Master'sOpen Access

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Türkiye'nin ekonomik büyümesindeki rolü:2003 öncesi ve sonrası

2014
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Burak Gürbüz

Abstract (TR)

Küreselleşme süreciyle yabancı sermaye hareketleri gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınma hedeflerini gerçekleştirmede en önemli araçlardan biri haline gelmiştir. Söz konusu yabancı sermaye hareketlerinden olan doğrudan yabancı sermaye yatırımları günümüzde açık ve etkin bir ekonomik sistemin vazgeçilmez bir parçası olarak görülmektedir. Çünkü doğrudan yabancı sermaye yatırımları diğer tüm yatırım türlerinden farklı olarak yatırımın yapıldığı ülkede yerli firmalara teknoloji transferi sağlama rolüyle ayrılır. Türkiye son yıllarda makroekonomik istikrarı sağlayarak büyük miktarlarda doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmeye başlamıştır. Bu duruma 2003 yılında yürürlüğe konulan 4875 sayılı kanunun da etkisi olmuştur. Bu nedenle çalışmanın amacı Türkiye'nin 17 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe konulan Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'yla çektiği doğrudan yabancı sermaye yatırımları'nın 1954'deki Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu'yla gelenlerden farkları ve bunun Türkiye'nin ekonomik büyümesinde yarattığı değişimin etkilerini incelemektir. Doğrudan yabancı yatırımlar bir firmanın uzun vadeli çıkar elde etmek amacıyla başka bir ekonomide yer alan doğrudan yatırım işletmesine gerçekleştirdiği yatırımlardır. Bu yatırımlar yatırımın yapıldığı şirketin mülkiyetinin %10'dan fazlasını elinde bulundurma ya da yönetiminde etkin olmayı gerektirir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ev sahibi ülkenin ekonomisi üzerinde sabit sermaye stokuna katkıda bulunması, istihdam yaratması, ödemeler dengesi açığını azaltması gibi olumlu etkilere sahiptir. Bununla beraber doğrudan yabancı sermaye yatırımları çokuluslu firmaların ülkeye getirdiği üstün teknoloji ve işletmecilik bilgisinin pozitif dışsallıklarla ekonomik büyümeye katkıda bulunması özelliğinden dolayı diğer tüm uluslararası yatırım türlerinden ayrılır. Bu nedenle birçok gelişmekte olan ülke yabancı yatırımcıları çekebilmek adına çokuluslu firmalar için ucuz ve kalifiye işgücü sunma, vergi muafiyetleri sağlama, alyapı desteği verme, ekonomilerinde fiyat istikrarı ve rekabetçi kur oranı sağlama çabası içine girmiştir. Neoklasik Büyüme Modelleri'nde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyüme üzerinde etkisi yurtiçi yatırımlarınkinden farklı değildir. Buna karşın İçsel Büyüme Modelleri'nde çokuluslu firmalar yüksek teknolojiye sahip oldukları için gerçekleştirdikleri yatırımlar teknoloji yayılmaları ortaya çıkarır ve bu yayılmalar da yerli firmaların verimliliklerinin artmasını sağlayarak ekonomik büyümeye katkıda bulunur. Bununla birlikte ev sahibi ülkenin çokuluslu firmaların ortaya çıkardığı teknoloji yayılmalarından faydalanabilmesi için belirli bir beşeri sermaye seviyesine sahip olmasıyla gereklidir. Çokuluslu firmalar yurtdışındaki pazarlarda oluşan talebi karşılamak amacıyla yatay entegrasyonlar gerçekleştirerek üretimlerini yabancı ülkelere kaydırdıklarında ihracat yapmaktan vazgeçerler ve dolayısıyla ihracat ile DYY birbirine ikame olur. Ancak bu firmalar üretimde maliyet avantajı sağlamak amacıyla üretim sürecini farklı ülkelere yaydıklarında ihracat ile DYY birbirine tamamlayıcı olacaktır. İhracata yönelik büyüme politikası izleyen ülkeler ithal ikamesine dayalı büyüme politikası izleyen ülkelerden daha fazla DYY çekmektedirler. Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları uzun vadede ev sahibi ülkenin üretim kapasitesini arttırarak ödemeler dengesine olumlu katkıda bulunurken kısa vadede yabancı firmaların üretim için gerekli üretim araçlarını yurtdışından ithal etmesiyle ödemeler dengesi üzerinde olumsuz etkiye neden olabilmektedir. DYY gerçekleştiren çokuluslu firmalar üretimde maliyet avantajı sağlamak adına ucuz işgücüne sahip ülkeleri tercih ederler. Bununla beraber işgücü faktörünün son yıllarda üretimdeki payının azalması bu firmaların DYY yapmak için ülke seçiminde işgücü maliyetlerinin etkisinin azaldığını göstermektedir. Diğer taraftan çokuluslu firmaların ev sahibi ülkede pazarlara girişiyle işgücüne olan talep artacağından genel ücret seviyesi yükselir. Bu firmalar sahip oldukları yüksek teknolojinin çalıştırdıkları işçilerin yerli firmalara transfer olmasıyla bu firmalar tarafından öğrenilmesine enel olmak amacıyla yerli firmalardan daha yüksek ücretler öderler. Bir ülkenin çekebileceği DYY miktarını belirleyen faktörlerden biri ekonomik istikrardır. Ekonomik istikrarın önemli göstergelerinden biri ise enflasyon oranıdır. Enflasyon oranı yüksek ve değişken olduğunda yatırımcılar için belirsizlik oluşmakta ve yatırımların reel verimliliği düşmektedir. Yatırımın yapıldığı ülkede politik dengelerin sıklıkla değişmesi de yatırımların karlılığını düşürür. Bu nedenle bir ülkenin istediği miktarlarda DYY çekebilmesi için ekonomik istikrarı olduğu kadar politik istikrarı da sağlamış olması gereklidir. Yozlaşma yabancı yatırımcıları ev sahibi ülkeye yatırım yapmaktan caydıran en önemli etkenlerden biridir. Yozlaşma üretim maliyetlerinin piyasa değerinin üzerinde olmasına yol açar. Ev sahibi ülke ile merkez ülke arasındaki yozlaşmışlık farkı arttıkça bu iki ülke firmalarının karşılıklı ilişkileri güçleşmektedir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarını açıklayan neoklasik teorinin yetersiz kalması nedeniyle Hymer, Vernon ve Dunning gibi ekonomistler tarafından birçok teori geliştirilmiştir. Vernon'un Ürünün Hayat Devreleri Teorisi'ne göre gelişmiş bir ülkede yüksek teknolojiyle icat edilen yeni ürün başlangıçta yurtiçindeki pazarlarda oluşan talebi karşılamak için üretilirken zamanla bu ürünün üretim tekniklerini öğrenen rakip firmalara karşı maliyet avantajı kazanmak amacıyla üretim doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıyla gelişmekte olan ülkelere kaydırılır. Başlangıçta ürünün icatçısı ve ilk ihracatçısı olan gelişmiş ülke ürünü zaman içerisinde gelişmekte olan ülkelerden ithal etmeye başlar. Hymer'e göre doğrudan yabancı sermaye yatırımları piyasa aksaklıkları varlığında gerçekleşir. Tam rekabetçi bir piyasada firmalar istediği ara mallarını istediği zaman piyasadaki arz ve talebe göre belirlenen fiyattan satın alabilmektedir. Fakat piyasa işleyişinde aksaklıklar varken, bilgi kusursuz değilken ve piyasada oligopol durumu söz konusuyken firmalar belirsizlikleri azaltmak ve rekabetten kaçınmak için doğrudan yatırımlara yönelmeyi tercih eder. Hymer'e göre çokuluslu firmalar yerli firmalara karşı dezavantajlı konumdadırlar ve yurtdışında üretim yapabilmek için bu dezavantajları telafi edecek bazı firma spesifik avantajlara sahip olmaları gerekmektedir. Dunning'in eklektik paradigmasına göre bir firmanın doğrudan yatırım yapabilmesi için üç koşulun eşanlı bir şekilde gerçekleşmesi gereklidir. İlk olarak doğrudan yabancı yatırım gerçekleştirecek firmanın patent ya da marka hakkı gibi rakipleri üzerinde Mülkiyet Avantajlarına sahip olması gereklidir. İkinci olarak Yer Seçimi Avantajları firmaların spesifik avantajlarını kullanırken yurtiçi yerine yurtdışında üretimi tercih etmelerini sağlar. Bu avantaj türü yer seçimi avantajları olarak adlandırılır. Üçüncüsü firmanın mülkiyet avantajlarını kullanması onları lisans anlaşmaları yoluyla kiralamaktan daha avantajlı olmalıdır. Bunlar ise içselleştirme avantajlarıdır. DYY özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından önem kazanmakla beraber bu dönemde yalnızca gelişmiş ülkelerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri bir yatırım türü olmuştur. 1980'li yıllardan itibaren dünya genelinde piyasaların liberalleşmesiyle ve gelişmekte olan ülkelerin doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına olan olumsuz bakış açılarının sona ermesiyle birlikte bu ülkeler de DYY'lerden giderek artan oranda pay almaya başlamışlardır. 1980'li yıllarda imalat sektörü DYY'lerin gerçekleştiği ana sektör iken zaman içerisinde hizmetler sektörünün gerisinde kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk yıllarından itibaren yabancı sermayenin ekonomik kalkınma için önemi anlaşılmış ancak yabancı devletlere tanınan kapitülasyonların kaldırılmasıyla ülkeye gelen yabancı sermaye önemli ölçüde azalmıştır. 18 Ocak 1954 tarihinde 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu Yürürlüğe Konmuştur. Bu kanun oldukça liberal düzenlemelere sahip olmasına rağmen Türkiye'nin öngördüğü miktarlarda doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmesini sağlayamamıştır. 1980'li yıllara gelindiğinde dünya genelinde küreselleşme sürecinin başlamasıyla Türkiye de önemli ölçüde doğrudan yabancı yatırım çekmeye başlamıştır. Bu yıllarda Türkiye'ye gelen yatırımlar genellikle imalat sektöründe gerçekleşmiştir. 1990'lı yıllarda ise Türkiye doğrudan yabancı sermaye yatırımları çekme konusunda durgunluk yaşamıştır. 1994 ve 2001 krizlerinin etkisiyle Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımları önemli ölçüde azalmıştır. 1954 tarihinde yürürlüğe konan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu'nun dönemin değişen koşullarına uyum sağlayamaması nedeniyle 17 Haziran 2003 tarihinde 4875 sayılı Yabancı Sermaye Kanunu yürürlüğe konmuştur. Bu kanun doğrudan yabancı yatırımlar için Hazine Müsteşarlığı'ndan izin alma zorunluluğunu kaldırmış ve yatırımlar için "Bilgilendirme" sistemine geçilmesini sağlamıştır. Ayrıca yabancı yatırımcı tanımı genişletilerek yurtdışında ikamet eden Türk Vatandaşları'nın yatırımları da doğrudan yabancı yatırım kapsamına alınmıştır. 2003 yılından itibaren Türkiye daha önce hiç olmadığı kadar büyük miktarlarda doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmiştir. Bununla beraber ekonomik kalkınma için Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının miktarı kadar niteliği de önem taşımaktadır. Bu yatırımların uzun vadede ekonomik kalkınmaya olumlu katkıda bulunabilmesi için birleşme ve satın almalardan ziyade yeni üretim birimleri kurulması (Greenfield Investments) şeklinde gerçekleşmesi gerekmektedir. Çalışmanın Birinci Bölümü'nde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının tanımı yapılmış ve ekonomi üzerinde etkileri incelenmiştir. İkinci Bölümde doğrudan yabancı sermaye yatırımları'nı belirleyen faktörler açıklanmıştır. Daha sonra iktisat literatüründe önemli yer tutan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının varlığını açıklamaya yönelik teorilere değinilmiştir. Üçüncü bölümde önce dünyada, daha sonra Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımları incelenmiş ve 2003 yılında yürürlüğe konan Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nun 1954 yılındaki eski kanundan farkları açıklanmıştır. Daha sonra dünya genelinde Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları'yla ilgili yapılan anlaşmalarla ilgili bilgiler verilmiştir. Son olarak doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemek amacıyla Türkiye'de 1980-2012 yıllık verileri kullanılarak GSYH, Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, Toplam Yatırımlar ve Dış Ticarete Açıklık arasında Eşbütünleşme testi ardından bu değişkenler arasında Granger Nedensellik testi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak bu değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi bulunmuş ancak GSYH'den DYY'lere doğru tek yönlü nedensellik dışında herhangi bir nedenselliğe ulaşılmamıştır. Çalışmanın sonuç bölümündeyse elde edilen bulgular değerlendirilerek geleceğe dönük tavsiyelerde bulunulmuştur.

Author

Dr. Mert Efe Özcan

How to Cite

Mert Efe Özcan (Yüksek Lisans Tezi). Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının Türkiye'nin ekonomik büyümesindeki rolü:2003 öncesi ve sonrası, 2014, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University