DoctorateOpen Access

Sağlık iletişimi perspektifinden Türkiye'deki 65 yaş ve üstü bireyleri anlamak: Sağlık ve yaşlanmaya ilişkin algı, tutum ve davranışlar üzerine bir araştırma

2024
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Gaye Aslı Sancar Demren

Abstract (TR)

21. yüzyılda küresel yaşlanma, demografik sonuçları bakımında sosyal bir fenomen haline gelmiştir. Dünyada yaşam süresinin uzaması, doğum oranlarının azalması, yaşlı nüfusun artmasını sağlamıştır. Gelecekte de küresel yaşlanmanın hızla devam etmesi beklenmektedir. Dünya genelinde 65 yaş ve üzeri nüfusun 2050 yılında 1,6 milyara ulaşması tahmin edilmektedir. Bu hızlı yaşlanma, 2050 yılında dünya genelinde her 6 kişiden birinin 65 yaş ve üzeri olacağı anlamına gelmektedir. Bu sebeple, geleceğin temel konularından birisi de küresel nüfusun yaşlanması olacaktır. Aynı şekilde Türkiye nüfusu da hızla yaşlanmakta, nüfus projeksiyonlarına göre ortanca yaş beklenenden daha hızlı artmaktadır. Öyle ki 2030 yılında Türkiye'de yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı 2030 yılında %12,9 2040'ta %16,3 2060 yılında %22,6 ve 2080 yılında 25,6 olması öngörülmektedir. Dünyadaki bu hızlı demografik dönüşüm, bireysel ve toplumsal düzeyde çevresel, sosyal, sağlık ve ekonomik alanlarda sonuçlar yaratmakta ve yeni beklentiler oluşturmaktadır. Öncelikle vurgulamak gerekir ki küresel nüfusun yaşlanması ya da yaşlılık tek başına bir sorun değildir. Yaşlanma, kişinin doğumundan ölümüne kadar devam eden doğal bir süreçtir. Dünya nüfusunun yaşlanmasına rağmen, birçok ülkenin bu demografik değişime hazırlanmaması, hükümetlerin politika ve uygulamaları yeterince planlamaması, bu konuya gerekli önceliğin verilmemesi hem şimdi hem de gelecekte dünyanın ve Türkiye'nin karşılaşacağı en ciddi sorunlardan biridir. Buna karşın yaşlıların yaşam kalitelerinin ve refahlarının korunduğu, sosyal, sağlık ve dijital eşitsizliklerinin ortadan kaldırıldığı, toplumsal katılımın sağlandığı, yeterli sağlık hizmeti ve bakımın sunulduğu, yaşlı ihmal ve istismarının olmadığı, aktif, bağımsız ve sağlıklı bir yaşlanma süreci ve yaşlılık dönemi, aksine bir sorun değil, ülkeler için ciddi bir fırsat ve potansiyeldir. Yaşlı bireylerin yaşam kalitelerinin arttırılması, iyi oluş hallerinin iyileştirilmesi için yaşadıkları çevresel, sosyal, sağlık ve dijital eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Yaşlı yetişkinler, başta sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik yetersizlikler olmak üzere sağlık hizmetlerine erişimde, sağlık enformasyonu ve teknolojilerini kullanmada sorunlar yaşamakta, yaşlı ayrımcılığına, sosyal dışlanmaya, yaşlı ihmali ve istismarına, toplumdaki olumsuz yaşlılık stereotiplerine maruz kalmaktadır. Bu konuda aktif, sağlıklı, bağımsız ve yerinde yaşlanma için ise yaşlanmayı sorun haline getirmeden, yaşlı bireylerin algı, tutum, beklenti ve taleplerini içeren çalışmalara dayalı sosyal ve sağlık politikalarının geliştirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, insanın doğumundan ölümüne biyopsikososyal bir süreç olan yaşlanma ve yaşlılık dönemi her birey için özgün ve biriciktir. Yaşlanma, kronololijk, fizyolojik, psikolojik, sosyal yönleriyle çok boyutlu ve katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu sebeple yaşlılara yönelik başarılı bir sosyal ve sağlık politikasının hayata geçirilebilmesi için salt kronolojik yaş temelli genellemeler yerine yaşlı yetişkinlerin kendi sağlık ve yaşlanmalarını nasıl hissettiği, yorumladığı ya da değerlendirdiğinin ortaya konulması, yaşlı bireyleri anlayan bir yaklaşım gerekmektedir. Bu doğrultuda ise ülkelerin kendi yaşlı bireylerinin yaşlanma ve sağlıklarına ilişkin öz algılamalarını incelemesi, derinlemesine bir anlayış geliştirilmesi için önem arz etmektedir. Yaşlanma ve sağlığa ilişkin öz algılar, yaşlı bireylerin mevcut ve gelecekteki fiziksel, psikolojik sağlıkları, sağlık davranışları, sağlık çıktıları, iyi oluş ve yaşam kalitelerini üzerinde belirleyicidir. Bir başka ifadeyle yaşlanma ve sağlık algılarının analizi, yaşlıların sağlık durumları, sonuçları, gelecek hastalıkları, yaşam kaliteleri iyi oluş halleri hakkında kritik bir göstergedir. Ancak bu konuda hem dünyada hem de Türkiye'de çalışma eksikliği vardır. Bu sebeple, Türkiye'de yaşlı bireylerin sağlık ve yaşlanmalarına ilişkin zihinsel, psikolojik ve davranışsal süreçleri, bu süreci etkileyen faktörleri, ilişki yollarını inceleyen çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, yaşlı bireylerin kendi sağlık ve yaşlanma algılarını ve bu algıları etkileyen veya onlarla ilişkili sosyo-demografik faktörler, eleştirel sağlık okuryazarlığı, algılanan fayda gibi diğer unsurları ortaya koymak, tutum ve davranışlarını incelemek; böylece, onların aktif, sağlıklı ve bağımsız yaşlanmalarını sağlayacak sağlık ve yaşlanma politikaları için bir kaynak oluşturmak ve yaşlı bireylerin içsel dünyalarından beslenen derinlemesine bir anlayış geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, Türkiye'deki 65 yaş ve üstü bireylerin yaşlanma ve sağlıklarına ilişkin algılama, tutum ve davranışların incelenmesi amacıyla aynı örneklem dahilinde 2 nicel araştırmadan oluşmaktadır. Araştırmaların evrenini İstanbul'da yaşayan 65 yaş ve üstü bireyleri kapsamaktadır. Çalışmada İstanbul'da yaşayan 450 katılımcı ile görülmüştür. Araştırmada ölçekler üzerinden örneklem yeterliliği Kaiser Meier Olkin istatistiği (KMO) ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada KMO istatistikleri dört ölçek için de 0.7'nin üzerinde olduğu ve dört ölçeğin ortalama KMO ölçüsü 0,805 olması sebebiyle çalışmadaki verilerin örneklem hacmi yeterli bulunmuştur. Ayrıca, çalışmada örneklemin İstanbul'da ilçe bazında homojen dağılabilmesi için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralama Endeksinden (SEGE) faydalanılmıştır. Çalışmada veri toplama tekniği olarak açık ve kapalı uçlu soruların yer aldığı yüz yüze anket tekniği kullanılmıştır. Birinci araştırmada, Türkiye'deki yaşlı yetişkinlerin sosyo-demografik durumları, yaşlanma ve sağlıklarına ilişkin öz algıları, bilgi ve iletişim teknolojilerine yönelik algılanan fayda ve eleştirel sağlık okuryazarlık düzeyleri arasındaki ilişkileri ve bu değişkenlerin birbirleri üzerindeki etki yolları incelenmiştir. Çalışmada veri analiz yöntemleri olarak tanımlayıcı veri analizleri, güvenilirlik analizleri, ortalama karşılaştırma testleri, çapraz tablo ilişki testleri, veri görselleştirme teknikleri, korelasyon analizleri, doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ve yol analizi uygulanmıştır. Çalışma sonucunda yaşlı yetişkinlerin kendilerine ilişkin yaşlanma ve sağlık algıları, sağlık okuryazarlık düzeyleri orta düzeyde, bilgi ve iletişim teknolojilerine ilişkin tutum ve fayda algılarını gösteren algılanan fayda düzeyi ise düşük düzeyde tespit edilmiştir. Çalışmanın en temel bulgusu, yaşlı yetişkinlerin yaşlanma ve sağlık algıları üzerinde belirleyici etki ve ilişki yolları arasındaki bağın ortaya çıkartılmasıdır. Çalışmadaki yol analizinin regresyon sonuçlarına göre yaşlı yetişkinlerin bilgi ve iletişim teknolojilerine yönelik algılanan fayda düzeylerinin eleştirel sağlık okuryazarlığını, eleştirel sağlık okuryazarlığının ise yaşlıların sağlık algısını pozitif ve istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Yine, yaşlı yetişkinlerin yaşlılık ve sağlıklarına ilişkin öz algılamaları ise birbirleriyle pozitif ve aynı yönlü bir ilişki içerisindedir. Yaşlı bireylerin sağlık veya yaşlanma algılarından birindeki olumlu artış, diğer algısını da aynı oranda arttırmaktadır. Tersi bir durumda ise sağlık ya da yaşlanma algılarından birindeki azalış, diğer algının da olumsuzlaşmasına neden olmaktadır. Birinci araştırmada öne çıkan diğer bir bulgu da yaşlı yetişkinlerin sosyo-demografik özelliklerinin modeldeki tüm boyutlar üzerinde, yaşlanma, sağlık algıları, algılanan fayda ve sağlık okuryazarlık düzeylerinde ciddi bir belirleyici olmasıdır. Çalışmada, yaşlı bireylerin gelir düzeyleri ve eğitim durumları arttıkça, olumlu yaşlanma algılarının arttığı tespit edilmiştir. Gelir seviyesi ve eğitim durumu yüksek yaşlı yetişkinler, kendilerini daha az yaşlı hissetmekte, kendilerini yaşlılıkla özdeşleştirmemekte, yaşlılığın olumlu yönleri yerine daha fazla olumsuz sonuçları olacağına inanmaktadır. Buna karşın, yaşlanmanın olumlu ve olumsuz sonuçlarını yönetebileceklerine olan inanç ve kontrol duyguları ise daha yüksektir. Öte yandan, eşi vefat eden veya çocuğunun ailesiyle birlikte yaşayan yaşlı bireyler, diğer katılımcılara kıyasla yaşlanmanın hayatlarını olumsuz etkileyeceğine daha az inanmakta ve mevcut olumsuz sonuçları yönetebilme konusunda düşük bir kontrol duygusuna sahip olmaktadır. Yaşlıların gelir düzeyleri ve eğitim durumları arttıkça, olumlu sağlık algıları, bilgi ve iletişim teknolojilerine yönelik olumlu tutum ve fayda algıları ile eleştirel sağlık okuryazarlığı düzeyleri de artmaktadır. Cinsiyet açısından ise, yaşlı kadınların erkeklere göre kendi sağlıklarını daha olumsuz algıladıkları tespit edilmiştir. Çalışmanın tüm bulguları, Türkiye'deki yaşlıların yaşlanma, sağlık algılarının, bilgi ve iletişim teknolojilerine yönelik fayda algıları ile eleştirel sağlık okuryazarlık düzeylerinin iyileştirilmesi gerektiğini, bu iyileştirmenin ise temelde yaşlıların yaşadıkları sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik eşitsizlerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacağını göstermektedir. Çalışmadaki bulguların, temelde sosyo-demografik eşitsizliklerin sağlık okuryazarlığı, teknolojiye yönelik tutum gibi farklı alan ve mecralarda yeni eşitsizlik görünümlerine yol açtığı, yaşlıların kendi yaşlanma ve sağlıklarına dair algılarını, yorum ve değerlendirme biçimlerini etkilediği gözlemlenmiştir. İkinci araştırmada ise yaşlı bireylerin bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) kullanımları, sağlık enformasyon arama davranışları, bu kullanım ve davranışların yaşlıların sosyo-demografik özellikleriyle olan bağlantıları, algılanan fayda düzeyinin kullanım pratikleri üzerindeki etkisi ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin yaşlıların sağlık enformasyon arama davranışlarını ne ölçüde etkilediği analiz edilmiştir. Çalışmada veri analiz yöntemleri olarak tanımlayıcı veri analizleri, güvenilirlik analizleri, çapraz tablo ilişki testleri uygulanmıştır. Shapiro-Wilk testi ile verilerin normal dağılıma uygunluk durumları kontrol edilmiştir. Kategorik verileri arası ilişkilerin anlamlılığı sınanırken, hücrelerin beklenen değerine göre Fisher (beklenen değer 5'in altında ise) veya Ki-Kare bağımsızlık testi tercih edilmiştir. Ayrıca bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisini incelemek amacıyla lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Çalışma bulgularına göre yaşlıların %81,78'i televizyon, %17,57'si akıllı televizyon, %10,67'si radyo, %6,67'si masaüstü bilgisayar, %6,44'ü dizüstü bilgisayar, %3,11'i tablet, %33,78'i tuşlu cep telefonu, %65,56'sı akıllı cep telefonu ve %1,79'u akıllı saat kullanmakta olup, diğer cihazların kullanım oranı %1,56'dır. Yine son 3 ay içerisinde internet kullanan 65 yaş ve üstü bireylerin oranı %60,66 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların cinsiyet, medeni durum ve yaşam biçimleri ile televizyon, akıllı televizyon, radyo, masaüstü bilgisayar, tablet, akıllı saat kullanımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ancak yaşlıların gelir düzeyleri ve eğitim durumları, bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımlarının büyük bir çoğunluğunda temel bir belirleyici olmuş, yaşlıların eğitim ve gelir düzeyi arttıkça BİT kullanım oranlarının da arttığı saptanmıştır. İkinci araştırma sağlık enformasyon arama davranışları açısından ise yaşlı bireylerin sağlık durumları, rahatsızlıkları ya da hastalıkları ile ilgili en yaygın olarak aile hekimini (%62,67) ilk enformasyon kaynağı olarak tercih ettiği, bunu sırasıyla sağlık uzmanları (%55,33), yakın çevre (%43,78) ve çevrimiçi arama motorları (%27,33) takip ettiği saptanmıştır. Çalışmada, eğitim durumu ve gelir düzeyi yüksek olan yaşlıların; çevrimiçi arama motorlarını kullanma, sosyal medyadan, sağlık uzmanlarından, aile hekimlerinden ve sağlık portallerinden bilgi alma eğilimi artmakta, gelir seviyesi düştükçe sağlık enformasyonu amacıyla çevrimiçi arama motorlarını kullanma oranı azalmaktadır. Yaşam biçimi açısından ise çalışmada yalnız yaşayan yaşlıların bilgi ve iletişim teknolojileri aracılığıyla sağlık enformasyonu alma oranı daha yüksek bulunmuş, çocuğunun eşiyle birlikte yaşayan yaşlıların ise internetten çok daha az bilgi aldığı gözlemlenmiştir. İkinci araştırmanın lojistik regresyon analizi bulguları da BİT'lerin faydalarına ilişkin tutum ve algının geliştirilmesinin BİT kullanım oranını ve yeni teknolojilerin kabulünü artırdığını ve eleştirel sağlık okuryazarlığı düzeyinin artırılmasının daha fazla sağlık enformasyonuna erişme, kullanma ve anlama olasılığını sağladığı ortaya konmuştur. Çalışmanın tüm sonuçları göstermektedir ki Türkiye'deki yaşlı bireylerin sorunlarındaki temel belirleyicilerin sosyo-demografik olduğu, aktif, sağlıklı ve başarılı yaşlanmayı hedefleyen politikalar için yaşlıların yaşlanma ve sağlık algılarını olumsuz etkileyen birincil sosyal belirleyicilerin ve sosyal belirleyicilerle ilişkili eleştirel sağlık okuryazarlığı, algılanan fayda düzeyleri gibi ikincil faktörlerin iyileştirilmesi gerekmektedir. Yine, yaşlıların olumlu yaşlanma ve sağlık algıları ise gelecekteki yaşam kaliteleri, iyi oluş halleri, sağlık kararları, davranışları ve çıktılarını öngörmeye imkan tanıyarak Türkiye'nin yaşlılık ve sağlık politikalarına rehberlik etme potansiyeli taşımaktadır.

Author

Dr. Yaşar Şekerci

How to Cite

Yaşar Şekerci (Doktora Tezi). Sağlık iletişimi perspektifinden Türkiye'deki 65 yaş ve üstü bireyleri anlamak: Sağlık ve yaşlanmaya ilişkin algı, tutum ve davranışlar üzerine bir araştırma, 2024, Galatasaray University.

Keywords

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University