Le bonheur le travail et les choix dans l'ethique
2016
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Ömer Aygün
Abstract (TR)
Bu çalışmada yaşamın amacı mutlu olmaktır varsayımından yola çıkıldı. Çalışan insanın yaşamında iş yaşamının önemli yer kapladığı, dolayısıyla çalışan insanın iş yaşamındaki memnuniyeti ile yaşamdaki mutluluğu arasında yakın ilişki olduğu düşünüldü. Çalışan insanların işleriyle ilişkilerine bakıldığında adeta bir memnuniyet yelpazesinin söz konusu olduğu görüldü; yelpazenin bir ucunda işlerini tutkuyla yapanlar, diğer ucunda gönülsüz çalışanlar yer alıyordu. İnsanın bu yelpazedeki yerini neler belirliyor olabilirdi? Doğuştan getirdiği özellikler, yaşadığı biyolojik/psikolojik değişiklikler, içine doğduğu aile ve içinde yaşadığı çevrenin ekonomik, sosyal, kültürel koşulları, hatta şans gibi fazla etkileyemeyeceği ama etkileşim içinde bulunduğu pek çok boyutun, insanın yaşamının bütünü gibi iş yaşamının belirlenmesinde de önemli etkisi olduğu düşünüldü. Ancak, pek fazla etki edemeyeceği bu boyutların yanında, insan yaptığı seçimlerle de yaşamını ve dolayısıyla iş yaşamını etkileyebiliyordu. Bu çalışmada insanın fazlaca etkileyemeyeceği biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel boyutlar paranteze alınarak, meslek/iş yaşamına ilişkin olarak nasıl hissettiği ile yaptığı seçimler arsasındaki olası ilişki araştırıldı. İnsan doğasından yola çıkılarak, iş yaşamında insanı mutluluğa götüren seçimlere ilişkin ortak bir payda bulunup, bulunamayacağı tartışıldı. Tartışma özellikle insan doğası, erdemler, mutluluk, seçimler, Aristoteles'teki "prohairesis", kendini bilme, potansiyel, seçimlerinde içsel ve diğerkam ya da dışsal ve rekabetçi unsurlara öncelik verme, kendi olma cesareti gösterme kavramları üzerinden yapıldı. Bunun için seçilmiş kavramlar tanımlandı, felsefe tarihinde ve günümüzde bu kavramların bireyin yaşamında kendini nasıl ifade ettiği felsefi yönden irdelendi. Ayrıca, filozofların görüşlerinin yanında kavramların insanın biyolojisi, psikolojisi ve sosyokültürel yapısı ile yakın ilişkisi sebebiyle, bütüncül bir sonuca ulaşmak amacıyla, bu konularda yapılan deneysel araştırma sonuçlarından da yararlanıldı. Birinci bölümde öncelikle çalışma, iş, meslek ve kariyer kavramları gözden geçirildi. Devamında iş seçimleriyle, insan doğası arasındaki ilişki incelendi. "İnsan her ne isterse onu olabilir mi?" sorusu soruldu. Bu çerçevede, insan doğası kuramları gözden geçirildi ve bu kuramlar üç gruba ayrıldı: 1) İnsan doğası doğuştandır, değiştirilemez (doğacı yaklaşım). 2) İnsan doğası doğuştan değildir, yapılır (yetiştirmeci yaklaşım). 3) İnsan doğası doğuştandır ve farklı etkiler altında gelişir (biyopsikososyal yaklaşım). Birinci görüşte olanlar insan davranışının kaynağının içgüdüler, evrim ve genler olduğunu iddia ediyorlardı. İnsanın doğası doğuştan ve değiştirilemezse, insanın baştan programlanması gibi bir durum söz konusu oluyordu. Bu durumda doğal olarak seçimlerden de söz edilemezdi. İkinci görüşte olanlar insanların verilmiş bir doğayla doğmadıkları, şekil verilecek kadar esnek olduklarını ileri sürüyorlardı. İnsanın doğuştan hiçbir doğası olmayıp, tamamen yapılan bir doğa söz konusu ise, insanın doğasından kaynaklanan hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan seçim yapabileceği, (çevre ya da kültürün önemine değinenler açısından, çevre ya da kültür buna uygunsa) var sayılabilirdi. Bu durumda da insanı mesleki anlamda yabancılaşmış ya da tutkulu ve coşkulu hissettirecek ortak bir payda bulmak pek mümkün olmayacaktı. Sonuncu görüşte olanlara göre ise insanın doğuştan gelen, ancak çevresiyle etkileşim halinde şekillenen, yani belirli bir esnekliği olan bir doğası bulunuyordu. Bu görüştekilere göre insanın bireysel gelişimin biyolojik (genler, doğum öncesi çevre, hormonlar gibi), psikolojik (gen-çevre etkileşimi, inançlar, duygular, beklentiler gibi) ve sosyal-kültürel (ebeveyn etkisi, arkadaş etkisi, kültürel normlar gibi) boyutları bulunmaktaydı ve bu yaklaşıma "biyopsikososyal yaklaşım" adı verilmekteydi. Eğer insan boş bir levha olmayıp, doğasındaki biyolojik unsurlar, psikolojik ve sosyal-kültürel unsurlar ile etkileşim halinde geliştirilebiliyorsa, buradan yola çıkarak kişiden kişiye değişmeyen ve insanı mesleki anlamda yabancılaşmış ya da tutkulu hissettiren ortak bir payda bulunabilirdi. Bilimsel araştırma sonuçlarının da desteklediği bu kuram doğru varsayılarak, buradan ilerlendi. Çevresiyle etkileşim halinde şekillense dahi, insanın doğuştan gelen bir doğası olduğundan söz edilebiliyorsa, insanın mutluluğundan ve kişiden kişiye değişmeyen mutluluk kriterlerinden de söz edilebilirdi. İkinci bölümde öncelikle felsefe tarihinde mutluluk kavramı kısaca gözden geçirildi. Felsefede mutluluk kavramı kendini mutçuluk (eudaimonism) olarak gösteriyordu. Bu görüş hayatın anlamını mutlulukta buluyor, insan davranışlarının mutluluk isteğiyle belirlendiği görüşüne dayanıyordu. Ayrıca bu görüş mutlulukla erdemli yaşam arasında ilişki kuruyor ve mutluluğu eğitim ve talim yoluyla ulaşılabilecek bir hedef olarak görüyordu. Bunun ötesinde, felsefe tarihinde mutçuluk kimi zaman hazcılık biçimine girmiş, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta öteki dünya mutluluğu söz konusu olmuş, Yeniçağ 'da ise bireycilikten yararcılığa geçilmişti. Öte yandan, felsefi teorilerden yola çıkarak yapılan deneysel araştırmalar, mutluluğa ilişkin olarak ileri sürülen felsefi teorilerin pek çoğunu doğruluyordu. Mutluluğun tanımında zorluk yaşayan psikologlar 1970'li yıllarda kişinin mutluluğunu eudaimonic (övgüye değer bir yaşamı olup olmadığı) anlamda değerlendirmeyip, kendini iyi hissetmesi anlamında değerlendirerek, kişinin yaşamında olumlu duygulanımın yüksek, olumsuz duygulanımın düşük düzeyleri çerçevesinde gerçekleşen genel bir tatmin duygusu anlamına gelen "öznel iyilik duygusu" (subjective well-being= SWB) kavramını üretmişlerdi. Bu anlamda insanın mutlu olması ve bunu ifade etmesi mümkündü. Araştırma sonuçlarına göre; iyimser ve açık yürekli olan, yakın arkadaşları ya da mutlu bir evlilikleri bulunan, iş ve boş zamanlarında yeteneklerini kullananlar, anlamlı bir dini inancı olanlar, bireysel kültürlerde yüksek özgüveni olanlar, kolektivist kültürlerde sosyal kabulü yüksek olanlar, iyi uyuyup, spor yapanlar mutluluğa daha yatkın görünüyorlardı. Aile ilişkileri, dostlar ve sosyal ilişkiler insan mutluluğuna en çok etki eden unsur olarak ortaya çıkıyordu. Gelir boyutunda, zorunlu ihtiyaçları karşılayacak ve orta sınıfa mensup olacak gelir mutluluğa katkı sağlarken, bunun üzerindeki bir gelir, tek başına insanın mutluluk seviyesine büyük bir etkide bulunmuyordu. Erdemli bir yaşam mutsuzluğa tampon görevi görürken, mutluluğu destekliyordu. İş, yalnızca gelir getirme boyutu ile ilişkisi dolayısıyla değil, kişinin kendisine saygısı ve sosyal ilişkileri boyutlarında da mutluluğa etki ediyordu. İşin türü de önemliydi. İnsana özyönetim duygusu vermeyen işler, insanların kendilerini cansız, değersiz hissetmelerine sebep oluyordu. Bunun yanında seçilen hedeflerin mutluluğa etkisi olabiliyordu; kişilerin aile odaklı ve diğerkâm yaşam amaçları olması durumunda yaşamlarındaki doyum ve anlam artıyordu. Bilim adamları insan ve işle ilgili araştırma sonuçları ışığında insanı mutlu edecek türdeki işlerin özelliklerine yönelik farklı teoriler ileri sürmüşlerdi. Bu teoriler ve mutlulukla ilgili araştırma sonuçları bir arada değerlendirilerek insanı mutlu edecek türde bir işin taşıması gereken temel özelliklere ilişkin bir liste oluşturuldu. Bu listenin bir kesinlik taşımadığı, yine de işle ilgili seçimler yapma durumunda olan bir insanın, seçim yapmadan önce, bu listede yer alan öğelerin, ilgilendiği iş ile uyumunu gözden geçirerek en azından bir iç görü kazanabileceği belirtildi. Mutlu eden işin özellikleri şöyle tanımlandı:1)Özerklik; işinde denetim sahibi olma, 2) ustalık; önemli bir konuda sürekli daha iyiye gitme, 3) amaç sahibi olma/aşkınlık; işi kendimizden daha büyük, daha yüce bir şey için yapma, 4)kişinin yatkınlığı bulunan belirli erdemleri ve bunlara ulaşacağı yolları (imza güçleri) kullanmaya olanak sağlama, 5) mümkün olduğu kadar çok akış yaşama (kişinin yetenekleriyle uyumlu bir konuya kendini başka bir şeyi umursamayacak kadar kaptırma, zorlanmadan sıkı çalışmaya girme ve geribildirim alma) olanağı sağlama.6) en azından temel ihtiyaçlara duyulan yoksunluğu giderecek ve çalışanı orta sınıfa dahil edecek miktarda bir gelir sağlama, 7) aile, dost ve sosyal ilişkilere gereken zamanı ayırma olanağı verme 8)rekabetçi eylemler yerine diğerkam yaşam amaçları edinmeye olanak sağlama. İnsan doğası ve insanı mutlu eden işin özellikleri bu şekilde belirlendikten sonra insanı iş yaşamında mutlu eden seçimlere yönelik ortak payda arayışına devam edildi. Bunun için öncelikle seçim kavramı üzerinde duruldu. Bu çerçevede, üçüncü bölümde Aristoteles'deki "Prohairesis", seçmek ya da tercih etmek kavramından yola çıkıldı. Seçimlerden bazılarının gündelik olarak adlandırılabileceği, bazılarının ise hayatın rotasını belirleyen türden seçimler olduğu ve meslek/işe yönelik seçimlerin de sonuncu türden bir seçim olarak değerlendirilebileceği belirtildi. Tek bir seçim gibi görünen meslek seçiminin aslında bir seçimler paketi olduğu, dolayısıyla bir kez seçim yapıldıktan sonra değiştirmenin zor olabileceği ifade edildi. Bu derece önemli bir seçim sürecinin sağlıklı işlemesi için Aristoteles'deki "prohairesis" kavramı üzerinden ilerlendi. Prohairesis sadece akıl yürütmeyle ilgili konularda ve enine boyuna düşünme durumunda söz konusu oluyor, teknik konularda örneğin matematikte enine boyuna düşünme sonunda yapılan bir tercih bu çerçevede değerlendirilmiyordu. Bu bağlamda meslek/iş seçimi de, prohairesis'in nesnesi olarak kabul edildi. Bu çerçevede, insanı mutluluğa götüren makul ve doğru bir iş seçimi süreci prohairesis sürecinden ilham alınarak şöyle tanımlandı: 1)Meslek/iş seçim(ler)i yapan kişi ani karar vermemeli, etraflıca düşünmeli,"geleceğini şimdileştiren" meslek/iş seçimini yaptığının farkında olmalıydı. 2) Kişi seçim yaparken ezbere davranış içinde olmamalı, iyiye dair bilgisini sınamalı, varsayımlarını mutlak gerçeklerle karıştırmayarak, dikkatlice gözden geçirmeliydi. 3)Seçim onu yapan kişiyi temsil etmeli, dolayısıyla doğru bir seçim yapmak için kişi hem kendini hem de yapmayı düşündüğü mesleği/işi bilmeli, meslekle kendi varoluşunun uyumunu değerlendirmeliydi. 4) Meslek/iş seçimi yapma durumunda olan kişi hem seçiminin sebeplerinin farkında olmalı, hem de seçiminin sonuçları hakkında öngörüde bulunmaya çalışmalıydı. Prohairesis sürecinden ilham alınarak iş seçimi sürecinin çatısı bu şekilde belirlendikten sonra, sürecin boyutları değerlendirildi. Seçim sürecinde yer alan birbiri ile yakından ilişkili görünen boyutların birlikte değerlendirilmeleri kararlaştırıldı. Buna göre etraflıca düşünme, iyiye dair bilgiyi sınama, kendini bilme boyutları bir arada "kendini bilme" başlığı altında, mesleği bilme, meslek seçiminin sebeplerini bilme, seçimin sonuçlarını öngörme boyutları da "seçimin sebep ve sonuçları" başlığı altında değerlendirildi. Kendini bilme kavramına öncelikle antik çağ filozofları ışığında bakıldı. Kendini bilmenin olup bitecek bir durum olmadığı, dolayısıyla ömür boyu sürecek bir süreç olduğundan söz edildi. Sokrates'e göre kişi kendini bilmek için yaşamını incelemeliydi; kendini bilme ruhunu bilmeyi ve bilge olmayı gerektirirdi. Aristoteles ise iyinin ne olduğunu bilmenin onu hemen yapmak anlamına gelmediğini ifade ediyor, insanın alıştırmalarla kendine egemen olmayı öğrenmesi ve istencini eğitip güçlü isteklerine karşı durarak etik eylemlerde bulunması gerektiğini belirtiyordu. Aristoteles insanda olanak halinde olanların, insanın asıl doğasının farkına varması durumunda edim haline geçebileceğini, aklın insana hem amacının ne olduğunu, hem de ona nasıl ulaşacağını göstereceğini ifade ediyordu. İnsanın asıl doğası düşüncesi potansiyel kavramını çağrıştırdı. Potansiyel düşüncesi, insanın doğuştan gelen ve çevresiyle etkileşim halinde şekillenen bir doğaya sahip olduğu varsayımı ile de uyumlu görünüyordu. Kendini bilme ve potansiyel bağlamında insanın "ben kimim?" ve "gelecekte nasıl bir insan olmak istiyorum?" benzeri sorular üzerinde düşünmesinin önemine dikkat çekildi. Bu sorular üzerinde düşünürken dostlarla, uzmanlarla diyaloga girilebileceği, bireysel ölçme-değerlendirme araçlarından yardım alınabileceği belirtildi. Devamında kendini bilme çabası göstermeden yaşayan birinin karşılaşabileceği olası risklere değinildi. Kültür robotu ya da şahsiyet olmak kavramları üzerinde duruldu. Kendini bilme çabası göstermeyen kişinin yaşamda karşısına çıkan yollardan birine rastgele sapma ya da kendine ait olmayan ve o anda toplumda kabul gören bir düşünceyi kendine hedef olarak belirleme durumunda kalabileceği ifade edildi. Öte yandan herhangi bir sebeple kendini yansıtmayan bir seçimi yaşayan birinin, kendini bilme gayreti içinde olmaya devam etmesi durumunda, o an itibariyle anlamlı ve doyumlu bir iş yaşamına sahip olmasa da, kariyerini oluşturmak üzere bilinçli bir niyeti ele geçirme ve gelecekte bu niyet çerçevesinde kendini yansıtan başka seçimler yapma şansını korumaya devam edebileceği belirtildi. Sonrasında, "prohairesis" kavramı bağlamında mesleği/işi bilme, meslek seçiminin sebeplerini bilme ve seçiminin olası sonuçlarını öngörme üzerinde duruldu. Mesleği/işi bilmenin bu çalışmanın çerçevesine fazlaca dahil olmadığı ifade edildi. Ancak yine de staj yapma, meslekten insanlarla konuşma benzeri yöntemlerle bir meslek/iş hakkında fikir edinilebileceği belirtildi. Mesleğe/işe yönelik seçiminin sebebini bilmenin, o seçimle ilgili etraflıca düşünmenin bir parçası olduğu, ancak her meslek/iş seçimi yapanın bu seçimi hakkında etraflıca düşünmüyor ya da düşünemeyecek bir zorluk yaşıyor olması durumunda bile, muhtemelen seçiminin sebebini bildiği ifade edildi. İnsanın tek bir seçim gibi görünen meslek seçiminin esasında bir seçimler paketi olması sebebiyle meslek/iş seçiminin tek bir sebebi olmasının beklenemeyeceği belirtildi. İnsanın seçim sırasında nihai tercihte bulunmak için çeşitli sebepler arasından birine öncelik vereceği, kişinin öncelik verdiği bu sebebin Aristoteles'in sözünü ettiği "bir şey için yapılan bir şey" deki ilk "bir şey" olacağı söylendi. Bu durumun seçim yapan kişinin diğer sebepleri tamamıyla dışladığı anlamına gelmeyip, diğer sebepleri ikinci plana iteceği anlamına geldiği, bu çalışmada düşünme pratiğinin devamı açısından meslek/iş seçimi iki temel gruba ayrıldıklarının varsayılacağı ifade edildi. Bunlar: 1) Önceliğin içsel ve diğerkam unsurlara (potansiyelini hayata geçirme, topluma katkıda bulunma, aileye zaman ayırma gibi)verildiği seçimler. Bu durumda "bir şey için yapılan bir şey"; insanlara yardım etmek için, doktorluk yapmak olmaktaydı. 2) Önceliğin dışsal ve rekabetçi unsurlara (güç/ün/para/statü kazanma gibi) verildiği seçimler. Bu durumda "bir şey için yapılan bir şey"; iyi kazanmak için, doktorluk yapmak olmaktaydı. Her ne kadar kişinin iş seçim sebeplerine ilişkin ikili bir ayrım yapılmış olsa da, bir insanın işe ilişkin seçimlerini ne yukarıda belirtildiği şekilde öncelik vermediği sebebi tamamıyla dışlayarak, ne de tüm yaşamı boyunca önceliği hep aynı sebebe vererek yapmasının öngörülemeyeceği belirtildi. Yine de, yaşama çok temelden bir bakış açısını yansıttığı için, insanın büyük değişimler ya da zorlayıcı olaylar yaşamadığı müddetçe, yaşamında bu seçimlerden birine daha fazla ağırlık vermesinin beklenebileceği söylendi. Meslek/iş seçiminin sonucunu öngörmek boyutuna gelince; öncelikle bunun ne derece mümkün olabileceği değerlendirildi. "Sistem Kuramı Çerçevesi" (Systems Theory Framework, STF) görüşü, kariyer gelişimini birbiriyle etkileşim halindeki karmaşık ve birbirine bağlı sistemlerin ürünü olarak görüyordu. Buna ilaveten, kariyer gelişimi zaman ve şansa bağlı olarak değişim gösteren dinamik bir süreci ifade etmekteydi. Dolayısıyla insanın böyle büyük bir sistemle etkileşim içindeyken yaptığı herhangi bir seçimin mutlak sonucunu öngörmesini beklemek gerçekçi olamazdı. Ancak bu durum insanın seçimlerinin sonucu üzerinde düşünmemesini gerektirmezdi. Bu bağlamda, kişinin seçimini yaparken öncelik verdiği boyutlarla seçiminin sonuçları arasındaki olası ilişki araştırıldı. Kişinin mesleğe/işe yönelik seçimlerini yaparken içsel ve diğerkam ya da dışsal ve rekabetçi boyutlara öncelik vermesinin yaratacağı olası sonuçların değerlendirilmesine mesleğe yönelik seçimini ailesinin zoruyla, muhtemelen dışsal ve rekabetçi unsurlara öncelik vererek yapan, İnşaat Mühendisliği bölümünde öğrenim gören, yirmi üç yaşındaki bir gencin mektubu üzerinden başlandı. Bu genç mesleğe yönelik seçimini yaptıktan dört yıl sonra "İnşaat mühendisliği yapmak istemiyorum. Hangi işi yapmak istediğimi ise bilmiyorum. Hiçbir duygum net değil, içerisi karmakarışık" demekteydi. Neyse ki yaşamda mesleğe/işe dair tek bir seçim yapılması söz konusu değildi. Bu genç kendisini mutlu etmediği görülen seçiminin olumsuz sonuçlarını, sağlıklı yeni bir seçim süreci yaşaması ve azim, kararlılık, sabır, cesaret gibi erdemlere sahip olması durumunda, başka seçimlerle bertaraf edebilirdi. Buradan yola çıkarak Rollo May'in belirttiği "kendi olma cesareti göstermek" kavramı üzerinde duruldu. May, cesaret kelimesini savaşta ihtiyaç duyulan cesaret anlamında kullanmıyor, kişinin toplumda kabul görme ihtiyacına değinerek cesareti "kişi özgürlüğe eriştikçe ortaya çıkan endişeyle yüzleşebilme kapasitesi" olarak tanımlıyordu. May, "kahraman" sözüyle de insanların sıra dışı davranışlarını değil, içlerindeki kahramanlık cevheri ve davranışlarıyla adeta "bu benim varlığım" demelerini kast ediyordu. May'e göre cesaret bir seçimdi ve "başka çarem yok" diye düşünülerek verilen kararlarda söz konusu olmazdı. Yukarıdaki gencin mektubundaki ifadelerden yola çıkarak May'in sözünü ettiği anlamda "kendi olma cesareti" göstermekle, kendini bilmek arasındaki ilişkiye değinildi. Kendini bilmede belirli bir aşamaya gelen ve içsel özelliklerine öncelik vererek kendi olma cesareti gösteren insanın, meslek/işe dair varoluşunu yansıtan seçimler yaparak, yaşamına etkisi olan, ancak etki edemediği diğer koşulların da uygun olması durumunda, seçimlerini hayata geçirebileceği sonucuna varıldı. Kendi olma cesaretini gösteremeyen insan ise MacIntyre'ın, Aristoteles'e referansla belirttiği gibi; olanak halinden edim haline geçemeyecek, sonuç olarak hüsrana uğrayarak yarım kalabilecek, elde etmeğe çalışsa da mutluluğa ulaşmada başarısız olabilecekti. Tüm bu değerlendirmeler ışığında sonuç olarak; yaşam yolculuğunda düşünmeden karar vermeyip, kendini bilme çabası içinde iyinin bilgisini arayarak, seçimlerinin sebeplerinin farkında olanların ve seçimlerinin olası sonuçlarını değerlendirenlerin, seçimlerinde önceliği içsel ve diğerkam unsurlara vermeleri ve bunu takiben kendi olma cesareti göstermeleri durumunda, yaşamda kendilerinin dışında yer alan ve fazla etki edemedikleri boyutların da izin vermesi/uygun olması şartıyla, Aristoteles'in tanımladığı anlamda mutlu insan olmaya daha yakın olacakları sonucuna varıldı.
Author
Dr. Yıldız Gül Hacıevliyagil Cüceloğlu
How to Cite
Yıldız Gül Hacıevliyagil Cüceloğlu (Yüksek Lisans Tezi). Le bonheur le travail et les choix dans l'ethique, 2016, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
