Causalité chez Hume et chez Kant et ses effets sur leurs philosophies pratiques
2022
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Aliye Kovanlıkaya
Abstract (TR)
Bu çalışmada, Kant'a ve Hume'a göre ahlaki sorumluluk için zorunluluk ve özgürlüğün bir arada olması gerektiği açıklanmıştır. Bu çalışmanın ana sorusu şudur: nedensellik hakkında ne bilebiliriz? Nedensellik kavramının bu çalışmanın merkezinde yer almasının nedeni, Kant'ın ve Hume'un bu kavramı ahlakın temeli olarak kullanmalarından kaynaklanır. Nedensellik kavramı iki filozof tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır ve buna bağlı olarak özgürlük ve zorunluluk kavramları farklı anlamlar kazanmıştır. İki filozofun nedensellik tanımlarındaki farklılığa rağmen, iki filozofun özgürlük ve zorunluluk arasındaki varsayılan karşıtlığı ortadan kaldırmayı başardığını açıklıyoruz. Ardından, Kant'ın ve Hume'un nedensellik, zorunluluk ve özgürlük kavramlarını kullanarak kendi ahlaki anlayışlarını tutarlı bir şekilde açıkladıklarını öne sürüyoruz. İki filozofun nedensellik kavramlarındaki farklılığın ahlak felsefelerine etkilerini inceleyerek, ahlak anlayışlarını üzerine inşa ettikleri yeti farklılığına değiniyoruz. Birinci bölümde (1.) tezin temel soruları ortaya konulur ve iki filozofun determinizm ile özgür iradenin uyumlu olduğunu ve ahlaki sorumluluk için zorunluluk ve özgürlüğün bir arada bulunmasının gerekli olduğunu düşündükleri ileri sürülür. İkinci bölümün (2.) başında, Kant'a göre, özgürlük ile doğal zorunluluk arasındaki varsayılan çelişkinin bir çelişki olmadığını göstermek için a priori bilgiye ve dolayısıyla a priori ilkelere olan ihtiyacımız üzerinde durulur. A priori bilginin imkânı için Kopernik hipotezinin metafizikte denenmesinin gerekliliği açıklanır. Bu hipotez altında, tüm tecrübe nesnelerinin hissetme ve müdrike yetilerimize uyması gerektiğinin altı çizilir. Bu hipotezin beraberinde getirdiği tezahür olarak nesneler ile kendinde şey olarak nesneler arasındaki ayrım açıklanmıştır. Kant'ın bilmek ve düşünmek arasında yaptığı ayrımla birlikte Kopernik hipotezinin teorik ve pratik felsefe açısından negatif ve pozitif faydalarını sunuyoruz. Bölüm (2.1.)'de, Kant'a göre, a priori bilginin olanağı için hissetmenin a priori unsurlarının olması gerektiğini vurguluyoruz. Uzay ve zamanın başka bir şey olamayacağı üzerinden, hissetmenin a priori biçimlerinin, Kant'a göre, uzay ve zaman olduğunu gösteriyoruz. Uzay ve zamanın ampirik gerçekliğe ve aşkınımsı idealliğe sahip olmalarının ne anlama geldiğini açıklıyoruz. Bölüm (2.2.)'de, müdrikeyi hissetmeden ayıran farkın, düşüncenin koşullarının verili olmaması üzerinden kurulduğunu belirtiyoruz. Kant'a göre kavram ve yargı arasındaki bağın ne olduğunu sunuyoruz. Genel olarak sentezden bahsediyoruz. Saf sentez için hayal gücünün gerekliliğini ortaya koyuyoruz. Müdrikenin saf kavramının, hem bir yargıdaki çeşitli temsillere birlik vermesi gerektiğinin, hem de bir görüdeki çeşitli temsillerin sentezine birlik vermesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Bilincin birliğinin, herhangi bir şeyi birlik içinde düşünebilmenin koşulu olduğunu vurguluyoruz. Kant'a göre farkındalığın birliğinin sentetik bir birlik olduğunu ortaya koyuyoruz. Kategorilerin aşkınımsı türetiminin imkanını açıklayarak kategorilerin zorunlu doğa yasalarının orijinal temelleri olabilmesinin imkanını sunuyoruz. Bölüm (2.3.)'te, Kant'a göre hayal gücünün ürünü olan aşkınımsı şemanın, tezahürlerin kategori altında kapsanmasına aracılık ettiğini gösteriyoruz. Saf müdrikenin ilkelerinin, kategorilerin nesnel kullanımının kuralları olduğunu ve kategorilerin zamanla olan ilişkisinden çıktıklarını açıklıyoruz. Müdrikenin saf kavramlarının mümkün tecrübeye uygulanmasının ya matematiksel ya da dinamik olduğunu belirtiyoruz ve bu dinamik ilkelerden biri olan tecrübe analojilerini inceleyeceğimizi belirtiyoruz. Kant'a göre, tecrübe analojileri, a priori olarak belirlenen tüm algıların zamansal ilişkisindeki sentetik birlik tarafından üretilir. Nedensellik yasasının ve zamanın koşullarının değişime a priori bir biçim verdiğini, dolayısıyla müdrikenin mümkün tecrübeye ait bir kural ürettiğini gösteriyoruz. Bir değişimdeki belirli tezahürlerin ardışıklığının ancak ampirik olarak verilebileceğinin altını çiziyoruz. Böylece, bizi ilgilendiren sorunun ilk öğesini, yani nedensellik yasasının ve özgürlüğün bir ve aynı eylemde birbiriyle çelişip çelişmediği sorusunun, sentetik bir a priori ilke olarak türetilmesini açıklıyoruz. Bölüm (2.4.)'te aklı, ilke yetisi ve çıkarım yetisi olması üzerinden müdrikeden ayırıyoruz. Kant'a göre, akıl yürütme biçimlerinin görünün sentetik birliğine uygulanmasının bize saf akıl kavramlarını ya da aşkınımsı ideaları verdiğini umabiliriz. Aşkınımsı ideaların müdrikenin kullanımını belirlediğini açıklıyoruz. Akıl, bir koşullu verildiğinde, koşullar tarafında mutlak bir bütünlük talep ettiğinden, bu talebin saf aklın çatışkılarını ortaya çıkardığına işaret ediyoruz. Daha sonra, üçüncü çatışkıdaki tez ve antitez iddialarını sunuyoruz. Kant'a göre aklın pratik ilgisinin bizi tez tarafını seçmeye zorladığını vurguluyoruz. Kant'a göre dogmatik çözümün, tezahürün mutlak gerçekliğini varsaydığı için imkânsız olduğunun altını çiziyoruz. Üçüncü çatışkıda söz konusu sentezin dinamik bir sentez olması nedeniyle, saf düşünülür bir koşulu kabul etme olasılığı ortaya çıkmaktadır. Aklın kendiliğindenlik ideasını açığa çıkarmasını ve bunun koşulunun tezahür – kendinde şey ayrımı olduğunu vurguluyoruz. Saf farkındalığın, düşünülür karakterin imkanının koşulu olduğunu ve aklın herhangi bir zaman koşuluna tabi olmamasının, insan eylemi ile doğal eylem arasındaki ayrımı yarattığını açıklıyoruz. İnsan eylemi, nedenselliği açısından mutlak bir başlangıç iken, etkisinin bir tezahür olması gerektiğinden, etkisi doğanın zorunluluğuna tabidir. Dolayısıyla bu bölümde Kant, özgürlüğü aşkınımsı bir idea olarak ele alır ve ortaya çıkan çatışkının basit bir aldatıcı görünüşe dayandığını göstermeye çalışır. Doğa zorunluluğunun ve özgürlüğün bir ve aynı eylemde karşıtlık içermemesinin yanı sıra, doğa zorunluluğunun yasasının nedensellik açısından aşkınımsı özgürlüğün negatif koşulu olduğunu öne sürüyoruz. Bölüm (2.5.)'te, pratik a priori ilkelerin imkanını inceliyoruz, bu bağlamda teorik a priori ilkeler olmasaydı, pratik a priori ilkelerin mümkün olmayacağına dikkat çekiyoruz. Daha sonra, ahlak yasasının görüye veya kavrama dayandırılamayacağı için, ahlak yasasının bilincinin aklın yegâne olgusu olması gerektiğini inceliyoruz. Ahlak yasasının özgürlük yoluyla nedensellik yasası olduğunu ortaya koyarken, düşünülür karakterin ahlak yasası sayesinde pratik bir ilişkide nesnel bir gerçeklik kazandığını vurguluyoruz. Ardından, ahlak yasasını belirleyici bir öznel eylem ilkesi olarak değerlendiriyoruz. Son olarak Kant'a göre, neden kavramının tecrübe nesnelerine göre nesnel gerçekliği ve bu kavramın a priori türetimi açıklandıktan sonra, nedensellik kategorisinin pratik kullanımının imkanının ortaya konulabildiğinin altını çiziyoruz. Bölüm (3.)'te, Hume'un geleneksel nedensellik tanımı hakkındaki şüpheciliğini gösterip, Hume'un ortaya koyduğu iki yeni nedensellik tanımını sunuyoruz. Bu yeni nedensellik tanımları bizi iki zorunluluk tanımına götürür. Daha sonra Hume için, kendiliğindenliğin özgürlüğü kavramının, eyleme özgürlüğü anlamına geldiğini gösteriyoruz. Hume'a göre, ahlaki sorumluluk için zorunluluk ve özgürlük birliğinin neden gerekli olduğunu açıklıyoruz. Son olarak, Hume'un ahlak felsefesinin iki kaynağına odaklanıyoruz. Bölüm (3.1.)'de, neden-sonuç ilişkisinin ideasının türediği izlenim araştırılmaktadır. Bunun için Hume'a göre, idea ve izlenim arasındaki farkın ne olduğunu belirtiyoruz. Çifte varoluş hipotezinde içgüdü ve hayal gücünün yerini gösteriyoruz ve bu hipotezle bağlantılı olarak önceden kurulmuş bir uyumun varlığından, yani nesnelerin ardışıklığı ile idealarımızın ardışıklığı arasındaki bir uzlaşımdan bahsediyoruz. Hume'a göre, insan zihninin nesnelerinin ayrılmasına, yani idea ilişkileri ve olgular olarak ayrılmasına atıfta bulunuyoruz. Neden ve sonuç hakkında deneyimin yardımı olmadan herhangi bir a priori akıl yürütmenin keyfi olması gerektiğini öne sürüyoruz. Nedenselliğin kusursuz tanımı için aklın gerekli gördüğü zorunlu bağlantı ideasına aklın herhangi bir etkinliğiyle ulaşılamayacağını gösteriyoruz. Tüm deneysel çıkarımlarımızın gelecek ve geçmiş arasındaki benzerlik varsayımına dayandığını iddia ediyoruz. Bu varsayımın kaynağının Hume için bir içgüdü olan alışkanlık olduğunu açıklıyoruz. Bölüm (3.2.)'de, zorunlu bağlantı ideasının türediği izlenimi araştırıyoruz. Hume'un, zorunlu bağlantı ideasının türediği izlenimin, hayal gücünün bir nesnenin ideasından onun alışılmış eşlikçisinin ideasına alışılmış geçişi olduğu yolundaki iddiasını aktarıyoruz. Bu nedenle, dış nesneler arasında bir bağlantıya ulaşılamayacağını vurguluyoruz. Nedenin mükemmel tanımı için nedenin etkisi ile olan zorunlu bağlantısı gerektiğinden, neden ancak kusurlu olarak tanımlanabilir. Bu noktada, Hume nedenin iki kusurlu tanımını verir. Hume'a göre zorunluluk, neden tanımlarına uygun olarak iki şekilde tanımlanabilir. Bu zorunluluk tanımları insan eylemleri için de geçerlidir. Zorunluluk, insan eylemlerinin güdülerle bağlantısını ima eder. Kendiliğindenliğin özgürlüğü, zorlanmanın karşıtı, yani eylemde bulunma özgürlüğü olarak tanımlanır. Böylece, kendiliğindenliğin özgürlüğünün ve zorunluluğun, ahlaki sorumluluk için gerekli olduğu ortaya konur. Bölüm (3.3.)'te Hume'un ahlak felsefesindeki akıl ve tutkunun işlevlerini açıklıyoruz. İnsan eyleminin nihai amacı olan acı ve hazzın zihinde hem bir idea hem de bir izlenim olarak ortaya çıkmasının, kendiliğindenliğin özgürlüğünü mümkün kıldığını vurguluyoruz. Aklın tek başına bir irade eyleminin güdüsü olamayacağını göstererek, ahlakın duygu tarafından belirlendiğini ortaya koyuyoruz. Bir kişiye erdem atfetmemizin nedeni, o kişinin bize belirli bir tür haz veriyor olmasıdır. Hume'a göre, bu özel haz türünü araştırmaya başladığımızda, onayımızın asıl nesnesinin güdü ve niyet olduğunu buluruz. Erdemin asli güdüsünün eylemin erdemine duyulan saygı, görev duygusu, özel çıkara karşı ilgi ve kamu yararına duyulan saygı olamayacağını gösteriyoruz. Bölüm (3.4.)'te, fayda, ahlaki ayrımların ana kaynağı olarak sunulur. Hume'a göre, refahımızı destekleyen nitelikler ve bize yardımcı olan nitelikler ahlaki onayımızı kazanır. Hume, yararsız bir ahlaki nitelik düşünmenin imkânsız olduğunu iddia eder. Özel faydanın ancak genel fayda çerçevesinde korunabileceğini vurguluyoruz çünkü insan ihtiyaçlarını ancak toplum içinde yaşayarak karşılayabilir. Kamu yararı, toplumu düzende tutarak mutluluk ve güvenlik sağlar. Genel faydanın, kötülüğün ve erdemin genel normunu belirlediğini vurguluyoruz. Hume'a göre daha kamusal bir mizaç edinmeyi bir görev olarak benimsememiz gerekir, çünkü topluma yönelik kaygımız kendi mutluluğumuz ve korunmamız ile ilgili olan kaygıyı da kapsar. Tutkuların ortak ölçüsünün, beklenti ve zorunlulukla bağlantısını göstererek erdem ve kötülük arasındaki ayrımı belirlediğini açıklıyoruz. Aynı şekilde Hume, insanlığın genel çıkarının en önemli çıkar olduğunu vurgular. Hume, iki yükümlülüğün bizi erdem ideasını adalet ideasına bağlamaya zorladığını varsayar. Birincisi doğal yükümlülüktür, başka bir deyişle çıkardır. İkincisi ise ahlaki yükümlülüktür. Sempati yoluyla başkalarının endişelerini paylaşırız, bu nedenle başkalarına yapılan adaletsizlik bizi etkiler. Sempati ahlaki yükümlülüğü oluşturur, yani sempati aracılığıyla ahlaki iyilik duygusu adaletle doğrudan doğruya bağlanmış olur. Hume'a göre, toplumsal yaşamın devamlılığı için doğanın üç temel yasası gereklidir ve bu nedenle, bu üç temel doğa yasasının ihlal edilmesi ya da edilmemesiyle doğal olarak onay ya da suçlama duyguları açığa çıkar. Bölüm (3.5.)'te, Hume'a göre sempatinin insan doğasının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve ahlaki ayrımların kaynağı olduğunu ileri sürüyoruz. Başkalarının mutluluğunu ve esenliğini ancak sempati yoluyla arzulayabiliriz, çünkü başkalarının arzusu bize bir idea olarak görünür, bu ancak sempati yoluyla bir izlenim haline gelir ve dolayısıyla kendi arzumuz haline gelir. Hume'a göre, her zaman ve her yerde insan mutluluğunun veya sefaletinin görünümü tüm insanları etkiler. Hume'a göre hiç kimse, iyi ile kötü arasındaki farkı anlamayacak kadar başkalarının çıkarlarına kayıtsız kalamaz, bu anlamda çıkar gözetmeyen kötülük yoktur. Tüm insanlık için ortak duyguların ancak sempati ilkesiyle mümkün olduğunu ve bu duyguların ahlakın merkezinde yer aldığını savunuyoruz.
Author
Dr. Deniz Nesin Gürkan
How to Cite
Deniz Nesin Gürkan (Yüksek Lisans Tezi). Causalité chez Hume et chez Kant et ses effets sur leurs philosophies pratiques, 2022, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
