Minimal akımlı anestezinin oksidatif ve nöroendokrin stres yanıta etkisi
2025
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Asım Esen
Özet (TR)
Giriş ve Amaç: Minimal akımlı anestezi, hastaya fizyolojik fayda sağlayan, aynı zamanda ekonomik ve çevresel açıdan önemli avantajlar sunan güvenli ve etkili bir anestezi yöntemidir. Modern anestezi cihazları, bu tekniğin güvenli bir şekilde uygulanmasına olanak tanıyacak şekilde geliştirilmiştir. Cerrahi sırasında kullanılan anestezi tekniği, cerrahinin süresi ve uygulanış şekli bağışıklık fonksiyonlarını etkileyerek reaktif oksijen türlerinin artışına neden olabilir. Ayrıca cerrahi travma, sempatik sinir sistemi aracılığıyla inflamatuar belirteçlerin ve stres hormonlarının salınımını tetikleyerek postoperatif komplikasyonlara yol açabilir. Oksidatif stres ve nöroendokrin stres yanıtın azaltılması, iyileşme sürecini hızlandırabilir ve postoperatif komplikasyonları en aza indirebilir. Bu nedenle, anestezik ajanların cerrahi stres üzerindeki etkileri büyük önem taşımaktadır. Bu prospektif randomize çalışmada, septorinoplasti operasyonu geçiren hastalarda minimal akımlı (0,4-0,5 L/dk) ve yüksek akımlı (4 L/dk) anestezinin interlökin-6 (IL-6) seviyeleri, adrenokortikotropik hormon (ACTH), kortizol, total antioksidatif seviye (TAS), total oksidatif seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSI) değerleri, hemodinamik parametreler, cerrahi saha kanama düzeyi ve derlenme skorları açısından karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız elektif septorinoplasti operasyonu geçirecek 18-65 yaş arasında, American Society of Anesthesiologists (ASA) skoru 1-2 olan hastalarda yapılacak randomize kontrollü prospektif bir çalışma olarak planlandı. Çalışmamıza 35 hasta dahil edildi. Tüm hastalarımıza standart anestezi indüksiyonu uygulandı. Randomize olarak 2 gruba ayrıldı; Yüksek akım grubu (4 L/dk, Grup YA, n=18) ve minimal akım grubu (0,5 L/dk, Grup MA, n=17). Her iki grup için sevofluran anestezisi MAK 1,0-1,2 aralığında olacak şekilde ayarlandı. Tüm hastalara remifentanil infüzyonu uygulandı. Hastalardan indüksiyon sonrasında (t1), operasyon sonunda (t2), postoperatif altıncı saat (t3) ve postoperatif on sekizinci saat (t4) zaman noktalarında kan örnekleri alındı. Birincil çıktı olarak t1, t3 ve t4 zaman noktalarında IL-6 seviyeleri analiz edildi. ACTH, kortizol, TAS, TOS ve OSI değerleri, intraoperatif sevofluran kullanım miktarı, intraoperatif 30 dk aralıklarla ölçülen kalp atım hızı, ortalama arter basıncı, periferik pulse oksimetre ve vücut sıcaklığı, cerrahi saha kanama düzeyi (Boezaart Skorlaması ve cerrahi memnuniyet anketi), postoperatif bakım ünitesinde, altıncı ve on sekizinci saatlerde bakılan vizüel ağrı skorları ve bulantı-kusma şiddeti ikincil çıktı olarak değerlendirildi. Hastalar postoperatif bakım ünitesinde 30 dakika boyunca takip edildi; vizüel ağrı skorları, Aldrete skorları ve bulantı-kusma skorları kaydedildi. Bulgular: Gruplara ait demografik veriler (yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi), sigara kullanımları, yandaş hastalıklar, cerrahi ve anestezi süreleri, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler birbirine benzerdi. İki grup IL-6, ACTH ve kortizol düzeyleri tüm zaman noktalarında istatiksel olarak benzerdi. Grup MA'da t1 TOS seviyesi (8,65), Grup YA'ya (6,18) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,035). Her iki grupta t2 ve t3 TAS seviyeleri t1 zaman noktasına göre anlamlı olarak yüksek bulundu (Grup YA; p>0,001, p=0,008, Grup MA; p<0,001, p=0,005). Grup MA'da t3 zaman noktasında TOS seviyesi (35,5) t4'e (8,12) göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,002). YA grubunda t1 ACTH seviyesi (17,83), t3 (7,45) ve t4 (5,94) zaman noktalarına göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,001, p=0,004). MA grubunda t1 ACTH seviyesi (27,89), t3 (11,12) ve t4 (9,93) zaman noktalarına göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,001, p<0,001). YA grubunda t1 (18,67) kortizol seviyesi t2 (7,13), t3 (6) ve t4 (3,06) zaman noktalarına göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,034, p=0,003, p<0,001). MA grubunda t1 (21,57) kortizol ortalaması, t3 (3,96) ve t4 (2,47) zaman noktalarından anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,017, p<0,001). Grupların Boezaart Skorlaması ve cerrahi memnuniyet skalası arasında anlamlı fark saptanmadı. Sevofluran tüketim miktarı Grup MA'da anlamlı şekilde düşük bulundu (Grup YA: 20,93 ml, Grup MA: 25,62 ml, p<0,001). Taze gaz oksijen yüzdesi MA grubunda anlamlı şekilde yüksek bulundu (Grup YA: 4L/dk, Grup MA: 0,41 L/dk, p<0,001). Grupların ilk 24 saatteki Aldrete skorları (p>0,05), bulantı-kusma skorları (p=0,72) ve vizüel ağrı skorları (p=0,44) arasında anlamlı fark izlenmedi. Sonuç: Minimal akımlı anestezinin nöroendokrin stres (IL-6, ACTH, kortizol) ve oksidatif stres belirteçleri (TAS, TOS ve OSI değerleri) açısından yüksek akımlı anestezi ile benzer etkilere sahip olduğu görüldü. Minimal akımlı anestezinin stres belirteçleri, hemodinamik ve solunum özellikleri, cerrahi memnuniyet ve derlenme skorları açısından güvenli olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: İnterlökin-6, Minimal akımlı anestezi, nöroendokrin stres yanıt, oksidatif stres, sevofluran
Yazar
Hilal Deniz
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Hilal Deniz (Tıpta Uzmanlık Tezi). Minimal akımlı anestezinin oksidatif ve nöroendokrin stres yanıta etkisi, 2025, Bezmialem Vakıf University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Bezmialem Vakıf University tezlerinden daha fazlası
- Tuberoskleroz tanılı hastalarda mikro RNA düzeyi değerlendirilmesi(2016)
- Açık teknik septorinoplasti yapılan olgularda postoperatif bantlamanın ödeme etkisi(2015)
- Adölesan dönemde hirşutizm tanısı alan hastalarda etyolojik dağılım(2015)
- Unstable angina pectoris hastalarında signal peptide complement C1R/C1S, UEGF, ve BMP1 epıdermal growth factor-like domain-containiing protein 1' in tanısal değerinin araştırılması(2015)
- Deneysel kafa travması modelinde high mobility group box-1 protein düzeylerinin oksidatif stres, apoptoz, serebral ödem ve kan beyin bariyeri üzerine etkilerinin araştırılması(2016)
- 5-fluorourasile bağlı arteryel vazokonstrüksiyon etyolojisinde ürotensin-2'nin rolü(2017)
