DoctorateOpen Access

The dilemma of U.S. foreign policy during the Arab Spring: From moralpolitik to realpolitik

2021
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. A. Füsun Türkmen

Abstract (TR)

İlk bakışta birbiriyle zıt gibi görünen, ancak zaman zaman uyumlu hale gelen iki kavram olan liberal değerler ve ulusal çıkarlar, ilk kuruluş yıllarından bu yana Amerikan dış politikasını şekillendirmek için rekabet halindedir. Bu bağlamda, "Kurucu Babalar"ın dış politika alanında belirledikleri çizgilerin farklı yorumlarına dayanarak, uluslararası düzeyde Amerikan eylemlerinin ana itici gücünün ne olması gerektiği sorusunun yanıtı, her zaman çeşitli düzlemlerde şekillenen hararetli bir tartışmanın kaynağını oluşturmuştur. Daimî ve içkin bir ikilemi vurgulayan bu ikili doğa, ABD dış politikasının özellikle değerler politikası (moralpolitik) ile çıkarlar politikası (realpolitik) ve buna bağlı olarak, izolasyonizm ile enternasyonalizm/müdahalecilik arasında şekillenen iki temel çelişkisini ortaya koyar. Bu sarkaç hareketi, Amerikan dış politikasını belirleyen bir davranış modelinin ortaya çıkmasının yolunu açmıştır. Orta Doğu söz konusu olduğunda ise tartışma, bölgenin özellikle Soğuk Savaş'ın başından bu yana Amerika Birleşik Devletleri'nin birçok düşünsel ve jeostratejik çıkarının kesiştiği bir bölge olması dolayısıyla çok daha önemli hale gelir. Bu çerçevede, bu tezin odak noktasını, Amerikan dış politikasına özgü bu ikili çelişki denklemi ve bu durumun, Washington'un Arap Baharı'na verdiği tepkiye yansıması oluşturmaktadır. Amerikan dış politikası çerçevesinde realizm ve idealizm arasındaki tartışmanın kökleri Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk günlerine uzanmaktadır. Bağımsızlığın kazanılmasını izleyen ilk yıllarda Amerikan dış politikası, diğer kıtaların, özellikle de Avrupa'nın meselelerinden uzak durmaya yönelik kati bir kararlılıkla şekillenmiştir. İlk Başkan George Washington 1796 tarihli Veda Konuşması'nda, ülkenin uluslararası ilişkilere dahli ile ilintili ilk önemli geleneği, Eski Dünya (yani Avrupa) ülkeleriyle kalıcı siyasi bağlardan kaçınılması tavsiyesiyle ortaya atmıştır ve bu ilke uzun yıllar boyunca önemli bir dış politika belirleyicisi işlevi görmüştür. ABD'nin bu dönemdeki uluslararası duruşunun baskın özelliği, kendi bulunduğu yarı küreye odaklı bir izolasyonculuk iken, ülkenin üzerine inşa edildiği liberal değerlerin yeri de Amerikan siyasetinde oldukça önemliydi. Özgürlük, liberal demokrasi ve bağımsızlık gibi bu değerlere bağlılık ve ABD'nin bu tür değerler için savaşan ulusları bir şekilde desteklemesi gerektiği inancı, esasen, Amerikan kültürüne ait iki temel unsurdan kaynaklanmaktaydı: Amerikan istisnacılığı ve "Kaçınılmaz Yazgı" (Manifest Destiny). Bu kavramlardan ilki, birçok açıdan Amerikan halkının benzersizliğini vurgularken, ikincisi, dünya çapında evrensel liberal değerleri teşvik etmek ve yüceltmek için Amerikalılara verilen İlahi görevin -ya da "Özel Lütuf"un (Special Proividence)- altını çizer. Bu çerçevede, ABD dış politikasına yön veren dört farklı düşünce okulu olan Hamiltonculuk, Jeffersonculuk, Jacksonculuk ve Wilsonculuk, bu temel çelişkiler etrafında şekillenmiştir. Bir başka ifadeyle, bu yaklaşımlar, Birleşik Devletler'in dış dünyayla nasıl ilişki kurması gerektiği, bu dünyayla ne şekilde ilişki kurabileceği ve uluslararası eylemleri için birincil kılavuzun ne olması gerektiği sorularına verilecek bir cevap arayışının ürünleridir. Jeffersonculuk ve Jacksonculuk bu konuda görece daha içe dönük bir yaklaşımda ısrar ederken, diğer ikisi, Hamiltonculuk ve Wilsonculuk, Amerikan menfaatlerini müdafaa etmek, geliştirmek ve diğer bölgelerde Amerika'nın savunucusu olduğu temel değerleri teşvik etmek için proaktif bir duruşun gerekliliğini vurgularlar. Dahası, kozmopolit bir görüşle de beslenen ahlaki dürtüler, Wilsoncular ve Jeffersoncular tarafından dış politikanın temel belirleyicileri olarak görülmektedir. Aksine, Jacksoncular dış politika anlayışlarını daha dar tanımlı, tek taraflı bir milliyetçilik üzerine kurarken, Hamiltoncular ise ticari ve ekonomik çıkarları önceleyen bir yaklaşımı savunurlar. Bu tezin eksenini realpolitik-moralpolitik ikileminin oluşturduğu düşünüldüğünde, idealist doğası ile değerler politikasını temsil ettiği için odak noktamız Wilsoncu düşünce okulu olacaktır. Amerikan İç Savaşı sonrası dönemde, uluslararası arenada daha aktif olma yönündeki düşüncenin güç kazanması sonucu izolasyoncu görüşün baskınlığında önemli bir azalma yaşanmıştır. Küba'nın İspanyol boyunduruğundan kurtulmasına destek olmak gibi resmî bir amaç gütmesiyle ABD tarihindeki ilk insancıl müdahale olan (ve fakat Karayipler'de nüfuz elde etme amacını da göz ardı etmeyen) 1898 tarih İspanyol-Amerikan Savaşı'nda ortaya çıkan kararlı Amerikan müdahalesi, izolasyoncu yaklaşımın temellerini derinden sarsan bir dönüm noktası olmuştur. Uluslararası meselelere karşı içe odaklı bir biçimde somutlaşan mesafeli tutum, böylece, yerini, ülkenin uluslararası düzeyde büyüyen ve derinleşen rolünü yansıtır şekilde, ABD'nin uluslararası politikaya dahlinin artması taraftarı bir görüşe bırakır. Wilsoncu uluslararasıcılık dalgasının damgasını vurduğu görece kısa dönem haricinde, söz konusu duruşun dış politika alanında egemen bir konum elde etmesi için ise 2. Dünya Savaşı'nın sonunu beklemek gerekecektir. ABD bir süper güce dönüşürken ve Soğuk Savaşla karşı karşıya kalırken, izolasyonculuk ülkenin dış politikası için geçerli bir seçenek olarak görülmez hale gelmiş ve bu dönüşüm, Washington'ın uluslararası politikaya dahlinin belirleyici unsurlarına odaklanmak suretiyle tartışmanın odağının izolasyonizm-uluslararasıcılık mücadelesinden moralpolitik-realpolitik ikilemine taşınmasına yol açmıştır. Ahlaki ve jeostratejik kaygıların, komünizm karşıtı mücadele bağlamında, bazı istisnai durumlar haricinde, kesişir hale gelmesi, realizm-idealizm rekabetinde görece bir düşüşe neden olsa da Orta Doğu'da -ve bazı diğer önemli bölgelerde- Sovyet etkisinin artmasını önleme gayesi bu tartışmanın hararetini muhafaza etmesine yol açmıştır. İdeolojik mücadelenin sona ermesi ne Orta Doğu'nun Amerikan siyasetindeki merkezi konumunu değiştirmiş ne de ABD dış politikasının sarkaç hareketini sonlandırmıştır. Esasen, 1990'larda ve 2000'lerde uluslararası düzeyde radikal dönüşümleri tetikleyen en önemli gelişmeler olan SSCB'nin dağılması ve 11 Eylül terör saldırıları, ABD dış politikasında benzer yolların takip edilmesi sonucunu doğurmuştur. Washington, her iki olay sonrasında da politikalarını zorunlu olarak yeni ortaya çıkan uluslararası gerekliliklere uygun olarak yeniden biçimlendirmiş; ancak, ulusal çıkarın tanımlanması ve dış politika stratejisinin oluşturulması ve uygulanmasına ilişkin içkin realist-idealist ikilem ortadan kaybolmamıştır. Bir başka ifadeyle, uluslararası sistemdeki temel yapısal ve kurumsal değişiklikler, Amerikan dış politika sarkacının salınımına son vermemiştir. Arap Baharı söz konusu olduğunda da ABD dış politika sarkacının salınımı, Washington'daki politika yapıcıların kararları üzerindeki etkisini korumuştur. Bu durum, özellikle ABD'nin Mısır, Libya ve Suriye'deki Arap ayaklanmalarına yönelik olarak şekillenen tepkisinde açıkça görülmektedir. Mısır'daki ayaklanmalara karşı kararsız ve dengeli bir karşılığın yerini Libya'da insancıl bir müdahaleyle sonuçlanan daha proaktif ve liberal değeler odaklı bir Amerikan stratejisi almıştır. Ardından, ortaya çıkan uluslararası koşulların yarattığı baskılar ve iç politika dinamiklerinin kısıtlayıcı etkisiyle daha edilgen bir tutum takınmak durumunda kaldığı Suriye, Amerika Birleşik Devletleri için bir fiyaskoya dönüşmüş ve ülkenin dış politikası, bu kriz çerçevesinde, daha realist bir yöne doğru evrilmiştir. Görüldüğü üzere, farklı seviyelerde etkinlik gösteren çeşitli faktörlerin karşılıklı etkileşimi, Arap Baharı boyunca ABD dış politikasının salınımının kökeninde bulunan en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir yandan, insani düşüncelerle beslenen, ABD'nin siyasi DNA'sının önemli bir parçası olan ahlaki endişeler sarkacı Libya'da olduğu gibi moralpolitik merkezli bir yaklaşıma doğru iterken; büyük güç rekabetinin yeniden canlanması ve ABD gücünün göreceli olarak gerilemesi gibi sistemik faktörler, Suriye'de gözlemlendiği gibi, realpolitik odaklı bir yaklaşımı dayatmıştır. Buna ek olarak, her iki faktör grubuna kıyasla karar alma mekanizması üzerinde daha kısıtlı bir etkiye sahip olan iç siyasete ilişkin dinamiklerin -kamuoyu ve Kongre- sarkacın salınımını etkilemede ikincil ama önemli bir rol oynamış olduğu da aşikardır. Bu noktada, bu üç faktör grubunun etkisinin eşit olmadığı unutulmamalıdır. Sistemik unsurlar etkisi en güçlü olan dinamikler olarak görünürken; insani kaygılar, bir dış politika girişiminin temel belirleyicisi olmaları için ulusal ve uluslararası düzeyde şekillenen elverişli koşullar, hayati bir ulusal çıkarın gereklilikleri veya düşük maliyetli bir başarı olasılığının yüksek olması gibi etmenlerin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar. İç siyasete ilişkin kısıtlayıcı unsurlar ise, çoğunlukla diğer iki faktör kümesinden birine bağlıdır ve sarkacın salınımında ikincil bir rol oynarlar. Bu anlamda bu tez, Arap Baharı sırasında değerler politikasından çıkarlar politikasına uzanan birspektrum boyunca salınan ABD dış politikasının içsel sarkacını incelemeyi amaçlamaktadır. ABD dış politikasının yüzyıllardır süregelen ikileminin tarihsel arka planı, kökenleri ve evrimi ortaya koyulduktan sonra, sarkacın sürekli salınımına neden olan faktörler ve bunun Amerika'nın Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarına tepkisi üzerindeki yansıması üç örnek olay incelemesi aracılığıyla analiz edilmektedir. Ayrıca, iç ve dış siyasal alanları ayıran çizgilerin son dönemde sürekli olarak aşındığı varsayımı, bu çalışmanın teorik ve metodolojik yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Bu fenomen, kuşkusuz, 1980'lerin sonlarına doğru baş gösteren ve özellikle Soğuk Savaş'ın sonuyla beraber ortaya çıkan gelişmelerden ve hızlı küreselleşmenin yarattığı radikal dönüşümlerden kaynaklanmaktadır. Bu varsayım doğrultusunda, bu tezdeki analiz, Amerika Birleşik Devletleri'nin dış politikasını etkileyen iç ve dış faktörleri neo-klasik gerçekçi çerçeve içinde birleştiren sentetik bir yaklaşımla geliştirilmiş ve ABD'nin, Libya, Mısır ve Suriye'deki Arap Baharı protestoları karşısında değişkenlik gösteren tavrı odak noktasına alınmıştır. Buna ek olarak, nitel metodolojimiz James Rosenau'nun beş boyutlu dış politika ön teorisi tarafından desteklenmektedir. Bu anlamda, toplumsal ve sistemik değişkenler, iç siyasal faktörler ile birlikte, bu çalışmada aracı değişkenler olarak kullanılmıştır. Ayrıca, bu çalışma kapsamında, dış politika yapım ve karar alma mekanizması, girdiyi farklı düzeylerde çok sayıda aracı değişken aracılığıyla filtreleyen huni benzeri bir yapı olarak ele alınmıştır. ABD'nin, ele alınan her ülkedeki ayaklanmalara tepkisi, monolitik bir yaklaşımdan ziyade doktriner olmayan bir görüşün ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tutum, pek çoklarına göre tutarsız bir politikayla sonuçlansa da esasen bu durumun kökeninde, ABD dış politikasının içkin ikilemi yer almaktadır. Aslında, ABD'nin, görünüşte kararsız olarak görünen bu yaklaşımının kaynağı, Washington'un bu ülkelerdeki demokrasi yanlısı göstericileri desteklemek gerekliliğini vurgulayan ahlaki içgüdülerini takip etme veya jeostratejik çıkarları ve bazı Orta Doğu otokratları ile uzun süredir devam eden iyi ilişkileri tarafından dayatılan stratejik gerekliliklere boyun eğme konusunda karar vermede yaşadığı güçlüklerdir. Tüm bu endişeler Amerika Birleşik Devletleri'nin kararsız ve ihtilaflı tepkisine neden olurken, Washington'un tereddütlü duruşunu besleyen bir diğer faktör, doğan bu toplumsal huzursuzluğun bir sonucu olarak bölgede yükselen bir İslamcı dalga tehdidinin altını çizen "beterin beteri korkusu" olmuştur. Aslında bu korku, ABD dış politikasına yabancı bir olgu değildir. Soğuk Savaş boyunca, Washington'un bazı Marksist olmayan otokrasilere karşı gösterdiği hoşgörünün kökeninde de buna benzer bir düşünce yer almaktadır. Soğuk Savaş ve 11 Eylül sonrası dünyada, İslamcılık, algılanan başat tehdit olarak, komünizmin yerini almış; ancak, korku aynı kalarak Arap dünyasındaki ayaklanmalara kararsız bir Amerikan tepkisi geliştirilmesine yol açmıştır. Bu nedenle, farklı seviyelerden çeşitli faktörlerin farklı güçteki etkileri, Amerika'nın Arap Baharı'na tepkisinin yönüne ilham verirken, jeopolitik, ahlaki ve stratejik kaygılar, kararsızlığa neden olmuştur. Tüm bu faktörlerin karışımının kökenleri, Amerikan devletinin kuruluş yıllarına kadar uzanmakta ve ABD dış politikasının içkin realpolitik-moralpolitik ikilemini yansıtmaktadır.

Author

Dr. Can Donduran

How to Cite

Can Donduran (Doktora Tezi). The dilemma of U.S. foreign policy during the Arab Spring: From moralpolitik to realpolitik, 2021, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University