Manuscripts
189 theses under this subject heading
شرح ألفية العراقي لأمير بادشاه دراسة وتحقيقا (من صفحة 137 الى 199)
I dealt with the last section of this manuscript with study and investigation, and the manuscript is a summary of the explanation of the Iraqi on his millennium in the term of hadith, and this millennium is a organize for the introduction of Ibn al-Salah with some additions on it, the importance of this work by importance an introduction Ibn al-Salah which it baptized researchers in this art. And this manuscript is only a branch from this original. This work included an introduction and two sections, the first section, which is the study section, and I put in it two chapters were placed in it, the first chapter: Al-Hafiz Al-Iraqi and his explanation on millennium, and it contains three sections, and the second chapter: Amir Padishah and his manuscript book, and it contains two chapters, and the second section is the investigation section and contains the main text as his author wanted it, which starts from a topic: (خفي الإرسال والمزيد في متصل الأسانيد) to the end of the book, with the resulting scientific comments, then a conclusion and indexes. And the approach of Sayyid Amir Padishah in the abbreviation: to remove some examples with his reference to that, and he also deletes many of the prefaces that the Iraqi hafiz brings at the beginning of each topic, provided that his approach to the abbreviation did not deviate the book from the shapethat the author wanted. One of the most important results of this work is that we came across one of the unknown scholars, who is Sayyid Muhammad Amin al-Bukhari, known as Amir Padishah. After searching for this character, it became clear to us that he a modern interpreter, a jurist, a fundamentalist, a linguist, and we have found for him about twenty books between books and letters, of which only one book has been printed. Our target in this work is to produce this book in the form that the author wanted so that the people of knowledge can benefit from it.
14. yüzyıl Türk ciltlerinin geometrik desen analizi
Türk cilt sanatı, kökenleri Orta Asya'ya uzanan köklü bir sanat dalıdır. Uygurlar döneminde şekillenmeye başlayan bu sanat, zamanla İslâm coğrafyasına taşınarak farklı bölgelerde gelişimini sürdürmüştür. Cilt sanatı, Selçuklular aracılığıyla Anadolu'ya ulaşmıştır. Bu sanat, 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları ve 14. yüzyılda Beylikler dönemi mücellidleri tarafından özgün örnekler verilmiştir. Bu süreçte Karamanoğulları ve Candaroğulları başta olmak üzere Anadolu Beylikleri, Selçuklu mirasını devralarak cilt sanatını estetik ve teknik açıdan zenginleştirmiş; erken Osmanlı dönemi için bir köprü görevi üstlenmiştir. Geometrik süsleme, İslâm sanatında özellikle mimari, tezhip ve cilt alanlarında önemli bir yer tutmaktadır. Antik dönemde temelleri atılan geometri bilgisi, İslâm dünyasında sistemli kurallarla bütünleşmiş ve bir sanat dalına dönüşmüştür. 14. yüzyıla tarihlenen cilt örneklerinde, benzer gibi görünen fakat matematik prensiplerine dayalı farklılıklar içeren desenler dikkat çeker. Bu yönüyle geometrik tezyînât hem estetik bir çeşitlilik sunmakta hem de sanatkârın bilgi ve yetkinliğini yansıtmaktadır. Bu çalışmada, 14. yüzyıla ait geometrik desenli Türk ciltleri incelenmiştir. Çalışmanın katalog bölümünde, literatürde yer alan örnekler desenlere göre gruplandırılmış; her bir ciltteki geometrik desen çeyrek hücre yöntemiyle analiz edilerek çizimlerle desteklenmiştir. Tespit edilen birim hücrelere ait çeşitli kütüphanelerde bulunan ciltlerin kapak görselleri tablo hâlinde sunulmuş, böylece dönemin geometrik süsleme anlayışı sistematik biçimde ortaya konmuştur.
Kırk Vezir hikayesinin resimli nüshaları
Kırk Vezir Hikâyesinin Resimli Nüshaları isimli çalışmanın konusunu 16. yüzyılın sonlarında oldukça benzer üretilmiş iki resimli el yazması oluşturur. İçerisinde on iki tasvir yer alan nüshalardan ilki tarihsizdir ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde (İÜK. T. 7415) kayıtlıdır. 1586/1587 (H.995) tarihli diğer nüsha, İsveç'te Uppsala Üniversitesi Carolina Rediviva Kütüphanesi'nin Türkçe yazma eserleri (UUL. Vet. 38) bölümündedir. Kâtibi Muhammed bin Mustafa'dır ve içinde on yedi tasvir mevcuttur. Nasihatname türünde hazırlanan eserin tasvirlerinin üslup açısından Nakkaş Osman ve ekibi tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Osmanlı edebiyatında ilk örneklerine 15. yüzyılda rastlanan Kırk Vezir Hikâyesi, Arapça orijinali kayıp bir eserden Türkçeye çevrilmiştir. Eserin bazı nüshalarındaki mukaddimelerinde II. Murad (1421-1451) ve II. Mehmed'e (1451-1481) sunulduğu yazılıdır. Kırk Vezir Hikâyesi eğlenceli eğitici yönüyle Osmanlı sarayında beğenilerek okunmuştur. III. Murad (1574-1595) döneminde hazırlanan resimli nüshaların kimler için hazırlandığı bilinmemektedir. Yazma nüshaların üretildiği dönem, Nakkaş Osman'ın diğer çalışmaları ve bu dönemde öne çıkan kitap hamilerinden yola çıkarak; birbirine oldukça benzer hazırlanan resimli Kırk Vezir Hikayesi nüshaları üslup ve ikonografik açıdan irdelenmiştir. Yazmaların resim metin ilişkisi yönünden değerlendirmesi yapılmış, resim programındaki farklılıklarla eserin kim(lere) sunulduğu ve hamisinin kim olduğu sorunsalı tartışılmıştır.
Yazının tarihsel süreci ve latin kaligrafisinin matbaanın keşfine kadar uzanan gelişimi
On binlerce yıllardan beri resimler, göstergeler ve tasvirler aracılığıyla mesaj iletmenin sayısız yolu bulunmuştur. Bütün bir insanlığın hafızası diyebileceğimiz bu muhteşem çizgiler âlemi, kullanıcıların düşündükleri ve hissettikleri ya da ifade edebildikleri her şeyi somutlaştırıp açıkça belirleyebilecekleri düzenli bir gösterge ya da simgeler bütünü oluşturulduktan sonra ortaya çıkmıştır. İlk yazı benzeri imajlardan oluşan çalışmaların mağara resimleri ile başladığı ve zamanla insanlar arasında iletişim biçimine dönüştüğü görülmüştür. İnsanlar her zaman daha güzelini yapma ve bulma içgüdüsüyle hareket etmişler ve bundan dolayı yazı sanatı geliştikçe yapılan çalışmaların da daha estetik bir yapıya ulaştığı görülmüştür. Bu gelişim süreci, güzel yazı yazma sanatı yani kaligrafinin oluşmasını sağlamış ve sanatın ayrı bir dalı olarak gelişmeye başlamasına yol açmıştır. Bu yüzden Kaligrafi yazı sanatı akıl ve disiplin tutarlılığı sonucunda yüzyıllar boyunca canlı bir sanat olarak kalmayı başarabilmiştir. Güzel yazı ruhun sembolüdür, bir çok bakımlardan, muhteşem harikalar âlemidir. Binlerce yıllık insanlık tarihinin en önemli buluşu yazının sanatsal anlamda ifadesi olan kaligrafi (Güzel Yazı) sanatı, Avrupa da ve Dünyanın diğer gelişmiş ülkelerinde oldukça bilinçli bir şekilde eğitimi ve öğretimi yapılırken, aynı durum ülkemizde istenilen seviyede değildir. Her yazının olduğu gibi Latin Kaligrafi Sanatının da kendisine mahsus bir ilmi öğretim biçimi vardır. Ülkemizde bu sanatın gerçek manada anlaşılabilmesi için, Kaligrafi, Sanat Eğitiminin tüm eğitim kurumlarında geliştirilmesi ve yaygınlaştırılabilmesi gerekmektedir. Günümüzde yazı, bugüne gelene dek değişik tarihi süreçlerde farklı medeniyetlerden kaynak alarak gelişim göstermiştir. Bu tez kapsamında yazı sanatının geçmişten günümüze nasıl geldiği, nasıl geliştiği ve bu yazı sanatının öğretim teknikleri üzerinde nasıl etkili olduğu araştırılmıştır. Bu tez; yazının 1450' lerde matbaanın bulunuş sürecine kadar uzanan tarihi sürecini, evre ve aşamalarını bölümler halinde ve sürekliliği içerisinde değerlendirerek konu ile ilgili literatür taramasına dayalı olarak hazırlanmıştır.
Ağaç kalıplı baskı ve Türk yazmacılık sanatı üzerine bir araştırma
Yazmacılık sanatını en eski kumaş süsleme sanatlarından biri olarak değerlendirebiliriz. Yazmacılık sanatı ülkemizde en parlak zamanlarını 17-19.yy. arasında yaşamıştır. Basılı kaynak ve yerinde ustalarla yapılan araştırmalar gösteriyor ki biz bu sanata hakkettiği ilgi ve sevgiyi gösterememişiz. Yazmacılık, halk sanatı olarak ülkemizde doğmuş teknolojinin ilerlemesi ve yapımının zorluğu sebebiyle unutulmaya yüz tutmuş sanatlar arasına girmiştir. Yazmacılık sanatı omuzlarında kültürel bir miras taşımaktadır. Yöresel dokular, kumaşlar ve yaşam tarzını yazmalara yerleştiren yazma ustaları bir tür tarih kitabı elde etmemizi sağlamıştır. Yazmacılık araştırılırken, uygulanan desen ve renklerin büyülü dünyası insanı içine çekmektedir. İçine girdikçe bu alanın sonunun olmadığı fark edilir. Yazmacılık, insanın üretme ve tasarlama arzusunu coşturan bir dünyadır. Bu araştırmada; Tokat bölgesinin bu sanata nasıl sahip çıktığı görülmüştür. Tokat bölgesinde kullanılan desenlerin çizim haline dönüştürülmesi ve bu dönüşümlerin tekstil tasarım ürünleri üzerinde dijital formatta uygulanarak, başka insanlara fikir, ilham ve kaynak olması amaçlanmıştır.
Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu: 06 Mil Yz A 4353/2 numaralı şiir mecmuası (İnceleme-metin)
Bu çalışmada Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu bölümünde bulunan 06 Mil Yz A 4353/2 numaralı mecmua incelenmiştir. Derleyeni ve derleme tarihi hakkında eserde herhangi bir bilgiye rastlanılmamakla beraber içerisinde bulunan şairler göz önüne alındığında 20. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde üç başlık altında mecmualar hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde tezimize konu olan mecmuanın tavsif edilmesi ile beraber mecmuadaki şairi bilinen ve bilinmeyen şiirler, şairler, şairlerin bulunduğu yüzyıllar, şiir dışı unsurlar tablolar halinde verilmiştir. Ayrıca mecmuada karşılaşılan sorunlar ve izlenilen yol da bu bölümde bulunmaktadır. İkinci bölüm ise mecmuanın transkripsiyon harfleri kullanılarak latin alfabesine aktarımından ibarettir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, Şiir mecmuası, Meşk Mecmuası.
Sıradışı bir Osmanlı alimi nazarından Avrupa bilim, askeri devrim ve aydınlanması: Şanizade Mehmed Ataullah Efendi'nin (v. 1826) Vesâyânâme-i Seferiyye ve Müfredât-ı Külliyye Fî Sevâhili'l-Bahriyye adlı eserleri
Şanizade Ataullah Efendi (d. 1826) was a traditionally trained alim/religious and legal scholar. However, he was no prototypical member of the classical Ottoman ilmiye corps. Thanks to his foresighted intellectual pursuit of contemporary European learning enabled by his peerless mastery of European languages. He is best known as a pioneer of modern European medical knowledge among Ottoman Muslim elites and as an official court historiographer/vakanüvis. His history covering the first dozen years of Sultan Mahmud II's rule, Tarih-i Şanizade -a part of the classical Ottoman historiographical tradition in many ways- was also unique with its critical socio-political analyses providing a window into the author's mentality. In this thesis however, I study the lesser known works of Şanizade in the domain of military-engineering and its auxiliary disciplines, geography and mathematics. These were a product of the 'technology' policymaking of the Nizam-ı Cedid/New Order reformist cadres under Sultan Selim III in the first decade of the 19th century. Two specific translation works in manuscript form from this early career period of Şanizade when he was affiliated with the Imperial School of Engineering/Mühendishane provide the main data for this thesis investigating how an Ottoman Islamic scholar regarded and retold what historiographically are defined as modern science-technology, warfare, and European politics. I first produce an explicated critical edition of Şanizade's Vesayaname-i Seferiyye, a translation of the book General-Principia vom Kriege by the Prussian King Frederick II on warfare and logistics. Then, the thesis provides an annotated transcription of Şanizade's book on naval geography and navigation, Müfredat-ı Külliyye fi Sevahili'l-Bahriyye, largely based on English geographer-cartographer John Hamilton Moore's The New Practical Navigator. Keywords: Friedrich II, Historiography, Military Reform, Nizam-ı Cedid, Ottoman Geography, Şanizade.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan 1984 envanter numaralı Firdevsi Şehnamesi Minyatürleri
Bu tezin konusunu Türk ve İslam Eserleri Müzesi, yazma eserler koleksiyonu 1984 envanter numaralı Firdevsi Şehnamesi nüshası oluşturmaktadır. Eser H. 956/ M. 1549 yılında Muhammed Kâtib Şirazi tarafından istinsah edilmiştir. Safevi Dönemi'ne ait Şiraz ekolü elyazmasıdır. Üzerinde Pertevniyal Valide Sultan vakıf mührü bulunan eserin hangi yolla ve ne sebeple Osmanlı eline ulaştığı bilinmemektedir. 37x23 cm ölçülerindeki elyazması 618 yapraktan oluşmaktadır. Farsça yazılan eser dört sütun düzeninde yirmi bir satır halinde yazılmıştır. Eserde toplam yirmi dört adet minyatür bulunmaktadır. Elyazması eser on iki sanatçı tarafından yedi yılda tamamlanmıştır. Herhangi bir bilimsel çalışmaya konu olmayan elyazması eser minyatürleri 16. yüzyıl Şiraz üslubunda resmedilmiştir. Dönemin Şiraz ekolü kendinden önceki dönemlerin sanatsal üsluplarını taşıması ve bu etkilerle birlikte yeni bir senteze kavuşması açısından oldukça önemlidir. Bu el yazması eserden yola çıkarak ait olduğu dönemin minyatür üslup özelliklerinin minyatürlere ne derece yansıdığı, kendinden önceki ve çağdaşı olan sanat ekollerinden ne derece etkilendiğini, bunun yanısıra çağdaşı sanat ekolleri üzerindeki etkileri belirlenmiştir.
İstanbul Süleymaniye Kütüphanesindeki sülüs levhaların tezhib özellikleri
Bu araştırmada Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan sülüs levhaların tezhib özellikleri incelenmiştir. İncelenen levhalar XVIII. ve XIX. Yüzyıllara ait olup Türk levha tezyinatı bakımından araştırılmaya değer bulunmuştur. Üç bölümden oluşan tezin; 1. bölümde; Hat sanatının tanımı ve tarihçesi , Aklam-ı Sitte ve diğer yazı çeşitleri,sülüs ve celi sülüs yazının tarihi gelişimi, celi sülüs bir hat levhasının hazırlanış safhaları,tezhip sanatının tanımı ve tarihçesi,barok-rokoko sanatı,tezhip sanatında barok-rokoko üslubu,tezhip sanatında kullanılan motifler,tezhip sanatında kullanılan malzemeler,ebru sanatı. 2. bölümde; levha nedir? , levha tekniğinin gelişimi, levha çeşitleri, kıt'alar, celi levhalar, hilyeler, tuğra, tekke levhaları, levhalarda kullanılan teknikler, ahşap levhalar, camaltı laevhaları, zer-endud levhalar. 3.bölümde; İstanbul Süleymaniye Kütüphanesindeki Sülüs levhaların tezhip özellikleri. Yapılan tezin ana kaynağı İstanbul Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesinde bulunan sülüs hatlı levhalardır.
İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan hilyeler ve tezhipleri
Bu çalışmada, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Levhalar Koleksiyonu'nda Bulunan Altı Adet Hilye-i Şerife kitap sanatları içerisinde önemli bir yere sahip olan hat ve tezhip sanatı bakımından incelenmiştir. Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan Hilye-i Şerifeler Türk-İslâm sanatları açısından bulundukları dönemlerine göre önem arz etmektedir. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde, hat ve tezhip sanatı hakkında bilgi yer almaktadır. Ayrıca tezhip sanatının kullanım alanları ile ilgili bilgiye yer verilmiştir. İkinci bölümde konuyla doğrudan ilişikli olarak, Hilye-i Şerife hakkında geniş bilgi verilmiştir. Hilyenin bölümleri, kullanılan yazı çeşitleri ve hilye tezhipleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde. Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Levhalar Koleksiyonu'nda Bulunan Altı Adet Hilye-i Şerife envanterleriyle birlikte verilerek desen, renk, dönem, motif ve üslup özellikleri bakımından ele alınarak incelenmiştir.
Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan Fazıl Ahmet Paşa koleksiyonuna ait 00004 envanter numaralı el yazması Kur'an-ı Kerim'in kitap sanatları bakımından incelenmesi
Bu araştırmada Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan Fazıl Ahmet Paşa koleksiyonuna ait 00002 envanter numaralı Kur'an-ı Kerim kitap sanatları bakımından ele alınarak incelenmiştir. İncelenen Kur'an-ı Kerim XVI. Yüzyıla ait olup Türk kitap sanatları bakımından araştırılmaya değer bulunmuştur. Üç bölümden oluşan tezin, birinci bölümünde kitap sanatları hakkında bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde el yazmalarının hazırlanışı, konuları, Kur'an-ı Kerim bezemeciliği ve Kur'an-ı Kerim'de bulunan tezhipli kısımlar hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Süleymaniye kütüphanesi, Fazıl Ahmet paşa ve Fazıl Ahmet Paşa Koleksiyonu'ndan seçilen 00002 envanter numaralı Kur'an-ı Kerim kitap sanatları bakımından incelenmiş, sanat, üslûp, desen, motif ve renk açısından ele alınarak dönem özellikleri bakımından değerlendirilmiştir.
İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan mağribi el yazması Kur'an-ı kerimlerin tezhip sanatı bakımından incelenmesi
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan ve Mağribi hatla yazılmış Kur'an-ı Kerim'ler arasından en güzel örneklerinin seçilerek tezhip sanatı yönünden incelemesi yapılmıştır. Seçilen Kur'an-ı Kerimler Selçuklu dönemlerine ait olup, dönem özelliklerinin aktarılması açısından müstesna bir yere ve özelliğe sahiptir. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde, Türk tezhip sanatının tanımı, tarihi gelişimi, tezhip sanatında kullanılan motifler ve yazma eserlerde tezhipli kısımlar hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde hat sanatına dair bilgilere yer verilmiştir. İncelenen Kur'an-ı Kerimlerin Mağribi hat ile yazılmış olmasından ötürü mağribi hat ile ilgili bilgilere de yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan E.H.220, R.27. R.33, R.43, R.53 envanter numaralı Kur'an-ı Kerimlerin tahlilleri yer almaktadır. İncelenen bu Kur'an-ı Kerimler desen, motif, renk ve cilt özellikleri bakımından ele alınmıştır. Kendi dönemini kapsayan Selçuklu tezhibi ile de kıyaslanmıştır.
Anonim bir yazma: İʿlâl kâideleri (Edisyon kritik)
Arapçada kullanım kolaylığı ve akıcılık açısından kelimelerin yapısında bir takım dönüşümler, değişimler meydana gelmektedir. Bu tür dönüşümler terim olarak "bir harfin yerine ona sıfat ve mahreç olarak en yakın harfi getirmek" anlamına gelen ibdâl bahsinde ele alınıp incelenir. İllet harflerinin ve hemze ile bu harflerin birbirine dönüşümünü konu edinen iʿlâl de bir çeşit ibdâldir. İbdâl daha genel, iʿlâl ise daha özeldir. Bu bakımdan her iʿlâl ibdâldir, fakat her ibdâl iʿlâl değildir. Genel uygulamaya bakıldığında ibdâl sahih harflerdeki değişimi, iʿlâl ise illet harfi ve hemzenin bir birine dönüşümünü incelemektedir. Bu çalışma bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde sarf ilminin konusundan ve ibdâl ve iʿlâl ile ilgili literatürden kısaca bahsedilip araştırmanın konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde ibdâlin ve iʿlâlin sözlük ve terim anlamları, harfleri, çeşitleri, örnekleri ele alınmıştır. Bu bağlamda idğâm amacıyla yapılan, lügavî ve sarfî ibdâl çeşitleri incelenmiş, daha çok belli bâblardaki dönüşümleri konu edinen ve kurallı olan sarfî ibdâlin örnekleri üzerinde durulmuştur. İʿlâl çeşitlerinden illet harflerin ve harekelerin birbirine dönüşümü olan kalb, illet harflerinin harekesinin kendinden önceki sahih ve sâkin harfe verilmesi olan nakl ve illet harflerinin ve harekelerinin düşürülmesi anlamına gelen hazf, örnekleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, tahkik edilen İzmir Milli Kütüphanesinde bulunan 623/5 numarası ve "İʿlâl kâideleri" ismiyle kayıtlı anonim eserin incelenmesinde takip edilen yöntem verilip eserin muhtevası özetlenmiştir. Üçüncü bölümde anonim eserin tahkikli metni verilmiştir. Son olarak Osmanlıca metnin transkripsiyonlu hali oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: İbdâl, İʿlâl, İdğâm, Kalb, Hazf, Nakl, Yazma Eser
Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe- edisyon kritik
Arap dili ve Belâgatı alanında sözlük, gramer ve belâgat konularında birçok değerli çalışmaların yapıldığı âşikardır. Çoğu yazma halinde bulunan bu eserlerden faydalanmak okuyucu için hem okuma hem de eserin farklı nüshalarını karşılaştırıp müellifin kaleminden çıkan esas metne ulaşma açılarından zordur. Edisyon-kritiği yapılan çalışmalar incelendiğinde bunların çoğunun gramer ve belâgat alanlarında yoğunlaştıkları; sözlük alanında ise yapılan çalışmaların sınırlı kaldığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmayla alana katkı sağlamaya çalışılmış ve "Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe" adlı anonim yazma eserin edisyon-kritiği yapılıp bilime kazandırılmak amaçlanmıştır. Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; tezin konusu, gayesi ve yöntemi hakkında bilgi verilmiş; birinci bölümde; Arap dili ve Belâgatı'nda sözlük, sözlük çeşitleri ve terim sözlükleri işlenmiş; ikinci bölümde; tezin temelini oluşturan "Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe" isimli eserin tanıtımı yapılmış; üçüncü bölümde; "Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe"'nin edisyon-kritiği yapılmış metni verilmiştir.
Orta Bizans dönemi marjinal psalterlerde çarmıh sahnesi
Orta Bizans Dönemi Marjinal Psalterlerde Çarmıh Sahnesi başlıklı Yüksek Lisans Tezi konusu beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çarmıh teriminin kökeni, sembolizmi ve kutsal kitaplardaki ilgili konu ve bapları ele alınmıştır. İkinci bölümde Orta Bizans dönemi resimli el yazmaları olan marjinal psalterlerin tarihsel sürecine, ikonografisine, terminolojik terimleriyle eser tanıtımına yer verilmiştir. Katalog bölümünü içeren üçüncü bölümde sahneler tanıtılmış ve detaylı ikonografik çözümlemesi yapılmıştır. Dördüncü bölümde tarihsel olaylar ile beraber etkileşim halinde olan üslup gelişimi, beşinci ve son bölümde ise Çarmıh sahnelerinin sahne sayıları ve resim düzenlemesi, folyo konumları, figür sayıları, resim-metin ilişkisi, ikonografi ve üslup değerlendirmesi Erken, Orta ve Geç Bizans dönemi karşılaştırma örnekleriyle birlikte resim üslubu açısından incelenerek değerlendirilmiştir. Çarmıh sahnesi, ikonografik ve tipolojik olarak ikonoklazm ve sonrası dönemde ele alınan altı marjinal psalterde çok büyük farklılıklar içermemektedir. Aynı ya da farklı dönemlerde alınan karşılaştırma örneklerinde ise teknik, ikonografik ve tipolojik açıdan farklılıkların olduğu gözlenmiştir. Anahtar Sözcükler Orta Bizans Dönemi, Psalter, Resimli El Yazmaları, Çarmıh Sahnesi, İkonografi, Üslup.
Orta Çağ Avrupa el yazmalarındaki illüstrasyonların çizgi roman sanatına uyarlanması ve bir çizgi roman uygulaması
İllüstrasyonlar, kitaplardaki anlatımın pekişmesine yardımcı olmak için kullanılmaktadır. Kitap illüstrasyonu yapımının kökenleri ise Orta Çağ'a kadar dayanmaktadır. Orta Çağ'daki Avrupa el yazmalarındaki minyatürler kitaplardaki olayların anlatımına hem yardımcı olmuştur, hem de sayfa tasarımlarının estetik birer öğesi olarak kullanılmıştır. Bazı Orta Çağ Avrupa el yazmalarının sayfa tasarımlarındaki illüstrasyonları incelendiğinde çizgi romanın atası kabul edilebilecek bulgulara ulaşılmaktadır. Bu bilginin bize göstermiş olduğu örnekler doğrultusunda günümüz çizgi romanın kökenini Orta Çağ minyatürlerinde aramamız gerekliliğini ortaya koymaktadır. Orta Çağ'dan sonra bazı sanat akımlarıyla ve ideolojik propaganda amaçlı tasarımlarla uğraşan insanlar, Orta Çağ'ın resimsel estetiğini referans alarak eserler üretmişlerdir. Ayrıca 21. yüzyılda çağdaş sanatçılar bazı Orta Çağ imgelerini kullanmaktadırlar. Bu tez çalışmasında öncelikle, Orta Çağ Avrupa minyatürlerinin gelişimi ve grafik tasarım ile ilişkisi anlatılmıştır. Orta Çağ Avrupa'sındaki estetik üslup, el yazmaları ve kültürel yapı incelenmiştir. Daha sonra çizgi roman sanatının kökenleri ve üretim yöntemleri incelenmiştir. Yüzyıllar önce yapılmış olan el yazmalarındaki minyatürlerin, dijital ortama taşınan ve çağdaş baskı teknikleriyle üretilen örnekleri araştırılmıştır. Ayrıca çizgi roman sanatının gelişiminde minyatür sanatının etkisi örneklerle anlatılmıştır. Uygulama çalışması olarak Orta Çağ Avrupa el yazmalarındaki minyatürlerde kullanılan üslup ile günümüz çizgi roman tekniklerinin bir araya getirilmesi ve seçilmiş bir eserin resimlemesi yapılmıştır. Bu sayede minyatürlerin modern üsluplarla çizgi roman üretiminde yer alması amaçlanmıştır. Orta Çağ Avrupa minyatür üslubu günümüz çizgi romancılığında yeni bir görsel ifade şekli olarak kullanılmalı mıdır? Sorusunun cevabı aranarak sonuçları bu tezde ortaya konulmuştur. Anahtar sözcükler: Çizgi roman, orta çağ, minyatür, illüstrasyon, el yazmaları, grafik tasarım.
Kitāb-ı Ķıyāfet-nāme
Bu tez çalışması Vatikan Kütüphanesinde Türkçe Yazmalar bölümünde bulunan 31 numaralı, müellifi belli olmayan "Kitāb-ı Ķıyāfet-nāme" adlı Arap harfli el yazması eseri üzerinedir. Eserin yazılış tarihi belli değil, ancak eserin dili incelediğinde Eski Anadolu Türkçesinin son dönemine ait olduğunu ve bundan dolayı eserin yaklaşık XV. yüzyılın sonu XVI. yüzyılın başında yazıya geçirilmesini belli oldu. Bu tarih, bazı araştırmacılara göre Eski Anadolu Türkçesi, bazılara göre ise Osmanlıca sayılmaktadır. Eserin dil özellikleri incelediğinde Eski Anadolu Türkçesinin son dönemine ait olduğunu anlaşılmaktadır. Yazmanın ilk sayfasında bir hadise yer verilmiştir. Metin harekeli nesih yazısıyla yazılmıştır. El Yazmanın konusu insan ve insanların diş özelliklerinden çıkararak insanın ruhsal durumu anlama bilgisidır. Bu tez çalışması Giriş, Dil İncelemesi, Transkripsiyonlu Metin ve Analitik Dizin bölümlerinde oluşmaktadır. Giriş Bölümünde kıyāfet-nāmeler konusu ele alınacaktır. Bu bölümde ayrıca eserin iç ve dış özellikleri yer almaktadır. İkinci bölümde eserin dili incelenip biçim özellikleri ve söz varlığı bakımından ele alınmaktadır. Tezin üçüncü bölümü metinin transkripsiyon alfabesi ile Türkçeye aktarılmasından oluşmaktadır. Dördüncü bölümde eser içinde geçen sözcüklerin ve özel adların analitik dizinleri yer almaktadır. Tezde son olarak yararlanılan kaynaklar bulunmaktadır.
Haza Kitabu İskender-name
Bu tez çalışması Vatikan Kütüphanesinde Türkçe Yazmalar bölümünde bulunan 145 numaralı, müellifi belli olmayan "Haẕa Kitābu İskender-nāme" adlı Arap harfli el yazması eserin ilk 45 varağı (90 sayfa) üzerinedir. Eserin yazılış tarihi belli olmamakla birlikte eserin dili incelendiğinde Eski Anadolu Türkçesinin son dönemine ait olduğu ve bundan dolayı eserin yaklaşık XV. yüzyılın sonu XVI. yüzyılın başında yazıya geçirildiği tespit edilmiştir. Bu tez çalışması Giriş, Dil İncelemesi, Transkripsiyonlu Metin ve Analitik Dizin bölümlerinde oluşmaktadır. Giriş Bölümünde İskendernameler konusu ele alınmıştır. Birinci bölümde eserin iç ve dış özellikleri yer almaktadır. İkinci bölümde eserin yazım özellikleri ve biçim özellikleri, Türkçenin tarihsel dönemleri ve günümüz Türkçesiyle, örnekler üzerinde karşılaştırılacaktır. Tezin üçüncü bölümü metinin transkripsiyon alfabesi ile Türkçeye aktarılmasından oluşmaktadır. Dördüncü bölümde eser içinde geçen sözcüklerin ve özel adların analitik dizinleri yer almaktadır. Tezde son olarak yararlanılan kaynaklar bulunmaktadır.
Hikâyet-i Latife-i ʿUcūbe-i Maḥcūbe-i Ẓarife
Eski Anadolu Türkçesi döneminde çok fazla çeviri eser mevcuttur. Özellikle de Farsça ve Arapçadan çok sayıda eser Türkçeye çevrilmiştir. Tez çalışmasını hazırladığımız "Ĥikâyet-i Latįfe-i ʿUcūbe-i Maḥcūbe-i Ẓarįfe" adlı eser de Farsçadan Türkçeye çevrilmiş bir hikâye kitabıdır. Bu eserin en önemli özelliği ise Dede Korkut Kitabı'nın iki nüshasından biri olan Vatikan Nüshasının başında olmasıdır. Bu nedenle bu eserin Türkçeye kazandılması gerekmektedir. Eser, tıpkı Dede Korkut gibi bir mecmua hikâyelerden oluşan bir destan kitabıdır. Eser, Vatikan Kütüphanesinde 102 numarayla kayıtlıdır. Bu tez çalışmasında eser, çeviri-yazı yöntemiyle Latin harflerine çevrilmiş, dizin hazırlanmış, Türkçede Söz Yapımı açısından ele alımarak eserdeki yapım ekleri incelenmiş, son olarak da kaynakçaya yer verilmiştir. Mütercimi ve müstensihi belli olmayan bu yazmanın hangi tarihte çevrildiği de bilinmemekte ancak eserin dil özelliklerinden yola çıkarak metnin XV. yüzyıl sonlarında ya da XVI. yüzyıl başlarında yazılmış olduğu öngörülmektedir.
Es-Seb'ü's-Seyyâr Fi Ahbâr-ı Mülûki't-Tatar (Tenkitli metin neşri, inceleme)
Seyyid Mehmed Rıza tarafından kaleme alınan "Es-Seb'ü's-Seyyar Fi Ahbar-ı Müluki't-Tatar" isimli elyazma eser, Kırım Hanlığı tarihine hasredilmiş en önemli kaynaklardan biridir. Eserde, genel bir dünya tarihi anlatımının ardından I. Mengli Giray'ın Kırım Hanlığı tahtına oturduğu dönemden başlayarak II. Mengli Giray'ın 1737 yılında ikinci kez cülus ettiği döneme kadar Kırım Hanlığı'nın tarihi anlatılmaktadır. Ayrıca söz konusu yazma, Kırım'ın coğrafyası, sosyo-ekonomik tarihi, kültürü, edebiyatı için de oldukça önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Bundan başka, Osmanlı Devleti, Kırım Hanlığı, Rusya ve Lehistan arasındaki ilişkilerin anlaşılması açısından eserde verilen malumatın değeri de oldukça yüksektir.
The changing iconography of nizami manuscripts in the Ottoman, Safavid and Mughal book cultures
This thesis scrutinizes illustrated manuscripts of Nizami's Khamsa produced or refurbished in Safavid, Ottoman, and Mughal realms between 1450-1600, in order to understand how the iconographic pool, the illustrative programs and approaches to illustration of the book cultures of these realms were inspired by and responded to the Timurid manuscripts of the same book. To this aim it studies ten manuscripts from the aforementioned four dynasties and compares their illustrative programs and thematic agendas. The main argument of the thesis is that each of the three early modern Muslim empires constructed their relationship to the Timurid heritage in a different way determined by their chronological and geographical position vis-à-vis the Timurid dynasty and their divergent cultural trajectories. The study reveals that the relationship of Safavid painting to Timurid painting developed in terms of a relationship between practitioners of the art and their tradition, while Ottoman and Mughal gaze to Timurids was largely dynastic. Whereas Ottomans aspired to Timurid cultural prestige and competed with them in their products, Mughals' genealogic relationship to the latter led them to emphasize the relationship in their painting and proclaim it with a sense of pride. The study contributes to the existing scholarship in its nuancing of the relations among these dynasties and approaching the matter through illustrations to a single text, of which illustration was in itself demonstrative of a specific relationship to Timurid legacy, and of which content deepened the intellectual aspect of the paintings with its discussions of visual arts.
Koçu Baba Ocağı'na ait bir risale (Çeviri yazı-inceleme-tıpkıbasım)
Anadolu'da yer alan Alevi-Bektaşi Ocaklarından olan Koçu Baba Ocağı'na XIX. yüzyılda hediye edilmiş bir el yazması, çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde Araştırmanın amaç, kapsam ve yöntemini açıkladıktan sonra Alevilik, Bektaşilik ve Kızılbaşlık hakkında verdiğimiz bir ön bilgiyle Alevilikte Ocaklar ve Koçu Baba Ocağı hakkındaki bilgileri de aktarmaktayız. Koçu Baba hakkında sözlü gelenekte ve tarihsel süreçte birçok tanımlama bulunmasının yanı sıra türbesinin önünde yer alan kitabesindeki bilgilerden Seyit Hasan Gazi olarak Hacı Bektaş Veli'nin amcasının oğlu olduğu ayrıca Abdal Musa'nın ve Mehemmed Abdal'ın babası olduğu şeklinde kayıtlar da mevcuttur. Hacı Bektaş Veli Dergâhına bağlı bir ocak olarak geçmişten bugüne Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Koçu Baba soyundan gelen dedelerin talipleriyle cem ibadeti yaptığı bilinmektedir. Bu açıdan Koçu Baba Ocağı, bir ocak olarak veli kültü özelliği göstermesi, postnişinlerinin seyit olması ve taliplerinin yer alması bakımından Alevi-Bektaşi Ocak araştırmalarında da bilinen özelliklere sahip bulunmaktadır. Bu ocağa hatıra olarak emanet edilmiş eserin yazarı olan Muhammed Hamdullah Çelebi, Hacı Bektaş Veli Çelebilerindendir. Bu sebepten dolayı eserin yazarı olan Hamdullah Çelebi'nin tarihî kişiliği hakkında da araştırmamızda bilgiler sunmaya çalıştık. Araştırmalarımız esnasında tarihsel verilerin ve arşiv belgelerinin karşılıklı incelenmesi de tarihsel gerçekliğe ışık tutacağı için son derece önemlidir. Tezin ikinci bölümünde Osmanlı Türkçesi ile yazılmış olan el yazmasının Latin alfabesiyle yazımı ve günümüz Türkçesine aktarımını yapmış bulunmaktayız. 1814 yılında yazılmış olan eser, Hacı Bektaş Veli Dergâhının 1824 tarihinde Postnişini olduğu bilinen Şeyh Feyzullah Efendi'nin oğlu Muhammed Hamdullah Çelebi imzasını taşımaktadır. Söz konusu risalede erkânnâme ve tasavvufî konularına yer verilmektedir. Eserin son kısımlarında Hamdullah Çelebi'ye ait olduğunu düşündüğümüz şiirler yer almaktadır. Eserin bazı sayfalarının eksik olduğunu sayfaların sonundaki belirleyici kelimelerin bir sonraki sayfanın başında yer almaması ve metin bağlamındaki kopukluklardan anlamaktayız. Üç farklı sayfada yer alan mühürlerdeki "Abdühü's-Seyyid Muhammed Hamdullah" ifadesinden dolayı mühürlerin Muhammed Hamdullah Çelebi'ye ait olduğunu düşünmekteyiz. Nitekim üslubundan da anlaşılacağı üzere tarihsel manada yol gösterici olduğunu düşündüğümüz bir eseri çevirmiş bulunmaktayız. Yöntem olarak metinlerde geçen Arapça ifadelerin harf ve işaretlerini metne bağlılık esasına dayanarak olduğu haliyle yazmış bulunmaktayız. Bunun yanında Aleviliğin yol bilgisi olarak önemsediğimiz bazı konuların açıklayıcı bir şekilde sunulmasına özen gösterilmiştir.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe yazmaları koleksiyonunda 10715 numarada kayıtlı Mecmua-i İlahiyât
Türk edebiyatında dönemin sosyal ve kültürel hayatı hakkında bilgi vermesi yanında birçok şairden de bahsetmesinden dolayı mecmualar önemli kaynaklardandır. Kaynaklarda yer almayan ya da döneminde ilgi odağı haline gelmeyen şairlerin mecmualarda yer aldıkları da olmuştur. Çalışmamızın konusu İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Koleksiyonunda yer alan 10715 numarada kayıtlı Mecmua-i İlahiyât'ın şekil ve içerik açısından incelenmesidir. Buna göre mecmuadaki şiirler transkribe edilmiş ve nesre çevirisi yapılmış olup şekil ve içerik yönünden incelenmiştir. İncelenen mecmuadaki şiirlerin çoğunluğu Türkçe olmakla birlikte Arapça ve Farsça şiirlere de rastlanmıştır. İncelenen 62 şaire ait 198 şiir tespit edilmiştir. Mecmuadaki şairlerin genel anlamıyla XIV-XVIII. yüzyıl şairleri arasından seçildiği dikkat çekmektedir. Mecmuada nazım şekilleri olarak en çok gazel, sonra koşma ve murabba nazım şekilleri kullanılmakla beraber muhammes ve kaside nazım şekilleri de tercih edilmiştir. Bu çalışmanın içerdiği şairler ve şiirler açısından alana katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Şiir Mecmuası, XIV-XVIII. yüzyıl Klasik Türk Edebiyatı, Dinî-Tasavvufi Türk Edebiyatı.
Türk ve İslam Eserleri Müzesindeki 16. ve 17.yüzyıla ait seçme eserlerdeki tığ kompozisyonları ve analizleri
Kur'an-ı Kerimlerin sanatsal değerini arttıran tezhip uygulamalarında önemli bir yere sahip olan tığlar; esere zenginlik ve ihtişam katan, zemin boyanarak veya boyanmadan kullanılmak suretiyle belirli sınırlar içerisinde eserin bütünlüğünü koruyarak bitişini gösteren bezeme unsurlarıdır. Tığların asıl görevi "desen ve zemin arasındaki boşluğu dengelemek" olup, tasarım aşamasında öncelikle tığlar çizilerek asıl motif çıkarılmakta, ardından boşlukları doldurmak amacı ile daha küçük tığlar eklenmektedir. Yapıldıkları yerlere göre tasarlanan tığların çeşitliliği de fazladır. Bu meyanda, zahriyeler ve serlevhalardaki tığlar birbirine paralel olarak uzanan oklar şeklindedir. Tuğralarda yer alan yuvarlak ve beyzi madalyonların etrafında kullanılan tığlar ise adeta bir noktadan etrafa yayılan güneş ışınlarına benzemektedir. Ayrıca sayfa kenarında bulunan güllerin uç kısımlarında da tığlar kullanılmaktadır. Bazen tek olarak kullanılırken bazen tığ aralarında selvili tığlar da görülür. Sure ve hizip güllerinde düz zemin üzerine çekilen tığlar olduğu gibi, tığ aralarını doldurmak amacı ile zerefşan, iğne perdahı ve negatif çiçekler de kullanılmıştır. Tığların devirlerine göre de değişen yüzlerce çeşidi vardır. Ama hemen hepsinde motif genişten dara geçerek incelerek son bulmaktadır. Tığ bezemelerinde çoğunlukla çizgi, nokta ve küçük kıvrımlardan yararlanılmıştır. Zamanla rumi geometrik şekiller, bulut ve çiçek motifleri, hayvan figürlerine benzeyen şekiller de görülmüştür.