Reproduction
99 theses under this subject heading
Kadın sağlık çalışanlarının, üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışmakta olan reprodüktif çağdaki kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları Temmuz-Aralık 2020 tarihleri arasında doktor, hemşire\ebe olan kadın sağlık çalışanları olmuştur (n=206). Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler anket formu ve Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeği kullanılarak online olarak toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 22.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmaya katılan 22-28 yaş aralığındaki kadınlar, tüm katılımcıların %51'ini oluşturmakta ve yaş ortalaması 30,62± 5,93 yıl idi (min 22 yaş-max 49 yaş). %46,1'i doktor, %36,4'ü hemşire, %5,8'i ebe olarak çalışmaktaydı. %53,4'ü evliydi ve evli olanların %16,4'ünün eşi ile arasında akrabalık bağı vardı. İlk cinsel ilişki yaşı ortalaması 24,5 yaş olup ilk evlilik yaşı ortalama 25,8 yaş, ilk gebelik yaşı ortalama 27,8 yaş olarak bulunmuştur. en çok bilinen AP yöntemleri sırasıyla kondom %12,9, oral kontraseptifler %11,5 ve RİA %11 olarak bulundu. En çok kullanılan AP yöntemleri ise sırasıyla kondom %33,3, oral kontraseptifler %24,5, geri çekme %15 idi. Gebelerin tamamının gebelik izlemleri yapılmış ve doğum yapanların %92,2'sinin lohusalık izlemleri yapılmış. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeğinde 55 soru bulunmaktaydı. Doktor ve hemşire/ebe grupları beraber değerlendirildiğinde, verilen doğru yanıt yüzdeleri 29 soru için %80 ve üzerinde idi. Sonuç olarak; kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı açısından hem hizmet veren hem hizmet alan olduklarından farkındalıklarının artırılması önemlidir. Üreme sağlığı farkındalığının artması ve gelişmesi, çalışmamızla ve gelecekteki çalışmalarla sağlanacaktır. Anahtar kelimeler: Kadın, Üreme Sağlığı, Sağlık Çalışanı
Aronya (aronia melanocarpa (michx.) elliott)'nın in vitro koşullarda mikroçoğaltımı ve kültüre alınması
ÖZET Bu çalışmada, farklı büyüme düzenleyici madde kombinasyonlarının Aronya'nın (Aronia melanocarpa (Michx.) Elliott) mikroçoğaltımı üzerine etkileri araştırılmıştır. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesine ait olan üretim parselinde bulunan sürgün uçları, bitki rejenerasyonu için BAP, IBA ve GA3 içeren 5 farklı ortamda kültüre alınırken, köklendirme ortamı olarak 5 farklı IBA konsantrasyonu denenmiştir. Araştırmada sürgün oluşturan eksplant sayısı (SOES), eksplant başına bitki sayısı (EBBS), sürgün boyu (SB), vitrifikasyon oranı (VO), boğum sayısı (BS), köklenme oranı (KO), sürgün başına kök sayısı (SBKS) ve kök uzunluğu (KU) gibi parametreler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mikroçoğaltım, MS, BAP, GA3, Aronya. 2019, 56 sayfa Kullanılan ortamlar incelendiğinde eksplant başına bitki sayısı (4,56 adet/eksplant), sürgün boyu (20,25 mm/eksplant) ve boğum sayısı (4,72 adet/eksplant) bakımından en iyi ortam MS+1 mg/L IBA+0.02 mg/L IBA+ 1 mg/L GA3 içerikli 4. ortam olmuştur. Vitrifikasyon oranı en yüksek (%32,29), MS+2 mg/L BAP+0.02 mg/L IBA+0.5 mg/L GA3 içeren ortamda gözlemlenmiştir. Kök sayısı (13,03 adet), kök uzunluğu (23,26 mm) ve köklenme oranı (%90,00) bakımından en iyi ortam ½ MS+ 1 mg/L IBA içeren ortamdır. Araştırma sonuçları incelendiğinde, çok yüksek ya da çok düşük BAP ve GA3 kullanımının eksplant başına bitki sayısını olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Düşük IBA konsantrasyonunda köklenme düşük olurken, çok yüksek konsantrasyonda da yine aynı sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca çalışma sonucunda yüksek BAP konsantrasyonunun Aronya'da vitrifikasyon oranını arttırdığı, bu nedenle de sürgün gelişimini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bu çalışma tüm bu sonuçlar ışığında çoğaltma ve köklendirme için uygulanan ortamlarda kullanılan bitki büyüme düzenleyicileri dozları ile alt kültür sayısının sonuçlara birlikte etki ettiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen veriler ışığında büyüme düzenleyici konsantrasyonlarında optimum ortam belirlemek için tek bir büyüme düzenleyicinin değil, farklı kombinasyonların birlikte etkisinin incelenmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, ortam denemelerinde farklı bitki büyüme düzenleyicilerin uygulanmasının daha uygun olduğu düşünülmektedir. Araştırma sonucunda, sürgün çoğaltımı için en iyi ortam 1 mg/L BAP+0.02 mg/L IBA+1 mg/L GA3 ve köklendirme için en iyi ortam ½ MS+1 mg/L IBA olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Gökpınar Baraj Gölü (Denizli)'nde yaşayan egzotik balık türü güneş levreği, lepomis gibbosus (L. 1758)'un biyo-ekolojik özellikleri ve istila potansiyeli üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Denizli İli Gökpınar Baraj Gölünde yayılım gösteren yabancı tür güneş levreği Lepomis gibbosus (L. 1758)'un bazı biyoekolojik özelliklerini belirlemek üzere Mayıs 2019 ve Nisan 2020 tarihleri arasında, aylık örneklemeler yapılarak yürütülmüştür. Çalışma alanında örnekler, ığrıp avcılığıyla yakalanmış, bazı fizikokimyasal parametreler yerinde ölçülerek belirlenmiştir. Göl kullanımı, çevresel değişkenler ve L. gibbosus bireylerinin çevreyle olan etkileşimleri izlenerek kayıt altına alınmıştır. Çalışma boyunca 302 dişi, 605 erkek ve 98 jüvenil olmak üzere toplam 1005 adet L. gibbosus bireyi yakalanmıştır. 0+, I+, II+ olmak üzere üç yaş grubu tespit edilmiştir. Genelde popülasyonda erkekler daha baskın bulunmuştur. L. gibbosus popülasyonunun Nisan-Haziran ayları arasında üreme gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Gölde yaşayan diğer bir istilacı yabancı tür olan Gambusia holbrooki ile habitat paylaşımı için rekabet ettikleri, bu türü av olarak kullandıkları görülmüştür. Sonuç olarak, L. gibbosus'un GBG de sürdürülebilir bir popülasyon oluşturabildiği ancak kısıtlı bir alanı habitat olarak kullandığı tespit edilmiştir. L. gibbosus'un hidrolojik olarak kararsız bir habitat olarak değerlendirilen Gökpınar Baraj gölünde, mevcut durumda orta derecede bir istilacılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak türün diğer su kaynaklarına taşınıp yayılmaması için tedbirli olunması ve izlenmesi gerekmektedir.
Exploring the relation between women's empowerment and reproductive independence of Syrian refugees in Turkey
The empowerment of women is a crucial issue for the world and has been one of the major focuses within the development debates for a long time. There are various theoretical approaches and methods to assess women's empowerment and mostly its relation to other dynamics. The main focus of this study, reproductive independence, is linked to many demographic events. Women's empowerment and reproductive independence are both substantial issues considering that they both enable women the tempo and the quantum of their fertility including childlessness by choice. However, there are rather few studies on the empowerment of refugees and their reproductive independence in this context. This study explores the relation between women's empowerment and the reproductive independence of Syrian refugee women in Turkey. 2018 TDHS Syrian migrant sample data is used as the data source. Principal Component Analysis (PCA) is conducted to construct a women's empowerment index with three dimensions using 10 items. Reproductive independence is conceptualized with three components: sexual relations, healthcare decisions and the need for family planning. Descriptive tables are used as well as binary and multinomial logistic regression models to understand the extent of variance explained by women's empowerment on reproductive independence. Results show that women's empowerment is significant on sexual relations, healthcare decisions and the overall reproductive independence. In further analysis, two out of three dimensions of women's empowerment were significant in logistic regression models in explaining the overall reproductive independence.
Ortaöğretim biyoloji öğretim programının üreme, çoğalma ve gelişme konuları açısından değerlendirilmesi
Biyoloji alanı eğitiminde edinilen bilgilerin, doğrudan insan yaşamını etkilediği göz önünde bulundurulursa gelecek nesilleri, dolayısıyla da toplumu bu denli yakından ilgilendiren konuların öğretimi gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Biyolojinin konularından olan "üreme, çoğalma ve gelişme", temel olarak insanın ve diğer canlıların nesillerinin devamı için kendi gen bileşimlerini sonraki kuşaklara nasıl aktardıklarına ilişkin bilgiler içerir. Yaşantımızla iç içe ve yaşantımızı bu denli yakından ilgilendiren konuları içeren biyoloji dersinin eğitiminde bir kılavuz olarak kullanılan ülkemizdeki öğretim programlarında sık sayılabilecek değişiklikler yaşanmaktadır. Bu çalışmayla 2018 yılında uygulamaya konulmuş olan ortaöğretim biyoloji öğretim programının 9, 10, 11 ve 12. sınıflarında yer alan üreme, çoğalma ve gelişme konularının öğretim programındaki durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda ortaöğretim biyoloji dersi öğretim programı; üreme, çoğalma ve gelişme konularına ilişkin yer alan üniteler, kazanımlar, sınıf düzeyi, içerik açısından ve referans olarak alınan birkaç ülkenin biyoloji dersi öğretim programlarıyla karşılaştırmalı olarak incelenerek değerlendirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Doküman olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nca uygulanmakta olan biyoloji dersi öğretim programı ile Finlandiya, Almanya ve İngiltere'nin biyoloji dersi öğretim programları ele alınmış, içerik analizine tabii tutulmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, ortaöğretim biyoloji dersi öğretim programında üreme, çoğalma ve gelişme konularına ayrılan kazanımların ve ders saatinin yetersiz olduğu, öğretim programında 11. sınıfta yer alan üreme konusunun ikinci döneme denk gelmesinin öğrenciler açısından dezavantajlı durumlar oluşturabileceği tespit edilmiştir. Araştırma, Türkiye'deki biyoloji dersi öğretim programlarının referans olarak ele alınan ülkelerin biyoloji dersi öğretim programlarına içerik açısından benzediği halde, programların uygulanmasında etkili olmadığının belirli sebeplerden kaynaklandığını göstermektedir.
Safkan arap atı kısraklarında preovulatör folikül, koprus hemorajikum ve korpus luteumun vaskülarizasyonunun gebelik üzerine etkisi
Yardımcı üreme teknolojilerinin ve ileri görümtüleme yöntemlerinin kullanımının yaygınlaşması, ovaryum üzerindeki folikül ve korpus luteuma ait çeşitli özelliklerin daha detaylı incelenerek fertilizasyon ve gebeliğin devamı üzerinde etkilerinin ortaya konulması açısından önemli bir basamak sağlamıştır. Tez çalışmasında kısraklarda üreme sezonu içerisinde östrus süresince ovaryum üzerindeki görülen yapılardan olan preovulatör folikül, korpus hemorajikum ve korpus luteuma ait çap ölçümleri ve bu yapıların vaskülarizasyonlarının renkli doppler ultrasonografi ile değerlendirilerek gebelik ile ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 5-20 yaş aralığında 40 adet Arap atı kısrağının üreme sezonundaki ilk ovulasyonları takip edilerek 4 mm ve üzeri foliküle sahip olan, uterus ödemi ile serviks ödemi ve servikal çapı arttığı tespit edilen kısrakların aşımları gerçekleştirilerek preovulatör folikül, aşım sonrası 24 saat içerisinde korpus hemorajikum ve aşımdan 7 gün sonra korpus luteuma ait ultrasonografik muayeneler yapılmıştır. B-mod ultrasonografi ile alınan görüntülerden çap ölçümleri ImageJ programı ile değerlendirilmiş, renkli doppler ultrasongorafi ile bu yapılara ait görüntülenen vaskülarizasyonlar subjektif olarak skorlanmıştır (1-4). Gebelik muayenesi 14. günde ultrasongrafi ile gerçekleştirilmiş, ilgili parametrelerin gebelik üzerindeki belirleyiciliği değerlendirilmiştir. Bunun sonucunda preovulatör folikül ve korpus luteuma ait çap değeri ile preovulatör folikül ve korpus luteun vaskülarizasyon skorunun gebelik üzerindeki belirleyiciliği anlamlı bulunmamıştır. Korpus hemorajikum çapı 36,7 mm ve altı olan kısraklar için gebelik %73,9 duyarlılık ve % 64,7 özgüllük ile ortaya konulabilirken (p<0,05), korpus luteum vaskülarizasyon skoru 4 olan belirlenen kısrakların gebelik durumunda %78,3 duyarlılık ve % 64,7 özgüllük ile belirlenebilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, korpus hemorajikum çap ölçümü ve korpus luteumun renkli doppler ultrasonografi ile vaskülarizasyonunun belirlenmesinin kısraklarda gebeliğin değerlendirilmesinde erken bir öngörü sağlayabileceği kanaatine varılmıştır
Çiftleşme işaretleyicisi ile koyun üreme takibi modelinin oluşturulması
Sürdürülebilir koyunculuk yönetimi için doğru stratejilere sahip olan işletmelere ve bu işletmelerde kullanılmak üzere yeni teknolojik yazılım ve ekipmana olan talep gün geçtikçe artmaktadır. Bu nedenle yüksek verimli koyunculuk işletmelerine akıllı sürü yönetim sistemlerinin entegrasyonu önem kazanmaktadır. Bu çalışma, 206 adet merinos koyun kullanılarak yapıldı. Çalışmada, çeşitli teknolojik araçlar kullanılarak koyunların verileri kaydedilmiştir. Dijital küpeler, koyun yönlendirme sistemi, küpe okuyucu istasyon, otomatik tartım ve veri dönüştürücü gibi araçlar kullanılarak koyunların yaş, ırk, vücut kondisyon skoru, canlı ağırlık, sağlık skorları, hastalıklar, semptomlar, tedavi protokolleri, aşı ve ilaç uygulamaları gibi çeşitli veriler kaydedildi. Çalışmada 195 dişi hayvan arasından 60 hayvan seçildi, belirlenen dişi hayvanlara senkronizasyon protokolünde 11 gün süresince progesterone sünger ve 11. gün 500 IU PMSG uygulandı. Koyunların kızgınlık süresi, davranışları, sünger uygulama ve geri dönme oranı gibi östrus verileri de incelendi. Sünger aşım grubu ve sünger geri dönme grubu arasında süreler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi (P<0,001). Vücut kondisyon skoru ve canlı ağırlık arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (P>0,05). Vücut kondisyon skoru ve gözlemlenen östrüs süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (P<0,05). Çalışma sonuçlarına göre, koç servis kapasitesi ile gebelik oranı arasında pozitif bir ilişki bulunurken (Rs=0,9, P<0,037), sperm konsantrasyonu ile negatif bir ilişki saptanmıştır (Rs=0,9, P<0,037). Gerçekleştiren regresyon analizinde bireysel gebelik tahmini anlamlı olarak 3.23 ± 2.47 gün ile tahmin edildi. Aşım günü ile tahmini doğum zamanı -0,47 ± 0,53 gün ile tahmin edilirken, sürüye ait tahminde mutlak fark ortalama 3,1 ± 0,3 gün olarak belirlendi. Çalışma süresince yapılan tüm uygulamalar ve gözlemler kaydedildi ve dijital bir dökümana dönüştürüldü. Ayrıca, aşım alan koyunların tespiti için kamera kullanıldı ve tüm veriler dijital ortamda depolandı. Bu çalışma, veteriner hekimlere ve yetiştiricilere yönelik kullanımı kolay bir teknolojik materyal üretmek amacıyla gerçekleştirildi. Üreme alanında sahada kullanıma hazır hale getirilen bu materyalin, ülke ekonomisine katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Bitlis ilinde yetiştirilen Anadolu mandalarında bazı verim özelliklerine ait fenotipik ve genetik parametreler
Bu araştırmada Türkiye'de Bitlis ilinde TOB-TAGEM tarafından uygulanan "Halk Elinde Anadolu Mandası Islahı" alt projesinde, Anadolu mandalarının 2011-2019 dönemi kayıtları kullanılarak önemli büyüme, üreme ve süt verimi özelliklerine ait fenotipik ve genetik parametreleri analiz edilmiştir. Erkek ve dişi malaklar için sırasıyla doğum ağırlığı (kg); altıncı ay canlı ağırlığı (kg); bir yaş canlı ağırlığı (kg); doğum ve altıncı ay arası günlük canlı ağırlık artışı (g); doğum ve bir yaş arası günlük canlı ağırlık artışı (g); altıncı ay yaşama gücü (%); bir yaş yaşama gücü (%) özelliklerine ilişkin en küçük kareler ortalamaları 31.31±0.078 ve 30.35±0.072; 109.11±0.332 ve 102.80±0.298; 187.905±0.528 ve 174.58±0.448; 430.87±1.747 ve 402.71±1.586; 428.34±1.399 ve 395.43±1.194; 0.89±0.005 ve 0.90±0.005; 0.76±0.007 ve 0.78±0.007 olarak saptanmıştır. Laktasyon süresi (gün); toplam laktasyon süt verimi (kg); 305 gün laktasyon süt verimi (kg); laktasyon günlük ortalama süt verimi (g); malaklama aralığı (gün); servis periyodu (gün) özelliklerine ait en küçük kareler ortalamaları sırasıyla 241.28±0.301; 1011.39±3.582; 1278.37±3.771; 4.19±0.012; 438.32±1.110; 111.39±0.148 olarak belirlenmiştir. Aynı sırayla büyüme, süt ve üreme verimi özelliklerine ait kalıtım dereceleri (h2) 0.31, 0.21, 0.18, 0.20, 0.18, 0.21, 0.20;0.16, 0.36, 0.34,0.35 ve 0.11, 0.23 şeklinde tahmin edilmiştir. Büyüme özellikleri arasındaki pozitif ve negatif yönlü genetik ve çevresel korelasyonlar sırasıyla 0 ile 1 ve-0.01 ile-0.11 arasında hesaplanmıştır. Süt ve üreme verimi özelliklerinin kendi içlerinde ve aralarındaki pozitif ve negatif yönlü genetik ve çevresel korelasyonlar ise sırasıyla 0.15 ile 1.00 ve-0.13 ile-0.19; 0.59 ile 0.71; 0.19 ile 0.26 ve-0.04 ile-0.52 arasında tahmin edilmiştir. Fenotipik ve genetik analiz sonuçlarına göre; Bitlis ilinde projeye dâhil Anadolu mandalarında malak büyüme ve süt verimi için 2011 yılında başlatılan seleksiyon çalışmalarının, 2019 yılına kadar büyüme, süt ve üreme özelliklerinin birçoğunda orta düzeylerde bir eklemeli genetik varyasyonun ortaya çıkmasına neden olduğu ileri sürülebilir. Bu nedenle bu manda popülasyonunda seleksiyon çalışmalarına 2019 yılından sonra da sistematik bir şekilde devam edilmesi durumunda üzerinde durulan özellikler bakımından genetik ilerleme miktarlarının artırılma imkânının bulunduğu söylenebilir. Büyüme, üreme ve süt verimi özellikleri arasında hesaplanan genetik ve çevresel korelasyonlar ise buzağı doğum ağırlığı ve süt verimini kontrol eden genlerin, diğer büyüme ve süt verimi özellikleri üzerinde genellikle pozitif bir pleiotropik etki gösterdiklerini ve dolayısıyla bu özelliklerin önemli bir kısmının erken seleksiyon kriteri olarak kullanılabilme imkânın olduğunu da göstermiştir.
Erken laktasyondaki sütçü ineklerde östrus belirlemede aktivite ölçer kullanımının reprodüktif performans üzerine etkilerinin araştırılması
Süt inekçiliği işletmelerinde östrusların belirlenmesi karlılığın önemli bir bileşenidir. İneklerin hareketlerini izleyen aktivite ölçerler, östrusların belirlenmesinde artarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada aile tipi bir işletmede erken laktasyondaki sütçü ineklerde östrus belirlemede aktivite ölçer kullanımının reprodüktif performans üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada erken laktasyondaki toplam 88 baş sağlıklı Holştayn inek kullanılmıştır. İnekler rastgele gözlem (n=44) ve otomatik östrus tespiti (n=44) gruplarına ayrılmıştır. Gönüllü bekleme süresi postpartum 49 gün olarak belirlenmiş ve takip eden 119 gün boyunca östruslar izlenerek belirlenen östruslarda suni tohumlama uygulanmıştır. Gözlemgrubunda östrusların belirlenmesi gözlem yoluyla günde 3 defa 20 dk olacak gerçekleştirilmiştir. Uygulama grubunda hayvanların boynuna takılan aktivite ölçer (Actimoo, Türkiye) ile ineklerin hareketliliği otomatik olarak takip edilmiştir. Gebelik muayenesi tohumlama sonrası 40 ± 7 günlerde transrektal ultrasonografi kullanılarak gerçekleştirilmiş, gebelik kayıpları 60-80. günlerde yapılan muayene ile belirlenmiştir. Elde edilen reprodüktif veriler normallik yönünden KolmogorovSmirnov testi ile, varyansların homojenliği yönünden ise Levene testi ile incelenmiştir. Değişkenlerin parametrik varsayımların sağlandığı durumda gruplar arası farklılığın belirlenmesi Student t test ile, varsayımların sağlanmadığı durumda ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizlerde anlamlılık sınırı p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Buzağılama aralığı gözlem grubunda 377,97±26,82 otomatik östrus tespit grubunda ise 365,77±27,04 gün (p=0,076) olmuştur. Açık gün sayısı gözlem ve otomatik östrus tespiti gruplarında sırasıyla 97,83±25,36 ve 85,89±26,41 gün (p=0,072) olarak belirlenmiştir. Postpartum ilk östrus tespiti gözlem grubunda 77,23±15,31; otomatik östrus tespiti grubunda ise 72,86±21,74 günde gerçekleşmiştir (p=0,283). Otomatik östrus tespiti grubunda hayvan başına belirlenen östrus sayısı (1,75±0,97) gözlem grubuna (1,45±0,59) göre daha yüksek olmuştur (p=0, 256). Sonuç olarak, aile tipi süt inekçiliği işletmelerinde östrus belirlemede aktivite ölçer kullanımının faydalı olacağı kanısına varılmıştır.
Yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimleri
Bu araştırma, yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15 Haziran-25 Eylül 2014 tarihleri arasında, Ankara İli Çankaya Belediyesi hizmet sınırları içerisinde ikamet edip, evlenmek maksadıyla Çankaya Belediyesi Vedat Dalokay Evlendirme Müdürlüğü'ne başvuran çiftlerle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini gönüllü toplam 257 çift oluşturmuştur. Araştırmaya katılan çiftler, basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen veri toplama formu kullanılmıştır. Veri toplama formu 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyo-demografik özellikler, ikinci bölümde evliliğe yönelik görüşler ile ilgili sorular ve üçüncü bölümde üreme sağlığı-cinsel sağlık ile ilgili sorular bulunmaktadır. Verilerin analizi için sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Kruskall-Wallis testi, değişkenler arasındaki ilişkilerde korelasyon analizi veya ki-kare bağımlılık testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada yeni evlenen bireylerin ortalama evlilik yaşı kadınların 27.1±3.6 (min:18, max:35), erkeklerin 29.1±3.2 (min:20, max:36) olarak bulunmuştur. Bireylerin çoğunluğunun üniversite mezunu olduğu (%77.2) ve gelir getiren bir işte çalıştığı (%90.3) belirlenmiştir. Bireyler evliliği en çok "hayatı paylaşma" (%83.1) olarak tanımlamışlardır. Çiftler, evlendikleri kişinin ilk sırada "sorumluluk duygusuna sahip olması"nı (%74.3) istediklerini belirtmişlerdir. Bireyler evlilik öncesi danışmanlıkta, anne baba olmayı öğrenme, problem çözme becerisi, çatışma yönetimi, iletişim becerileri ve üreme sağlığı-cinsel sağlık konularında danışmanlık almak istediklerini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi puanı ortalaması 44.6±20.7 (min:0, max:100) olarak bulunmuştur. Katılımcıların yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma oranı ve gelir düzeyi arttıkça üreme sağlığı bilgi puanının arttığı, evlilik öncesi danışmanlık hizmeti almayanların, parçalanmış aileye sahip, görücü usulü ile evliliğe karar verenlerin ve akraba evliliği olanlarda üreme sağlığı bilgi puanının daha düşük olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, evlilik öncesi danışmanlık alma durumunun üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi durumunu artıracağı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara yönelik konu ile ilgili gerekli önerilerde bulunulmuştur.
Hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgi ve görüşleri
Amaç: Araştırma hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgi ve görüşlerini saptamak amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'ne bağlı Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi'nde görev yapan 66 hemşire ve 102 ebe ile analitik-kesitsel olarak 25 Ocak – 8 Şubat 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından literatüre göre hazırlanan soru formu ile toplandı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 26.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı istatikler, ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmadaki hemşire ve ebelerin çoğunun engelli yakını yoktu ve engelli kadına bakım vermemişti. Hemşire ve ebelerin çoğu engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak istediğini ve daha çok iletişim becerileri konusunda eğitim almak istediğini belirtti. Hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgileri incelendiğinde katılımcıların çoğunun engelli kadınların kürtaj ve plansız gebelik yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu konusunda yanlış cevabı verdiği görüldü. Bununla beraber katılımcıların çoğunun engelli kadınların gebeliklerinin ve doğumlarının yüksek riskli olduğu konusunda doğru cevabı verdiği saptandı. Araştırmada hemşire ve ebelerin yarısında fazlası engelli kadınların engelli olmayan kadınlara oranla daha çok jinekolojik problemler yaşarlar bilgisine doğru cevabını verdikleri görüldü. Hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin görüşlerinde ise katılımcıların çoğunun engelli kadınların aseksüel olduğuna katılmıyorum cevabını verdikleri görüldü. Ayrıca katılımcıların çoğu engelli kadınların gebe kalmaması gerektiğine katılmadığını belirtti. Bunlara ilaveten engelli kadınların doğum şekli tercihi kararlarının önemsenmesine katılıyorum cevabını verenlerin sayısının da fazla olduğu görüldü. Hemşire ve ebelerin yaşı, mesleği ve engelli kadına bakım verme durumları ile engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgileri arasında fark olmadığı görüldü. Engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak isteyen katılımcıların bilgi sorularına doğru cevabını verme oranının daha yüksek olduğu görüldü. Katılımcıların yaşı ile engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin görüşleri arasında fark olmadığı belirlendi. Engelli kadına bakım vermeyen ve engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak isteyen hemşire ve ebelerin görüşlerinin engelli kadınların üreme sağlığını desekleyci ve olumlu yönde olduğu saptandı. Sonuç: Araştırma sonucunda elde edilen veriler ışığında, hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgilerinin yeterli olduğu saptandı. Engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak isteyen katılımcıların bilgi sorularına doğru cevabını verme, görüş sorularına ise engelli kadınları destekleyen yönde katılıyorum cevabını verme oranının daha yüksek olduğu belirlendi.
Işık rengi ve yem içeriğinin kanaryalarda (Serinus canaria) üreme ve yavru gelişimi üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada, farklı monokromatik LED ışık renklerinin ve protein içeriği farklı iki rasyonun kanaryaların büyüme performansı, üreme ve davranış özellikleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Denemede, 32 dişi, 32 erkek olmak üzere toplam 64 adet Nord Hollandes ırkı kanarya kullanılmıştır. Deneme, birbirinden bağımsız iki ayrı ünitede yürütülmüş ve her üniteye 16 çift kanarya yerleştirilmiştir. Deneme, grupları: 1) Beyaz LED ışık ve % 20 proteinli yem 2) Beyaz LED ışık ve % 25 proteinli yem, 3) Kırmızı-Yeşil LED ışık ve % 20 proteinli yem ve 4) Kırmızı-Yeşil LED ışık ve % 25 proteinli yem şeklinde oluşturulmuştur. Çalışma, 2x2 (ışık rengi x yemdeki protein içeriği) faktöriyel deneme desenine göre 8 tekerrürlü olarak gerçekleştirilmiştir. Denemede, kanaryaların canlı ağırlıkları, üreme, kuluçka ve davranış özellikleri belirlenmiştir. Bulgular: Damızlık kanaryaların üreme dönemindeki canlı ağırlık değişimi üzerine yem protein içeriği ve cinsiyetin etkisi önemli bulunmuştur. Üreme mevsiminde, monokromatik kırmızı LED ışık, yumurta üretimini artırmıştır. Kanarya yavruları büyüme döneminin 10, 15 ve 20. günlerinde monokromatik yeşil LED ışık altında daha yüksek canlı ağırlığa sahip olmuştur. Ayrıca, % 25 proteinli yem, kuluçka randımanını artırmış ve embriyo ölüm oranını azaltmıştır. Işık rengi ve protein içeriği çıkış gücünü ve yuvadan kafese ayrılan yavru sayılarını etkilemiştir. Kırmızı-yeşil ışık ve %25 protein içeren yem kanaryaların daha fazla yavru üretmesini sağlamıştır. Kırmızı- yeşil ışık kanarya yavrularının ölüm oranı azaltmıştır. Işık rengi, kanaryaların babalık davranışlarını, yemdeki protein içeriği ise agresif davranışlarını etkilemiştir. Kırmızı-yeşil ışıkta kanaryaların beyaz ışığa göre daha sakin kaldıkları ortaya çıkmıştır. Sonuç: Kanaryaların yumurtlama döneminde kırmızı ışık ve yavruların büyüme döneminde yeşil LED ışık kullanılması üreme ve büyüme özellikleri üzerinde olumlu etkiler meydana getirmiştir Anahtar Kelimeler: Kanarya, LED ışık, yem protein, üreme, büyüme
Sağlık çalışanlarının fertilitenin korunmasına yönelik bilgi ve görüşleri
Amaç: Bu araştırma sağlık çalışanlarının fertilitenin korunmasına ilişkin bilgi ve görüşlerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Analitik-kesitsel olarak yapılan araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi (Kadın Doğum Servisi, Tıbbi Onkoloji Servisi ve Üroloji Servisi),T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Atatürk Devlet Hastanesi (Üroloji Servisi ve Tıbbi Onkoloji Servisi), T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Aydın Devlet Hastanesi (Üroloji Servisi), T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde (poliklinikler, doğum ve kadın hastalıkları acil servisi, doğum salonu, obstetri servisi, doğum ve kadın hastalıkları ameliyathanesi, jinekoloji servisi) görev yapan 146 hemşire, 50 ebe ve 74 hekim ile yürütüldü. Araştırma verileri araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile 1 Kasım 2022-1 Haziran 2023 tarihleri arasında toplandı. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının %70'inin fertilitenin korunmasına yönelik yeterli bilgi puanına sahip olduğu saptandı. Yeterli bilgi puanı ile meslek, çalışılan birim ve fertilitenin korunması ile ilgili eğitim almış olanlar arasında anlamlı fark olduğu belirlendi. Cinsiyet ve yaş ile yeterli bilgi puanına sahip olma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Katılımcıların %51,1'i fertilitenin koruma seçenekleri konusunda rollerini, %48,5'i hastalarını fertilite koruma işlemleri için nereye sevk edeceğini bilmediğini ifade etti. Katılımcıların %70'i kanser tedavisi gören ve fertilite kaybı açısından risk altındaki hastalarla fertilite koruma yöntemlerini tartışmanın gerekliliğine katılma konusunda kararsızdı. Sağlık çalışanlarının mesleği ve fertilitenin korunmasına yönelik daha önce eğitim almış olması ile fertilitenin korunmasına yönelik görüşleri arasında anlamlı fark saptandı. Yaş durumu ile sağlık çalışanlarının fertilitenin korunmasına yönelik görüşleri arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi. Sonuç: Araştırma sonucunda elde edilen bilgiler ışığında katılımcıların fertilitenin korunmasına yönelik yeterli bilgi puanına sahip olduğu görüldü. Bilgi puanlarını en çok meslek ve eğitim alma durumunun etkilediği belirlendi. Sağlık çalışanlarının çoğunluğunun fertilitenin korunmasına yönelik görüş sorularına fertilitenin korunmasını destekleyen yönde cevap verdikleri görüldü. Sağlık çalışanlarının fertilitenin korunmasına yönelik görüşlerini meslek ve eğitim alma durumlarının etkilediği saptandı.
Üreme çağındaki kadınların servikal kanserin erken tanısına yönelik tutumları ve bilgi düzeyleri
Bu araştırma, üreme çağındaki kadınların servikal kanserin erken tanısına yönelik tutumları ve bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Kesitsel tipte tanımlayıcı olan çalışma, Antalya Kemer Devlet Hastanesi 18-49 yaş arasında olan 340 kadınla yapılmıştır. Kişisel Bilgi Formu ve Servikal Kanserin Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği (SKETTÖ) formları kullanılmıştır. Veriler, e-posta, whatsapp, online ve yazılı olarak toplanmıştır. Verilerin analizi için sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maximum değerler, t testi ve ANOVA testinden yararlanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların SKETTÖ toplam puan ortalaması 87.17±13.97 (min:70, max:130) olarak bulunmuştur. SKETTÖ toplam ölçek puanı, 18-28 yaş grubunda, üniversite/yüksekokul mezunlarında, çalışan ve gelir düzeyi iyi olan kadınlarda, bekarlarda, şehirde yaşayanlarda, sigara- alkol kullananlarda, doğum kontrol yöntemi olarak kondom kullananlarda, jinekolojik muayeneye düzenli giden kadınlarda ve HPV aşısı yaptıran kadınlarda diğer gruplara göre daha yüksek saptanmıştır. Eğitim düzeyi arttıkça SKETTÖ puan ortalaması artmakta ve bekar kadınların SKETTÖ puan ortalaması daha yüksek olup istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Kadınlar jinekolojik muayene yaptırmama nedeni olarak en çok "şikayetinin olmaması" (%53.7) olarak ifade etmiştir. Kadınların %47.9'u serviks kanserinin önemli bir etkeni olan HPV'nin bulaş yolunu bilmediğini ve sadece %7.9'u HPV aşısını yaptırdığını ifade etmiştir. Ayrıca kadınların çoğunluğunun serviks kanseri risk faktörlerini bilmediklerini belirtmiştir. Çalışma sonucunda; kadınların SKETTÖ puan ortalamasının düşük seviyede olduğu, eğitim düzeyinin, medeni durumun ve kendisini serviks kanseri bakımından riskli görmenin kadınların servikal kanserin erken tanısına yönelik tutumların da etkili olduğu bulunmuştur. Serviks kanseri konusunda kadınların ve toplumun bilinçlendirilmesi için farkındalık ve eğitim programları yapılmalı, sağlık çalışanlarının kadınları serviks kanseri tarama programlarına katılmaları konusunda teşvik etmeleri büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Serviks Kanseri, Erken Tanı, Üreme Sağlığı, Pap Smear, HPV
Levetirasetamın erkek sıçanlarda reproduktif toksisitesinin değerlendirilmesi
İlaçlar ile indüklenen infertilite dahil reproduktif toksik etkiler günümüzde önemli bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle ilaçların kadın ve erkek reproduktif sistem üzerine toksik etkilerinin belirlenmesi ve bu etkilerin fertiliteye yansımasının değerlendirilmesi önemli araştırma alanlarından biri olarak kabul görmektedir. Levetirasetam (LEV) da epilepsi tedavisinde her yaş grubunda güvenilir etki profili nedeni ile sıklıkla tercih edilen bir ilaçtır. Reproduktif yaşlarda sıklıkla kullanılan bu ilacın erkek reproduktif sistem üzerine toksik etkilerinin değerlendirildiği herhangi bir çalışma bulunmadığı dikkat çekmektedir. Bu noktadan hareketle bu tez çalışması kapsamında LEV'in erkek reproduktif sistem üzerine olası toksik etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda levetirasetam 50, 150 ve 300 mg/kg dozlarda oral olarak 70 gün süre ile 12 haftalık erkek sıçanlara uygulanmıştır. Süre sonunda gruplara ait vücut, testis ve epididimis ağırlıkları, bilgisayar destekli sperm analiz sistemi ile sperm konsantrasyonu, motilitesi, morfolojisi ve Comet yöntemi ile sperm DNA hasarı belirlenmiş, testis dokuları histopatolojik olarak incelenmiştir. Olası reproduktif toksisitede hormonal durumun etkisinin belirlenmesi amacı ile plazma testosteron, folikül stimule edici hormon (FSH) ve luteinleştirici hormon (LH) seviyeleri ELISA yöntemi ile, oksidatif stresin etkisinin belirlenmesi amacı ile testis dokusundaki glutatyon (GSH), süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT) ve malondialdehit (MDA) seviyeleri ise kolorimetrik yöntemler ile tespit edilmiştir. Sonuçlara göre LEV uygulanan gruplarda sperm konsantrasyonu, motilitesi ve normal sperm morfolojisinin doza bağımlı olarak azaldığı belirlenmiştir. 150 ve 300 mg/kg LEV uygulanan gruplarda sperm DNA hatalarının arttığı dikkat çekmiştir. Özellikle 300 mg/kg levetirasetam uygulanan grupta testiküler hasar bulguları izlenmiştir. Plazma FSH, LH ve testosteron seviyeleri 300 mg/kg LEV uygulanan grupta kontrol grubuna göre anlamlı olarak azalmıştır. Testis dokusunda SOD, GSH ve KAT seviyeleri levetirasetam uygulanan gruplarda anlamlı olarak azalmış ve MDA seviyeleri ise 150 ve 300 mg/kg LEV uygulanan gruplarda anlamlı olarak artmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda LEV uygulaması ile sperm kalitesinin azaldığı belirlenmiş ve hormonal seviyedeki değişimlerin ve testis dokusunda var olan oksidatif stresin reproduktif toksik etkiye katkı sağlayabileceği ileri sürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Levetirasetam, reproduktif toksisite, oksidatif stres, Comet yöntemi
Fındık yağı ve kanola yağı ile beslenen erkek ratlarda serum hormon ve testis histopatolojisinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı Fındık yağı ve Kanola yağının erkek üreme sistemi üzerinde;serum hormonları ve testis üzerindeki histopatolojik etkilerini incelemek.Bunun için 30 tane Sprague-Dawley tipi erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar3 gruba ayrılarak 16 haftalık süren bir deney yapıldı. 1. grup kontrol grubuolarak belirlenirken 2. grup Fındık yağı ile beslenen, 3. Grup ise Kanola yağı ilebeslenen grup olarak oluşturuldu. Deney sonunda hayvanların tümü sakrifiyeedilerek testisleri alındı. Serumda FSH, LH, Testosteron hormonu, testis dokusu ise histopatolojik olarak incelenip immünohistokimyasal olarak primer testosteron antikoru bakıldı.Gruplar arasında hayvanların davranış şekillerinde ve tartı takibindeanlamlı bir fark görülmedi. Fındık yağı ve Kanola yağı ile beslenen erkekratlarda Kanola grubunda daha fazla olmak üzere serum LH ve Testosteronhormonu yüksekliği belirlenirken testis dokusunda ışık mikroskopisi ile yapılanhistolojik incelemede kriter olarak seminifer tübüllerdeki spermatogenezi gösteren Johnsen skoru baz alındı ve histopatolojik olarak bir fark saptanmadı.İmmunohistokimyasal olarak da testis dokularında anlamlı bir testosteron farkı saptanmadı. Sonuç olarak; Kanola ve Fındık yağı ile beslenen erkek sıçanlarda buyağların serum LH ve testosteronu arttırdığı ancak testis dokusunda herhangi bir fark yaratmadığı ortaya çıkmış olup fertilite üzerine net etkisinin araştırılabilmesi için ek olarak sperm fonksiyonlarını değerlendiren çalışmalaraihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.
Ergenler ve genç yetişkinler için cinsel ve üreme güçlendirme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması
Metodolojik tipte tasarlanan bu çalışmada Ergenler ve Genç Yetişkinler için Cinsel ve Üreme Güçlendirme Ölçeğinin Türkçeye uyarlanıp geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılarak Türk toplumuna kazandırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Kastamonu Üniversitesinde eğitim gören 18-24 yaş aralığındaki lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemi ise madde sayısına göre 250 olarak belirlenmiştir. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu ve 23 maddeden oluşan 5'li likert tipte Ergenler ve Genç Yetişkinler için Cinsel ve Üreme Güçlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Veriler 02.01.2023-23.01.2023 tarihleri arasında yüz yüze görüşme metodu ile toplanmıştır. Ölçeğin geçerlik aşamasında sırası ile dil geçerliliği, Davis tekniği kullanılarak uzman görüşlerinin alındığı içerik (kapsam) geçerliliği ve Doğrulayı Faktör Analizi ile Açıklayıcı Faktör Analizi kullanılarak yapı geçerliliği incelenmiştir. Ölçeğin güvenirlik aşamasında cronbach's alfa katsayısı ve madde toplam korelasyonu ile iç tutarlılık, test-tekrar test uygulaması ile zamana karşı değişmezlik incelenmiştir. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ve LISREL 8.80 paket programı ile analiz edilmiştir. Ölçeğin kapsam geçerlilik indeksi 0,99 bulunmuştur. Kaiser-Meyer-Olkin testi 0,874 ve Barlett'in Küresellilik Anlamlılık Düzeyi Testi x2=3511.034, p=0.000 şeklinde tespit edilmiştir. Açıklayıcı Faktör Analizinde bütün maddelerin faktör yüklerinin 0,40'ın üzerinde olup açıklanan varyans %74,668 olarak tespit edilmiş ve ölçekten hiçbir madde çıkarılmamıştır. Doğrulayıcı Faktör Analizinde değerlendirilen uyum indeksi değerleri sırası ile x 2/SD:3,71 GFI:0,98 AGFI:0,97 CFI: 0,99 RMSEA: 0,074 SRMR: 0,053 ve PATH Diyagramı faktör yükleri 0.41 ile 0.91 arasında bulunarak tamamı kabul edilebilir aralıkta çıkmıştır. Ölçeğin cronbach alfa değeri 0,913 ve Spearman Rho kat sayısı 0,893 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, Ergenler ve Genç Yetişkinler için Cinsel ve Üreme Güçlendirme Ölçeğinin Türk toplumuna uygun, geçerli ve güvenirlik düzeyi yüksek bir araç olduğu saptanmıştır.
Erkek sıçanlarda yüksek fruktozlu mısır şurubu tüketiminin puberteye geçiş ve cinsel davranış üzerindeki etkilerinin araştırılması
Yüksek fruktozlu mısır şurubu (YFMŞ) tatlandırıcı olarak sıvı ve katı gıdalarda kullanımı gıda sanayisinde son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Bu artışla beraber metabolik hastalıkların yüksek insidansından sorumlu olabileceğine dair birçok çalışma yapılmıştır. Doğum sonrası gelişim sırasındaki yaşam tarzı, metabolik programlamanın puberte, cinsel davranış ve üreme sistemi üzerindeki etkileri önemli bir çalışma alanı oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasınin amacı, YFMŞ tüketiminin pubertal olgunlaşma, cinsel davranış ve üreme sistemi üzerindeki etkinliğinin araştırılmasıdır. Tez çalışmasındade deneysel çalışmalar 3 aşamadan oluşmaktadır; İlk aşamada YFMŞ'nin puberteye geçiş üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır (YFMŞ-1). Çalışmanın bu aşamasında kullanılacak olan erkek hayvanlar 21 günlük (hayvanların sütten kesildiği dönem) iken seçilmiş kontrol ve YFMŞ-55 (%15 seyreltik, ortalama 30 gün uygulandı) gruplarına (n=10) ayrılarak hayvanların puberteye geçiş parametreleri ölçülmüştür. Ayrıca serum ve beyin doku örneklerinde; Enzyme-Linked ImmunoSorbent Assay ( ELİSA) ile üreme hormon (Testosteron, Östrojen, Luteinleştirici hormon (LH), Follicle Stimulating Hormone (FSH) ) seviyeleri ve polymerase chain reaction (PCR) ile de gen analizleri (Kiss1, KiSS1R, RFRP3) yapıldı. Deneysel çalışmaların ikinci aşamasında ise; cinsel davranış gösteren erişkin erkek sıçanlarda YFMŞ tüketiminin üreme sistemine etkisine yönelik çalışmalar yapılmıştır (YFMŞ-2). Bu aşamada 20 adet erkek sıçan; kontrol ve YFMŞ-55 (%15 seyreltik, 56 gün uygulanan) grupları olmak üzere 2 gruba (n=10) ayrılmıştır. Deneysel çalışmanın üçüncü aşamasında hayvanlar 21. günlük (hayvanların sütten kesildiği dönem) hayvanlar cinsel olgunluğa erişene kadar YFMŞ ile beslenmiştir (YFMŞ-3). Bu aşamada 20 adet erkek sıçan; kontrol ve YFMŞ-55 (%15 seyreltik, ortalama 86 gün) grupları olmak üzere 2 gruba (n=10) ayrılmıştır. Bu deneysel çalışmanın hem ikinci hem de üçüncü aşamasının sonunda tüm hayvanlara cinsel davranış testi (CDT) ve cinsel motivasyon testi (CMT) yapılmıştır. Ardından hayvanlar dekapite edilerek serum ve beyin doku örneklerinde; PCR gen analizleri, ELİSA ile üreme hormon seviyeleri belirlendi. YFMŞ-1 protokolünde YFMŞ tüketiminin puberteye geçişi kontrol hayvanlarıyla karşılaştırıldığında puberteye girişi geciktirdiği görülmüştür. Aynı zamanda YFMŞ uygulamasının serum östrojen, LH ve FSH seviyelerini kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde arttırdığı belirlenmiştir. Arkuat nükleus (ARC) bölgesinde Kiss, KiSS1R gen ekspresyonu kontrol grubuna kıyasla anlamlı ölçüde artmıştır. YFMŞ-2 protokolünde YFMŞ uygulaması sonrası CMT ile dişinin bitişiğindeki uç odanın tamamında (end zone) ve dişi yaklaşma bölgelerinde (approach zone) bölgelerinde kontrola kıyasla daha az zaman harcadığı görülmüştür. CDT de ise YFMŞ tüketimi mount latensi (ML) ve ejekülasyon lantensini (EL) anlamlı olarak arttırdığı, çifleşme oranı (ÇO) ve cinsel aktivite indeksi (CAİ) ise anlamlı şekilde azalttığı tespit edilmiştir. Serum östrojen, LH ve FSH seviyelerinin anlamlı bir şekilde arttığı bulunmuştur. ARC bölgesinde Kiss, KiSS1R gen ekspresyonu kontrol grubuna kıyasla anlamlı ölçüde artmıştır. YFMŞ 3 protokolünde YFMŞ uygulamasının, ilk cinsel davranış gösterme gününü uzattığı ve ilk cinsel davranış gösterdiği ağırlığı anlamlı bir şekilde arttırdığı görülmüştür. CMT ile dişi test hayvanın Approach zone ve End Zone bölgesinde harcadığı süreyi anlamlı şekilde azalttığı tespit edilmiştir. CDT de ise YFMŞ tüketimi EL anlamlı olarak arttırdığı, ejekülasyon frekansı (EF), ÇO ve CAİ ise anlamlı şekilde azalttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak YFMŞ'nin hipogonadizme ve serum hormon seviyelerinde değiştirerek puberteye geçişi ve cinsel olgunlaşmayı geciktirdiği, cinsel motivasyon ve davranışı olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bulgularımız, hayvan modellerinde YFMŞ tüketimi ile erkek üreme sistemi bozuklukları arasındaki bağlantıların daha fazla araştırılmasını gerektirmektedir.
Ömerli baraj gölünde (İstanbul) kızılkanat balığının (Scardinius erythrophthalmus (Linnaeus, 1758)) bazı biyolojik özelliklerinin tespiti
Bu çalışmada Ömerli Baraj Gölü'nde Mart 2005- Şubat 2007 arasında 317 adet kızılkanat (Scardinius erythrophthalmus (Linnaeus, 1758)) balığı yakalanarak, bazı büyüme, üreme ve beslenme özellikleri incelenmiştir. Kızılkanat populasyonunun yaş dağılımı 0-VIII arasında değişmiştir, II yaş grubu populasyonun çoğunluğunu oluşturmuştur. İncelenen örneklerin %54,26'sı dişi, %43,22'si erkek ve %%2,2' si belirsiz bireylerden oluşmaktadır. Kızılkanat balığında toplam boylar 6,8-29,0 cm; ağırlıklar 3,4-392,7 g arasında değişmiştir.von Bertalanffy büyüme denklemlerine ait büyüme parametreleri L? = 37,55 cm, W? = 819,23 g, k = 0,153, to = -1,389 olarak bulunmuştur. Tüm bireyler için boy ağırlık ilişkisi W=0.0066L3.24 olarak tespit edilmiştir. Ömerli Baraj Gölü'ndeki kızılkanat balıklarının üreme faaliyetinin Mayıs-Temmuz arasında olduğu belirlenmiştir. İlk eşeysel olgunluk boyu (L50), erkekler için 9,08 cm, dişilerde 9,13 cm olarak bulunmuştur. Eşeysel olgunluk yaşı I bulunmuştur. Yaş gruplarına ait ortalama yumurta sayısı 4679 (I) ile 40651 (VIII) arasında değişmiştir.Kondisyon faktörü yaşa göre dişilerde 1,121-1,678, erkeklerde 1,172-1,724 arasında değişmektedir. Kızılkanatın sindirim içeriğinde alg, makrofit, zoobentos, zooplankton, balık ve böcek parçaları bulunmuştur.Anahtar sözcükler: Büyüme, Üreme, Beslenme, Kızılkanat, Ömerli Barajı
Yumurtalık (Adana) koyundaki eski balığı (Leiognathus klunzingeri) ve küçük dilbalığı (Arnoglossus laterna) populasyonlarında üreme, büyüme ve ölüm oranlarının belirlenmesi
Bu çalışmada Eksi ve Küçük Dilbalıklarımn üremelerini sırasıyla Nisan' dan Eylül'e ve Aralık'tan Haziran'a kadar olan dönemlerde gerçekleştirdikleri; II. yaşta ve 5.65cm ile 6.6cm iken ilk eşeysel olgunluğa ulaştıkları; olgun yumurta çaplarının 0.65mm ile 0.45mm'den daha büyük olduğu; Ortalama Yumurta Verimliliklerinin 2789+2109 ve 11932±12500 olduğu belirlendi. Büyüme özelliklerinden yararlanılarak von Bertalanffy Büyüme Sabitlerinin Eksi Balıkları için; L«,=l 0.28cm, K=0.29yıl"', to=-0.42yıl ve Woo=11.75gr olduğu; Küçük Dilbalıkları için ise; Lco=15.88cm, K=0.13yıl'\ t0=-1.54yıl ve Wco=27.64gr olduğu hesaplandı. Boy ve ağırlıkça büyümenin en fazla olduğu yaş gruplarının Eksi Balıklarında sırasıyla I. ile II. ve II. ile III.; Küçük Dilbalıklarında ise, I. ile II. ve V. ile VI. yaş grupları arasında gerçekleştiği saptandı. Ayrıca her iki tür içinde toplam ölümlerin sırasıyla Z=0.9609 ile 0.5319 ve bileşenlerinin M=0.6460 ile 0.3616 ve F=0.314 ile 0.1700 olduğu saptadı. Anahtar Kelimeler: Eksi Balığı, Küçük Dilbalığı, Üreme, von Bertalanffy Büyüme Sabitleri, Ölüm Oranları,
Babadıllimanı koyunda (Silifke-Mersin) dip trolü ile avlanan ekonomik öneme sahip bazı demersal balık türleri için ağ göz genişliğinin belirlenmesi
ÖZ DOKTORA TEZİ BABADILLİMANI KOYU'NDA (SİLİFKE-MERSİN) DİP TROLÜ İLE AVLANAN EKONOMİK ÖNEME SAHİP BAZI DEMERSAL BALIK TÜRLERİ İÇİN AĞ GÖZ GENİŞLİĞİNİN BELİRLENMESİ Caner Enver OZYÜRT ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ SU ÜRÜNLERİ ANA BİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Dursun AVŞAR Yıl : 2003 Sayfa: 124 Jüri : Prof. Dr. Dursun AVŞAR : Prof. Dr. Ercan SARIHAN : Prof. Dr. Abdurrahman POLAT : Doç. Dr. Ali İSMEN : Doç. Dr. Nuri BAŞUSTA Mayıs 1999-Nisan 2000 tarihleri arasında Babadılümanı Koyu'nda gerçekleştirilen bu çalışmada, ekonomik öneme sahip 5 demersal balık türünün ilk eşeysel olgunluk boyu, üreme dönemi ve seçicilik parametreleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Saurida undosquamis'in 12.8cm'lik boy grubunda ilk eşeysel olgunluğa eriştiği; ilki Nisan-Mayıs, ikincisi Eylül-Ekim ve üçüncüsü ise Kasım-Ocak arasında olmak üzere yılda üç kez ürediği ve (%Lso) değerinin 10.41 cm olduğu; Mullus barbatus' 'un ilk eşeysel olgunluk boyunun 10.5cm; üreme döneminin Mayıs-Ağustos aylan arasında ve (%Lso) değerinin 7.73cm olduğu; Upeneus moluccensis'm 10.4cm boy grubunda ilk eşeysel olgunluğa ulaştığı, üreme döneminin Temmuz-Kasım aylan arasmda ve (%Lso) değerinin 8.83cm olduğu; Upeneus pori'ma 10cm boyunda ilk eşeysel olgunluğa ulaştığı, ilki Mayıs, ikincisi Temmuz- Ağustos ve üçüncüsü Ekim- Aralık arasında olmak üzere yılda üç kez ürediği ve (%Lso) değerinin ise 9.18cm olduğu belirlenmiştir. Spicara maena için ilk eşeysel olgunluk boyu belirlenememiş; ancak üreme döneminin Şubat-Temmuz aylan arasında ve (%L$o) değerinin ise 7.85cm olduğu saptanmıştır. İncelenen türlerin üreme dönemleri birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, Doğu Akdeniz'de uygulanan zaman sınırlamasının 1 Nisan- 1 Kasım arasındaki dönemi kapsayacak biçimde olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Tüm türler için elde edilen seçicilik parametreleri ile, belirlenen ilk eşeysel olgunluk boylan birlikte değerlendirildiğinde ise, halen uygulanmakta olan 22mm'lik yasal ağ göz genişliğine alternatif olabilecek uygun bir ağ göz genişliği belirlenememiştir. Ancak sözü edilen türler için daha uygun olan bir torba ağ göz genişliğinin ve hatta torba modelinin belirlenebilmesi için, öncelikle Saurida undosquamis'm torba içerisindeki davranışlarının gözlenebildiği oldukça ayrıntılı seçicilik çalışmalarının gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.. Anahtar Kelimeler: Dip Trolü, Torba Seçiciliği, Demersal Türler, Üreme Dönemi, Kuzeydoğu Akdeniz.
Fare balb/c ve C57BL/6J hatlarında in vitro fertilizasyon ve heterolog zigot aktarılması
ÖZET Solunum yolu basısı benign tiroid büyümelerinde yeterli semptom olmaması durumunda hekimler tarafından uzun zaman tanınmayabilir. Doğru tanı konamayan hallerde hastaların yanlış tanılarla tedavi edilmesine yol açabilmesi açısından önemlidir. Böyle durumlarda hastanın yaşam kalitesi düşer. Yapılan araştırmalarda üst hava yolu obstrüksiyonu nedeni ile tiroidektomi yapılan hastalarda, ameliyat sonrası dönemde solunum fonksiyon testlerinde belirgin iyileşme saptanmıştır. Bununla birlikte bildirilen çalışmalarda solunum yolu basısına ait semptom derecesi veya radyolojik bulgulardan elde edilen veriler yardımı ile tiroidektomi endikasyonu konacak objektif kriterlerden bahsedilmemektedir. Çalışmamız, herhangi bir nedenle tiroidektomi yapılan hastalarda ameliyat sonrası dönemde hava yolu basısına ait şikayetlerde gerileme olması gözlemine dayanarak planlandı. Bu amaçla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı' nda yatmakta olan ve benign tiroid patolojisi nedeni ile tiroidektomi kararı alınan ve havayolu basısına ait değişik derecelerde dispne şikayeti olan 50 hasta değerlendirildi. Ameliyat öncesi dönemde dispne skorlaması, trakea çapı ölçümleri, tiroid ultrasonografısi yapıldı ve solunum fonksiyon testleri ile üst hava yolu basısına ait objektif bulgular arandı. Ameliyat sonrası dönemde hastalar kontrole çağırılarak yapılan yeni solunum fonksiyon testleri ile tiroidektominin solunum fonksiyonları üzerine etkisi değerlendirildi. 53Çalışmanın sonucunda hastalarda saptanan semptom derecesinin, trakea çapının, tiroid volümünün solunum fonksiyon testleri ile korelasyon gösterdiği ve tiroidektominin üst hava yolu obstrüksiyonu olan olgularda basıya ait solunum fonksiyon testi bulgularını ortadan kaldırdığı gösterilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda klinik sorgulama, trakeanın radyolojik olarak basit grafı ile görüntülenmesi, tiroid volümü saptanması gibi basit ve non- invaziv metodlarla elde edilen bulguların solunum fonksiyon testleri ile birlikte değerlendirmesi yapıldığında üst hava yolu basısı hakkında önemli bilgiler vereceğini düşünmekteyiz. 54
Seyhan baraj gölü sazan (cyprinus carpio linnaeus, 1758) ve sudakları (sander lucioperca, Bogustkaya ve Naseka, 1996) için uygun ağ göz genişliğinin belirlenmesi
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ SEYHAN BARAJ GÖLÜ SAZAN (Cyprimts carpio Linnaeus, 1758 ) VE SUDAKLARI {Sander lucioperca Bogustkaya & Naseka, 1996) İÇİN UYGUN AĞ GÖZ GENİŞLİĞİNİN BELİRLENMESİ Caner Enver ÖZ YURT ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ SU ÜRÜNLERİ ANABİLİM DALI Danışman: Doç. Dr. Dursun AVŞAR Yıl: 2000, Sayfa: 68 Jüri: Doç. Dr. Abdurrahman POLAT Yrd. Doç. Dr. Ali İSMEN Eylül 1998- Kasım 1999 tarihleri arasında Seyhan Baraj Gölü'nde yürütülen bu çalışma ile sazanlarda ilk eşeysel olgunluk boyunun erkeklerde 28cm; dişilerde ise 28.8cm olduğu saptanmıştır. Ayrıca Gonado Somatik İndeks ve Kondisyon Faktörü değerlerinin aylık değişimi, sazanların Mayıs başından Temmuz ortasına kadar olan dönemde ürediklerini göstermiştir. Sazanlar için Seçicilik Faktörünün (SF) 6. 120 ve kullanılması gereken en küçük ağ göz genişliğinin ise 50mm olduğu hesaplanmıştır. Sudaklarda ilk eşeysel olgunluk boyunun erkeklerde 22cm; dişiler için ise 23cm olduğu bulunmuştur. Gonado Somatik İndeks ve Kondisyon Faktörü değerlerinin aylık değişiminden, bu türün üreme eylemini Şubat ile Mayıs aylan arasında gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Sudak avcılığında kullanılan 28, 30 ve 32mm'lik ağların sazanlar için "Büyüme Aşın AvcılığT'na neden olabileceği gerekçesiyle sudak avcılığının tamamen paraketayla yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sazan, Sudak, Ağ Göz Genişliği, Avcılık, Üreme Biyolojisi, Seyan Baraj Gölü, Seçicilik
Aydıncık Babadillimanı'nda iki serranus türünün (Serranus hepatus, Serranus cabrilla) popülasyon dinamiği parametrelerinin tahmini
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ AYDINCIK B ABADİLLİMANI'NDA İKİ SERRANUS TÜRÜNÜN (Serranus hepatus, Serrcmus cabrilla) POPULAS YON DİNAMİĞİ PARAMETRELERİNİN TAHMİNİ LEVENT SANGÜN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ SU ÜRÜNLERİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Mustafa AKAR Yıl:2002, Sayfa: 91 Jüri: Prof. Dr. Mustafa AKAR Prof. Dr. Ercan SARIHAN Doç. Dr. Tamer KAYAALP Bu çalışmada, beneklihani ve asılhanilerin üreme dönemleri, von Bertalanffy Büyüme Sabitleri ve büyümesinin en fazla olduğu yaş grupları belirlendi. Üreme dönemleri, beneklihani için Mayıs ile Eylül, asılhani için ise Mayıs ile Ekim ayları arasında olmuştur. Tahmin edilen von Bertalanffy Büyüme Sabitleri beneklihani için sırası ile Loo=33.398cm, KKXOSOlyil"1, to=-1.231yıl ve W"=652.589gr; asılhani için ise L"=73. 3653cm, K=0.0273yır!, to=-2.2288 yıl ve W"=2516.59gr olarak bulunmuştur. Ayrıca standart ve çatal boy için de von Bertalanffy Büyüme Sabitleri hesaplandı. Boy ve ağırlık büyümesinin en fazla olduğu yaş grupları, beneklihani için sırası ile I-II ve TV-V, asılhani için ise I-II ve V-VI arası olduğu saptanmıştır. Her iki tür için boy-ağırlık regresyon denklemleri tahmin edildi, total boy için bulunan regresyondenklem ve r değeri beneklihanide sırasıyla W=0.0145*L3057 ve 0.986 asılhanide ise W=0.023 1 *L2923 ve 0.958 olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Beneklihani, Asılhani, Üreme, ve von Bertalanffy Büyüme Sabitleri, Boy- Ağırlık Regresyon Denklemi