Kriminoloji ve Ceza Hukuku boyutuyla "çevreci terörizm"
2020
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Vesile Sonay Evik
Abstract (TR)
Çevreci terörizm (eco-terrorism) kavramı, radikal çevreci grupların çevreye ve hayvanlara zarar veren faaliyetlere yönelik gerçekleştirdikleri eylemleri nitelendirmek üzere ABD‟nin önde gelen sanayi ve iş dünyası çevreleri tarafından ortaya atılan ve yine bu çevrelerin lobicilik faaliyetleri sayesinde federal ve eyalet ceza kanunlarında özel bir suç tipi olarak düzenlenen hukuki bir kavramdır. Bu kavram, ilk bakışta düşünülenin aksine, çevreye veya hayvanlara karşı işlenen suçları değil, çevrenin ve hayvanların savunulması saik ve amacıyla gerçekleştirilen suç teşkil eden eylemleri ifade etmektedir. Çevreci hareket içerisinde azınlığı oluşturan radikal çevreci hareket, benimsediği taktik ve stratejiler ile pragmatik çevreci hareketten ayrılmaktadır. Stratejik olarak radikal çevreci hareket, çevreye ilişkin bir sorunu tek başına değil, bu soruna sebep olan tüm etkenlerle birlikte ele alır ve çevresel sorunları sebeplerini ortadan kaldırarak önlemeyi hedefler. Sanayileşmeyi ve kapitalizmi günümüzde yaşanan ekolojik krizin temel nedeni olarak gören ve bu sistemin tüm kurumlarına karşı sert bir muhalif tutum sergileyen radikal çevreci hareketin hedefinde, sanayileşme ve kapitalizmin en önemli araçları olan özel mülkiyet ve şirketler yer almaktadır. Öncelikli hedefi çevreye ve hayvanlara yönelik zararlı faaliyetler olan ekotaj kapsamında, laboratuarlar, biyomedikal araştırma merkezleri, kürk ve diğer hayvansal ürünler üreten tesisler ve bunları satan giyim mağazaları, et, süt ve balık üretim tesisleri, kimya ve kozmetik sektörü, ilaç şirketleri, sirkler, baz istasyonları, mezbahalar, çiftlikler, kayak tesisleri, GDO‟lu gıda üretim tesisleri, her türlü avcılık faaliyeti, sportif arazi araçları (SUV) satan galeriler, inşaat şirketleri, kereste fabrikaları, et restorantları ile bu faaliyetlerde görev alan kişiler, bu tür faaliyetleri destekleyen iş ortakları, bankalar, taşımacılık şirketleri, vb. hedef alınmıştır. Bu hedefe yönelik başvurulan taktikler, barışçıl fakat kanuna aykırı nitelikteki sivil itaatsizlik eylemlerinden ağır şiddet ve tehdit eylemlerine varıncaya kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Fakat bu hareketin radikal olarak anılmasının asıl sebebi, başvurulan taktiklerden ziyade benimsenen köktenci stratejidir. Çevresel saik ve amaçlarla gerçekleştirilen eylemlerin daha ziyade çevreye ve hayvanlara zararlı faaliyetlerde kullanılan araç ve gereçler ile iş makinelerini hedef alması nedeniyle bu tür eylemler için literatürde ekotaj "ecotage" kavramı kullanılmıştır. Ancak radikal çevrecilerin işlemiş oldukları suçlar yalnızca mala zarar verme niteliğindeki eylemlerle sınırlı kalmamış, -istatistiksel olarak istisnai de olsakişilerin hayatına ve sağlığına yönelik şiddet ve tehdit eylemlerine de başvurulduğu kayıtlara geçmiştir. Bu nedenle çalışmamızda dar ve geniş anlamda ekotaj ayırımı yapılarak, dar anlamda ekotaj kavramı altında maddi konusu eşya olan eylemler, geniş anlamda ekotaj kavramı altındaysa maddi konusu insanlar olan eylemler ele alınmıştır. Fakat istatistiksel olarak bakıldığında ekotaj, çoğunlukla mala yönelik tahrip ve şiddet eylemleri şeklinde gerçekleştirilmiştir. Ekotaj eylemlerinin politikacıların dikkatini çekmesi ve terör suçu şeklinde kabul edilmesinde, daha ziyade özel sektörün uğramış olduğu yüzlerce milyon doları bulan mali zararın etkisi olmuştur. Literatürde kriminoloji, adi suçluluk, terörizm, protest eylemler ve temel hak ve özgürlükler bağlamlarında ele alınan radikal çevreci hareketin ilk kez tüm boyutlarıyla bir arada ele alındığı bu çalıĢmanın temel sorunsalı, çevreci terörizm olarak nitelendirilen ekotaj eylemlerine 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu‟nun uygulanıp uygulanamayacağıdır. Çözümü aranan diğer hukuki sorunlar ise; çevrenin ve hayvanların hukuki değeri, bu değerlerin korunması saik ve amacıyla işlenen suçlarda meşru müdafaa, zorda kalış hali ve hakkın icrası hukuka uygunluk nedenlerinin uygulanabilirliği, bu saik ve amacın; cezanın belirlenmesinde, haksızlık hatasında, haksız tahrikte, geçici nedenlerde ve af kurumunun uygulanmasında fail lehine dikkate alınabilirliği gibi ceza hukukunun genel hükümlerini ilgilendiren sorunlardır. Çalışmamızda kullandığımız yöntemler ise şu şekildedir. Radikal çevreci hareketin kriminolojik olarak incelendiği ilk bölümde literatürdeki çeşitli yazılı kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu kapsamda failler ve eylemlerle ilgili kriminolojik istatistiklere, mülakatlara, EUROPOL ve FBI gibi güvenlik birimlerinin raporlarına, ekotaja başvuran grupların yayınlamış oldukları dokümanlara başvurulmuştur. Ceza hukuku bakımından yapacağımız değerlendirmelere temel sağlaması için, ilk bölümde ekotaj eylemleriyle ilgili ampirik verilerden olabildiğince yararlanılmıştır. Çevreci terörizme ilişkin suç politikası sürecini etkileyen etmenleri ortaya koyabilmek için ABD Senatosu alt komisyonlarında hazırlanan raporlar incelenmiştir. Hukuki yönden federal ve eyalet düzeyinde çıkarılan ceza kanunları ve ilgili yargı kararları incelenmiştir. Çalışmamızın temel sorunsalı bakımından ikinci bölümde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, doktrin ve yargı kararları ışığında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Bu kapsamda tüm terör suçlarının suç analiz yöntemine göre incelenmesi mümkün ve gerekli görülmediğinden, terör ceza hukuku sistemimiz terör tanımındaki unsurlar üzerinden ortaya konulmuş, ayrıca mehaz Alman Ceza Kanunu‟ndan karşılaştırmalı olarak yararlanılması gereken konularda Alman doktrinine ve yargı kararlarına başvurulmuştur. Bu yöntemlerle cevap aradığımız çalışmamızın sorunsalına ilişkin ulaşılan kriminolojik ve hukuki sonuçlar şu şekildedir: Kriminolojik açıdan radikal çevreci hareketin ortaya çıkışında olgusal, politik ve felsefi nedenlerin rolü bulunmaktadır. Olgusal neden, varlığı günümüzde bilimsel olarak kanıtlanan ve etkilerini dünyanın birçok bölgesinde çeşitli şekillerde gösteren ekolojik krizdir. Bu olguyu hazırlayan süreçte antroposantrik (insan merkezli) felsefi düşünce sistemlerinin, sanayi devriminin, küreselleşmenin ve liberal kapitalist düzenin büyük rolü bulunmaktadır. Bu düzen karşıtlığı radikal çevrecilerin politik saikidir. Derin ekoloji ve biyomerkezcilik gibi doğa merkezci felsefi yaklaşımlar ise radikal çevrecilerin felsefi saikleridir. Değerler sisteminin merkezine insan yerine doğayı koyarak farklı bir paradigma yaratan bu yaklaşımlar ile doğa ve hayvanlar adına meşru müdafaa düşüncesi meşrulaştırılmaktadır. Dolayısıyla radikal çevreci hareket ve ekotaj, doğa merkezci ve insan merkezci paradigmalar arasındaki gerilimlerin bir ürünüdür. Yapısal (morfolojik) olarak radikal çevreci hareket; kolektif oluşum türü olarak grup, yapılanma modeli olarak yatay yapılanma (lidersiz direniş, hücre) şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kategorik olarak bu yapısal görünüme sahip grupların örgüt olarak kabul edilebilmesi için, örgütün koordinasyon işlevini ve emir-komuta zincirini yerine getiren bir yöneticinin varlığı şarttır. Ancak her türlü otoritenin reddine dayanan anarşizm düşüncesinin etkisindeki bu tür oluşumlarda yönetici ve lider gibi otorite figürleri de bulunmamaktadır. Keza hücreler arası eşitliğe dayanan yatay yapılanma modelinin benimsenmesinde, tüm canlı yaşamların eşitliği ilkesine dayanan biyomerkezcilik düşüncesinin de etkisi vardır. İnsan ve doğa merkezci paradigmalar arasındaki gerilim pozitif hukukta da kendini göstermiştir. Felsefi dayanakları itibariyle insan merkezci, devlet teorisi yönüyle bireyci ve liberal nitelikteki hukuk düzenlerinde radikal çevreci hareket, sistem dışı ve gayrimeşru ilan edilmiştir. Bu gerilimler ilk olarak suç politikası alanına yansımıştır. Ekotaj eylemleri ABD kanunlarına göre suç teşkil eden eylemler olmalarına rağmen daha ağır bir kınama, tedbir ve yaptırım içeren terör kanunlarına konu edilmiştir. Çevreci terörizme ilişkin suç politikasını etkileyen genel neden "terörle savaş" doktrininin güvenlikçi politikaları iken, asıl ve özel neden ise doğaya ve hayvanlara zarar veren faaliyetleri yürüten ve bu nedenle ekotajın hedefinde yer alan sanayi ve iş dünyasının çıkarlarıdır. Çevreci terörizm kavramının mucidi olan iş adamlarının, Senato alt komisyonlarındaki çalışmalara çevreci terörizm uzmanı sıfatıyla katılması ve suç politikasının kapitalist bir mantığın ürünü olarak ortaya çıkması, şüphesiz kapitalizmin öncülüğünü yapan bir ülkede ve üye dağılımının büyük çoğunluğunun iş adamlarından oluştuğu bir Kongre‟de sürpriz görülmemelidir. Dolayısıyla kriminolojik olarak ekotajın aksine çevreci terörizm olgusu, insan davranışlarını, bu davranışlara etki eden nedenleri ve süreçleri açıklayan teoriler üzerinden değil, ancak ceza adalet sisteminin ve devletin işleyişine dair güç ve çatışma eksenli bir bakış açışı sunan radikal (Marksist) kriminoloji teorisi ile açıklanabilir. Toplumda egemen siyasi ve ekonomik statüleri elde eden grupların, sapıcı ya da sapıcı olmayan davranışları belirlediğini kabul eden bu teoriye göre suç teşkil eden davranış; güç, servet ve yüksek statüye sahip egemen grupların, inanç, istek ve beklentileri doğrultusunda belirlenmektedir. Öyleyse çevreci terörizm, sistem tarafından yapılan bir damgalamadan ibarettir. Hukuki açıdan ele alındığında ise ekotaj eylemlerinin Türk hukukuna göre terör suçu olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır: Manevi unsur bakımından faillerin doğanın korunmasına ilişkin felsefi, dini ve politik saiklerinin bir önemi bulunmamakla birlikte, çevreci otokrasi/diktatörlük yönetim düzenini kurma ya da doğa dinlerini devlet düzenine yerleştirme amaçları bakımından devletin anayasal demokratik ve laik düzeni kapsamında terör amaçları gündeme gelebilecektir. Keza çevreye ve hayvanlara zarar veren faaliyetleri durdurma ve çevresel sorunlara ilişkin kamuoyu oluşturma amacının da bir terör amacı olarak kamu düzenini bozma amacına yönelmesi mümkündür. Ancak bu amaçlar propagandadan öteye geçmemektedir. Örgüt unsuru bakımından yöneticisi bulunmayan ve dikey hiyerarşiden ziyade yatay yapılanmayı benimseyen grupların suç örgütü olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla ekotajın nispi terör suçları katalogunda yer alan adi suçları oluşturduğu hallerde dahi terör suçu söz konusu olmayacaktır. Aynı sonuca ağır cebir-şiddet eylemi gerektiren mutlak terör suçları bakımından da ulaşmak mümkündür. Kanunda kategorik olarak aranmasa da, Yargıtay‟ın yerleşmiş içtihatlarında ağır cebir-şiddet eylemi gerektiren suçlarda vahim eylemin varlığı bakımından ülke çapında organize bütünlük aranmaktadır. Yalnız kurt Unabomber vakası vahim eylemin çoğu kriterini taşısa da, bu eylemler örgüt faaliyeti kapsamında işlenmediğinden vahim eylem kategorisinde değerlendirilemeyecektir. Öte yandan salt mülkiyete yönelik doğrudan kastla işlenen şiddet eylemleri ile bu eylemlerin olası kast kapsamında insan bedenine verdikleri zarar neticeleri de mutlak terör suçlarını oluşturmayacaktır. Bu kategoride yer alıp da vahim eylem niteliği aranmayan ve özel kastın gerekli olmadığı cebir-şiddet niteliğindeki Cumhurbaşkanına suikast suçunu konu bakımından oluşturmasa da, pratikte ekotajı terörizme yaklaştıran en yakın örnekler Hollandalı politikacı Pim Fortuyn‟in öldürülmesi ile dönemin İngiltere başbakanı Thatcher‟a gönderilen bombalı paket eylemi olmuştur. Son olarak mutlak terör suçu kapsamında cebir ve vahim eylem niteliğinde olmayan ve doğrudan kastın yeterli olduğu askeri tesisleri tahrip suçu bakımından ise pratikte bu nitelikte bir ekotaja rastlanmadığını belirtmek gerekir. Ekotajla ilgili uygulanabilecek ceza hukuku genel hükümler kurumları ise; barışçıl nitelikteki sivil itaatsizlik eylemleri bakımından hakkın icrası hukuka uygunluk nedeni olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, sahipli hayvanı koruma bakımından üçüncü kişi adına meşru müdafaa ve zorda kalış halidir. TCK‟da yer alan çevreye karşı suçlar ile Kara Avcılığı Kanunu‟ndaki suçları işleyen faillerin suçüstü halinde geçici olarak yakalanması suretiyle çevre ve sahipsiz hayvanlar lehine genel anlamda bir savunma da kanun hükmünü ifa (CMK. md. 90/1) kapsamında mümkündür. Çevre ve sahipsiz hayvanlar adına gerçekleştirilen eylemlerin zorda kalış haline dayandırılması ise, kamusal hukuki değerlerin zorda kalışa müsait hukuki değerler arasında kabul edilmemesi (md. 25/2) nedeniyle mümkün değildir. Bu maddenin ACK. md. 34‟te olduğu gibi sahipsiz hayvanları ve çevreyi kamusal hukuki değer kapsamında koruyacak şekilde genişletilmesini suç ve ceza politikasına yönelik bir öneri olarak düşünmek gerekir. Öte yandan ekotajla ilgili olarak haksız tahrik, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi ve af kurumlarının fail lehine uygulanabilmesi mümkünken, haksızlık hatası ve geçici neden olarak kitle psikolojisinin uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak ekotaj eylemlerinin ABD‟de olduğu gibi olay bazlı terörizm şeklinde nitelendirilmesinden ziyade, birçok AB ülkesinde olduğu gibi olay bazlı ekstremizm (single-issue extremism) şeklinde nitelendirilmesinin Türk hukukundaki duruma daha uygun düşeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Author
Dr. Erdem İzzet Külçür
How to Cite
Erdem İzzet Külçür (Doktora Tezi). Kriminoloji ve Ceza Hukuku boyutuyla "çevreci terörizm", 2020, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
