DoktoraAçık Erişim

Kent kimliğini tanımlamak için yere bağlılık kavramın bir araç olarak kullanımı: Konut aracılığıyla Tiran kenti üzerine çok katmanlı bir değerlendirme

Bu tez size mi ait?

Bu kayıt toplu arşivden geldi. Sizinse profilinize bağlayın.

2017
0 görüntülenme
0 i̇ndirme

Özet (TR)

Bu çalışma, post-sosyalist dönemde Arnavutluk başkenti Tiran'ın kent kimliği konusunu zaman içinde çeşitlenen konut katmanları üzerinden ele almaktadır. Araştırma, kentin kimliğini kent sakinlerinin konut tipolojilerine olan bağlılığını ölçerek, yalnızca baskın bir yapı stoğu olarak değil, aynı zamanda çevresel ve bilişsel özelliklerine değinerek çalışmayı amaçlamaktadır. Bu araştırma, yer kimliği, yere bağlılık ve kent kimliği kuramlarını esas alarak gerçekleştirilmiştir. Bir yerin kimliğikişinin öz kimliğinin bir parçası olarak tanımlanmıştır ve bu araştırmada bir şehrin kimliğinin aslında toplumun kolektif kimliğiyle güçlü bir şekilde ilişkili olduğu öngörülmektedir. Böylece bu çalışma, konut, kent sakini, kent ve kimlik arasındaki ilişkiyi anlamayı Tiran örneğinde amaçlamıştır. "Yer kimliği" nin ötesinde, birbiriyle çok iç içe geçmiş "yere bağlılık" kavramı da araştırmada kilit rol oynamaktadır. Temelde insanların belirli bir yerle olan ilişkisini ele alan ve yer-fiziksel çevre, insanlar-duygu ve bağlanma-sosyal bağlantı olmak üzere üç temel unsurdan oluşan bu kavram, daha sonra üçlü bir model olarak tanımlanmıştır. Kent seviyesinde yer kimliği kavramı "kent kimliği" olarak uyarlanmış olup, kentle özdeşleşme olarak tanımlanır. Yüksek değerde özdeşleşme kentin kalitesinin olumlu değerlendirilmesiyle ilişkili olup, algılanan kentsel kalite ile tanımlama arasında yüksek bir korelasyon bulunmuştur. Araştırmacılar, insanların güçlü bir özdeşleşme ve bağlılık geliştirebilmesi için şehirlerin güçlü ve ayırt edici bir imgeye sahip olması konusunda birleşmektedirler. Dahası, kent imajının gücü, yalnızca kamusal alanlar ve mahalleler gibi unsurların değil, aynı zamanda işlev kümelerinin analiz edilmesiyle ölçülebilir. Arnavutluk'ta post-sosyalist dönemde, sosyalist sistemden kapitalist sisteme geçiş süreci tüm yaşam alanlarını önemli ölçüde etkilemiş, bu bağlamda mimarlık ve kent planlaması da etkilenmiştir. Yeni sosyo-ekonomik durum ve yönetici otoritelerin yetersizliği vatandaşları informal olarak inşa etmeye ve kamusal alanları işgal etmeye yönlendirmiştir. Bu durum, Tiran belediye başkanı kenti yasadışı inşaatlardan temizlemeye başladığında değişmiştir. Binaların estetik etkisini en aza indirgemek üzere ressamlar aracılığıyla renkli resimlerle boyatarak "Şehrin Yeniden Doğuşu" adlı bir proje başlatmıştır. Araştırmada bir problem ve çıkış noktası olarak kullanılmış olan proje, binaların mimari kompozisyonlarından bağımsız olarak, uluslararası ve yerel resim sanatçıları tarafından uygulanmıştır. Boylece kent renkli bir kimliğe bürünmüş ama mimari kimlik kaybı söz konusu olmuştur. Tiran kent kimliği nasıl tanımlanabilir sorusuna iki önemli girdi, kentin mimari gelişim tarihi ve morfolojik analiz olmustur. Tiran'ın kimliğini incelemek üzere mimari gelişimi üç dönemde ele alınmıştır: sosyalist öncesi, sosyalist ve post-sosyalist. Kent yerel bir feodal bey olan Süleyman Paşa Bargjini tarafından 1614'te kurulmuş olup, 1920'de Arnavutluk'un başkenti ilan edilinceye kadar Osmanlı şehir özellikleri ile karakterize edilmiştir. Bu karar, kentin gelişimi için yeni bir başlangıç oluşturmuştur ve böylece yeni bir bulvarın her iki yakasında hükümet binalari inşa edilmiş, kent doğal sınırı olan Lana deresinin ötesinde güneyde genişlemistir. İtalyan mimarlar Brasini, Kral Zog döneminde De Fausto ve İtalyan işgali sırasında Bosio, Arnavutluk'un yeni başkentini planlamışlar ve hükümet binalarını önemli ölçüde uygulamışlardır. Ayrıca yeni hükümetin bakanlarına ve memurlarına barınma ihtiyaçlarını karşılamak için arsalar tahsis edilmiştir. Çoğunlukla villa tarzı konutların mimari tasarımları Avrupa'da eğitim görmüş ilk nesil Arnavut mimarlar tarafından yapılmıştır. Sosyalist dönem mimari gelişmeleri, eşitlik ve kollektivizm ilkelerine dayanan işçi sınıfı için konut yapımını uygulamaya koymuştur. Mimari tasarım Politik Büro tarafından sıkı bir şekilde denetlenmiş ve mimarlarin batı etkisinde binalar tasarlamaları yasaklanmıştır. Bu dönemde şehir merkezine şekil vermek için geliştirilen kentsel planlar, tarihi çarşı, St Prokop kilisesi ve geleneksel mahallenin yıkılmaları pahasına, sosyalist donemin önemli işaret öğelerinin (Kültür Sarayı, Ulusal Tarih Müzesi ve Tiran Uluslararası Otel) inşa edilmeleri icin bir temel oluşturmuştur. Bu dönemde barınma, siyasal sistem ajandasının bir parçası olarak görülmüş, Sovyetler Birliği modelleri olan, gönüllü inşa edilen konut ve ucuz ve hızlı bir teknoloji olan prefabrikasyon stratejileriyle gerçekleştirilmiştir. Post-sosyalist dönem dramatik kentsel gelişme ile karakterize edilmistir. Merkezi bir ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş, birçok kamu şirketinin rekabet gücünün kaybolmasına neden olmuş, işsizlik ve doğudan batı Arnavutluğa ve batılı ülkelere göçle sonuçlanmıştır. Bu durumda en önemli şehir merkezi olan Tiran iç göçten önemli bir pay almıştır. Yerel ve ulusal düzeyde sözü edilen gerekçeler ve kötü yönetim nedeniyle, şehirdeki izinsiz yapılaşma, yasal binalara semiformal ilaveler ve izinsiz inşaatların kamusal alanı işgali biçiminde kentte yaygınlaşmıştır. Tiran belediye başkanı Edi Rama'nın temizlik operasyonuna başlamasıyla birlikte bu kentsel gelişme süreci sona ermiş ve konutların semiformal yönlerinin estetik etkilerini en aza indirmeyi amaçlayan "Şehrin Yeniden Doğuşu" projesi başlatılmıştır. Yerel ve uluslararası sanatçılar tarafından uygulanan proje ile kentteki konut binaları renkli sanat temalarıyla boyanmıştır. Sanatçılar, apartman bloklarının mimari kompozisyonunu bütünüyle gözardı eden değişik ve bağımsız tasarım temaları kullanmışlardır. Öte yandan bu dönemde kısmi kentsel planlara dayanan yüksek katlı binalar inşa edilmeye başlanmış, şehir merkezinde yapılanlar için ise uluslararası yarışmalar organize edilerek bu çerçevede yasal izinler sağlanmıştır. Çoğu durumda bu yüksek binaların yapımı şehrin geleneksel semtlerindeki konutları tarihi bir katman olarak hızlı bir şekilde yok edip telafi edilemez hasarlara neden olmuştur. Kentin kimliğini araştırmak için diğer bir önemli girdi ise, "orta ring" olarak tanımlanan bölgede yapılan morfolojik analizdir. Araştırmanın kapsamını tanımlayan bu bölge, sosyalist dönemde kentin sınırı olmuştur, ve hem binaları hem de tipik nüfus profiliyle en iyi temsil eden örnek olacağı varsayılmıştır. Analiz, kentin en baskın fonksiyonunun konut olduğunu ortaya koymuş; konutların fiziksel bir bina stoku olarak kent nüfusu için birincil önemi olduğu tespit edilmiştir. Kentin tarihsel gelişimine de dayanarak konut gelişimi üç dönemde ele alınmış; taşıdıkları mimari özelliklere dayanarak dokus konut tipolojisi belirlenmiştir. Pre-sosyalist dönem Osmanlı geleneksel evi ve İtalyan etkisi altinda kent konutunu içermektedir. konut, düşük kaliteli konut ve yüksek kalitede konut tipolojileri tanımlanmıştır. Post-sosyalist dönemde ise ele alınan konut tipolojleri yüksek katlı apartmanlar ve müstakil evler olmuştur. Araştırmada kullanılan metodoloji nitelikliksel ve niceliksel yöntem ve teknikleri içermektedir. Kalitatif yöntemler arasında, gözlem, arşiv araştırması, Arnavutluk'taki önemli bilim insanlarıyla yapılan derinlemesine görüşmeler, haritalama ve ayrıca kentsel palimpsest analiz yer alırken, niceliksel olarak farklı tipolojilerdeki konut sakinlerine bir anket uygulanmıştır. Anket verilerinin işlenmesi istatistiksel metod kullanarak spss yazılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında, şehre bağlılık, konut kullanıcıları ve konut tipolojileri arasındaki ilişkiyi anlamak üzere incelenmiş ve çıktıları, kentin mimarlık kimliği konusunu anlamak ve incelemek için kullanılmıştır. Bunun dışında, konut üzerinden şehre bağlılık, bağlılık seviyesini ölçmeyi ve her tipolojinin kent sakinlerinin yaşadığı deneyimlerine dayanarak kent kimliğine olan önem seviyesini sorgulamayı amaçlamaktadır. Bu nedenle araştırma, yalnızca konut tipolojilerinin şehir kimliğinde fiziksel bir varlık olarak önemini değil, aynı zamanda konut kullanıcılarının konut deneyimlerini içeren bilişsel ve çevresel anlamları ve bunların kent kimliğine nasıl katkıda bulunabileceğini de incelemeyi amaçlamıştır. Kentin kimliğiyle olan ilişkileri bütüncül bir yaklaşımla ele alabilmek için, kentsel gelişimin önemli unsurlarını ortaya koyduktan sonra ve ayrica kent katmanlarını tarihsel dönemlere göre konut tipolojileriyle morfolojik analiz yoluyla inceledikten sonra, bu konutlarda yasayan sakinlere bir anket uygulanmıştır. Bu anket ile kentin imajına ilişkin, konut tipolojisi, konfor düzeyi, 90'lı yıllar öncesi ve sonrası kent sembolleri, mahalle işaret öğeleri, toplanma ve sosyalleşme yerleri ve kentle ozdeslesmek için önemli olan çevresel, sosyal ve bilişsel ilişkilere ait anahtar kelimeler ortaya çıkarılmış, 90'ların öncesi ve sonrası yaşam biçimi, kent kimliğine yönelik konutun önemi, özdeşleşme modları olarak konut özellikleri ve yaşam tarzı ile şehir kimliği arasındaki etkileşim gibi yönleriyle irdelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, farklı konut tipolojilerinde yaşayanların şehirle bağlılığının farklı düzeylerde olduğu tespit edilmistir. Bu bağlılık, öncelikle konut refahı (yaşam konforu) ile ilişkili olup; bunun yanısıra kalma süresi ve yaş da önemli belirleyici faktörler olarak bulunmuştur. Bütün tipolojilerin sakinleri şehre bağlılık ifade ederken, sosyalist dönem düşük kaliteli ve post-sosyalist dönem yüksek katlı evlerde yaşayanlar, şehre bağlılık göstermemişlerdir. Bu konut tipolojileri, sakinleri açısından şehir kimliği için de önemli sayılmamışlardır. Bu sonuç, kentin bir parçası olarak evlerin imajı daha güçlü olduğunda, onlara bağlılığın da güçlü olduğu ve sonuç olarak kent kimliği açısından önemlerinin de daha güçlü olduğu teorisini doğrulamıştır. Sosyalist dönemdeki düşük kaliteli konut örneğinde, estetik ve yaşam konforu açısından fiziksel görüntü zayıf olduğundan özdeşleşme ve sonucunda bağlılık bulgulanmamıştır. Çalışma aynı zamanda yüksek özdeşleşmenin şehrin kalitesinin olumlu bir şekilde değerlendirilmesiyle ilişkili olduğunu doğrulamıştır. Post-sosyalist dönemdeki yüksek katlı konut örneğinde ise, 90'lı yıllardan sonra kamusal alanlarının yok olması pahasına inşa edildiği ve bu dönemin yaşam tarzı topluluk duygusundan yoksun ve bireycilikle karakterize edildiği için sakinleri tarafindan yabancılaşma ve düşük sosyalleşme hissi ile nitelendirilmistir. Böylece, kent kimliğinin, konut tipolojileri, yer işaretleri, toplanma yerleri ya da ana caddeler gibi fiziksel imaj öğelerinin ve bu öğelerin özdeşleşme ve bağlılık sağlayan pozitif değerlendirmelerinin güçlü olmasıyla ilişkili olduğu söylenebilir. Post-sosyalist dönemde siyasal sistemdeki değişim, yaşam biçimini, sosyalleşmeyi ve diğer sosyal, çevresel ve bilişsel ortamları etkilemiştir. Ayrıca bu dönemde, kent sakinleriyle olumlu ya da olumsuz ilişki kuran yeni şehir imaj öğeleri üretilmiş, ve bu da kent kimliği sorununu yol açan bir yapılı çevre oluşturmuştur.

Yazar

Edmond Manahasa

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Edmond Manahasa (Doktora Tezi). Kent kimliğini tanımlamak için yere bağlılık kavramın bir araç olarak kullanımı: Konut aracılığıyla Tiran kenti üzerine çok katmanlı bir değerlendirme, 2017, İstanbul Technical University.

Anahtar Kelimeler

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

İstanbul Technical University tezlerinden daha fazlası