Çocuklara özgü ceza muhakemesine hâkim ilkeler kapsamında suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma evresi
2022
1 views
1 downloads
Advisor: Prof. Dr. Pınar Memiş Kartal
Abstract (TR)
Suça sürüklenen çocuklar hakkında yetişkinlerden farklı bir ceza muhakemesi sisteminin uygulanması gerektiği genel kabul görmüş bir yaklaşım olmakla birlikte "çocuklar için iyi olanın başkaları için de iyi olandan farkının ne olduğunu" ortaya koyma konusunda pek çok yaklaşım mevcuttur. Korumacı yaklaşımın benimsediği anlayışta çocuk yetersiz, irrasyonel, idrak gücüne sahip olmayan, yetişkinler tarafından korunması gereken bir varlık iken; çocuğun özerkliğini savunan yaklaşım ise çocuğu korumayı hedeflerken özgürlüklerinin sınırlandırıldığı fikrinden yola çıkarak çocuğun da kendi kaderini kendi tayin edebilme felsefesi ile süreci ele alan bir anlayış olmuştur. Biz de tez çalışmamızda hem korumacı anlayışın hem de korumak pahasına çocuğun özgürlüğünün sınırlandırılmaması gerektiği anlayışının birlikte benimsendiği uzlaşmacı karma yaklaşımla ele alınan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde yer verilen temel ilkeler çerçevesinde özellikle çocukların ceza muhakemesi sürecinde çocuklar için asıl neyin iyi olduğunu belirlemeye çalışacağız. Bu ilkelerin ülkemiz iç hukukundaki suça sürüklenen çocukların soruşturma sürecine yansımasını Çocuk Koruma Kanununda belirlenen temel ilkeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi Sonuç Gözlem Raporları, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları üzerinden değerlendirmeye çalışacağız. Bir giriş, iki ana bölüm ve sonuç kısmından oluşan tez çalışmamızın birinci bölümünde; tez çalışmamızda sıklıkla başvurulacak temel kavramların tanımına, özellikle suça sürüklenen çocuğun ayrıca korunma ihtiyacı içindeki çocuk da olup olamayacağı değerlendirilmek suretiyle çocukluk kavramının tarihsel gelişimine, suça sürüklenen çocuklar hakkında yetişkinlerden farklı bir ceza muhakemesi sisteminin neden gerekli olduğuna, uluslararası düzenlemelerde ve Türk hukukunda benimsenen başlıca temel ilkelerin neler olduğuna ve bu ilkelerin suça sürüklenen çocuklar hakkında yapılacak soruşturma sürecine yansımasına değinilecektir. Birinci bölüm birinci kısımda; Pekin Kuralları, Havana Kuralları, Riyad İlkeleri ve Avrupa Konseyi Avrupa Anlaşmalarında yer verilen açıklama ve yorumlar referans gösterilerek 20 Kasım 1989 tarihli BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde belirlenen çocuklara özgü ceza muhakemesine hâkim olan on temel ilkeye değinilecektir. BM Çocuk Hakları Komitesi, Sonuç Gözlem Raporlarında dört temel ilkeyi esas alarak devletlere tavsiye ve telkinlerde bulunsa da bu tez çalışması ile dört temel ilkeden başka özellikle BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 37 ve m. 40'ta belirlenen ilkeler göz önünde tutularak uluslararası düzenlemeler bakımından iç hukukumuzu da bağlayıcı on temel ilke tez çalışmamızın ana unsurunu oluşturacaktır. İç hukukta suça sürüklenen çocuklar hakkında yapılan soruşturma evresinde hangi usul, kural ve yöntemlerin çocuk için en iyi olan olduğunu belirlemek konusunda on temel ilke referans alınacaktır. BM Çocuk Hakları Komitesi'nin şemsiye ilkeler olarak belirlediği ayrımcılık yasağı, çocuğun yüksek yararı ilkesi, hayatta kalma ve gelişme hakkının gözetilmesi, çocuğun görüşlerinin dinlenilmesi ilkesinden başka Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 37 ve m. 40 referans alınarak ortaya koyduğumuz çocuğun saygınlık ve değer duygusuna uygun muamelede bulunulması, çocuğun adil yargılanmasını sağlayacak asgari güvencelerin benimsenmesi, yalnızca çocuklara uygulanabilir yasa, usul, makam ve kuruluşların oluşturulması, çocuğun ceza ehliyeti bakımından asgari bir yaş sınırının belirlenmesi, çocuklar hakkında adli kovuşturma olmaksızın önlemlerin alınması, çocuğun durumu ve suçla orantılı şekilde esenliğine uygun karar ve tedbirlerin alınması ilkeleri suça sürüklenen çocuklar hakkında neyin başkaları hakkında iyi olandan daha iyi olacağını belirleme konusunda referans ilkeler olacaktır. Tez çalışmamızın birinci bölüm ikinci kısımda, özellikle on yedinci yüzyıl sonrasında görünür olmaya başlayan "çocuk" ve "çocukluk" kavramının on dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde sosyal alandan çıkarak ulusal ve uluslararası hukuk alanını nasıl düzenlendiğine değinilecektir. Uluslararası hukuk bakımından öncelikle korumacı/paternalist anlayışın hâkim olduğu ilk düzenlemelerde çocuğu koruyucu; çocuk satışı, çocuk fahişeliği, çocuk pornografisi, silahlı çatışmalarda çocukların durumu, çocuk ticareti gibi alanlarda çalışmalar yapılmıştır. Yirminci yüzyıla gelindiğinde çocuğun korunması yanında özgürlüğünün de çocuğa teslim edilmesi fikrinin yaygınlık kazanması ile BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, Pekin Kuralları, Havana Kuralları, Riyad İlkeleri ve Avrupa Konseyi Avrupa Anlaşmaları başta olmak üzere çalışmamızın temel kaynaklar kısmında değerlendireceğimiz pek çok uluslararası belge imzalanmıştır. Çalışmamızda bu belgeler ile çocuğun özgürlüğünün esas alındığı karma yaklaşıma uygun olarak ulusal hukuktaki çocuklara özgü ceza muhakemesi sisteminin nasıl geliştirilmeye çalışıldığı açıklanacaktır. Tez çalışmamızın ikinci bölümünde ulusal ve uluslararası düzenlemeler temel alınarak belirlenen on temel ilkenin suça sürüklenen çocuklar hakkında yürütülecek soruşturma evresine yansıması ele alınacaktır. Bu anlamda öncelikle ikinci bölüm birinci kısımda suça sürüklenen çocuklara özgü yetkili ve görevli makamlar ve süjeler belirlenecektir. Ayrıca yaş evresine göre suça sürüklenen çocukların soruşturma işlemlerinde farklılıklar oluşmasından dolayı Türk ceza hukuku bakımından hangi yaş evrelerinin benimsendiği, yaş evrelerinin tasnifi ve yaşın tespitinin nasıl yapılacağı açıklanacaktır. Suça sürüklenen çocuklar hakkında kolluk ve Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacak soruşturma işlemlerine, bu işlemlerden hangilerinin yetişkin suçlarından farklılık gösterdiğine ve iştirak halinde işlenen suçlarda, sosyal inceleme raporunun düzenlenmesinin gerekli olduğu hallerdeki özel durumlara değinilecektir. Yalnızca çocuklara uygulanabilir yasa, usul, makam ve kuruluşların oluşturulması ilkesinin düzenlendiği BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 40(3) gereği oluşturulan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu suça sürüklenen çocukların soruşturma evresinde başvurulacak ilk yasal mevzuattır. Ancak Çocuk Koruma Kanunu m. 42/1 atfı gereği Çocuk Koruma Kanununda hüküm bulunmayan hallerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uygulanacaktır. Tez çalışmamızın ikinci kısmı genel bir ceza muhakemesi incelemesi olmayıp başta 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu olmak üzere suça sürüklenen çocuklara özgü soruşturma kurallarının yer aldığı yasal mevzuatlara, yargı kararlarına ve öğretideki yaklaşımlara dair bir inceleme olacaktır. Bu anlamda Çocuk Koruma Kanunu uyarınca çocuk büro ve çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları suça sürüklenen çocuklar hakkında yapılacak soruşturma sürecinde rol alacak esas makam olup suça sürüklenen çocuklara özgü soruşturma evresi bizzat çocuk büroda yer alan Cumhuriyet savcıları eliyle yürütülecektir. Ancak bazı hallerde çocukların da adil yargılanma hakkı kapsamında asgari güvencelerden yararlanması gerektiği ilkesi uyarınca hâkim güvencesinin gerekli olduğu hallerde çocuk hâkimi ve sulh ceza hâkimi tarafsız ve bağımsız merci tarafından alınması gereken kararlarda suça sürüklenen çocukların soruşturma evresinde rol alacak diğer adli makamlar olacaktır. Hakimliklerin görev alanlarına ilişkin ayrım, Yargıtay'ın farklı yaklaşımları, öğretideki tartışmalı hususlar tez çalışmamızın ilgili kısmında detaylı şekilde ele alınacaktır. CMK m. 160 ve m. 164 uyarınca soruşturma evresinde genel yetkili makam olan Cumhuriyet savcısı şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplayıp muhafaza altına alabilmek için adli kolluk görevlilerinin yardımına başvurmaktadır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundan farklı olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununda soruşturma evresinde asıl görevli olan makamın savcılık olduğu vurgulanarak adli kolluğa doğrudan araştırma yetkisi verilmemiştir. Söz konusu suça sürüklenen çocuklar olduğunda ise 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu bir adım daha ileri giderek asıl görevli makamın savcılık birimi olduğunu düzenlemiştir. Öğreti ve yargı kararlarına göre suça sürüklenen çocuğun aktif olarak yer almadığı soruşturma işlemlerinin kolluğun çocuk birimi tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir. Her ne kadar kolluk birimlerince tutulan tutanaklarda suçun nitelendirilmesine dair genelde bir ibare bulunsa da savcılık tarafından bizzat yapılacak işlemlerden suçun hukuki nitelendirilmesi ve cezanın belirlenmesi münhasıran savcılık makamına aittir. Ayrıca çalışmamızın ilerleyen kısımlarında hangi işlemlerin savcı huzurunda yapılması gerektiği; çağrı üzerine veya zorla getirme işlemleri ile delil toplama işlemlerinden teşhis, yüzleştirme, yer gösterme, keşif işlemleri örnek gösterilmek suretiyle AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yaklaşımları üzerinden değerlendirilecektir. Çalışmamızda kolluğun genel görevleri yerine suça sürüklenen çocukların soruşturma evresinde rol alacak çocuğun kolluk birimine ve bu birimlerin hangi soruşturma işlemlerini yapabilecekleri özellikle uluslararası mahkeme kararları ve Yargıtay'ın yaklaşımı da esas alınarak öğretinin yaklaşımı üzerinden değerlendirilecektir. Bu anlamda kolluk tarafından çocuklar hakkında doğrudan yapılabilecek durdurma ve kontrol, kimlik tespiti, sağlık kontrolü, çocuğun muhafaza altına alınması ve rapor (fezleke) hazırlanması gibi işlemlerde usul, uygulamada karşılaşılan sorunlara değinilecektir. Doğrudan ya da temsilci vasıtasıyla çocuğun görüşlerinin dinlenilmesi ilkesi kapsamında çocuğun yararına aykırı olmayacak hallerde çocuğun annesi, babası, bakmakla yükümlü olunan kimseler başta olmak üzere baro ve sosyal hizmetler kurumu ile çocuk resmî bir kurumda kalıyorsa kurum temsilcisi suça sürüklenen çocuklar hakkında yapılacak soruşturma işlemlerinde çocuğun yanında bulunabilecek öncelikli kimselerdir. Suça sürüklenen çocukların ceza muhakemesi ile hedeflenen çocukların sırf ceza adalet sistemi içinde yargılanması değil ayrıca korunma ihtiyacı içinde de olabileceği fikrinden dolayı Çocuk Koruma Kanunu çok disiplinli ve çok aktörlü bir ceza muhakemesi sisteminin ele almıştır. Bu yaklaşım tez çalışmamızın ikinci bölüm birinci kısmında çocuğun yasal temsilci, zorunlu müdafi, sosyal çalışma görevlisi başta olmak üzere yerel yönetimlerdeki büyükşehir belediyeleri, ilçe belediyeleri, muhtarlıklarla merkezi yönetimdeki vali ve bakanlıklardan baro, dernek ve vakıflara kadar tüm birimlere varacak şekilde diğer resmi ve özel kurumların soruşturma sürecindeki rollerine ayrıca değinilmeyi gerekli kılmıştır. Kural olarak insanın fiillerinin hukuki sonuçlarını anlama ve davranışlarını buna göre yönlendirme kabiliyetinin belirlenmesi bir diğer deyişle kusur yeteneğinin varlığı maddi ceza hukukunun konusunu oluştursa da söz konusu suça sürüklenen çocukların ceza muhakemesi olduğunda çocuğun içinde bulunduğu yaş evresinin suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanacak özellikle soruşturma işlemleri bakımından farklılıklar yaratmaktadır. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu m. 31'de yer verilen yaş küçüklüğü, TCK m. 33'te yer alan sağır ve dilsizlik durumunda kusur yeteneğinin nasıl tespit edileceği konuları ile TCK m. 32'de düzenlenen akıl hastalığı ve yaş küçüklüğünün aynı anda bulunması durumunda hangi güvenlik tedbirlerine başvurulacağının belirlenmesi söz konusu olmaktadır. Bu nedenle tez çalışmamızda yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik durumuna çalışmamızın kapsamımda kısaca değinmek gerekmiştir. Kural olarak ceza muhakemesi kurumlarının uygulanmasında işlemin yapıldığı an esas alınsa da suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanacak bazı soruşturma işlemlerinde işlemin yapıldığı andaki değil fiilin işlendiği andaki yaş dikkate alınmaktadır. Bu nedenle suça sürüklenen çocuğun fiili işlediği andaki yaşın bilimsel olarak tespiti oldukça önemlidir. Bu bağlamda uygulamada karşılaşılan durumlar, soruşturma evresinde hangi makamların yaşı tespit edeceği, yaş tespitine rağmen yaşın resmî olarak nüfus kaydına tescil edilmemesi durumunda tekrar suça yönelen çocuk hakkında hangi yaşın esas alınacağı gibi uygulamada karşılaşılan sorunlar ilgili başlık altında detaylı şekilde incelenecektir. Suça sürüklenen çocukların kovuşturma evresinde sıklıkla tartışma konusu yapılan sosyal inceleme raporları söz konusu soruşturma evresi olduğunda görmezden gelinebilen bir durum olabilmektedir. Biz de tez çalışmamızın ikinci bölüm birinci kısmının son başlığında suça sürüklenen çocukların soruşturma evresinde ve yalnızca ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar bakımından değil bütün yaş evresindeki çocuklar bakımından sosyal inceleme raporunun alınması gerektiğinin nedenlerini açıklamaya çalıştık. Çocuğun kişisel özelliklerinin ve içinde yaşadığı sosyal çevresinin yetkilendirilmiş uzman tarafından incelenmesi ve inceleme sonucunda çocuğu suça sürükleyen nedenlerin tespit edilmesi bakımından önem taşıyan sosyal inceleme raporu, uzman hekimden alınan adli rapordan farklı bir rapordur. Tamamen çocuğun yararı ilkesi kapsamında yaptırılması gereken sosyal inceleme raporu suça sürüklenen çocuğun korunma ihtiyacı içinde olup olmadığını belirlemek bakımından oldukça önemlidir. Yargıtay yaklaşımında suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuk hakkında korunma ihtiyacı içinde olan çocuk sıfatıyla koruyucu ve destekleyici tedbirlere hükmedilemeyeceği genel bir yaklaşımdır. Çalışmamızda Yargıtay'ın bu yaklaşımının Çocuk Koruma Kanununun amacına ve ilkelerine bütünsel yaklaşımdan uzak olduğu gerek sosyal inceleme raporları başlığında gerek koruyucu ve destekleyici tedbirlerin ele alındığı ikinci bölüm ikinci kısımda gerekçeleri ile birlikte açıklanacaktır. Çalışmamızın ikinci bölüm ikinci kısmında suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma evresinde uygulanacak üç tedbir olan koruyucu ve destekleyici tedbir türleri, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin hukuki niteliği, tedbirler arasındaki hukuki farklar ile koruma tedbirlerinin yetişkinlerden farklı olan kısımları detaylı şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Bu anlamda, TCK m. 31 gereği çocuklara özgü güvenlik tedbirleri ancak ceza sorumluluğu bulunmayan suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanabilecektir. Öğretide, hakkında ceza yargılaması yapılmaksızın ve iddia edilen fiilin sübuta erdiği kesin olarak belirlenmeksizin suç karşılığı uygulanan güvenlik tedbirine nasıl başvurulabileceği tartışma konusudur. Ayrıca öğretide Cumhuriyet savcılarının soruşturma evresinde suça sürüklenen çocuğun kusuru bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı veremeyeceği yaklaşımının çocuğu olabildiğince ceza yargılaması dışında tutulması gerektiği fikrine aykırı olduğu, ceza sorumluluğu bulunan suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma evresinde koruyucu ve destekleyici tedbirlere başvurulamayacağı yaklaşımının çocuklar arasında ayrımcılık doğuracağı belirtilmektedir. Biz de çalışmamızın bu kısmında soruşturma evresindeki bu tartışmalarda çocuk yararına olması gerekenin ne olduğunu öğretinin yaklaşımı ve yargı kararlarındaki karşı oylar ışığında açıklanmaya çalışacağız. Tez çalışmamızın ikinci bölüm ikinci kısmında son başlıkta değerlendirdiğimiz soruşturma evresini sona erdiren usul ve kararlardan kovuşturmaya yer olmadığı kararı, uzlaştırma hükümlerinin uygulandığı ve kamu davasının açılmasının ertelenmesine hükmedilecek hallerde suça sürüklenen çocuklar bakımından özel durumlara değinilecektir. Ayrıca seri muhakeme usulünün yaş küçüklüğünün varlığı durumunda uygulanmaması halinin seri muhakeme usulü kapsamına giren suçların çocuklar tarafından işlenmesi durumunda yarı oranında indirim yapılamayacağından çocuk aleyhine sonuç doğurabileceği, maddi edim yükleyen uzlaştırma kurumunun özellikle maddi olanağı bulunan ve bulunmayan suça sürüklenen çocuklar içinde dahi ayrımcılıklara yol açabileceği, soruşturma sürecini sona erdiren alternatif yöntemlerin mehaz kanunda yer verildiği üzere ayrı bir başlık altında daha derli toplu ve basit şekilde ele alınması gerektiği ayrıca belirtilecektir. Çalışmamız, sonuç kısmında yapılan çıkarımlar ve öneriler ile sona erdirilecektir.
Author
Dr. Fatımatüzzehra Tula Kotan
How to Cite
Fatımatüzzehra Tula Kotan (Yüksek Lisans Tezi). Çocuklara özgü ceza muhakemesine hâkim ilkeler kapsamında suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma evresi, 2022, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Deep learning-based detection and segmentation for 3D perception of the urban world(2025)
- Hümanizm ve transhümanizm düşüncesinde tabii hak anlayışı(2025)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
