Master'sOpen Access

İktisatta çoğulculuk ve çoğulculuğun Türkiye iktisat düşüncesindeki yeri

2013
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. N. Emrah Aydınonat

Abstract (TR)

Bu çalışmada iktisat bilimine çoğulcu yaklaşmanın iktisadın açıklama gücüne pozitif katkı yapacağı ve çoğulculuk (pluralism) esasına göre hazırlanan ekonomi ders programlarının daha başarılı iktisatçıların yetişmesine olanak sağlayabileceği savunulacaktır. Çalışmanın son kısmında ise Türkiye'deki çoğulculuğun durumu hakkında fikir edinmek için iktisat yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle yapılan anket ve mülakat çalışmasının sonuçları değerlendirilecektir. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. (1) İktisatta Çokluk ve Çoğulculuk, (2) İktisadın Açıklama Gücü ve Çoğulculuk, (3) İktisatçı Yetiştirme Süreci ve Çoğulculuk ve (4) Çoğulculuğun Türkiye İktisat Düşüncesindeki Yeri. Tezin ilk bölümünde, iktisadi düşünceler tarihinden günümüze iktisattaki çokluk ortaya konulacaktır. Merkantalistlerden, Fizyokratlara, Klasiklerden Marksistlere iktisadi düşünceler tarihinde benzer iktisadi olgular çok farklı şekillerde açıklanmıştır (Güngör, 2007). Geçmişteki bu farklılıklar günümüzde Ortodoksi ve Heterodoksi ayrımı şeklinde devam etmektedir. Ortodoks ve Heterodoks ayrımı ekoller arasındaki yöntemsel farklılıkları ve hangi ekolün iktisat eğitiminde baskın olduğunu ifade etmek için halen kullanışlı olsa da, modern iktisadın barındırdığı çeşitliliği, çokluğu, ekoller arasındaki karşılıklı beslenmeyi ifade etmesi açısından yetersizdir (Dow, 2006). Kriz veya diğer zamanlarda, iktisat bilimine getirilen eleştiriler iktisat içerisindeki farklılıkları göz ardı etmekte, iktisatçıları da tek tarz yöntem kullanan bir grupmuş şeklinde görmektedir. Halbuki iktisatta çokluk yani benzer olgularla ilgili çok sayıda alternatif açıklama vardır. İktisatta çokluk olmasına rağmen çokluğu meydana getiren alternatif yöntem, teori ve modeller aynı ortamda ve eşit şartlarda var olma imkânı bulamamaktadır. Bu durum, iktisatta çoğulculuk (pluralism in economics) tartışmalarını gündeme getirmektedir. xiv Daha sonra, iktisattaki çokluktan (plurality in economics) hareketle çoğulculuk kavramı tanımlanacak ve yöntemsel çoğulculuğa yer verilecektir. Ardından iktisatta çoğulculuk (pluralism in economics) kavramıyla ilgili literatürdeki tartışmalar aktarılacaktır. Tezin ikinci bölümünde "İktisadın Açıklama Gücü ve Çoğulculuk" konusu ele alınacaktır. Öncelikle yöntem, model ve varsayımlar ile iktisadi açıklamalar arasındaki ilişki ortaya konulacaktır. Daha sonra açıklama kavramı (açıklanan, açıklayan) analiz edilip, tamamlayıcı ve rakip açıklamalarla ilgili literatür aktarımı yapılacaktır (Marchionni, 2005). Her bir yöntem ve model kullandığı varsayımlar ışığında iktisadi olgunun belirli yönlerini açıklamaya çalışmaktadır. Benzer iktisadi olguyu açıklamaya çalışan farklı yöntem ve teorik modeller ilk bakışta birbirlerinin rakibi gibi gözükse de, detaylı bir şekilde incelendiğinde çoğu zaman tamamlayıcı oldukları görülecektir. Böylelikle, iktisatta çoğulculuk sonucu ortaya çıkan farklı yöntemsel yaklaşımların açıklamaları hem birbirleriyle rekabet ederek hem de çoğu zaman birbirlerini tamamlayarak iktisadın açıklama gücüne pozitif katkı yapmaktadırlar. Açıklamaların tamamlayıcılığıyla ilgili işsizlik olgusu örneği verilebilir. İlk bakışta politika önerisi olarak birbirlerinin rakibi gibi gözüken işsizlikle ilgili alternatif yaklaşımların temelini oluşturan modellerin detaylı bir şekilde incelendiğinde teorik açıdan tamamlayıcı açıklamalar olduğu görülebilir. İşsizlik olgusu karmaşık ve pek çok faktörün etkilediği bir olgudur. İşsizlikle ilgili modeller (yaptıkları varsayımlarla) bu karmaşık olgunun farklı yönlerine odaklanmaktadır. Bu gözle bakıldığında işsizlikle ilgili modellerin farklı farklı sorulara cevap aradığı görülebilir. Her soru işsizlik olgusunun farklı bir yönünün daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Benzer bir biçimde, farklı düşünce okullarının da farklı model ve yaklaşımlarıyla işsizlik olgusunun çeşitli yönlerini daha iyi anlamamıza olanak sağlayacak tamamlayıcı açıklamalar sundukları düşünülebilir. Neoklasiklere göre, insanlar asgari ücret veya fiyat mekanizmasının sonuçları itibariyle oluşan dengeden ötürü işsiz kalmaktadırlar (Stilwell, 2006, s.43). Bu düşünceye göre serbest piyasa mekanizmasına dış etmenlerle (minimum ücret, xv sendikalaşma vs.) müdahale edilmesi işsizlik sorununu çözmez, çözüm piyasanın kendi iç mekanizmasındadır (Stilwell, 2006). Keynesyen düşünceye göre ise işsizlik toplam talebin potansiyel üretim kapasitesinin altında olmasından ötürü ortaya çıkmaktadır (Stilwell, 2006, s.43). Bu düşünceye göre devletin doğrudan iş yaratıcı müdahalesi, para arzının artması gibi araçlarla işsizlik azaltılabilir. Marksistlere göre ise sermaye birikimini sağlamak amacıyla kapitalist sistemin sürekli elinin altında bulundurması gereken bir gruba ihtiyaç duymasından dolayı işsizlik vardır ve işsizlik kapitalist sistemin doğal bir parçasıdır. Sermaye sahipleri, işsizliği mevcut çalışanlarının maaşlarını yükseltmeme veya aşağı çekme baskısı aracı olarak kullanmaktadırlar (Stilwell, 2006, s.43). Bu üç ekol de işsizliğin, yani anlaşılmak istenen olgunun, farklı yönlerine vurgu yapmaktadırlar. Marksist düşünce ekonomik sistemi sınıf mücadelesi üzerinden açıkladığı için işsizliği de doğal olarak işçi sınıfı ile sermaye sınıfının mücadelesi olarak analiz etmektedir. Bir ekonomide işsizliğin var olması, işverenin kolay bir şekilde yeni işçi bulmasını kolaylaştırmaktadır. İşsizliğin var olması aynı zamanda mevcut çalışanların maaş artışı taleplerini de engelleyebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Marksist açıklama işsizlik olgusunun işlevine, işveren tarafından nasıl bir şekilde kullanıldığına vurgu yapmaktadır. Neoklasikler ile Keynesyenlerin işsizlikle ilgili farklı açıklamalarının temelinde ise modellerinde kullandıkları varsayımlar yatmaktadır. Neoklasikler, bir ekonomideki işsizlik oranının piyasadaki arz/talep dengesi sonucu oluştuğunu ve bunun ancak piyasanın kendi içerisinde çözebileceğini söylerken fiyat ve ücretlerin tam esnek olduğu ve istihdamın doğrudan reel ücretlerle belirlendiği varsayımını kullanmaktadırlar. Bu işsizlik türü ancak uzun vadeli yatırımlar sonucu ekonomik genişlemeyle azaltılabilir. Keynesyenlerin talep artışı veya devlet müdahalesiyle işsizliğin azaltılabileceği şeklindeki görüşü ise fiyat ve ücretlerin esnek olmadığı ve tüketimin doğrudan hane halkı gelirine bağlı olduğu varsayımına dayanmaktadır. Her ne kadar bu iki bakış açısı birbirine rakip politika önerilerinin temelini oluşturuyor olsa da, Neoklasik yaklaşımın varsayımları dikkate alındığında, bu yaklaşımın odak noktasının Keynesyen yaklaşımınkinden farklı olduğu görülebilir. Bu üç yaklaşımın sunduğu teorik açıklamalar işsizlik olgusuyla ilgili farklı açıklananlara (explanandum) sahiptir ve bu nedenle tamamlayıcı özellikler gösterdikleri düşünülebilir. Açıklamaların rakipliği durumunda açıklamalardan en az bir tanesi hatalıdır. Örneğin A açıklananın tek sebebi B'dir şeklindeki bir açıklayan ile A açıklananın sebebi C'dir şeklindeki açıklayan aynı anda doğru olamaz. Çünkü ilk açıklayan A'nın "tek" sebebinin B olduğunu, 2. açıklayan ise C olduğunu belirtmiştir. Eğer ki, A olgusunun tek sebebi B açıklayanı ise C açıklayanı A'ya sebep olamaz. Tam tersi, eğer C açıklayanı A'ya sebep oluyorsa o zamanda B açıklayanı A'nın "tek" sebebi olamaz. Dolayısıyla bu iki açıklayan aynı anda doğru olamayacağı için en az bir tanesi yanlıştır. Marchionni rakip açıklamalarla ilgili örneği firma kümelenmesi üzerinden vermektedir. "Kümelenmenin tek nedeni maliyetlerin azaltılmasıdır" tarzındaki bir açıklama ile firma kümelenmesinin nedeni kolay bilgi ve teknoloji transferidir şeklinde bir açıklama birbirleriyle uyumsuzdur yani ikisi de aynı anda doğru olamaz (Marchionni, 2005, s.105). Görüldüğü gibi açıklama kavramının açıklanan (explanandum), açıklayan (explanan) şeklinde 2'ye ayrılarak analiz edilmesi iktisat bilimi açısından kullanışlı ve faydalıdır. Benzer olgulara dair çok sayıda alternatif açıklama, açıklanan ve açıklayan şeklinde detaylı bir şekilde incelendiğinde açıklamaların ya birbirlerini tamamladıkları ya da rakip oldukları görülecektir. İktisattaki çoğulculuk neticesinde; tamamlayıcı açıklamalar olgunun değişik yönlerine ışık tutarak olgunun daha kapsamlı anlaşılmasına imkân verirken, rakip açıklamalar ise açıklamalardan en az bir tanesinin hatalı olma ihtimalini ortaya çıkardığı için yöntem, teori veya modelin tekrardan gözden geçirilmesini sağlamaktadır. Tezin üçüncü bölümünde iktisatçı yetiştirme süreci ve çoğulculuk ilişkisi ele alınacaktır. İktisat lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarında verilen iktisat eğitiminin müfredatı öğrencilerin nasıl birer iktisatçı olacağını belirlemektedir (Klamer ve Colander, 1987). Belirli ve tek ekole veya yönteme göre hazırlanan müfredatlarla yetişen iktisat öğrencileriyle, çoğulculuk esasına göre hazırlanan müfredatlarla eğitim alan öğrencilerin iktisada bakış açısı veya iktisat yapma biçimleri aynı olamaz. İktisada çoğulcu yaklaşılması iktisadın açıklama gücünü arttırabildiği gibi, iktisatçıların da olguları açıklama gücünü arttırabilir. Dolayısıyla, iktisat ders müfredatlarının çoğulcu bir yaklaşımla belirlenerek alternatif ekollerin ve yöntemlerin öğrencilere aktarılması, öğrencilerin iktisadi olgu ve süreçlere dair xvii anlama, eleştiri, analiz, mukayese yeteneklerini daha fazla geliştirerek onları daha iyi birer iktisatçı yapabilecek zemini oluşturacaktır. Tezin dördüncü bölümünde Türkiye'deki çoğulculuğun durumu hakkında fikir edinmek için iktisat yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle yapılan anket ve mülakat çalışmasının sonuçları değerlendirilecektir. Anket ve mülakat çalışmasına katılan öğrencilerin % 85'i bir iktisadi konunun hem ana akım hem de Heterodoks iktisat açısından ele alınmasının konunun daha kapsamlı anlaşılmasına imkân vereceğini belirtmişlerdir. Anket çalışmamızda, iktisatta başarılı olmak için hangi özelliklere sahip olunması gerektiğine dair sorulan bir soruda "problem çözmede yetenekli olmak" ile "matematikte çok iyi olmak" başarıyı en fazla etkileyen faktörler çıktı. Öğrencilere göre "iktisat lisans geçmişinden geliyor" olmak iktisat yüksek lisans veya doktora programında başarılı olmak için diğer faktörlere kıyasla daha az etkili durumdadır. Tezin bu bölümü Türkiye'deki iktisat yüksek lisans ve doktora eğitiminin genel bir resmini çizmekte ve öğrencilerin iktisat eğitimine bakışlarını, iktisadı nasıl algıladıklarını ve iktisat eğitiminden neler beklediklerini özetlemektedir

Author

Dr. Gökhan Övenç

How to Cite

Gökhan Övenç (Yüksek Lisans Tezi). İktisatta çoğulculuk ve çoğulculuğun Türkiye iktisat düşüncesindeki yeri, 2013, Galatasaray University.

Keywords

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University