İnsan hakları hukuku bağlamında dezenformasyonun demokratik toplum üzerindeki etkileri
2025
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Oktay Uygun
Abstract (TR)
eni bir kavram olamamakla birlikte, son yıllarda daha görünür olan dezenformasyon olgusu, temelde bireylerin doğru bilgiye ulaşma hakkına yönelik bir müdahale oluşturur ve bu şekilde demokratik toplumda kamuoyunun sağlıklı bir şekilde oluşmasına engel olur. Demokrasi, toplumun doğru bilgiye dayalı kararlar alabilmesini gerektirirken, dezenformasyon bu sürecin işleyişini engelleyerek seçmen davranışlarını manipüle edebilir ve demokratik kurumlara duyulan toplumsal güven sarsılabilir. Bu tez, dezenformasyonun demokratik toplum üzerindeki etkilerini insan hakları hukuku perspektifinden incelemektedir. Tezde dezenformasyonla mücadelenin önemi göz ardı edilmemekte; ancak dezenformasyonla mücadele kapsamında başta devletlerin düzenleme çalışmaları ve diğer aktörlerin katkı ve müdahaleleri de temel haklarla bağlantılı olarak ele alınmaktadır. Bu meselenin çeşitli açılardan detaylı bir denge analizi gerektirmesi, tüm tez çalışması kapsamında ele alınan alt başlıkların adeta taşıyıcı kolonunu oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde, dezenformasyonun kavramsal tanımlaması ve farklı kavramlarla karşılaştırılması üzerinde durulmuştur. Nitekim dezenformasyon da kural olarak, çevrim içi ifade biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, dezenformasyonun, bilgi kirliliği çatısı altında başta ideolojik amaçlarla yapılan propaganda ve diğer benzer kavramlarla farklarını netleştirmek dezenformasyonla mücadelenin doğru yerden yürütülebilmesi için gerekli görülmüştür. Dezenformasyon kavramı bilgi kirliliği ile benzer bir etki yaratabilir; ancak bilgi kirliliği daha geniş bir çerçevede değerlendirilirken, dezenformasyonda daha dar kapsamda kast unsuru ön plana çıkar. Diğer bir ifadeyle, dezenformasyonun amacı bireylerin düşünce ve algısını yanlış bilgi yayarak manipüle etmektir. Bu doğrultuda öncelikle kavramsal olarak dezenformasyonun kapsamı ve özellikle yeni kamusal alan olarak şekillenen sanal ortamda "gerçek" algısı ile ilişkisi ele alınmıştır. Dezenformasyonun kavramsal kapsamı ile potansiyel etkileri, özellikle çevrim içi kamusal alanda doğrulama faaliyetlerinin önemini daha da artırmaktadır. Bilgiyi sorgulama gerekliliği, doğru bilgiye ulaşmayı sağlayan bir araçtır. Sorgulanmayan bilgi kamusal tartışmaları şekillendirebilir ve yanlış yönlendirebilir. Aynı zamanda demokratik bir toplumda sağlıklı tartışmaların yapılabilmesi için kritik bir rol oynar. Doğrulama faaliyetlerinin kurumsallaşması, doğruluğun kontrol edilmesi ve doğruluk kontrolü araçlarının etkin kullanımı, dezenformasyonla mücadelede önemli adımlar atılmasına olanak sağlar. Sorgulanmayan bilgi, toplumsal tartışmaları yanlış bir şekilde yönlendirebilir ve kamuoyunun fikirlerini yanıltıcı bir biçimde şekillendirebilir. Bu nedenle tezde, doğrulama faaliyetlerinin kurumsallaşması ve doğru bilgiye ulaşılmasını sağlayacak araçların etkin bir şekilde kullanılmasının, dezenformasyonun zararlarını en aza indirmek için gerekli olduğuna değinilmiştir. Bu bölümde ayrıca, dezenformasyonla mücadelede devletin ve teknoloji şirketleri, gazeteciler ve bireyler de dahil olmak üzere çeşitli aktörlerin rolü ele alınmıştır. Öncelikle, devletin müdahalesinin hukuki denetimi, temelde özgürlük ve güvenlik dengesi üzerinden değerlendirilmiştir. Şüphesiz ki, dezenformasyonla mücadelede devletin rolü önemli bir yer tutmaktadır. Devlet, dezenformasyonla mücadele etmek için çeşitli düzenleme yetkilerine sahiptir ve bu yetkiler temel haklar üzerinde yatay etkiler yaratabilir. Bununla birlikte, devlet, sadece düzenleme değil, aynı zamanda dezenformasyonun bir aktörü olarak da karşımıza çıkabilir. Devletin yanlış bilgi yayılmasına karşı bizatihi önlem alma ve doğru bilgiyi kamuya sunma yükümlülüğünün bulunduğunun da altı çizilmiştir. Öyle ki, ceza hukuku, dezenformasyonla mücadelede başvurulan önemli araçlardan biri olarak görülmektedir. Ancak bu noktada, hukukilik ilkesine riayet gerekliliği dikkat edilmesi gereken bir husustur. Dolayısıyla bu kapsamdaki düzenlemelerin sivil toplum ve bireyler üzerindeki caydırıcı etkisi de incelenmiş ve karşılaştırmalı hukuktan örneklerle demokrasi üzerindeki zararlarına değinilmiştir. Şüphesiz devletin kontrolü, hukuk çerçevesinde denetlenmeli ve bu müdahale ile bireysel hak ve özgürlükler arasındaki denge her somut olayda korunmalıdır. Diğer taraftan, dezenformasyonla mücadelede yalnızca devletin değil, diğer aktörlerin de önemli rolleri vardır. Özellikle teknoloji şirketlerinin müdahalesinin kapsamı, gözetim ilkeleri ve çevrim içi platformların öz düzenleyici rolü, dezenformasyonun yayılmasını engelleme konusunda kritik bir işlev görür. Bu platformlar, kullanıcıların paylaştığı içeriği denetlemek ve yanlış bilgileri tespit etmek amacıyla algoritmalar ve doğrulama araçları kullanabilir. Ancak, bu şirketlerin sorumluluğu da beraberinde bazı sorunlar getirir; zira özgürlük ve güvenlik dengesi, teknoloji şirketlerinin karar alma süreçlerinde özellikle yargısal güvenceler bağlamında bir tartışma konusu oluşturmaktadır. Diğer taraftan, içerik üreticilerinin rolü de dezenformasyonla mücadelede büyük bir öneme sahiptir. Geleneksel medyanın çevrim içi dönüşümü ve sorumlu gazetecilik ilkeleri, doğru ve güvenilir bilgilere erişimi sağlamak için kritik bir rol oynar. Dezenformasyonla mücadelede çevrim içi aktörlerin iş birliği de bu sürecin başarısını artıran bir faktördür. Bununla birlikte başta devlet, teknoloji şirketleri ve bireyler olmak üzere, ulusal ve uluslararası alandaki aktörlerin, dezenformasyonun etkilerini azaltmak için işbirliği içinde olması önemli bir strateji olarak değerlendirilmektedir. Tezin ikinci bölümünde, dezenformasyonun demokratik toplumdaki zararlı söylemler üzerindeki etkileri incelenmektedir. Dezenformasyonun toplumdaki kutuplaşmayı teşvik etme potansiyeli, özellikle nefret söylemi ve ayrımcılık temelli söylemle mücadele bağlamında ele alınmaktadır. Bu bölümde özellikle bu tür zararlı içeriklerin, demokratik tartışmayı tehdit edebileceği ve toplum üzerindeki ayrıştırıcı etkileri üzerinde durulmuştur. Dezenformasyon, demokratik toplumu derinden etkileyebilen ve demokratik tartışmaları tehdit eden zararlı söylemleri yayma potansiyeline sahiptir. Zararlı içerik, yalnızca bireye zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda ayrıştırıcı etkilerle kamusal alanda kutuplaşmalara yol açar. Bu içeriklerin bir kısmı, hukuki koruma kapsamı dışında kalan ve toplumu daha fazla ayrıştırmaya yarayan unsurlar taşır. Zararlı içerikten farklı olarak, rahatsız edici içerikler ise insanların özgür iradesine müdahale etmeksizin toplumsal düzene zarar verebilir. Göreceli değerler üzerinden tartışmalar, zararlı içeriğin toplumsal algıyı nasıl dönüştürdüğünü ve farklı bakış açılarına nasıl zarar verebileceğini gösterebilir. Demokrasi karşıtı söylemler, toplumu birbirine karşı kutuplaştırarak demokratik süreçleri tehlikeye sokabilir. Ayrımcılık temelli söylemler, dezenformasyonun bir başka boyutunu oluşturur. Nefret söylemi gibi tehlikeli unsurlar, özellikle kırılgan grupları hedef alarak toplumda ayrımcılık meselesinin kemikleşmesine yol açabilir. Bu nedenle, dezenformasyonla mücadelede nefret söylemi ve ayrımcılık temelli söylemlere karşı daha etkin bir yaklaşım geliştirilmesi, toplumsal barışı korumak için önemlidir. Bu bağlamda özellikle zararlı içerik kategorileri ve ifade özgürlüğü koruması kapsamında değerlendirme bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadından ve uluslararası belgelerden yararlanılarak bir karşılaştırma yapılmaya çalışılmıştır. Öte yandan, zararlı içeriğin siyasi söyleme etkileri, özellikle dezenformasyonun demokratik süreçlere müdahalesi bağlamında önemli bir sorundur. Siyasi söyleme yapılan vurgu hoşgörü ve ifade özgürlüğü arasındaki sınırların çizilmesi gereken bir alanı ifade eder. Zararlı içeriğin yayılmasının engellenmesi bir tarafta, siyasi ifadelerin hoşgörü kapsamında değerlendirilmesi diğer tarafta kurulacak dengenin ana eksenlerini oluşturmaktadır. Örneğin ifade özgürlüğünün kullanılması karşısında üst düzey devlet yetkililerine ya da kamu görevlilerine sağlanan korumanın niteliği, dezenformasyonun demokratik söylemi nasıl şekillendirdiğini ele alırken değinilen bir başka kritik meseledir. Nitekim, yayılan bilginin başkalarının hakları üzerindeki etkisi, özellikle ifade özgürlüğü ve itibarın korunması arasındaki dengenin sağlanmasında ciddi zorluklar yaratmaktadır. Dışlama kültürü, bireyler üzerinde ciddi psikolojik ve toplumsal etkiler bırakırken, bazen sansür aracı olarak da kullanılmaktadır. Dışlama hareketi, bireylerin unutulma ihtiyacını beraberinde getirebilirken, ifade özgürlüğünün kullanılmasının masumiyet karinesi ve özel hayatın korunmasına ilişkin usuli güvenceler ile dengelenmesi gereğinin altı çizilmiştir. Öte yandan, yargılamaya konu iddiaların kamuoyuyla paylaşılması, masumiyet karinesi ilkesinin zedelenmesine yol açabileceği gibi, bu kapsamda adli ve idari makamların usuli güvencelere riayet etmeksizin gerçekleştirdikleri eylemler çeşitli açılardan hak ihlaline sebebiyet verebilmektedir. Bu bağlamda, hukuk sisteminin dengeleyici rolü büyük önem taşır ve özellikle ifade özgürlüğü ile özel hayatın korunması arasında uygun bir eşik oluşturulması gerekmektedir. Dezenformasyonun demokratik söylem üzerindeki etkilerini en aza indirmek için hukuk sisteminde usuli güvenceler büyük bir öneme sahiptir. Bu güvenceler arasında, özellikle denge analizinin kapsamı dikkat çeker. AİHM içtihadı kapsamında ele alınan adil denge analizi kriterleri, ifade özgürlüğü ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması arasındaki çatışmayı çözmek için kullanılan önemli bir yöntemdir. İkincillik ilkesi ışığında, bu adil denge analizinde yerel makamların yeterli ve uygun gerekçelerini ortaya koyması belirleyici bir yere sahiptir. Elbette ki, denge analizinde, çeşitli kriterler devreye girerken çevrim içi ortamın dinamikleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, ispat yükü ve bu yükün doğru bir şekilde dağıtılması, dezenformasyonla mücadelede bir başka güvencedir. Olgu ve değer yargılarının ispat yükü üzerindeki etkisi, yanlış bilgilerin yayıldığı durumlarda adil dengenin kurulmasında önemli bir yere sahiptir. Bu bölümde somut örnekler üzerinden ele alınan AİHM içtihadındaki temel ilkeler, iyi niyet unsuru ve doğruluk savunması gibi mekanizmaların kullanımı açısından da yol gösterici olmaktadır. Tezin üçüncü ve son bölümünde, dezenformasyonun bilgiye erişim hakkı ve serbest seçim hakkı üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Demokratik toplumlarda bilgiye erişim hakkı, vatandaşların kamu işleyişi hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı bir şekilde işlemesini temin eder. Ancak dezenformasyon, bu hakkın etkili bir biçimde kullanılmasını engelleyen önemli bir tehdit oluşturur. Bilgiye erişim hakkı bakımından, güvenlik endişeleri ve özgürlüklerin korunması arasında denge kurmak gerektiğinde, özellikle kamuya dair doğru bilgilerin paylaşılması zorlaşabilir. Dezenformasyonla mücadelede kamu ihbarcıları da kritik bir rol oynamaktadır. Kamu ihbarcılarının korunması, dezenformasyonun önlenmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. Bu kişiler, yanlış bilgilerin ve manipülasyonların önüne geçebilmek için kurumlardaki usulsüzlükler ve hukuka aykırılıklarla ilgili hesap verilebilirliğin sağlanmasına katkıda bulunmakta ve kamuoyunu bilgilendirmektedir. Kamu ihbarcıları özelinde, yargı mensuplarının ifade özgürlüğünün de yargıya güvenin sağlanması bağlamında güvence altına alınması gerektiği ayrıca incelenmiştir. Öte yandan, dezenformasyonla mücadele bağlamında, bilgiye müdahalenin yansımaları, internete erişim ile doğrudan ilişkilidir. İnternete erişim, tartışmalı olmakla birlikte, bir hak olarak kabul edildiğinde, demokratik toplumun bilgiye erişim hakkının da önemli bir bileşeni olarak karşımıza çıkar. Bununla birlikte, internette anonim olma bir başka tartışmalı alanı açmaktadır. Bir tarafta bireylerin çevrim içi ortamda güvenli bir şekilde bilgi alma ve verme hakkını kullanabileceği bir güvence iken, diğer tarafta, cezasızlığa ve yargılamalarda yargı yetkisi dahil olmak üzere farklı usuli sorunlara yol açabilecek bir engel olarak da görülebilmektedir. Bu bölümde bilgiye erişim hakkının uygulanma koşulları ve bu hakka yönelik sınırlamaların kapsamı AİHM içtihadında ortaya konan somut ilkeler ışığında değerlendirilmiştir. Özellikle internet erişimine ve içeriğe getirilen sınırlamalar ve erişim engelleri hukukilik ilkesi çerçevesinde ele alınmış ve yargısal usuli güvencelerin altı çizilmiştir. Öte yandan, bilgiye erişim bağlamında yasak kararlarının uygulanması başta olmak üzere diğer alternatif müdahale yöntemleri de devletlerin ve diğer aktörlerin dezenformasyonla mücadelede başvurabileceği farklı yöntemlerden olup, bu uygulamaların doğurduğu hukuki sorulara da değinilerek, uygulamacılara temel prensipler ışığında bir yol haritası çizmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümün son kısmı, serbest seçim hakkı çerçevesinde, siyasi içerikli reklamların yanıltıcılığı, mikro hedefleme yöntemleri ve kişisel verilerin korunması gibi meselelerin tartışılmasına ayrılmıştır. Öncelikle serbest seçim hakkı, demokratik toplumlarda bireylerin özgür ve adil bir şekilde tercihlerini yapabilmelerini temin ederken, dezenformasyonla mücadele bu hakkın korunmasında önemli bir yer tutmaktadır. Seçim süreçlerinde yayılan bilgi, bireylerin karar verme süreçlerini doğrudan etkileyebilmektedir. Serbest seçim hakkının korunması, ifade özgürlüğüyle dengeye oturtulmalıdır; ancak bu denge, dezenformasyon ve yanıltıcı bilgilerin yayılmasıyla bozulabilir. Teknolojinin kötüye kullanımı, kamuoyu algısını yönetme ve manipülasyon tekniklerinin kullanılması özellikle seçim süreçlerinde demokratik katılımın önündeki büyük engellerdir. Teknolojinin bu bağlamda doğru ve etik kullanımı, seçimlerin güvenilirliğini sağlamak açısından önemlidir. Devletlerin bu kapsamda pozitif yükümlülükleri, demokratik süreçlerin güvenliğini ve katılımını sağlamak bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Sınırlamalar, seçim süreçlerinde yayılan dezenformasyonun önüne geçmeyi amaçlasa da bu sınırlamalar demokratik katılımı etkilememeli, aksine güçlendirmelidir. Diğer tarafta, gelişen teknoloji, demokratik katılımın artırılmasına yönelik avantajlar oluşturabildiği gibi seçimler üzerinde yeni riskler de oluşturabilmektedir. Teknolojinin kötüye kullanılması, kamuoyu algısını yönetmek ve dezenformasyonun yayılmasına zemin hazırlamak için kullanılabilir. Özellikle yapay zeka destekli araçlar, bilgi operasyonlarında etkili bir şekilde kullanılmakta ve bu durum, seçim süreçlerini manipüle etme riskini artırmaktadır. Mikro hedefleme, seçmenlerin kişisel verilerini kullanarak onların iradelerini etkilemek için kullanılan bir teknik haline gelmiştir. Bu süreç, kişisel verilerin korunması açısından hukuki düzenlemeleri gündeme getirmekte ve seçim süreçlerinin güvenliğini tehlikeye atabilmektedir. Bu bağlamda, mikro hedeflemenin seçim süreçlerine etkisi, demokratik seçimlerin adil ve özgür bir şekilde yapılabilmesi için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, resme bir bütün olarak bakıldığında dezenformasyonla mücadele bir taraftan doğru ve sağlıklı bilgiye erişim hakkına ilişkin güvenceleri hedeflerken, bir taraftan bireylerin de dezenformasyonun yalnızca tüketici değil üretici olarak aktörleri olmaya başlamasıyla başkalarının hakları ile ifade özgürlüğü arasındaki dengenin kurulmasında zorlukların yaşanmasına vesile olmaktadır. Öte yandan, görülmektedir ki, dezenformasyonun etkileri yalnızca ifade özgürlüğü bağlantılı konularda değil, yine onun bir bileşeni olan bilgiye erişim hakkı ve temel taşını oluşturduğu serbest seçim hakkı üzerindeki etkileri ile de tartışma konusu olmaktadır. Özellikle, seçim kampanyalarına yönelik manipülatif müdahaleler ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte mikro hedeflemenin seçmen iradesi üzerindeki etkilerine de insan hakları hukuku kapsamındaki uluslararası standartlar ve içtihatlardaki tespitler üzerinden değinilmiştir. Neticede tezde, dezenformasyonun demokratik söylem ve katılım önündeki olumsuz etkileri yalnızca düzenleme yapılması ile aşılamayacak bir mesele olduğu somut örneklerle ortaya konmuştur. Aynı zamanda, dezenformasyonla mücadelede daha etkili ve sürdürülebilir yöntemlerin, tüm paydaşlar arasında iş birliği ve şeffaflık sağlanarak uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda tezin sonuç bölümünde, dezenformasyonun demokratik söylemi ve demokratik katılımı etkileyen tüm alanlarda temel haklara yönelik müdahaleler değerlendirilirken çatışan haklar arasındaki adil denge analizinin ortak bir payda olduğuna dikkat çekilmiştir. Bununla birlikte, dezenformasyonun yasal düzenlemelerle ortadan kaldırılamayacak bir olgu olduğu ve bireylerin eleştirel bir bakış açısının geliştirilmesi ve bilgi okuryazarlığının tabana yerleştirilmesi bu noktada önemli görülmekle birlikte, insan hakları perspektifinden bakıldığında devletin dezenformasyonla mücadelede sorumluluk üstlenmesinin kilit unsur olduğu ve diğer aktörlerle birlikte bir iş birliği içinde mücadelenin etkinleştirilmesi gereği sonucuna ulaşılmıştır.
Author
Dr. Tuğçe Duygu Köksal
How to Cite
Tuğçe Duygu Köksal (Doktora Tezi). İnsan hakları hukuku bağlamında dezenformasyonun demokratik toplum üzerindeki etkileri, 2025, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
