Master'sOpen Access

The evolution of the theory of financialization: The case of Turkey

2013
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Burak Gürbüz

Abstract (TR)

Marksizm'in temel kavramlarından biri olan Mali Sermaye teorisi Marks'ın sermaye teorisinden hareketle geliştirilmiştir. 1970'li yıllardan itibaren hâkimiyetini güçlendirmiş olan finans-kapital, sanayi sermayesini egemenliği altında almış ve en son aşamada finansal/reel piyasalar arasındaki farkı ortadan kaldırmıştır. Finansal krizler, sosyal bilimcilerin mali piyasaların kapitalizmdeki rolüne dikkat çekmiş oldu. O zamandan bu yana, irdelemeye devam edilen durum finansal piyasaların baskın rolü olmuştur. Bunun yanı sıra ekonomik faaliyetlerin itici gücü haline gelmiş finans-kapitalle birlikte dünya ekonomisinde yaşanan dönüşüm;globalleşme, neo-liberalizm gibi kavramlarla açıklamaya çalışmıştır. Ancak, bu kavramların iktisadi yapıyı açıklamadaki yetersizliği yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu noktada bağlayıcı sorunsal; finansal sermayenin baskın olduğu yeni bir birikim modelinin ortaya çıkmasına dair olacaktır. Kapitalist birikim modeli meta-sermaye akımlarına evrilmiştir. Kapitalizmin temel dinamiği, kar oranlarını maksimum düzeye çıkarma çabası, finansal piyasalar aracılığıyla varlığını sürdürebilir hale gelmiştir. Bu dinamik, reel üretimde oluşturulan artı değere kanalize olarak değil, hatta gerçek piyasalarda mevcut herhangi bir değere mutlaka karşılık olmadan, "meta olarak para" üzerinden yeniden üretilir olmuştur. Ampirik çalışmalarından yola çıkılarak kâr oranının düşme eğilimi ve firmaların yatırımlarında finansal varlıklara yönelmeleri arasında eş yönlü bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Bu anlamda finansal derinliğin artışı ve kapitalizm temel hareket yasaları arasında çelişkili olmayan bir gidişat söz konusudur. Tezin teorik çerçevesini oluştururken koyduğu temel varsayım; toplam sermayede genişleme olsa dahi kar oranlarındaki düşme eğiliminde olduğudur. Kar oranlarının düşme eğilimi yasası Marks'ın anlatımıyla şu biçimde özetlenmiştir; "Ücret ile işgünü veri olarak ele alındığında, 100 birim olarak belirlenmiş değişken sermaye işçi sayısını temsil etmektedir Diyelim ki 100 £, 100 işçinin bir haftalık ücreti olsun. Bu işçilerin, eşit miktarlarda gerekli ve artı-emek harcadıkları, günde, kendileri için, yani ücretlerinin yeniden-üretimi için çalıştıkları kadar, kapitalist için, yani artı-değer üretmek için çalıştıkları kabul edildiğinde, bu işçilerin yarattığı toplam ürünlerinin değeri = 200 £ olacaktır. Ürettikleri art-değer miktarı ise 100 £'dur. Artı-değer oranı, a/d = %100'dür. Ama gördüğümüz gibi, bu artı- değer oranı, kendisini, kâr oranı a: S olduğu için, değişmeyen sermaye s ve dolayısıyla toplam sermaye S'nin farklı büyüklüklerine bağlı olarak, çok farklı kâr oranları ile ifade eder. Artı-değer oranı %100 olduğuna göre: c = 50, v = 100, => p' = 100/150 = 66%%; c = 100, v = 100, => p' = 100/200 = 50%; c = 200, v = 100, => p' = 100/300 = 331/3%; c = 300, v = 100, => p' = 100/400 = 25%; c = 400, v = 100, => p' = 100/500 = 20%." Toplam sermayenin ortalama organik bileşiminde değişmelere neden olduğu varsayılırsa, artı- değer oranı ya da emeğin sermaye tarafından sömürülme yoğunluğu aynı kaldığı sürece, değişmeyen sermayenin değişen sermayeye göre tedrici büyümesi, zorunlu olarak, genel kâr oranında tedrici bir düşmeye yol açar." Kapitalizmin rekabet ortamı, piyasa aktörlerini daha fazla sabit sermaye yatırımlarına zorlar ve sermayenin organik bileşimi, değişken sermayenin sabit sermaye oranı, giderek daha düşük seviyelere iner. Bu sebeple firmalar, gelirlerini gerçek varlıklarından finansal varlıklara aktarmak eğilimindedir. Firmaların yatırım portföyleri, reel yatırımlardan kaynaklanan kayıpları telafi edebilmek adına, ağırlıklı olarak görece yüksek kar oranlarına sahip finansal kâğıtlardan oluşmaktadır. Son yirmi yılda, bankacılık politikalarının odak noktası reel sektör kredilerden bireysel tüketim kredileri kaymıştır. Firmalar ve finansal aracıların güçlü ekonomik bağları göz önüne alındığında, ağır borç yükü altında sokulmuş ücretliler esnek işgücü piyasaları karşısında güçsüz ve güvencesiz kalmıştır. Daha pek çok ekonomik boyun eğdirme mekanizmalarıyla işçi sınıfı baskı altına alınmıştır. İş çi ve işveren arasındaki ezeli mücadele sekteye uğramış, finansal aracı kurumlar ve bankacılık sistemi bu ilişkide araya girerek tampon rolü üstlenmiştir. Böylece, işçi ve işveren arasında dolaylı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Finansallaşma ekonomik aktörler arasındaki ilişkileri dönüşüme uğratmış ve tüm ilişkiler ağı, dolaylı ilişkiler ağına dönüşmüştür. Bu çalışmanın temel amacı finansallaşma teorisine ait literatürdeki önemli katkıları yeniden okumaya çalışmak ve finansallaşma tanımlamalarını eleştirel olarak yeniden değerlendirmektir. İkinci bölümde, Türkiye'nin finansallaşma süreci analiz edilecek ve yapısal dönüşümlerin ideolojik temellerine vurgu yapılacaktır. Bu çalışma kapitalist birikimin ilerleyişini açıklamaya çalışan teorik köşe taşlarını tarihsel bir çerçeve ile ortaya koymaya, finansallaşma sürecini, kapitalizmin hareket yasalarının rasyonalitesine vurgu yaparak birikimin aşamalarını incelemeye çalışmaktadır. Son olarak, yazar finansallaşma'nın daha geniş bir tanımını yapabilmeyi amaçlamaktadır. Ekonomideki hızlı büyüme oranları, Neoliberal politikalar, sermayenin küresel düzeyde tabana yayılması, bilgi-işlem teknolojilerindeki devrimsel nitelikteki gelişim finansal aktörlerin merkezi rolünü dönüşüme uğratmış ve kristalize etmiştir. Fakat bu dönüşümleri tanımlamak ve kavramsallaştırmak ve kategorize etmek konusunda literatür oldukça tartışmalı bir süreç yaşamaktadır. Bu çalışma bu dönüşümleri derinlemesine analiz etmeyecek olsa da tartışmanın ucundan tutmakta, ekonomik aktörler arasındaki dönüme uğramış ilişkileri tanımlamalara indirgenmiş bir bölümü de içermektedir. Bu bölümde yazar, kapitalist sistemin tarihsel eğilimlerinin reel ve finansal piyasalardaki ekonomik aktörler arasındaki ilişkinin doğal olmayan dönüşümüne etkisini dikkatle ortaya koymaya çalışmaktadır. Dönüşüm olarak ifade edilen ilişkiler finansallaşma sürecini yeniden tariflemede ana etken halini alacaktır. Birinci bölüm kapitalist birikim modelinin aşamasal gelişimine ilişkin bazı ciddi teorik katkıları vurgulayacaktır. Tezin tam anlamıyla sunmaya çalıştığı finansallaşma teorisinin evrimini içeren teorik araştırmadır. Ancak, sadece kronolojik bir literatür taraması değildir. Sermaye birikiminin tarihsel dönüm noktalarını analiz etmeye çalışan önemli teorik katkılar ele alınacaktır. Küresel ekonominin finansal açılımlarını her aşamasında yeniden kuramsallaştırmış yaklaşımlar incelenecektir. Böylece, kapitalizmin tarihsel gelişimi finansallşama teorisi üzerinden anlatılmış olacaktır. Hoca'nın sunduğu katkı kapitalizmin en son aşamasına dair yapılan tartışmalar içinde Marks'ı yeniden okuyarak son dönem finansal yapıyı ciddi bir soyutlama düzeyine çekmeyi başarmış ve finansallaşma teorisine "commodifiedcapital" kavramını kazandırmıştır. Buradan hareketle bu tezin ana referans noktası Hoca'nın çalışması olacaktır. Hoca, Lapavitsas teorisi hakkında eksikli ve tartışmalı taraflar olduğunu söylese de, ekonomik aktörler arasındaki ilişkilerin finansallaşma süreci ile dönüşümüne dair somut vurgu Lapavitsas'ın analizlerinde dile getirilmiştir. Çalışmanın temel amacını şöyle özetleyebiliriz: Hoca'nın yaptığı soyutlama ile Lapavitsas'ın ortaya koymaya çalıştığı işçi ve işveren arasındaki ilişkinin dönüşümünü, yani somutlamayı, harmanlanmaya çalışılacaktır. Bu birlikte okuma çabası, finansallaşma tanımını, ücretliler, düşük gelir grupları ya da kapsayıcı bir deyişle işçi sınıfı üzerindeki etkiyi dikkate alarak, genişletmeyi hedeflemektedir. Finans sermaye, özellikle kriz sonrasında, bunun bir büyük ve artan kısmı oluşturarak sanayi sermayesinin finansal piyasalarda dolaşır ve özellikle mali kurumlar aracılığıyla finansman kapitalistler sınıfı tarafından kontrol edilir ve tekeline. Finansallaşma, kapitalizmin en yüksek aşaması tanımından metalaşmış sermaye akımlarına değin uzanan, bütünüyle dönüşmüş yeni bir birikim modelini ifade etmektedir. Bu tez, son süreçte finansallaşmanın ekonomik aktörler arasındaki ilişkilerde yarattığı dönüşümü üç temel ilişkiye indirgemiştir; (i) işçi ve işveren arasındaki ilişki, (ii) kapitalist ve finansal kurumlar arasındaki ilişki ve son olarak (ii) işçi ve devlet arasında kurulan ilişki. Türkiye ekonomisinin finansallaşma evrimini ele alan bölümde bankacılık sistemindeki gelişimin yanı sıra Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerinin tarihsel kökenlerine vurgu yapılmıştır. Kapitalizm öncesi olarak da adlandırılabilecek, sermaye ilişkilerinin gelişimi öncesi, Türkiye'deki dâhili unsurlar bu ara birikim evresinin taşıyıcısı olmuştur. Gelişmemiş bankacılık sistemi 1930'dan 1970lere kadar tüm aracılık faaliyetlerini yürütmüştür. 1970'lerin başından itibaren dünyadaki kriz gelişmekte olan ülkelerin tümünde neo-liberal dönüşümün tetikleyicisi haline gelmiştir. 24 Ocak Kararları'yla beraber Türkiye'de de bu dönüşümler yaşamıştır. Bir alt başlık olarak 2000'li yıllarda Türkiye Ekonomisindeki yapısal dönüşümler ve ekonomik aktörler değişen roller ele alınmıştır.

Author

Dr. Sinem Bağçe

How to Cite

Sinem Bağçe (Yüksek Lisans Tezi). The evolution of the theory of financialization: The case of Turkey, 2013, Galatasaray University.

Keywords

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University