DoktoraAçık Erişim

Batı faktörünün etkisinde Türkiye-İsrail ilişkilerinin politikası

2004
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Özet (TR)

331 ÖZET Bu çalışmada, Türkiye'nin Orta Doğu politikasının oluşturulmasında temel faktör olan Batı ile ilişkilerinin etkisi ve bunun yansımaları altında, Türkiye-lsrail ilişkileri analiz edilmiştir. Önce, Orta Doğu'nun bu iki önemli aktörü arasındaki ilişkileri etkileyen faktörler açıklanmış; daha sonra, bölgesel ve küresel güçler arasındaki etkileşimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan tarihsel kesitler içinde, Türkiye- İsrail ilişkileri ortaya konulmuştur. Komşu Arap ülkelerinin tüm karşı çıkışlarına rağmen, İsrail, kurulduğu 1948 yılından itibaren, güvenlik ve uluslararası kabul arayışında olmuş; bölgenin Müslüman ancak Arap olmayan diğer önemli gücü Türkiye ile ilişkilerine daima önem vermiştir. İsrail, Soğuk Savaş döneminde, inişli çıkışlı uzun bir ilişkiler döneminin ardından, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, özellikle Körfez Savaşını takiben, Türkiye ile çok boyutlu ve geniş kapsamlı bir ilişkiyi tesis etme imkanını yakalamış ve bunu stratejik bir ortaklık şeklinde sürdürmeyi başarmıştır. Bu çalışma, Türkiye'nin, Orta Doğu'nun meselelerine karışmama politikasını, Batı'nın yararına olarak değiştirdiği zamanlarda karşılaştığı tepkileri ve yaşadığı uluslararası yalnızlığı ortaya koymaktadır. Sovyet tehdidi algılaması ve bunu dengelemek için Batı'ya yönelme çabaları, Türkiye'yi, Batı'nın çıkarlarının bölgedeki bekçisi ve sözcüsü durumuna getirmiştir. Türkiye, izlediği politikalarda, denge oyunlarında, ne yapacağı, nasıl davranacağı önceden belli bir oyuncu olarak başarılı olamamıştır. Bu başarısızlığın sonucu olarak, Türkiye, çok yönlü ilişkiler geliştirememiş; ortak olarak gördüğü Batılılar da dahil olmak üzere, uluslararası toplumun neredeyse tamamı tarafından yalnız bırakılmıştır.332 Bu çalışmada, Türkiye-lsrail ilişkileri, üç bölüm ve her bir bölüm de dört ayrı konu halinde incelenmiştir. Birinci bölüm, İsrail devletinin kurulduğu 1948 yılından başlayıp 1965 yılında sona eren ilk yirmi yıllık dönemi kapsamaktadır. Bu ilk dönem, Türkiye'nin, Batı'nın bir parçası olma gayretleri ve uluslararası sorunlara Batı'nın lehinde yaklaşımları ile sembolize edilebilir. İkinci bölüm, Soğuk Savaşın sonuna kadar süren dönemi kapsar ve Türkiye'nin Batı ile ilişkilerindeki inişli çıkışlı seyre paralel olarak, çok odaklı dış politika arayışları ile karakterize edilebilir. Son bölüm, Soğuk Savaş sonrası dönemdir. Her bölüm, aşağıdaki dört çalışmayı içermektedir: -İsrail'in dönem içindeki dış politikası, -Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde dönüm noktaları, -Dönem içinde, Türk-Arap ilişkilerinde önemli hususlar, -Süper güçler arasındaki mücadele ve bu güçlerin Orta Doğu'ya yönelik politikaları. Bu farklı, fakat, birbiriyle bağlantılı konuların incelenmesi, bize, Türkiye-lsrail ilişkilerini etkileyen kritik zamanlan ve olayları vermektedir. Birinci dönemde, Türkiye Batı'ya angaje olmuş ve Batı'nın bir parçası olmak için gayret sarf etmiştir. Bundan dolayı, bölgedeki meselelere müdahil olmaktan kaçınmıştır. Fakat, bölgeye yönelik İngiltere'nin politikasına karşı koyamamış; tersine bu ülkenin politikasını desteklemiştir. SSCB-Mısır silah alımı anlaşmasının yapıldığı 1955 yılından sonra, bölgedeki İngiliz ve Fransız nüfuzu azalmaya başlamış ve buna paralel olarak, Sovyetler Birliği'nin bölgeye girdiği görülmüştür. Süveyş Savaşı'ndan sonra, ABD de bölgedeki güç oyunlarında etkili bir aktör haline gelmiştir. Batı'nın bir parçası olarak, Türkiye, bu dönemde İsrail devletini destekleyen ülkelerden birisi olmuştur. 1958'de, iki ülke arasındaki ilişkiler en üst seviyeye çıkmış ve taraflar gizli bir anlaşma ile Çevresel (Periferal) bir pakt oluşturmuşlardır. 1960'ların ortalarından Soğuk Savaşın sonuna kadar olan ikinci dönemde, Türkiye-lsrail ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Genelde, ilişkiler olumsuz olmuştur. Türkiye, Kıbrıs sorununda uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğundan, Araplara ve üçüncü dünya ülkelerine yaklaşmıştır. Arapların ekonomik zenginliği333 Türkiye'nin eğilimlerini belirlemiştir. Türkiye Araplara yaklaştıkça, israil'den uzaklaşmak durumunda kalmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönemde, Türkiye ve İsrail, işbirliği yapmak suretiyle ortak çıkarlarına ulaşabileceklerini anlamışlardır. Üst seviyede karşılıklı ziyaretler düzenlemek suretiyle, stratejik bir ortaklık yaratmayı başarmışlardır. İki ülkeyi birbirine yaklaştıran, bölgedeki ortak çıkarları, benzer tehdit algılamaları ve en önemlisi, ABD'ye ortak yönelimleri olmuştur. İlişkilerin çıkış noktası ve ağırlığı askeri nitelikli olmuş; ancak daha sonra diğer alanlarda da yoğun bir işbirliği yaşanmaya başlamıştır. israil ve Türkiye arasındaki stratejik işbirliği, Orta Doğu'nun en önemli uluslararası dinamiklerinden birisi olmuştur. Stratejik anlaşma, Türkiye'nin, Özellikle Sovyetlerden gelen tehdit algılamalarındaki değişimin bir sonucuydu. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, Türkiye, kendisini uluslararası ilişkilerde barış ve huzur içinde hissetmiş olmasına rağmen, belirsizlikler, istikrarsız bölgeler ve güvenlik riskleriyle çevrili olduğunu fark etmiştir. Türkiye, bu belirsizlikleri ve diğer tehditleri bertaraf etmek ve israil'in imkanlarını kullanarak caydırıcılık kabiliyetini artırmak için israil'i bir ortak olarak görmüştür. Uzun menzilli füze tehdidi altındaki Türkiye, en azından, bu tehdide karşı önleyici silah sistemlerine sahip olmak isteyecektir. Bulunduğu bölgenin istikrarsız yapısı nedeniyle, konvansiyonel askeri imkanlarını da genişletmeye devam edecektir. Türkiye'nin, savunma harcamalarında kısıntı yapmasına rağmen, dünyanın önde gelen silah üreticilerinden biri olan İsrail ile askeri işbirliği de en azından bugünkü seviyesinde devam edecek görünmektedir. Diğer taraftan, zamanla ABD'nin Irak'taki varlığından duyulacak rahatsızlık, bölge devletlerini işgalci konumundaki ABD üzerine yoğunlaştırırsa, Türkiye-Israil ilişkileri ikinci planda kalabilir. Ancak, böyle bir durum, bölgede hep ABD'yi çağrıştırmış olan İsrail ve Türkiye'yi de etkileyebilecektir, özellikle israil'in her durumda hedef alınması ihtimali mevcuttur. Bu tamamen ABD'nin Türkiye'ye biçeceği role bağlı olacaktır. ABD Türkiye'yi yanına alırsa, Türkiye-ABD-Israil birlikteliği, Araplar tarafından karşı cephe olarak değerlendirilebilir. ABD ile birlikte, ya da334 ABD'nin karşısında bir Türkiye'nin her iki durumda da, İsrail'le ilişkilerinde belirleyici faktör, genelde Batı, özelde ABD faktörü olacaktır. İlişkilerin geleceğini belirleyecek en önemli faktörlerden biri Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri olacaktır. Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi alması halinde, İsrail'e yönelik politikalarında bir değişiklik beklenmelidir. Bu değişiklik, ilişkilerin kopması şeklinde değil, Türkiye'nin, İsrail politikasını yavaş yavaş ABD çizgisinden, Avrupa çizgisine kaydırması şeklinde ortaya çıkabilir. Bu şekilde bir değişiklik, Türkiye'nin, dış politikasını, Irak ve Kıbrıs'tan sonra Ortadoğu'da da Avrupa ile uyumlaştırması anlamına gelecektir. Böyle bir durumda, Ankara, İsrail'in Filistin politikasına karşı giderek daha eleştirel ve sorgulayıcı bir tavır alacaktır. Ancak, geçmiş dönemlerde, iki ülke arasındaki ilişkilerde, Türkiye'nin İsrail'i eleştirmesinin nedeni, İsrail hükümetlerinin sertlik yanlısı politikalar izlemesi olmuştur. Bugün gelinen noktada, ilişkilerde oluşan gerilmenin belirleyici değişkeni AKP iktidarı değil, İsrail'deki Şaron iktidarıdır. Türkiye-lsrail işbirliğinin en zayıf halkası Filistin sorunudur. Ariel Şaron gibi, Filistinlilere yönelik olarak şiddeti öne çıkaran bir politika izleyecek her İsrail hükümeti, Türkiye ile oluşturulmuş olan ilişkinin zayıf halkasını koparacak bir hamle yapmış olacaktır. Türkiye'de, politik eğilimi ne olursa olsun, hiç bir iktidar Filistin konusunda, iç politik beklentilere cevap vermemezlik yapamaz. Arap komşularından ve içerideki radikal İslamcı gruplar ve politik unsurlardan gelen yoğun eleştirilere rağmen, Türkiye ve İsrail arasındaki stratejik işbirliği daha uzun süre devam edecek görünmektedir. İlişkilerin çok boyutlu yapısı onu özel bir yere koymaktadır. İki ülke arasındaki ilişkiler iç politik gelişmelerden etkilense de, Türkiye'nin İsrail'le ilişkileri, genelde Batı faktörünün etkisi altında kalmaya ve Batı faktöründen doğrudan etkilenmeye devam edecektir. Bu etkiyi, hem olumlu, hem de olumsuz bağlamda görmek gerekir. Ancak, iki ülke ilişkilerinin sadece Batı faktörünün etkisinde olacağı gibi bir sonuca da ulaşmamak gerekir.

Yazar

Recep Öztürk

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Recep Öztürk (Doktora Tezi). Batı faktörünün etkisinde Türkiye-İsrail ilişkilerinin politikası, 2004, Gazi University.

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Gazi University tezlerinden daha fazlası