Master'sOpen Access

La politique étrangère du Maroc sous le Roi Mohammed VI – face à l'affaire du Sahara: Intérêts internationaux et préoccupations de la politique interne discutés à partir de la théorie réaliste néoclassique

2022
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Erhan Büyükakıncı

Abstract (TR)

Sovyetler Birliğinin dağılması çift kutuplu uluslararası düzeni sona erdirmiştir. Buna bağlı olarak, mevcut uluslararası ilişkiler teorilerinin yeni oluşan dengeleri açıklamak noktasında yetersiz kaldığı görülmüştür. Devletlerin eylemlerini ne sadece ulusal çıkarların, ne de sadece dış etmenlerin belirlemediği öne sürülmüştür. Bu bağlamda, devletlerin dış politikalarının, uluslararası sistemin, devletin iç dinamiklerinin filtresinden geçerek dış politika çıktılarına dönüştüğünü ileri süren neoklasik realizm yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, kral VI. Muhammed döneminde, Fas'ın Sahra meselesi bağlamında dış politikasının neoklasik realizm çerçevesinden analizi yapılacaktır. Günümüzde, Fas'ın ana dış politika meselesi, diğer bir ifadeyle "kırmızı çizgisi", şüphesiz Sahra meselesidir. Literatürde "Batı Sahra Meselesi", "Batı Sahra Sorunu" gibi farklı adlandırmalarla yer alan konu, bu çalışmada "Sahra Meselesi" yahut "Sahra Dosyası" olarak adlandırılacaktır. Zira "Batı Sahra" ifadesi coğrafi bir bölgeyi ifade etmesinin ötesinde, birçok ülke tarafından tanınmayan bir siyasi yapıyı ifade etmektedir. Öte yandan "Batı Sahra" ifadesi, Fas kamuoyunda, çalışma boyunca da değinileceği gibi, ciddi bir tepki oluşturan bir ifadedir. Dolayısıyla çalışmanın bu şekilde taraflı bir ifade içermesi doğru olmayacağından, çalışma boyunca mesele için yukarıda zikredilen tarafsız adlandırmalar kullanılacaktır. Fas, gerek kendisine özgü iç dinamikleri, gerekse de uluslararası sistemin bazı aktörleriyle olan yoğun siyasi ve ekonomik ilişkilerinden dolayı bu tür bir analiz için uygun bir inceleme alanı sunmaktadır. Fas Krallığı zengin bir tarihsel geçmişe sahiptir. Üzerinde bulunduğu coğrafi konumdan dolayı gerek Avrupa'yla, gerekse de Müslüman dünyasıyla tarih boyunca yoğun bir ilişki içerisinde olmuştur. Söz konusu ilişkiler ve kendi iç dinamikleri, bugünün Fas'ının dış politikasının temellerini teşkil etmektedir. Çalışma boyunca yapılacak olan analizde, söz konusu dinamiklerin oluşumu ve birbirleriyle etkileşim halinde nasıl Fas'ın dış politikasını, Sahra Meselesi özelinde, şekillendirdikleri açıklanacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde, önce neoklasik realizm yaklaşımı genel olarak açıklanacaktır. Geleneksel teorilerin neden Soğuk Savaş sonrası süreci anlamakta yetersiz kaldığı, buna bağlı olarak da neoklasik realizm yaklaşımının nasıl ortaya çıktığı kısaca anlatılacaktır. Bu bağlamda, kendisinden, aktörlerin kimliklerinin Fas'ın dış politikasındaki yerini anlama noktasında destek alacağımız bir diğer yaklaşım olan inşacılığa da kısaca değinilecektir. Bağımlı, bağımsız ve ara değişken kavramlarından bu kısımda bahsedilecektir. İlk kısmın ilerleyen bölümlerinde, Fas'ın iç dinamiklerinin tarihsel süreçte nasıl oluştuğunu göstermek adına kısaca Fas'ın tarihi anlatılacaktır. Fas tarihini anlatırken bir yandan da Fas devletinin kimliğinin oluşumu gözler önüne serilecektir. Özellikle, Sahra Meselesinin kilit aktörleri olarak tanımladığımız, ABD, Fransa ve İspanya'yla olan ilişkilerinin oluşumu incelenecektir. Ardından, Soğuk Savaş sonrasında Fas'ın vizyonunun, neoklasik realizm bakış açısıyla nasıl ele alınabileceğinden bahsedilecek ve son olarak ise kral VI. Muhammed'in iç politika dinamikleri genel hatlarıyla açıklanacaktır. Çalışmanın ikinci kısmında ise Sahra Meselesi üzerinde durulacaktır. Her ne kadar çalışmada kral VI. Muhammed dönemi ele alınacak olsa da Sahra dosyası, kökleri Fas'ın tarihine kadar uzanan tafsilatlı bir meseledir. Bugünkü sorunun karakterini belirleyen etmenlerin kökenleri, Fas'ta ilk Faslı krallıkların kuruluşuna kadar dayanmaktadır. Bölge özelinde ise, Sahra'nın batısının coğrafi özellikleri gibi, coğrafi özelliklere bağlı olarak şekillenen tarihi de hiç şüpheniz günümüzdeki sorunun şekillenmesi sürecinde önemli bir role sahiptir. Bu nedenle ikinci kısımda ilk olarak, ele alacağımız bölgenin coğrafi özellikleri ve tarihi anlatılacaktır. Tarihsel süreç anlatılırken, sadece bilgi vermekten ziyade, söz konusu süreçte, bugünkü sorunun belirleyici unsurlarından olan "Sahralı kimliğinin" nasıl şekillendiği detaylı bir şekilde anlatılacaktır. Akabinde, VI. Muhammed döneminde, Sahra Meselesi bağlamında, Fas dış politikasının oluşumu anlatılacaktır. İlk olarak Fas'ın, Sahra meselesinde dikkate almak zorunda olduğu iç dinamikler ele alınacaktır. Burada özellikle Fas'ın dış politikasının en önemli dinamiklerinden olan, Fas'ın Fransa, İspanya ve ABD ile olan iktisadi ilişkileri üzerinde durulacak ve Fas'ın söz konusu devletlerle, özellikle ekonomik sebeplerden dolayı, olan iktisadi ilişkilerinin gözetmesinin neden Fas'ın ulusal çıkarları için bir gereklilik olduğu, ülkenin ekonomik kapasitesini de göz önünde bulunduracak olursak, bu ülkelerle olan ticaret ve yatırım ilişkileri üzerinden anlatılacaktır. Sonrasında, Fas'ın Sahra Sorunundaki resmi tutumu açıklanacaktır. Bu bağlamda, söz konusu bölgenin hem Faslı kimliği için önem arz ettiği, hem ekonomik açıdan Fas açısından önemi anlatılacaktır. Ayrıca, bölgenin olası bir kaybının ülkenin iç istikrarı için oluşturabileceği risklere değinilecektir. Bu bağlamda, kral VI. Muhammed'in babasından farklı olarak takip ettiği, Sahra sorununun gidişatında belirleyici bir role sahip olan monarşiyle Sahra Sorununu doğrudan birbirine bağlama stratejisi açıklanacaktır. Zira bu strateji, riskli olmasına rağmen, Sahra Dosyasıyla bir anlamda ülkedeki krallık makamını, kralı meselenin birinci sorumlusu yapmak suretiyle birbirine bağlamıştır. İlaveten, Fas özellikle VI. Muhammed döneminde bölgede çok sayıda yatırım gerçekleştirmiş, dahası bölgeye ülkenin kuzeyinden çok sayıda Faslı yerleştirmiştir. Bu stratejinin bir sonucu olarak bugün bölge Faslılar tarafından tartışmalı bir bölge olarak değil, Fas'ın doğal bir parçası olarak görülmekte ve bölgedeki nüfus yeni iç göçlerle birlikte sürekli artmaktadır. Kısacası, Fas devleti ve halkı için Fas'ın "Batı Sahra" üzerindeki egemenliği sorgulanmamakta; aksine bölge "Fas Sahrası" olarak görülmektedir. Dolayısıyla, ülkenin doğal bir parçası olarak görülen, Sahra'nın söz konusu bölgesinin olası bir kaybı, Fas kamuoyu tarafından bir toprak kaybı olarak görülecek ve doğrudan rejimi ve ülkenin istikrarını tehdit edecektir. Öte yandan, her ne kadar Fas'ın ulusal çıkarları için bu bölgeyi kontrol etmek bir gereklilik olsa da, Fas'ın bunu uluslararası sistemin bazı aktörlerinin desteğini almaksızın gerçekleştirebilmesi, askeri ve ekonomik kapasitesi göz önünde bulundurulduğunda, pek de olası değildir. Bugün önümüzde olan tabloda ise, BM'nin bağımsızlık seçeneğini de içeren referandum kararına rağmen, Fas krallığı bölgenin yüzde seksenini fiilen kontrol etmesine rağmen ciddi bir yaptırımla karşılaşmamış, aksine ABD gibi devletler bölgede konsolosluk açmak gibi somut adımlarla Fas'ın Sahra'nın batısındaki egemenliğini resmen tanırken, Fransa, hatta geçmişten beri Sahra'daki ayrılıkçı hareketleri siyaseten destekleyen İspanya ve Almanya bile Sahra Sorununun çözümü noktasında Fas'ın ortaya sunduğu genişletilmiş özerklik seçeneğinin tek makul yol olduğunu en üst düzeyden ifade etmiştir. Yukarıda zikredilen devletlerin politikalarını anlamak için Fas'ın kimliğini, iç dinamiklerini ve uluslararası sistemin dengelerini de içeren bir analiz yapmak gerekmektedir. Bu bağlamda, Fas tarih boyunca ABD ile olumlu ilişkiler geliştirmiştir. Fransa ise, bağımsızlığından sonra Fas'ın en önemli müttefiklerinden biri olmuştur. Son olarak İspanya'da, her ne kadar Sahra Meselesi konusunda son döneme kadar Fas'la görüş ayrılıkları içinde olsa da, Fas'la özellikle ekonomik alanda yoğun iktisadi ilişkiler geliştirmiştir. Söz konusu ilişkiler tüm tarafların da iktisadi çıkarlarına uygun olarak gelişmeye devam etmektedir. Fas'ın ve Sahra'nın batısı, ABD, Fransa ve İspanya açısından stratejik olarak önemli bölgeler olarak görülmektedir zira bu bölge Sahra'nın güneyinden gelen düzensiz göç dalgalarını yönetmek için kritik bir konumdadır. İlaveten, Fas, tarihsel olarak bu devletlerle iyi ilişkilere sahiptir. Günümüzde ise bu ülkelerin Fas ekonomisinde oynadıkları rol, Fas için bu devletlere karşı adımlar atma hususunda caydırıcı bir etkiye sahiptir. Bu durum da, çalışmada da görüleceği üzere, Fas'ı bu devletler nezdinde güvenilir bir müttefik konumuna koymaktadır. Fakat, meselede, bu devletlerin dış politikalarını şekillendiren tek etmen Fas'ın kimliği ve Fas'la olan iktisadi ilişkileri değildir. Burada Sahralı ayrılıkçıların ve bunları destekleyen Cezayir'in de kimlikleri önem arz etmektedir. Zira Sahra meselesi yalnızca Fas'ın iç meselesi yahut komşusu Cezayir ve Cezayir'in barındırdığı Sahralılarla olan bir sorunu değil, aynı zamanda ABD ve Rusya arasındaki gerilim noktalarından da biridir. Nitekim tarih boyunca Fas'a askeri ekipman satan bir numaralı ülke ABD'yken, Cezayir'in en büyük silah tedarikçisi geçmişte Sovyetler Birliği, bugün de, Sovyetler Birliğinin ardılı, Rusya'dır. Bu yüzden, ABD ve çoğu Avrupa ülkesi, Rusya'nın Cezayir vasıtasıyla, stratejik açıdan bu denli önemli bir bölgeye doğru yayılmasını, ulusal güvenlikleri için bir tehdit olarak görmekte ve dış politikalarını buna göre şekillendirmektedir. Zira Fas'ın ve Sahra'nın batısının iktisadi önemi son kısımda anlatılacak sebeplerden dolayı doğrudan Avrupa'nın gıda ve enerji güvenliğini ilgilendirmektedir. Bu bağlamda, ABD, Fransa ve İspanya'nın neden Fas'ın bölgeyi kontrol etmesini çıkarlarına uygun olarak değerlendirdikleri sorusuna ek olarak, "neden bölgede bağımsız bir "Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti" istemeyecekleri sorusu da sorulmalıdır. Fas'ın iç dinamikleri ve uluslararası sistem incelendiğinde, bölgede bu tür bir bağımsız devlet kurulmasının muhtemel iki sonucunun olması beklenmektedir ki iki sonuç da zikredilen devletlerin ulusal çıkarlarıyla çelişmektedir. Fas'ın iç dinamiklerini dikkate aldığımızda, bölgenin Fas'tan ayrılmasının ülke istikrarı için ciddi sonuçları olacağını söyleyebiliriz. Zira, II. Hasan'dan beri Fas kralları, Fas halkını bölgenin Fas'ın doğal bir parçası olduğuna ikna etmiştir ve bu noktada somut politikalar takip etmiştir. Örneğin II. Hasan'ın öncülük ettiği "Yeşil Yürüyüş" (1975) sırasında bölgeye giren on binlerce Faslı bölgeye yerleşmiştir. Sonraki dönemde ise Fas'ın bölgeyi demografik ve iktisadi yönden Faslılaştırma politikası hızlanarak devam etmiş ve bölge git gide Fas'ın doğal bir parçası haline gelmiştir. Kral VI. Muhammed buna ek olarak Sahra meselesinde merkeze monarşiyi koymuştur. Bu politikayla bir yandan olası bir başarısızlık durumunda rejimi riske atarken, bir yandan da bahsettiğimiz aktörlere eğer Fas'la olan ilişkilerini ve bölgenin istikrarını önemsiyorlarsa Fas'ı desteklemelerini ifade eden bir mesaj göndermiştir. Dolayısıyla, Fas'ın bu bölgeyi kaybetmesi bölge istikrarı için ciddi bir tehdit teşkil edecektir. İkinci olası sonuç ise Sahra'nın batısının RASD aracılığıyla Cezayir, dolayısıyla Rusya için bir yayılma alanı olmasıdır. Bu durum ise Avrupa ve ABD için son derece olumsuz bir senaryodur. Zira Rusya, özellikle Ukrayna Savaşından sonra da görüldüğü üzere, ciddi anlaşmazlıkların olduğu durumlarda enerji kartını kullanabilmektedir. Bu durum ise doğrudan Avrupa'nın enerji güvenliği ve tedarik zincirleri için ciddi bir tehdit teşkil etmektedir. Zira doğal gaz sadece enerji için kullanılmamakta, aynı zamanda petrokimya ve gübre sektörleri için temel bir hammadde teşkil etmektedir. Bu nedenle olası bir tedarik aksaması plastik sektöründen gübre sektörüne, demir-çelik sektöründen çimento sektörüne kadar hemen tüm sektörleri etkileyebilmektedir. Buna ek olarak, Rusya'nın fosfat kaynakları üzerinde de etki sahibi olması Avrupa ve ABD için tercih edilebilir bir senaryo değildir. Buna karşın, bölgede Fas'ın kontrolünün sürdüğü senaryoda ise, bir yandan Rusya'nın Atlantik'e doğru yayılması engellenirken bir yandan da Fas'la olan olumlu ilişkilerin Avrupa ve ABD ekonomisine ciddi olumlu katkıları olmaktadır. Bu nedenle söz konusu devletler Sahra Meselesinde Fas'ı desteklemektedir. Akabinde, Fas'ın meselenin kilit aktörleri için teşkil ettiği önem anlatılacaktır. Fransa ve İspanya Fas'tan gübre, fosfat ve muhtelif gıda maddeleri gibi önemli ürünler ithal etmektedir. Fas'ın bilhassa Sahra bölgesinde bulunan, dünyadaki toplam rezervlerin yüzde yetmiş beşini teşkil eden fosfat rezervleri, dünya gıda güvenliği için kilit bir role haizdir. Çünkü fosfat minerali gübre üretiminde hammadde olarak kullanılmaktadır. Bu ürünlerin tedarikinde yaşanabilecek olası bir aksama bu ülkelerde gıda ürünlerinden başlamak üzere çeşitli alanlarda enflasyona yol açma riski taşımaktadır. Ayrıca Fas, Avrupa'daki sanayi üretimi için önemli bir parça üreticisi konumundadır. Fas'ta yapılan parça ve ekipman üretimi Avrupa sanayisi için önem arz etmektedir. Ayrıca Fas'ta çok sayıda Avrupa ve ABD menşeili şirket üretim yapmaktadır. Bu ise Fas ve ilgili ülkeler arasında organik bir ekonomik bağ oluşturmaktadır. Fas'ın özellikle Avrupa'nın enerji güvenliği stratejisindeki yeri incelenecektir. Zira Fas, sahip olduğu yenilenebilir enerji üretim kapasitesiyle Avrupa için potansiyel bir enerji tedarikçisidir. Bu noktada ülkenin geniş çöl arazileri ve bilhassa Sahra bölgesindeki rüzgâr enerjisi potansiyeli Fas'ı bölgenin enerji alanındaki en önemli aktörlerinden biri haline getirmektedir. Bu bağlamda Fas, yeşil hidrojen teknolojisini dikkate aldığımızda, Rus doğal gazını ikame edebilecek bir kaynak ülke olma potansiyeline haizdir. Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kullanılarak suyun elektroliz edilmesiyle üretilen hidrojendir. Söz konusu madde, karbondioksitle birleştirildiğinde doğalgaz üretimi mümkün olmaktadır. Fas ise bu noktada, gerek yenilebilir enerji potansiyeli, gerekse de Avrupa'ya üretilecek olan hidrojeni en kısa yoldan ulaştırma imkânına sahip olmasından dolayı Avrupa'nın enerji güvenliği için kilit bir aktör olma potansiyeline sahiptir. Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesinin takip eden süreçte yaşanan enerji krizini dikkate alacak olursak, Fas Avrupa'nın enerji güvenliği için önemli bir aktör olarak ortaya çıkmaktadır. Son olarak ise, meselenin ikincil aktörleri olan Rusya, Cezayir ve Moritanya'nın meseleye yaklaşımları kısaca irdelenecektir. Burada BM ile birlikte bu ülkelerin ürettiği, Fas tarafından ülkenin toprak bütünlüğüne tehdit olarak algılanan "zayıf sistemik itkiler" kısaca açıklanacaktır. Özetle, Fas iç dinamikleri ülkeyi Sahra Meselesinde ısrar etmeye itmektedir. Bu noktada Fas Kralı takip ettiği stratejiyle Sahra Meselesini ülkenin istikrarı için kritik bir yere getirmiş aynı zamanda da uluslararası alanda destek bulmak için diplomatik çabalarını hızlandırmıştır. Gerek Fas'ın stratejik önemi ve meselenin kilit aktörleriyle olan ilişkileri, gerekse de bölgede olası bir RASD devletinin Avrupa ve ABD'nin çıkarlarıyla örtüşmemesinin sonucunda bugün Fas bölgedeki kontrolünü sürdürmekte ve pekiştirmektedir.

Author

Dr. Mustafa Barlas

How to Cite

Mustafa Barlas (Yüksek Lisans Tezi). La politique étrangère du Maroc sous le Roi Mohammed VI – face à l'affaire du Sahara: Intérêts internationaux et préoccupations de la politique interne discutés à partir de la théorie réaliste néoclassique, 2022, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University