DoctorateOpen Access

La coopération entre les pays Turcophones et le nouveau régionalisme

2020
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Ali Faik Demir

Abstract (TR)

Küreselleşmenin gücünü her alanda daha çok hissettirdiği günümüz uluslararası düzeninde bölgeselleşme çabalarının dünya genelinde artmakta olduğu gözlemlenmektedir. Nitekim çok kutuplu dünya düzeninde bölgesel hareketler Latin Amerika'dan Afrika'ya Avrupa'dan Asya'ya giderek yaygınlaşan bir olgudur. Sözkonusu haraketlerin hepsi ortak bir coğrafyayı paylaşan ve açık ortak özelliklere sahip bölgesel aktörlerden müteşekkil değillerdir. Bu gelişmeler, bölge nedir, bölgesel işbirliğinin unsurları nelerdir, bölgeselcik (regionalism) ve bölgeselleşme (regionalization) nasıl tanımlanır, bölgesel kimlik (regional identity) nasıl oluşur, bölgesel bütünleşmeye (regional integration) giden unsurlar nelerdir ve benzeri soruların uluslararası ilişkiler literatüründe daha yaygın olarak yer almasına neden olmuştur. Yeni bölgeselciliğin (new regionalism) teorik çerçevesi üzerinden okunan bu durum, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından en çok etkilenen bölge olan Avrasya'yı yakından ilgilendirmiştir. Nitekim, sınırları tanımının ele alışına göre değişen bu bölgede çok sayıda ve çeşitli bölgesel işbirliği girişimi bulunmaktadır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın uluslararası ilişkiler sahnesine bağımsız devletler olarak çıkması, Türkiye ve sözkonusu bu ülkeler arasındaki ilişkilerin bölgesel işbirliği açısından değerlendirilebilmesi için elverişli bir ortam yaratmıştır. Sadece ortak dil yapısı değil aynı zamanda ortak etnik köken, tarih ve sosyo-kültürel değerlere sahip olan bu aktörler arasındaki bölgeselleşme sürecinin çok daha eskiye, tarihi İpek Yolu üzerindeki etkileşim sürecine dayandığı görülmektedir. Bugün toplam demografik ve ekonomik açıdan Avrasya bölgesinde önemli bir ağırlığa sahip hale gelen, küresel dengeler açısından Rusya ve Çin gibi iki önemli komşusu bulunan bu devletler arasındaki bölgeselleşme süreci yeni bölgeselcilik açısından ele alınması gerekli bir konu haline gelmiştir. Teorik önermeleri kapsamında yeni bölgeselcilik, bölge olma koşullarını sıkı kriterlere bağlayan, bölgesel işbirliğini belirli kalıplar içerisinde inceleyen, devlet merkezci ve daha çok konuyu Avrupa'daki örneklerden yola çıkarak ele alan eski bölgeselcilikten (old regionalism) çeşitli noktalarda ayrılmaktadır. Bu farklılaklara ilave olarak sökonusu teorik çerçeve, bölgeselciliğin önemli bir bileşeni olan ve bir süreci oluşturan bölgeselleşmeyi küreselleşme ile birlikte ele almakta ve bölgeselleşmenin sadece ulusal faktörler göz önünde bulundurularak küresel bağlamdan ayrı düşünelemeyeceğine dikkat çekmektedir. Teorik yapısı bakımından inşacı kuramın (constructivim) özelliklerini ağırlıklı olarak taşıyan ve eklektik bir içeriğe sahip olan yeni bölgeselcilik, bölge kimliği (regional identity) kavramını da ön plana çıkarmakta ve bu kavramı inşa olgusu (regional identity building) üzerinden incelemektedir. Yeni bölgeselcilikte ayrıca bölgeler arası ilişkilerin (inter-regionalism) bölgeselleşme üzerine etkilerine de değilmektedir. Yeni bölgeselcilik yaklaşımının (new regionalism approach) önde gelen temsilcileri Hettne ile Söderbaum'un bölgesellik (regionness) kavramı, bölgeselcilik çalışmaları için yenilikçi bir bakış açısı ortaya koymaktadır. Bölgesel alan (regional space), bölgesel yapılanma (regional complex), bölgesel toplum (regional society), bölgesel topluluk (regional community) ve kurumsallaşmış bölgesel yönetimden (regional institionalized polity) müteşekkil beş seviyeden oluşan sözkonusu kavram ile bölgeselleşme sürecinin geçirdiği aşamalar ve geldiği nokta incelenebilmektedir. Bu çerçevede, tarihsel ve toplumsal boyutların ele alındığı bu yaklaşımda bölgeselleşme her zaman gelişme gösteren bir olgu olarak nitelendirilmemekte, bu süreçte geriye dönüşlerin de olabileceği dile getirilmektedir. Bununla birlikte bölgesellik derecesindeki güçlenmeyle bir bölgenin, bölgesel kimliğe sahip olma ve bölgesel aktör (regional actor) olarak hareket edebilme kapsitelerinin bir ivme kazandığı savunulmaktadır. Türk dilli halklar, geniş bir coğrafyaya yayılan ve sadece ticari ürünlerin değil fikilerlerin, insanların, dillerin ve dinlerin de yolculuk ettiği tarihi İpek Yolu üzerinde tarih boyunca önemli aktörler olmuşlardır. Nitekim, Türkler, güvenliğini sağladıkları bu yolun ekonomik ve kültürel gelişimine oldukça katkı sağlamışlardır. Bu yol boyunca dayanışma ve kimi zaman da mücadele süreçlerini yaşayan Türk dilli halklar arasında zamanla bir işbirliği kültürü oluşmuştur. Sözkonusu kültür, Türkler arasında antik çağlardan günümüze kadar taşınınan bölgeselleşmenin temellerini atmıştır. Önce Çarlık Rusyası daha sonra Sovyetler Birliği'nin Türk dilli halkların yaşadıkları Kafkasya ve Orta Asya'yı ele geçirmeleriyle birlikte bu bölgeselleşme aşamalı olarak sekteye uğramıştır. Ancak bu dönemlerde dahi Avrasya'nın iki ucunda konuşlanmış Türkler arasında siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler çeşitli akımlar sayesinde tüm olumsuzluklara rağmen devam edebilmiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Türkiye ve bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriylerleri kaldıkları yerden bölgeselleşmeye devam edebilmek için elverişli bir ortam bulmuşlardır. Ancak beklenenin aksine, egemenlik ve bağımsızlıklarını korumaya, devlet inşası (state building), ulus inşası (nation building) ve ulusal kimlik inşası (national identity building) ile pazar ekonomisine geçiş süreçlerine odaklanan Türk devletleri ile siyasi iradesi bulunmasına rağmen o dönemde ekonomik gücü bu yönde yeterli olmayan Türkiye arasında sözkonusu bölgeselleşmenin hızlı bir şekilde canlanabilmesi mümkün olamamıştır. Uluslararası konjönktür ve bölgesel gelişmelerin de etkisiyle büyük umutlarla yeniden başlayan ilişkilerin ilk 10 yılı bölgeselleşme açısından inişli çıkışlı bir tablo sergilemiştir. Bu süreçte bağımsızlıklarını ilk tanıyan ülke ünvanına sahip olan Türkiye tarafından sözkonusu Türk dilli devletere yönelik politika-diplomasi, kalkınma-ekonomi ile kültür ve eğitim alanlarında yürütülen projeler anılan bölgeselleşmenin gelişimine bir takım eksikliklerine rağmen, kaydadeğer katkı sağlamıştır. 2000'li yılların başından itibaren, Türk dilli devletler arasındaki ilişkiler bir kurumsallaşma ve rasyonelleşme evresine girmiştir. Özellikle 2007'den itibaren Türkiye'nin bu coğrafyaya yönelik daha aktif bir politika izlemeye başlaması ile diğer Türk devletlerinin siyasi, ekonomik ve kültürel açılardan inşa süreçlerinde belirli bir aşama kaydedebilmeleri bu evrenin oluşuma zemin oluşturmuştur. Rusya, Çin ve diğerlerine göre daha az da olsa ABD'nin bu bölgeye yönelik ilgisinin canlandığı bu dönemde, 2009'da kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) bölgesel bir örgüt olarak Türk devletleri arasındaki bölgeselleşmeye yeni bir boyut getirmiştir. 2019'da yılında kuruluşunun 10. yılını kutlayan Türk Konseyi, 1992-2010 yılları arasındaki Türk devletleri zirveler süreci tecrübesine dayanarak Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye tarafından kurulmuştur. Türk dili konuşan bağımsız ülkeler ile halkları arasında işbirliğini çok boyutlu bakış açısıyla geliştirmeyi hedefleyen bir yapı olarak Konsey, bu yönde kullanılabilecek kurumsal araçlara ve metodlara sahiptir. İstanbul'da konuşlu daimi sekretaryası aracılığıyla siyasi, ekonomik ve eğitim-kültürbeşeri alanlarda faaliyet gösteren Türk Konseyi, ilişkili kurumları TURKPA, TURKSOY, Türk İş Konseyi, Türk Akademisi ile Türk Kültür ve Miras Vakfı'nın Türk işbirliğine yönelik çalışmaları için eşgüdüm sağlamaktadır. BM'nin uzmanlık kuruluşları olmak üzere ortak çıkarları bulunan uluslararası örgütlerle de yakın çalışan Türk Konseyi, uluslararası arenada bölgesel bir aktör olarak anılmaya başlamıştır. Türk halkları arasında bölgesel bir kimlik oluşması üzerine çalışmaları da bulunan ve bölgesel işbirliğinin kurumsallaşmasına yönelik önemli bir araç teşkil eden Konsey, Türk devletleri arasındaki bölgeselleşmenin gelişmesine yönelik kaydadeğer adımlar atmaktadır. Öte yandan, sözkonusu bölgeselleşme süreci üye ülkelerden ve Konsey'in çalışmalarından kaynaklanan bir takım kısıtlamalar ile de karşı karşıyadır. 2019'da Özbekistan'ın Konsey'e tam üye olması, daimi tarafsızlık statüsüne haiz Türkmenistan ile ilişkilerinin gelişmesi ve 2018'de Konsey nezdinde gözlemcilik statüsü elde eden Macaristan'da Konsey'in tanıtım ofisinin açılması gibi gelişmeler bölgeselleşmenin derinleşmesi ve bölgeler arası işbirliğine katkıları açısından sözkonusu bölgesel örgütün incelenmesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Yukarıda bahsedilenler ışığında bu çalışmada, Türk dili konuşan devletler arasındaki bölgeselleşme süreci, günümüzde çeşitli projelerle ekonomik açıdan yeniden canlandırılmaya çalışılan tarihi İpek Yolu'ndaki etkileşimlerinden yola çıkılarak Hettne ve Söderbaum'un bölgesellik dereceleri zaviyesinden değerlendirilecektir. Çalışmanın çıkış sorusu bahsekonu derecenin hangi aşamalardan geçip hangi dereceye ulaştığı yönündedir. Hangi faktörlerin sözkonusu bölgeselleşmeyi etkilediği, bu sürecin itici gücünü hangisinin oluşturduğunu tespit etmek üzere çalışmamızda irdelenecektir. Türk devletlerinin ortak bir dil yapısına sahip olmasının bu çerçevedeki rolü ve bu rolün devam edip etmediği üzerinde durulacak sorular arasındadır. Bununla birlikte yeni bölgeselcilik tarafından üzerinde yeterince durulmayan bölgeselleşmenin güçlenmesi ve doğru zamanlamanın önemi ile bir bölgesel örgütün sözkonusu sürece katkıları arasındaki ilişkilere çalışmamamızda değinilecektir. Bu doğrultuda, bölgesel bir örgüt olarak Türk Konseyi'nin kurulduğu 2009'dan günümüze bölgeselleşme sürecine katkıları sorgulanacaktır. Aynı zamanda politik ve akademik ortamlarda sıklıkla refere edilen "Türk birliği veya bütünleşmesi" kavramlarının bölgeselleşme açısından mevcut durumu ne kadar yansıttığı irdilenecektir. Yukarıdaki değinilen sorular çerçevesinde tezimiz üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yeni bölgeselcilik teorik çerçevesi, bölgeselcilik çalışmalarının tarihi ve önermeleri ile bölgeselciliğin eski ve yeni versiyonları arasındaki farklar birlikte ele alınacaktır. Bu doğrultuda, bölgesellik dereceleri dahil yeni bölgeselciliğin ön plana çıkarttığı kavramlar detaylıca incelenecektir. Sözkonusu bölümün devamında tarihi açında Türk dilli aktörler arasında işbirliği üzerinde durulacaktır. Bu çerçevede, özellikleri incelenecek İpek Yolu'nun Türkler için önemi ve bu yol üzerindeki ekonomik, siyasi ve sosyo-kültürel etkileşimleri ele alınacaktır. İpek Yolu'nun önemini kaybettiği 16. yüzyılın ardından olumsuzluk yaratan iç ve dış faktörlere rağmen Avrasya'nın iki ucundaki Türk dilli toplumlar arasındaki bağların görülebilmesi açısından Osmanlı Devleti ve Türk Hanlıkları arasındaki ilişkilerin nitelikleri bir örnek olarak incelencektir. Önce Çarlık Rusyası'nın daha sonra Sovyetler Birliği'nin Kafkasya'ya ve Orta Asya'ya nüfuz ediş süreçlerine değinildikten sonra pan-türkizm ve cedid harekatlerinin tüm olumsuzluklara rağmen Türk devletleri arasındaki bölgesel işbirliğine katkıları bu bölümde mercek altına alınacaktır. İkinci bölümde, bundan sonraki tarihsel gelişmeler ışığında, Türk dili konuşan ülkeler arasında bölgeselleşme sürecine etki eden iç ve dış faktörler araştırılacaktır. Bu doğrultuda, Çarlık Rusyası'nın ve Sovyetler Biriği'nin bölgeselleşmenin ilerlemesine negatif yönde etki eden politikalarından bahsedilecektir. Ardından, bağımsızlıklarını kazanmalarıyla uluslararası arenaya çıkan Türk devletlerinin içine girdiği devlet inşası, ulus inşası ve ulusal kimlik inşası süreçleri ile merkezi ekonomiden pazar ekonomisine geçişleri, bölgeselleşmeye etkileri bakımından ele alınacaktır. Tezin devamında, Türkiye'nin kardeş Türk devletlerine yönelik politikaları, henüz daha hepsi bu yöndeki ilanlarını yapmadan önce Türk Dışişleri Bakanlığı heyetinin anılan ülkelere gerçekleştirdiği ziyaretten günümüze kadar olan süreçte dönemlere ve konulara ayrılarak incelenecektir. Söz konusu politikaların bölgeselleşmeye yönelik etkileri bu doğrultuda mercek altına alınacaktır. Üçüncü bölümde ise Türk Konseyi'nin yapısı, uyguladığı metodlar, çalışmaları, ilişkili kurumlarıyla etkileşimi, bölge içi ve bölge dışı diğer önemli aktörler ile ilişkileri ve uluslararası örgütlerle işbirliği bölgesellik derecesine etkileri açılarından araştırılacaktır. Bölgesel kimlik ve bölgesel aktör olma konularının da ele alınacağı bu bölümde, Türk Konseyi'nin bölgeselleşmeye somut katkılarının yanısıra bu konuda karşılaşılan kısıtlamalar ve bunun başlıca nedenleri de irdelenecektir. Tez kapsamındaki bu analizlerimizin, Türk dili konuşan ülkeler arasındaki işbirliğinin daha önce büyük ölçüde ele alınmamış sistematik bir çerçeve temelindeki bu haliyle, daha sonraki karşılaştırmalı bölgeselcilik (comparatif regionalism) çalışmalarına katkı sağlaması ümit edilmektedir.

Author

Dr. Pelin Musabay Baki

How to Cite

Pelin Musabay Baki (Doktora Tezi). La coopération entre les pays Turcophones et le nouveau régionalisme, 2020, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University