Body

Bu konu başlığı altında 159 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Erken Cumhuriyet Dönemi çocuk dergilerinde bedeni, ahlaki ve terbiyevi özellikleriyle inşa edilen çocuk

Cumhuriyetin ilanıyla kurulan ulus-devlet yapısının, en önemli ihtiyaçlarından biri de ulus-devlet paradigması ve Cumhuriyet rejiminin tasavvur ettiği yeni insanın inşasıdır. Bu yanıyla Cumhuriyeti kuran kadronun en önemli amaçlarından biri de Cumhuriyet rejiminin kendisiyle özdeşleştirdiği çocukluğun inşasını sağlamaktır. Bu tez çalışmasında erken Cumhuriyet döneminde Cumhuriyeti kuran kadronun, Cumhuriyet rejimi ve ulus-devlet paradigması çerçevesinde inşa etmek istedikleri çocukluğu, dönemin popüler yayını olarak da tanımlayabileceğimiz süreli çocuk yayınlarından, çocuk dergilerine odaklanılarak, çocukluğun bedeni ahlaki ve terbiyevi inşasının hangi koşullarda, hangi nedenlerle, hangi söylemler ve kavramlar çerçevesinde nasıl ortaya konulduğunu konu edinmiştir. Tez çalışması çerçevesinde ele alınan uzun dönem aynı zamanda Türkiye modernleşmesinin önemli bir kırılma evresini de oluşturmaktadır. Bu nedenle ele alınan uzun süreç geniş bir modernite bağlamıyla ele alınarak değerlendirilmiştir. Erken Cumhuriyet dönemi çocuk yayınlarında, Cumhuriyet yönetiminin, geleceğin makbul vatandaşı olarak tasavvur ettiği modern çocukluğun inşasında üzerinde durulan ve bir noktada Cumhuriyet rejiminin, "İstikbal davası" olarak adlandırılan çocuk nüfusun sağlıklı ve güçlü kılınarak, nüfusun arttırılmasına çalışılmış, bu yanıyla nüfusa çeşitli yönleriyle müdahale edilerek, bu alan düzenlenip, denetim altına alınmaya çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilan edilmesi, imparatorluk sonrası süreçte ulus-devlet projesinin ilanıydı. Cumhuriyetin, ulus-devlet ve laik-seküler temelli devlet ve toplum modeli beraberinde bu siyasal ve toplumsal projeyi meşrulaştıracak yeni bir ahlak ve terbiye anlayışına dayalı olan "iyi-kötü", "doğru-yanlış", "makbul ve makbul olmayanı" kapsayan yeni ahlaki erdem, alışkanlıklar ve davranış kalıpları üretmeyi amaçlamıştır. Bu yanıyla kurulmak istenen yeni toplum anlayışının merkezinde, inşa edilmek istenen "yeni insan" bulunmaktaydı. Dolayısıyla Cumhuriyetin "yeni insanının" Cumhuriyetin, aydınlanmacı ve ilerlemeci anlayışı ekseninde, yeni bir ahlak anlayışı çerçevesinde, içerisinde yaşanılan zamanın ve toplumun ihtiyaçları ve gereklerine cevap verebilecek nitelikte, rasyonel laik-seküler, pozitivist bir yaklaşımla inşa edilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışması çerçevesinde Cumhuriyet çocuğunun hangi ahlaki ve terbiyevi kavram ve söylemlerle inşa edildiği ortaya konulurken, bunun, içerisinde yaşanılan siyasal, sosyal ve ekonomik konjonktür ile olan bağının yanı sıra geç Osmanlı modernleşmesi ile olan süreklilik ve kopuşu da sorunsallaştırılmıştır.

AhlakAhlaki değerlerBeden+7
Sevcan Başboğa
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Sanat, iktidar, beden

İnsan türünün en yaratıcı üretim ve eylem biçimlerinin bir bölümünün somutlaşmış biçimi/yansıması olan sanat, her dönemde yalnızca sanatçının hür iradesiyle var olan bir niteliğe sahip değildir. Etki gücünü her alanda gösteren iktidar olgusu, sanat üzerinde de bazı dönemlerde varlığını sanat yapıtları üzerinden de somutlaştırmıştır. İktidar kavramı geniş çerçevede düşünüldüğünde, yüzyıllar boyunca insanı dolayısıyla onun yaratıcı üretim sürecinin sonucu olan sanatı doğrudan ya da dolaylı pek çok biçimde etkilemiştir. Kavramı Münci Kapani'nin açıkladığı biçimde "başkalarının davranışlarını etkileyebilme, kontrol edebilme olanağı' olarak düşündüğümüzde bu etkileşim durumunun izini (iktidar-birey ilişkisi bağlamında) tarih öncesi döneme kadar sürmek mümkündür. Bu ilişkide iktidar, birey üzerinde güç ve etkiye sahip her şey olarak düşünülebilir ve tarih öncesi dönemden de referans alınabilir. Literatür tarandığında insanların mağara yüzeylerine hayvan figürleri çizmeleri konusundaki genel varsayım insan türünün başka bir tür karşısında güç elde etme isteğidir. Varsayımdan hareketle, mağara duvarlarına kaydedilen bu veriler insanın başka bir türle olan güç savaşının göstergelerindendir. Zamanla, topluluk bilincinin oluşmasına paralel olarakyeni iktidar biçimlerinin (dinsel, siyasal, ekonomik) doğuşuyla, sanat ve sanatçı üzerindeki etkileri de farklılaşmıştır. İktidarın yaptırım gücü, yapıtlarının iktidarın amaçları doğrultusunda üretilmesi ve kullanılmasına neden olabilmiştir. Sanat, dinsel, politik, ekonomik çıkarlara hizmet eden bir araç olarak uzunca bir süre kullanılmıştır. Sanatın, dine hizmet için kullandığı dönemlerde, sanatçıların mesajı halka iletmek için kullandıkları en önemli araç insan bedeni olmuştur. Siyasetin, yönetim biçimlerinin sanatı bir propaganda aracına dönüştürdükleri dönemde de, insan bedeni kitleleri etkilemek amacıyla doğrudan mesajları iletecek biçimde resmedilmiş ya da biçimlendirilmiştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise bedenin sanatta kullanım biçimi radikal bir değişime uğramıştır. Beden, sanatçının yalnızca resmettiği ya da biçimlendirdiği bir öge değil, canlı yapısıyla doğrudan bir sanat nesnesi olarak sanat tarihi sayfasında yerini alır. Bedenin, sanat arenasında devrim niteliğindeki bu yeni sunum biçimi, sanatçının sadece yeni yada farklı olanı arayışından doğan bir sonuç değildir. Yüzyıllardır iktidarın dolayısıyla sanatın nesnesi olarak kullanılan beden artık iktidarın karşısında bir güç olarak somut varlığıyla ve aracısız bir biçimde görülmektedir. Değişen dünya konjonktürüyle birlikte sanatçının sanat arenasında daha çağdaş ve radikal üretimlere imza attığı gözlemlenmektedir. İktidar biçimlerine muhalif duruşlarıyla dikkat çeken sanat hareketlerinin yaratıcısı olarak sanatçı birey, artık gücünü bir hamiden, kiliseden ya da bir diktatörün sempatisinden değil, kendi özgür iradesinden almaktadır. Burada özgürlük kavramı sınırlarını tamamen sanatçının belirlediği bir kavram olmamakla birlikte, önceki dönemlere göre önemli ölçüde çerçevesi genişletilmiş bir kavram olarak düşünülmelidir. Anahtar Sözcükler:Sanat, iktidar, beden

BedenResim sanatıResimler+2
Gökcen Meryem Kılınç
Anadolu University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde toplumsal cinsiyet algısı ve eğitimin bu algı üzerindeki etkisi

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de toplumun dayattığı rollerin bireyleri yönlendirdiği, onları etkilediği ve bu rollerin yeniden üretildiği bilinmektedir. Toplumsal cinsiyet, sadece toplum tarafından belirlenmekle kalmamakta, bedeni etkilerken, beden tarafından da etkilenmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencilerine verilen, bir dönemlik toplumsal cinsiyet/cinsiyet dersi ile bu konularda bilgilendirilmeleri ve öğrencilerde farkındalık oluşturulması amaçlanmış, dersin sonunda toplumsal cinsiyet tutum ölçeği ile değişikliklerin ölçülüp değerlendirilmesi planlanmıştır. Bu öğrencilerden altısıyla, ayrıca hazırlanmış sorular eşliğinde, derinlemesine görüşmeler yapılarak toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki görüşlerine dair daha ayrıntılı tutumlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan araştırmada, bir dönemde verilen yapılandırılmış toplumsal cinsiyet eğitiminin, katılımcılarda bir bilgi birikimine neden olduğu ve yapılan interaktif tartışmalarla tutum değişikliğine yol açtığı tespit edilmiştir. Tıp fakültelerindeki toplumsal cinsiyet eğitiminin, farkındalığı arttırdığı, davranış değişikliğine yol açtığı gözlemlenmiştir. Bunun ötesinde, bu içerikteki derslerin, sadece tıp fakültesi öğrencilerine değil, bütün öğrencilere yaygınlaştırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.

AtaerkilBedenCinsel eğitim+6
Kemal Bakır
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spina bifida'lı çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisi

Spina Bifida (SB) embriyolojik dönemde 2-6. haftalar arasında nöral tüpün kapanmasındaki defekte bağlı olarak meninkslerin ve sinirlerin protrüzyonuna neden olan bir doğum kusurudur. SB'de kas-iskelet sistemi, sinir sistemi, genitoüriner sistem problemlerinin yanında solunum sistemi problemleri de ortaya çıkmaktadır. Solunum sistemi problemleri primer problem olmadığı için değerlendirmede de ikinci planda kalmaktadır. Bu nedenle SB'de solunum sistemi problemlerinin nedenleri, değerlendirilmesi ve rehabilitasyonuna dair çalışmalar oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvveti ile solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinden hareketle kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisini araştırmaktır. Araştırma kapsamında 5-18 yaşları arasında değişen 33 (15 kız, 18 erkek) SB tanısı almış ve 30 (15 kız, 15 erkek) sağlıklı olguyla çalışıldı. Çalışmaya sadece üst lumbal, alt lumbal ve sakral etkilenimli SB'li olgular dahil edildi, torakal etkilenimin varlığı dışlanma kriteri olarak belirlendi. Olguların demografik verileri ve klinik bilgileri çalışmacı tarafından hazırlanan forma kaydedildi. Üst ekstremite ve gövde kas gücü ölçümünde manuel kas testi kullanıldı. Tüm olgulara solunum fonksiyon testi (SFT) ve göğüs çevre ölçümü yapıldı. SB'li olguların günlük yaşamdaki fonksiyonel yeteneği PEDI'nin Fonksiyonel Beceriler alt başlığı kullanılarak değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Gruplar karşılaştırıldığında hem üst ekstremite ve gövde kas gücü hem de SFT sonuçları SB'li grupta anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Gruplar arasında yapılan istatiksel analizde aksillar ve epigastrik bölgelerde yapılan göğüs çevre ölçümünde SB'li olgularda sağlıklı olgulara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). Kız ve erkek SB'li olgular arasında fonksiyonel becerilerde anlamlı fark yoktu (p>0.05). Lezyon seviyesi üst segmentlere ilerledikçe fonksiyonel becerilerin kendine bakım ve mobilite parametrelerinin anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (p<0.05). SB'li olgularda ambulasyon seviyesi iyileştikçe FVC ve FEV1 değerleri de anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0.05). Sonuç olarak çalışmamız üst lumbal, alt lumbal ve sakral seviyeli SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinde azalmanın olduğu ve bu güçsüzlüğün solunum fonksiyonlarını ve günlük yaşamdaki fonksiyonel becerileri etkilediğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Spina Bifida, solunum fonksiyonu, fonksiyonel beceriler, lezyon seviyesi

BedenFonksiyonel yetkinlikKas kuvveti+6
Büşra Ilıca
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lipödemli hastalarda gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabiliteye etkisi

Çalışmamızın amacı, lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak verilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı, ödem, gövde enduransı, fonksiyonel kapasite ve postüral stabiliteye olan etkisini incelemektir. Lipödem, kalça ve bacakların simetrik büyümesi olarak görülen, çoğunlukla kadınları etkileyen kronik, ilerleyici bir adipoz doku bozukluğudur. Çalışmaya yaş ortalaması 53,06±7,92 yıl olan, alt ve üst bacak tipi lipödem tanısı alan 32 kadın olgu dahil edildi. Olgular deney (n=17) ve kontrol (n=15) grubu olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm olgular 6 hafta süresince haftanın 2 günü fizyoterapist gözetiminde, 5 günü ev programı olacak şekilde egzersiz programına alındı. Kontrol grubunun fizyoterapi programı aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerinden, deney grubunun fizyoterapi programı ise aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak gövde stabilizasyon egzersizlerinden oluşmaktaydı. Tüm olguların demografik bilgileri kaydedildikten sonra, ekstremite hacmi (çevre ölçümü), vücut kompozisyonu analizi, gövde enduransı, ağrı (Vizüel analog skala), postüral stabilite (Biodex Balance System®) ve fonksiyonel kapasiteleri (6 dakika yürüme testi) değerlendirildi. Altı hafta süren tedavi programı sonrasında tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupta da grup içi değerlendirmede ağrı, çevre ölçümü ve 6 dakika yürüme testi değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme bulundu (p<0,05); ayrıca vücut kompozisyonu, gövde enduransı ve postüral stabilite değerlendirmesinde ise sadece deney grubunda anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında; postüral stabilite, vücut kompozisyonu, gövde enduransı, çevre ölçümü, 6 dakika yürüme mesafesi değerlerinde deney grubu istatistiksel olarak daha üstün bulundu (p<0,05). Ağrı skorlarında ise iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Alt ve üst bacak tipi lipödemi olan hastalarda, aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programına ek olarak uygulanan gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabilite üzerine etkilerini karşılaştırmak üzere planlanan çalışmamızın sonucunda alt ve üst bacak tipi lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programının ağrının azaltılmasında etkili olduğu, aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ilave edilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin ise ekstremitenin volümünün azaltılması ve fonksiyonel kapasitenin arttırılmasında, vücut kompozisyonu düzeltmede, gövde enduransı ve postüral stabiliteyi geliştirmede daha etkin bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Lipödem, egzersiz, ağrı, gövde stabilizasyonu, postüral stabilite

Adipoz dokuAğrıBeden+6
Güler Demircan
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Post modern dönemde ideal beden inşaasında sosyal medyanın etkisine yönelik bir araştırma

Post modern dönem de benlik kavramı bir değer kazanmıştır. Benlik kavramının değer kazanması ile bedene yönelik gelişmeler de toplumda öne çıkmaya başlamıştır. Post modern dönemden önceki dönemler de beden, bu derece birey ve toplum tarafından kontrol altına alınmamaktadır. Toplumun benimsemiş olduğu bu tutum ile birey bedenini kontrol etmeyi bir sosyal norm olarak, hafızasına endekslemiştir. Bireyin uğramış olduğu bu değişim ile bedeni düzenlemeye yönelik yapılan tüm uygulamalar, post modern dönemde istek değil ihtiyaç olarak algılanmaya başlanmıştır. Post modern dönem de toplumun yaygınlaştırmış olduğu beden ölçülerine ve güzellik algısına uyum sağlamak aktörlerin yani bireylerin toplumdaki konumunu belirlemesin de bireye yardım etmektedir. Post modern dönemde ince olmak, zayıf olmak, kaslı olmak, şekilli ve yağsız bir bedene sahip olmak sosyal medyanın da yaygınlaştırmış olduğu düşünceler ve görseller sayesinde, birçok pozitif niteliği barındırmaya başlamıştır. Dolayısıyla bireylerde ideal bedene ulaşmak için kilo verme çabalarıda görülebilmektedir kilo vermek sadece şişman bireylerin değil sağlıklı bir kiloda olan kesimdende büyük bir bir ilgi görmektedir. İdeal beden yaratma eylemelerinde sosyal medyanın yaygınlaştırıcı etkisi olduğu düşünülerek bu çalışma planlanmıştır. Bu çalışmada 18 yaş üstü sosyal medya kullanıcısı bireylere ideal bedenin ve sosyal medya kullanımının anlamlandırılmasına yönelik sorular sorulmuştur. Nitel bir yöntemle yapılmış bu çalışmada ideal bedeni kilo durumu üzerinden değerlendirilebilecek sorular yönlendirilmiştir. Böylece bireylerin bedensel ve ideal beden tanımlamalarına, kilo deneyimlerine, sosyal hayatta geçirdikleri deneyimlerine, sosyal medya kullnımı sırasında; ürünlerden, tüketim pratiklerinden, feneomenlerden, ınfluencerlerden yada ünlülerden etkilenme durumları açığa çıkartılmıştır. Anahtar Kavramlar: Beden Sosyolojisi, Postmodern Dönem, Sosyal Medya

BedenBeden inşasıBeden sosyolojisi+2
Beyza Melike İlter
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sophie Calle, Nan Goldin ve Marlene Dumas`da öznellik ve bedenin temsili

Modernite düşüncesinin evrensel doğruyu bulma arayışı, sanat alanında da etkili olmuş, fikir yerine biçimsel kaygıların egemen olduğu sanat, kendini tekrar etmeye başlamıştır. Modernizmin sona erişiyle, biricik olan sanat objesi önemini kaybetmiş, kavramlar, orjinal fikirler ve farklı sunum şekilleri sanat alanında yeni kapılar açmıştır. Bu çalışmada, tek merkezci ve ataerkil bir söylemle yazılmış olan sanat tarihi içerisinde, kadın bedeninin ve toplum içindeki varlığının temsil edilme biçimleri ve öznelliğin sanat üretimindeki yeri incelenmekte, Sophie Calle, Nan Goldin ve Marlene Dumas'nın çalışmaları ile örneklendirilmektedir. Toplumsal pratiklerde olduğu gibi sanat alanında da Batı-Doğu, siyah-beyaz, kadın-erkek ayrımları yaşanmıştır. Bu karşıtlıklar dahilinde, Batılı beyaz erkek özne etken bir tavır içindeyken, kadın sanatta estetik bir haz objesi olarak temsil edilmiştir. Çalışma içerisnde, feminist hareketlerin etkili olduğu ve toplumsal cinsiyet teorilerinin önem kazandığı 1960 sonrası dönemde, kadın sanatçıların bedeni ve bireysel hikayelerini, sanat alanında etken bir hale gelebilmek amacıyla kullanış şekilleri incelenmektedir. Sanatçıların öznel bir bakış açısı ile eleştirisini yaptığı iktidar söylemleri, postmodern düşünceler bağlamında önemini kaybetmeye başlamıştır. Toplumsal ve teknolojik gelişmelerin önem kazandığı bir sanat ortamında öznellik, farklı eğilimlerin ifade edildiği bir özgürlük imkanı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sophie Calle, Nan Goldin, Marlene Dumas, çağdaş sanat, öznellik, bedenin temsili. vııı

BedenCalle, SophieDumas, Marlene+7
Seda Hepsev
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kartezyen düalizm ile fonksiyonalizmin karşılaştırılması

İnsan türü var olduğundan bu yana düşünsel dünyasında kendisini sürekli keşfetmeye çalışmış ve bu uğraşa dair kaynağın, zihin ve zihne dair her şey olduğu kanısına varmıştır. Düşünce dünyasında zihin, araştırılmaya değer en önemli hususların başında gelmektedir. Ancak zihin felsefesi alanının, felsefe içerisinde özel bir konuma sahip olması, Descartes'ın Kartezyen düalizm anlayışı ile gerçekleşmiştir. Kartezyen düalizm anlayışı, zihin ve bedenin birbirine indirgenemeyen, birbirinden bağımsız iki ayrı töz olduklarını iddia etmektedir. Descartes'ın zihin ve beden ayrımı, felsefe dünyasında birbirine indirgenemeyen bu iki ayrı tözün nasıl ve ne türden bir etkileşim içerisinde olduklarının araştırılması ve sorgulanması faaliyetini başlatmıştır. Descartes'tan sonra zihne dair problemler, halen güncel olarak varlığını korumaktadır. Bu tezin amacı, Kartezyen düalizm ile fonksiyonalizmi karşılaştırarak, zihne dair mevcut problemlerin, zihnin muhtevasına dair etkilerinin araştırılarak bulgular ortaya koymaktır. Çalışmada Descartes'ın bütün ana eserleri ve Descartes sonrası zihin problemlerine karşı temel olarak fonksiyonalizme dair eserler incelenerek, Hilary Putnam, Gilbert Ryle, John Searle, Jerry Fodor, Paul Churchland gibi felsefecilerin zihne karşı yaklaşımları üzerinden bir analiz oluşturulmaya çalışılmıştır. Oluşturulacak bu analiz ile zihin dünyamıza dair yeni bilgilerin elde edilmesi umulmaktadır. Descartes tarafından ortaya konulan düalizm ile beraber zihin felsefesi alanı özel bir konuma sahip olmuştur. Kartezyen düalizme karşı çok fazla karşı görüş ve eleştiri oluşturulmuştur. Kartezyen düalizm ile fonksiyonalizmin karşılaştırması sonucu elde ettiğimiz bulgular, bize zihnin muhteviyatına dair bir argüman sunmasa da, zihin alanında yapılabilecek bilimsel ve felsefi çalışmalara yol gösterecek, var olan literatüre katkı sağlayacaktır.

BedenDescartesDualizm+4
Sedat Gülbeyaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zihin felsefesinin tarihsel gelişimi

Zihin felsefesinin kökleri Antik Yunan'a kadar dayanmaktadır. Ruh düşüncesi, insanın düşünen canlı olarak bilinmesi, insanı diğer tüm şeylerden ayırmaktadır. İnsan-ruh-beden tartışmalarında genel olarak ruhun bedeni kontrol eden güç olarak düşünülmektedir. Platon ise ruh ve beden konusunda ruhu özne olarak görmektedir. Modern dönemde, Descartes'te de görülen düalist yaklaşım Çağdaş döneme kadar etkinliğini korumaktadır. Dil felsefesinde Wittgeinstein'in dil oyunu ve nörolojinin etkisiyle zihin felsefesi beyinsel etkileşim ve yapay zekâlar üzerinden tartışılmaya başlanmaktadır. Ruh kavramı yerini bilinç kavramına bırakmıştır. Searle bilinç, algı kavramlarını beyinsel faktörler üzerinden incelerken, Turing Testine karşı yapay zekânın insan gibi düşünemeyeceği konusunda Çin Odası Argümanını geliştirmektedir.

AkılBedenBilinç+3
Burak İnan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş İslam düşüncesinde zihin-beden problemi

İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden bu yana yapılan araştırmalardan elde edilen bulgulara bakıldığında, insanların sürekli kendi varlıklarını keşfetmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu doğrultuda zihin-beden probleminin halen güncel olarak varlığını sürdürdüğü gözlemlenmektedir. Çalışmamızda Çağdaş İslam Filozofları olan Muhammed İkbal, Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Seyyid Hüseyin Nasr ve Muhammed Âbid El- Câbirî'nin eserleri ve yardımcı kaynaklar incelenerek, zihin-beden konusundaki düşünceleri üzerinde analizler yapılmış, zihin-beden probleminin Çağdaş İslam filozoflarınca aydınlığa kavuşturulması beklenerek; fiziksel durumların zihne etkileri, bilinç, şuur, ruhun bedene etkileri, zihin ile bedenin etkileşimi, ruh ve bedenin sonlu-sonsuz oluşu gibi konularda bilgiler elde edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bu bilgilerle bilimsel ve felsefi çalışmalara yol gösterilmesi ve literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Muhammed Âbid El-Câbirî, Muhammed İkbal, Seyyid Hüseyin Nasr, Zihin- Beden Problemi.

BedenFelsefecilerModern düşünce+5
Sare Mülayım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı genç bireylerde gövde bölgesi kas kuvveti ve dayanıklılığının fonksiyonel parametrelerle ilişkisinin incelenmesi

"Core" bölgesindeki kasların kuvvetinin ve enduransının düşük olması, omurganın pasif yapıları üzerinde aşırı bir fizyolojik strese neden olmakta ve bu durum da vücudun diğer yapıları boyunca ağrı oluşturabilmekte ve fonksiyonel performansı azaltabilmektedir. Bu çalışmanın amacı genç bireylerde "core" kasları kuvvetinin ve enduransının fonksiyonel parametrelerle ilişkisinin incelenmesidir. Gövde bölgesi kas kuvveti ve enduransının fonksiyonel parametrelerle ilişkisinin incelenmesi amacıyla çalışmaya yaş ortalaması 21,04±1,691 yıl olan 123 sağlıklı genç birey dahil edilmiştir. Çalışmada bireylerin demografik bilgileri, "core" kasları endurans ve kuvvet değerlendirmeleri, performansı değerlendiren fonksiyonel parametreler, duygu durumu, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite düzeyi kaydedilmiştir. "Core" kasları kuvvet değerlendirmesi için modifiye push-ups testi, sit-ups testi kullanıldı. "Core" bölgesi endurans değerlendirmeleri için lateral köprü testi, Sorenson testi, gövde fleksörleri endurans testleri kullanıldı. Performansı inceleyen fonksiyonel parametrelerin değerlendirmesi için otur uzan testi, M.Quadriceps Femoris esneklik testi, dikey sıçrama testi, bilateral çömelme (Squat) testi, basamak inme testi, tek bacak üzerinde öne zıplama testi kullanılmışltır. Duygu durumu Beck Depresyon Anketi ile yaşam kalitesi Kısa Form 36 (SF 36) ile fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) ile değerlendirilmiştir. İstatiksel analiz sonucunda "core" kuvvet testlerinden modifiye push-ups testinin esneklik testleri hariç performans testleri ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür (r=0,188-0,508 p<0,05). "Core"endurans testlerinin performans testlerinden dikey sıçrama testi, bilateral çömelme (Squat) testi, basamak inme testi ile pozitif yönde anlamlı olarak ilişkili olduğu görülmüştür (r=0,166-0,385 p<0,05). "Core" enduransı ve yaşam kalitesi arasında bir ilişki görülmezken "core" kuvvet testi olan modifiye push-ups testi ile yaşam kalitesi arasında pozitif yönde anlamlı zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,183-0,250 p<0,05). "Core" bölgesi endurans testleri ve modifiye push-ups testi ile fiziksel aktivite arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,257-0,324 p<0,05). Çalışmamızın sonucunda "core" kaslarının kuvvet ve enduransı fonksiyonel parametreler arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Fonksiyonel parametrelerin artırılmasında "core" kaslarının kuvvet ve enduransına yönelik egzersizlerin göz önüne alınması gerektiğini düşünmekteyiz.

BedenFiziksel dayanıklılıkGençler+6
Şafak Kuzu
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serebral palsili çocuklarda soft lumbosakral ortezin gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi

UZUN A., Serebral Palsili Çocuklarda Soft Lumbosakral Ortezin Gövde Stabilitesi ve Üst Ekstremite Fonksiyonelliği Üzerine Etkisinin Araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Serebral Palsili (SP) çocuklar, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın sağlanabilmesi için kritik öneme sahip olan gövde postüral kontrolünü sağlama ve denge kurmakta zorlanırlar. Üst ekstremite hareketlerinin daha fonksiyonel gerçekleştirilebilmesi için de gövde stabilitesi gereklidir. Gövde kontrolünün sağlanmasında ve sagital dengenin korunmasında omurga ve pelvisin uyum içinde çalışması açısından lumbar lordozun gerekliliği önemlidir. Bu çalışma SP'li çocuklarda fizyolojik lumbar lordozu destekleyen alt gövde desteğinin gövde kontrolüne ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 3-16 yıl arasında değişen 13 diparetik, 11 hemiparetik ve 6 ataksik toplam 30 SP'li çocuk dahil edildi. Gövde kontrolünü değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Uzanma Testi (PFUT) ve Oturmada Postüral Kontrol Ölçümü (OPKÖ), dengeyi değerlendirmek için Pediatrik Berg Denge Skalası (PBDS), üst ekstremite fonksiyonlarını değerlendirmek için Kutu Blok Testi (KBT) ve Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT), yürüyebilen çocukların yürüme hızının değerlendirilmesi için ise Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT) kullanıldı. Bütün testler korseli ve korsesiz olarak tekrarlandı. Çalışmada korseli yapılan bütün değerlendirmelerin sonuçları korsesiz yapılanlara göre daha yüksekti (p<0,05). Sadece OPKÖ testinin fonksiyon bölümünde anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Bu çalışma, SP tanılı çocuklarda fizyolojik lordozu destekleyen ortezin, gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerinde olumlu etkisinin olduğunu ve yürüme hızını artırdığını ortaya koydu. Bu durum, çocukların gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği çalışmalarında ve yürüme eğitimi sırasında fizyolojik lordozu destekleyen soft lumbosakral ortez kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Gövde Kontrolü, Gövde korsesi, Lumbal lordoz

BedenBeden koordinasyonuDuruş+3
Asiya Uzun
Hasan Kalyoncu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güncel sanatta iğrenme kavramının varoluşçu felsefe bağlamında incelenmesi

Araştırmanın amacı, varoluşçu felsefe çerçevesinde güncel sanatta iğrenme içerikli çalışmalara yönelmenin nedenlerini sorgulamaktır. Bu amaç doğrultusunda iğrenme kavramının ne olduğu, neden sanata dâhil edildiği, estetik bir değer olarak anlamı, ilişkide olduğu diğer kavramların neler olduğu ve sanatta ne şekillerde görünür kılındığı gibi konulara açıklık getirilmeye çalışılır. Son yıllarda yaygınlaşan iğrenme içerikli sanat çalışmalarında bedenin ve bedensel atıkların malzeme olarak kullanımının büyük rol oynadığı gözlenir. Varoluşçu felsefenin de insan odaklı olması nedeniyle iğrenme kavramı çok geniş bir yelpazede inceleme imkânı sunar. Bu sebeple araştırma, beden kavramı etrafında şekillendirilir. Ancak bu sanat tarihsel bir şekillendirmeden ziyade iğrenme kavramının sanatsal algıda yarattığı değişimin incelenmesidir. Araştırma yöntemi psikoloji temelli bir kavramın aynı zamanda felsefi ve sanat tarihsel sorgulanmasını içerir. Betimsel bir çalışma olarak planlanıp disiplinlerarası araştırma modeli kullanılarak kavramın farklı disiplinlerce nasıl ele alındığı incelenir.

BedenGüncel sanatTiksinme+2
Kerem Atar
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
DoktoraAçık ErişimTR

Türk toplumunda sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet: Beden odaklı gündelik yaşam pratikleri üzerine bir araştırma

Bu araştırma, Türk toplumunda, sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet olguları bağlamında beden odaklı gündelik hayat pratiklarine odaklanmaktadır. Din ve sekülerleşme kavramları odağından beden odaklı toplumsal cinsiyete bakarak kadınların ve erkeklerin beden odaklı gündelik hayatlarının dinî ve seküler yönünü irdelemektedir. Diğer taraftan toplumsal cinsiyet kavramından modernleşme, sekülerleşme, din gibi kavramlara bakarak kadınların ve erkeklerin bu kavramlar bağlamında nasıl konumlan(dırıl)dığını irdelemektedir. Araştırmada asıl olarak nitel yöntem kullanılmakla birlikte yer yer anlam bütünlüğü sağlayabilmek için nicel verilere de başvurulmaktadır. Bununla birlikte eleştirel teoriden de yararlanılmaktadır. Araştırmaya göre Türk toplumunun toplumsal cinsiyetle ilişkili beden odaklı gündelik hayat pratiklerinde dinî, kültürel ve seküler formların hem ayrı ayrı hem iç içe geçmiş şekilde örneklerinin olduğu tespit edilebilmektedir. Türk modernleşmesi süreci içinde kadının ve erkeğin nasıl konumlan(dırıl)dığı irdelendiğinde ise erkek modernleşmesinin genellikle ekonomi, kamu, üretim sınırları içinde bir derinliğe; kadın modernleşmesinin ise genellikle beden sınırları içinde bir yüzeyselliğe tekabül ettiği anlaşılmaktadır. Türk modernleşmesi, kadınlar açısından yüzeysel boyutlarda işlerken erkekler açısından daha derin boyutlara sahip gözükmektedir. Ayrıca sekülerliğin ve dindarlığın cinsiyetlendirilirek, sekülerliğin erkek ile dindarlığın kadın ile özdeşleştirildiği anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Din, sekülerleşme, modernleşme, toplumsal cinsiyet, beden, tüketim, gündelik hayat.

BedenDinGünlük yaşam aktiviteleri+4
Harun Tunç
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsanmerkezcilik ekseninde çağdaş sanatta hayvan bedeni

Bu tez, hayvan bedeninin sanatsal üretim biçimlerinde "nesne" haline gelmesini ve insanmerkezcilik üzerinden değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Hazır nesnenin sanata girmesiyle birlikte, yeni imge üretmeden var olanın kullanımı ve hayvan bedenlerinin canlı olarak sanatta yer almasının neden olduğu fiziksel ve duygusal şiddeti ele almaktadır. Bu kapsamda birinci bölüm insanmerkezcilik üzerine odaklanmıştır. İkinci bölüm insanın kendisini merkezi konuma koyduğu Rönesans ideolojisi ile başlamış ve sanatsal üretimler üzerinden hayvan bedeninin metafor, gösteri nesnesi, deneysel yöntemler ve imge olarak kullanılmasıyla devam etmiştir. Çağdaş sanatta hayvan bedeninin insanmerkezci bakış ile sergilenmesi ile hayvan bedenine olan tahakkümün izlerini aramıştır. Sanat yapıtları üzerinden hayvan haklarını düşünmeyi denemiştir. Tüm bu teorik ve uygulama süreci kişisel uygulamalar için zemin oluşturmuş ve kişisel çalışmalar bu çerçevede oluşmuştur. Hayvan bedeninin varlığı ve yokluğu ile oluşan uygulamalar insan ve hayvan arasındaki mesafeyi görünür kılmaya çalışmıştır. Araştırma süreci hayvan bedeni ve mahremiyeti hakkında 20. yüzyıldan günümüze hayvan bedeninin kullanımı üzerinden kişisel çalışmaları anlamlandırma ve şekillendirmede yol gösterici olmuştur. Tez süresince basılı ve elektronik kaynaklardan yararlanılmış, felsefe, sosyoloji gibi farklı alanlarda incelemeler yapılmış, sanatçı siteleri, söyleşileri ve sanat yazıları incelenmiştir.

BedenHayvanlarModern sanat+3
Meltem Çelik
Düzce University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beden fenomenolojisinden heterofenomenolojiye: Bilincin bilimine doğru

Bu çalışmada bilincin zor problemini açıklamaya yönelik iki farklı geleneğin önemli temsilcilerinin, Maurice Merleau-Ponty'nin ve Daniel Dennett'ın zihin ve beden sorununa ilişkin yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada bu iki düşünürün aralarındaki farklılıklardan çok paralellikler öne çıkartılmıştır. Öncelikle Merleau-Ponty ve Dennett insan zihnini anlamakta birbirlerinden epey farklı yöntemler kullansalar da her ikisi de düalizme karşı bedenin merkezde olduğu monist bir zihin beden kuramı ortaya koymaktadırlar. Merleau-Ponty insan bilincini canlı, tene sahip, uzamlı, hareket eden, algılayan ve çeşitli yönelimsel davranışlarda bulunan bir bedenle açıklamaktadır. Dennett'a göre beyin ve bedenin tamamına yayılmış olan sinir sistemi zihin ve bilinç işlevi görmektedir. Dennett için her ne kadar zihin, beyin olsa da zihnin ve bilincin doğasını incelemek önemlidir çünkü zihne ve beyne ilişkin "zor" felsefi problemleri sadece nörolojik bulgulara bakarak cevaplayamayız. Dennett Merleau-Ponty gibi bilinci insan bedeninden yola çıkarak ve bedenin yönelimselliğine bakarak açıklamak gerektiğini savunur. Benzer şekilde, Merleau-Ponty için de yaşayan ve algılayan bilincin dünya ile ilişkisini anlamak ve bilinci açıklamak için öncelikle davranışların incelenmesi gerekir. Dolayısıyla, Merleau-Ponty de Dennett gibi bilinci anlamakta içe bakış yöntemini kullanmamaktadır. Zihin beden ikiliği her iki düşünüre göre de geleneksel felsefenin sebep olduğu yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Bu ikiliğe hem Dennett hem de Merleau-Ponty insan bedeninin hareketlerini işaret ederek karşı çıkmaya çalışırlar. Bunun yanı sıra insanın toplumsal bir varlık olduğundan hareketle, özneler arasılığın insan bilinci ve zihinsel süreçleri üzerindeki etkisine işaret ederler. Bilinci açıklamakta fenomenolojik ve nörobilimsel geleneği birbirine rakip olarak görmek yerine bu iki yaklaşımı birbirini tamamlayan açıklamalar olarak ele almak bizi bilinci açıklamaya daha fazla yaklaştıracaktır. Dennett'ın bilinci açıklamakta ampirik çalışmalardan daha fazla yararlanması, Dennett'ın heterofenomenolojisini Merleau-Ponty'nin beden fenomenolojisinden daha açıklayıcı kılsa da Merleau-Ponty'nin bedene dair ayrıntılı açıklamaları Dennett'ın kuramına daha sağlam bir zemin sağlamaktadır.

BedenBilinçFenomenoloji+1
Gizem Yıldızoğlu
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kalpte yanan ateş: Aristoteles'in ruh anlayışı

İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren ruhu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan pek çok düşünür olmuştur. Ruh konusu, önemini felsefe literatüründe geçmişten bugüne korumuş ve her devirde bakış açıları ve yeni anlamlar kazanmıştır. Hemen herkesin önem verdiği bu konu hakkında neredeyse tüm düşünürler bir şeyler söylemiştir. Ruhu bendenden ayrı bir yere koyanlara, ruhu bedenle bir tutanlara, ruhu bir ya da birçok şeye indirgeyenlere bakıldığında konunun epey karmaşık ve karışık olduğu, ruhun ne olduğu ve onun bedenle ilişkisi konusunda bir fikir birliğinin olmadığı görülür. Öte yandan, Batı felsefesi tarihinin en önemli düşünürlerinden olan Aristoteles'in akıl yürütme ve çözümlemelerine dikkatlice bakıldığında, konunun belki de aslında sanıldığı kadar karmaşık olmadığı görülebilir. Ne ki, her ne kadar Aristotelesçi gelenek veya literatürde Aristoteles için ruhun tanımının ne olduğuna ve bu tanımın ne demeye geldiğine ilişkin incelemeler yapılmış olsa da, Aristoteles'in metafiziğine ait terimlerle bezeli bu tanımın Aristoteles külliyatı ve düşüncesindeki biyolojik anlamı veya karşılığının ne olduğu göz ardı edilmiştir. Bu mütevazı çalışma da işte bu eksikliğe işaret etmeye ve onu doldurmaya çalışmaktadır.

BedenHayvanlarKalp+3
Merve Fırat
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Reklamlarda sağlıklı yaşam miti

Gündelik yaşantımızın bir parçası haline gelen reklamlar, ihtiyaçlarımızı tanımlama süreçlerinde önemli bir bilgi kaynağıdır. Bu durum, meta merkezli tüketim piyasalarının bir hakikati olarak ortaya çıkmaktadır. Tüketim piyasalarının genişlemesi metaları kullanım değerlerinin ötesine taşıyan reklam stratejilerine bağlıdır. Tüketimi tetikleyen bir reklamın başarısı, hedef kitlesinin duygu ve tutumlarını iyi tespit etmesini gerektirmektedir. Günümüzde, "doğal", "sağlıklı", "genç", "güzel" gibi "ideal" yaşam formlarına yönelik güçlü talepler, reklam stratejilerinin de temel motivasyonudur. Mitsel müdahalelerle yeniden tanımlanan bu talepler, bedeni tüketim odaklı bir ahlak doğrultusunda kurmaktadır. Fetişleştirilerek yeniden inşa edilen beden, tüketim nesnesine indirgenmektedir. Reklamlardaki "sağlıklı yaşam miti" ile rasyonalize edilen bu süreçlerin nasıl işlediğini araştıran bu tez, göstergebilimsel bir perspektif ile niteliksel analiz yapmaktadır.

BedenDoğallıkGüzellik+5
Nüge Özyurtseven
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş sanatta bedene yansıyan iz kavramı

Değişen dünya, toplumsal yapılar, ekonomi, teknoloji, düşünceler ya da inançlar beden üzerinde egemenlik kurma çabasında olmuş ve varlıklarını belli ederek bedeni biçimlendirmişlerdir. Tarihsel süreçte yaşanan tüm gelişmeler sanat tarihine yansımış ve sanatın temel konusu olan beden farklı anlamlara ve biçimlere sokulmuştur. Sanat tarihi boyunca sanata konu olan beden imgeleri çağdaş sanat ile birlikte doğrudan sanatın malzemesi haline gelmiştir. Bedeni bir anlatım aracı olarak kullanmaya başlayan sanatçılar başkalarının ve kendi bedenleri üzerinde oluşturdukları, bedenin nesneler üzerinde oluşturduğu izlerle yaşadıklarını ya da toplumun yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Çalışmada beden ve iz kavramı konulara ayrılmış ve konuyla ilgili çalışmalar incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde beden kavramına yer verilerek bedeni etkileyen kavramların bedeni biçimlendirmelerine ve beden üzerindeki izlerine değinilmiştir. Sonraki bölümde iz kavramından bahsedilerek bu kavram ile bedendeki izlerin görünürlüğü ele alınmıştır. Tezin ana bölümünde ise çağdaş sanatta ele alınan iz kavramı üzerinden bedende oluşan, oluşturulan izler, bedenin oluşturduğu izler ve bu izlerin çağdaş sanata yansımaları ele alınmıştır. Bu amaçla "bir şeyin geçtiği veya daha önce bulunduğu yerde bıraktığı belirti, bir şeyin dokunmasıyla geride kalan belirti, bir olay, bir durum veya yaşayıştan kalan belirti, eser, " anlamına gelen iz kavramından yola çıkılmış ve bunun yanı sıra süreç olarak da ele alınmıştır. Ayrıca çeşitli durumlar karşısında kişinin yaşamında, hafızasında bıraktığı izler ya da bir yere ait olmama, iz bırakmama, ötekileşme- yabansı olma durumları gibi süreçler de sanatçıların eserleriyle birlikte ele alınarak görsel sanatlar içinde yorumlanmıştır. Son olarak araştırma süresince gerçekleştirilen çalışmalar sunulmuş ve iz ile beden kavramı vurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Beden, iz, çağdaş sanat, süreç

BedenModern resim sanatıModern sanat+4
Aydan Can
Düzce University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göstergebilim bağlamında reklamlarda bedenin tüketim nesnesi olarak metalaştırılması

Reklamlar, çeşitli mitler/söylenler ile bireyleri tüketime yönelten önemli bir enformasyon kaynağıdır. Beden de insanları, hazsal ve sembolik tüketim kalıplarına yönelten reklam öğelerinden biridir. Bu çalışmanın amacı reklamların, insanların duygusal yönlerine hitap eden yananlam içerikleriyle, bedeni metalaştıran söylenleri kullanarak farklı tüketim kalıplarını desteklediğini göstermektir. Reklamların bedeni metalaştıran söylenlerle tüketimi nasıl desteklediği, Roland Barthes'ın göstergebilimsel çözümleme yöntemi kullanılarak düzanlam, yananlam ve mit kavramları çerçevesinde, amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen reklam örnekleri üzerinden incelenmiştir. Çalışma, reklamların sunduğu tek tip idealleştirilmiş beden algısını ve insanların duygusal yönlerine hitap eden söylenler ile bedenin tüketim nesnesi olarak metalaştığını göstermesi açısından önem arz etmektedir. Ekim 2019 ve Mart 2020 tarihleriyle sınırlanan zaman dilimlerinde, televizyonda yayınlanan giyim, gıda ve kozmetik sektörlerine ait dörder, toplamda on iki reklam göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle incelenmiştir. Giyim sektöründen; LC Waikiki, Mavi, Mizalle, Penti; gıda sektöründen Activia, Biscolata, Eti Karam Gurme, Falım; kozmetik sektöründen Avon Glimmerstick, Axe Dark Temptation, Head&Shoulders, L'oreal Paris reklamlarının, dilsel ve görsel göstergeleri çözümlenerek ideal beden algısına dair söylenleri belirlenmiştir. Kadınların dişilik, güzellik, fiziksel çekicilik; erkeklerin yakışıklı, güçlü, kaslı, modern söylenleriyle, kadın ve erkeğin toplumsal cinsiyet rollerine aykırı veya söz konusu roller dâhilinde temsil edilmeleriyle zorunlu, gösterişçi, sembolik ve hazsal tüketimin desteklendiği tespit edilmiştir.

BedenGösterge bilimMetalaşma+3
Asiye Kemiksiz
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

20. yüzyıldan günümüze kadın bedeni bağlamında resim sanatında beden olumlama

Geçmişten günümüze sanat ve toplum birlik içerisinde var olmuştur. Sanat, toplumların tarihlerini günümüze değin taşıyarak, geçmişe dair bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Bu bilgiler arasında sanatçıların yaşadığı toplum düzeni ve içerisinde bulundukları çağın şartları da yer almaktadır. Sanat eserleri insanların duygu ve düşüncelerini etkileyebilmektedir. Buna dayanarak sanatçı, eseri aracılığı ile toplumdaki olumlu veya olumsuz durumlar ve gelişmeler hakkında, kendi öznel düşünce süzgecinden geçirerek izleyiciye bir takım mesajlar verebilmektedir. Sanat tarihinin her döneminde özellikle resim sanatında, kadın bedeni betimlemelerine sıkça rastlanılmıştır. Genel bir bakış açısıyla dönemsel olarak karşımıza çıkan ve sanatçılar tarafından betimlenen kadın bedenlerinin, çağının içerisinde bulunduğu koşullardan etkilenerek tasvir edilmiş olduğu gözlenmektedir. 20. ve 21. yüzyıllar içerisinde oluşturulmuş, tüketim toplumu ile süregelmiş olan gelişmeler de kadın bedeni algısını başlı başına değiştirmiştir. Tek tip kadın bedeni algısı ile idealleştirilmiş ve kalıplaştırılmış ölçüler içerisine itilmişlerdir. Dönemimiz sanatçılarının kadın figür betimlemeleri de bu algılardan etkilenmiş veyahut bu algıları yıkmak adına zıttı bir düşünce ile eserlerin de yer almıştır ve almaktadır. Günümüzde sıklıkla dile getirilen beden olumlama hareketi, bedenin her halini sevme ve kabullenme, doğal olanın güzel olduğu algısını desteklemek adına başlatılmış bir başkaldırıdır. Bununla birlikte birçok sanatçımızın da içerisinde bulunduğumuz çağın getirmiş olduğu beden algısının aksine doğal görünen, kilolu, cilt lekeleri olan, estetiksiz vb. özellikte kadın bedeni betimlemiş ve bu tabuları kırma yolunda sanatın birleştirici ve destekleyici gücüyle beden olumlama hareketine katkıda bulunmuştur.

BedenBeden olumlama hareketiKadın bedeni+2
İrem Bertuğ Demir
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlköğretim çağındaki çocuklarda 8 haftalık egzersiz programının vücut postürü üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

1. ÖZET Çağımızda teknolojinin ilerlemesiyle hareketsizlik artmakta ve onun erken dönemde getirdiği rahatsızlıklardan olan postür bozukluklarının giderek yaygınlaştığı bilinmektedir. Bu çalışmada postür egzersizlerinin ilköğretim çağındaki çocukların vücut postürü üzerindeki etkisini değerlenmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma grubunu Malatya il merkezindeki ilk ve ortaokul düzeyinde, 9-13 yaş aralığında rastgele seçilen 461 öğrenci oluşturmaktadır. Seçilen öğrencilere 8 hafta boyunca vücut postürünü destekleyici haftada bir kez, 45 dakikalık egzersiz programı uygulanmıştır. Öğrencilerden egzersiz öncesi ve 8 hafta sonrasında skolyometreyle postür ölçümü alınmıştır. İstatistiki analizler SPSS programında değerlendirilmiştir. Ölçümler normal dağılım göstermediğinden değişkenler ve ortalamalar arası ilişki için non parametrik testlerden Mann-Whitney testi ile ön test-son test postür eğrilik dereceleri karşılaştırılması için Wilcoxon testi uygulanmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Sekiz haftalık egzersiz uygulaması öncesi ve sonunda öğrencilerin postür eğrilik derecelerinde anlamlı bir farklılık tespit edilmiş ve bu eğrilik derecesinde % 72.2 oranında azalma meydana geldiği gözlenmiştir (p<0.001). Bulgularımıza göre öğrencilerin ön test-son test postür eğrilik dereceleri ölçümleri ile yaş, cinsiyet, ayakkabı numarası değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.001), beden kitle indeksi açısından ise sadece 1.derece obez öğrencilerde anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak postür destekleyici egzersizlerin omurganın sagital planda sağa ve sola eğrilik derecesine yüksek düzeyde olumlu etki ettiği kanaatine varılmıştır. Bu çalışma ile ilköğretim çağındaki çocuklarda haftada bir defa uygulanan beden eğitimi derslerinde postür egzersizlerine yer verilerek ilerde oluşabilecek duruş bozukluklarını büyük oranda önlenebileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Öğrenci, Postür, Egzersiz, Skolyometre

BedenDuruşEgzersiz+4
Ayşe Eda Kınacı
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Leibniz'de ruh-beden ilişkisi

Düşünce tarihindeki ontolojik sorgulamalar, neden var olduğumuz sorusundan daha çok, varlığın meydana geldiği temel ilkenin ne olduğu üzerine odaklanmıştır. İnsanın varlık sahasında yerini almasından bu yana bilmeye ve anlamlandırmaya yönelik merakı hiç dinmemiştir. Varlığının bilincinde olma özelliği henüz başka varlıklardan herhangi birinde keşfedilmediğinden olsa gerek, insan kendisini evrende biricik hissetmiş ve egemen bir güç olduğu düşüncesinden kendisini alamamıştır. Bu eksende gelişen anlam arayışı önce benlik ve bilinç üzerine inşa edilmiştir. İnsanın fiziksel aktiviteleri dışında görünürde bedenle ilgisi olmadığı düşünülen zihinsel aktiviteleri de mevcuttur. Duyu organlarıyla algıladığımız şeylerin maddi âlemi, algılayamadığımız şeylerin ise maddi olmayan yani soyut bir âlemi yansıttığı düşünülmüştür. Leibniz'in de dâhil olduğu ruh-beden probleminin ana kaynağı da tam olarak bu düşüncedir. Bundan dolayı meselenin özünü kavramak adına konumuz bağlamında insana, ruh-beden ilişkisine ve bilince dair olan görüşlerin tarihsel süreç içerisindeki serüveni ve izleri takip edilecektir. Zihin felsefesini uzun bir süre meşgul etmiş olan bu problemin modern felsefedeki etkisi, rasyonel bir filozof olan Leibniz'in monadlar teorisi ile açıklanmaya çalışılacaktır.

BedenDin felsefesiDualizm+3
Şuheda Yazar
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulundaki öğrencilerin kinestetik ve duygusal zekalarının, iç-dış kontrol odaklarının akademik başarılarına etkisi

Bu araştırma kinestetik- bedensel zekâ, duygusal zekâ ve kontrol odağı inancı ile akademik başarı ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2011?2012, eğitim-öğretim yılında, Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda; öğretmenlik, antrenörlük, yöneticilik, rekreasyon bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler, Kırıkkale Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksekokulunda öğretmenlik, antrenörlük, yöneticilik bölümünde öğrenim gören öğrenciler; Bartın üniversitesi öğretmenlik bölümü ve Muğla üniversitesi rekreasyon bölümü öğrencilerinden toplam 447 kişiden oluşmaktadır. Araştırma iki bölümden oluşturmaktadır. Birinci bölümde, kavramsal çerçeve kapsamında kinestetik-bedensel zekâ, duygusal zekâ ve kontrol odağı konusu genel olarak ele alınmaktadır. Zekâ, çoğul zekâ, duygu, duygusal zekâ, kontrol odağı inancıkavramları ayrıntılı olarak incelenmiş, akademik başarı, duygu ve zekâ ilişkisi, duygusal zekâ kavramının tarihsel gelişimi, duygusal zekâ modelleri, çoğul zekâ alanları, zekâ kuramları, kontrol odağı çeşitleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca konu hakkında ülkemizde ve yurtdışında yapılan çalışmalar ele alınmıştır. İkinci bölümde, öğrencilerin kinestetik-bedensel zekâları, duygusal zekâları ve kontrol odakları ile akademik başarıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca öğrencilerin çeşitli demografik özelliklerinin kinestetik-bedensel zekâları, duygusal zekâları ve kontrol odağı inançları arasındaki ilişkiler incelenmiş, duygusal zekânın alt boyutlarının, akademik başarı üzerindeki etkisi de ortaya koyulmuştur. Bu aşamada zekâ düzeylerini belirleme ve kontrol odağı inancını tespit için çeşitli veri toplama araçları kullanılmıştır. Bunlar; Kişisel bilgi formu, çoklu zekâ alanlarından, kinestetikbedensel zekâ alanında kendini değerlendirme ölçeği, Bar-On duygusal zeka ölçeği, Rotter? in iç-dış kontrol odağı ölçeği (RİDKO). Anket çalışması ile elde edilen veriler analiz edilmiş ve araştırma hipotezleri test edilmiştir. Araştırma sonucunda, öğrencilerin akademik başarısı ile duygusal zeka ve kinestetik zeka arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ancak öğrencilerin akademik başarıları ile kontrol odağı ölçeği arasında bir ilişki olmadığı anlaşılmıştır. Duygusal zekâ, kinestetik zekâ ve kontrol odağı ölçekleri arasındaki ilişki incelendiğinde ise duygusal zekâ ölçeği ile kinestetik zekâ ölçeği arasında bir ilişki olduğu görülmektedir. Bu bağlamda akademik başarının duygusal zekâ ve kinestetik zekâyı etkilediği ancak kontrol odağı ile ölçeğinden alınan toplam puanlarla ilişkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır

Akademik başarıBaşarıBeden+7
Hande Baba
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2012
00

İlgili konular