Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması: Türkiye örneği
2022
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Akif Emre Öktem
Özet (TR)
Bir mahkemeye başvururken başvurucunun temel amacı dava sonucunda elde edeceği karardan öte kararın işaret ettiği ihlalin ortadan kaldırılmasıdır. İhlalin ortadan kaldırılması için çeşitli mekanizmalar vardır. İç hukukta kararların uygulanması icra daireleri ve kolluk marifeti ile yapılmaktadır. Uluslararası hukukta iç hukuktaki gibi bir icra birimi ve kolluk gücü olmadığından kararların uygulanması daha büyük zorluklar içerir. Türkiye'nin yargılama yetkisini tanıdığı AİHM de bu zorluluklarla yüzleşmektedir. Bu tez, genel çerçevede uluslararası hukukta ihlal kararlarının uygulanmasını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, özellikle AİHM'in tespit ettiği hak ihlallerinin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ihlal kararlarının nasıl uygulanacağı açıklanmaya çalışılmıştır. Mevcut durumda Türkiye'de AİHM kararlarının nasıl uygulandığı ve uygulamada çıkan sorunlar belirlenmeye gayret edilmiştir. Bu amaçla, öncelikle uluslararası hukukta ihlallerin ortadan kaldırılması ve tekrarlanmaması için belirlenen temel ilkeler ortaya konmaya çalışılmıştır. Tezin ilk kısmında ihlalin ortadan kaldırılması için devletlerin sorumlulukları, uluslararası mahkeme kararları ve uluslararası metinlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Uluslararası hukukta bir ihlal durumunda, sorumlu devletin ihlali durdurma, onarma ve tekrarlanmama garantisini vermesi gerekir. Bu sistemin temel özelliği giderimleri niteliklerine göre ayırmaktır. Ayrımın temeli ise ihlalin sürecine dayanmaktadır. Eğer ihlal devam ediyorsa durdurma giderim tedbiri uygulanacaktır. İhlal sona ermiş ise öncelikle eski hale iade, sonrasında tatmin ve tazmin yöntemine başvurulacaktır. Eğer geleceğe yönelik ihlallerin engellenmesi gerekiyorsa tekrarlanmama garantisi verilecektir. Giderim tedbirleri bir bütün olup bunların adeta bir hekimin hastanın uygun tüm tedavileri gerektiği şekilde tek tek veya toplu olarak uygulayacağı bir sistemdir. Özellikle tazminatın asıl ve birincil giderim yöntemi olduğu düşüncesi, yanlış olmanın dışında insan hakları düşüncesi ile taban tabana zıt bir kabuldür. İlk bölümün ikinci kısmında Avrupa Konseyi sisteminde kararların uygulanma usulü ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bölümde konu ile doğrudan ilgili pilot dava usulü ve kararların uygulanmadığının tespiti için AİHM'e gönderilmesini içeren "ihlal prosedürü", Bakanlar Komitesinin kararların uygulanmasının denetim usulü ve uygulanmaması durumunda ne tür tedbirler aldığı açıklanmıştır. Kararların uygulanmaması Avrupa Konseyi'nin temel sorunlarından biri olarak durmaktadır. Avrupa Konseyi bağlamında uzmanlar ve yetkililer dava yoğunluğunun insan hakları sistemi tıkamaya başladığını ve sisteminin çökmesine sebep olabileceğini ifade etmektedir. Bunu engellemek için alınacak en önemli tedbir, kararların etkin bir şekilde uygulanmasıdır. Avrupa Konseyi yapısı gereği oydaşmacı bir sistemdir. Yani üyelerinin insan hakları, demokrasi ve hukukunun üstünlüğü çerçevesinde iş birliğine dayanan, üyelerin birbirleri ve Avrupa Konseyi organları ile çok boyutlu iş birliğine ve teşvikine dayanan bir sistemdir. Bu anlamda Avrupa Birliği gibi ekonomik ve siyasi bir birliğe dayanan, regülasyon ve yaptırım ile standartları uygulatan bir yapıdan oldukça farklıdır. Avrupa Konseyi sisteminde kararların uygulanmaması sorununun çözümü iş birliği ve teşvike dayanmaktadır. Kararların uygulanması, Avrupa Konseyi organları olan Bakanlar Komitesi, Parlamenterler Meclisi ve İnsan Hakları Komiseri ile Kararların İcrası Dairesi gibi birimleri içine alan, üye devletler ve üye devletlerin yasama, yargı ve yürütmenin etkin bir şekilde iş birliğini gerekli kılar. Kararların İcrası Dairesi tarafından tespit edilen uygulanmama sorunlarının Bakanlar Komitesinin denetimi ve baskısı, Parlamenterler Meclisinin araştırma, rapor ve soruşturmaları ve İnsan Hakları Komiserinin teşvik ve çözüm önerileri ile taraf devletlerin yasama, yürütme ve yargı organları ile kurulan çok boyutlu ilişki ile çözülebilecektir. Avrupa Konseyi'nde kararların uygulanması önemli oranda Bakanlar Komitesinin siyasi denetimi yolu ile sağlanmaktadır. Bu anlamda pilot dava usulü, kararların uygulanması usulüne hukuki bir bakışı ifade etmektedir. Pilot dava usulü, AİHM'in 2004 yılından verdiği Broniowski/Polonya kararından beri uyguladığı bir yargılama usulüdür. Pilot dava usulü, dinamik yorum metodunun en orijinal uygulamalarından biridir. AİHM, Sözleşme kapsamında düzenlenen farklı usulleri bir araya getirerek yeni bir usul ortaya koymuştur. AİHM bu pilot dava usulünü benimsemesinin en temel iki sebebinden biri iş yükünün altından kalkılamayacağı kadar artmasıdır. Diğer sebep ise kararların etkin bir şekilde uygulanmamasıdır. Pilot dava usulü konusunda yaşanan başka önemli bir sorun da tekrarlanan davaların dondurulması ve iç hukukta yeni oluşturulan başvuru yolu sebebi ile davaların düşürülmesidir. AİHM'in pilot dava uygulaması sonucu bu davalar tekrar iç hukuka geri dönmektedir. Eğer gerekli giderim sağlanamaz ise AİHM'in bu davaları tekrar incelemesi gerekecektir. Başarı şansı düşük olan ve taraf devletin kapsamlı bir çözüm önerisi getirmediği davalarda ise tekrarlanan davaların iç hukuka geri gönderilmesi yerine ihlale karar verilmesi başvurucuların hakkını korumak anlamında daha etkili bir yoldur. Pilot dava uygulamasının özellikle esasa ilişkin yaygın ihlal durumunda önemli sorunlar bulunmaktadır. Aslında bu davada her biri tam olarak diğerlerinin kopyası olmadığı aksine her davanın kendine özel bir hikâyesinin olduğu bir seri ihlal durumu vardır. Bu farklı ihlalleri tek bir pilot kararla çözmek kolay değildir. Aksine birbirinden farklı birçok durumu görmezden gelerek standart bir çözüm bulunması ihlalin görünmez olması sonucunu doğurmaktadır. Kararların uygulanmadığının tespiti için AİHM'e gönderme usulüne, 14 No'lu Protokolün yürürlüğe girdiği 2010 yılından beri iki kez başvurulmuştur. Önemli bir araç olmakla birlikte yaygın bir şekilde kullanılması durumunda bu müessese de itibardan düşecektir. Son bölümde Türkiye'de kararların nasıl uygulandığı ve uygulama konusunda çıkan sorunlar ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bölümde tüketici bir şekilde bütün kararları incelemek yerine yaygın ve sistematik sorunlara karşılık gelen ihlal grupları örnekleme metodu ile seçilmeye gayret gösterilmiştir. Kararların uygulanmasında karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Taraf devletler, AİHS 1. maddesine göre Sözleşme'deki hakları yetki sınırları içinde herkese tanıyacağını ve 46. maddeye göre AİHM kararlarını uygulayacağını açıkça kabul etmişlerdir. Dolayısı ile taraf devletler, Sözleşme'yi imzalayarak uluslararası anlamda AİHM kararlarını uygulamayı taahhüt etmiştir. İç hukuk açısından bakıldığında ise AİHS, Anayasa'nın 90. maddesine göre kanun hükmündedir. Dolayısıyla AİHS 1. ve 46. maddesi kapsamında Türkiye'nin kararlara uyma yükümlülüğü iç hukuk anlamında da bağlayıcıdır. Ayrıca Anayasa'nın 90/son maddesinde anlaşıldığı üzere temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir uluslararası sözleşme olan AİHS ile kanunlar arasında çıkan ihtilaflarda AİHS hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla AİHS ve AİHM kararları Türk iç hukukunda da bağlayıcıdır. Türkiye, aleyhine en çok ihlal kararı verilen ve kararları uygulamayan ülkelerin başında gelmektedir. Konseyin en eski üyelerinden olmasına rağmen ihlal yoğunluğu açısından Sözleşme'ye 90'lı yıllarda dâhil olan eski komünist ülkeler kategorisindedir. AİHM Büyük Dairesini,11.7.2022 tarihli Kavala/Türkiye "ihlal prosedürü" kararı Türkiye'nin kararları uygulanmaması sorununu yeni bir boyuta taşımıştır. Türkiye, kararları uygulamadığının AİHM tarafından resmi olarak tespit edildiği ikinci ülke olmuştur. Türkiye'nin Kavala/Türkiye kararını uygulamamaya devam etmesi durumunda, Avrupa Konseyi üyeliğinin durdurulması ve üyelikten çıkarılması gündeme gelebilecektir. Türkiye'nin başarılı şekilde uyguladığı kararlar genellikle usule ilişkin spesifik ihlal kararlarıdır. Örneğin DGM'nin asker üyesinin kaldırılması gibi. Bunun dışında usule ilişkin kapsamlı sorunlar konusunda bazı tedbirler alınsa da kapsamlı çözüm getirilmesi noktasından uzaktır. Önemli ihlal gruplarını oluşturan esasa ilişkin ihlallerin çoğu sistematik ve yapısal bir soruna işaret etmektedir. Bu sorunlar konusunda pek çok mevzuat değişikliği ve kimi idari tedbirler alınsa da sorunun gerçek anlamda çözülmesi mümkün olmamıştır. Sorunların çözümünü engelleyen en önemli sebeplerden birisi giderimlerin bir bütün olarak algılanmaması ve sorunlara arızi çözümler bulunmasıdır. Bunların başında pek çok önemli ihlal durumunu ortadan kaldırma için sadece tazminat ödemekle yetinmesi gelmektedir. Türkiye'de var olan "unutma kültürü", kararların uygulanmaması sorununa çözüm bulunamamasının en önemli sebeplerinden birisidir. Bu ise mağdurlar için ilk giderim olan haksızlığın dile getirilmesini engellemektedir. Kendini ifa edememe, mağdurlar açısından açık bir yara gibi çözümün diğer aşamalarına geçilmesini engellemektedir. Makul olmayan uzun yargılama sürelerinde asıl giderim yargılamanın bir an önce sonuçlandırılmasıdır. Buna yönelik olarak belirli süreleri geçen davalar için öne alma, duruşma aralarını kısa tutma, istinaf mahkemesince incelenme gibi özel giderim mekanizması bulunması gerekir. Ancak bunlardan sonra ödenecek bir tazminat faydalı olacaktır. Yine benzer şekilde zorunlu göç durumunda mağdurlara tazminat ödemekle yetinmek sorunu görmezden gelmek anlamına gelecektir. Öncelikle mağdurlar açısından gerçeği bilme hakkının kullanılması gerekir. Bu bağlamda zorunlu göçün aydınlatılması için hakikat komisyonlarının kurulması gerekir. Bundan sonraki en önemli aşama faillerin cezalandırılmasıdır. Bu iki konu kalıcı bir çözüm için ön şarttır. Daha sonra mağdurların ve çocuklarının rehabilite edilmesi ve köye dönmek isteyenlere imkân tanınması gerekmektedir. Ancak bu şartlar meydana geldikten sonra eksik kalan ve başka şekilde telafisi olmayan ihlaller için tazminat ödenmesi mümkündür. Bütüncül bir bakış açısı olmadan sadece tazminat ödenmesi çoğu durumda mağdurlar açısından sus payı olarak algılanmaktadır. Sorunun temellerine inilmeden bulunan çözümler ise uzun vadede başka sorunlara kaynaklık etmektedir. Türkiye'nin kararların uygulanması konusunda yaşanan önemli bir sorun devletin negatif yükümlülüğü konusundaki anlayış sorunudur. Bunun en güzel örneği TCK ve Terörle Mücadele Kanun'unda yapılan değişikliklerde "tahkir, tezyif ve sövme kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez" ve "haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz" şeklindeki değişikliktir. Aslında ifade özgürlüğünü geliştirmek amacı ile yapıldığı belirtilen bu değişiklikler aksi bir sonuç doğurmaktadır. İfade özgürlüğünün sınırlamanın asıl, özgürlüğün istisna olması sonucunu doğurmaktadır. Bu sorunun aşılmasının yolu ise kanunlarda ifade özgürlüğünü sınırlayan hükümler, "özgürlük asıl-sınırlama istisnadır" ilkesine göre tekrar gözden geçirilmesidir. Kararların etkin bir şekilde uygulanmasını engelleyen en önemli sebeplerden birisi de ilgili makamların ve kamuoyunun gerekli kararlılığı ve iradeyi göstermemesidir. İhlale sebep olan birçok dava yapısal bir sorundan kaynaklanmaktadır. Bu sorunların çözümü ise ancak kapsamlı ve uzun vadeli bir program uygulanması ile mümkündür. Kararların etkin bir şekilde uygulanabilmesi için yürütmenin ve hükümetin kararlı bir şekilde süreci takip etmesi, geniş halk kitlelerini rahatsız edecek kimi durumda ikna ve rehberlik etmesi, sürecin sağlıklı şekilde ilerlemesi için hayati bir öneme sahiptir. Olması gerekenin aksine olarak Türkiye'de yaygın şekilde AİHM kararları, yürütme makamları ve yöneticilerce eleştirilmektedir. Her ne kadar bu ifadeleri genellikle Avrupa Konseyi kurumları nezdinde resmi olarak dillendirilmese de kararların uygulanması sürecini baltalamaktadır. Bir kısım AİHM kararları sistematik ve yaygın bir soruna işaret etmektedir. Bu tür bir sorunun çözümü de yıllarca sürecek bir programla mümkün olabilir. Fakat kararların uygulanması konusunda yöneticilerin olumsuz söylem ve tutumları bu çalışmaların altını oymaktadır. Siyasilerin bu söylemlerinden yargı erkinin de etkilendiği sıklıkla görülmektedir. Siyasiler tarafından yapılan açıklamalardan sonra tutuklanma ve daha önce salınan kişilerin tekrar tutuklandığı örnekler görülmektedir. Benzer şekilde AİHM kararlarını etkisiz kılacak yargı kararları da bu açıklamaların ardından alınmaktadır. Aslında bu durum Türk yargı sisteminin bağımsızlık ve tarafsızlık sorununu açıkça göstermektedir. Hâkim ve savcı atamalarının objektiflikten uzak olması, hâkim ve savcıların yer değiştirme ve terfilerinin güvence sisteminin yetersizliği görevlerini yaparken bağımsız karar almalarını engellemektedir.
Yazar
Dr. Muammer Öz
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Muammer Öz (Doktora Tezi). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması: Türkiye örneği, 2022, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Deep learning-based detection and segmentation for 3D perception of the urban world(2025)
- Hümanizm ve transhümanizm düşüncesinde tabii hak anlayışı(2025)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
