun kullanıcılarının oyun içi satın alma niyetlerini açıklamak amacıyla geliştirilmiş kuramsal bir modeli test etmektedir. Model, Planlı Davranış Teorisi (TPB), Teknoloji Kabul Modeli (TAM) ve Teknolojinin Kabulü ve Kullanımının Birleşik Teorisi (UTAUT) modellerini bütünleştirerek; tutum, öznel norm, algılanan davranış kontrolü, keyif, kullanım kolaylığı ve performans beklentisi gibi değişkenlere odaklanmaktadır. Oyun bağımlılığı ise satın alma niyetini etkileyen bağımsız bir değişken olarak modele dahil edilmiştir. Araştırma, Türkiye'de 18 yaş ve üzeri dijital oyun kullanıcılarından çevrim içi anketle toplanan verilerle gerçekleştirilmiş, yapısal eşitlik modellemesi (SEM) uygulanmıştır. Bulgular, modelin satın alma niyetini açıklamada anlamlı olduğunu; özellikle keyif, performans beklentisi ve oyun bağımlılığının etkili değişkenler olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimel
Rusya-Ukrayna savaşı haber fotoğraflarında ideoloji: Göstergebilimsel bir inceleme
Bu tez, Batı merkezli medya kuruluşlarının Rusya-Ukrayna savaşı sırasında yayımladığı haber fotoğraflarını incelemektedir. Amaç, bu fotoğrafların Ukrayna'yı evrensel değerlerle uyumlu, haklı ve mağdur bir taraf olarak nasıl konumlandırdığını ortaya koymaktır. Çalışma, Roland Barthes'ın düz anlam, yan anlam ve mit kavramlarına dayalı göstergebilimsel analiz yöntemini, Althusser'in ideolojik aygıtlar ve Gramsci'nin hegemonya kuramıyla birleştirmiştir. Araştırmada, 24 Şubat 2022 ile 10 Haziran 2025 arasında The New York Times, BBC, The Guardian, Reuters, Der Spiegel ve Le Monde gibi yayınlarda yer alan 20 haber fotoğrafı amaçlı örnekleme ile seçilmiştir. Analizler, fotoğrafların çoğunlukla Ukrayna ve Batılı liderleri yan yana gösterdiğini, bu görüntüler aracılığıyla Ukrayna'nın meşru ve desteklenmesi gereken bir ülke olarak sunulduğunu ortaya koymuştur. Bu çerçevede haklı direniş ve mağduriyet söylemleri öne çıkarılmış, Rusya tarafı ise genellikle görünmez bırakılmıştır. Çalışma ayrıca, sahada bulunmayan gazetecilerin doğrulanmamış görüntüleri dijital kanallar aracılığıyla, hızla yayınladıkları yeni iliştirilme biçimini tanımlayan Embedded 5.0 kavramını önermektedir. Bulgular, haber fotoğraflarının yalnızca bilgi aktarmadığını, aynı zamanda okuyucuları belli bir siyasi tutumu benimsemeye çağırdığını göstermektedir.
2000'li yıllar Türk sinemasında baba-oğul ilişkisi ve travma
İnsanlığın var olduğu ilk yıllardan beri insan beyni ve insanın davranışları merak ve araştırma konusu olmuştur. İnsan bazen bu merakı sorarak bazense araştırarak gidermeye çalışmıştır. Dolayısıyla insanlar, iyi ya da kötü yaşantılar ve tecrübelerinin sonucunda başlarına gelen bir takım ruhsal durumlara anlam arayışı içerisine girmişlerdir. 19. yüzyılın sonlarında ise gelişen teknolojiyle bu arayış daha anlamlı ve somut hale gelmiştir ve ortaya travma kavramı çıkmıştır. Daha sonra travmanın insanın tüm ilişkilerinde ortaya çıkabilecek bir durum olduğu çeşitli araştırmacılar tarafından kanıtlanmıştır. Şüphesiz ki bu insan ilişkilerinden en yaygın olanı da aile içi ilişkilerdir. Toplumun gözünde kimi zaman bir ata kimi zaman ise bir otoriter temsil olarak görünen baba ise bu ilişkinin merkezinde yer alan unsurlardan biridir. Birey babasıyla her zaman olumlu bir ilişki içerisinde olmayabilir. Kimi zaman ise bu ilişki sallantılı ve travmatik olabilir. Çalışmada travma kavramının sinemada temsilleri ve baba-oğul ilişkisine etkilerini belirlemek hedeflenmiştir. Çalışma teori ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teori kısmı ise kendi içerisinde ikiye ayrılmaktadır. İlk bölümde travma ikinci bölümde ise sinema hakkında literatür taraması yapılacaktır. İlk bölümde; travma kavramının tarihi, travmaya sebep olabilecek unsurlar, travmanın etkileri, travmanın türleri, çocukluk çağı travmaları ve anne ve baba kaynaklı travmalarla ilgili literatür araştırması yapılmış ve ulaşılan veriler çalışmaya eklenmiştir. İkinci bölümde ise; Sinemanın elementleri, Türkiye'ye sinemanın gelişi ve ilk sinemacılar, Türk sinemasının dönemleri ve bu dönemlerde yer alan travmatik baba-oğul ilişkisi konulu filmler ile ilgili literatür taraması yapılmış ve çalışmaya eklenmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise sinemanın elementleri değerlendirilerek örneklem seçilen filmler üzerinden travma merkeze alınarak okumalar yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, sinemanın ilk yıllarından itibaren baba-oğul ilişkisinin bir tema olarak karşımıza çıktığı ve özellikle sinemanın gelişimiyle birlikte bu ilişkinin içerisine travmatik olayların ve izlerin girdiği gözlemlenmiştir.
Yerel haberin dijital dönüşümü: Yozgat basılı gazeteleri ve internet sitelerinin karşılaştırılması
Bu yüksek lisans tezinde, dijitalleşme sürecinin yerel gazetecilik üzerindeki etkileri Yozgat ili özelinde incelenmiştir. Araştırmanın temel amacı, Yozgat'ta yayımlanan altı yerel gazetenin basılı ve dijital sürümlerindeki haber üretimi ile içeriklerinde meydana gelen değişimleri analiz ederek, yeni medya teknolojilerinin yerel basına getirdiği dönüşümleri ortaya koymaktır. Çalışmada, dijitalleşmenin gazetecilikte içerik yapısı, haberin sunumu, haber kaynakları ve yerellik vurgusu üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Araştırmada, 2024 yılı Şubat ayında Yozgat merkezinde yayımlanan altı yerel gazete ile bu gazetelerin internet sitelerinde yer alan haberler veri setini oluşturmuştur. Hem nicel hem de nitel içerik analizi yöntemleri kullanılmış; haberlerin kategorisi, kaynağı, kapsamı, başlık özellikleri ve görsel-işitsel öğe kullanımı gibi değişkenler sistematik biçimde kodlanmıştır. Veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiş, bulgular ise içerik odaklı yorumlanmıştır. Araştırma bulgularına göre dijitalleşme, yerel gazetelerde görsel-işitsel içerik ve haber çeşitliliğini artırmakta; başlıklarda yerellik vurgusunu öne çıkarmaktadır. Ancak bazı kategorilerde ajans kaynaklı içeriklerin baskın olması, editoryal özgünlüğü sınırlamaktadır. Basılı ve dijital gazeteler arasında haber sayısı, kapsam ve içerik bakımından belirgin farklar ortaya çıkmıştır. Yerel gazetelerin dijitalleşme sürecinde teknolojik olanaklardan tam anlamıyla yararlanamadığı; özellikle etkileşim ve multimedya kullanımı açısından potansiyelin gerisinde kaldığı saptanmıştır. Bu çalışma, Anadolu'da yerel medya ile dijitalleşme ilişkisini güncel bir örnekle ele almakta ve yerel gazetelerin dijitalleşme süreçlerine yönelik öneriler sunarak literatüre katkıda bulunmaktadır.
Yerel haber medyasında yapay zeka kullanımı: Engeller ve olanaklar üzerine bir araştırma
Bu araştırma, Türkiye'deki yerel haber medyasında yapay zeka teknolojilerinin nasıl kullanıldığını, karşılaşılan zorlukları ve sağladığı fırsatları eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Çalışma, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden seçilmiş 14 ilde çalışan 20 yerel medya personeli ile yapılan asenkron yazılı yarı yapılandırılmış görüşmelere dayanmaktadır. Bu çalışmada veriler, tematik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiş ve beş ana başlık altında bir araya getirilmiştir: yapay zekaya dair farkındalık seviyesi, kullanım nedenleri, fırsatlar, riskler ve yerel medyada karşılaşılan yapısal engeller. Araştırma sonuçları, yapay zeka teknolojilerinin yerel medya içerisinde genellikle bireysel çabalarla ve sınırlı bir şekilde kullanıldığını; kurumsal düzeyde ise bu teknolojilerin sistematik bir biçimde entegre edilmediğini ortaya koymaktadır. ChatGPT, Transkriptor ve benzeri araçlar, başlık oluşturma, metin düzenleme ve röportaj analiz etme gibi işlemlerde kullanılmaktadır; ancak teknik alt yapı eksikliği, yüksek maliyetler, eğitim yetersizlikleri ve etik kaygılar bu sürecin geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. Bu çalışma, yapay zekanın yerel medya ortamında dijital eşitsizlikleri artırma olasılığına dikkat çekmekte ve insan odaklı, etik bir entegrasyonun zorunluluğunu vurgulamaktadır.
Yapay zeka ve dijital platformlar ile değişen habercilik pratikleri üzerine bir inceleme
Günümüzde yapay zeka teknolojileri; sağlık, eğitim, hukuk ve iletişim gibi birçok alanda köklü değişimlere yol açmaktadır. Bu dönüşümün en derinden hissedildiği alanlardan biri de gazeteciliktir. Haberin toplanmasından üretimine, dağıtımından doğrulanmasına kadar pek çok boyutta yapay zeka destekli araçlar gazetecilik pratiklerini yeniden şekillendirmektedir. Hız ve verimlilik odaklı bu dönüşüm, yalnızca teknik olarak ele alınamayacak kadar geniş etik, mesleki ve kurumsal tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu çalışma, yapay zeka teknolojilerinin gazetecilik meslek pratikleri üzerindeki etkilerini, gazetecilerin deneyim ve görüşleri üzerinden çok boyutlu olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel yöntemle ve fenomenolojik desen doğrultusunda tasarlanmıştır. Çalışmanın evreni Türkiye'de yaygın basın kuruluşlarında görev yapan gazetecilerdir. Araştırmanın örneklemini ise çeşitli yaş, deneyim ve medya türlerini temsil edecek şekilde seçilen 10 gazeteci oluşturmaktadır. Veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Toplanan veriler belirlenen temalar çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular, gazetecilerin bilgi toplama ve içerik üretimi süreçlerinde çeşitli amaçlarla yapay zekayı kullandıklarını gösterirken bu durumun kişisel deneyim düzeyinde olduğunu ve kurumsal stratejiye dönüşemediğini ortaya koymuştur. Medya kuruluşlarında sınırları belirli herhangi bir kurumsal yönlendirme, etik protokol ya da stratejiye dayanmamakta; gazetecinin kişisel ilgisine ve teknik becerisine bırakılmaktadır. Araştırmanın sonucu Türkiye'nin medya yapısının uluslararası örneklerle kıyaslandığında yapay zeka adaptasyonunda erken bir aşamada olduğunu göstermektedir. Gazetecilik mesleğinin geleceğinin yapay zeka destekli araç ve süreçlerden geçtiği göz önünde bulundurulduğunda çağın gerisinde kalmamak adına medya kuruluşları çok boyutlu ve sürdürülebilir stratejiler geliştirmelidir. Bu bağlamda, hem hâlihazırda meslekte aktif olan gazetecilerin hem de geleceğin gazetecilik adaylarının bu dönüşüme uyum sağlayabilmesi için eğitim temelli ve kapsayıcı politikaların oluşturulması da büyük önem taşımaktadır.
Dijital Gazetecilik ve Deepfake: Haber Güvenilirliği Üzerine Bir Araştırma
Bu çalışmada dijital gazetecilik pratiklerinin, derin öğrenme algoritmalarıyla üretilen sahte içerikler olan deepfake teknolojisi karşısındaki direnç kapasitesini ve bunun haber güvenilirliği üzerindeki çok boyutlu yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Deepfake teknolojisi, siyasal manipülasyon, dezenformasyon ve bilgi kirliliği gibi sorunlara yol açarak, haber güvenilirliğinin geleneksel ölçütlerini aşındırmaktadır. Nitel araştırma paradigması çerçevesinde durum çalışması deseniyle yapılandırılan çalışmada, Youtube ve Instagram platformlarında 18.02.2022–01.06.2025 tarihleri arasında yayımlanan deepfake içerikli 8 haber videosu ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın ampirik verisini, bu videoların altından toplanan 187 adet kullanıcı yorumu oluşturmaktadır. Veriler, altı temel hassasiyet türü ve yedi duygusal ton kategorisi çerçevesinde betimsel içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Analiz sonucunda en baskın hassasiyet türleri Manipülasyon ve Algı Yönetimi Kaygısı ile Etik ve Yasal Hassasiyet olmuştur. Kullanıcılar, deepfake'i hem bireysel mahremiyet ihlali hem de toplumsal güveni tehdit eden sistemik bir unsur olarak algılamaktadır. Ayrıca Teknolojiye Yönelik Takdir ve Merak hassasiyeti de önemli bir yer tutmuş, kullanıcıların teknolojik ilerlemeyi hayranlıkla karşıladığını ancak potansiyel risklerin farkında olduğunu göstermiştir. Duygusal tonlarda ise Korku başı çekmiş, bunu Şaşkınlık ve Mutluluk izlemiştir. Sonuç olarak deepfake'in dijital medyada bir hakikat krizi yarattığını ve haber güvenilirliğinin artık yalnızca doğrulukla değil, aynı zamanda teknolojik denetim ve etik sorumlulukla da ölçüldüğünü göstermektedir. Bu riskleri azaltmak amacıyla, yapay zekâ ile üretilen içeriklere zorunlu etiketleme/filigran sistemlerinin getirilmesi ve kuşaklararası medya okuryazarlığı programlarının geliştirilmesi önerilmektedir.
Yeni medyada haber sitelerinin görsel iletişim ve tasarımı açısından incelenmesi : Türk haber siteleri örneği
İletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve internet kullanımının yaygınlaşması sonucunda internet üzerinden yayın yapan haber sitelerine ilgi artmaktadır. Ülkede ve dünyada meydana gelen olayların duyurulması sürecinde, internette yayın yapma hızının artması sonucunda okuyucuların çevrimiçi haber sitelerini ziyaretleri artış eğilimindedir. Bu nedenle elektronik haber gazetelerinin okuyucu kitlesinin gereksinimlerine dikkat etmesi ve içeriğin ana biçimine, tasarımına ve içeriğin alıcıya sunulma şekline dikkat ederek onlara yeterli rahatlığı sağlaması önemli hale gelmiştir. Bu araştırmada, Türk haber sitelerinin görsel iletişim ve tasarımı açısından analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bunun için Türkiye'de en çok ziyaret edilen haber siteleri trafik oranları similar.web aracılığıyla tespit edilmiştir. İnceleme sonucunda hürriyet.com ve sozcu.com haber sitelerinin en çok ziyaret edilen siteler olduğu görülmüştür. Her iki sitenin aynı tarihteki sayfalarından alınan ekran görüntüleri tasarım ilkelerine göre analiz edilmiştir. Uygulama sonucunda her iki sitenin tasarım ilkeleri açısından uyumlu olan ve uyumsuz olan kısımları belirlenmiştir. Sözcü.com haber sitesinin Hürriyet.com'a göre tasarım ilkeleri açısından daha başarılı olduğu görülmüştür.
İranlıların Türkiye göçüne ilişkin medyada oluşturulan algının incelenmesi
Göç ve göçün nedenleri arasında siyasi, ekonomik ve güvenlik gibi etkenleri başat öğeler olarak saymak mümkündür. Bu etkenler arasında medya ve medya algısı etkisi bakımından dikkat çekicidir. Modern İran tarihi boyunca pek çok nedenden ötürü İran en fazla göç veren ülkeler arasına girmiş bir ülkedir. Özellikle 1979 tarihinde gerçekleşen İran İslam Devrimi sonrasında göçler yoğunluk kazanmıştır. Son on yıl içerisinde gerçekleşen göçlerdeki medyanın rolü ve oluşturduğu etkisinden dolayı daha önceki göçlerden farklılaştığını söylemek mümkündür. İran'da son on yıl içerisinde gerçekleşen göçlerde medya algısının etkisini ele almayı hedefleyen çalışmada konuya giriş mahiyetinde algı olgusu kısaca ele alınacak, bunun akabinde İran'da göç olgusu genel olarak konu edilecektir. Sonrasında sosyal medyada yayınlanan reklamlar ve seçilen gazeteler ve de göç ile ilgili özel olarak yayın yapan TV kanalları üzerinden göç olgusu ele alınacak ve bu yayınların gerçekleşen göçlere etkisi ayrıntıları ile ele alınacaktır. Bu amaç doğrultusunda İran'da yaşayan 12 İranlı ve Türkiye'ye göç etmiş 12 İranlı ile yapılan mülakatlarda medyanın Türkiye'ye göç konusunda yarattığı algının etkisi araştırılmıştır. Sosyal medya reklamları, TV kanallarında yayın yapan dizilerde işlenen göç teması ve göçle ilgili reklamlar çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Sonuç olarak her olguda pek çok etkenin rolü olduğu göz önüne alınarak medya yayınlarının göçü teşvik eden söylemlerin etkili olduğu ve karşı söylem olarak İran ulusal medya yayınlarında yer verilen göç karşıtlığının ise zayıf kaldığı tespit edilmiştir.
11 Eylül olayları sonrası ABD ideolojisinin sinemada temsili
Bu araştırma, Hollywood sinemasında 11 Eylül Saldırıları sonrası ABD ideolojisinin sinemada temsilini temele almaktadır. Bu çalışma, değişen ABD ideolojisinin Hollywood sinemasında nasıl ele alındığını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, değişen ideolojiler tespit edilmiş ve Hollywood sinemasında nasıl ve hangi kodlarla aktarıldığı söylem analizi yöntemiyle saptanmıştır. Bu doğrultuda analiz edilecek filmler United 93 (2006), World Trade Center (2006), The Reluctant Fundamentalist (2012), Zero Dark Thirty (2012), ve The Report (2019) olarak belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, 11 Eylül terör saldırıları Amerika kadar Hollywood sinemasını da etkilemiştir. Teröre yönelik geliştiren ideoloji ve politika için saldırılar bir dönüm noktasıdır. Saldırılarla birlikte ortaya çıkan yeni ideolojiler saldırıların yarattığı hasarı azaltmak ve yıkılan ideolojiyi yeniden inşa etmek üzerine kurulmaktadır. Bu doğrultuda Hollywood sinemasında, vatanseverlik ve milliyetçilik, terörizm ve güvenlik ve bireysel mücadele gibi ideolojiler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca var olan Amerikan rüyası, istisnaicilik, ötekileştirme, oryantalizm gibi ideolojiler dönüşerek yeni bir boyut kazanmaktadır. Bu değişimler Hollywood sinemasında karakter ve kimlik, mekan ve kurgusal dünya, diyalog ve söylem, teknik kodlar yardımıyla aktarılmaktadır.
Dijital gazetecilik pratiği bağlamında haber ajanslarının TikTok kullanımı
Yeni medya ve gelişen iletişim teknolojileri sonucunda gazetecilik pratikleri büyük bir değişime uğramıştır. Bu değişim gazeteciliğe yeni ivmeler kazandırmıştır. Geleneksel gazetecilik pratiklerinin aksine daha hızlı, daha kolay ve en önemlisi etkileşimli bir süreç ortaya çıkmıştır. Gazetecilik pratikleri dijitalleşerek yepyeni bir ortamda vuku bulmaya başlamıştır. Dijital gazetecilik pratikleri Web 2.0 teknolojileriyle iç içe bir yapıdır. Günümüzde dijital gazetecilik pratikleri sosyal medyada oldukça fazla kullanılmaktadır. Bugün gelinen noktada en çok kullanılan sosyal medya platformlarından biri de TikTok'tur. Bu çalışmanın amacı haber ajanslarının dijital gazetecilik pratikleri bağlamında TikTok'u nasıl kullandıklarını incelemektir.
2000 sonrası Avrupa sinemasında Avrupalılık kimliği
Bu araştırma, 2000 sonrası Avrupa sinemasında Avrupalılık kimliğinin temsiline odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı, sinema sanatının toplumsal kimlik inşasındaki rolünü ve Avrupalılık kimliğinin sinemada nasıl temsil edildiğini anlamaktır. Araştırmada "amaçlı örneklem" yöntemi kullanılmış ve Avrupa kimliğini farklı boyutlarıyla ele alan beş film incelenmiştir: "Gözbebeğim", "Başkalarının Hayatı", "Söz Cambazı", "Onur Savaşı" ve "Mustang". Filmler, sosyolojik analizler ve içerik çözümleme yöntemleri ile incelenmiş; görsel ve öyküsel kodlar bağlamında değerlendirilmiştir. Bulgular, Avrupa'nın yüksek refah seviyesini evlat edinme süreçleri ve çocuk haklarına verilen önem üzerinden yansıtmaktadır. Eğitim ve sosyal uyum temaları, bireysel direniş ve toplumsal dayanışmayı vurgulayan unsurlar, gelenek ve modernlik çatışmasını kadınların deneyimleri üzerinden aktarmaktadır. Avrupa sinemasında görülen olumlu taraflar, çocuk haklarına verilen önem, eğitimde eşitlik ve sosyal uyumun desteklenmesi olarak öne çıkmaktadır. Avrupa sinemasının toplumsal dönüşüm süreçlerine katkıda bulunurken, Avrupalılık kimliğini eşitlik, sosyal adalet, refah ve bireysel özgürlük gibi değerlerle sembolize ettiğini göstermektedir. Ayrıca, bu filmler toplumsal baskılar, devlet gözetimi ve bireysel özgürlükler arasındaki gerilim, kadınların geleneksel rollere karşı direnişi gibi olumsuz tarafları da ele almaktadır. Avrupa sineması, bu şekilde toplumsal dinamikleri ve bireylerin bu dinamikler içindeki yerini kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Araştırma, 2000 sonrası Avrupa sinemasında Avrupalılık kimliğinin karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve bu kimliğin sinema aracılığıyla farklı şekillerde temsil edildiğini ortaya koymaktadır.
Reklamlarda çevresel sürdürülebilirlik temasının tüketici karar süreçlerine yansıması: Odak grup görüşmesiyle bir inceleme
Küresel ısınma, dünya ülkeleri için yakın ve uzak gelecekte risk teşkil eden en önemli çevresel olaylar arasında yer almaktadır. Isınmadan dolayı delinen ozon tabakası, suyun ve yağış oranlarının azalması, hava sıcaklıklarındaki dengesizlikler, ülke yönetimlerini "küresel ısınma" konusunu gerek yerel gerekse ulusal düzeyde ele alması noktasında tetikleyici olmuştur. Küresel ısınmanın bir sonucu olarak meydana gelen iklim değişikliği, Türkiye'de de önemli ölçüde dikkate alınmıştır. Tüm bu nedenler göz önünde bulundurulduğunda çevresel sorunlara duyulan hassasiyetin medya aracılığı ile kamuoyuna aktarılması da kaçınılmaz olmuştur. Medyayı aktif biçimde kullanan sektörlerden birisi olan "reklamcılık" için de bu nedenden ötürü yeni bir mesaj alanı doğmuştur. Markaların, yalnızca ürün tanıtımı ile değil, marka değer algısı ile de satış yapmaya başladığı küresel dünyada, iklim değişikliği ve küresel ısınma gibi sorunlardan doğan "çevresel sürdürülebilirlik" teması etrafında şekillenen iletilerin, hedef kitleye duyarlılık mesajı vererek satış hacmini artırmak istediği görülmektedir. Markalar, küresel bir sorunun çözümüne tüketicileri de dâhil ederek, satış yönlü bir çözüm süreci sağlamak istemektedir. Çalışma, çevresel sürdürülebilirlik temalı reklamların hedef kitle üzerindeki yansımasını ve bu yansımaların eyleme dönüşüm sürecini incelemektedir. Bu doğrultuda odak grup görüşmesi yapılmış olup, katılımcıların kişilik özellikleri göz önünde bulundurularak reklamların tüketici davranışları üzerindeki yansıması araştırılmıştır. Çalışma sonucunda sorumluluk özelliği bakımından öne çıkan kişilerin, çevresel sürdürülebilirlik temalı ürünlere daha fazla duyarlı olduğu, nevrotiklik özelliği bakımından öne çıkan kişilerin ise çevresel sürdürülebilirlik konusu hakkında endişe taşıdığı görülmüştür.
Üniversite öğrencilerinin dijital ayak izi ve etik kavramına ilişkin algılarının incelenmesi: Aksaray Üniversitesi örneği
Geçmişten günümüze yaşanan teknolojik gelişim ve dönüşümler günümüzde de büyük bir hızla devam etmektedir. Gelişen ve dönüşen bu teknolojik ilerleme ile birlikte dijital dönüşüm, dijital etik, yapay zekâ teknolojileri, dijital veri, mahremiyet, gözetleme gibi kavramlar toplum gündeminde yerini almaktadır. İnsan hayatını kolaylaştıran ve hızlandıran teknolojik dönüşümler beraberinde bir takım etik problemleri de getirmiştir. Bu bağlamda yapılan çalışmada bireylerin dijital teknoloji kullanımları sonucunda oluşan dijital ayak izleri ve bu ayak izlerine karşı etik algı düzeyleri ve farkındalık düzeylerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın yöntem kısmı için Aksaray Üniversitesi'nin çeşitli birimlerinde eğitimlerine aktif olarak devam eden toplamda 340 öğrencinin katılımı ile anket yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına bakıldığında katılımcıların etik kavramına ilişkin algıları genel anlamda yüksek, dijital ayak izi farkındalıkları yüksek ancak dijital ayak izi kavramına ilişkin bilgilerinin ise düşük düzeyde olduğu tespit edilmiştir.
Afet dönemlerinde X platformu paylaşımlarının yanlış bilgi bağlamında incelenmesi: 6 Şubat depremleri
Çağımızın en kritik epistemolojik sorunlarından biri olan yanlış bilgi fenomeni, dijital iletişim ekosisteminde giderek karmaşıklaşan bir yapı sergilemektedir. Hakikat sonrası çağın karakteristik özelliği olan bu durum, özellikle afet gibi kriz anlarında toplumsal etkileri katlanarak artan bir soruna dönüşmektedir. 2023 yılında meydana gelen 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri yanlış bilginin afet dönemlerindeki yayılım dinamiklerini ölçmek hususunda oldukça önemli bir noktada durmaktadır. Bu çalışma, 6 Şubat depremlerinde X platformunda yayılan yanlış bilgilerin türlerini, yayılım dinamiklerini ve toplumsal etkilerini sistematik bir yaklaşımla incelemektedir. Araştırma, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) onaylı üç bağımsız doğrulama platformu (Teyit.org, Doğrula.org, Doğruluk Payı) ile iki resmi kurumun (AA Teyit Hattı, DMM) verilerini temel alarak, afet dönemlerinde yanlış bilginin yapısını ve zarar potansiyelini analiz etmektedir. Nitel yöntemin kullanıldığı bu çalışmada doğrulama platformlarındaki uzmanlarla yüz yüze görüşmeler yapılmış, 529 teyit edilmiş içerik doküman analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen veriler betimsel analiz tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Bu doğrultuda Wardle'nin yanlış bilgi türlerine yönelik yapmış olduğu sınıflama dikkate alınarak tematik bir çerçeve oluşturulmuştur. Çalışmada yanlış bilgi içeren paylaşımların %69'unun X kaynaklı olduğu tespit edilmiş, paylaşımlarda yanlış bilginin en çok uydurma ve çarpıtma türlerinin öne çıktığı bulgulanmıştır. Çalışma sonucunda sosyal medya uygulamalarında yanlış bilgiyi önlemek adına gerçek zamanlı doğrulama ve uyarma içeren yeni sistemlerin geliştirilmesi önerilmektedir.
İletişim fakültesi öğrencilerinin çevrimiçi mahremiyet kaygısı: Aksaray Üniversitesi örneği
Sosyal medya, dijital iletişimi günlük yaşamda daha etkin hale gelmektedir. Bu durum, bireylerin iş ve özel yaşantıları üzerinde olumlu ve olumsuz etkiler ortaya çıkarmaktadır. Örneğin sosyal medya kullanıcıları, gelişen dijital iletişim ağları sayesinde çevresini gözetleme imkanına erişmektedir. Bu nedenle gözetim ve mahremiyet olguları, dijitalleşme nedeniyle dönüşüme uğramaktadır. Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin çevrimiçi mahremiyet kaygılarının ölçülmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, Buchanan ve arkadaşları (2007) tarafından geliştirilen ve Turgay Alakurt (2017) tarafından Türk kültürüne uyarlanan Çevrimiçi Mahremiyet Kaygısı Ölçeği, basit tesadüfi örneklem yoluyla Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yer alan 272 öğrenciye uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistik tekniklerle analiz edilmiştir. Buna göre üniversite öğrencilerinin mahremiyet kaygıları orta düzeyde belirlenmiştir. Öğrenciler, dijital ortamlarda karşı karşıya oldukları mahremiyet risklerinin farkında olduklarını, ancak yeterince önlem almadıklarını göstermektedir.