
70
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Gelişmekte olan ülkelerin gösterge borsaları arasındaki dinamik bağlantılılığın TVP-VAR Yöntemi ile tespit edilmesi: E7 ülkelerinden kanıtlar
Finansal piyasalar, yalnızca ekonomik verilerin ve rasyonel beklentilerin şekillendirdiği alanlar olmaktan çıkmış, giderek daha fazla yatırımcı davranışları, psikolojik faktörler ve toplumsal eğilimler gibi unsurların etkisiyle yön bulur hale gelmiştir. Geleneksel finans teorileri, yatırımcıların rasyonel davrandığı ve tüm kararlarını maksimum fayda ilkesi doğrultusunda aldığı varsayımına dayansa da son yıllarda yaşanan krizler ve piyasadaki ani dalgalanmalar bu yaklaşımların yetersiz kaldığını göstermiştir. Bu nedenle, davranışsal finans olarak adlandırılan yeni bir teori geliştirilmiş ve yatırımcıların psikolojik eğilimlerinin piyasalar üzerindeki etkisi sistematik biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Bu bağlamda yatırımcı duyarlılığı, yatırımcıların ekonomik gerçekliklerden bağımsız olarak, iyimserlik ya da kötümserlik gibi duygusal tepkilerle verdikleri kararların finansal piyasalar üzerindeki yansımalarını ifade etmektedir. Portföy çeşitlendirme teorisi kapsamında tasarrufların yatırım imkânlarına dönüştürülmesi açısından da ilgili çalışma önem taşımaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, E7 ülkeleri gösterge borsaları arasındaki dinamik bağlantılılık ilişkilerini ortaya koyarak, analiz gerçekleştirilen dönemler arasında söz konusu bağlantılılık düzeylerinin etkisini tespit etmektir. Ele alınan tarih aralığında savaş, ekonomik kriz, daralma ve pandemi gibi dönemlerin varlığı; ilgili hareketlerin yatırımcılar açısından karar verme problemlerine yardımcı olacak niteliktedir. Bu kapsamda ilişkilerin tespit düzeyi için alıcı ve yayıcı olma durumları, yatırım kararlarında rol alan faktörlerin tespiti için önemliyken ülkeler açısından da şok alıcı ve yayıcısı sektörel ve ekonomik olarak farkındalık anlamıyla ortaya konulmaktadır. Bu doğrultuda seçilen E7 ülkeleri ve borsaları için Türkiye (Borsa İstanbul 100 Endeksi-BIST100), Çin (Shanghai Composite Index- SSEC), Endonezya (IDX Composite Index- IDX), Brezilya (Bolsa de Valores de São Paulo Index-BOVESPA), Hindistan (Stock Market Index-Nifty50), Meksika (S&P / BMV IPC-MXX), Rusya (MOEX Russia Index- RTSI) ülkeleri gösterge endeksleri seçilmiştir. E7 ülkeleri gösterge borsaları arasındaki dinamik bağlantılılık ilişkileri Antonakakis vd. (2019-2020) tarafından geliştirilen TVP-VAR yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Brezilya, Meksika ve Rusya endekslerinin (şok yayıcı) net dinamik bağlantılılığı yayan ülkeler olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Türkiye, Çin, Endonezya ve Hindistan ülkelerinin ise diğer üç ülkeden etkilendiği (şok alıcısı) tespit edilmiştir. Gösterge endeksleri ile ifade edildiğinde ise MXX, IBOV ve IMOEX şok yayılımı gerçekleştiren üç endekstir. Şok alıcısı olan endekslerin ise JKSE, NSEI, SSEC ve XU100 olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, finans biliminde önemli yer tutan davranışsal finansı teorik olarak kapsamlı ele almış ve bu kapsamda bireylerin etkilendiği faktörleri de açıklamıştır. Bu yönüyle yapılan analizler yanında bireysel birtakım anomali ve hevristiklerin yatırım kararlarında etkili olacağı da belirtilmiştir. Bu yönüyle bütüncül bir bakış açısı da sergilenmiştir. Elde edilen bulgular ülkeler arası ilişkileri göstermekte ve portföy çeşitlendirmenin önemini ortaya çıkarmaktadır. Şok yayıcısı ve alıcısı ülkelerin tespit edilmiş olması, yatırımcıların karar aşamasında kullanabileceği alternatifleri bilmesi ve ilgili varlıklara yatırım yapmasına olanak taşımaktadır. Ayrıca yatırımcılar yanında politika yapıcılara yönelik bilgiler de çalışma kapsamında sunulmaktadır.
Yeşil ve sürdürülebilir finans: Çevresel göstergelerin finansal gelişim üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Yeşil finansın arayüzünde finans sektörü, çevresel iyileştirme ve ekonomik büyüme olarak üç temel unsur bulunmaktadır. Sürdürülebilir finans ise ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim olmak üzere dört temel unsurdan oluşmaktadır. Bu noktada yeşil ve sürdürülebilir finans, benzer ve farklı konulara odaklansa da temel olarak sürdürülebilir finans, yeşil finansı da içine alan çok daha geniş bir disiplindir. Bu çalışma, ülkelerin çevreyle ilişkili unsurlarının finansal gelişim üzerindeki etkisini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla, 2000-2021 yılları arasında 155 ülkenin, çevresel performansı ile finansal gelişimi arasındaki ilişki 4 farklı model ile ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmayla yeşil ve sürdürülebilir finans noktasında veri bulmada yaşanan probleme çözüm de aranmıştır. Araştırma kapsamındaki tüm modeller için panel regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sürecinde, bağımlı değişkenler olarak "Cambridge Sürdürülebilir Gelişim Skoru (FD1)", "IMF Finansal Gelişim Endeksi (FD2)", "Yeşil Finansal Gelişim Endeksi (FD3)" ve "Sürdürülebilir Finansal Gelişim Endeksi (FD4)" kullanılmıştır. Bu bağımlı değişkenlerden FD3 ve FD4, araştırmacı tarafından hesaplanan yeşil ve sürdürülebilir finansal gelişimi temsil etmektedir. Bağımsız değişkenler olarak, enerji üretimini temsilen "Yenilenebilir Enerji Üretimi (CG1)" ve "Enerji Üretimi (CG7)"; enerji tüketimini temsilen "Petrol Tüketimi (CG2)" ve "Gaz Tüketimi (CG3)"; kaynak kullanımını temsilen "Doğal Kaynak Tüketimi (CG4)" ve "Arazi Kullanımı (CG8)"; çevre hasarını temsilen "Hava Kirliliği (CG5)" ve "Su Kalitesi (CG6)" kullanılmıştır. Ayrıca, bağımlı değişken üzerinde etkisi muhtemel olabilecek kontrol değişkenleri olarak ise Gelir Seviyesi (KD1), Nüfus (KD2), Kentleşme (KD3), Eğitim (KD4) ve Teknoloji (KD5) değişkenleri seçilmiştir. Panel regresyon analizi sonucunda, modellerin tümünün %99 güven aralığında istatistiki olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, araştırma bulguları bir bütün olarak incelendiğinde ise bir ülkenin finansal gelişiminde (FD1, FD2, FD3 ve FD4) en etkili unsurların yenilenebilir enerji üretimi, gaz tüketimi, doğal kaynak tüketimi, hava kirliliği, su kalitesi, enerji üretimi, arazi kullanımı, kentleşme ve eğitim olduğu tespit edilmiştir. Nüfus ve teknolojinin de finansal gelişimde etkili oldukları söylenebilirken, petrol tüketimi ve gelir seviyesi ile bağımlı değişkenler arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Davranışsal finans perspektifinde bilişsel ve duygusal eğilimlerin yatırımcı kararlarına etkisinin incelenmesi: otomotiv sektörü çalışanları üzerine bir uygulama
Bu çalışma, bireylerin yatırım kararlarını yalnızca rasyonel beklentiler ve ekonomik göstergelere dayanarak açıklamaya çalışan geleneksel finans yaklaşımlarının ötesine geçerek, davranışsal finans kuramları çerçevesinde yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, bireylerin yatırım davranışlarını etkileyen duygusal ve bilişsel eğilimleri analiz ederek, yatırım kararlarının rasyonellikten hangi yönlerde ve ne düzeyde saptığını ampirik olarak ortaya koymayı hedeflemiştir. Araştırmanın temel motivasyonu, Türkiye'nin en büyük sanayi alanlarından biri olan otomotiv sektöründe çalışan bireylerin yatırım kararlarına etki eden davranışsal faktörleri tespit etmek, bu faktörlerin geleneksel finans kuramları ile ne ölçüde çeliştiğini değerlendirmek ve literatürde yer alan davranışsal finans teorileriyle örtüşen örüntüleri saptamaktır. Otomotiv sektöründe hizmet vere 417 çalışan üzerinde çevrimiçi anket uygulaması ile yürütülen araştırmada bireylerin yatırım kararları rasyonellikten saptığı; yatırım kararlarında duygusal ve bilişsel eğilimlerin etkisiyle şekillendiği sonucuna varılmıştır. Aşırı güven, sürü davranışı ve aşinalık eğilimi şeklindeki davranışsal önyargılar katılımcıların yatırım kararlarında belirleyici olduğu ancak kayıptan/pişmanlıktan kaçınma eğilimin yatırımcıların finansal kararlarında anlamlı bir etkiye sahip olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre; erkek katılımcıların kadın katılımcılara göre daha fazla aşırı güven ve sürü davranışı eğiliminde oldukları tespit edilirken; evli olanların bekâr olanlara göre daha fazla aşırı güven eğiliminde oldukları ancak bekârların ise evli olanlara göre daha fazla aşinalık eğiliminde oldukları sonucuna varılmaktadır. Bu bulgular, literatürde yer alan davranışsal finans teorileriyle büyük ölçüde uyum göstermektedir. Ayrıca, yatırımcı davranışlarının sadece ekonomik göstergelerle değil, bireysel psikoloji, sosyal etkileşim ve kültürel değerlerle de şekillendiği sonucuna varılmıştır. Bu yönüyle çalışma, davranışsal finans literatürüne teorik ve ampirik düzeyde katkı sunarken; yatırım danışmanları, politika yapıcılar ve bireysel yatırımcılara karar süreçlerinde dikkate almaları gereken çok boyutlu bir bakış açısı önermektedir.
Blokzincir teknolojisi: Muhasebe meslek mensupları üzerine bir araştırma
Araştırma, muhasebe meslek mensuplarının blockchain teknolojisinin muhasebe uygulamalarına yönelik algılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada katılımcıların blockchain'e dair genel görüşleri, teknolojinin şeffaflık, verimlilik, maliyet azaltma ve mevzuata uyum konularındaki katkılarına ilişkin değerlendirmeleri ortaya konmuştur. Araştırma kapsamında 386 muhasebe meslek mensubuna anket uygulanmıştır. Veriler cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, mesleki deneyim süresi, sektör, pozisyon ve bilgi düzeyi gibi değişkenler açısından analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, katılımcıların blockchain teknolojisine yönelik algılarının genel olarak olumlu ve orta düzeyin üzerinde olduğunu göstermektedir. Erkek katılımcıların, genç yaş gruplarının ve ileri düzey bilgiye sahip olanların teknolojiye yönelik algılarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, blockchain teknolojisinin muhasebe süreçlerinde kullanımının bilgi düzeyi ve demografik faktörlere bağlı olarak değiştiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, meslek mensuplarına yönelik eğitim çalışmalarının artırılması ve farkındalık düzeyinin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelime: Blockchain Teknolojisi, muhasebe, denetim, meslek mensupları.
Adli muhasebe kapsamında yönetim hileleri, Burdur ve Isparta illeri adli vaka analizleri ve örnek olaylar
Bir kişiyi veya bir olayı aldatmak, yanıltmak amacıyla gerçekleştirilen kasıt unsuru barındıran tüm entrikalar hileyi oluşturmaktadır. Çalışmada farklı şekillerde gerçekleştirilen ve işletmenin çeşitli alanlarını hedef alan yönetim hileleri teorik ve uygulamalı olarak incelenmektedir. Hile kavramı işletme ve işletmenin içinde bulunduğu çevreyi olumsuz olarak etkilemektedir. Bu olumsuz durumu ortaya çıkarmak ise uzman tanıklık isteyen bir iştir. İşletmelerin içerisinde hile eylemini gerçekleştiren kişilerin işlerinde uzman kişiler olduğu ve bu eylemi çok profesyonelce gerçekleştirebilecekleri buna neden olarak gösterilebilmektedir. Bu durumda uzmanlıkla yapılmış bu hilelerin ortaya çıkarılmasında adli muhasebecilere ihtiyaç duyulmaktadır. Hazırlanan çalışmada ilk olarak adli muhasebe, hile denetimi, yönetim hileleri konuları hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak Burdur ve Isparta illerinde meydana gelmiş ve adliyeye sevk eden hile dosyalarına ait veriler toplanmıştır. Toplanan bu veriler üzerinde niteliksel incelemeler yapılmıştır. Araştırmanın yöntemi vaka analizi olarak belirlenmiştir. Toplanan veriler SPSS 20 istatistik programı yardımıyla analiz edilmiş ve elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır.
Bireysel emeklilik şirketlerinde etkinlik analizi (2011-2016)
Bireysel emeklilik sistemi, katılımcıların gönüllülük esasına göre yatırmış olduğu fonların yönetilmesini kapsar. Yatırılan bu fonlar ülkenin tasarruf oranını arttırırken fonların sermaye piyasasında yatırımlara dönüşmesiyle birlikte bireylerin ve ülkenin refah seviyesini arttırması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki bireysel emeklilik şirketlerinin 2011-2016 yılları arasındaki etkinliklerini veri zarflama analizi ve Malmquist toplam faktör verimliliği endeksi yöntemiyle ölçmektir. Veri zarflama analizinde çıktıya yönelik CCR modeli kullanılmıştır. Çıktıya yönelik CCR girdi seviyesini değiştirmeden bu girdi düzeyi ile işletmeyi en etkin hale getirebilmek için çıktı bileşenin ne kadar arttırılması gerektiğini araştıran bir modeldir. Malmquist yönteminde ise bireysel emeklilik şirketlerinin yıllar arasındaki karşılaştırılması yapılmıştır. Analiz ile ilgili dönemde aralıksız hizmet veren 10 bireysel emeklilik şirketi dâhil edilmiştir. Modellerde, katkı payı tutarı, toplam varlık ve öz sermaye olmak üzere girdi ve prim üretimleri, yatırım gelirleri olmak üzere çıktı kalemi kullanılmıştır. VZA sonucuna göre her yıl Ziraat emeklilik şirketinin etkinliğini koruduğu diğer şirketlerin ise etkinlik skorlarında değişkenlik tespit edilmiştir. Genel olarak ise 2013 yılından sonra etkin olan şirket sayısının arttığı görülmektedir. Malmquist toplam faktör verimliliği analizine göre ise Ziraat emeklilik dışındaki tüm bireysel emeklilik şirketlerinin verimliliklerinde artış görüldüğü tespit edilmiştir.
Sigorta sektörünü etkileyen faktörler (OECD örneği)
Çalışmanın amacı Türkiye'nin de içinde bulunduğu 10 OECD ülkesinin sigortacılık sektörünü etkileyen faktörleri tespit etmektir. Veri seti olarak, 1983-2015 yılları arası 10 OECD ülkesine ait yıllık veriler kullanılmıştır. Hayat ve hayat dışı branşlara ait toplam prim üretim miktarları bağımlı değişken olarak kullanılırken, enflasyon (TÜFE), ortalama yaşam süresi, sigorta şirketleri sayısı, nüfus artış oranı, kentleşme oranı, penetrasyon oranı ve ülkelerin OECD sigorta pazarı payı bağımsız değişkenler olarak kullanılmıştır. Analizde bağımlı değişkenler için iki ayrı model oluşturulmuş olup Panel Veri Analizi ile ölçülmüştür. Çalışmanın sonucunda, OECD pazar payı ve sigorta şirket sayısı değişkenleri hayat dışı branşı primleri etkilediği sonucuna ulaşılırken, hayat branş için OECD Pazar payı ve penetrasyon oranı etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
TMS\TFRS'nin hizmet işletmeleri muhasebe uygulamalarına etkisi
İşletmeler tarafından uluslararası düzeyde anlaşılabilir, karşılaştırılabilir ve şeffaf finansal bilgiye duyulan ihtiyaç; aynı standartların uygulanmasını zorunlu hale getirmektedir. Hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde ise Tek Düzen Muhasebe Sistemi ve Türkiye Muhasebe Standartları açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklıklardan birisi de hizmet sunan işletmelerde ki üretim maliyetlerinin hesaplanması ve muhasebeleştirilmesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma hizmet sektöründe faaliyet göstermekte olan konaklama işletmelerinde VUK ve TMS/TFRS standartları açısından farklılıkların ele alınması muhasebeleştirilmesi ve örnekleme yardımı ile öneride bulunması amacıyla hazırlanmıştır.
Halka açık spor şirketlerinin muhasebe uygulamalarının TMS/TFRS ve VUK'a göre incelenmesi
Futbolun ticarileşmesi veya endüstrileşmesiyle beraber futbol piyasası milyon dolarlarla ifade edilmeye başlanmıştır. İlk olarak dernek olarak yapılanan futbol kulüplerinin bu rakamlara ulaşması imkansız iken, şimdi endüstrileşmenin etkisiyle beraber şirketleşen kulüpler, bir futbolcu için 200 milyon doları gözden çıkaracak kadar büyümüştür. Şirketleşmenin ardından kulüpler, daha az maliyetli kaynak sağlamak amacıyla halka arz olmaya başlamıştır. Halka arz olan spor şirketlerinde, başarılı olup hala borsada işlem gören takımlar olmakla beraber, izlenen yanlış politikalar sonucu bu süreci başarısız şekilde tamamlayan futbol kulüpleri de olmuştur. Bu şekilde şirketleşip halka arz olan spor şirketleri için önem arz eden konu ise muhasebe uygulamaları veya muhasebe politikalarıdır. Çünkü işlemlerdeki tutarların yüksek oluşu, farklı muhasebeleştirme yöntemlerinin uygulanması ve mevcut muhasebe sistemindeki uygulama farklılıkları finansal tabloları doğrudan etkileyebilmektedir. Borsada işlem gören şirketler, işlemlerini muhasebeleştirip, finansal tablolara yansıtırken TMS/TFRS hükümlerine uymak zorundadır. Fakat bağımsız denetim raporlarına bakıldığında kulüplerin henüz tam uyum sağlayamadığı görülmektedir. Muhasebe uygulamaları VUK hükümlerine göre değerlendirilirken, TMS/TFRS'nin uygulanmasının zorunlu hale getirilmesiyle uygulamada önemli farklılıklar ortaya çıkmıştır. Spor şirketlerinin de standartlara uyum aşamasında bu tez de, şirketleşen futbol kulüplerinin işlemlerinin VUK ve TMS/TFRS'ye göre nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiğini örnekler aracılığıyla açıklanmaya ve farklılıklar gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmada yapılan muhasebe işlemleri, VUK ve TMS/TFRS'nin incelenmesi sonucunda elde edilen verilere göre yapılmıştır.
Türev ürünlerin TMS/TFRS'ye göre muhasebeleştirilmesi ve TDHP ile karşılaştırılması
Finansal piyasalar, günümüz dünyasında küreselleşmenin de etkisiyle büyüyen ekonomilerde, para ve sermaye hareketlerinin gerçekleşmesi gibi etkin ve önemli bir işleve sahiptir. Fakat bu işlevi yerine getirirken gerek sistematik gerekse sistematik olmayan bazı riskleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bundan dolayı da işletmelerin bu risklerden kendilerini koruyabilmeleri için etkin bir risk yönetimi politikasına sahip olmaları gerekmektedir. Spekülatif kar elde etmek amaçlı olarak da kullanılan türev ürünler ise işletmeler tarafından risk yönetimi çerçevesinde riskten korunmak amacıyla da kullanılabilmektedir. Türev ürünlerin muhasebeleştirilmesinde de kullanım amacının öncelikli olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirleme sonucu işletmeler riskten korunma muhasebesi veya spekülasyon muhasebesi uygulamalarına göre muhasebeleştirme işlemlerini gerçekleştirecektir. Burada ise işletmelerin muhasebeleştirme işlemlerinin TMS/TFRS' ye göre yapılması ile TDHP' ye göre yapılması arasında bazı farklılıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; genel olarak finansal piyasaları ve bu piyasaların bir parçası olan türev piyasaları tanıtarak, türev ürünlerle ilgili muhasebe ve finansal raporlama standartları çerçevesinde temel türev ürünler olan forward, futures, opsiyon ve swap sözleşmelerin TMS/TFRS' ye göre muhasebe kayıtlarını yapıp bu kayıtların TDHP' ye göre muhasebe kayıtlarındaki farklılıklarını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda genel olarak ilk kayda alma, değerleme ve sözleşmenin vade tarihi geldiğinde kapatma işlemlerindeki farklılıklar ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada finansal araçların değerleme ve muhasebeleştirilmesine iliş¬kin; Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayınlanan TMS 32, TMS 39, TFRS 7 ve TFRS 9 ile Tek Düzen Hesap Planı (TDHP) ilkelerinden yararlanılmıştır.
Davranışsal finans açısından bireysel yatırımcıların yatırım kararlarında kültürün etkisi: Isparta ve Burdur illerinde bir uygulama
Bu çalışmada, davranışsal finans bağlamında bireysel yatırımcıların finansal kararlarını etkileyen sosyal ve psikolojik eğilimlerin Isparta ve Burdur illerindeki bireysel yatırımcılarda gerçekte var olup olmadığı, riskli durumlarda bireylerin tercihlerinin nasıl değiştiği ve Hofstede'nin kültürel boyutları kapsamında bireysel yatırımcıların finansal yatırım karar alma sürecinde kültürün etkisinin olup olmadığını saptamak amaçlanmıştır. Çalışmanın teori kısmı yerli ve yabancı kaynaklardan derlenerek hazırlanmıştır. Araştırmanın uygulama kısmında ise çalışmanın amacına uygun olarak bireylerin yatırım tercihlerinin belirlenmesine yönelik anket çalışması uygulanmış ve Isparta ve Burdur illerindeki bireysel yatırımcıların finansal okuryazarlık düzeyleri, risk tercihleri, bilişsel ve duygusal eğilimleri ve kültürün bireyin yatırım tercihlerine olan etkisi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda Isparta ve Burdur illerindeki bireysel yatırımcıların yatırım kararı verme süreçlerinde rasyonel yatırımcı davranışı göstermeyip yatırımcı eğilimlerinden büyük ölçüde etkilendikleri, bu eğilimler ile yatırımcıların kültür boyutlarına olan yakınlıklarının birbiriyle ilişkili olduğu görülmüştür. Şöyle ki yatırımcıların finansal karar aşamasında aşırı güvenli aşırı iyimser, aşina olunanı tercih etme, pişmanlıktan ve kayıptan kaçınarak riskli tercihlerden uzaklaşma gibi eğilimleri gerçekte de gösterdikleri ve bu eğilimler ile Hofstede'nin kültür boyutlarından güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, bireycilik toplumculuk ve erillik dişillik boyutları ile istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Muhasebe denetiminde iç kontrol ve iç denetimin önemi: Antalya ilinde faaliyet gösteren sanayi işletmelerinde bir uygulama
Son yıllarda hızla büyüyen işletmelerin artan rekabet ortamlarında kendilerine yer bulabilmeleri ve hedeflenen ölçüde faaliyetlerini sürdürebilmeleri, işletme varlık ve kaynaklarından maksimum ölçüde faydalanabilmeleri için işletme faaliyetlerinin ve yönetim faaliyetlerinin muhasebe denetimi ile denetlenerek desteklenmesi gerekmektedir. Muhasebe denetiminde de verimliliği en yüksek seviyeye ulaştırmak için de iç kontrol ve iç denetimin yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada Antalya Organize Sanayi Bölgesinde (AOSB) bulunan işletmelerin muhasebe denetiminde iç kontrol ve iç denetimin öneminin işletme yönetimi tarafından nasıl değerlendirildiği araştırılmaktadır. Çalışma için ihtiyaç duyulan veriler, Antalya Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. AOSB' de bulunan 163 faal işletmenin 118 tanesi ile birebir görüşme yapılarak anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Anket çalışmasına katılan işletmelerin yanıtları, araştırmanın amacı, kapsamı, yöntemi, hipotezleri, örneklemi, verilerin analizi ve araştırmanın sınırlılıkları açıklanarak elde edilen bulgular değerlendirilmiştir.
TFRS 15 müşteri sözleşmelerinden doğan hasılat standardına ilişkin Türkiye finansal raporlama standardı ve muhasebeleştirilmesi
Bu çalışmanın amacı, TMS 18 Hasılat Standardını ve TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri Standardını ve TFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Doğan Hasılat Standardının amacını, önemini, kapsamını belirtmek ve TFRS 15 Standardının uygulama yöntemi olan 5 adım modelini ve uygulama aşamalarını belirtmektir. Çalışmada; literatür taraması neticesinde, Yeni Hasılat Standardı TMS 18, TMS 11 ve TFRS 15 Standartları karşılaştırılmış ve son bölümde ise yeni hasılat standardının mevcut standartlara nazaran gösterdiği yenilikler incelenmiştir.
Google trends verileri ile kripto para ilişkisi: Bitcoin örneği
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte toplumlar ödeme yapma, para transferleri ve ticaret yapmak için interneti kullanmaya başlamıştır. Bununla birlikte de dijital para kavramı toplumlar tarafından benimsenmiş ve hayatımızın önemli bir noktasına yerleşmiştir. Bu dijital para kavramının, kriptografik yapılar ile birleşmesi sonucunda şifreler ile korunan paralar ortaya çıkmıştır. Bu paralara en iyi örnek, 2008 yılında ortaya çıkan Bitcoin olmuştur. Başlangıçta büyük oranda online oyunlarda kullanılan Bitcoin zamanla popülerliğini artırmış ve pek çok satıcı tarafından ödeme birimi olarak kabul görmüştür. Son yıllarda fiyatlarındaki çok yüksek artış ve azalışlar ile yatırımcıların son derece ilgisini çekmektedir. Bu çalışmada, Bitcoin fiyatının ve Google Trends verilerinin 2010-2019 yılları arasındaki aylık verilerinden yararlanılarak, ARDL sınır testi ile Bitcoin fiyatı ile Google Trends verileri arasındaki kısa ve uzun dönemli etkileşim, Toda-Yamamoto nedensellik testi ile de bu değişkenler arasındaki nedenselliğin hangi yönde olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan ekonometrik analizlerin sonuçlarına göre; Bitcoin fiyatı ile Google Trends verileri arasında kısa ve uzun dönemli etkileşim olduğu ve bu değişkenler arasında iki yönlü bir nedenselliğin olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla Bitcoin fiyatı arttıkça Google üzerinden Bitcoin kelimesi aranması veya tıklanması artmakta, aranma veya tıklanma arttıkça da Bitcoin fiyatı artış göstermektedir.
Kültürün vergi ahlakı üzerindeki etkisi: TR 61 bölgesinde bir uygulama
Vergi ahlakı, vatandaşların vergi ile ilgili görev ve sorumluluklarını eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesi olarak ifade edilmektedir. Diğer bir ifade ile vergi ahlakı, mükellef ve devlet arasındaki ilişkileri belirleyen davranış normlarıdır. Vergi ahlakı, vergi ve ahlak sözcüklerinin bütünleştiği bununla beraber birçok faktörden etkilenen bir kavramdır. Vergi ahlakını belirleyen faktörleri demografik, ekonomik ve sosyo-psikolojik etkenler olarak sıralamak mümkündür. Toplumun vergi ahlakını şekillendiren bu faktörleri tespit etmek vergi uyumu açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, toplumun kültürel yapısının vergi ahlakı üzerindeki etkisi incelenmektedir. Araştırmanın evreni TR 61 Bölgesinde yer alan Antalya, Isparta ve Burdur İllerindeki vergi mükelleflerinden oluşmaktadır. Veriler anket yöntemi ile elde edilmiştir. Kültürün vergi ahlakı üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre; katılımcıların vergi ahlak düzeyleri arttıkça belirsizlikten kaçınarak daha ihtiyatlı ve kuralcı hareket ettikleri görülmektedir. Ayrıca vergi ahlakı yüksek olan bireylerin toplumcu bir kültürel yapıya sahip oldukları tespit edilmiştir. Sonuç olarak, vergi ahlakı ile kültür arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ancak zayıf bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.
Avrupa Birliği ülkelerinin dolaylı - dolaysız vergiler açısından değerlendirilmesi ve Türkiye karşılaştırması
Devletler, kamu harcamalarını ve uygulayacakları politikaları finanse edebilmek için kanun yoluyla halktan vergi toplamaktadır. Bir devletin ülkesinde uyguladığı vergi politikası, o ülkenin ekonomik bağımsızlığının oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Avrupa Topluluğu'nda vergilendirme ve vergi politikaları konusunda ilk düzenlemeler Roma Antlaşması ile başlamıştır. Ancak Lizbon Antlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle bu antlaşmanın adı değiştirilerek Avrupa Birliği'nin İşleyişine İlişkin Antlaşma olmuştur. Bu antlaşma ile birlikte vergilendirme konusunda yeni düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenlemeler; Birliğe üye ülkelerin ekonomisini güçlendirilmesi, ticarette rekabetin artırılması, haksız rekabetin önlenmesi ve vergilerin yakınlaştırılması konusunda olmuştur. Avrupa Birliği'nde genel olarak dolaylı vergiler konusunda yakınlaştırma gerçekleştirilmiş olup dolaysız vergiler alanında da gerekli olduğu takdirde yakınlaştırmalar yapılmaktadır. Bu çalışmada; Avrupa Birliği vergi sisteminde dolaylı-dolaysız vergilerin yapısı incelenmekte ve Türk vergi sistemi ile karşılaştırılmaktadır. Çalışmanın amacı; Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan vergi politikaları ile Türkiye'de uygulanan politikaları karşılaştırmak, güçlü ve zayıf yönleri değerlendirmek ve Türkiye'de dolaylı vergiler alanındaki aksaklıkları ortaya koymaktır. Çalışmada Avrupa Birliği ve Türkiye, gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi gelirleri açısından karşılaştırılmaktadır. Araştırmanın sonucunda, Avrupa Birliği ülkelerinde genel olarak dolaysız vergi gelirlerinin, dolaylı vergi gelirlerine göre daha yüksek olduğu, Türkiye'de ise tam tersi bir durumun var olduğu tespit edilmiştir. Türk vergi sisteminde dolaysız vergilerin daha önemli bir gelir kaynağı haline getirilmesi vergilemede adalet ve eşitlik ilkeleri açısından önem taşımaktadır.
Bireysel emeklilik sisteminin seçilmiş makro ekonomik değişkenler üzerine etkisinin analizi: Türkiye örneği
Günümüz dünyasında birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde, kalkınma sürecinde kullanılan sermaye birikimlerinin önemli bir kaynağı sosyal güvenlik kurumlarının oluşturduğu fonlardır. Bu fonlar içerisinde de bireysel emeklilik sistemine ait olan fonlar büyük öneme sahiptir. Toplanan fonlar ekonomi içerisinde değerlendirilerek; alt yapı yatırımlarına kaynak oluşturulur, yatırımların finansmanında uzun vadeli kaynak sağlanır ve söz konusu yatırımlar ile yeni iş ve istihdam olanakları ortaya çıkarılmaktadır. Ülkedeki finans ve mali sektöre uzun vadeli fon aktararak sermaye piyasalarının daha sağlıklı işlemesine, fiyat istikrarına ve pozitif büyümeye olumlu katkı sağlamak gibi ekonomik sonuçları, sistemin önemini göstermektedir. Bu doğrultuda araştırmada bireysel emeklilik sistemi ile makro ekonomik değişkenlerden seçilen ekonomik büyüme, cari açık ve sermaye piyasası arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. 2009:1 - 2018:4 dönemine ilişkin üçer aylık verilerin kullanıldığı çalışmada, Autoregressive Distributed Lag (ARDL) sınır testi yaklaşımı ile uzun dönemli ve kısa dönemli ilişki incelenirken, Toda-Yamamoto nedensellik testi ile kısa dönemli ilişkinin yönü analiz edilmektedir. Bulunan sonuçlar incelendiğinde, bireysel emeklilik sistemi ile ekonomik büyüme ve sermaye piyasası arasında uzun dönemli ilişki söz konusu iken cari açıkla arasında ilişki bulunamamıştır. Ayrıca kısa dönemli sonuçlarda ise her üç bağımlı değişkenin de bireysel emeklilik sistemi ile ilişkisinin söz konusu olmadığı tespit edilmiştir.
Muhasebe bölümü öğrencilerinin uygulama eğitiminde yaşadıkları sorunların değerlendirilmesi: Burdur ili örneği
İş dünyasında en çok ihtiyaç duyulan iş gücü alanlarından biride muhasebe mesleği olduğu söylenebilir. Günümüzde bu mesleğin personel ihtiyacının büyük bir bölümünü muhasebe eğitimi almış öğrencilerden karşılanmaktadır. Muhasebe mesleği ise güncel bilgilere ve uygulamaya dayanan bir meslek olarak görülmektedir. Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde üç yıllık bir teorik eğitimin ardından, son sınıfta iki gün okulda teorik eğitim ve üç gün işletmelerde uygulama eğitimi şeklinde devam eden bir süreçtir. Bu araştırmada, muhasebe eğitiminin içeriği ve uygulama eğitiminde yaşanan sorunların değerlendirilmesi için Burdur merkez Bucak ve Çavdır ilçelerinde bulunan Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde uygulama eğitimi yapmakta olan 134 öğrenciye anket çalışması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uygulama Eğitimi, Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri, Muhasebe Eğitimi.
Davranışsal finans persfektifinde bireysel yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi: Bir araştırma
Geleneksel finans yaklaşımının temelini oluşturan beklenen fayda teorisinin bireyleri tamamen rasyonel görmesi ve etkin piyasalar hipotezinin piyasaları her zaman etkin görmesine rağmen piyasada oluşan anomalileri açıklayamaması bu çalışmanın temel konusu olmuştur. Piyasada oluşan dalgalanma ve anomalilerin nedenlerini saptamak için psikoloji ve sosyoloji gibi bilim dallarından yardım alan davranışsal finans bu durumu açıklamaya çalışmıştır. Davranışsal finans insanı rasyonel değil normal kabul etmekte ve hatta irrasyonel davrandığı üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda yatırımcıların karar alma aşamasında gösterdikleri bazı yanılsamalar ve irrasyonel davranışlar incelenmiştir. Yapılan çalışmalar yukarda bahsedilen durumun nedeni olarak yatırımcıların her zaman mantıksal değil, psikolojik eğilimler, önyargılar ve duygular ile hareket etmesini göstermektedir. Piyasanın oyuncuları durumundaki insanın bu dalgalanma ve anomalilerin sebebi olup olmadığı yapılan çalışmayla incelenmiştir. Söz konusu çalışmada yatırımcıların demografik özellikleri, finansal okuryazarlıkları ve son olarak yatırımcıların bilişsel, duygusal ve sosyal eğilimlerinden olduğu varsayılan aşırı güven, aşırı iyimserlik, pişmanlıktan kaçınma, kayıptan kaçınma, tutuculuk (muhafazakarlık) ve sürü psikolojisi gibi eğilimlerin yatırımcılarda gerçekten var olup olmadığını bunlar varsa yatırımcı kararlarına etkisi araştırılmıştır. Bu eğilimlerin yatırımcıların demografik değişkenleri ve finansal profilleri ile arasında anlamlı bir farklılık ve ilişki olup olmadığı istatistik paket programları ile analiz edilmiş çalışma sonucunda bireysel yatırımcıların bu eğilimleri sergiledikleri ve bu eğilimlerle demografik değişkenler ve finansal profilleri arasında anlamlı bir farklılık ve ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yatırımcı Kararları, Davranışsal Finans, Yatırımcı Davranışları.
Ortaöğretim düzeyindeki muhasebe ve finansman öğrencilerinin TMS/TFRS farkındalık düzeylerinin ölçülmesi: Bir araştırma
Bu çalışmada Afyonkarahisar'da mesleki eğitim veren ortaöğretim kurumlarında mevcut muhasebe eğitimine ilişkin bilgilerin tespiti için MEGEP Modüllerinden, Türkiye Muhasebe Standartları ile ilgili öğrenci farkındalığı için anket çalışmasından yararlanılmıştır. Günümüzde ticari ve sınai işletmeler ile diğer kurumlarda parasal işlemleri takip etmek amacıyla kullanılan muhasebe sisteminde Tek Düzen Hesap Planı ve Muhasebe Standartları (TMS/TFRS) bir arada kullanılabilirken, mesleki eğitimi veren ortaöğretim kurumlarında muhasebe alanında verilen eğitimde kullanılan kitap ve modüllerde sadece Tek Düzen Hesap Planı esas alınmaktadır. Bu durum uygulamadaki muhasebe ile eğitimdeki muhasebe arasında farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Öğrenciler iş hayatına hazırlanırken eksik bilgilerle hazırlanmak durumunda kalmıştır. Bu çalışmanın amacı; mevcut eğitim sistemi içerisinde Türkiye Muhasebe Standartlarının (TMS/TFRS) yerini belirlemek ve öğrencilerin Türkiye Muhasebe Standartları (TMS/TFRS) ile ilgili farkındalık düzeylerini tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye Muhasebe Standartlarının (TMS/TFRS) mesleki eğitim veren liselerde nasıl ve ne şekilde ele alındığı öne çıkmaktadır. Bu çalışmada Afyonkarahisar'da mesleki eğitim veren ortaöğretim kurumlarında mevcut muhasebe eğitimine ilişkin bilgilerin tespiti için MEGEP Modüllerinden, Türkiye Muhasebe Standartları ile ilgili öğrenci farkındalığı için anket çalışmasından yararlanılmıştır.
Dolar kuru ile BİST şehir endeksleri arasında getiri ve volatilite yayılımı
Finansal piyasalardan fon sağlamak amacıyla kendi aralarında yarışa giren ülkelerin yatırım yapacak olanlar için şeffaf, güvenilir ve öngörülebilir finansal çıktılar sağlaması gerekmektedir. En az finansal performans göstergeleri kadar önemli olan finansal tabloların doğruyu yansıtması, şirketlerin geçmiş ve bugünkü değerleri hakkında yatırım yapacak olanlara yol göstermektedir. Finansal tablo analizleri neticesinde elde edilemeyen ama yapılan detaylı analizler sonucunda ortaya çıkan volatilite yapılan yatırımın getirisini doğrudan etkileyen bir husustur. Özellikle son dönemlerde küresel ölçekteki yatırımcılar tarafından üzerinde çok durulan volatilite, yatırımcıların yatırım kararları alırken dikkat ettikleri noktalardan biri haline gelmiştir. Çalışmada şehir endekslerinin 2010-2017 yılları arasındaki getiri ve volatilite yayılımı çok değişkenli VAR-EGARCH modeli ile incelenmiştir. 2010-2017 yılları arasında kesintisiz veriye sahip olan 8 şehir endeksi analize dahil edilmiştir. Analizi yapılan şehir endeksleri yatırımcıya hangi şehirdeki hangi işletme için yatırım yapmaları gerektiği konusunda yol göstermektedir. Kurulan tüm modellerin sonuçları genel olarak incelendiği zaman; dolar değişkeni, Adana, Ankara, Antalya, Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri ve Kocaeli şehir endekslerinin tamamının kendi gecikmeli getirilerinden ve dolar kurunun gecikmeli getirilerinden etkilendiği görülmektedir. Ayrıca dolar kurunun geçmiş şoklarının, yapılan çalışmadaki şehir endekslerini etkilediği görülmektedir. Sonuç itibariyle dolar kurunun söz konusu şehir endeksleri üzerine anlamlı bir volatilite yayılımı bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şehir Endeksleri, VAR-EGARCH, Volatilite
Şirket kurtarma stratejileri ve şirket kurtarma stratejilerine yönelik muhasebe uygulamaları
Son zamanlarda dünya genelinde finansal sıkıntı ve finansal başarısızlık yaşayan şirketlerin giderek artması şirketlerin yaşanan sorunlara göre önlem veya önemler almasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu bağlamda şirketlerin yaşadıkları finansal sıkıntı veya başarısızlıktan kaynaklanan etkenlerin belirlenerek şirketlerin iyileştirilmesine yönelik reçete değerinde ortaya konulan yöntemlerin bütünü şirket kurtarma stratejilerini oluşturmaktadır. Özellikle Türkiye'de konkordato, iflas erteleme ve iflas süreçlerinin günümüzde daha çok görülmesi şirket kurtarma stratejilerini gündeme getirmiştir. Finansal sıkıntı veya finansal başarısızlık yaşayan şirketlerin mevcut sorunlarına göre sunulacak şirket kurtarma stratejileri; şirketlerde finansal sıkıntı ve başarısızlığa neden olan etkenlerin doğru bir şekilde tespit edilerek çözümlenmesine yönelik tüm yöntem ve olayları içerdiğinden dolayı önemli bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı şirket kurtarma stratejilerini açıklamak ve uygulamacılara şirket kurtarmalarıyla ilgili bilgi sağlamaktır. Çalışmada şirket kurtarmalarına ilişkin kurgusal örnekler üzerinden muhasebeleştirme yapılmıştır.
Türkiye'de faaliyet gösteren ticaret bankalarının performansının değerlendirilmesi
Dünya'da finansal sistemin önemli bir kısmını işleyişlerinde faize yer veren geleneksel bankalar oluşturmaktadır. Finansal sistemin ve bankaların faaliyetlerinin artması için finansal performanslarının ölçülmesi, bankaların rekabet edebilmeleri açısından büyük önem arz etmektedir. Bu amaca yönelik olarak bu çalışmada oran analizi yöntemi kullanılarak ticaret bankalarının 2014-2018 dönemine ait performansları karşılaştırılmıştır.Bankaların mali tablolarından yararlanılarak bazı rasyolar aracılığıyla karşılaştırmalar yapılmış ve yorumlanmıştır.Yapılan bu oran analiz sonucunda ülke büyümesinde etkin bir performans gösteren bankacılık sektörü büyümesi 2018 yılının ikinci yarısında yaşanan döviz kuru çalkalanmasından etkilenmiştir.Türkiye'de bankacılık sektörünün kredi arzı ile milli gelir büyümesi arasında yüksek oranda ilişki bulunmasından dolayı özellikle kamu bankaları diğer bankalara göre ülke ekonomisini daha çok desteklemektedir.
Kurumsal yönetimde meydana gelen gelişmelerin firma performansına etkisi, BİST 100 üzerinde uygulama
Küreselleşen dünyada 1990'lı yıllardan itibaren de farklı yönleriyle düzenlenen tartışılan ve araştırılan bir konu haline gelen kurumsal yönetim ilkeleri gün geçtikçe giderek önemini artırmıştır. İlk olarak OECD (Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) 1999 yılında yayınladığı kurumsal yönetim ilkelerini 2004 yılında tekrar düzenlemiştir. Türkiye'de SPK (Sermaye Piyasası Kurulu), bu ilkeler ışığında 2003 yılında kurumsal yönetim ilkelerini yayınlamıştır ve 2005 yılında bu ilkeler revize edilmiştir. Özellikle 2012 yılında yeni Türk Ticaret Kanunu'nun ve Sermaye Piyasası Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle ciddi değişimler yaşanmıştır. Son yıllarda birçok şirket de de yaygın olarak görülmeye başlanmış ve Şirketler ortakları bilgilendirmek adına bağımsız denetim kuruluşları ile kurumsal yönetim ilkelerini uyum derecelendirmesi yapmaya başlamış ve bu raporları halka açıklamaya başlamışlardır. Kurumsal yönetim uygulamalarının geliştirilmesindeki en önemli amaç, yatırımcıların güvenini kazanarak sermaye kazanımını artırmaktır. Bu çalışmamızda BİST (Borsa İstanbul) kurumsal yönetim endeksinde yer alan şirketlerin kurumsal yönetim uygulamalarının firma performanslarına ne gibi etkilerinin olduğunu araştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla 2015-2018 yılları arasında Borsa İstanbul'da yer alan şirketler incelenmiştir.
Muhasebe meslek mensuplarının tahsilat sorunlarının çözümünde online tahsilat yöntemi: Antalya ili örneği
Küreselleşmenin etkisiyle; ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda yaşanan gelişmeler, muhasebecilerin ürettiği bilgilerin kapsam ve niteliğini genişletmiştir. Böylece muhasebe mesleği, işletmelerin ödeyeceği vergileri hesaplayan görevli statüsünden çıkıp işletmenin karar alma sürecine etki eden önemli bir meslek haline gelmiştir. Muhasebe meslek mensuplarının faaliyet alanlarının giderek artması birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. Haksız rekabetin önlenememesi, tahsilat sorunu, asgari ücret tarifesi uygulaması, iş yükü ve bürokratik işlemlerin çok olması gibi birçok sorun meslek mensuplarının çalışma şartlarını olumsuz etkilemektedir. Çalışmanın birinci bölümünde muhasebe mesleğine ilişkin genel bilgilere yer verilirken ikinci bölümde tahsilat ve online tahsilat yöntemleri üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada, muhasebe meslek mensuplarının mesleki faaliyetlerini sürdürürken karşılaşmış oldukları tahsilat sorunlarını tespiti ve online tahsilat kullanımının tahsilat sorununa etkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Yapılan incelemede anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın neticesinde meslek mensuplarının büyük ölçüde tahsilat sorunları yaşamış oldukları belirlenmiş olup online tahsilat kullanımı noktasında olumsuz düşünceye sahip oldukları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Muhasebecilik Mesleği, Tahsilat, Tahsilat Sorunları, Online Tahsilat
Hologram teknolojisinin muhasebe eğitiminde uygulanmasına ilişkin öğrenci görüşlerinin tespitine yönelik bir araştırma
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler insanoğlunun ihtiyaçlarına paralel olarak hızlı bir şekilde gelişme ve ilerleme göstermiştir. Bu sebeple eğitimde geleneksel yöntemler terk edilmiş yerini yeni ve modern yöntemler almıştır. Teknolojik gelişmeler ile birlikte hayatımıza giren hologram teknolojisi muhasebe alanında yeni bir kavramdır. Hologram teknolojisi yeni bir kavram olmasına rağmen günlük hayatta sık kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle eğlence, sağlık, mühendislik, inşaat, mimari ve ticari hayat gibi birçok alanda kullanılmaya başlanmakla birlikte günlük hayat da yeri artmakta ve sık kullanılmaya başlanmaktadır. Muhasebe eğitimi yaşanılan çağın gelişmelerine uyum sağlayabilmekte ve değişim gösterebilmektedir. Bu sayede dijital çağın gerektirdiği dijital kuşağa yönelik muhasebe eğitimi de uyum sağlamaktadır. Hologram gibi modern teknolojilerin muhasebe eğitiminde kullanılması muhasebe bilgilerinin daha kolay ve kalıcı olarak öğrenilmesini sağlayabilmektedir. Hologram teknolojisi sayesinde dünyanın faklı coğrafyalarındaki alanında uzman akademisyenler ve araştırmacılar öğrenciler ile bir araya getirilerek bilgi akışı sağlanmalı ve daha etkili öğrenme gerçekleşebilmektedir. Çalışmanın konusunu Hologram Teknolojisinin muhasebe eğitiminde uygulanabilirliği oluşturmakta, amacını ise muhasebe eğitimi alan öğrencilerin hologram teknolojisinin muhasebe eğitiminde uygulanabilirliğine ilişkin bakış açıları, beklentileri ve ilgililerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesinde muhasebe eğitimi gören 316 öğrenciye anket yöntemi kullanılarak sorular yöneltilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 20 programı kullanılarak betimsel istatistikler, yüzde ve frekans hesaplamaları, güvenirlik analizi, korelasyon analizi, bağımsız gruplar (İndependent T Testi), tek faktörlü varyans analizi (One Way Anova) yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda 7 hipotez kabul edilmiş olup, 2 hipotez red edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Muhasebe Eğitimi, Hologram Teknolojisi, Burdur, Isparta
Muhasebe meslek mensubu kadınların iş ve yaşam dengesi üzerine bir araştırma: Antalya ili örneği
Son yıllarda ekonominin iyileşmesi, teknolojinin ilerlemesi ve insanların giderek sosyalleşmesi ile çalışmak için yaşayan insan anlayışının yerini, yaşamı elde etmek için çalışan insan anlayışı almıştır. İş yaşamında kişinin üretime sağladığı katkı kadar, duygusal istekleri de önemli görülmeye başlamıştır. İş yaşamında kişinin işindeki verimliliğini ve işteki başarısını sağlamak için, birey olarak özel hayatına ayırdığı zaman da önem kazanmıştır. Muhasebe mesleğinde iş yaşam dengesi; bireyin önce kendisine sonra ailesine ve daha sonra topluma sağlayacağı fayda açısından önemlidir. Muhasebe mesleğinde, kadın meslek mensubunun artması ve mesleğin çalışma şartları, iş yaşam dengesi sorununu ortaya çıkarmıştır. Kadın meslek mensubu, uzun çalışma saatleri, mesleki sorunlar, aşırı iş yükü nedeni ile, iş yaşam dengesini sağlayamamakta, özel hayatını ertelemekte ve ihmal etmektedir. Araştırma, muhasebe meslek mensubu olan kadınların iş-yaşam dengesini Antalya ili evreni üzerinden incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden biri olan derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak; 25 muhasebe meslek mensubu kadın ile yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilmiştir. Görüşmeler analiz edilerek kodlanmıştır. Elde edilen veriler Maxqda Analytics Pro 2020 analiz programı aracılığıyla çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda muhasebe meslek mensubu kadınların mesleki koşullar nedeniyle iş yaşam dengesini sağlayamadıkları tespit edilmiştir. Mesleğin iş yoğunluğu, çalışma saatlerinin belirsizliği nedeniyle iş hayatı, özel yaşamı ve aile yaşamı arasında kalan meslek mensubu kadınlardan özellikle anne olanların iş yaşam dengesizliğinden daha fazla etkilendiği görülmüştür. Araştırma sonucundan hareketle; meslek mensubu kadınların iş yaşam dengesini sağlamaya yönelik devletin ve işverenin çalışma koşullarını iyileştirici düzenlemeler yapması gerektiği belirlenmiş ve anne olan kadın meslek mensuplarına yönelik geliştirilmesi gereken politikalar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Muhasebe Mesleği, Kadın, İş Yaşam Dengesi, Antalya
Büyük ve orta büyüklükteki işletmelerde muhasebe bilgi sisteminin işletme içi bilgi akışındaki etkinliğinin araştırılması: Bursa örneği
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte bilgi akışının artması ve bilgiye ulaşımın daha hızlı olması rekabet ortamını etkileyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. İşletmelerin bu rekabet ortamında varlıklarını sürdürebilmeleri için doğru ve ileriye dönük kararlar alması gerekmektedir. Bu kararları etkileyen en önemli faktör, bilgilerin doğru ve hızlı bir şekilde toplanıp anlaşılır bir şekilde sunulmasıdır. Bu bilgiler, işletme içinde en önemli bilgi sistemi olan muhasebe bilgi sistemi tarafından toplanarak elde edilir. Çalışmada BOBİ (Büyük ve Orta Ölçekli İşletmeler) muhasebe bilgi sistemlerinin işletmelerdeki bilgi akışı üzerindeki etkinliğinin araştırılmasıdır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak nitel araştırma yaklaşımı ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma verileri Bursa ilinde Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi ve Bursa Organize Sanayi Bölgesindeki BOBİ işletmelerinin muhasebe birimleri ile görüşülerek elde edilmiştir. Çalışmaya 36 BOBİ'nin temsilcileri dahil edilmiştir. Çalışmada, BOBİ'lerin muhasebe birimlerinin işletme içindeki etkinliği ve MBS'nin (Muhasebe Bilgi Sistemi) işletmelerin bilgi akışı üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada öncelikle konu bütünlüğünü sağlamak amacıyla muhasebe bilgi sistemi ve bu sistem ile işletme arasındaki ilişkinin ne olduğu ile ilgili MBS ile ilgili yapılan bazı uygulamalı çalışmalar sunulduktan sonra uygulamaya geçilmiştir. Uygulama kısmında görüşmelerden alınan cevaplar dâhilinde tablo, grafikler hazırlanmış ve elde edilen bilgiler yorumlanmıştır. İşletme seçimi yapılırken, işletmenin BOBİ ve araba yedek parçası üretimi içerisinde faaliyet gösteriyor olması kriterleri göz önüne alınmıştır. Sonuç olarak işletmeler MBS'ye gerekli bilgi akışını sağlayarak daha doğru satış ve üretim kararları almasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca araştırmada işletmelerin çalışan bakımından büyüklükleri ile MBS arasında güçlü bir bağ olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda işletmelerin büyüklükleri, kullanılan muhasebe programı, teknoloji seviyeleri ve bilgi akışına önemi MBS'yi kullanım seviyesine doğrudan etkilemektedir.
Yükselen piyasa ekonomilerinde pay senedi ve döviz kuru ilişkisi
Pay senedi ile döviz kuru, uygulanan politika değişimlerini ve bu değişimlerin etkisini piyasaya hızlı bir biçimde yansıtma özelliğine sahip önemli piyasa türleridir. Bu iki değişken arasındaki ilişkinin varlığı ve ilişkinin yönü açısından literatürde tam olarak bir fikir birliği oluşmamıştır. Bu çalışmada, pay senedi ve döviz kuru arasındaki ilişki yükselen piyasa ekonomileri olarak bilinen E-7 ülkelerinde 1996:01-2019:10 dönemi için panel veri analiz yöntemi kullanarak incelenmiş ve literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Ayrıca analizlerin daha sağlam sonuç verebilmesi adına kontrol değişken olarak da enflasyon dâhil edilmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkinin belirlenmesi için yatay kesit bağımlılığını dikkate alan Durbin-Hausman Eşbütünleşme Testi ve neden sonuç ilişkisinin belirlenebilmesi için de hem ülke grubu olarak panel, hem de ülke olarak ayrı ayrı nedenselliği ölçen Emirmahmutoğlu ve Köse Nedensellik Testi uygulanmıştır. Durbin-Hausman Eşbütünleşme Testi analiz sonuçlarında, pay senedinin hem döviz kuru hem de enflasyon ile uzun dönem ilişkinin var olduğu görülmüştür. Emirmahmutoğlu ve Köse Nedensellik Testi sonuçlarına göre panel bazda döviz kuru ile pay senedi arasında bir nedenselliğe rastlanamamış, ancak kontrol değişkenimiz olan enflasyondan pay senedine doğru bir nedensellik olduğu görülmüştür. Nedensellik testi sonuçlarına ülke bazlı bakıldığında ise ülkeden ülkeye değişiklik gösteren sonuçlar elde edilmiştir.
Konaklama işletmelerinde hizmet maliyetleri ve hizmet maliyetlerinin raporlanması üzerine Antalya ilinde bir uygulama
Çalışmada, konaklama işletmelerinde hizmet maliyetlerinin aşamaları, maliyet ve aylık faaliyet raporlarının hazırlık aşamalarında dikkat edilmesi gereken noktalar incelenerek örnekleme esasında konaklama işletmelerinin standart ve fiili maliyetlerinin ortaya konulması, sapmaların tespit edilmesi, sapmaların sebeplerinin araştırması, maliyet sürecinde kullanılan kalemlerin incelenmesi, sayımların önemi ve raporların konaklama işletmelerine katkısı ortaya konmaktadır. Ayrıca konaklama işletmelerinin kişi başına katlandıkları maliyetler araştırılarak işlemenin oda fiyatlarını belirlemesinde yardımcı olacaktır. Maliyet raporları, aylık faaliyet raporu, fiili ve standart maliyetler incelerek aralarındaki ilişki ortaya konularak ve konaklama işletmelerine bilgi akışını sağlanması amaçlanmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde kavramsal çerçeve başlığı altında turizmin tanımı, özellikleri, tarihsel gelişimi ve konaklama işletmeleri tanımı, özellikleri sınıflandırılması, fiyatlandırılması ve maliyet kontrolleri incelenecektir. İkinci bölümünde, Antalya`da faaliyet gösteren beş yıldızlı konaklama işletmesinin maliyet raporları ile ilgili araştırma yapılacaktır. Araştırma başlığının altında araştırmanın örneklemi ile başlayıp konaklama işletmelerinin muhasebe işlemleri, maliyet raporlarının ve aylık faaliyet raporların hazırlık aşamalarının aktarılmasıyla fiili ve standart raporların karşılaştırılması yapılmıştır. Konaklama işletmesinin kullandığı maliyet raporu ve aylık faaliyet raporunun hazırlanması, fiili ve standart verilerin karşılaştırılması, sapmaların tespit edilmesi hedeflenmiş ve sapmaların sebepleri araştırılarak yönetime sunulmaktadır. Böylece yönetim karar alırken, bu raporları kullanarak işletme için doğru kararlar alınmasının sağlanacağı sonucuna varılmıştır.
Vergi affı uygulamaları ile makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki: Türkiye'de 1980 sonrası dönemin analizi
Devletlerin artan kamusal ihtiyaçlarını giderebilmek için yöneldiği en önemli kaynakların başında vergiler gelmektedir. Vergi gelirlerinin tam ve düzenli bir şekilde tahsil edilebilmesi için, etkin ve adil bir vergi sisteminin oluşması gerekmektedir. Kamu gelirlerinden olan vergiler, devletler açısından incelendiği zaman ciddi bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Devletler azalmış olan vergi gelirlerini telafi etmek ve kamu gelirlerinin yükseltmek amacıyla vergi aflarına başvurmaktadır. Böylece vergi afları vergi sistemi içerisinde önemli bir uygulama noktası haline gelmiştir. Vergi gelirlerini artırmak ya da tahsil edilemeyen vergileri toplamak için vergi afları Türkiye'de olduğu gibi birçok ülkede de uygulanmaktadır. Kısa vadede vergi gelirlerini artırmak, ilgili vergi kurumlarının ve bu konudaki anlaşmazlıklar ya da yaptırımlar sebebiyle yargının yükünü azaltmak yönüyle önemli katkıları olan vergi aflarına Türkiye'de hem ekonomik hem de siyasi nedenlerle sıkça başvurulmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak vergi affı uygulamasının teorik tanımı yapılmıştır. Ardından vergi affı uygulaması ile ilgili ortaya atılan görüşlere yer verilmiştir. Daha sonra Dünya'da ve Türkiye'de uygulanan vergi afları ele alınmıştır. Ardından da çalışmanın son bölümünde Türkiye'de 1980-2019 yılları arasında uygulanan vergi afları ile seçilmiş makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki ampirik olarak Vektör Otoregresyon Modeli (VAR) ile analiz edilmiştir. Çalışmada kurulan modelde bağımlı değişken olarak Vergi Affı değişkeni belirlenirken, vergi affını açıklayıcı değişkenler olarak ise Büyüme Oranı, Enflasyon Oranı, İşsizlik Oranı ve Vergi Gelirlerinin Gayri Safi Milli Hasılaya Oranı değişkenleri belirlenmiştir. Analizlerden elde edilen bulgulara göre; vergi afları ile işsizlik oranı ve vergi affı değişkeni (yani kendisi) arasında istatistiki açıdan anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Buna göre ekonomide istihdam kaybı olduğu durumlarda ortaya çıkan gelir kaybı nedeniyle vergi ödemelerinde de olumsuz bir sonucun ortaya çıkabileceği ve çıkartılan vergi affı uygulamalarının aslında bir sonraki muhtemel vergi affına bir beklenti oluşturabileceği sonuçlarına varılmıştır.
Finansal tablo hilelerinin tespit edilmesinde veri madenciliği yöntemlerinin kullanılmasına yönelik bir araştırma
Bu çalışmada, hisse senetleri Borsa İstanbul Tekstil, Giyim Eşyası ve Deri sektöründe işlem gören şirketlerin, hileli finansal raporlama uygulamalarının veri madenciliğine dayalı yöntemler kullanılarak finansal oranlar aracılığı ile tespit edilmesi ve buna bağlı olarak veri madenciliği yöntemlerinin hileyi tespit etmedeki gücünün ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmanın amacına uygun olarak öncelikle çalışma kapsamına giren şirketlerin bağımsız denetim raporları ve Sermaye Piyasası Kurulu haftalık bültenleri aracılığı ile hile riski taşıyan finansal tablolar tespit edilmiştir. Bu şekilde şirketler, finansal tablo hilesine başvuran ve finansal tablo hilesine başvurmayan şirketler olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Daha sonra, hile riski taşıyan ve hile riski taşımayan finansal tablolar seçilmiş bazı finansal oranlara göre kıyaslanmıştır. Son olarak ise veri madenciliğine dayalı bazı yöntemlerin, hile riski taşıdığı kabul edilen finansal tablolar ile hile riski taşımadığı kabul edilen finansal tabloları tespit edebilme gücü test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre veri madenciliğine dayalı yöntemlerden Derin Öğrenme Algoritması ve J48 Algoritmasının hile riskini tespit etmede %84,25 oranında en başarılı yöntemler olduğu ve bu yöntemlerin hile riskini tespit etmede %54,29 oranında başarılı olduğu, hile riski taşımadığı kabul eden finansal tabloları tespit etmede ise %95,65 oranında başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hata, Hile, Finansal Tablo, Hileli Finansal Raporlama, Veri Madenciliği
TDHP, TMS/TFRS ve BOBİ FRS kapsamında tarımsal faaliyetlerin karşılaştırılması: Bir uygulama
Tarımsal faaliyetlerin konusunu canlı varlıklar ve tarımsal ürünler oluşturmaktadır. Canlı varlıklar ve tarımsal ürünler doğma, büyüme, olgunlaşma, üreme, yaşlanma ve ölüm gibi biyolojik dönüşüm özelliklerine sahiptirler. Bu özelliklerinden dolayı değerleme ve muhasebeleştirme işlemleri önem arz etmektedir. Ancak ülkemizde tarımsal faaliyetlerin kayda alınması, değerlemesi ve raporlanmasına ilişkin farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenlemelerin başında tüm işletmelerin uymak zorunda olduğu VUK ve buna bağlı olarak Tek Düzen Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği bulunmaktadır. Bununla birlikte bazı işletmelerin uymak zorunda olduğu TMS/TFRS ile BOBİ FRS'de de tarımsal faaliyetlerin muhasebeleştirilmesi hakkında düzenlemeler bulunmaktadır. TMS'de tarımsal faaliyetler ile ilgili hükümler TMS 41 Tarımsal Faaliyetler standardında düzenlenmiştir. Ayrıca bağımsız denetime tabi olan, ancak tam set TMS/TFRS'leri uygulama zorunluluğu bulunmayan işletmeler için tarımsal faaliyetlerle ilgili kayda alma ve raporlama işlemleri BOBİ FRS 7. Bölümde yer alan Tarımsal Faaliyetler standardına göre gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı VUK/TDHP, TMS ve BOBİ FRS düzenlemeleri açısından tarımsal faaliyetlerin muhasebeleştirilmesinde ortaya çıkan benzerlikler ve farklılıkları tespit etmek ve bu benzerlik ve farklılıkları büyükbaş hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren bir işletme üzerinde sayısal veriler ile ortaya koymaktır. Çalışmanın uygulama kısmında VUK'a göre yapılan muhasebe kayıtlarında Tek Düzen Hesap Planı'ndan, standartlara göre yapılan muhasebe kayıtlarında ise KGK'nın yayımlamış olduğu Finansal Raporlama Standartlarına Uygun Hesap Planı Taslağı'ndan faydalanılmıştır. Uygulama sonucunda, yasal düzenlemeler arasında ilk ölçüm, değerleme, amortisman uygulamaları ve üretim maliyetlerinin hesaplanması bakımından farklılıklar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tarımsal Faaliyetler, Canlı Varlıklar, Vergi Usul Kanunu, TMS 41, BOBİ FRS Tarımsal Faaliyetler
Muhasebe meslek mensuplarının mesleki sorunları ve çözüm önerileri: Muğla ili araştırması
Muhasebenin buluşu yazının icadına kadar dayanmaktadır. Muhasebe mesleği ile ilgili Dünya'daki ilk eser İtalya'da keşfedilen Malın ve Mükemmel Tacirin Kitabı'dır. Muhasebe mesleğinin ilk kıstasları burada belirlenmiştir. Türkiye'de ise muhasebe mesleğinin resmiyet kazanması 1989 yılında çıkarılan Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile olmuştur. Genel olarak ülke ekonomisinde önemli vazifesi olan muhasebe meslek mensupları uygulama safhasında bazı sorunlar ile karşılaşmaktadır. Yaptıkları işlemlerden ötürü de iş muhatapları olan mükellefler, resmi kurumlar ve meslek odaları beklentilere girmektedir. Muhasebe meslek mensuplarının bunlardan dolayı ve bunlara benzer sebeplerden sorunları bulunmaktadır. Bu çalışmada muhasebe meslek mensuplarının mesleki sorunlarını tespit etmek ve çözüm önerileri üretmek amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde Muğla ilinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir meslek odasına kayıtlı aktif olarak çalışan meslek mensuplarından tesadüfi örnekleme yöntemi ile 309 bağımsız meslek mensubuna yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasını analiz etmek için SPSS 20 programı kullanılmıştır. Anket verileri frekans analizine, normal dağılım analizine, faktör analizine, One Sample T testine ve One-Way ANOVA testine tabi tutulmuştur. Çalışmanın sonucunda amacına uygun olarak üretilen 24 hipotezden 19 tanesi reddedilmiş ve 5 tanesi kabul edilmiştir. Kabul edilen hipotezlerden iki tanesi cinsiyet değişkeninin meslekten ve mükelleften kaynaklanan ifadeleri etkilediğini göstermektedir. Kabul edilen diğer üç hipotezse yaş değişkeninin mükelleften, TÜRMOB'dan ve toplumdan kaynaklanan ifadeleri etkilediği belirtmektedir.
Kiralama işlemlerinin TFRS/BOBİ FRS ve VUK kapsamında muhasebeleştirilmesi
Bir işletmenin zamana yönelik ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarını karşılayabilmek veya işletmeyi geliştirmek, büyütmek vb. gibi durumlarda bir takım yatırımlara ihtiyaç duyar. Ancak bu ihtiyaçları her zaman özkaynaklarla karşılamak mümkün olamamaktadır. Böyle durumlarda işletmeler finansal kiralama sisteminden faydalanmaktadır. Bilindiği üzere finansal kiralama işlemleri, kiralanan varlığın mülkiyeti kiraya verende, kullanım hakkı ise kiracıda olduğu uzun vadeli bir yatırım anlaşmasıdır. Kiralama süresi sonunda kiralanan varlığın mülkiyetinin kiraya verende kalması veya kiracıya devredilmesi gibi bir durum da söz konusudur. Bu gibi durumların neticesinde de finansal kiralama işlemlerinin muhasebeleştirilmesinde çeşitli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı kiralama işlemlerinin ulusal vergi mevzuatı ve ülkemizdeki bazı iş çevreleri açısından yürürlükte olan muhasebe standartları bakımından muhasebeleştirilmesini ve bu düzenlemeler doğrultusunda ne tür farklılıkların ortaya çıktığını tespit etmektir. Çalışmanın amacına uygun olarak, finansal kiralama işlemlerinin muhasebeleştirilmesinde kullanılan yönteme göre örnek uygulamalar yardımıyla TFRS/BOBİ FRS ve VUK kapsamında yapılan muhasebe kayıtları arasındaki farlılıklar ortaya çıkarılmıştır. Kiraya veren ve kiracı açısından kiralama işleminin başladığı andan itibaren sözleşme bitimine kadar yapılacak olan işlemlerin muhasebe kayıtları bu üç yöntem kapsamında karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kiralama, Faliyet Kiralaması, Kiracı, Kiraya Veren.
Dolar kuru ve petrol fiyatları ile seçili BIST endeksleri arasındaki volatilite yayılımının DCC-GARCH modeli ile analizi
Bu çalışmada Dolar/TL döviz kuru, petrol fiyatı endeksi ile seçili Borsa İstanbul (BIST) sektör endeksleri arasındaki volatilite etkileşiminin varlığının araştırılması, eğer etkileşim söz konusu ise hangi yönde etkilediğinin belirlenmesi ve yorumlanması amaçlanmaktadır. Volatilite kalıcılığını ifade eden parametrelerin anlamlılık düzeyinde istatistiksel olarak anlamlılık düzeyine ve kalıcı etkiye sahip olup olmadığı analiz edilmektedir. Borsa İstanbul (BIST) sektör endeksi değişkenleri olan XMEYS, XSUIN, XTEKS, XTRZM, XULAS, XGIDA, ve XU100'e ait verilerin 01.02.2015-28.02.2022 tarihleri aralığında günlük kapanış fiyatlarının kullanıldığı çalışmada, volatilite etkileşim araştırılmasında çok değişkenli GARCH modeli DCC-GARCH modeli kullanılarak analiz edilmiş, analizde değişkenlere ait getiri serileri kullanılmıştır. DCCGARCH modeli ile analiz yapılırken değişkenler ikili gruplar şeklinde incelenmektedir. İkili şekilde ele alınmasının asıl sebebi yüksek boyut sorununun oluşmasını önlemektir. DCC-GARCH modeli sonuçlarına göre volatiliteyi artıran şok etkisi ile karşılıklı olarak volatilite etkileşimi olduğu gözlenmektedir. Dolar/TL döviz kuru, petrol fiyatı endekslerinde yoğun şekilde volatilite kümelenmelerinin oluştuğu ve bu piyasada volatilitenin kalıcı etkiye sahip olduğu görülmektedir. Diğer taraftan seçili Borsa İstanbul'da işlem gören XMEYS, XSUIN, XTEKS, XTRZM, XULAS, XGIDA, XU100 sektör endekslerinde volatilite kümelenmelerinin oluştuğu ve bu endekslerde volatilitenin kalıcı etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Çağdaş faaliyetleme sistemlerinden faaliyet tabanlı maliyetleme ve bir koltuk üretim işletmesi uygulaması
Bu çalışmada üretim işletmeleri için son derece önemli olan maliyet konusu ele alınmıştır. Geleneksel yöntemlerle çalışan bir koltuk üretim işletmesinde üretim süreci analiz edilmiştir. Daha sonra çağdaş maliyetleme sistemlerinden olan Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) ile birim maliyetler tekrardan hesaplanmıştır. Geleneksel yöntem ile hesaplanan birim maliyetler ile faaliyet tabanlı maliyetleme ile hesaplanan birim maliyetler karşılaştırıldığında maliyetler arasında fark olduğu tespit edilmiştir. Genel üretim giderlerinin toplam maliyet içindeki payının yüksek olduğu görülmüştür ve bu da geleneksel yönteme göre hesaplanan maliyet bilgisini saptırmış olur. Dolayısıyla işletmemizin alacağı stratejik kararlarda, gerek ulusal pazarlarda gerekse uluslararası pazarlarda rekabet gücünü ve karlılığını artırmak için faaliyet tabanlı maliyetlemenin kullanılması daha sağlıklıdır.
HEXACO ve Karanlık Üçlü kişilik özelliklerinin etiksel karar verme davranışına etkisi: Varyans tabanlı yapısal eşitlik modellemesi ile muhasebe meslek mensupları üzerine bir araştırma
Muhasebe mesleği, bu mesleği icra eden bireylerin günün koşullarına uygun dönüşüme uyum sağlaması gereken bilişsel süreçlere dayalı dinamik bir uğraşı ifade eder. Muhasebe meslek mensupları her geçen gün mesleki ve etik çerçevede mesleğini yürütmede önemli baskılarla karşılaşmaktadır. Bu baskıları etkin bir şekilde yönetmeleri onların etiksel karar verme davranışlarını becerilerini gerektirir. Zira muhasebe meslek mensupları adına etiksel karar verme; karşılaşılan olaylar içerisinde bir dizi çatışmalı seçeneklerin olduğu durumlarda, ahlaki/etiksel açıdan en doğru yolu mantıksal bir yaklaşım kullanarak seçme çabası anlamına gelir. Tam bu noktada, muhasebecilere yönelik etiksel karar verme davranışına temel oluşturan Altı Faktörlü Kişilik (HEXACO) Modeli ve Karanlık Üçlü Kişilik Modeli gibi güncel kişilik-temelli değişken veya yapıları açığa çıkarmak önemli olmaktadır. Bu tespitlerden hareketle araştırmanın amacı; Türkiye'nin Isparta ilinde faaliyetlerini yürüten muhasebe meslek mensuplarının Altı Faktörlü Kişilik ve Karanlık Üçlü Kişilik özelliklerinin onların etiksel karar verme davranışları üzerindeki etkisini belirlemektir. Söz konusu etkileri incelemek için kurgulanan teorik modele uygun olarak hipotezler oluşturulmuş ve bu hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın katılımcılarını, 97 kişiden oluşan ve mesleğini aktif biçimde sürdüren muhasebe meslek mensupları oluşturmuştur. Katılımcılar; Kısaltılmış HEXACO Kişilik Ölçeği'ni (de Vries vd., 2013), Karanlık Üçlü Kişilik Ölçeği'ni (Jonason ve Webster, 2010), Etiksel Karar Verme Ölçeği'ni (Özkan ve Hacıhasanoğlu, 2012) ve kişisel bilgi formunu cevaplamıştır. Araştırmanın modeli SmartPLS programı kullanılarak Kısmi En Küçük Kareler Yol Analizi Yaklaşımı ile (VT-YEM) ile anlamlılık düzeyleri tahmin edilmiş ve sınanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, Altı Faktörlü Kişilik Modelinde yer alan dışadönüklük kişilik özelliği etiksel karar verme davranışının gizlilik ve tarafsızlık boyutlarını sırasıyla pozitif ve negatif yönde etkilemiştir. Sorumluluk kişilik özelliği, etiksel karar verme davranışının gizlilik ve mesleki deneyim boyutlarını anlamlı ve negatif yönde etkilemiştir. Buna karşılık dürüstlük-alçakgönüllülük, deneyime açıklık, duygusallık ve uyumluluk kişilik özellikleri ise etiksel karar verme davranışı alt boyutlarından herhangi birisini etkileyecek görgül kanıt sunmamıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, Karanlık Üçlü Kişilik Modelini oluşturan Makyavelist kişilik özelliği, etiksel karar verme davranışının mesleki davranış, mesleki yeterlilik ve doğruluk-dürüstlük boyutlarını beklendiği gibi anlamlı ve pozitif yönde etkilemiştir. Narsistik kişilik özelliği ise, etiksel karar verme davranışının sadece mesleki yeterlilik boyutunu anlamlı ve pozitif biçimde etkilemiştir. Psikopati kişilik özelliği ise, etiksel karar verme davranışının hiçbir alt boyutunu etkilememiştir. Genel anlamda iki kişilik modelinin bazı alt boyutlarının etiksel karar verme davranışı üzerinde etkiye sahip olduğu gözlenmiş, teorik ve pratik uygulama alanlarına dair öneriler sunulmuştur.
Kooperatif işletmelerinde yaşanan finansal sorunların analizi: Isparta örneği
Ülkelerin sosyal ve finansal alanlarda bir kalkınma aracı olarak gördükleri kooperatif işletmeleri ülkemizin de kalkınması için büyük önem taşımaktadır. Lakin kooperatif işletmelerinin diğer işletmeler karşısında oto finansmanının dar olması, kredi alamaması, mali yapılarının kısıtlı olması sebebi ile güçlü bir organizasyona sahip değildir. Bu çalışma kapsamında, kooperatif işletmelerinin finansal sorunları üzerine incelemeler yapılarak kooperatif işletmelerinin finansal problemlerden kaynaklı olarak örgütlenmede, eğitimde, kalitede, pazarlama ve birçok alanda sıkıntı yaşadığına değinilmiştir. Isparta'daki kooperatif işletmeleri örnekleminde anket yöntemi kullanılmıştır. Anketin birinci bölümünde işletmenin demografik yapısına ilişkin sorular ikinci bölümde kooperatif işletmesinin finansal sorunları ile karşılaşma durumlarına yönelik bazı sorular, üçüncü bölümünde ise kooperatif yöneticilerinin kooperatif işletmesi hakkında düşüncelerine yönelik sorular yöneltilmiştir. Isparta'daki faaliyet gösteren 105 kooperatif işletmesi ile anket gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler SPSS 2.0 versiyonu ile analize tabi tutulmuştur. Çalışmada kapsamında hipotez oluşturulmuş olup bu hipotezler One Way Anova ve Independent Sımples T testi ile test edilmiştir. Araştırma hipotezlerinin 6 tanesi kabul edilmiş 4 tanesi ise red edilmiştir.
Alacak sigortası kavramı ve alacak sigortası uygulamalarının muhasebeleştirilmesi
Günümüzde Birey ve İşletmeler rekabet gücü kazanmak, piyasada tutunmak için kredili satış yapmak ve risk almak zorundadır. Alacak sigortası genel anlamda, tedarikçinin müşterisine bedeli daha sonra alınmak üzere sattığı mal ve hizmetler sonrasında ortaya çıkması muhtemel kredi rizikolarını güvence altına alan sigorta sözleşmesidir. Kredili satışlar beraberinde bazı risk unsurlarını da getirmektedir. Riskin tanımlanması ve doğru yönetilmesi, işletmeler için bir kâr kaynağı olabilir aksi takdirde tanımlanamayan, yanlış yönetilen ve yanlış anlaşılan riskler şirket kârını olumsuz etkileyecektir. Ticari ilişkiler ticaretin güvenli bir ortamda gerçekleşmesiyle oluşacak her türlü risk kontrol altında tutulabilir. Buna istinaden kredi işlemlerinin geliştirilmesi ve sigortacılık faaliyetlerinin güçlenmesiyle müşteri ile tedarikçi arasında güvenin sağlanması için önemli bir adım olan alacak sigortası ortaya çıkmıştır. Çalışmanın amacı alacak sigortasının ayrıntılı şekilde açıklamak ve alacak sigortasına ilişkin muhasebe uygulamalarını TMS/TFRS, BOBİ FRS ve sigorta işletmelerine ait muhasebe uygulamaları ile örnek bir işletme üzerinden açıklamaktır. Çalışmanın literatüre ve uygulamaya katkı sağlaması beklenmektedir.
Bağımsız denetim raporu görüşlerinin firma performans değerleri ile ilişkisinin araştırması - BIST 100 endeksi
Bağımsız denetim faaliyeti, firmaların hazırlamış olduğu finansal tabloların firma dışı üçüncü kişiler tarafından denetlenmesi ve elde edilen sonuçların raporlanması işlemidir. Bağımsız denetim çalışmaları işletmeler tarafından oluşturulan finansal tablolardaki bilgiler vasıtasıyla kamuoyuna güvence hizmeti vermekte ve ticari alanda önemli bir işlev yerine getirmektedir. Finansal tabloların hazırlanması tabloları kullanan işletme yönetimi ve paydaşların kamu yararı ile çelişebilen hedefleri sebebiyle finansal tablolarda karşılaştırmayı zorlaştırıcı farklılıklar ve eksiklikler bulunabilir. Bu sebeple bağımsız bir üçüncü taraf olan bağımsız denetçiler tarafından doğrulanması genel kabul gören bir anlayış olmuştur. Denetim faaliyetinin önemi, bir yönüyle denetim raporunun önemini de ortaya koymaktadır. Denetim raporu, işletmenin finansal durumunu mali tablolarında ne derece doğru yansıttığı hakkında bir görüş bildirmektedir. Bu çalışmada bağımsız denetim raporu görüşleri ile firma performansı arasındaki ilişkiyi ortaya koymak adına BİST100'de faaliyet gösteren 73 firmanın 2020 dönemi yıllık finansal tabloları incelenmiştir. Bu veriler ışığında karlılık ve performans oranları belirlenmiş bağımsız T testi analizi yöntemi kullanılmıştır. Analiz sonucunda firmalara verilen bağımsız denetim raporu görüşlerinin, firmaların performansları arasında bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir.
Karşılıklar, koşullu borçlar ve koşullu varlıkların TMS/TFRS, BOBİ FRS ve MSUGT kapsamında karşılaştırılması
Bu çalışmayla Karşılıklar, Koşullu Borçlar ve Koşullu Varlıklar, ülkemiz Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri ve standartlar içerisinde yer verilen Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) 37 ile Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) bölüm 19 dâhilinde incelenerek temel konulardaki hükümlerinin karşılaştırılması, benzer ve farklı yönlerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Öncelikle, karşılık kavramı genel hatlarıyla açıklanmış, ilgili ulusal ve uluslararası muhasebe standartlarında söz konusu kavramlara detaylı olarak yer verilmiştir. Yasal mevzuatlar açısından karşılıkların ayrılma durumları, standartlar açısından kapsamları, uygulanış şekilleri, ölçme kriterleri ve bunun yanında raporlama gereklilikleri ve uygulanmasına yönelik bilgilere yer verilmiştir. Çalışmada, karşılıklar, koşullu borçlar ve koşullu varlıkların örnek uygulamalar üzerinden muhasebe sistemine ve standartlara göre, gerçekleşen olaylara yönelik uygun olan ölçme yöntemleri ve yapılması gereken kayıtlar gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca ülkemizde karşılıkların kayıtlara alınması, değerlemesi ve raporlamasını barındıran düzenlemeler ile standartlar arasındaki hüküm farklılıklarının mevcut olduğu tespit edilmekle birlikte, TMS 37 ile BOBİ FRS bölüm 19'un büyük ölçüde benzerlik gösterdiği de saptanmıştır.
Kiralama, sat ve geri kirala işlemlerinin TMS, TFRS, BOBİ FRS ve VUK kapsamında karşılaştırılması tek düzen hesap planı kapsamında muhasebeleştirilmesi
Globalleşen dünyada firmaların piyasada bulunan diğer firmalar ile rekabet etmeleri ortaya yeni yatırım yapma zorunluluğunu çıkarmışdır. İşbu yatırımlar için firmalar genellikle öz kaynaklarını kullanmaktadır. Fakat öz kaynaklar ile yapılan yatırımlar her zaman firmaların yeterli finansman ihtiyacını karşılamamaktadır. Bu durum sonucunda firmalar bir varlığı satın almaktansa gereksinim duydukları mevduatları kiralayarak kullanma olanağı sağlamaktadır. Bu durum elinde yeterince öz kaynağa sahip olan firmalar için de geçerli olmaktadır. Söz konusu firmalar ellerinde bulunan öz kaynaklarını farklı alanda kazanç sağlamak için kullanmaktadır. Yani mevduatlarını, kiralama yolundan elde edilen kazanç ile sağlayabilirler. Ticaret sektöründe ciddi bir önem taşıyan kiralamalar, günümüze gelinceye kadar birçok standart kapsamında farklı yöntemler ile uygulanmıştır. İşbu standartlar kapsamının başında muhasebeleştirilmesi ve işleyiş yöntemleri ile TMS 17 gelmekte olup, sonrasında TFRS16 ve BOBİ FRS standartlarının oluşturulması ile Leaseback bir diğer adı ile sat ve geri kiralama işlemleri yayımlanmıştır. Bir kiralama türü olan sat ve geri kirala yöntemi, gerek işletmeler ile kiralama işlemleri yapan firmalar gerekse ülkenin ekonomisi gereğince birçok üstünlük kazandırmaktadır. Sat ve geri kiralama işlemlerine ilişkin TFRS16 standardının kabul görmesinden sonra TMS 17 standardı kaldırılmıştır. Söz konusu standartlar kapsamında TFRS16 standardının en mühim niteliğinin TMS17 standardında yer alan faaliyet kiralaması işlemlerinden doğan yükümlülüklerin belgelendirilmesi ve kayda geçirilmesi olmuştur.
Üretim işletmelerinin çevre ve çevre muhasebesine yönelik tutumları: Antalya Organize Sanayi Bölgesi örneği
İşletmelerin çevresel performanslarını ve ekonomik durumlarını artırması açısından çevre muhasebesi önemli bir faktördür. İşletmelerin çevreye yönelik kararlarını almasında, çevreye yönelik strateji belirlemesinde, çevreye yönelik maliyetlerin yönetilme hususunda ve çevreye yönelik performanslarının rapor edilmesinde faydalı bilgi sunmaktadır. Çevre muhasebesi, işletme ve çevrenin etkileşimi sonucunda çevrede meydana gelen veya olması beklenen etkilerin maliyetleriyle alakalı tüm bilgileri kapsamaktadır. Çalışmanın konusu Antalya Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren üretim işletmelerinin çevre ve çevre muhasebesine yönelik yaklaşımlarının tespit edilmesidir. Çalışmanın amacı, işletmelerin çevreye karşı duyarlılıklarının ve çevre muhasebesine karşı bakış açılarına yönelik etkisinin olup olmadığının araştırılmasıdır. Antalya Organize Sanayi Bölgesindeki üretim işletmeleri örnekleminde anket yöntemi kullanılmıştır. Anketin birinci kısmında tanımlayıcı sorular ikinci kısmında çevreye yönelik ifadelerden yola çıkılarak oluşturulan uygulama yer almıştır. Bu kısımda 155 adet üretim işletmelerine yapılan anketlerle elde edilen veriler, SPSS 21.0 versiyonu ile analize tabi tutulmuştur. Ankette yer alan tanımlayıcı sorulara frekans ve yüzde analizleri uygulanmıştır. Çalışmada 2 ana hipotez ve 16 adet alt hipotez oluşturulmuştur. Bu hipotezler regresyan, korelasyon, One Way Anova ve Independent Sımples T testi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda ana hipotezler kabul edilmiş, alt hipotezlerden ise 2'si kabul edilip, geriye kalan 14'ü ise red edilmiştir.
Osmanlı Devleti muhasebe sistemi ile güncel muhasebe sisteminin karşılaştırılması
Osmanlı'da mali düzenin sağlanması için gelir ve giderlerin kayıt altına alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Mali iş ve işlemlerin yerine getirilmesi için özel kişilere eğitim verilmiş ve donanımlı bir şekilde yetiştirilmişlerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri incelendiğinde devletin mali işlemlerini yürüten kişilere çoğunlukla kâtip ismi ile bahsedildiği ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nin kâtipleri, Cumhuriyet döneminin muhasebecisi başta olmak üzere muhasebe meslek elemanlarının görevlerini yerine getiren kişilerdi. Tarih boyunca taş, kil, tablet, ağaç, tahta, papirüs, hayvan kabukları ve kâğıt gibi araçların üzerine çeşitli hesap kayıtlarının yapıldığı bilinmektedir. Bu kayıtlar Osmanlı Devlet'inde kâtipler tarafından merdiven kayıt yöntemi ile siyakat yazı ve rakamlarını kullanarak tertip ve düzen içerisinde tutulmuştur. Osmanlı'da birçok defter ve belgenin olduğu ve bunların arşivlerde titizlikle muhafaza edilerek, son zamanlara kadar geldiği bilinmektedir. Sayısı binleri aşan miktarda muhasebe defterlerinin güvenilir, tecrübeli ve bilgi sahibi kâtipler tarafından kayıtlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü devlet içerisinde kâtiplik mesleğini ifa eden kişiler küçük yaşlardan itibaren muhasebe ocaklarında eğitim alarak, usta-şakird ilişkisi ile yetişmişlerdir. Osmanlı'da asırlar boyunca sürekli mesleki açıdan olgunlaşan kâtipler, muazzam bir muhasebe sisteminin ortaya çıkmasına ve yüzyıllar boyunca devletin güçlü bir mali yapısının olmasına neden olmuşlardır. Osmanlı Devleti muhasebe sistemi ile güncel muhasebe sisteminin karşılaştırılması çalışmanın esas amacını oluşturmaktadır. Ayrıca muhasebe alanında Osmanlı Devleti muhasebe sistemine ilişkin tespitler incelenerek, literatüre katkı sağlanması çalışmanın alt amacı olarak belirlenmiştir. Çalışma Osmanlı Devleti muhasebe sisteminin uygulanması ve Türkiye'de 1995 sonrasında faaliyete geçen tek düzen muhasebe sisteminin uygulanması ile sınırlandırılmıştır. Çalışma sonucunda Osmanlı Devleti'nde muhasebenin bir düzen dâhilinde olduğu, titiz ve açık şekilde kâtipler tarafından yapılan kayıtların, Türkiye'de ise SMMM'ler aracılığı ile gerçekleştirildiği, belge ve unvanların halihazırda da karşılıklarının benzerlik gösterdiği, Osmanlı Devleti'nde de hali hazırda kullanımda olan Türk muhasebe sisteminde de kayıtların tahakkuk esasına göre tutulduğu ve her iki dönemde de muhasebe mesleğini ifa edenlerin özel eğitimden geçtiği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Yükseköğretim kurumlarında muhasebe uygulamalarının genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uyum düzeyi: Sayıştay denetim raporları üzerine bir araştırma
Denetim kavramı, ekonomik eylemler ve olaylarla ilgili eldeki bilgi ile önceden belirlenen ve kabul edilen kıstaslar arasındaki uygunluğun tespit edilmesi ve raporlanması için toplanan kanıtlara ilişkin değerlendirme ve sonuçlarının ilgili kullanıcılarla paylaşılması faaliyetini ifade etmektedir. Kamu kurumlarında gerçekleştirilen denetim, kamu kaynaklarının önceden belirlenmiş standartlara uygun olarak kullanılmasının incelenmesini ifade etmektedir. İdareler tarafından yapılan harcamaların kurallara uygunluğunun denetimi parlamentolar adına yüksek denetim organları tarafından yerine getirilmektedir. Türkiye'de bu görev için bir yüksek denetim organı olarak Sayıştay faaliyet göstermektedir. Ülkemizde yüksek denetim organı olan Sayıştay tarafından yerine getirilen denetim faaliyeti, kamu kaynaklarının hukuka uygun olarak verimli, etkin ve ekonomik kullanılmasının tespit edilmesi, denetim sonuçlarına ilişkin raporlama yapılması ve kamuoyuna duyurulmasını içermektedir. Çalışmanın öncelikli amacı Sayıştay tarafından kamu üniversitelerine yönelik gerçekleştirilen düzenlilik denetimi sonucu tespit edilen muhasebe hatası niteliğindeki bulgulardan hareketle, bu hataların yaygınlık düzeyini tespit ederek ilgili mevzuat uyarınca bu hataların nedenlerini ortaya çıkarmak ve hataların önlenmesine yönelik çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaçla 2012-2021 yılları arasındaki Sayıştay denetim raporları incelenmiş olup, muhasebe hatası niteliğinde 2051 bulguya rastlanmıştır. En fazla muhasebe hatası kaynaklı bulgunun Maddi Duran Varlıklar hesap grubunda olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın diğer bir amacını ise üniversitelerin denetim raporlarından elde edilen muhasebe hatası kaynaklı bulgular ile üniversitelerin yaşı, üniversitelerde görev yapan iç denetçi ve mali hizmetler uzmanlarının sayıları arasında istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık olup olmadığının incelenmesi oluşturmaktadır. Analiz sonuçlarına göre üniversitelerin yaşı, üniversitelerde görev yapan iç denetçi ve mali hizmetler uzmanları sayısı açısından ortalama bulgu sayısına göre üniversiteler arasında istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Denetim, Sayıştay, Devlet Muhasebesi
Ticaret şirketlerinin birleşme, bölünme ve devir işlemlerinin TTK, VUK ve TMS/TFRS kapsamında karşılaştırılması
İşletmeler günümüz rekabet koşullarına uyum sağlamak, kaynak sağlama kapasitesini genişletmek, sinerji etkisinden faydalanmak, vergisel avantajlar, düşük maliyetle borçlanmak, iyi bir yönetime sahip olma gibi nedenlerle ya da devamlı zarar etme, üretim sürecinde uzmanlaşmaya gitme, şirket yapısını değiştirme isteği, büyük işletmeleri yönetmenin zorluğu nedeniyle yapı değişikliğine gidebilmektedir. Bu yapı değişiklikleri işletmenin ihtiyacına göre birleşme ya da bölünme işlemi olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı birleşme ve bölünme işlemlerinin TTK, Vergi Kanunları ve TFRS 3 İşletme Birleşmeleri Standardı kapsamında incelenerek farklılıkların ortaya çıkarılması ve muhasebe uygulamalarına etkilerini göstermektir. TTK ve TFRS 3 İşletme Birleşmeleri standardı kapsamında ilk ortaya çıkan farklılık birleşme tarihinin belirlenmesindedir. Bir diğer farklılık, TTK'da devralma şeklinde birleşme ve yeni kuruluş şeklinde birleşme işlemi yer alırken, TFRS 3 İşletme Birleşmeleri Standardında tek yöntem satın alma yöntemi olarak belirtilmiştir. TTK ve TFRS'deki farklılıklardan bir diğeri değerleme hükümlerinin farklı olmasından kaynaklı olarak birleşme karı ve ödenecek kurumlar vergisi tutarlarının farklı çıkmasıdır. Farklılıklar şerefiye, maddi olmayan duran varlıklar ve kıdem tazminatı hesaplanmasında da ortaya çıkmaktadır. Bölünme işlemlerindeki temel farklılıklarından biri kayıtlı değerler üzerinden yapılan kısmi bölünmenin vergisiz bölünme şartlarına uygun olarak yapıldığı, TTK ve Vergi Kanunları'na göre cari değerlere göre ve TFRS 3 İşletme Birleşmeleri Standardına göre yapılan kısmi bölünmede ödenecek verginin çıkmasıdır. Bir diğer farklılık, TTK ve Vergi Kanunları'na cari değerlere göre ve TFRS 3 İşletme Birleşmeleri Standardına göre yapılan kısmi bölünmede değerleme hükümlerinden kaynaklı olarak bölünme karı arasındaki farklılıktır. Bu durum da ticari kar ile mali kar arasında oluşan geçici farklılıktan dolayı ertelenmiş vergi kavramını ortaya çıkarmaktadır.
İşletmelerin Sürekliliği (BDS 570) ve kilit denetim konularının bağımsız denetim raporunda bildirilmesi (BDS 701) standartları kapsamında bağımsız denetim raporlarının incelenmesi: Bir araştırma
2000'li yılların başında yaşanan ekonomik kriz ile birlikte denetim skandalları tüm dünyayı olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Bağımsız denetim faaliyetleri de yaşanan bu olumsuz durumdan etkilenmiştir. Finansal krizler ve yaşanan denetim skandalları neticesinde finansal tablolara olan güven azalmıştır. Denetim skandalları ve finansal krizlerden dolayı bağımsız denetim faaliyetleri sorgulanmaya başlanmıştır. Çıkar grupları ve finansal tablo kullanıcıları gerçekleştirilen bağımsız denetim faaliyeti ve mali tablolar hakkında daha detaylı ve kapsamlı bilgi istemeye başlamışlardır. Bağımsız denetim faaliyetlerinin amacı finansal tablo kullanıcılarına ve çıkar gruplarına eksik bilgi verilmesini önlemek, doğru bir şekilde onları bilgilendirmektir. Böylelikle finansal tablo kullanıcıların ve çıkar gruplarının doğru karar almalarını sağlanmış olacaktır. Bu doğrultuda ülkemizde Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından bağımsız denetim raporlarının güvenirliliğinin arttırılması için ilgili konularda standartlar yayınlamaktadır. Bu çalışmanın konusu BDS 570 ve 701 standartlarıdır. BDS 570'e göre denetçinin sorumlulukları; finansal tabloların hazırlanmasında işletme yönetiminin işletmenin sürekliliği esasını kullanması hakkında yeterli ve uygun denetim kanıtı elde etmek ve yönetimin bu esası kullanmasının uygunluğu ve elde edilen denetim kanıtlarına dayanarak işletmenin sürekliliğini devam ettirme kabiliyetine ilişkin önemli bir belirsizliğin mevcut olup olmadığı konularında bir sonuca varmaktır. BDS 701'e göre kilit denetim konuları, denetçinin mesleki muhakemesine göre, cari döneme ait finansal tabloların denetiminde en çok önem arz eden konulardır. Kilit denetim konuları, üst yönetimden sorumlu olanlara bildirilen konular arasından seçilir. Çalışmanın amacı, BDS 570 ile 701 arasındaki ilişkinin saptanarak ilgili standartlar çerçevesinde mevcut durumun ortaya konulmasıdır. Araştırmanın yöntemi ise bilimsel araştırma yöntemlerinden içerik analiz yöntemidir. Net işletme sermayesinin negatif değerde olması durumu hem BDS 570 hem de 701 için ortak konu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağımsız Denetim, İşletme Sürekliliği, Kilit Denetim Konuları, BDS 570, BDS 701
Davranışsal finans açısından bireysel katılımcıların finansal yatırım davranışlarının araştırılması: TR61 Bölgesi örneği
Finansal davranış, bireylerin risk alma eğilimlerini, tasarruf alışkanlıklarını ve yatırım stratejilerini belirleyen psikolojik ve ekonomik faktörleri kapsamaktadır. Finansal kararlar ise, bireylerin finansal kaynaklarını yönetme sürecinde gerçekleştirdikleri yatırım, tasarruf ve harcama seçimleridir. Bu araştırma, TR61 Bölgesi'ndeki bireylerin finansal karar alma süreçlerini ve bu süreçlere etki eden davranışsal finans davranışlarını tespit etmeyi hedeflemektedir. Ayrıca çalışmada, temsil etme, aşırı güven, pişmanlıktan kaçınma, sosyal, duygusal, akla geliş kolaylığı, bilgi ve iletişim kaynaklı ve aşırı iyimserlik boyutları ile tanımlayıcı değişkenler arasında farklılık testleri ile gruplar arasındaki farklılıkları ortaya koymayı amaçlanmıştır. Araştırma, yüz yüze anket yöntemi ile elde edilen verilerin nicel analizi yoluyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evreni, TR61 Bölgesi'nde ikamet eden yatırımcıları kapsamaktadır. TR61 Bölgesi, Türkiye'nin Batı Akdeniz Bölgesi'nde bulunan Isparta, Antalya ve Burdur illerini içeren bir ekonomik ve sosyal farklılıkları içerisinde bulunduran bir alandır. Bu evrenden yola çıkarak örneklem, Antalya, Burdur ve Isparta illeri olarak belirlenmiş ve toplam 1.170 kişi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın temel hipotezleri, bireylerin finansal karar alma süreçlerinde tanımlayıcı değişkenler ile oluşturulmuştur. Alt hipotezler ise, araştırma amacına uygun olarak alt boyutlar ile kurulmuştur. Araştırma sonucunda, TR61 Bölgesi'ndeki yatırımcıların finansal karar alma süreçlerinde tanımlayıcı değişkenlerin önemli bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Bu tanımlayıcı değişkenler, bireylerin farklı yatırım kararı ve dolayısı ile farklı davranış sergilemelerine neden olmaktadır.
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için denetim standartları önerisi
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler de dâhil olmak üzere KOBİ'ler, dünya ekonomisine büyük işletmelerden daha fazla katkıda bulunurlar. Küçük işletmeler büyümeye, istihdama ve yaratılan katma değere de ciddi oranda katkı sağlarlar. Küçük işletmeler aynı zamanda dünyada yürütülen denetim faaliyetlerinin çoğunluğunu da oluşturmaktadır. Muhasebe uygulamalarının gelişmesi, işlemlerin daha karmaşık hale gelmesi mevcut Uluslararası Denetim Standartlarını küçük işletmeler için daha karmaşık hale getirmiştir. Düzenleyici ve denetleyici otoriteler, 25'ten az çalışanı olan küçük bir şirketi ve binlerce çalışanı olan büyük bir şirketi aynı standartlar uygulayarak denetlemek makul mü sorusuna yanıt aramaya başlamıştır. Denetim, küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için değerli ve vazgeçilmez bir hizmettir. Küçük işletmelerin performansına duyulan güven tüm paydaşlar için fayda sağlar. Küçük işletmelerin denetiminin verimli ve kaliteli olması da oldukça önemli bir husustur. Bu sebeple daha küçük işletmelerin, denetimlerinde karşılaşılabilecek sorunlarla başa çıkmanın farklı yollarını keşfetmek gerekmektedir. Bu yollardan birisi de küçük veya karmaşık olmayan işletmelerin denetimleri için yeni ve ayrı bir standart seti oluşturulması gerekliliğidir.