Dental cements
129 theses under this subject heading
Farklı braket sistemleri ve bitirme prosedürlerinin mine renklenmesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Sabit ortodontik tedavinin planlanmasına göre veya klinisyenin tercihine göre farklı braket sistemleri kullanılabilmektedir. Braketlerin tedavi süresince diş yüzeyinde kalması dişlerde renklenme problemleri oluşturabilmektedir. Ortodontik tedavi sonrası diş renkleşmesi tedavinin kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından önemli bir kriterdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı braket sistemi ile bitirme tekniğinin diş renklenmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 40 adet insan premolar dişi kullanılmıştır. Dişler rastgele dört ayrı gruba ayrılmış olup her bir grupta 10 adet diş bulunmaktadır. Gemini braket – tungsten karbid frez grubu (1. Grup), Gemini braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (2. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez grubu (3. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (4. Grup) deney gruplarıdır. Dört gruptaki toplam 40 dişin başlangıç ve final renk ölçümleri Vita Easyshade spektrofotometre renk ölçüm cihazı aracılığı ile yapılmıştır. Tabanı adezivle kaplı Flash Free braketler ile 3m Gemini konvansiyonel braketler, 3m Transbond XT ile diş yüzeylerine yapıştırılmıştır. Ağız içi çevreyi bir yıl simule edecek şekilde, bütün dişler 10 bin siklus, 5 °C ve 55 °C arasında termal siklusa tabi tutulmuştur. Braketlerin sökülmesinden sonra gruplara göre dişler üzerindeki yapıştırıcı artıkları tungsten karbid veya tungsten karbid-Sof-lex bitirme teknikleri ile temizlenmiştir. Dişlere final renk ölçümü yapılıp, ∆E = [(∆L)2 + (∆a)2 + (∆b)2]1/2= [(Ls-Lö)2 + (as-aö)2 + (bs-bö)2]1/2 formülü yardımı ile klinik renk değişikliği hesaplanmıştır. Verilerin dağılım normalliği Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülürken, mine renklenmesi üzerine etki eden faktörlerin analizi ise iki yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir (p˂0,05). Gruplar arasındaki ΔE değerleri arasındaki fark Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılarak p˂0,05 anlamlılık düzeyinde tespit edilmiştir. Bulgular: Flash Free braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen mine yüzeyindeki renk değişiminin, Gemini braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen renk değişiminden anlamlı olarak daha az olduğu tespit edilmiştir (p;0,003 p˂0,05). Sof-lex kullanılan gruplardan elde edilen renk değişikliği değerlerinin (ΔE), sof-lex kullanılmayan gruplardan daha düşük olduğu, fakat bu sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p;0,280 p>0,05). Sonuç: Yaptığımız bu in vitro çalışma neticesinde, kullanmış olduğumuz her iki braket sisteminin ve bitirme tekniğinin mine yüzeyinde renklenme meydana getirdiği tespit edilmiştir. Tungsten karbid frez ile adeziv artıklarının temizlendiği dişler, tungsten karbid, sof-lex ile adeziv artıklarının temizlendiği dişlere göre daha fazla renk değişikliğine uğramıştır. Sof-lex disk kullanımının tüm gruplarda daha az renk değişikliğine sebebiyet verdiği görülmüştür. Bitirme protokollerinden bağımsız olarak, Flash Free braket sisteminin, Gemini braket sistemine göre dişler üzerinde daha az renk değişikliğine sebep olduğu görülmüştür.
Çanakkale-Ayvacık bölgesinde bulunan volkanik tüfün katkılı çimento üretiminde kullanılabilirliğinin incelenmesi
Çimento, Dünya'da birçok alanda kullanılan ve milyarlarca ton tüketimi olan yarı mamül bir yapı malzemesidir. Çimento; kil, marn ve kalker gibi hammaddelerin belli işlemlerden (kırma-eleme-öğütme vb. gibi) geçirildikten sonra yüksek sıcaklıkta (1300°C – 1600°C) pişirilmesiyle elde edilmektedir. Proses sıcaklığını elde etmek için yüksek enerji maliyetleri gerekmektedir. Bu enerjiyi elde etmek için uygulanan yanma sonucunda çevreye yüksek oranda karbon ve bazı zararlı gazlar salınmaktadır. Enerji maliyetini ve zararlı gaz salınımını düşürebilmek için çimento üretimi esnasında tüf, kül, silis tozu ve cüruf gibi puzolan özelliği olan maddeler ilave katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada; Çanakkale İli, Ayvacık İlçesi civarında yataklanmış volkanik tüfün doğal puzolan hammaddesi olarak katkılı çimento üretiminde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla; farklı tane boyutlarında, ham ve pişmiş malzeme ile hazırlanmış reçeteler kullanılmıştır. Belli oranlarda hazırlanan bu karışımlardan elde edilen örneklere; fiziksel ve mekanik deneyler ile kimyasal, mineralojik, SEM ve optik dilatometre analizleri yapılmıştır. Bu analiz ve deney sonuçları, tüfün katkılı çimento üretiminde kullanılabileceğini göstermiştir. Volkanik tüfün ham malzeme şeklinde kullanılarak hazırlanmış harçta %10-15, pişirilmiş malzeme ile hazırlanmış harçta ise %20-25 oranında çimento yerine kullanılabilir olduğu sonucuna varılmıştır.
Rezin simanların su absorbsiyon ve çözünürlük oranlarının incelenmesi
Bu çalışmada üç farklı polimerizasyon mekanizmasına sahip rezin simanların su absorbsiyon, desorbsiyon ve çözünürlük oranlarının araştırılması amaçlandı. Absorbsiyon ve desorbsiyona bağlı olarak meydana gelen ağırlık değişimleri için DVS Intinsic, açığa çıkan artık monomer (TEGDMA, HEMA, UDMA, BPA VE DL-CQ) miktarı için GC/MS ve HPLC cihazı kullanıldı. Çalışmada Variolink Esthetic LC (VLC), Variolink Esthetic DC (VDC) ve Panavia V5 self cure (PSC) ve dual cure (PDC) kullanıldı. Hazırlanan örneklerin ağırlık değişimi sırasıyla %0, %90, ve %0 nem ortamında 5, 10 ve 19 gün olmak üzere DVS Intinsic cihazında ölçüldü. Bir, 5 ve 19 günlük bekleme periyodunun ardından açığa çıkan artık monomerler GC/MS ve HPLC cihazları ile ölçüldü. Tüm rezin simanlar için ağırlık ölçüm grafikleri değerlendirildiğinde; ağırlık kaybı, sırasıyla, en düşük VLC, VDC, PDC ve PSC gruplarında tespit edildi. Rezin simanlardan salınan monomer miktarı 5. ve 19. günde en yüksekti. Salınımı incelenen monomerlerden, DL-CQ en az salınan monomer iken, UDMA en fazla salınan monomerdir. Çalışmada ışık ile sertleşen örneklerde ağırlık kaybı ve salınan artık monomer miktarı dual cure ve self cure örneklere göre daha azdır. Klinik uygulamalarda light cure, dual cure ve self cure için ortak endikasyon olan durumlarda ışık ile sertleşen simanların kullanımı tavsiye edilir.
Radyoterapi sonrası farklı kavite dezenfektanı ve adeziv uygulamalarının dentin bağlanma dayanımına etkisi
Çalışmada radyoterapi uygulanmış dişlerin farklı kavite dezenfektanı (CHX, kitosan içerikli ajan ) uygulaması sonrası iki farklı adeziv sistem kullanarak bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmada yeni çekilmiş, çürüksüz 24 adet insan molar dişi kullanıldı. Radyasyon bir lineer hızlandırıcı kullanılarak toplam 70,2 Gy doz, 39 günlük 1,8 Gy uygulamaya bölündü. Bağlanma dayanımını değerlendirmek için dişlerin okluzal yüzeyindeki mine dokusu, düşük hızda dönen su soğutmalı kesme cihazı (Isomet 1000, Buehler) ile kaldırılarak dentin dokusu açığa çıkarıldı. Dişler, radyoterapi uygulanan ve uygulanmayan olarak rastgele 2 ana gruba (n=12) ayrılırken, dezenfektan ajan uygulaması (CHX, kitosan, kontrol) için ise 3 alt gruba (n=4) ayrıldı. Çalışma her alt gruba iki aşamalı self-etch adeziv sistem (Clearfil SE Bond) veya universal adeziv sistem (Clearfil Universal Bond Quick) uygulaması ile birlikte 12 alt grup (n=2) olarak yürütüldü. Dişler adeziv uygulamasını takiben kompozit rezin ile restore edildi. Akrilik bloklara gömülen dişlerden kesme cihazı ile1x1 mm² kesit alanına sahip 144 adet çubuk şekilli örnek elde edildi. Kompozit-dentin çubuklarına üniversal test cihazında (Micro Tensile Tester, BISCO) bağlanma dayanımı testi uygulandı. Veriler istatistiksel olarak ANOVA ile p <0.05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi Bütün gruplar arasında, radyoterapi uygulanmamış dişlere kitosan içerikli ajan uygulaması sonrası Clerafil SE Bond kullanılan grup en yüksek bağlanma dayanımı (49,12 ± 9,54) gösterirken radyoterapi uygulanmış, dezenfektan uygulanmayan Clearfil Universal Bond Quick kullanılan grup en düşük bağlanma dayanımı değerini (28,28 ± 5,03) gösterdi. Tüm gruplarda kitosan içerikli ajan uygulaması sonrası en yüksek bağlanma dayanımı değerleri elde edildi. Çalışmanın sınırları dahilinde radyoterapi uygulamasının bağlanma dayanımı üzerine negatif, dezenfektan etkili ajan kullanımının bağlanma dayanımı üzerine pozitif etki yaptığı tespit edildi. Bu sonuçlar baş boyun bölgesine radyoterapi alan hastalar ile yapılacak klinik araştırmalar ile desteklenmelidir.
İmplant destekli monolitik zirkonya kronların çekme bağlantı dayanıklılığına yarı-daimi simanın etkisi
Bu çalışmanın amacı; implant destekli monolitik zirkonya kronların çekme bağlantı dayanıklılığına yarı-daimi simanların etkisinin değerlendirilmesidir. Kırk sekiz adet implant analoğu silikon esaslı ölçü maddesinden hazırlanmış kalıp kullanılarak otopolimerizan akrilik rezin materyal içerisine yerleştirilmiştir. Dijital ölçü alınarak, her bir abutment için maksiller 1. premolar diş tasarımı yapılmış, monolitik zirkonya kronlar dört farklı yarı-daimi siman kullanılarak simante edilmiştir. Termal yaşlandırma işlemi uygulanmıştır. Basma-çekme-koparma test cihazı ile çekme testi uygulanarak desimantasyonun gerçekleştiği değer kaydedilmiştir. Desimantasyon sonrası kırılma tipi değerlendirilmiştir. Sonuçlar tek yönlü varyans analizi ve Tamhane çoklu karşılaştırma testi kullanılarak istatiksel olarak analiz edilmiştir (=0.05). Grupların bağlantı dayanıklılık değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır. En yüksek bağlantı dayanıklılık değeri EsTemp Implant yarı-daimi siman için bulunmuş olup, çekme bağlantı dayanıklılık değeri, yüksekten düşüğe sırasıyla, Dentotemp, GC Fuji Temp LT ve Temp-Bond Clear şeklindedir.
Farklı ortodontik bant yapıştırıcılarında bis-gma salımının in vitro şartlarda incelenmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, ortodontik bantların dişlere yapıştırılmasında kullanılan iki farklı kompomerin polimerizasyon sonrası reaksiyona girmemiş Bis-GMA salım miktarlarının, iki farklı zaman periyodunda (10. dk ve 24. saat) ve termal siklus yaşlandırma sonrası (5000 siklus sonrası 24. saat) Yüksek Basınçlı Likit Kromatografisi (HPLC) analiz yöntemiyle karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Bu amaçla iki farklı çalışma grubu oluşturuldu; Grup 1: Sadece ışıkla polimerize olan kompomer rezin siman (Ultra Band Lok, Reliance Orthodontic Products, Itasca, ABD) Grup 2: Hem ışıkla hem de kimyasal yolla polimerize olan kompomer rezin siman (Opal Band Cement, Ultradent Products, South Jordan, ABD). Her grup için Cerec sistem feldspatik seramik bloklardan (Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) CAD-CAM tekniğiyle hazırlanan 10 adet standart üst sağ birinci molar diş örneğine 10 adet 39,5 numara üst sağ 1. molar bandı (M.I.B. Dental, Malmaison, Fransa) üretici firmanın tavsiyelerine uygun olarak iki farklı kompomer ile simante edildi ve simanlar yüksek yoğunluklu bir LED ışık kaynağı (VALO, Ultradent, South Jordan, ABD) kullanarak polimerize edildi. Her iki zaman periyodunda ve termal siklus yaşlandırma sonrası 24. saatte reaksiyona girmemiş Bis-GMA salım miktarları HPLC kullanılarak belirlenip tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi. İstatistiksel değerlendirilmelerde "Bağımsız t testi" ve "U testi" kullanıldı. Aynı gruba ait birden fazla ölçümün ortalamalarını karşılaştırmak için "Wilcoxon Signed Rank test" kullanıldı. Her iki grupta da zaman periyodu arttıkça toplam salınan artık Bis-GMA miktarı da artmıştır. İlk 10 dakikada salınan Bis-GMA miktarları değerlendirildiğinde en fazla salımın "Opal Band Cement" grubunda olduğu (p<0,0001), 24 saat sonunda en fazla salımın yine "Opal Band Cement" grubunda olduğu (p<0,0001), 10. dakika ve 24. saat arasındaki Bis-GMA salım farkları değerlendirildiğinde "Opal Band Cement" ve "Ultra Band Lok" arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) tespit edilmiştir. Sonuç olarak her iki rezin simandan salınan Bis-GMA miktarı, ölçüm periyotlarına göre değerlendirildiğinde en fazla salım ilk 10 dakika içerisinde gerçekleşmiş, bir sonraki ölçüm periyodu olan 24. saatte daha az bir artış gerçekleşmiştir. Termal siklus uygulaması sonrasındaysa herhangi bir salım gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla mevcut çalışmanın sınırları dâhilinde test edilen her iki rezin simanın uzun dönemde monomer salımı açısından güvenli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Bis-GMA, ortodontik bant, kompomer, Yüksek Basınçlı Likit Kromatografisi (HPLC)
Farklı adezivlerin kullanıldığı ortodontik bonding sonrası açığa çıkan BİS-GMA'nın in-vivo şartlarda değerlendirilmesi
Ortodonti kliniğinde kullanılan kompozit adezivlerde kullanım kolaylığı, mine yüzeyine daha iyi bir adezyon ve oklüzal kuvvetlere karşı direnç başlıca tercih sebeplerindendir. Ancak bu faktörlerin dışında, kullanılan kompozit adezivin biyouyumluluğu da göz ardı edilmemelidir. Bu çalışmanın amacı ışıkla ve kimyasal yolla sertleşen farklı ortodontik braket yapıştırıcılarının kullanımı sonrasında açığa çıkan Bis-GMA'yı in vivo şartlarda değerlendirmektir. Araştırmamıza Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Ortodonti Kliniği'ne başvurmuş 48 hasta dahil edilmiştir. Hastaların braketlerini mine yüzeyine yapıştırmak için iki farklı kompozit adeziv kullanılmıştır. Birinci gruba ışıkla sertleşen kompozit adezivlerden Transbond ve Opal, ikinci gruba ise kimyasal yolla sertleşen kompozit adezivlerden Rely-a bond ve Unite kullanılmıştır. Hastaların 25 ml içme suyuyla ağızlarını çalkalamaları istenmiştir. Numuneler braket yapıştırılmadan önce, braket yapıştırıldıktan hemen sonra ilk çalkalama ve braket yapıştırıldıktan sonra ikinci çalkalama olmak üzere üç seferde toplanmıştır. Toplamda 144 adet çalkalama suyu örneği elde edilmiştir. Numuneler amber renkli cam şişelere konulmuş, ardından 0,45 mikron filtreden geçirilerek -20°C'de muhafaza edilmiştir. Likit Kromatografi Tandem Kütle Spektrometre (LC-MS/MS) cihazında kantitatif analizler yapılmıştır. Tüm kompozit adezivlerde braket yapıştırıldıktan sonra BisGMA salınımı gözlenmiştir. Çalışmada incelenen gruplar açısından en fazla açığa çıkan artık monomer, ışıkla sertleşen kompozit adezivlerde, özellikle Transbond grubunda meydana gelmiştir (p=0,00). Braket yapıştırıldıktan sonraki T1 ve T2 periyodunda gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0,05).
Farklı bonding adezivlerinin termal siklus sonrası su absorpsiyon miktarına bağlı olarak lazer uygulamasında yapısal madde kayıplarının incelenmesi
Günümüzde, ortodontik tedavi ihtiyacı olan ve estetik kaygı taşıyan hastalar, metal braketler yerine seramik braketleri tercih etmektedirler. Seramik braketlerin en önemli dezavantajlarından biri braketlerin sökülmesi esnasında yaşanan zorluktur. Seramik braketlerin diş yüzeyinden daha kolay sökülebilmesi için dental lazerler kullanılmaktadır. Lazer ışınının komşu dokulara zarar vermeden hedef dokuda absorbe edilerek aniden patlama şeklinde buharlaşma gerçekleştirmesine fotoablasyon denir. Lazerle söküm işlemi braketin dişe yapışmasını sağlayan adeziv üzerindeki fotoablasyon etkisiyle gerçekleşmektedir. Seramik braketler diş yüzeyine uygulanırken farklı kompozit adezivler kullanılabilir. Bu adezivlerin yapı ve içerikleri birbirinden farklılık gösterebilir. Bu farklılıklar kimyasal ve mekanik açıdan birçok çalışmada incelenmiştir. Çalışmamızda ise, beş farklı bonding adezivinin lazere olan cevabı ve buna bağlı gerçekleşen madde kayıpları araştırılmıştır; (Transbond XT Light Cure Adesive Paste 3M Unitek), (Opal® Bond MV), (Light Bond™ Reliance Ortho Prod. Inc.), (Blugloo™ Two-Way Color Change Adhesive Ormco Corp), (Resilience® Adhesive Ortho Tecnology). Ayrıca, termal siklus uygulanmış ve uygulanmamış örneklerde adezivin ağız ortamında kalması sonucu oluşan su absorbsiyonunun etkileri değerlendirilmiştir. Adezivlerdeki madde kayıplarını incelemek için, Mikro-Bilgisayarlı Tomografi kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiş, iki grup arasındaki farklar için Kruskal Wallis ve Mann Withney U testi kullanılmıştır. Madde kayıpları adeziv bonding markasına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Su absorbsiyonunun madde kayıpları üzerine istatistiksel olarak etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Reliance ve Opal marka adeziv örneklerin hacim farkı ve krater hacmi açısından diğer markalara göre Er:YAG lazerden istatistiksel olarak daha fazla etkilendiği sonucuna varılmıştır (p=0,007 ve p=0.043). Anahtar kelimeler: Adeziv Kompozit, Debonding, Lazer, Mikro Bilgisayarlı Tomografi, Seramik Braket, Termal Siklus Tez Başlığı: Farklı Bonding Adezivlerinin Termal Siklus Sonrası Su Absorpsiyon Miktarına Bağlı Olarak Lazer Uygulamasında Yapısal Madde Kayıplarının İncelenmesi Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırma Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 6.2015/8 Bezmialem Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Gümüş eklenmiş çeşitli simanların antibakteriyel etkinliklerinin ve materyal bağlanma dayanımının invitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ortodontide bantların simantasyonu için kullanılan geleneksel cam iyonomer, rezin modifiye cam iyonomer yapıştırıcı siman ve poliasit modifiye kompozit rezin materyallerine liyofilize edilmiş Ag (gümüş) nanopartikül ilave edilerek fiziksel ve antibakteriyel özelliklerinin in vitro koşullarda incelenmesidir. Çalışmamızda, ortodontik bantlar geleneksel cam iyonomer (Ketac Cem), rezin modifiye cam iyonomer (Multi-Cure) ve poliasit modifiye cam iyonomer (Transbond Plus) bant simanları ve bunların %0,1 oranında liyofilize edilmiş Ag nanopartikül ilavesi yapılmış şekli ile toplam 138 dişe simante edilmiştir. Mekanik teste tabi tutulacak örneklere altı aylık yaşlandırma prosedürü uygulanmıştır. 'Instron cihazı (TSTM 02500, Elista, Turkey) ile bantların desimantasyonu, çekme kuvveti uygulayarak gerçekleştirilmiştir. Kopma gerçekleştiği anda ortaya çıkan maksimum kuvvet aletin üst parçasına bağlı sabit bir kuvvet ölçer yardımı ile ölçülmüş ve cihaza bağlı bilgisayar ile N (Newton) cinsinden kayıt edilmiştir. Newton cinsinden elde edilen değerler daha sonra Mpa = N/mm² denklemi kullanılarak megapaskala çevrilmiş, istatistiksel analizler MPa (megapaskal) cinsinden olarak değerlendirilmiştir. En yüksek çekme dayanımı değerlerini Ag nanopartikül içermeyen Multi Cure siman göstermiştir; Ag nanopartikül içeren Multi Cure siman hariç diğer tüm gruplar ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem siman; Transbond Plus grupları ve Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem grubundan daha yüksek çekme dayanımı gösterse de istatistiksel olarak anlamlı tek fark Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman ile arasında görülmüştür (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem simanı, sırasıyla Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem ve Ag nanopartikül içermeyen Transbond Plus grupları takip etmektedir. Her iki siman için de istatistiksel olarak anlamlı fark Multi Cure grupları ile elde edilmiştir (p<0,05). En düşük çekme dayanımı değerleri Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman için kaydedilmiştir. Aynı zamanda Multi Cure grupları ve Ag nanopartikül içeren Ketac Cem grupları ile arasında, istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilmiştir (p<0,05). Grup içi çekme dayanım değerleri incelendiğinde siman materyallerine Ag nanopartikülü ilavesi yapılmasının grup içi çekme dayanım değerlerini istatiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği görülmüştür. Desimantasyon sonucu diş yüzeyinde kalan siman artığı vizüel olarak incelenmiş, Artun ve Bergland'ın çalışmasında kullandığı artık adeziv indeksine (ARI) göre skorlandırılmıştır. ARI skoru değerlendirmesi sonuçlarına göre bant siman arası kopma en çok Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Ketac Cem grubunda gözlenmiştir. Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Multi Cure cam iyonomer gruplarında da bant siman arası kırılmanın yüksek olduğu görülmüştür. En yüksek çekme dayanımı kuvvetleri adezivin dişin %50'sinden fazla bölgesinde kaldığı, en düşük çekme dayanımı ise diş üzerinde hiç adeziv kalmayan örneklerde ölçülmüştür. Antibakteriyal değerlendirme için disk difüzyon yöntemi, sıvı besiyerine ekim ve biyofilm oluşum yöntemleri kullanılmıştır. Diskler 2 mm kalınlığında 9 mm çapında teflon diskler yardımı ile üretilmiştir. Disk difüzyon yöntemi ile tüm materyallerin antibakteriyal özellikleri Ag nanopartikülü eklenmiş ve eklenmemiş olarak incelenmiş ve inhibisyon zonu gözlenmemiştir. Sıvı besi yerinde yapılan ekim sonucu Ag nanopartikülü eklenmiş RMCİS'ın ve PMKR'in eklenmemiş haline göre S.mutans kolonizasyonunu azalttığı görülürken CİS'da hiçbir fark gözlenmemiştir. ELISA okuyucusunda 550 nm dalga boyunda yapılan ölçüm sonucunda okunan absorbans değerlerine göre en fazla biofilm oluşumu geleneksel cam iyonomer, Ag nanopartikülü eklenmiş geleneksel cam iyonomer ve komponer simanda görülmüştür.
Farklı endodontik simanlar ile tamir edilen dış servikal kök rezorpsiyonlu dişlerin kök kırığı dirençlerinin ex vivo değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı ex vivo koşullarda deneysel olarak dış servikal kök rezorpsiyonu oluşturulmuş ve ardından üç farklı endodontik rezorpsiyon tamir materyali ile restore edilmiş üst keser dişlerin kırılma direncini değerlendirmektir. Çalışmamızda 96 adet morfolojik ve yapısal açıdan benzer özelliklere sahip çekilmiş daimi üst keser insan dişi kullanılmıştır. Tüm dişlere standart kanal tedavisi uygulandıktan sonra dişler rastlantısal olarak her birinde 12 adet olmak üzere bir negatif kontrol, bir pozitif kontrol ve 6 deney grubu olmak üzere 8 gruba ayrılmıştır. Negatif kontrol grubundaki dişlerde rezorpsiyon kavitesi oluşturulmamış; pozitif kontrol grubundaki dişlerde ise rezorpsiyon kavitesi açılmış fakat kaviteler restore edilmemiştir. Kalan 72 diş ise kullanılan endodontik tamir materyalinin türüne göre rastgele her grupta 24 diş olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Farklı inkübasyon sürelerine göre (24 saat ve 7 gün) her grup 2 alt gruba ayrılmıştır. Negatif kontrol grubu hariç diğer tüm dişlerde çapı 1,8 mm olan elmas rond frezler kullanılarak dişlerin mine-sement sınırının hemen altında bukkal kole bölgesinde çapı ve derinliği 1,8 mm olan dış rezorpsiyon kaviteleri oluşturulmuştur. Kaviteler Biodentine, NeoMTA ve Cam iyonomer siman olmak üzere 3 farklı endodontik tamir materyali kullanılarak restore edilmiştir. Etüv içerisinde 37°C'de koyun kanlı agarında örnekler iki farklı sürede inkübe edilmiştir. Ardından Instron test cihazı kullanılarak tüm örneklerin lingual yüzünün servikal bölgesine dişin uzun eksenine 135 derecelik açıyla kırık oluşana dek kuvvet uygulanmıştır. Dişlerin kırılmaya direnç gösterebildiği maksimum kuvvetler Newton cinsinden kaydedilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde tek yönlü varyans analizi, post hoc Tukey HSD ve Student's t-testleri kullanılmıştır (p=0,05). Elde edilen sonuçlara göre istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, servikal kök rezorpsiyonu defektine yerleştirilen cam iyonomer siman, hem 24 saat hem 7 gün deney gruplarında dişlerin kırılma direncini pozitif kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hafif derecede arttırmıştır (p>0,05). 24 saat ve 7 gün süreyle kanlı ortamda inkübe edilen NeoMTA ve Biodentine deney gruplarının kırılma direnci ortalaması cam iyonomer simandan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Her iki inkübasyon süresinde de NeoMTA ve Biodentine deney gruplarının arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kırılma direnci testi uygulanmasından sonra örnekler incelendiğinde kron-kök kırığı ve horizontal kök kırığı olmak üzere 2 kırık türü tespit edilmiştir. Örneklerde yüksek oranda kron-kök kırığı (%70,83) oluştuğu gözlemlenmiştir. Yapılan bu ex vivo çalışmanın tüm sınırlılıkları dahilinde, dış servikal kök rezorpsiyonunun dişlerin kırılma direncini önemli ölçüde azalttığı bulunmuştur. Rezorpsiyonun NeoMTA ve Biodentine kullanılarak restore edilmesi dişlerin kırılma direncini artırmaktadır. Öte yandan dış servikal kök rezorpsiyonu tamirinde kullanılan cam iyonomer siman, dişlerin kırılma direncinde anlamlı bir artış sağlayamamaktadır. Anahtar sözcükler: Biodentine; Cam iyonomer siman; Dış servikal kök rezorpsiyonu; Kırılma direnci; NeoMTA.
Trikalsiyum silikat esaslı simanların apikal papilla kök hücre canlılığı üzerine etkisi
Bu tez çalışmasının amacı trikalsiyum silikat esaslı simanların apikal papilla kök hücrelerine (SCAP) etkisinin sitotoksisite ve odontojenik farklılaşma açısından değerlendirilmesidir. Trikalsiyum silikat içerikli olan ProRoot WMTA (Dentsply Tulsa Dental Specialties, Johnson City, TN, ABD), Neo MTA Plus (Avalon Biomed Inc, Bradenton, FL), Pd MTA White (Produits Dentaires SA, İsviçre) simanlardan 5x2 boyutunda diskler elde edildi (n=3). Apeksi açık çekilmiş yirmi yaş dişlerinden SCAP hücreleri kültüre edildi. Simanların SCAP üzerindeki sitotoksik etkisini değerlendirmek için MTS (5-(3- karboksimetoksifenil)-2-(4,5-dimetil tiyazol)-3-(4-sülfofenil) tetrazolyum) yöntemi kullanıldı. Ayrıca odontojenik farklılaşma için alkalin fosfataz aktivitesi değerlendirildi. PCR yöntemi ile OCN (Osteokalsin), col1A1 (kollajen 1), RUNX2 (Runt-related transcription factor2) gen ekspresyonları incelendi. Sert doku oluşumunun görsel olarak değerlendirilmesi amacıyla Alizarin Red boyama yapıldı. İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi ve ardından GraphPad Prism 5 yazılımı kullanılarak çoklu karşılaştırma Anova Tukey testi kullanılarak yapıldı. Tüm istatistiksel değerlendirmelerde anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanıldı ve p<0,05 olması durumunda anlamlı farklılığın olduğu kabul edildi. Sitotoksisite 1., 4., 7. ve 14. günlerde MTS yöntemi ile test edildi. 1. ve 4. günlerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi. 7. ve 14. Gün ProRoot WMTA ile Neo MTA Plus gruplarının kontrol grubuna göre canlılık üzerinde etkisinde anlamlı farklılık gözlenmezken; Pd MTA White grubunda istatistiksel olarak anlamlı azalma görüldü (p<0,05). MTA çeşitleri arasında en düşük ALP aktivitesi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde Pd MTA White grubunda olduğu tespit edildi (p<0,05). Odontojenik farklılaşma konusunda aktif olması beklenen üç farklı gende de Neo MTA Plus, Pd MTA White ve ProRoot WMTA gruplarında ekspresyon gözlendi. Tüm MTA çeşitleri negatif kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). Çalışmada incelenen tüm MTA gruplarında kalsifiye odaklar Alizarin Red boyama ile izlendi. Yapılan bu in vitro çalışmanın bulguları göz önüne alındığında trikalsiyum silikat esaslı bu üç MTA'nın SCAP üzerinde farklı sitotoksik ve odontojenik farklılaşma etkileri olduğu görülmüştür. Farklı trikalsiyum silikat esaslı simanların, çeşitli ve birbirini destekleyen yöntemlerle hem in vivo hem de in vitro ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: MTA, MTS, Sitotoksisite, Odontojenik farklılaşma
Polietereterketon materyalinin teleskobik tutucularda kullanımının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Polietereterketon (PEEK) materyalinin teleskobik tutucularda kullanımının uzun dönem tutuculuk değerlerini ve yüzey aşınmalarını in vitro olarak incelemektir. Çalışmada 2° konus açısı kullanılmış olup, farklı primer kuron ile sekonder kuron materyalleri ile primer ve sekonder kuron arasında oklüzalde aralık oluşturulması değerlendirilmiştir. Beş grup incelenmiştir; 1-Zirkonya primer kuronAltın sekonder kuron (elektroşekillendirme ile üretilmiş), oklüzalde aralık yok (ZA); 2-Zirkonya primer kuron-PEEK sekonder kuron, oklüzalde aralık yok (ZP); 3- Zirkonya primer kuron-PEEK sekonder kuron, 100 µm oklüzal aralık (ZP100); 4-PEEK primer kuron-PEEK sekonder kuron, oklüzalde aralık yok (PP); 5- PEEK primer kuron-PEEK sekonder kuron, 100 µm oklüzal aralık (PP100) gruplarından toplam 50 örnek hazırlanmıştır (n=10). Tutuculuk ölçümleri başlangıç, 100, 500, 1000, 5000, 10,000 takma-çıkarma döngüsü sonrası değerlendirilen gruplara, 50 N ön yük uygulanmıştır. Tüm takma-çıkarma deneyleri ve tutuculuk kuvveti ölçümleri yapay tükürük içerisinde gerçekleştirilmiştir. Deneyler sonunda her gruptan seçilen bir çift primer ve sekonder kuron ile aynı gruba ait ve hiç deneye girmemiş bir çift primer ve sekonder kuron, yüzeyindeki aşınmaları değerlendirmek için Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. En yüksek tutuculuk değerleri başlangıçta ve 10,000 döngü sonrasında PP100 grubunda (36,04-35,73 N), en düşük değerler ise ZA (9,05-15,06 N) grubunda saptanmıştır. Primer ve sekonder kuron arasında oklüzalde aralık oluşturulması, PEEK primer kuron ve PEEK sekonder kuron materyal çifti için 10.000 döngü sonunda tutuculuk değerlerini arttırmıştır. Deneyler sonrasında PEEK primer kuronlarda, PEEK sekonder kuronlarda ve altın sekonder kuronlarda aşınmalar gözlenirken zirkonya primer kuronlarda aşınma gözlenmemiştir. Çalışmadaki tutuculuk değerleri, klinik olarak kabul edilebilir 5-10 N değerlerinden yüksek olup sadece ZA ve ZP100 gruplarında başlangıçta elde edilen değerler bu aralıktadır. PP100 grubunda, 10 yıllık klinik kullanımı temsil eden süreç boyunca yeterli ve öngörülebilir tutuculuk kuvveti değerleri elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çift kuron, konus kuron, polietereterketon (PEEK), oklüzal aralık, tutuculuk kuvveti, aşınma
Farklı kalınlıklardaki hibrit CAD/CAM materyallerinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı farklı kalınlıklardaki iki hibrit CAD/CAM materyalinin ve kullanılan ışık modunun rezin simanların mikrosertliği ve renk stabilitesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmada rezin infiltre seramik (Enamic, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) (RİS) ve kompozit rezin nanoseramik (GC Cerasmart, GC, Tokyo, Japonya) (KN) olmak üzere iki farklı hibrit CAD/CAM materyali değerlendirilmiştir. Her bir bloktan 1mm, 2 mm, 3 mm, 4 mm ve 7 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. Dual cure konvansiyonel rezin siman (G- Cem LinkForce, GC, Tokyo, Japonya) (KRS) ve dual cure self adeziv rezin siman (G-Cem One, GC, Tokyo, Japonya) (SARS) kullanılarak 400 adet örnek hazırlanmıştır (n:400). Simanlar paslanmaz çelik kalıba (6 mm çap 1 mm yükseklik) yerleştirilmiştir. Siman üzerine yerleştirilen şeffaf bant ile simanın bloklardan izole edilerek, yapışması engellenmiştir. Siman üzerine seramik örnekler yerleştirilmiş ve LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, South Jordan, ABD) ile polimerize edilmiştir. Işık cihazı Standard mod (40 sn) ve High Power mod (32 sn) olarak uygulanmıştır. Rezin siman örnekler hazırlandıktan 24 saat sonra (T1) ve 10.000 siklus termal yaşlandırma sonrası (T2) renk ve mikrosertlik ölçümleri yapılmıştır. Vickers mikrosertlik ölçümleri Shimadzu HMV-2 (Shimadzu Corporation, Kyoto, Japonya) cihazı kullanılarak rezin simanın hem alt hem de üst yüzeyinden 0,49 N kuvvet 15 sn süresince uygulanarak, her yüzey için üç defa ölçüm yapılmıştır ve ölçümlerin ortalaması alınmıştır. Örneklerin renk ölçümü spektrofotometre cihazında (Vita Easyshade Advance 4.0, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya), renk parametreleri ve CIE Lab renk sistemi kullanılarak polimerizasyondan 24 saat sonra (T1) ve termal yaşlandırmadan sonra (T2) gerçekleştirilmiştir. Veriler dört yönlü varyans analizi (ANOVA) ile analiz edilmiştir ve ikili karşılaştırmalarda Bonferroni testi kullanılmıştır (p<0.05). Bu tez araştırmasının bulgularında, kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, T1; KRS (1mm, 2mm, 3mm-Standart mod), KRS vi (1mm, 2mm-High Power mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), SARS (1mm, 2mm, 4mm- High Power mod), T2; KRS (2mm- Standart mod), KRS (2 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 2mm, 3mm, 4mm- Standart mod), SARS (2mm,4mm- High Power mod) gruplarında alt mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infilre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, üst mikrosertlik değerlerinde, high power mod SARS-2mm grubu dışında, istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik arasında yapılan karşılaştırmalarda, KRS (7 mm- Standart Mod), KRS (2mm, 7 mm-High Power Mod), SARS (1mm, 7mm-Standart mod), SARS (3mmHigh power mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin simanların mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında her iki seramik tipinde de rezin siman mikrosertliği hem üst hemde alt yüzeyde azalmıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Farklı materyal kalınlıkları arasında yapılan karşılaştırmalarda, rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanların E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p 0.05). Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda, 7 mm rezin infiltre seramik üzerinden polimerize edilen self adeziv rezin simanın E değeri istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. High power mod ile polimerize edilen SARS (7mm-RİS) grubu daha düşük E değeri göstermiştir (p0.05). Ancak diğer gruplarda standart mod ve high power mod arasında E değeri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda mikrosertlik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0.05). Konvansiyonel rezin siman ve self adeziv rezin siman arasında yapılan karşılaştırmalarda KN (1mm, 2mm, 4mm-Standart mod), KN (1mm, 3mm, 4mm, 7 mm-High Power mod), RİS (1mm, 2mm,4mm- Standart mod), RİS (1mm, 2mm, 4mm, 7mm-High Power Mod) gruplarında E değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p0.05). Bu tez araştırmasında sonuç olarak, rezin simanların alt ve üst yüzeylerinden ölçülen mikrosertlik değerleri, seramik materyalin kalınlığının artmasıyla azalma eğilimi vii göstermiştir. Termal siklus uygulaması sonrası üst yüzey mikrosertlik değerleri değişmemiştir. Kompozit nanoseramik ve rezin infiltre seramik kullanılması arasında simanların üst mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Standart mod ve high power mod arasında yapılan karşılaştırmalarda rezin simanların mikrosertlik değerleri açısından fark bulunmamıştır. Rezin siman renk değişimi karşılaştırmalarında seramik kalınlığı 1 mm'den 7 mm'ye çıktığında RİS-SARS grubu dışında, rezin siman renk değişiminde fark gözlenmediği belirlenmiştir. Tüm gruplarda termal siklus sonrası L değerleri artış göstermiştir. E değerleri ve seramik kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Hibrit seramik, self adeziv rezin siman, konvansiyonel rezin siman, mikrosertlik, renk değişimi
Farklı adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing (hemen dentin kapama) işleminin monolitik zirkon blokların dentine olan bağlanma dayanımı üzerine etkisi
Bu tez çalışmasının amacı; farklı universal adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing işleminin (hemen dentin kapama / IDS), farklı yüzey pürüzlendirme yöntemleri uygulanmış monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların dentine olan mikrogerilim bağlanma dayanımını değerlendirmektir. 32 adet sağlam insan alt molar dişi kullanıldı. okluzal koronal 1/3 kron kısmı, yere paralel olacak şekilde bir model trimleme cihazı (MT3 Wet trimmer, Almanya) kullanılarak uzaklaştırıldı. Dişlerin dentin yüzeyleri açığa çıkartıldı. Ardından, IDS işlemi varlığı (IDS var/yok), IDS işlemi için kullanılan universal adeziv sistemlerin tipi (Single Bond Universal/SBU, Clearfil Quick Bond/CUQ, Optibond Universal/OBU) ve monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre (tribokimyasal silika kaplama/CoJet ve kumlama/SB) rastgele 8 gruba ayrıldı: 1) Grup CJ: CoJet+IDS yok, 2) Grup CJ+SBU: CoJet+Single Bond Universal, 3) Grup CJ+CUQ: CoJet+Clearfil Universal Bond Quick, 4) Grup CJ+ OBU: CoJet+Optibond Universal, 5) Grup SB:kumlama+IDS yok, 6) Grup SB+ SBU: kumlama+ Single Bond Universal, 7) Grup SB+CUQ: kumlama+Clearfil Universal Bond Quick, 8) Grup SB+OBU: kumlama+ Optibond Universal. IDS işlemi için açığa çıkan dentin yüzeylerine universal adezivler sistemler, üretici talimatları doğrultusunda self-etch modunda uygulandı. Monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloktan (3M Lava Plus, 3M ESPE,ABD) 4 mm kalınlığında, 10 mm genişliğinde ve 10 mm uzunluğunda örnekler elde edildi. Simantasyon öncesinde, CAD/CAM örneklerinin yüzeylerine, CoJet yönteminde 30 µm silika kaplı alüminyum oksit (Al2O3) partikülleri (CoJet Sand, 3M ESPE, ABD) 2.8 bar basınçta ve SB yönteminde ise 50 µm boyutunda Al2O3 partikülleri 3 bar basınçta, 10 mm mesafeden ve 10 sn süre ile uygulandı. Ardından, CAD/CAM örnekleri, dentin yüzeylerine self-adeziv dual-cure bir rezin siman ( Rely X U200, 3M ESPE, ABD) ile üretici talimatları doğrultusunda simante edildi. Tüm örnekler, 24 saat boyunca 37°C'de distile suda bekletildi ve ardından termal siklus cihazı (SD Mechatronik Termocycler, Almanya) kullanılarak 10.000 termal döngüye (5ºC-55ºC) tabi tutuldu. Zirkonya-dentin çubukları (2x2x8 mm) elde etmek için, bir mikrokesme cihazı (Isomet 1000, Buehler Ltd., Lake Bluff IL, ABD) ile örneklerden dikine kesitler alındı. Bir universal test cihazı (Microtensile Tester, Bisco Inc, ABD) ile 1 mm/dk piston başlığı hızında, örneklerde başarısızlık gelişinceye kadar mikrogerilim bağlanma dayanım testi uygulandı (n=16). Başarısızlık tipleri, 15x büyütme altında stereomikroskop (Leica MZ 21, Leica Microsystems, Türkiye) kullanılarak analiz edildi. Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, CAD/CAM blokların yüzey pürüzlülüğü (Ra, µm), kontakt profilometre cihazı (Mahr GmbH, Mahrsurf PS1, Göttingen, Almanya) kullanılarak ölçüldü(n=10). Ayrıca, her yüzey pürüzlendirmesinden birer örnek, yüzey morfolojisi için taramalı elektron mikroskobu (SEM) (Evo LS10, Zeiss, Oberkochen, Almanya) kullanılarak analiz edildi. Yarı-kantitatif kimyasal mikroanalizleri, enerji dağılımlı x-ışını spektroskopisi (EDS) kullanılarak gerçekleştirildi. Morfolojik analizleri için, tüm grupların zirkonya-dentin ara yüzeyleri SEM ile incelendi. İstatistiksel analizlerde, iki yönlü ANOVA ve Bonferroni testi kullanıldı (p<0.05). IDS varlığına göre kıyaslandığında, Grup CJ+OBU, Grup CJ'ye kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı gösterirken (p<0.05); Grup CJ+SBU ve Grup CJ+CUQ, Grup CJ'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). Grup SB+SBU, Grup SB+CUQ ve Grup SB+OBU, Grup SB'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). IDS işlemi uygulanan gruplar kıyaslandığında; sırasıyla, Grup CJ+OBU, Grup CJ+CUQ'ya göre ve Grup SB+OBU, Grup SB+CUQ'ya göre istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0.05). Yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre kıyaslandığında, tüm gruplar arasında ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05) Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, kontakt profilometre ölçümlerine göre, her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi arasında, ortalama yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Yüzey morfolojilerinin SEM analizleri ile CoJet uygulanan örnekte, SB'ye göre daha pürüzlü ve düzensiz bir görüntü gözlenmiştir. EDS analizlerine göre; SB uygulanan örnek için, Al miktarı daha fazla bulunmuşken; CoJet uygulanan örnek için Si miktarı daha yüksektir. Zirkonya-dentin ara yüzeylerinin SEM analizleri, Grup CJ+OBU ve Grup SB+OBU için uzun rezin tag oluşumları ile beraber kalın ve devamlı bir hibrit tabaka gözlemlendiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Grup CJ için hibrit tabakada ayrılmalar tespit edilmiştir. Test edilen grupların çoğunda, Grup CJ hariç, sıklıkla karşılaşılan başarısızlık tipi karma başarısızlık olmuştur. CoJet ile yüzey pürüzlendirmesi sonrası, monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloklarının dentine olan bağlanma dayanımı, Optibond Universal ile IDS işlemi uygulanan grup için, IDS uygulanmayan gruba göre belirgin olarak daha yüksek bulunmuştur. Her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi sonrası, Optibond Universal ile IDS işlemi, Clearfil Universal Bond Quick ile IDS işlemine kıyasla, belirgin olarak daha yüksek bağlanma dayanımına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: hemen dentin kapama, CAD/CAM, zirkonya, kumlama, tribokimyasal silika kaplama, bağlanma dayanımı.
CAD/CAM hibrit materyalleri ile adeziv rezin siman arasındaki bağlanma dayanımına farklı yüzey hazırlıklarının etkisi
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı farklı CAD/CAM materyallerine uygulanan farklı yüzey işlemlerinin materyallerin rezin siman ile bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metod: Çalışmada 4 farklı materyalden (Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart) 260 örnek hazırlanmıştır. Örnekler pürüzlendirme işlemleri için 5 alt gruba bölünmüştür. Kontrol, asit (HF), alüminium oksitle kumlama (Al2O3), tribokimyasal kumlama (Cojet) ve femtosaniye lazer (FS lazer). Yüzey işlemlerinden önce ve sonra yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Termal siklus testi ile yapay yaşlandırma işleminden sonra örneklerin işlem yüzeyine silan ve dual-cure rezin siman uygulanmıştır. Seramik örnekler makaslama bağlanma dayanımı testine tabi tutulmuş ve meydana gelen başarısızlık tipleri değerlendirilmiştir. İstatistiksel veriler SPSS 25.0 programında, Shapiro Wilk testi, 2 yönlü ANOVA testi, post hoc olarak Tukey testi, Ki-kare testi ile analiz edilmiş ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile yapılmıştır. Bulgular: Yüzey işlemlerleri yapılan CAD/CAM hibrit malzemelerinin grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak pürüzlülük değerlerinde hem materyal, hem pürüzlendirme yöntemi hem de bunların etkileşimi pürüzlülük değerlerini istatistiksel olarak anlamlı derecede değiştirmiştir (p<0,001). Analiz sonucuna göre HF, Al2O3, Cojet, FS lazer grupları içerisinde Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart materyalleri değerlendirildiğinde yüzey pürüzlendirme sonrası pürüzlülük değerleri ortalaması, işlem öncesi pürüzlülük değerleri ortalamasına göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; pürüzlülük değerleri ölçülen gruplarda en fazla pürüzlülük değeri bütün pürüzlendirme grupları içinde istatiksel olarak anlamlı derecede FS lazerle pürüzlendirilmiş örneklerde görülmüştür. Grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak bağlanma dayanım değerlerinde analiz test sonuçlarına göre en yüksek bağlanma dayanımı Vita Enamic materyalinde (16,87 ±2,65) görülmüştür. Azalan bağlanma değeri sırayla Grandio VOCO (16,84 ±1,44), Shofu HC (15,86±2,71) ve Cerasmart (14,09±3,21) materyallerinde izlenmiştir. Sonuç: Bütün materyallerde en fazla pürüzlülük ve SBS değerleri FS lazer grubunda görülmüştür. Bu verilere esasen incelenen materyal gruplarında, FS lazerin termosiklus sonrası bağlanma dayanımında daha etkili olduğu söylenebilir. En yüksek pürüzlülük değeri Shofu HC materyalinde, en yüksek SBS değeri ise Vita Enamic materyalinde tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, hibrit seramikler, yüzey işlemleri, rezin siman, bağlanma dayanımı, femtosaniye lazer.
Er:YAG lazerin farklı seramiklerden transmisyonu
Tam seramik restorasyonlar özellikle ön grup dişlerin restore edilmesinde, metal destekli seramiklere göre üstün optik özellikleri ve biyouyumluluklarından dolayı tercih edilmektedirler. Tam seramik restorasyonların simantasyon işlemi adeziv rezin simanlar ile yapılmaktadır. Ancak restorasyonların simantasyonu yapıldıktan sonra, herhangi bir sebeple sökülmesi gerektiğinde, bu işlem materyal özelliklerinden ve rezin simanın bağlantısından dolayı oldukça zordur. Bu çalışma tam seramik restorasyonların Er:YAG lazer kullanılarak çıkarılması işleminde farklı kalınlıktaki farklı seramik materyallerinin etkisini değerlendirmek için planlanmıştır. Bu çalışmada 6 farklı içerikteki CAD/CAM seramiğinden, 2 farklı kalınlıkta (0,5 mm ve 1 mm) ve 1x1 cm boyutlarında örnekler hazırlanmıştır. Power metre kullanılarak seramik örneklerden Er:YAG lazerin (2,940 nm, 10 Hz, 100 msn ve 133 mJ/pulse) transmisyon oranları ölçülmüştür. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edilmiştir. En yüksek transmisyon oranı 0.5 mm kalınlıktaki lityum disilikat ve zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramikler (%70) için bulunurken en düşük oran 1 mm kalınlıktaki zirkonyum oksit kor seramik (%32) için bulunmuştur. Farklı kalınlık ve farklı seramikler için bulunan değerler anlamlıdır (p<0.05). Adeziv simante edilmiş tam seramik restorasyonların lazerle debonding işlemi sırasında lazer parametrelerini ayarlamak için seramik tipi ve kalınlığı dikkate alınmalıdır.
İmmediat dentin kaplama ve deneme pastası kontaminasyonunun tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisi
Günümüzde tam seramik restorasyonların popularitesi artmıştır. Bu restorasyonların simantasyonunda, estetik ve adeziv özellikleri ile rezin simanlar kullanılmaktadır. Kullanılan simanın rengi, final restorasyonun estetiği açısından önemlidir. Bu sebeple deneme pastaları, tam seramikle uyumlu siman rengini seçmek için, restorasyon içine uygulanır ve diş-restorasyon yüzeyini kontamine eder. Kontaminasyonun simantasyon öncesinde temizlenmesi restorasyonun başarısı bakımından önemlidir. İmmediat Dentin Kaplama (İDK); preperasyonun hemen ardından dentin yüzeyine adeziv uygulama işlemidir. İDK ile preperasyon sonrasında açığa çıkan dentin yüzeyi kaplanarak, dentin tübüllerinin ölçü ya da geçici siman ile kontamine olması engellenir. Bu uygulamayla tam seramiğin bağlanma dayanımının artırılabildiği savunulmaktadır. Literatürde, İDK yapılmış dişlerde deneme pastası kontaminasyonunun bağlanma dayanımına etkisi hakkında bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; İDK yapılmış ve yapılmamış dentin yüzeylerine uygulanan deneme pastası kontaminasyonunun, tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada; çekilmiş 20 yaş dişleri rastgele seçilerek kontrol, kontaminasyon ve İDK gruplarına ayrılmıştır. (n=10) Yüzey işlemleri tamamlanarak, tam seramik disklerin simantasyonu yapılmıştır. Simantasyondan sonra örnekler ısısal çevirimle yaşlandırılmıştır ve makaslama testi uygulanmıştır. Elde edilen bağlanma dayanımı verileri Kruskal Wallis ve Mann Whitney U çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiş, bağlanma yüzeyleri SEM'de incelenmiştir. Deneme pastasıyla kontamine edilmiş ve test gruplarındaki yöntemle temizlenmiş bir grup dentin örneği SEM ve EDS analizlerine tabi tutulmuştur. Kontaminasyon grubu (5,84±4,4 MPa), kontrol (10,29±2,5 MPa) ve İDK grubuyla (11,45±4,4 MPa) kıyaslandığında makaslama dayanımı açısından düşük değerler elde edilmiştir. (p<0,05) Kontrol grubu ile İDK grubu arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) SEM incelemesi dentin tübül içlerinde ve tübül ağızlarında deneme pastası kalıntılarını göstermiştir. EDS analizi ile görülen Ca, O, Si, Zn ve Al elementleri deneme pastasının temizlenemediğini göstermiştir. Sonuç olarak bu çalışmanın sınırları doğrultusunda deneme pastası ile kontamine olmuş örneklerde seramiğin diş ile bağlantısının zayıfladığı söylenebilir.
İki farklı adeziv siman ile simante edilmiş implant destekli CAD/CAM monolitik kron restorasyonların dinamik yükleme sonrası kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi
Günümüzde materyal çeşitliliğinin ve dayanıklılığının artmasıyla polimer infiltre seramikler ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramikler, CAD/CAM sistemi kullanılarak monolitik yapıda üretilip molar bölgede çiğneme kuvvetlerine karşı koyabilmektedirler. Bu çalışmanın amacı farklı simantasyon işlemleri uygulanan, termomekanik yaşlandırılan implant destekli monolitik CAD/CAM restorasyonların kırılma dayanımını değerlendirmektir. Kırk adet implant analogu (T44020 Tpure, NucleOSS, İzmir, Türkiye) dik bir şekilde akrilik rezin içerisine gömülmüş ve bu analoglara standart titanyum dayanaklar (T44802 Tpure, NucleOSS) bağlanmıştır. Ağıziçi tarayıcı Trios3 (3Shape A/S, Kopenhag, Danimarka) ile dijital ölçü alınıp maksiller ikinci premolar diş tasarımı yapıldıktan sonra polimer infiltre seramik VITA Enamic (VITA Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramik VITA Suprinity (VITA Zahnfabrik) CAM ünitesi S1 (vhf camfacture AG, Ammerbuch, Almanya) ile kazınmıştır. Restorasyonlar, 3M RelyX Ultimate + Singlebond Universal Adhesive (3M Dental Products Division, St. Paul, MN, ABD) ile Panavia SA Cement Plus + Clearfil Ceramic Primer Plus (Kuraray Co., Osaka, Japonya) kombinasyonları ile simante edilmiştir. Örnekler EP, ER, SP ve SR olarak isimlendirilen 4 grupta incelenmiştir (n=10). Termomekanik yaşlandırma sağlamak amacıyla çiğneme simülatöründe (SD Mechatronik Chewing Simulator CS-4, Willytech, Münih, Almanya) 480.000 döngü dinamik yükleme uygulanmıştır. Daha sonra kırılma dayanımı testi bir üniversal test cihazı (Instron 3345 Tester, Instron, Norwood, MA, ABD) ile Newton (N) cinsinden hesaplanmıştır. Normal dağılım gösteren verilerin gruplar arası karşılaştırılmasında tek yönlü ANOVA analizi kullanılmıştır (p ˂ 0,05). Çalışmanın bulgularına göre ortalama kırılma dayanımı değerleri EP grubu için 892,3 ± 46,95 N, ER grubu için 867,5 ± 84,85 N, SP grubu için 944,5 ± 77,8 ve SR grubu için ise 949,5 ± 62,14 N şeklindedir. Çalışmada değerlendirilen kron materyalleri ve simanlar arasında kırılma dayanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM restorasyon, implant destekli sabit protez, zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramik, polimer infiltre seramik, adeziv siman, kırılma dayanımı
Farklı remineralizasyon ajanlarının rezin infiltrasyon tekniği uygulanan süt dişlerinin yüzey mikrosertliği üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Farklı Remineralizasyon Ajanlarının Rezin İnfiltrasyon Tekniği Uygulanan Süt Dişlerinin Yüzey Mikrosertliği Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu in-vitro çalışmanın amacı, süt dişi başlangıç çürük lezyonlarına tek başına ICON-İnfiltrat uygulamanın ve ICON-İnfiltrat ile birlikte farklı remineralizasyon ajanı içeren diş macunları uygulamanın yüzey mikrosertlik değerinde oluşturduğu değişikliklerin değerlendirilmesidir. Çalışmada 50 adet çekilmiş çürüksüz insan süt kesici dişi kullanıldı. Tüm dişlerin labial mine yüzeyinde yapay başlangıç çürük lezyonu (demineralizasyon) oluşturuldu ve örnekler rastgele beş gruba ayrıldı: Grup 1 (Kontrol), Grup 2 (Rezin infiltrasyon), Grup 3 (Rezin infiltrasyon+ Sensodyne Promine çocuklar için), Grup 4 (Rezin infiltrasyon+ GC Tooth Mousse), Grup 5 (Rezin infiltrasyon+ Theodent kids). G2, G3, G4 ve G5'e rezin infiltrat uygulandı. Ardından tüm gruplar pH siklusuna tabi tutuldu. G3, G4 ve G5'e pH siklusuyla birlikte diş macunu uygulandı. Örneklerin başlangıç yüzey değerleri ve demineralizasyon, rezin infiltrat, pH siklusu uygulaması sonrasında yüzeyi değişiklikleri DIAGNOdent ve yüzey mikrosertlik ölçümleriyle belirlendi. Rezin infiltratın penetrasyon kalitesi ve diş macunlarının oluşturduğu değişiklikler Taramalı Elektron Mikroskobu ile değerlendirildi. Deneysel uygulamalar sonrasında gruplar arası istatistiksel farklılıklar rezin infiltrat, pH siklusu ve pH siklusuyla birlikte diş macunu uygulaması sonrasında görüldü. Kontrol grubunda her aşamada yüzeyin zayıfladığı, rezin infiltrat grubunda rezinin yüzeyi iyileştirdiği, pH siklusunun ise yüzeyi zayıflattığı görüldü. Diş macunu gruplarında rezin uygulaması ve pH siklusuyla birlikte diş macunu uygulamasının yüzeyi iyileştirdiği görülürken, gruplar arasında farklılık bulunamadı. Rezin infiltrat uygulandıktan sonra yüzeyin bir diş macunuyla fırçalanması mikrosertlik değerini artırarak rezin yapısını koruduğu görüldü. Anahtar Sözcükler: Diş Çürüğü, Diş Macunu, Mikrosertlik, Rezin İnfiltrasyon, Süt Dişi
Cam hibrit ve çinko içerikli iki farklı cam iyonomer simanın fiziksel özelliklerinin incelenmesi
Günümüzde çocuk diş hekimliğinde en yaygın materyal olarak cam iyonomer simanlar kullanılmaktadır. Biyouyumlu olması, uzun dönem florür salabilmesi, remineralizasyonu desteklemesi, antibakteriyel etki göstermesi, polimerizasyon büzülmesi göstermemesi ve rezin içerikli dolgu materyallerine göre nem duyarlılığının daha az olması cam iyonomer simanların bu kadar yaygın kullanılmasını sağlamaktadır. Yürütülen bu in vitro çalışmanın amacı geleneksel cam iyonomer siman, çinko içerikli cam iyonomer siman ve cam hibrit içerikli cam iyonomer simanların fiziksel özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla yüzey pürüzlülüğü, su emilimi ve suda çözünürlük, yüzey mikrosertliği ve basma dayanımı testleri yapılmıştır. 37°C'de distile su içerisinde bekletilen örneklerin 1 gün sonra ve 1 hafta sonra ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre; geleneksel cam iyonomer simanları güçlendirmek için ilave edilmiş olan çinko ve cam hibritin simanların fiziksel özelliklerini tamamen iyileştirmediği görülmüştür. Cam iyonomer simanların fiziksel özelliklerini ve dolayısıyla klinik başarısını arttırmak için daha birçok çalışmanın yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Farklı üniversal bond sistemlerinin zamana bağlı sitotoksisitelerinin xCELLigence yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı üniversal adeziv sistemlerin, L929 fare fibroblast hücreleri üzerine sitotoksik etkilerinin zamana bağlı değişimini gerçek zamanlı hücre analizi (xCELLigence) yöntemi ile değerlendirilmesidir. Sitotoksisite açısından değerlendirilecek bondlar 6 farklı gruba ayrıldı. Grup 1 Kontrol, Grup 2 G-Premio Bond (GC Europe, Belçika), Grup 3 Üniversal Bond Quick (Kuraray, ABD), Grup 4 Tokuyama Üniversal Bond (Tokuyama, ABD), Grup 5 Prime&Bond Üniversal (Dentsply Sirona, ABD), Grup 6 Single Bond Üniversal (3M ESPE, ABD) şeklinde oluşturuldu. Bütün materyaller 72 saat Dulbecco'nun modifiye Eagle medyumu (DMEM) solusyonunda inkübe edildi. L929 hücre süspansiyonu E-plate 96'nın her bir kuyucuğuna 100 µL olacak şekilde ekildi ve sitotoksisitesine bakılacak olan adeziv sistemler uygulandı. xCELLigence cihazı ile elde edilen değerler 72 saat boyunca her 15 dk'da bir monitörize edildi. Veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post-Hoc Tukey testi ile değerlendirildi. Sitotoksisite değerleri açısından kullanılan beş farklı üniversal adeziv sistemin karşılaştırılmasında farklı zamanlarda (24s, 48s ve 72s) yapılan ölçümlerde anlamlı fark bulunmuştur (p < 0.05). Karşılaştırılan gruplar arasında en az sitotoksik etkiyi G-Premio Bond; en fazla sitotoksik etkiyi ise Tokuyama Üniversal Bond göstermiştir. Üniversal adeziv sistemler kullanılarak yapılan tedavilerde canlı hücrelere karşı sitotoksik etki gözlemlenebilir. xCELLigence cihazı ile sitotoksisite değerlendirilmesi güvenilir bir yöntem olmakla birlikte farklı sitotoksisite tespit yöntemleri ile de sonuçların uyumluluğu desteklenmelidir.
Yeni bir rezin infiltrant Icon®'un mikro - invaziv çürük tedavisinde etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, rezin infiltrant Icon®?un süt ve daimi dişlerde oluşturulan başlangıç mine lezyonlarına etkinliğinin in vitro olarak incelenerek Ambar® ve Helioseal® ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 264?er adet süt molar ve daimi premolar dişte başlangıç mine lezyonu oluşturulmuş ve Icon®?un her iki diş grubundaki etkinliklerini incelemek amacıyla mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ve renk analizleri yapılmıştır. Mine lezyonlarının yapısını ve materyallerin lezyonla olan ilişkisi taramalı elektron mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Ayrıca Icon® ve Ambar®?ın makaslama bağlanma kuvvetleri analiz edilmiş, kopma tipleri stereomikroskopta incelenmiştir. Mikrosertlik analizinde; Ambar® ve Helioseal® birbirine yakın ancak sağlam mine ve Icon®?a oranla oldukça düşük değerler vermiştir. Yeni asit atağı sonrasında Helioseal® en az mikrosertlik değişimi göstermiştir. Yüzey pürüzlülüğü analizinde sağlam mineye en yakın değeri Helioseal® verirken, bu grubu Icon® ve Ambar® izlemiştir. Mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü diş grupları açısından karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p>0,0028). Icon®, başlangıç mine lezyonunu maskelemede Ambar® ve Helioseal®?a göre daha başarılı olurken, Icon® ve Ambar® süt dişlerinde daimi dişe oranla daha başarılı bulunmuştur(p< 0,0083). Çayda, kakaolu sütte ve portakal suyunda bekletilen örnekler arasında en fazla renklenme Ambar® grubunda olmuş(p>0,0083) ve diş grupları arasında renk değişimi açısından istatistiksel anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,0056). Icon®?un lezyona iyi penetre olduğu izlenmiş, Ambar® ve Helioseal® örneklerinde lezyon ile materyal arasında boşluklar saptanmıştır. Her iki diş grubunda Icon®-mineye daha kuvvetli bağlanmıştır. Icon® uygulanan dişlerde koheziv, Ambar® uygulanan dişlerde ise adeziv tip kopma örneklerinin daha fazla olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak başlangıç mine lezyonlarının rezinle infiltrasyonu umut vaat eden bir yaklaşımdır. Fakat oral hijyen ve diet alışkanlığı kontrolü gözardı edilmemelidir.
Çeşitli post ve adeziv rezin siman uygulanan üst ön keser dişteki gerilme dağılımının üç boyutlu sonlu elemanlar yöntemi ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı sağlam ya da harabiyete uğramış köklere sahip üst ön keser dişteki farklı materyal özelliklerine sahip post ve adeziv rezin siman uygulamalarının dişte oluşturduğu gerilme dağılımını üç boyutlu sonlu elemanlar yöntemi ile incelemektir. Çalışma ANSYS Sonlu Elemanlar Paket programı kullanılarak yapıldı. Sağlam diş köklerinde Light-Post?, Aestheti-Plus Post?, RelyX? Fiber Post, D.T.Light-Post® Illusion? X-Ro?, Snow Post olmak üzere 5 farklı post uygulaması yapıldı. Her bir post uygulamasında sahip Panavia? F 2.0, Clearfil? SA Cement ve RelyX? Unicem 2 olmak üzere üç farklı adeziv siman kullanıldı. Orta ve yüksek düzeyde harabiyete uğramış dişlerde ise sadece iki post için (Light-Post?, Aestheti-Plus Post?) iki farklı adeziv rezin siman uygulamaları yapıldı. Tüm uygulamalarda diş kompozit rezin kor (Filtek? Z250 Universal Restorative) ve seramik kron IPS Empress® ile restore edildi. Dişin kesici kenarına dişin uzun ekseni ile 26 derecelik bir açı yapacak şekilde 200 N yük uygulandı ve 3 Boyutlu Sonlu Elemanlar Yöntemi kullanılarak dişteki gerilme dağılımı değerlendirildi. Çalışmanın sonuçlarına göre farklı materyal özelliklerine sahip postlarda gerilme dağılımları ve gerilme, belirgin olmasa da, farklı olarak bulundu. Bu farklılık postun elastik modülü ile ilişkilendirildi. Daha yüksek elastik modülüne sahip postlar daha yüksek gerilme değerleri gösterdi. Bununla birlikte gerilme değerleri arasındaki bu farklılık dişte sorun yaratabilecek düzeyde önemli bir etki oluşturmadı. Bu çalışmada kullanılan farklı elastik modülüne sahip adeziv rezin simanlar değerlendirildiğinde ise, adeziv rezin simanların gerilme dağılımında belirgin bir etkisi olmadığı saptandı. Sonuç olarak, göz önüne alınan tüm uygulamaların dişte fraktür riski oluşturmadığı gözlemlendi. Anahtar Kelimeler: Post, adeziv rezin siman, sonlu elemanlar yöntemi
Atmosferik basınçlı plazma ve geleneksel yüzey modifikasyon yöntemleri uygulanan CAD/CAM zirkonya blokların farklı rezin simanlarla bağlantı dayanımlarının değerlendirilmesi
Monolitik zirkonya restorasyonlara olan ilgi, CAD-CAM sistemlerinin de geliştirilmesiyle giderek artmıştır. Zirkonya restorasyonların uzun dönem klinik başarısı zirkonya ile rezin siman arasındaki adezyona bağlıdır. Bu tez çalışmasının amacı, zirkonya ile rezin siman arasındaki bağlantı gücünün arttırılmasına yönelik uygulanan atmosferik basınçlı plazma ve farklı yüzey modifikasyon yöntemlerinin zirkonyanın yüzey özelliklerine ve adeziv rezin siman sistemlerine bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesidir. Vita YZ HT monolitik zirkonya diskinden elde edilen 180 adet zirkonya örneğin yüzeyine kontrol, kumlama, lazer, plazma, primer, kumlama+primer, lazer+primer, plazma+primer, lazer+plazma+primer olmak üzere 9 farklı yüzey işlemi uygulanmıştır. Her gruptan 10ar örneğin yüzey pürüzlülüğü ve temas açısı değerleri ölçülmüş, her gruptan birer örneğe SEM-EDS ve AFM analizleri yapılmıştır. Örneklerin yarısına Rely X Ultimate Clicker adeziv rezin siman, diğer yarısına Theracem self-adeziv rezin siman uygulanmıştır. Örnekler 37ºC sıcaklıktaki distile suda 24 saat boyunca bekletilmiş, ardından makaslama bağlantı testine tabi tutulmuşlardır. Başarısızlık tipleri stereomikroskop ile incelenmiş, SEM görüntülemeleri yapılmıştır. Kumlama, primer, kumlama+primer, plazma+primer ve lazer+plazma+primer yüzey işlemlerinin Ra değerleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksektir. Kumlama, plazma ve lazer gruplarının temas açısı değerleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktür. Theracem siman grubunda en yüksek makaslama bağlanma değeri kumlama+primer grubunda gözlenirken bunu sırasıyla plazma+primer ve lazer+plazma+primer grupları izlemiştir. Rely X Ultimate Clicker siman grubunda en yüksek makaslama bağlanma değeri lazer+plazma+primer grubunda gözlenirken bunu sırasıyla kumlama+primer, plazma+primer ve lazer+primer grupları izlemiştir. Her iki siman grubunda da yüzey işlemi sonrası primer uygulaması makaslama bağlanma değerlerini anlamlı bir şekilde yükseltmiştir. Atmosferik basınçlı plazma tek başına uygulandığında zirkonyanın ıslanabilirliğini anlamlı olarak arttırmıştır ancak primer ile kombine kullanıldığında makaslama bağlanma değerlerini kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttırabilmiştir. Plazma+primer uygulaması öncesinde lazer uygulamasının anlamlı bir etkisi olmamıştır. Zirkonya-rezin siman bağlantı dayanımının arttırılmasında kumlama+primer ve plazma+primer uygulamaları etkin prosedürlerdir. Anahtar Kelimeler: bağlantı dayanımı, CAD/CAM, lazer, monolitik zirkonya, plazma, rezin siman