İsviçre-Türk Borçlar Hukukuna göre sözleşmenin kurulmasında yanılma
2018
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Mehmet Erdem
Abstract (TR)
Çalışmanın konusu, İsviçre-Türk Borçlar Hukukuna göre sözleşmenin kurulmasında yanılmadır. Yanılma hükümleri, TBK m. 30 vd.'nda (OR m. 23 vd.) "irade bozuklukları" başlığı altında düzenlenmiştir. Yanılma kurumu (Irrtum), bütün yönleriyle ve diğer hukuki kurumlarla ilişkileri de dikkate alınarak, şimdiye kadar Türk hukuk literatüründe herhangi bir araştırmada, monografide ya da tezde inceleme konusu yapılmamıştır. Dolayısıyla çalışmanın başlıca amacı, doktrindeki bu boşluğu doldurmak ve hukuk uygulamasını geliştirmektir. Bu doğrultuda, yanılma kurumunun kavramsal çerçevesi, hukuki temelleri, teorik altyapısı, diğer hukuki kurumlarla ilişkileri ve hukuki sonuçları incelenecek ve hem de lege lata hem de de lege ferenda çeşitli eleştiriler ve önerilerde bulunulacaktır. Yanılma, sözleşmenin kurulması sırasında, belirli bir olguya ilişkin gerçeğe uygun tasavvurun bulunmaması anlamına gelir. Bu tanım, yanılanın sözleşmeyi gerek yanlış tasavvur gerekse bilgisizlik sonucunda yaptığı hallerin tümünü kapsar. Bununla birlikte, yanılma kavramının doğası gereği, bilinçli bir yanılmadan söz edilemeyeceği gibi, tasavvurun gerçeğe uygun olup olmadığı konusundaki şüphe de yanılma ihtimalini dışlar. Örneğin ünlü bir ressama ait olduğu düşünülerek satın alınan tablonun daha sonra sahte çıkması; bir kimsenin arkadaşlarına düğün hediyesi olarak değerli bir çini vazo alması ve akabinde nişanın çoktan bozulduğunu öğrenmesi; kiraya verenin kira bedelini açıkladığı sırada, aylık 500 euro yazmak isterken, aceleyle 500 TL yazması gibi hallerde yanılmanın varlığından söz açılır. Bu noktada, yanılma kurumunun yapısıyla doğrudan bağlantılı şu sorular hayati önem arz eder: Acaba yanılan kimsenin sözleşmeyi yanılma nedeniyle sona erdirebilmesi mümkün müdür? Eğer cevap evetse, bunun şartları nelerdir? Gerek yanılma kurumunun tarihi gelişimi gerekse modern hukuk sistemlerindeki düzenlemeler dikkate alındığında, yanılmanın hukuki işlemin geçerliliğini hangi şartlarda etkileyeceği ve bunun sonuçlarının ne olacağı, hukuk düzeninin iki temel ilke arasındaki çatışmayı nasıl uzlaştırdığına bağlıdır. Diğer bir deyişle, yanılmayla ilgili hükümler, kanun koyucunun tarafların çatışan menfaatlerini nasıl uzlaştırdığına ilişkin tercihini yansıtmaktadır. Bu menfaatler söz konusu iki ilkede somutlaşır. Bunlar, yanılanın menfaatini gözeten "irade özerkliği" (irade ilkesi, Willensprinzip, Privatautonomie) ve karşı tarafın menfaatini (ve genel ölçekte işlem güvenliğini) koruyan "güven ilkesidir" (Vertrauensprinzip). Tüm modern hukuk sistemleri, çeşitli hükümlerle bu ilkeler arasında bir ölçüde orta yol bulmaya çalışmakta ve belirli şartlar altında, yanılan tarafa sözleşmeyi ortadan kaldırma imkanı vermektedir. Yanılma ile sözleşmenin kurulması arasında sıkı bağlantılar bulunmaktadır. Çünkü yanılma hükümlerinin uygulanabilmesi için, öncelikle sözleşmenin kurulmuş olması gerekir. Dolayısıyla, irade açıklamalarının güven ilkesine göre yorumlanması, bu noktada çok önemli bir rol oynar. Özellikle açıklamada yanılmanın ortaya çıkabilmesi, sözleşmenin güven ilkesi uyarınca normatif uygunluğa göre kurulmasına bağlıdır. Bu bağlamda, herhangi bir somut uyuşmazlıkta açıklamada yanılmanın var olup olmadığının belirlenmesi için, ilk başta irade açıklamaları yorumlanmalı ve sözleşmenin hangi içerikle kurulduğu tespit edilmelidir. Doktrinde buna "yorumun iptalden önce gelmesi" ilkesi denilmektedir. İsviçre-Türk hukuku, yanılma türlerine ilişkin klasik ayrımı benimsemiştir. Buna göre, yanılmalar, saikte yanılma (Motivirrtum) ve açıklamada yanılma (Erklärungsirrtum) olmak üzere ikiye ayrılır. Saikte yanılma halinde, yanılan, kendisi için sözleşmenin kurulmasında önemli olan belirli bir olgunun, gerçekte mevcut olduğunu ya da mevcut olmadığını düşünmektedir. Ancak bu düşüncesi gerçeğe uymadığı için saikte yanılmaktadır. Saikte yanılanın gerçek iradesi ile açıklaması arasında bir uygunsuzluk bulunmamaktadır. Buradaki uygunsuzluk, yanılanın saiki ile gerçeklik arasında olduğundan, bozukluk sadece irade oluşumunu etkilemektedir. Açıklamada yanılmada ise, bozukluk, açıklama sırasında ortaya çıkmakta ve yanılanın gerçek iradesi ile açıklaması arasında bir uygunsuzluğa neden olmaktadır. Yanılmanın sözleşmenin geçerliliğini etkileyebilmesi için, TBK m. 30'e (OR m. 23) göre esaslı (wesentlich) olması gerekir. Esaslı yanılma, hukuk düzenin belirli bir önem seviyesinde gördüğü ve böylece sözleşmenin iptal edilebilirliği sonucunu doğuran yanılmadır. Bu bağlamda, eğer esaslılık (Wesentlichkeit) şartları mevcutsa, yanılan, kendisine tanınan iptal hakkını kullanarak sözleşmeyi geriye etkili şekilde (ex tunc) kesin hükümsüz hale getirebilir. Esaslı saikte yanılmalar iki ana kategoriye ayrılır. Sözleşme konusu şeyin ya da sözleşmeyle ilgili kişinin niteliklerine ilişkin yanılmalar, "esaslı nitelik yanılması" (Eigenschaftsirrtum) olarak adlandırılırlar. Nitelik dışındaki hususlara ilişkin yanılmalar ise, "temel yanılması" (Grundlagenirrtum) şeklinde ifade edilirler. İlkinde, hatalı saik sözleşme içeriğine dahilken; ikincisinde, sözleşme içeriğine girmemektedir. Saikte yanılmanın TBK m. 32 (OR m. 24/1 b. 4) uyarınca esaslı olabilmesi için, şu şartların mevcut olması gerekir: (i) Saikte yanılmanın belirli bir olguya ilişkin olması; (ii) yanılma konusu belirli olgunun, yanılan için sözleşmenin zorunlu temeli olarak kabul edilmesi (sübjektif esaslılık); diğer bir deyişle, yanılanın, karar verdirici saikin hatalı olduğunu bilseydi, sözleşmeyi hiç ya da aynı şartlarla yapmayacak olması; (iii) sübjektif esaslılığın karşı tarafça bilinebilir olması; yani, karşı tarafın söz konusu karar verdirici saiki bilmesi ya da gerekli özeni gösterseydi bilebilecek durumda olması; ve (iv) yanılma konusu belirli olgunun, alışveriş hayatındaki hâkim görüşlere ve dürüstlük kuralına göre sözleşmenin zorunlu temeli sayılabilmesidir. Bazı saikte yanılmalar, sahip oldukları belirli ortak özellikler dikkate alınarak doktrin ve mahkeme kararlarında belirli isimlerle anılmaktadırlar. Hesap yanılması, değerde yanılma, hukuki yanılma ve ödeme gücünde yanılma halleri bu bağlamda örnek verilebilir. Hesap yanılmasında, yanılan, iradesini oluştururken çıkarma, toplama gibi aritmetik işlemlerde hata yapmakta, söz gelimi belirli masraf kalemlerini yanlış hesaplamaktadır. Değerde yanılmada, yanılanın sözleşme konusu şeye atfettiği sübjektif değer, bu şeyin gerçek (objektif) değerine uymamaktadır. Hukuki yanılmada, sözleşmenin, yürürlükte bulunan hukuk kuralının yanlış anlaşılması veya bilinmemesi sonucunda yapılması söz konusudur. Ödeme gücünde yanılmada ise, alacaklı, borçlunun ödeme gücünde yanılarak sözleşme yapmaktadır. Her ne kadar pratikte zor da olsa, bu yanılmaların, esaslılık şartlarını taşımaları halinde temel yanılması teşkil etmeleri mümkündür. Saikte yanılmalar gibi, açıklamada yanılmaların da sözleşmenin iptal edilebilirliğine yol açabilmeleri için esaslı olmaları gerekir. TBK m. 31/1 b. 1-5'de (OR m. 24/1 b. 1-3), bazı açıklamada yanılma türleri örnekleyici olarak sayılmıştır. Dolayısıyla, bu maddede belirtilmeyen bir açıklamada yanılmayla da karşılaşılabilmesi mümkündür. Hangi türde olursa olsun, açıklamada yanılma nedeniyle sözleşmenin iptal edilebilmesi için, bu yanılmanın sübjektif ve objektif açıdan esaslı olması şarttır. Ancak, kanunda belirtilen açıklamada yanılmalar karine olarak esaslı sayılırlar. Buna bağlı olarak, karşı taraf, bu karinenin aksini ispat edebilir. Öte yandan, kanunda açıkça belirtilmeyen bir açıklamada yanılma söz konusuysa, yanılanın sözleşmeyi iptal edebilmesi için, yanılmanın sübjektif ve objektif açıdan esaslı olduğunu ispat etmesi gerekir. Sübjektif esaslılıktan anlaşılması gereken, yanılanın, bu yanılma olmasaydı sözleşmeyi hiç ya da aynı şekilde yapmayacak olmasıdır. Objektif esaslılık için ise, yanılanın gerçek iradesi ile açıklaması arasındaki uygunsuzluk, alışveriş hayatındaki hâkim görüşlere ve dürüstlük kuralına göre de sözleşmenin iptalini haklı gösterecek önemde olmalıdır. Yanılma ile ayıp sorumluluğunun (TBK m. 219 vd., OR m. 197 vd.) uygulanma şartları aynı olayda gerçekleşebilir. Yanılanın sözleşmenin kurulması sırasında satış konusu parça şeyin niteliğine ilişin saiki, o şeyin gerçek nitelikleriyle uyuşmuyorsa böyle bir durumla karşılaşılır. Diğer bir deyişle, teslim edilen şeyde satıcının bildirdiği niteliklerin bulunmaması ya da bu şeyin özel kullanım amacına veya olağan kullanım amacına uygun olmaması, aynı zamanda alıcının nitelik yanılmasına düştüğünü gösterir. Yanılma hükümleri ile ayıp hükümlerinin aynı anda uygulanabilir olduğu durumlarda, alıcı, dilerse ayıptan doğan seçimlik haklarını kullanabilir ya da yanılma nedeniyle sözleşmeyi iptal edebilir. Yani, yanılma ile ayıplı ifa arasında seçimlik yarışma ilişkisi söz konusudur. Doktrindeki hâkim görüş bu doğrultuda olmakla birlikte, İsviçre Federal Mahkemesi ve Yargıtay'ın yerleşik kararları da bu yöndedir. Aynı sonuç, zapt hükümleri ile yanılma hükümleri arasındaki ilişki için de geçerlidir. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olgulara ilişkin yanlış saiklerin, temel yanılması sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Bizim savunduğumuz görüşe göre, yanılma hükümlerinin uygulama alanı sadece sözleşmenin kurulması sırasında mevcut olan olguları kapsamaktadır. Bu görüş, çalışmada ortaya koyduğumuz çeşitli argümanlar çerçevesinde, taraflar arasındaki menfaatleri daha iyi uzlaştırdığı gibi, pratik sonuçları açısından da daha tatmin edicidir. Dolayısıyla, sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen beklenmedik durum değişikliklerine ilişkin sorunlara, "işlem temelinin çökmesi" (TBK m. 138, TMK m. 2, Wegfall der Geschäftsgrundlage) ve şart kurumu (TBK m. 170 vd., Bedingung) açısından yaklaşılmalıdır. İsviçre-Türk hukukuna göre, esaslı yanılmanın hukuki sonucu sözleşmenin iptal edilebilirliğidir (Anfechtbarkeit). Buna göre, yanılanın önünde iki seçenek bulunmaktadır: (i) Yanılmayı öğrenmesinden itibaren bir yıl içinde sözleşmeyi iptal etmek veya (ii) sözleşmeyi onamak (Genehmigung). Sözleşmenin henüz iptal edilmediği veya onanmadığı dönemde, sözleşmenin hukuki durumunun nasıl niteleneceğine ilişkin çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bu görüşler, geçersizlik görüşü (Ungültigkeitstheorie), bölünmüş geçersizlik görüşü (geteilte Ungültigkeitstheorie) ve iptal görüşü (Anfechtungstheorie) olarak sıralanabilir. Çalışmada ileri sürdüğümüz argümanlar ışığında vardığımız sonuç, en isabetli görüşün iptal görüşü olduğudur. Bu görüşe göre, esaslı yanılma durumunda, sözleşme, iptal edilene kadar iki taraf için de başlangıçtan itibaren geçerlidir. Ancak, burada kesin bir geçerlilikten değil, iptal tehdidi altında bozulabilir bir geçerlilikten söz edilir. Yanılan, iptal hakkını tek taraflı bir irade açıklamasıyla kullanır. İptal açıklamasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilmesiyle birlikte, sözleşme geriye etkili olarak kesin şekilde hükümsüz hale gelir. Yanılanın sözleşmeyi onaması halinde ise, sözleşmenin geçerliliği kesinleşir ve bir daha aynı yanılmaya dayanılarak iptal edilme imkanı ortadan kalkar. Sözleşmenin onanması iki şekilde gerçekleşebilir. İlk ihtimalde, yanılan, bir yıllık süre içinde sözleşmeyle bağlı kalmak istediğini açık ya da örtülü olarak açıklar. İkinci ihtimalde ise, yanılanın böyle bir düşüncesi olmasa dahi, bir yıl içinde iptal hakkını kullanmadığı için, sözleşme kanun gereğince onanmış sayılır. İptal hakkı, hukuki sonuçları bakımından yenilik doğuran hak niteliğindedir. İptal açıklamasının hukuki sonuçlarını doğurması için herhangi bir şekle bağlı olarak yapılması gerekmez. Ayrıca, iptal açıklamasının açık ya da örtülü yapılabilmesi mümkündür. Yanılan, iptal hakkını dürüstlük kuralına (Treu und Glauben) uygun şekilde kullanmalıdır (TBK m. 34, OR m. 25). Aksi takdirde, yanılanın hakkını kötüye kullanması söz konusu olur ve iptal açıklaması herhangi bir sonuç doğurmaz. Öte yandan, iptal açıklamasına muhatap olan karşı tarafın, TBK m. 34/2'ye (OR m. 25/2) göre karşı hakkını kullanarak sözleşmenin iptalini engelleyebilmesi mümkündür. Bunun için, karşı tarafın sözleşmeyi yanılanın gerçek iradesine uygun şekilde kabul ettiğini açıklaması yeterlidir. Esaslı yanılmanın sözleşmenin sadece bir bölümünü etkilediği hallerde, TBK m. 27/2'deki (OR m. 20/2) şartların gerçekleşmesine bağlı olarak sözleşmenin kısmi iptali gündeme gelir. Böylece, iptalin etkisi sadece sakat bölümle sınırlı olur ve sözleşme arta kalan haliyle ayakta tutulur. Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde, iptal hakkının kullanılmasıyla birlikte, sözleşme kural olarak ileriye etkili (ex nunc) şekilde sona erer. Zira ifa aşamasına geçilmiş bu tür borç ilişkilerinde, sözleşmenin geriye etkili olarak iptal edilmesi, hem taraflar arasındaki menfaatler durumu hem de tasfiye zorlukları açısından elverişsiz sonuçlar doğurur. Sözleşmenin iptal edilmesiyle birlikte, taraflar arasındaki ilişki tasfiye ilişkisine (Rückabwicklungsverhältnis) dönüşür. Tasfiye ilişkisinin amacı ise, sözleşmenin kurulmasından önceki durumun (status qua ante'nin) yeniden sağlanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, tarafların eğer sözleşme ilişkisine girmeselerdi içinde bulunacakları konuma getirilmesi gerekir. Tasfiye ilişkisinde taraflar, daha önce yerine getirdikleri edimlerin iadesine yönelik olarak, duruma göre sebepsiz zenginleşme veya istihkak talebinde bulunurlar. İsviçre-Türk hukukunda yanılanın kusur sorumluluğu benimsenmiştir. Buna göre, sözleşmeyi iptal eden yanılan, yanılmaya kusuruyla (ihmaliyle) düşmüşse, TBK m. 35 (OR m. 26) uyarınca karşı tarafın sözleşmenin iptalinden kaynaklanan zararlarını tazmin etmekle yükümlüdür. Yanılanın tazminat borcu culpa in contrahendo sorumluluğuna dayanır. Yanılanın karşı tarafa ödeyeceği tazminatın kapsamı, kural olarak olumsuz zarar miktarına (güven menfaatine) göre belirlenir. Ancak hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, hâkimin olumsuz zararı aşan ve olumlu zarar miktarına (ifa menfaatine) kadar yükselebilen miktarda tazminata karar verebilmesi mümkündür (TBK m. 35/2, OR m. 26/2). Karşı taraf, sözleşmenin kurulması sırasında yanılmayı biliyorsa ya da gerekli özeni gösterseydi bilebilecek durumdaysa, kural olarak yanılana karşı tazminat talebinde bulunamaz. Bu hüküm, sadece saikte yanılmalara uygulanabilir. Zira karşı tarafın açıklamada yanılmayı bilmesi veya bilmesi gerekmesi halinde, irade açıklamalarının güven ilkesine göre yorumu çerçevesinde, TBK m. 1 (OR m. 1) hükmü, yanılma hükümlerinin uygulanmasını engeller. Böyle bir durumda, iki ihtimal ortaya çıkar: Sözleşme, ya tarafların gerçek iradeleri birbirine uygun olmadığı için kurulmamıştır ya da sözleşme yanılanın gerçek iradesine göre kurulmuştur.
Author
Dr. Erhan Kanışlı
How to Cite
Erhan Kanışlı (Doktora Tezi). İsviçre-Türk Borçlar Hukukuna göre sözleşmenin kurulmasında yanılma, 2018, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
