Modern siyasi-hukuki kavramları yeniden düşünmek: Spinoza'nın siyaset felsefesi çerçevesinde yeni bir perspektif arayışı
2011
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Cemal Bâli Akal
Abstract (TR)
Bu çalışma, ?Hukukun Kaynağı? ve ?Egemenlikten Sonra? başlıklı iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, üç alt başlık altında, hukukun kaynağı sorunsalı ele alınmıştır. İlk alt bölümde, öncelikle Tanrı kavramının Spinoza felsefesindeki yeri, Spinozacı nosyonun modern öncesi Tanrı anlayışıyla ilişkisi içinde ortaya konulmuştur. Spinozacı nosyonun içerdiği tanrısal irade öğretisi eleştirisinin politik ve hukuki sonuçları irdelendikten sonra genel olarak tabii hukuk kuramları, hukukun kaynağı sorunsalı çerçevesinde incelenmiştir. Öncelikle bu kuramların temel önermesi ortaya konulmuştur: Pozitif hukukun kaynağı tabii hukuktur. Başka bir ifadeyle, insanların koyduğu kurallara normatif niteliği yani hukuk olma özelliğini kazandıran, evrensel, ezeli ve ebedi olduğu düşünülen tabii hukuk normlarına uygunluktur. Bu çerçevede sırasıyla tabii hukuk düşüncesinin doğuşu, gelişimi ve anlama yeteneğine dayanan teoloji incelenmiştir. Tabii hukuku tabiatta kök salmış en yüksek akıl olarak gören anlama yeteneğine dayanan teoloji, Cicero ve Aquinas'ın öğretileri çerçevesinde ele alınmıştır. Bu yöntem izlenerek tabii hukukçu geleneğin, tabii hukukla pozitif hukuk arasındaki sıradüzen, ereksellik, tanrısallık, kendinde iyi ve kötüye duyulan inanç ve adaletin bu bağlamda tanımı, insanın tabiat içindeki ayrıcalıklı konumu gibi temel önermeleri ortaya konulmuştur.İlk bölümün ikinci alt başlığı altında öncelikle, Spinoza felsefesinin hukuk kavramıyla ilişkisi bağlamında, Spinoza'nın tabii hukukçu gelenek karşıtlığı incelenmiştir. Spinoza'ya göre hukukun kaynağı sorunu bir meşruiyet sorundur ve Spinoza meşruiyet terimleriyle konuşan bir düşünür değildir. Bu çerçevede sırasıyla Spinoza'nın erekselliği bir yanılgı olarak tanımlayan yaklaşımı, Spinozacı yasa tanımı ve Spinozacı etik kavramının hukuk ve haklarla ilişkisi ele alınmıştır. Ardından yeni bir başlık altında Spinoza felsefesinde hukuk ve hak kavramları birbirleriyle ilişkisi içinde irdelenmiştir. Bu çerçevede öncelikle Spinoza felsefesinde hukukun işlevi, kaynağı ve sınırlarıyla Spinozacı hak kavramı ortaya konulmuştur. Bu incelemenin sonucunda Spinoza'nın kendine özgü bir hukuki pozitivizm geliştirmiş olduğu önermesine varılmıştır. Başka bir ifadeyle varılan sonuca göre Spinoza, politik modernliğin devletin hukuku karşısında bireyin haklarını korumada aciz kalan iradi pozitivizmini aşan bir düşünürdür.Politik modernliğin hukuk ve hak kavramsallaştırmaları karşısında Spinoza felsefesinin durduğu yeri gösterebilmek için yeni bir alt başlık açılmış ve politik modernliğin iradi pozitivizmi incelenmiştir. Bu üçüncü alt bölümde öncelikle, politik modernliğin aynı zamanda hukukun kaynağına ilişkin sorunsalı farklı ele alan düşünsel bir kırılmaya denk düştüğü ileri sürülmüştür. Egemenlik kavramı ve sözleşme öğretilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte modern insan, hukukun kaynağını düşünme anlamında tabii hukukçu gelenekten kopmuştur. Politik modernlikle birlikte hukukun kaynağı dünyevileşmiştir; pozitif hukuka normatif niteliği kazandıran artık tabii hukuka uygunluk değildir. Yeni meşruiyet ilişkisinin düşünsel temelleri için dönemin egemenlik ve sözleşme kuramlarına bakmak gerekecektir. Bu nedenle, üçüncü alt bölümde öncelikle Léon Duguit'nin eleştirel yaklaşımı üzerinden egemenlik kuramı incelenmiştir. Ardından yeni meşruiyet ilişkisinin kuruluşunda sözleşme kuramlarının işlevini tartışabilmek için Hobbes'un, temel eseri Leviathan'da ortaya koyduğu sözleşme kurgusu ele alınmıştır.Hobbes örneği üzerinden varılan sonuç, tabii halden sivil hale geçmek için rasyonel bir sözleşmeyle tabii haklarını egemene devreden bireylerin iradesine dayanan yeni meşruiyet ilişkisinin yani hukukun yeni kaynağı olarak egemenliğin, kurulan hukuk düzeni içinde bireyin hakları sorununu cevapsız bıraktığıdır. Bu çerçevede modern hukuk ve insan hakları ilişkisinin incelenmesinin zorunlu olduğu düşünülmüş ve öncelikle insan hakkı kavramının doğuşunu irdelemek üzere tabii haklar kuramları ele alınmıştır. Leo Strauss'un izleği takip edilerek, vurguyu tabii yasalardan tabii haklara kaydıran sözleşmeci düşünürlerin eserlerinde, hukukun kaynağı sorunsalında yaşanan düşünsel kırılmayla birlikte, insanın tabii haklarının da politik otorite öncesi verili bir gerçeklik olarak düşünülmeye başladığı önermesi ortaya konulmuştur. Ancak varılan bir diğer sonuç, modern devletin hem yaratıcısı hem de uyruğu olan bireyin konumunun, politik modernliğin gerilimli temelini oluşturduğudur. Bu gerilimi ortadan kaldırabilecek bir hukuk ve hak kavramsallaştırmasına ulaşabilmek için, tabii hakların devri düşüncesi üzerine oturmayan bir hukuki pozitivizmin imkânı sorgulanmalıdır. Bu çerçevede öncelikle modern tabii hukukçuluk kavramı eleştirilmiş, ardından modern dönemde ortaya çıkmış olan tabii hukukçuluk ve pozitivizm tartışmasına değinilmiştir. Bu inceleme sırasında hukukun kaynağını dünyevileştiren modern kırılmanın ardından, insanın haklarını korumak için tabii hukukçu düşünceye dönülmesinin kendi içinde pek çok soruna gebe bir çaba olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın ilk bölümü, Spinoza felsefesine, hakların devri düşüncesine dayanmayan bir hukuki pozitivizmin içkin olduğu, ancak Spinoza literatüründeki sözleşme tartışmasının, Spinoza'nın gerçekten de sözleşmeci bir düşünür olup olmadığının sorgulanmasını gerektirdiği önermesiyle sonlandırılmıştır.Bu nedenle, çalışmanın ?Egemenlikten Sonra? başlıklı ikinci bölümünde, öncelikle, Spinoza'nın literatürdeki sözleşme tartışmalarının odağında yer alan Teolojik-Politik İnceleme adlı eseri, sözleşme terminolojisi bağlamında ele alınmıştır. Bu ilk alt başlık altında, yöntemin ilk ayağı olarak Spinoza ve Hobbes felsefeleri karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma Teolojik-Politik İnceleme ve Leviathan arasında, özellikle özgürlük ve güvenlik sorunsalı, korku teması, insan tabiatı, monarşi ve demokrasi kavramlarıyla adalet kavramı çerçevesinde yapılmıştır. Ardından Teolojik-Politik İnceleme'deki sosyallik nosyonu ve hukuk düzeninin kuruluşu incelenmiş, böylece Teolojik-Politik İnceleme'deki sözleşme terminolojisinin temelde, genel olarak toplumu ve hukuk düzenini kuran kurgusal bir sözleşmeye değil, bir yönetim biçimi olarak demokrasinin kuruluşuna işaret ettiği sonucuna varılmıştır. Bu çerçevede özellikle dünyevilik, tabii hal, akıl, insan tabiatı, yararlılık, yönetim gibi kavramların Spinoza felsefesinde büründükleri anlam ele alınmıştır. Ardından politik gücün sınırları, teokrasi ve demokrasi, monarşi ve devrim, demokrasi ve aşkın yasa gibi temalar etrafında Spinoza'nın Teolojik-Politik İnceleme'de meşruiyet sorununa nasıl yaklaştığı sorgulanmıştır.İkinci bölümün ikinci alt başlığı altındaysa Spinoza'nın Politik İnceleme adlı eseri sözleşme kuramı çerçevesinde ele alınmıştır. Son dönem Spinoza okumalarında kendisine özel bir önem atfedilen bu eserin incelenmesine, bu yaklaşımın temelinde yatan nedenler irdelenerek başlanmıştır. Bu araştırma için, Alexandre Matheron'un, söz konusu Spinoza okumalarının bir anlamda esin kaynağı olan, ?Spinoza'nın Evrimi Tezi? seçilmiştir. Spinoza felsefesinin Teolojik-Politik İnceleme'den Politik İnceleme'ye, sözleşme terminolojisini aşarak bir evrim geçirdiğini iddia eden Matheron, Spinoza literatüründe verimli bir tartışmanın başlamasına da önayak olmuştur. Matheron'un tezi incelenirken, öncelikle, Matheron'un tezine getirilen eleştirilere verdiği yanıtlar ele alınmış, ardından Matheron okumasına bu çalışma çerçevesinde özgün eleştiriler getirilmiştir. Sonrasında Matheron'un ?Spinozacı Birey Olarak Devlet? tezi ayrıntılı olarak irdelenmiş ve Matheron'un Spinoza okumasının temel amacının, Spinoza felsefesinden yola çıkarak, devletin kökenini sözleşmeci olmayan terimlerle açıklamak olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ne var ki Matheron okumasına egemenlikle tanımlı modern devletin kavramsal alanının ve içsel çelişkilerinin içkin olduğu saptanmıştır. Matheron, Spinoza'nın devletin kökenini sözleşmeci terimlerle açıklamadığını iddia etmekle birlikte, bu kökene varsayımsal bir tabii hal tasarımı yerleştirmektedir. Öyleyse bu yaklaşımla sözleşmeci ufkun gerçekten aşılıp aşılamayacağını sorgulamak gerekecektir. Diğer yandan, bu varsayımsal tabii halden devletin kendiliğindenlikle doğuşunu Matheron, Spinoza'nın bireyler için geliştirdiği duyguların öykünülmesi, conatus, tabii güç gibi kavramlara başvurarak açıklamaktadır. Bu açıklamaysa, kaçınılmaz olarak, kendi zihni ve bedeni olan bir birey olarak devlet tasarımına varmakta, böyle bir tasarımsa politik modernliğin insanbiçimci devlet tasarımını aşamadığı gibi Spinoza felsefesinin temel önermeleriyle de çelişkiye düşmektedir. Bu alt bölümde, aktarılan Matheron okuması eleştirisiyle, Teolojik-Politik İnceleme ve Politik İnceleme'nin bağdaşmazlığı tezine varılmış, ikincisinin sözleşmeci ufku aşan bir Spinoza okumasına kapı aralayamayacağı ortaya konulmuştur. Sonuç olarak getirilen öneri, Spinoza felsefesini Politik İnceleme'yi dışlayarak okumak olmuştur.İkinci bölümün üçüncü alt başlığı altında, Spinoza felsefesi aracılığıyla yeni bir demokrasi kavramsallaştırmasının imkânı sorgulanmıştır. Bu çerçevede öncelikle, sözleşme terminolojisini aşmak anlamında, Matheron'a göre daha net bir politik tutum alan Antonio Negri'nin Spinoza okuması irdelenmiştir. Spinoza felsefesinden güç ilişkilerinin kendiliğindenliği olarak multitudo kavramını devşiren Negri'nin Spinoza okuması, Spinoza'yı güncel tartışmaların göbeğine oturttuğu için Spinozacı çevrelerde heyecanla karşılanmıştır. Diğer yandan Spinoza'yı uzun süre yok sayan muhalif ve sol düşünce de bu okumayla birlikte Spinoza felsefesinde solun krizini aşabilecek araçlar görmüştür. Liberal demokrasi tasavvurunu, Marksist düşünceyi Spinoza'yla yenileyerek aşmaya çalışan Negri, politikanın kurucu gücüne gönderme yapar. Bu çalışmada da demokrasi ve hak kavramsallaştırmaları açısından önerilen kategori hukuk değil politika olduğundan, Negri'nin Spinoza okumasına özel bir önem verilmiştir. Ancak yapılan okuma sırasında Negri'nin yaklaşımının da çifte bir eleştiriyi zorunlu kıldığı sonucuna varılmıştır. Buna göre, bir yandan Negri'nin Spinoza okumasının ne denli Spinozacı olduğunun sorgulanması, diğer yandansa bu okumada politika kavramının demokrasi kavramıyla özdeşleştirilmesinin açmazlarının ortaya konulması gerekmektedir.Bu bağlamda ilk olarak, Negri'nin Yaban Kuraldışılık ve Aykırı Spinoza adlı eserlerindeki Spinoza okuması, Spinoza'nın materyalist metafiziği, Spinozacı projenin krizi, imgelemin gücü, potestas ve potentia arasındaki karşıtlık, Spinoza'da devrim ve demokrasi gibi Negri'ye özgü temalar çerçevesinde ele alınmış ve eleştirilmiştir. Ardından Negri okumasına getirilen eleştiri üzerinden, politikanın özgüllüğü sorunsalına varılmıştır. Negri'nin demokrasi kavramsallaştırmasının temelinde, politik olanın özerkliğini, onu kolektif bir özne olarak tanımlayarak kurma çabası yatmaktadır. Negri sözleşme kuramının hukuki yani meşruiyet kurucu işlevine eleştiri getirirken, dolayımsızlıkla tanımlı yeni bir meşruiyet ilişkisi kurmaya çalışır. Böylece hukuki işlev ortadan kalkmaz ancak el değiştirir ve toplu conatus'a geçer. Sonuç olarak multitudo politik olanın kendisiyle özdeşleşerek iktidarın temelinde yatan, özerk kolektif bir özne haline gelir. Egemenlik, bu öznenin gücüdür. Bu savlarla Negri, iktidarın kökeninin kuramsal olmadığını göstermeye çalışmaktadır.Bu çalışma çerçevesinde söz konusu yaklaşıma getirilen ilk eleştiri, multitudo gibi Negri tarafından özellikle muğlâk bırakılan bir kavramın hukuki yani meşruiyet kurucu kolektif bir özneye dönüşmüş olmasıdır. Diğer yandan bu tasarım, sözleşme düşüncelerindeki ilk demokrasi fikrinin işlevine benzer biçimde, demokrasiyi politik olanın temeli kılmaktadır. Negri düşüncesindeki, politika, demokrasi ve multitudo özdeşliği, her türlü yönetim biçiminin kolektif özneye gönderme yaparak doğrulanabileceği bir alan yaratmaktadır. Bu eleştiri çerçevesinde, Negri'nin demokrasi kavramsallaştırmasının açmazlarının, yazarın iki temel ayrımı göz ardı etmesinden kaynaklandığı saptanmıştır. Politik ve hukuki olanın politika kavramıyla özdeşleştirilmesi, politikanın demokrasiyi kurucu özgüllüğüyle demokrasinin politika alanının genişliğiyle tanımlı özgüllüğünün gözden kaçmasına neden olabilir. Bu çalışmanın getirdiği önerme, demokrasinin politik olanın temeli olmadığıdır; demokrasi politik olanın son derece özgül bir öz-düzenlenme biçimidir. Politikaysa politik olanla özdeş değildir. Böylece Negri eleştirisi üzerinden politik olan ile politika arasında bir ayrım gözetilmesi gerektiği önermesine varılmış, bu önermeyi temellendirebilmek içinse Hannah Arendt'in İnsanlık Durumu adlı eserine başvurulmuştur. Son olarak, Spinozacı hak ve demokrasi kavramlarıyla ifade özgürlüğü öğretisine değinilerek, Spinoza'nın politik modernliğin ulaştığı demokrasi kavramsallaştırmasının ötesinde bir demokrasiyi düşünmemize nasıl olanak sağladığı ortaya konulmuştur. Soyutlamalardan ibaret kolektif özneleri düşünsel olarak aşma gereğinin bize gösterdiği, yeni bir demokrasi kavramsallaştırması için ihtiyaç duyulanın, kolektif ve bireysel eylemliliğin gerçekleşeceği yeni bir kolektif bir mekân, yani politika olduğudur.
Author
Dr. Reyda Ergün
Institution
How to Cite
Reyda Ergün (Doktora Tezi). Modern siyasi-hukuki kavramları yeniden düşünmek: Spinoza'nın siyaset felsefesi çerçevesinde yeni bir perspektif arayışı, 2011, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
