Master'sOpen Access

Makro ihtiyati politika ve finansal istikrar ilişkisi: Türkiye'de konut sektörüne yönelik araçların etkinliği

2022
0 views
0 downloads
Advisor: Dr. Öğr. Üyesi Zehra Yeşim Gürbüz

Abstract (TR)

Finansal istikrar kavramı her ne kadar 1970'li yıllardan beri hayatımızda olan bir terim olsa da 2008 krizinin ardından daha sık kullanılan bir terim olmuştur. Klasik para politikalarının, sadece enflasyon hedeflemesi yapan ve sürdürülebilir büyüme hedefleyen politikaların 2008 krizi karşısında yetersiz kalmış olması, politika yapıcıları ve araştırmacıları farklı yollar araştırmaya itmiştir. Bu araştırmalar sonucunda, sistemin bütününün sağlıklı olarak işlemesini, sistemin genelini etkileyecek riskler karşısında önlemler alınmasını ve bahsedilen riskler gerçekleşseler dahi ekonominin güçlü kalmasını ve bunların etkilerini minimize etmeyi sağlamaya yönelik araçlar geliştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde globalleşmenin de etkisi ile finansal sistem içinde bulunan aktörler, birbirlerinden, eskiye nazaran daha çok etkilenmektedir. Böyle yüksek etkileşim olan bir sistemde, aktörlerin bir kesiminde ya da sistemin bir noktasında çıkabilecek ani ve beklenmedik aksaklıklar, önce sistemin bu noktasında problemler yaratacak, bu parçanın işlememesi ile birlikte buradan sistemin geneline yayılarak tüm sisteme etkileyecek ve sistemin işleyişini sekteye uğratacaklardır. Finansal istikrarsızlık literatürde farklı biçimlerde tanımlanıyor olsa da temelde bu tanımlar, finansal istikrarsızlığın, sistemin düzgün ve sürdürülebilir bir biçimde işleyemeyecek bir hale gelmesinden oluşan aksaklıklar olduğunu ifade etmektedir. Sistemik risk aniden ve öngörülemez şekilde ortaya çıkan, finansal sistemde büyük ve derin yaralar açarak finansal istikrarsızlık yaratabilecek bir olgudur. Bu riskler önlemleri alınmazlarsa, finansal sistemin, işlevsiz kalmasına ve hatta aniden çökmelerine, dolayısıyla krizlere, hanehalklarında işsizlik, gelir düşüşü gibi problemlere, daha sonra da toplumsal boyutta problemlere yol açabilirler. Ayrıca sistemik riskler, yalnızca tek sektörü ya da tek finansal aktörü etkileyen riskler değillerdir. Sistem içindeki aktörlerin entegrasyonu sonucunda sistemin tümüne bulaşabilecek türde risklerdir. Bahsedilen arayışların sonucunda, makro ihtiyati politikalar üretilmişlerdir. Bu politikalar, finansal piyasalardaki sistemik risklerin önüne geçmek; sistemde bu şoklar ve öngörülemeyen problemler olsa dahi finansman akışının devam etmesi; varlık fiyatları ve krediler arasındaki dengenin sağlanmasıyla birlikte ileride büyüyerek kontrol edilmesi çok güç problemler ortaya çıkarmalarının engellenmesi; finansal sistemdeki gelişen etkileşimden doğabilecek bulaşılıklara karşı korumak ve sistemde biriken kırılganlıklara karşı sağlam durabilmeleri için geliştirilen politikalardır. Finansal istikrarın sağlanabilmesi için, bu yönde atılan adımların ve kullanılan araçların etkin olmaları gerekmektedir. Bu amaçla geliştirilen makro ihtiyati politikaların çeşitli araçları vardır ve bunlar literatürde genel olarak "geleneksel olmayan" araçlar olarak nitelendirilirler. Bu araçların tanımlanması ve genel hatlarının çizilmesi, araçların kullanımına ve bu kullanımlar sonucunda doğacak sonuçların öngörülmesi açısından önemlidir. Makro ihtiyati politika araçlar farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası temel olarak, tanımlamaizleme araçları ve işlevsel araçlar olarak ikiye ayırmaktadır. Tanımlama ve izleme araçları genel olarak sistemik riskleri izleme ve önceliklerini belirleme amacıyla kullanılırlar. Risklerin, zaman ve kesit boyutunu ortaya koyarak politika yapıcılara karar almalarında destek olmaya çalışırlar. Burada temel dengesizlik göstergelerini, piyasa koşulları göstergelerini, sistemdeki risk göstergelerini ve makro stres testlerini kullanırlar. İşlevsel araçlar ise genel olarak sistemik riskin önlenmesi amacını taşıyan araçlardır. Buna karşın, Uluslararası Para Fonu (IMF) 6 gruba ayırmaktadır. Bu gruplar, hedefleri bakımından ayrılmışlardır ve içlerinde farklı araçları barındırırlar. IMF'e göre yapılan sınıflandırmaya göre araçlar ve tanımları şu şekildedir; - Bankacılık sistemine yönelik geniş tabanlı araçlar; bu araçlar bankacılık sisteminde karşılaşılabilecek tüm kredi risklerini etkiler. Bankacılık sektörünün şoklara karşı dayanıklılığını sağlamak hedeflenir. - Hanehalkına yönelik araçlar; bankaların hanehalklarına verdiği kredilerin sürdürülemez şekilde artmasından doğabilecek risklere karşı geliştirilen araçlardır. Bunlar ağırlıkla konut sektörüyle ilişkili olduklarından, literatürde "housing" kavramı da kullanılır. - Kurumsal sektöre yönelik araçlar; bankaların finansal kurumlar dışında kalan kurumlara verdikleri krediler kaynaklı risklere karşı üretilmiş araçlar - Likidite kontrolü için bankacılık sektörüne uygulanan araçlar; piyasadaki likiditeyi kontrol etmek ve likidite (veya kur) kaynaklı risklere karşı üretilmiş araçlardır. - Bankacılık dışında kalan finansal sektöre yönelik araçlar; sistemde oluşabilecek ani, yangın satışları riskine karşı üretilmiş araçlardır. - Yapısal araçlar; bu araçlar sistemde önemli yer işgal eden kurumları ve finansal sistemin geri kalanıyla yakından ilişkili olan kurumları hedef alan araçlardır. 2008 krizi sonrasında, gelişmiş ekonomilerin aldıkları kararlar, gelişmekte olan ekonomilerin kararlarını ciddi biçimde etkilemiştir. Bu dönemde gelişmiş ülkeler krizden bir çıkar yol bulmak adına parasal genişleme politikalarını takip etmişlerdir. Bu politika sonucunda, gelişmiş ülkeler görülmemiş düzeylerde para basmışlar ve bu bastıkları paraların bir kısmı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere akmaya başlamıştır. Bu yüksek düzeydeki sermaye girişlerinden sonra, fiyat istikrarı ve finansal istikrarı korumak adına, Türkiye farklı politikalar kullanmaya başlamıştır ve makro ihtiyati politikaların kullanımı daha yoğunlaşmıştır. Türkiye'de sıklıkla kullanılan araçların üçü asimetrik faiz koridoru, zorunlu karşılıklar ve rezerv opsiyon mekanizmasıdır. Faiz koridoru, gecelik borç verme ve borç alma faizlerinin farklılaşmasından sonra, aralarındaki farka verilen addır. Geleneksel faiz koridoru sisteminde politika faizi ise borç alma ve verme faizlerinin ortasında bulunur. TCMB'nin geliştirdiği ve özellikle 2010'dan 2014'e kadar sıklıkla kullanılan asimetrik faiz koridorunda ise, politika faizi orta noktada bulunmaz. Bu sistemde yine bir faiz koridoru aralığı belirlenir ancak politika faizinin orta noktada bulunması gibi bir koşul yoktur. Böylece borç verenler politika faizini tahmin etmekte zorlanmakta ve verilen kredi miktarı sınırlanmaktadır. Zorunlu karşılıklar, bankaların topladıkları mevduatların belirli bir kısmını yedek akçe olarak merkez bankasında tutmasına verilen isimdir. TCMB, likidite kontrolünü sağlamak, faiz oranlarına etki etmek ve kredi büyümelerini sınırlandırmak amacıyla zorunlu karşılık oranları üzerinden sıklıkla aksiyon almıştır. Bu politika değişiklikleri iki farklı kanal üzerinden ekonominin geri kalanını etkilemişlerdir. Zorunlu karşılık oranları arttıkça, bankalar kredi verebilmek için daha fazla karşılık tutmak zorunda kalacak, dolayısıyla bu da faiz oranlarını yükselterek kredileri daha pahalı bir duruma getirmektedir. Zorunlu karşılık oranlarının bir başka etkisi de bankaların kredi vermek için ayırabilecekleri fon miktarını etkilemesi ile birlikte piyasadaki likiditeyi etkilemesidir. Rezerv opsiyon mekanizması da TCMB tarafından geliştirilen bir araçtır. Bankaların zorunlu karşılıklarının belli bir oranının döviz ve altın tutulmasına imkan veren bu araç, hem bankalara likidite yönetimi konusunda esneklik getirmiş, hem de döviz rezervlerini kuvvetlendirmiştir. Böylece sermaye girişleriyle oluşan ani döviz kuru oynaklıklarının etkisi sınırlandırılmıştır. Rezerv opsiyon mekanizmasının kullanılması için rezerv opsiyon katsayısı (ROK) ve rezerv opsiyonu oranı (ROO) gerekmektedir. ROK, zorunlu karşılık olarak ayrılan her bir birim Türk lirası başına ayrılabilecek döviz veya altın karşılığını belirleyen katsayıdır. Böylece, Merkez Bankası, piyasaya hem döviz kuru hem de döviz likiditesi üzerinden etki edebilecektir. ROO ise, bankanın zorunlu karşılıklarının yüzde kaçının döviz veya altın cinsinde tutulabileceğini belirleyen orandır. Bu araçlar dışında sıklıkla kullanılan başka makro ihtiyati politika araçları da bulunmaktadır. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilirler; - Kredi-değer oranı, satın alınmak istenen bir mülkün ücretinin tamamını kredi yoluyla ödenemeyeceğini ve mülkün değerinin sadece belli bir oranında kredi çekilmesine müsaade edilmesini sağlayarak, bir peşinat sınırı getirir. Bu peşinat sınırı, hanehalkının temerrüde düşme dürtüsünü sınırlayacaktır ve borç alan taraf temerrüde düşse dahi, bu durumun yaratacağı riskleri sınırlandıracaktır. - Açık döviz pozisyonu limitleri, döviz üzerinden borçlanma sonrası, ülkenin yerel para biriminin, yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmesinden kaynaklanabilecek geri ödeme zorluklarını ve bu zorlukların yaratacağı riskleri sınırlar. - Kaldıraç oranı, işletmelerin aktifleri ile özkaynaklarının oranını sınırlayarak, borçlanma kaynaklı riskleri minimize eder. - Sermaye gereklilikleri, bankaların veya diğer finansal kuruluşların (sigorta şirketleri gibi) karşılaşabilecekleri çeşitli riskler karşısında yeteri kadar özkaynak bulundurarak olası riskleri karşılamasını sağlaması için gereken orandır. Bu şekilde, kuruluş bir problem riskler kaynaklı bir yaşadığında bunu özsermayesi ile karşılayabilecek ve yara almadan süreçten kurtulacaktır. Türk ekonomisinin lokomotif sektörü inşaat sektörüdür. Bu sektörün önemi, emek-yoğun ve kalifiye işçiye az ihtiyacı olması, ithalata dayanmayan bir sektör olması ve yan sektörlere uyarıcı sektör olmasıdır. Ayrıca yapılan çalışmalar göstermektedir ki, bu sektör ekonominin büyümesi ve küçülmesinde hızlandırıcı bir etkiye sahiptir. Sektörün hem büyüme ve hem küçülme oranları genel olarak Türkiye ekonomisinin gayrisafi yurtiçi hasıla oranıyla benzerlik gösterse de etkiler genelde daha belirgin görülmektedir. Örneğin, inşaat sektörü 2006 yılında önceki yıla nazaran %26 büyürken, Türkiye'nin toplam GYSİH büyümesi %6 seviyesindedir. 2009 yılına gelindiğinde ve kriz etkileri görüldüğünde, Türkiye'nin GYSİH büyümesi %0 iken, inşaat sektörü %16 oranında küçülmüştür. 2011 yılında da yine 2006 yılına benzer bir durum söz konusu olmuş inşaat sektörünün büyümesi yine Türkiye'nin GYSİH büyümesinin yaklaşık iki katı gerçekleşmiştir. Bu sebeple, devlet eliyle de sektör içinde bulunularak, ekonominin büyümesini hızlandırıcı etkisinden faydalanılmak istenmiştir. Ayrıca bu sektör büyümesiyle birlikte hem istihdam sağlanmış hem de gayrisafi yurtiçi hasıladan aldığı pay artmıştır. Türkiye'de inşaat ve gayrimenkul sektörü konut ağırlıklıdır. Verilere göre 2002 yılından beri yapılan yeni konutların tüm yapılara oranı %80-%90 bandında değişmektedir. Konut fiyatları da Türkiye'de son yıllarda ciddi oranda artmıştır. Bu durum Türk halkının konut konusundaki yatırım algısı, düşük konut kredisi faizlerinden ötürü artan konut kredisi miktarı ve nüfusun mülteci kriziyle birlikte olağandışı olarak patlamasıyla ilgilidir. Burada faizler önemli bir yer tutmaktadır. 2003 yılında %50'lere varan konut kredisi faiz oranları hanehalkının konutlara erişimini çok ciddi ölçülerde sınırlandırırken, düşen faiz oranları ile birlikte konut kredisinin toplam kredilerden payı da artmıştır. Bu sebepten ötürü, Türkiye'de hanehalkı konut kredisi miktarı da yükselmiştir. Bu çalışmada, 2010-Ocak ve 2019-Aralık ayı arasındaki, hanehalkı konut kredileri toplamı, kredi-değer oranı, konut kredisi faiz oranları ve konut fiyat endeksi verileri kullanılarak, olağan en küçük kareler yöntemi ile tahminleme yapılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkeni olarak hanehalkı konut kredileri toplamı belirlenmiştir. Serilere Augmented Dickey Fuller (ADF), Phillips Perron (PP), ve KwiatkowskiPhillips-Schmidt-Shin (KPSS) birim kök testleri uygulanmış ve serilerde durağanlık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Seriler durağanlaştırıldıktan sonra kurulan model tahmin edilmeye çalışılmıştır. Çıkan sonuçlar yapısal kırılma olduğuna işaret etmiştir. Bunun için kırılmanın olduğu 60. gözlem (Aralık 2014) öncesi ve sonrası için iki farklı kukla değişken oluşturulmuştur ve tahmin işlemi yeni oluşturulan modelle tekrarlanmıştır. Sonuçlara göre kırılım öncesi konut fiyat endeksi değişkeni %5 hata payında ve kırılım sonrası konut kredisi faiz oranı ise %10 hata payında anlamlı olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre, konut fiyat endeksindeki 1 birimlik artış, hanehalkı konut kredileri toplamında 0,83 birimlik bir artışa, konut kredisi faiz oranlarındaki 1 birimlik artış ise, hanehalkı konut kredisi toplamında -0,05 birimlik bir azalışa sebep olmaktadır.

Author

Dr. Murat Sarı

How to Cite

Murat Sarı (Yüksek Lisans Tezi). Makro ihtiyati politika ve finansal istikrar ilişkisi: Türkiye'de konut sektörüne yönelik araçların etkinliği, 2022, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University