Ceza Muhakemesinde hukuka aykırı delillerin ispat değeri
2013
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Ümit Kocasakal
Abstract (TR)
Bireyin özgürlük alanına doğrudan müdahalelerde bulunma olanağına sahip olan ceza muhakemesi hukukunun olmazsa olmaz ilkeleri demokratik hukuk devletinin korunması, adil yargılanma hakkı ve bu kapsamda bireyin özgürlük ve haklarının devlet müdahalelerine karşı korunmasıdır. Suç teşkil eden bir fiilin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleştiyse ne şekilde gerçekleştiği ve bu fiilin kim tarafından gerçekleştirildiğine yönelik ispat faaliyeti çerçevesinde, ispat vasıtaları olan delillerin elde edilmesi, ortaya konulması, tartışılması ve değerlendirilmesi maddi gerçeğe ulaşma gayesi bakımından ceza muhakemesinin en önemli faaliyetlerindendir. Delil elde etme ve değerlendirme faaliyetleri, bireyin temel hak ve özgürlüklerine saygılı bir şekilde adil yargılanma hakkı ve hukukun belirlediği sınırlar içinde gerçekleştirilmelidir. Devlet, bütün faaliyetlerinde olması gerektiği gibi delil toplama faaliyetinde de hukuk kurallarına uygun davranmalı ve bu kurallarla kendisini bağlı tutmalıdır. Bu doğrultuda bireylerin temel hak ve özgürlükleri güvence altında olacaktır. Suçu oluşturan olayları ortaya koyan delilleri elde etme faaliyeti çerçevesinde hukuka aykırı yöntemlere başvurulması halinde, karşımıza hukuka aykırı deliller çıkmaktadır. Benimsenen çözüm yolları çerçevesinde, hukuka aykırı deliller ceza muhakemesinde kullanılabilmekte veya kullanılması reddedilebilmektedir. Bir hukuk devletinde hukuka aykırı delillere ilişkin düzenlemeler ve uygulamalar ayrıca önem taşımaktadır. Tez çalışmamızda, hukuka aykırı deliller sorunu, ceza muhakemesi hukukumuz kapsamında ele alınmış olup, özellikle CMK'daki düzenlemelere, doktrindeki görüşlere, Yargıtay ve AİHM içtihadlarındaki yansımalara ve bazı ülke uygulamalarına yer verilmiştir. Vicdani delil sisteminin istisnasını teşkil eden hukuka aykırı deliller konusu günümüzün en önemli konularından birisidir. Uzun süredir yoğun tartışmalara ve farklı düşüncelerin ileri sürülmesine neden olan hukuka aykırı deliller ile ilgili tartışmalar halen güncelliğini korumakta olup, hukuka aykırı delillerin muhakemede kullanılmasına ilişkin ortak bir görüş ve uygulama benimsenmiş değildir. Türk doktrininde ve bazı ülke uygulamalarında bu konuya ilişkin farklı görüş ve uygulamalar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı yoğun bir biçimde tartışılan hukuka aykırı deliller sorununa ilişkin olarak bir hukuk devletinde olması gereken çözüm önerilerini ortaya koymak, hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesi hukukumuzdaki yeri ve ispat açısından değerini belirlemeye çalışmak, getirilen önerilerin sonuçlarını ve başka tartışmalardaki etkilerini açıklamaktır. Bunun için, öncelikle, ceza muhakemesinin gayesine, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan hukuk devleti ilkesi ve adil yargılanma hakkına, ceza muhakemesinde ispat ve delillere, delillerin elde edilmesine ve değerlendirilmesine ilişkin genel açıklamalara yer verilmiştir. Hukuka aykırı delil kavramını ortaya koymak açısından hukuka aykırılık kavramının anlam ve kapsamı ve bu doğrultuda hukuka aykırı deliller kavramı açıklanmaya çalışılmıştır. Devamında hukuka aykırı delillerin tarihsel süreçte gelişimi ve konuya ilişkin Türk Ceza Muhakemesi Hukuku'ndaki düzenlemeler ele alınmış; bazı hukuka aykırı delil yaratan durumlar gösterilmiştir. Daha sonra, ceza muhakemesinde hukuka aykırı delillerin kullanılmamasının amacı açıklanarak, vicdani delil sistemini xxii Deliller ancak hukukun çizdiği çerçevede elde edilebilir ve kullanılabilir. Bu konuda kural ve sınırlamalar ihlal edildiği takdirde, insan haklarına saygılı bir hukuk devletinde bu şekilde elde edilen hukuka aykırı delillerin kullanılmaması ve hükme dayanak yapılamaması gibi bazı sonuçlar söz konusu olacaktır. Anayasamızın 2. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, devletimiz hukuk devleti ilkesini benimsemiş ve hukuk kurallarına uyacağını beyan etmiştir. Aynı zamanda, Anayasamızın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı anayasal bir hak olarak teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkı çerçevesinde ceza muhakemesi, hukuka, hakkaniyete, insan ve sanık haklarına uygun olarak gerçekleştirilmelidir. İnsan haklarını koruyan, adaleti ve güvenliği sağlayan ve hukuk kurallarına bağlı olan bir hukuk devletinde, hukuka aykırı delillere yer olmamalıdır. Hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına yönelik en önemli saldırılardan biri de hukuka aykırı delillerin kullanılması olarak görülmelidir. Türk hukukunda, 1992 yılına kadar hukuka aykırı delillere ilişkin somut bir hüküm bulunmamakla birlikte, 1412 sayılı CMUK'da, 18.11.1992 tarih ve 3842 sayılı kanun ile önemli değişiklikler yapılarak, hukuka aykırı delillere ilişkin iki ayrı hüküm getirilmiştir. CMUK'a eklenen m. 135/a uyarınca; "… ifade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedenî ve ruhî müdahaleler yapılamaz." CMUK 254. maddeye ise "Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz." hükmü eklenmiştir. Bu maddelerden ilki olan CMUK 135/a maddesi, hukuka aykırı ifade ve sorgulama usulleri ile elde edilen delilleri kapsam dışı bırakmış; daha genel bir içeriğe sahip olan CMUK 254. maddesi ise tüm hukuka aykırı delilleri kapsam dışında bırakmıştır. Bununla birlikte, hukuk sistemimiz kanunda yer alan düzenlemeler ile yetinmemiş ve 03.10.2001 tarihinde yapılan değişiklik sonucu Anayasa'nın 38. maddesine "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez." hükmünün eklenmesiyle söz konusu düzenlemeler anayasal garantiye kavuşturulmuştur. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK ise hukuka aykırı delillere ilişkin daha ayrıntılı hükümler getirmiştir. CMK'da bu konuya ilişkin delil elde etme yöntemlerine, delil elde etme yasaklarına, diğer hukuka aykırılıklara, delillerin ortaya konulmasına, tartışılmasına ve değerlendirilmesine ilişkin birtakım düzenlemeler bulunmaktadır. Anayasa hükmü ile birlikte, CMK'nın 148, 206/2-a, 217/2. ve 289. maddelerinde de hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesinde hiçbir şekilde kullanılamayacağına ve delil olarak değerlendirilemeyeceğine işaret eden düzenlemeler getirilmiştir. CMK'nın "İfade alma ve sorguda yasak usuller" başlıklı 148. maddesi uyarınca "Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz." Aynı zamanda aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemeyecektir. CMK'nın "Delillerin ortaya konulması ve reddi" başlıklı 206/2-a maddesi gereğince, delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse ortaya konulmasının reddolunacağı hüküm altına alınmıştır. Yine "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217/2. maddesinde "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." hükmüne yer xxiii verilmiştir. Ayrıca 5271 sayılı CMK'da önceki kanunda yer almayan bir düzenlemeye yer verilmiş ve CMK'nın 289. maddesinde, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması mutlak bozma sebebi olarak düzenlenmiştir. Böylece kanunkoyucu, hukuka uygun elde edilmek şartıyla ceza muhakemesinde her şeyin delil olabilmesi ve hukuka uygun delillerin değerlendirilebilmesi esasını benimsemiştir. Delil elde edilmesine ilişkin yöntemi açıkça yasaklamış bir hukuk kuralına, hukuk kuralı açık bir yasaklama içermese de kuralda öngörülen usule veya bu kuralın amaç ve kapsamına veya genel olarak hukukun kaynaklarına ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı davranılarak elde edilen deliller ile elde ediliş biçimi yönünden suç oluşturulan deliller hukuka aykırı delil kategorisinde değerlendirilecektir. Ceza muhakemesinde esas sorun ise hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesinde değerlendirmeye alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. Hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesinde değerlendirmeye alınıp alınmayacağı yani kullanılıp kullanılamayacağı konusunda doktrin ve uygulamada farklı görüşler ileri sürülmektedir. Hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi konusunda öncelikle irdelenmesi gereken, hukuka aykırı delillerin neden yasaklandığı ve hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına ilişkin kuralın getirilmesinin amacının ne olduğudur. Hukuka aykırı delillerin değerlendirme dışı bırakılmasında esas olan amaç, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve onlara saygı gösterilmesinin ötesinde hukuku uygulamak, hukuk düzeni ve hukukun üstünlüğünü korumak olarak kabul edilmelidir. Hukuka aykırı delil teorisinin altında yatan fikir bu olmalıdır. Hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesinde kullanılıp kullanılamayacağına ilişkin olarak temelde üç ana yaklaşım ortaya koyulmaktadır. Modern ceza muhakemesinde terk edilmiş olsa da mutlak kabul yaklaşımına göre, "Hukuka aykırı delil, aykırı elde edilmemişçesine değerlendirilir" ilkesi gereğince, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin hükme esas alınması kabul edilmektedir. Mutlak red yaklaşımı ise, hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesinde hiçbir şekilde kullanılamayacağını ifade etmektedir. Bu kapsamda herhangi bir hukuka aykırılık olduğu takdirde hukuka aykırı şekilde elde edilen tüm deliller kullanılamaz hale gelecektir. Bir diğer görüş olan esnek yaklaşım, hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesinde kullanılıp kullanılamayacağı sorununa ilişkin olarak hukuka aykırı delillerin kabul edilebilirliğine karar vermede sabit bir kural kabul edilmemektedir. Buna göre, hukuka aykırı deliller, yapılacak değerlendirme sonrasında bazı durumlarda hükme esas alınabilecek, bazı durumlarda ise alınamayacaktır. Böylece mahkemelere takdir yetkisi tanıyan bu görüş çerçevesinde her somut olay ayrıca değerlendirilecektir. Hukuka aykırılığın hiçbir mazereti olamayacağı gibi, hukuka aykırılıklar arasında önemli-önemsiz, şekli-maddi, hafif-ağır gibi birtakım sübjektif ayrımlar yapılması hukukun üstünlüğünün benimsendiği bir hukuk devletinde kabul edilemez. Hukuka aykırı delillerin değerlendirme dışı bırakılmasındaki amaç ve hukukun üstünlüğü ilkesi kapsamında, esnek yaklaşıma ilişkin görüşlerdeki hatalı yaklaşım ve eksiklikler de göz önüne alındığında, tüm hukuka aykırı deliller, ceza muhakemesi hukukumuzdaki düzenlemeler kapsamında ele alınmalı ve hukuka aykırı deliller ceza muhakemesinin hiçbir safha veya evresinde ve hiçbir şekilde kullanılmamalıdır. Esas itibariyle, hukuk devleti ilkesi ve adil yargılanma hakkı bu kabulü zorunlu kılmaktadır. xxiv Hukuka aykırı delillerin kullanılabilirliğine ilişkin çeşitli ülkelerde farklı uygulamalar benimsenmiştir. Bazı ülkeler hukuka aykırı deliller ile ilgili olarak ceza muhakemesi kanunlarında çeşitli düzenlemelere yer vermiş, bazıları ise bu konuda hiçbir düzenleme getirmemiş olup konu içtihadlar çerçevesinde şekillenmiştir. Hukuka aykırı deliller konusundaki hukuk sistemleri farklı olmakla birlikte, birçok sistem bakımından genellikle ortak özellik işkence ve kötü muamele ile elde edilen deliller bakımından ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda ABD ile birlikte İngiltere, Fransa, İsviçre, Almanya ve İtalya ceza muhakemesi sistemlerinde hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesine ilişkin düzenlemeler ve uygulamalar özellik arzetmektedir. Günümüzde hukuka aykırı delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin en etkili doktrinlerden biri AİHM tarafından oluşturulmuştur. AİHM, hukuka aykırı delillerin kullanılmasının yargılamayı bir bütün olarak AİHS'in 6. maddesine aykırı, adil olmayan bir duruma getirip getirmediğine, başvurucunun savunma haklarına saygı gösterilmesi ve söz konusu delilin kalitesi ve önemi gibi, olayın içinde bulunduğu şartlara bakarak karar verdiği bir test geliştirmiştir. Aynı zamanda özellikle işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı mualeme sonucunda, susma hakkı ve kendini suçlandırmama hakkı ihlal edilmek suretiyle veya avukatın yokluğunda alınan ifadeler ile ilgili olarak delillerin dışlanmasına ilişkin kurallar oluşturmuş bulunmaktadır. Bununla birlikte, uluslararası ceza hukuku alanında, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yaptığı bir ceza yargılamasında hukuka aykırı delillerin kullanılabilip kullanılamayacağı konusunda Roma Statüsü'nde sübjektif bir ölçüt içeren özel bir düzenleme getirilmiştir. Anglo Sakson Hukukunda "zehirli ağacın meyveleri" olarak adlandırılan hukuka aykırı delillerin uzak etkisi yani hukuka aykırı deliller yoluyla ulaşılan delillerin değerlendirilip değerlendirilmeyeceği tartışmalı bir konudur. Türk hukukunda hukuka aykırı deliller arasında dolaylı veya doğrudan gibi bir ayrıma gidilmemiş olup önemli olan, bir delilin elde edilme biçiminde ve temelinde bir hukuka aykırılığın yapılıp yapılmadığıdır. Dolayısıyla hukuka aykırılığın doğrudan veya dolaylı olduğuna bakılmaksızın, söz konusu delillerin muhakemenin hiçbir aşamasında ve hiçbir surette kullanılamayacağı kabul edilmelidir. Sanığın lehine olan hukuka aykırı delillerin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusu da tartışmalı olmakla birlikte, bir hukuk devletinde, hukuka aykırı olarak elde edilen ancak sanığın beraat etmesini sağlayacak olan delillerin de ceza muhakemesinde kullanılamayacağını ve hükme esas alınamayacağını kabul etmek gerekecektir. Resmi sıfatı bulunmayan özel kişiler tarafından elde edilen hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesinde kullanılıp kullanılamayacağı konusunda da farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bu konuda özel kişiler tarafından elde edilen hukuka aykırı delillerin muhakemede kullanılabileceği iddia edilse de, kim tarafından elde edilmiş olursa olsun hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olan deliller ceza muhakemesinde kullanılmamalıdır. Bir delilin hukuka aykırı olduğu talep üzerine veya hâkim tarafından re'sen saptandığında, bu delilin ceza muhakemesinde değerlendirme dışı bırakılması söz konusu olacaktır. Bununla birlikte, böyle bir durumda hukuka aykırı delilin dava dosyasından çıkarılıp çıkarılmayacağı hususu sorunludur. Ceza muhakemesi hukukumuzda yer alan düzenlemeler uyarınca hukuka aykırı bir delilin dosyadan xxv çıkarılması mümkün olmamakla birlikte, olması gereken hukuk açısından hukuka aykırılığı tespit edilen bir delilin dosyadan çıkarılmasını sağlayacak açık bir ceza muhakemesi düzenlemesine ihtiyaç olduğu kabul edilmelidir. Cumhuriyet savcısı iddianame düzenlerken delilleri değerlendirme yetkisi kapsamında ispat konusunda getirilen kural ve sınırlamaları dikkate almak zorundadır. Mevcut düzenlemeler uyarınca, hukuka aykırı deliller ceza muhakemesinde esas alınamadığına göre, hukuka aykırı delillere dayanılarak iddianame düzenlenmesi de kabul edilemez. Bu kapsamda alternatif bir çözüm önerisi olarak, hukuka aykırı bir delile dayanılarak düzenlenen iddianamenin iadesi de mümkün görülmelidir. Delilin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi, delilin ceza muhakemesinde kullanılamaması ve hükme esas teşkil edememesi gibi sonuçlar doğurmakla birlikte, tazminat davası açılmasına ve fiil aynı zamanda suç teşkil etmekte ise, kişinin cezalandırılabilmesine neden olabilmektedir. Delil elde ederken hukuka aykırı yöntemlere başvurulmasının önlenmesi bakımından tazminat sorumluluğu ve cezai yaptırımlar ayrıca bir önem arzetmektedir
Author
Dr. Yeşim Yılmaz
How to Cite
Yeşim Yılmaz (Yüksek Lisans Tezi). Ceza Muhakemesinde hukuka aykırı delillerin ispat değeri, 2013, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
