L'ethique phénoménologique: Une etude comparée, Husserl et Aristote
2022
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Umut Öksüzan
Özet (TR)
Fenomenolojinin kurucusu olan Edmund Husserl, bütün bilimlerin temeli olacak bir temel bilim kurma amacındaydı. Bu amaçla, dönemin popüler bilimi, ve bazıları için de temel bilimi olduğu iddia edilen psikolojiye karşı çıkarak yeni bir bilimin temellerini ortaya attı. Husserl'in ilk çalışmalarından itibaren psikolojinin temel bilim olmadığını savunduğunu görürüz. Hatta bu yüzden, mantık gibi başka bilimlerin temelinin de psikolojiden hareketle kurulmasına şiddetle karşı çıkar. Husserl'e göre, psikoloji özle ilgilenmediği için temel bilim olamaz. Alman felsefecinin kurduğu yeni bilim paranteze alma yaptıktan sonra betimleme yoluyla şeylerin özüne ulaşmayı amaçlıyor. Husserl'in nispeten daha az mesai harcadığı alanlardan bir tanesi ahlak felsefesi. İlk bakışta kendine metot olarak betimlemeyi seçen bir bilimle normlar üzerine araştırma yapan bir bilim olan etiğin bağdaşması zor, hatta imkânsız olarak gözüküyor. Biz de çalışmamızın hareket noktası olarak burayı seçtik. Eğer fenomenoloji hem ilk felsefe hem de temel bilim olacaksa, felsefenin en önemli alanlarından biri olan etiğin de temeli olmak zorunda. Bu noktada karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor, betimleme yapan bir bilimle, eylemleri kurallar ya da normlar yoluyla sınırlandırmaya ve değerlendirmeye çalışan bir bilim nasıl bağdaşabilir. Bu hususta, yapılması gereken en doğru şey cevabı Husserl'in etik hakkındaki ders ve yazılarını incelemek oluyor. Biz de bu sebeple çalışmamızın ilk bölümünü, Husserl'in ilgili metinlerini araştırmaya ayırdık. İkinci bölümdeyse Husserl'in ahlak felsefisinin kapsamını ve kendine özgülüğünü daha iyi anlamak için, ahlak felsefisini kurucularından sayılabilecek Aristoteles'in metinlerini incelemeye ayırdık. Bu sayede, Husserl'in ahlak felsefesi tarihi açısında yerini daha iyi görmeye çalıştık. Tezimizin son bölümü olan üçüncü bölümdeyse, iki filozofu birlikte okuyarak farklarını ve ortak noktalarını anlamaya çalıştık. Çalışmanın Edmund Husserl'in etik üzerine verdiği derslere ve bu konu hakkında yazdığı yazılara ayırdığımız ilk bölümünde, onun ahlak felsefesini ana hatlarıyla kavramaya çalıştık. Husserl için hiçbir zaman felsefi projesinin merkezinde olmadı. Buna rağmen bu konu hakkındaki yazılarının çok zengin olduğu belirtmek gerekiyor. Husserl'in ahlak felsefesi hakkındaki düşüncelerini incelediğimizde, onun arada yıllar olan farklı periyotlarda çalışmalar ortaya koyduğunu görüyoruz. Bu sebeple Husserl'in ahlak felsefesi düz bir çizgi izleyerek ilerlemek yerine kopuşlarla ve düşüncesindeki değişimlerle ilerliyor. Etik düşüncesinin ilk döneminde aksiyolojinin çok daha önemli olduğunu ve etik düşüncesinin bireysel boyutta kaldığını görüyoruz. Savaş öncesine denk gelen bu dönemde etik ve mantık arasındaki paralellikten harekete çıkarak, bilimsel ve kesin bir etiğin temellerini atmaya çalışıyor. Savaş sonrasına denk gelen dönemdeyse, etik düşüncesinde önemli değişikler meydana geliyor ve birey için de yaşadığı toplumun bir parçası olarak önem kazanıyor. Bahsedilen bu dönemde, Husserl bireysel boyutta gerçekleştirilecek yenilenmenin, kolektif bir boyut kazanarak içinde yaşadığımız toplumun hatta bütün insanlığın yenilenmesine gidecek yolun taşlarını döşeyeceğini düşünüyor. Bu açıdan, savaş sonrası etiğinin toplumsal bir boyuta sahip olduğu söylenebilir. Husserl'in savaş öncesi etiğini oluşturan temel metinler, 1908 yılında verdiği ve sonra tekrardan 1914 yılında daha genişletilmiş bir şekilde ele aldığı aksiyoloji üstüne dersler. Bu metinlerde, Husserl'in etik ve mantık arasındaki paralellikten hareket ederek saf mantıktaki yapıların bir benzerini etik alanında aradığını görüyoruz. Bunu yaparken amacı bilimsel bir etik düşüncesinin temellerini atabilmek. Bu açıdan, her ne kadar Ideen çalışmasını yayınlamış ve fenomenoloji düşüncesinin ikinci dönemine geçmiş olsa da etik düşüncesinde, halen Mantıksal Araştırmalar döneminde kaldığını görüyoruz. Bu açıdan, Husserl bu derslerinin incelenmesi düşüncesinin geçirdiği dönüşümü anlamak için de önemli olabilir. Husserl 1914 dersinin en başında hedef olarak şüphecileri seçiyor ve o dönemde yükselen psikolojizmi de şüpheciliğin yeni bir türü olarak görüyor. Husserl'e göre felsefe tarihi boyunca şüphecilerin temel argümanları her zaman çelişkili oldu. Şüphecilerin temel argümanı genel olarak kendi pozisyonu dışındaki bütün pozisyonları reddetmek oluyor. Şüpheci bir argüman olarak şu örnek verilebilir; "her şeyden şüphe et." Yakında incelediğimizde bu argümanın kendisiyle çeliştiğini görüyoruz. Eğer her şeyden şüphe etmeliysek bu argümandan şüphe etmeliyiz. Ama genel olarak bütün şüpheci argümanlar kendilerini hakikat alıp kendi dışında kalan her şeyi reddediyor. Fenomenolojinin kurucusu bu şüpheciliğin bir benzerinin etik alanında da olduğunu belirtiyor. Hiçbir etik kural yoktur demek, bu ifadeyi bir kural yapmak oluyor. Husserl buradan hareket ederek etik alanında mantık alanındaki yapıların bir benzerini bulmaya çalışıyor. Bunu yapmak için, dersin başında aksiyolojiden yardım alıp değerler arasındaki hiyerarşiyi gösteriyor. İrade [volonté]'deki yapıları çözmek içinse fenomenolojinin yardımına başvuruyor. 1914 dersinin ilk bölümlerinde Edmund Husserl, aksiyoloji yardımıyla değerler arasında bir hiyerarşi olduğunu fark ediyor. Buradan hareketle de değerlerin kendi aralarındaki ilişkiyi keşfetmek ve eylemleri değerlerle olan ilişkileri bağlamında değerlendirmek mümkün oluyor. Bu değerlendirmelerin sonucunda, hocası Brentano'nun kategorik buyruğu [impératif catégorique] "mümkün olanın en iyisini yap"ı kategorik buyruk olarak kabul ediyor. Husserl'in savaş sonrasında denk gelen etik çalışmalarının temelini Japon felsefe dergisi Kaizo için yazdığı yazılar oluşturuyor. Bu makalelerde Husserl'in etiğin başka bir alanına daha çok eğildiğini ve etiğin toplumsal boyutuyla ilgilendiğini görüyoruz. Bunu sebebi, Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı kişisel ve toplumsal travmalar. Edmund Husserl, Kaizo için yazdığı yazılarda savaş sonrasında insanlığın yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Ona göre, bireysel boyutta başlayacak bir değişim, büyüyerek toplumsal bir boyuta erişebilir ve sonunda bütün insanlığın yenilenmesini sağlayabilir. Edmund Husserl'in burada ortaya koyduğu etik, bazı yönleriyle 1914 dersinin bir devamı niteliğinde. Tıpkı 1914 dersindeki, gibi bu yazılarda da tamamen formel yasalara dayanan bir etik olduğunu görüyoruz. Kaizo makalelerindeki en büyük değişiklik Husserl'in, etiğin sosyal bağlamını da felsefesine katması. Bireysel boyuttaki yenilenmeden başlayıp toplumsal ve oradan da evrensel bir boyuta ulaşacak bir yenilenme için gerekli olan Husserl'e özleri inceleyen bir bilim yani fenomenoloji. Ancak bu bilim sayesinde özleri inceleyebilir ve etikle ilgili evrensel yasalara ulaşabiliriz. Bu açıdan Husserl'in etik düşüncesinin de Kesin Bilim Olarak Felsefe kitabında ortaya koyduğu ve fenomenoloji alanında yaptığı araştırmalarla gerçekleştirmeye çalıştığı felsefi projenin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini gösteriyor. Bu açıdan bakarsak, Husserl'in etik çalışmalarının fenomenolojik bir etiğin mümkün hatta, daha da önemlisi elzem olduğunu gösterdiğini söyleyebiliriz. Husserl'in etik çalışmalarının önemini daha iyi kavramak için, çalışmamızın ikinci bölümünde ahlak felsefesine önemli katkılarda bulunmuş ve bu alandaki ilk sistematik çalışmayı yapmış olan Aristoteles'i inceledik. Aristoteles'ten bize kalan iki etik kitabı var, Nikomakhos'a Etik ve Eudemian'a Etik. İki eserin üç bölümü ortak, çalışmamızda iki eseri birlikte inceleyerek Aristoteles'in ahlak felsefesinin temel özelliklerini anlamaya çalıştık. Aristotelesçi etik için en önemli kavramların başında erdem geliyor. Aristotelese'e göre insanın temel arayışı mutluluğa (eudemonia) ulaşmak. Bu yüzden mutluluk, mutlak iyilik. Mutlak iyiliğe ulaşmaksa sadece erdemli olmakla mümkün. Aristoteles bize, etik konusunda önemli olanın erdemin ne olduğunu araştırmak değil, nasıl erdemli olabileceğimizi araştırmak olduğunu söylüyor. Bu düşüncenin arkasında yatan temel faktör Aristoteles'in bilimler ayrımı, bu ayrıma göre, teorik, pratik ve poetik olmak üzere üç bilim bulunuyor. Etik pratik bilimler arasında yer alıyor. Bu sebeple etik bir araştırma, erdemin ne olduğu sorusuna cevap vermek zorunda değil. Aristoteles için iki tip erdem var, akli ve ahlaki erdemler. Akli erdemler hiyerarşik olarak ahlaki erdemlerin üstünde yer alıyor ve onları kontrol ediyor. Aristoteles için erdem alışkanlıkla kazanılan bir özellik. Erdemin temel kuralı olarak, ortayı tutturmaktan bahsediyor. Erdemli olmak ne az ne fazla ama tam kararında hareket etmek, eylemde bulunmak demek. Bu yüzden Aristoteles etiğinde herhangi bir sabit kural bulunmuyor, çünkü her eylem için farklı şekillerde davranmak gerekiyor. Çalışmamızın üçüncü bölümündeyse iki filozofun düşüncelerini beraber okumaya çalıştık. Aristoteles etiği, Husserl etiğinin zıttı bir yerde konumlanıyor. Aristoteles etik kurallar belirlemekten kaçınırken, Edmund Husserl evrensel etik kuralları bulmanın yollarını araştırıyor. Bunu yaparken, betimlemeyi kendine yöntem olarak seçen fenomenolojinin yol gösterici bir bilim olabileceğini kanıtlıyor. Bu açıdan Husserl fenomenolojik bir etiğin mümkün hatta gerekli olduğunu gösteriyor. Anahtar Kelimeler: Edmund Husserl, Aristoteles, Fenomenoloji, Etik, Ahlak Felsefesi, Aksiyoloji, Öz, Eylem, Prensip, Mutluluk, Mutlak İyi.
Yazar
Dr. Abdurrahim Karabaşoğlu
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Abdurrahim Karabaşoğlu (Yüksek Lisans Tezi). L'ethique phénoménologique: Une etude comparée, Husserl et Aristote, 2022, Galatasaray University.
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
