DoctorateOpen Access

The role of Internally Displaced People (IDPs) in securitization in Azerbaijan's Nagorno-Karabakh policy

2022
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Ali Faik Demir

Abstract (TR)

Bu çalışmada, Azerbaycan ve Ermenistan arasında henüz Sovyetler Birliği çözülmeden önce ortaya çıkan Dağlık-Karabağ sorununun güvenlikleştirilme süreci incelenmekte ve bu süreçte yerinden edilmiş kişilerin rolü araştırılmaktadır. 1988- 1994 yılları arasında yaşanan çatışmada, Dağlık Karabağ ve çevresindeki Ermenistan tarafından işgal edilen yedi bölgeden Azerbaycan'ın farklı şehirlerine kaçmak zorunda kalmak suretiyle bu insanlar, bu çalışmanın belkemiğini oluşturan bir statüye kavuşmuştur: Yerinden edilmiş kişiler (YEK). Birleşmiş Milletler'in (BM) Ülkesinde Yerinden Edilmiş Kişilere İlişkin Kılavuz Ülkeler'e göre bu insanlar, mültecilerle aynı uluslararası hukuk kurallarına tabi değildir ve aynı hak ve sorumluluklara sahip değildir. Onlar, kendi ülkeleri sınırları içerisinde göç etmek zorunda kalmışlardır ve hükümetlerinin kendilerine gerekli yardım ve koruma sağlama sorumluluğu vardır. Mültecilerin, genellikle savaşla ilişkilendirilen bir kırılma noktasından sonra bir başka ülkede devam eden bir hayatları vardır. YEK'ler ise silahlı çatışma, yaygın şiddet, insan hakları ihlalleri ve insan eliyle ya da doğal sebeplerle gerçekleşen felaketler dolayısıyla bulundukları ülke sınırları içinde zorla yer değiştirmiş kimselerden oluşmaktadır. Literatürde mülteciler ve mültecilerin güvenlikleştirme süreci ile ilgili oldukça fazla çalışma var iken YEK'lere daha az değinilmektedir. YEK'ler, çoğunlukla mültecilerle karıştırılmakta ve bazı özel ihtiyaç ve güvenlik taleplerine gereken önem verilmemektedir. YEK'lerin güvenlikleştirme konsepti bağlamında incelendiği çalışmalara ise nadiren rastlanmaktadır. Aslına bakılır ise bu kişiler, bulundukları ülkenin vatandaşları olmaya devam ettikleri için gerek askeri, gerek siyasi, gerekse de toplumsal, ekonomik ve hatta çevresel güvenlik sektörlerinin her birinde güvenlikleştirme öznesi olarak yer almaktadır. Ancak bağlama ve siyasi iradeye bağlı olarak güvenlikleştirme sürecinde üstlendikleri roller değişebilir. Bu bağlamda çalışma, daha az değinilen bir dezavantajlı grup olan YEK'leri güvenlikleştirme kuramı çerçevesinde ele almakta ve literatüre önemli bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, mevcut literatürde yaygın olarak, realist varsayımlardan yola çıkarak askeri güvenlik bağlamında ele alınan bir konu olan Dağlık Karabağ çatışmasını tarihsel, kültürel ve hukuki özellikleriyle bir bütün olarak ele almaktadır. Bu bütüncül yaklaşım, sorunu sadece tespit etmekten ziyade onu derinlemesine anlamayı ve yorumlamayı içermektedir. Soruna sebep olan bazı tarihsel gerçeklikler ve düşmanlıkları/yanlış algılamaları ve ötekileştirme çabalarını görmezden gelmeden bunların kökenlerini anlamaya çalışmaktadır. Böylece bundan sonraki çalışmalarda çözüm için de bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Bu bakımdan tez, yukarıda bahsedildiği üzere realist paradigmanın sınırlamalarının ötesinde, konstrüktivist bir terim üzerinden meseleyi analiz etmeye çalışmaktadır. Pozitivizm ve post pozitivizm tartışmasında kendini orta noktada konumlandıran konstrütivist bakış açısından kaleme alınan bu tez, tarihsel olaylara verdiği önem, kimlikle ilişkili öğelere yaptığı vurgu ve özneyi anlama çabası nedeniyle bu yelpazede eleştirel düşünceye yakın durmaktadır. Kimlik tartışmalarının yoğun olduğu ve tarihsel düşmanlıkların hüküm sürdüğü etnisite-toprak temelli bir çatışmayı objektif bir gözle analiz etmede araştırmacıya oldukça zorlu bir görev düşmektedir. Konunun güvenlikleştirilme boyutu da analize dahil edildiğinde araştırmacının sorunlara yaklaşırken ahlaki ve etik ilkeler üzerinden hareket etmede daha özenli ve hassas davranması gerekmektedir. Bunu başarabilmek için çalışma boyunca ele alınan her konu başlığında Azerbaycanlıların ve Ermenilerin görüşleri eşit ve adil bir şekilde sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmadaki terimler ya da tarihsel veriler araştırmacının tercihine bağlı olarak değil, konunun daha iyi anlaşılmasına hizmet etmek için ve literatürde yer verilme yaygınlığına bağlı olarak kullanılmıştır. Çalışma genelinde niceliksel veriler ve niteliksel veriler birbirlerini desteklemek ya da doğruluğunu sorgulamak amacıyla kullanılmıştır. Örneğin, YEK'lerin sayıları başta olmak üzere bu coğrafyada gerçekleşen nüfus hareketleri konusunda farklı rakamlara ulaşıldığında söz konusu veriler karşılaştırma yapılmasına imkan verecek şekilde bir arada sunulmuştur. Benzer bir durum, üzerinde çok fazla anlaşmazlık olan, genellikle niteliksel verilere dayanan meseleler için de geçerlidir. Bu meseleler söz konusu olduğunda tarafların argümanları karşılaştırmalı olarak verilmiş ve okuyucunun çapraz okuma yapması sağlanmıştır. Taraflar arasında sıklıkla uzlaşmazlık konusu olan ve en çok çarpıtılan konular, aslında güvenlikleştirme söylemine en fazla maruz kalan konulardır. Dolayısıyla bu durum bile çatışmanın, anlaşmazlık noktaları üzerinden tehdit ve düşmanlık söylemlerini artırarak en üst düzeyde güvenlikleştirildiğinin kanıtı olarak gösterilebilir. Çalışmada teorinin uygulanması bir vaka incelemesi üzerinden gerçekleştiği için öncelikle kavramlar (güvenlikleştirilme ve yerinden zorla edilme) detaylı bir şekilde araştırılmış ve hatta bu iki konuya bir bölüm ayrılmıştır. Bunun yanısıra teoriye yönelik eleştiriler titizlikle incelenerek benzer eleştirilerin Dağlık Karabağ meselesinin güvenlikleştirilmesinde de söz konusu olup olmadığı irdelenmiştir. Liderlerin konuşma metinleri incelenmiş ve bunların güvenlikleştirme sürecine etkisi sorgulanmıştır. Güvenlikleştiren liderlerin açıklamalarında sıklıkla vurguladıkları olay ya da olgular üzerinden tarihsel düşmanlık temaları, gerçek ya da algılanan tehditler ve ötekisi için geliştirilen stereotipler anlaşılmaya çalışılmıştır. Dağlık Karabağ meselesi, Rusların bölge üzerinde yüzyıllar süren etnisite ve toprak temelli politikalarının, tarihsel dinamiklerin ve politik kültürünün bir parçası olarak yüksek derecede güvenlikleştirilmiş bir etnik çatışmadır. Sovyetlerin böl ve yönet politikası, milliyetler politikası ve Sovyetleştirme çabaları, Birliğin çözülmesinin ardından bağımsızlığını kazanan devletlerin iç güvenlik sorunlarındaki çözümsüzlükte kendini göstermeye devam etmektedir. Dağlık Karabağ'da tarihsel ve siyasi olarak sorunların oluşumunda ve köklenmesinde bu denli önemli rol oynayan Rusya'ya sorunun barışçıl çözümüne ilişkin verilen rol ironik görünmektedir. Dağlık Karabağ çatışması sayesinde Rusya, bağımsızlıktan sonra bile hem Azerbaycan'ı hem de Ermenistan'ı sorunun çözümü konusunda kendine bağımlı kılmaya çalışmakta ve barışı gözlemek için bölgeye yerleştirdiği askerleriyle arka bahçesindeki varlığını güçlendirmektedir. Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ meselesinde egemenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik algıladığı tehditlerin, ikili devlet ilişkileri ya da bölgesel düzeyde reel bir zemini bulunmaktadır. Her şeyden önce Azerbaycan, 2020 savaşı öncesi topraklarının %20'sini Ermeni işgali dolayısıyla kaybetmiş bir devletti. Bundan daha gerçek bir tehdit olmasa gerek. Ancak gerçek tehditlerin yanı sıra, düşmanlık içeren söylemlerden doğan endişe verici algılar vardır ki bunlar askeri tehditleri sürekli canlı tutmakta ve güçlendirmektedir. Azerbaycan ve Ermenistan arasında gerçek ya da algılanan tehditler, bölgesel istikrarı da tehdit etmekte, bu iki devleti dış müdahaleler karşısında daha savunmasız bırakmaktadır. Bağımsızlıklarından beri siyasi gündemlerinin en üst noktasında duran Dağlık Karabağ meselesi, hem Azerbaycan hem de Ermenistan için büyük gurur ya da büyük yıkım/aşağılanma konusu olabilmektedir. Azerbaycan ve Ermeni liderlerin yükseliş ve düşüş hikâyelerinin savaştaki başarı ya da başarısızlıklara denk gelmesi şaşırtıcı değildir. Bunun yanı sıra, meselenin varlığından iç siyasette de faydalanma durumu söz konusu olabilmektedir. İlk olarak, Dağlık Karabağ'da yaşanan bir başarısızlık, rejim güvenliği ve meşruiyet krizi meselesine dönüşebilmektedir. Savaşta kazananın gücü meşru görünmektedir. Savaşta kaybedenin ise ülkeyi yönetmeye muktedir olmadığı düşünülmektedir. İkinci olarak, Dağlık Karabağ meselesi muhaliflerin iktidarları devirme ya da zayıflatmada kullandıkları manevra araçları olabilmektedir. Dolayısıyla bu konunun güvenlikleştirilmesinde iktidarın yanı sıra muhaliflerin de büyük çıkarı vardır. Üçüncü olarak, Dağlık Karabağ meselesi bağımsızlıktan sonra ciddi sosyoekonomik problemler yaşayan Azerbaycan'ın diğer iç güvenlik problemlerini ikincil önemde görmesinde etkili olmuştur. Bir beka sorunu olan Dağlık Karabağ çatışmasının üstesinden gelmeden diğer sorunlara öncelik vermenin dikkat dağıtıcı ve hatta zorlayıcı/tehdit edici yanları olabileceği kanısı yaygındır. Meselenin güvenlikleştirilmesinin diğer sorunları ikincil önemde gösterme ve sorumluluk almaktan kaçınma üzerindeki kolaylaştırıcı rolü büyüktür. Dördüncü olarak, Dağlık Karabağ meselesinde YEK'lerin problemleri mi yoksa onların yeni yerleşim yerlerinde yarattıkları iddia edilen tehditler mi tartışılacaktır? Bu konu aslında, güvenlikleştirme sürecinde YEK'lerin nerede konumlandırıldığı ile ilişkilidir. YEK'lerin güvenlikleştirme söylemlerindeki rolünün onlara yönelik bakış açısına göre değiştiği gözlemlenmektedir. YEK'ler, ilk olarak direkt tehdit altında olan unsurlar olarak tanımlanabilir. YEK'ler, Ermeni işgali karşısında savaşın yıkıcılığını en yakından görmüş, evlerini terk etmek zorunda kalmış ve hala da diğer tüm Azerbaycan vatandaşları gibi hem operasyonel anlamda hem de propaganda şeklinde saldırı tehdidi altında olan bir gruptur. Dağlık Karabağ çatışmasında tehdit edilenin devlet/rejim güvenliği olduğu düşünülür ise YEK'lerin güvenlikleştirme eylemi içindeki rolleri fonksiyonel aktör şeklinde de görülebilir. Fonksiyonel aktörler, tehdit edilen grup içinde sayılmadıkça varlıkları ile güvenlikleştirme sürecini olumlu ya da olumsuz anlamda etkileyebilen gruplardır. YEK'ler aynı zamanda o ülkenin vatandaşları oldukları için dinleyici konumundadırlar. Güvenlikleştirme hamlesinin kabul edilip rızalarının alındığı ve karizmatik liderlerinin hayata geçirdiği olağanüstü tedbirlere onay veren dinleyicilerdir. Bunlara ek olarak, YEK'ler yeni gittikleri yerlerde ya da geri döndükleri eski yerleşim yerlerinde tehdit olarak algılanabilmektedir. Bu da toplumsal düzeyde yeni bir güvenlikleştirme sürecinin doğuşuna sebep olabilir. Aslına bakılır ise Azerbaycan örneğinde siyasi ve toplumsal güvenlik sektöründe böylesi bir güvenlikleştirilme hamlesinden bahsetmek mümkün değildir. Bununla beraber, yerel halkın yerinden edilmiş kişilere bakış açılarında bazı zıtlıklar olduğu ileri sürülmektedir. YEK'ler, kimliklerin ikiliğine işaret etmesi bakımından iyi bir örnektir. Eğer YEK iseniz ―yoldaş, savaş mağduru, kurban, savaşçı, kahraman‖ da olabilirsiniz, ―savaştan kaçmış, kaynakları yağmalayan, yerel halkın iş olanaklarını elinden alan, düzen bozan‖ biri olarak da tanımlanabilirsiniz. Bu kişilere çıkarlara ve şartlara göre değişen ve manipüle edilmeye açık ikili kimlikler atfedilebilmektedir. Tüm bu veriler, Dağlık Karabağ meselesinde güvenlikleştirilme sürecinin Azerbaycan'da sadece tek bir karizmatik aktöre özgü olmadığına, tarihsel ve kültürel farklılıklar ve anlaşmazlık noktalarının önceki liderlerden ve yapılardan ödünç alınan ve sürekli kendini üreten bir güvenlikleştirme sürecinin varlığına işaret etmektedir. Üstelik bu güvenlikleştirme süreci sadece ötekinin reddedilmesinden doğmamakta, ötekinin ürettiği söylemler üzerinden de güçlenmektedir. Dolayısıyla çalışma hazırlanırken sadece Azerbaycanlı liderlerin söylem ve politikalarına vurgu yapılmamış, Ermeni liderlerin söylemleri de incelenmiştir. YEK'ler, her ne kadar Azerbaycan devleti tarafından yardımlar yapılsa da hep topluma tam entegre edilmeyen ve bir gün anavatanlarına dönüşü hayal edilen gruplar olmuştur. 2020 Savaşı sonrasında Azerbaycan'ın askeri zaferinin etkisiyle YEK'lerin dönüşünün konuşulduğu bu dönem, devletin yerinden edilmeye verdiği önemi doğrular niteliktedir. YEK'lerin varlıkları üzerinden hafızalar canlı tutulmuş, milliyetçi ve vatanperver duygular güçlendirilmiş, düşmanın varlığı lanetlenmiş ve Büyük Dönüş gününde bu kişilerin evlerine, topraklarına kavuşacağı anlatılagelmiştir. Şu an Ermenistan işgalinden kurtarılan bölgelerde akıllı köyler kurularak geri dönüş özendirilmektedir. Geri dönüş, Kılavuz ilkeler başta olmak üzere uluslararası hukuk ve normlara uygun olarak gönüllülük esasına dayalı şekilde ve güven içinde gerçekleşmelidir. Görüldüğü üzere yerinden edilme, bir defa olan ve bu insanlar eski evlerine döndüklerinde sona eren bir süreç değildir. Yeni yere yerleşme, entegrasyon ve geri dönme süreçlerini de kapsamaktadır. Dağlık Karabağ örneğinde bu kişilerin geri dönüşü sürecinde ve sonrasında da problemler yaşanabileceği öngörülebilir. Kimler dönmeye hak kazanacaktır? Terk ettikleri evlerini ve diğer mülkiyetlerini yerinde bulabilecekler midir? Döndükleri yerlerde ekonomik ve sosyal hayata uyum sorunları yaşanacak mıdır? Ermeni tarafı, vatanına geri dönen Azerbaycan vatandaşlarının bölgede çoğunluk oluşturmasından ve olası bir referandumda statü değişikliğinin yapılmasına sebep olmalarından endişe etmektedir. Azerbaycan ise dönüşü cazip kılmanın yollarını oluşturmaktadır. Güney Kafkasya'da, özellikle de vatan sevgisi ve özlemin edebi eserlere konu olduğu Dağlık Karabağ'da hikâyelerin yıkıcı ve iyileştirici gücü vardır. YEK'lerin hikâyelerinin, bölgede güvenlikleştirmeye ya da güvenlikdışılaştırmaya yönelik her siyasi eylemin kıvılcımı olmaya devam edeceği varsayılabilir. Hiçbir siyasi lider, travmaların ateşiyle harmanlanan böylesi bir hikayeleştirici güçten vazgeçmek istemeyecektir.

Author

Dr. Arzu Turgut

How to Cite

Arzu Turgut (Doktora Tezi). The role of Internally Displaced People (IDPs) in securitization in Azerbaijan's Nagorno-Karabakh policy, 2022, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University