Master'sOpen Access

TFRS 9 standardı kapsamında karşılık uygulamalarının Türk bankacılık sektörüne etkisinin incelenmesi

2020
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Banu Dincer

Abstract (TR)

Teknolojik gelişmeler ve küreselleşmenin etkisiyle bilgiye erişimin kolaylaşması, ülkelerin para ve sermaye piyasalarının global ölçekte birbirleriyle etkileşiminin hızlanması ve çok uluslu şirketlerin sayısının artması muhasebe sistemlerinde ortak bir finansal raporlama dili kullanılmasını gerekli kılmıştır. Nitekim, ülkelerin yerel mevzuatının ve kültürlerinin farklı olması muhasebe sistemlerinin ve muhasebe politikalarının da farklı olması sonucunu yaratabilmekte, bu durum işletmeler ile ilişki içinde bulunan paydaşlar açısından finansal raporlamalar sonucu üretilen bilgilerin karşılaştırılması ve analiz edilmesi hususlarında zorluklara neden olabilmektedir. Finansal tabloların, kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacak makul bilgiyi sunma, şeffaf, raporlama sonucu üretilen bilgilerin tutarlı ve karşılaştırılabilirliğini sağlama amacıyla 1973 yılında Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesi (UMSK, International Accounting Standards Committee - IASC) Londra'da faaliyetine başlamış, komitenin uzantısı olan Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (International Accounting Standards Board - IASB) bağımsız bir düzenleyici otorite olarak Uluslararası Muhasebe Standartları (UMS- International Accounting Standards- IAS) ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarını (UFRS, International Financial Reporting Standards - IFRS) geliştiren ve yayımlayan kurul olarak faaliyet göstermektedir. IASB tarafından Uluslararası Muhasebe Standardı 39 (IAS 39) adıyla yayımlanan ve finansal araçların ölçümü muhasebeleştirmesi ve sınıflandırılması konularını içeren standardın güncellenmesi 2008 küresel finans krizi ile birlikte hız kazanmıştır. Nitekim, özellikle Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere finans sektöründe derinlik kazanan 2008 krizi ile birlikte finansal kuruluşların kredi risklerine ilişkin ayırdıkları kredi karşılıkları yetersiz kalmış, sermayeleri erimiş ve uygulanan muhasebe yöntemleri tartışılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda, IAS 39 standardının güncellenmesine yönelik çalışmalar neticesinde; Uluslararası Finansal Raporlama Standardını (IFRS 9) taslak metni 2014 yılında yayımlanmıştır. Finansal varlıkların ölçümü, sınıflandırılması, finansal tablolara alınma, finansal tablo dışı bırakma ve riskten korunma muhasebesine ilişkin konularını içeren IFRS 9 standardı özellikle varlıkların değer düşüklüğünün ölçülmesi ve sınıflandırılması konularına yönelik getirdiği yeniliklerle IAS 39'dan farklılaşmaktadır. Uluslararası alanda düzenleyici otorite olarak faaliyet gösteren adı geçen kurullar tarafından yayımlanan muhasebe ve finansal raporlama standartlarının Türkiye'de uyumlaştırılması ve uygulanmasından denetleyici ve düzenleyici otorite olarak kurulan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) sorumludur. Ülkemizde halihazırda KGK tarafından, 16 tanesi finansal raporlama standardı ve 25 tanesi muhasebe standardı olmak üzere 41 adet standart yayımlanmış olup, IFRS 9 a geçiş kapsamında KGK tarafından 01.01.2018 tarihinde Türkiye Finansal Raporlama Standardı 9 (TFRS 9) yürürlüğe konulmuştur. TFRS 9 Standardı, IFRS 9 standardının birebir Türkçe çevirisi olarak yayımlanmıştır. Öte yandan, Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankalar, Bankaların Muhasebe Uygulamalarına ve Belgelerin Saklanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca KGK'nın yayımladığı muhasebe standartlarıyla uyumlu olarak varlık ve yükümlülüklerini muhasebeleştirmektedir. Diğer taraftan, bankaların kredi karşılıklarına ilişkin uygulamalar muhasebe standartları haricinde ilgili bankacılık mevzuatlarında ayrıca düzenlemiştir. Nitekim Türkiye Muhasebe Standardı 39 da (TMS 39), kredi zarar karşılıklarının hesaplanmasına ve uygulamasına ilişkin somut bir hüküm bulunmamakta olup, bu açıdan bankalar gerçekleşen zarar yaklaşımı çerçevesinde BDDK tarafından belirlenen kriterler uyarınca kredilere zarar karşılığı ayırmakta ve sınıflandırmaktadırlar. Bu kapsamda 01.01.2018 tarihinde TFRS 9 a geçiş ile birlikte, kredi karşılıklarının düzenlendiği Bankalarca Kredilerin ve Diğer Alacakların Niteliklerinin Belirlenmesi ve Bunlar için Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik (Mülga Yönetmelik) yerine Kredilerin Sınıflandırılması ve Bunlar için Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik (Yeni Yönetmelik) 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede, bankalar tarafından kredi karşılık uygulamaları TFRS 9 öncesi Mülga Yönetmelik çerçevesinde yürütülmekteyken, TFRS 9 'a geçiş ile birlikte, TFRS 9 ile uyumlu Yeni Yönetmelik kapsamında kredilerine karşılık ayrılmaktadır. TFRS 9 uygulamaları öncesi bankalar gerçekleşen zarar yaklaşımı çerçevesinde sınıflandırılan gruba karşılık gelen sabit oranlar üzerinden kredilere genel ve özel karşılık ayırmaktaydılar. Diğer taraftan, TFRS 9 ile birlikte genel karşılıklar yerini, on iki aylık beklenen kredi zarar karşılığı ile borçlunun kredi riskinde önemli sayılabilecek artış nedeniyle ayrılan ömür boyu beklenen kredi zarar karşılığı tutarlarına; özel karşılık ise yerini, borçlunun temerrüde düşmüş olması dolayısıyla ayrılan ömür boyu beklenen kredi zarar karşılığı tutarlarına bırakmıştır. Ayrıca kredilerin sınıflandırılmasında ilişkin kriterler açısından TFRS9 öncesi ve sonrasında yönetmelikte önemli bir farklılık bulunmamaktadır Kredilerin sınıflandırmasında en temel kriter olarak objektif süre kriteri kabul edilmiş olup, bu minvalde, kredi taksit ödemelerinde 90 gün, 180 gün ve 1 yıldan fazla gecikme yaşanan krediler sırasıyla 3. 4. ve 5. Grupta izlenerek özel karşılığa tabi tutulmakta ve anılan krediler donuk alacak olarak adlandırılmaktadır. Kredi taksit ödemelerinde gecikme olmayan krediler ile gecikme gün sayısı 30 günden fazla olan ancak 90 günü aşmayan krediler ise sırasıyla 1. ve 2. Grupta izlenerek genel karşılığa tabi tutulmakta ve bu ilk iki grupta izlenen krediler canlı krediler olarak adlandırılmaktadır. TFRS 9 ile birlikte beklenen kredi zarar yaklaşımı çerçevesinde bankalar, geliştirdikleri içsel modeller kapsamında kredilerinin temerrütlerine ilişkin olasılık hesaplamaları yapmakta ve beklenen kredi zararı karşılığı hesaplayarak kredilerine karşılık ayırmaktadırlar. Bankalar tarafından geliştirilen içsel modellerde geleceğe yönelik yönelik tahminler ve makro değişkenler kullanılmaktadır. Bu açıdan, beklenen kredi zararı, mümkün sonuçlar dikkate alınarak olasılıklara göre ağırlıklandırılmış tutar, makul ve desteklenebilir bilgi ve paranın zaman değeri gibi hususları yansıtacak şekilde ölçülmekte olup, beklenen kredi zararı hesaplamasına ilişkin olarak uygulamada basit yaklaşım, genel yaklaşım ve krediye göre düzeltilmiş yaklaşım olmak üzere 3 farklı yaklaşım bulunmaktadır. Bununla birlikte, beklenen kredi zararı hesaplamasına esas teşkil eden dört parametre bulunmakta olup, bu parametreler a) temerrüt olasılığı (Probability of Default, PD), b) temerrüt halinde kayıp (Loss Given Default, LGD) c) temerrüt tutarları ve (Exposure at Default EAD) d) etkin faiz (Effective Interest Rate, EIR) oranıdır. Temerrüt olasılığı, gelecek dönemlere ilişkin temerrüt olasılığını; temerrüt halinde kayıp, gelecek dönemlere ait temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumundaki kaybı; temerrüt tutarı ise temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumunda tahmini risk tutarını; etkin faiz oranı ise nakit akışlarının bugünkü değere indirgeyen faiz oranıdır. Bankalar tarafından, kurulan modellemeler, modellemelerde kullanılan değişkenler ile bankalara özgü içsel ve dışsal faktörlerin farklılık arz etmesi temerrüt olasılığı (PD) hesaplamalarında farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu durum haliyle beklenen kredi zararı hesaplamasını da etkilemektedir. Diğer taraftan, uluslararası bankacılık düzenlemelerinden sorumlu Basel Komitesi banka portföylerinde kredi riski artışının ve kredi kalitesindeki düşüşün, kredi zararın gerçekleşmesinden çok daha önce başladığı gerçeğinden hareketle, beklenen zarar hesaplamalarına dayanan muhasebe uygulamasını desteklemekte olup, beklenen kredi zararı hesaplamasına ilişkin olarak komite tarafından yayımlanan çalışmalar bankaların beklenen kredi zararı hesaplamalarında rehber olmuştur. Bu kapsamda, Basel çalışmaları da dikkate alınarak bankalar tarafından, kredinin ilk muhasebeleştirmeden sonra kredi kalitesinde yaşanan değişimlere göre krediler için 3 aşamalı değer düşüklüğü modeli öngörülmüştür. Birinci aşamada ilk muhasebeleştirmeden bir sonraki raporlama döneminde kadar kredi riskinde önemli bir artış olmayan veya raporlama tarihinde düşük kredi riski bulunan finansal varlıklara ilişkin 12 aylık beklenen kredi zararı hesaplamaktadır. İkinci aşamada, ilk muhasebeleşmeden sonra kredi riskinde önemli artış olan fakat değer düşüklüğüne ilişkin tarafsız bir kanıt olmayan finansal varlıkları içermektedir. Bu krediler için beklenen kredi zarar karşılığı ömür boyu beklenen kredi zararı yöntemi ile muhasebeleştirilmektedir. Üçüncü aşamada ise, raporlama tarihinde değer düşüklüğü için tarafsız kanıtın olduğu finansal varlıkları içerir. Bu varlıklar için, ömür boyu beklenen kredi zararı muhasebeleştirilmektedir. Yukarıda ifade edildiği üzere, TFRS 9'a geçiş ile birlikte, bankaların kredi karşılık uygulamalarında köklü değişiklikler olmuş ve bankaların kredi zararlarının hesaplanması bankaların tercihine bırakılmıştır. TFRS 9 öncesi bankalar tarafından sabit oranlar uygulanarak kredilere karşılık ayrılırken, TFRS 9 sonrası gelecekte makro ekonomik veriler de dikkate alınarak oluşturulan içsel modellerle bankalar kredilerine beklenen kredi zararı hesaplanması beklenilmektedir. Diğer taraftan, bankaların, kredilerinde oluşan zararların ölçülerek mali tablolarında gösterilmesi ve bu kredilere karşılık ayrılması; beklenmeyen durumlar karşısında sermayelerinin korunması ve aktif kalitesi üzerine değerlendirmemiz açısından önemlidir. Bu açıdan, Türk bankacılık sektörünün TFRS 9 öncesi ve sonrası kredi karşılık uygulamaları incelenmesi önem arz etmektedir. Literatürdeki çalışmaların incelenmesinden, TFRS 9'un henüz yeni bir konu olması ve standardın uygulamasının 2018 sonrası dönemi kapsaması dolayısıyla yeteri kadar analiz edilecek verinin bulunmaması gibi kısıtlar nedeniyle, konu ile ilgili yapılan çalışmaların TFRS 9'un açıklanması ve TMS 39'dan farkı ile bankaların finansal tabloları üzerinden TFRS 9 un etkisine bakılması üzerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Çalışmada ilk olarak TFRS 9 muhasebe standardından bahsedilmiştir. Daha sonra TFRS 9 öncesi bankaların kredi risklerine ilişkin ayırdıkları kredi karşılıkları ile TFRS 9 uygulamaları sonrası bankalar tarafından ayrılan beklenen kredi zararı arasındaki farklar örnekler aracılığıyla açıklanmıştır. Son olarak ise TFRS 9 un Türk bankacılık sektörünün kredi karşılıkları üzerinde etkisi, oluşturulan bir regresyon modeli aracılığı ile incelenmiştir. TFRS 9 uygulamalarının yanı sıra kredi karşılıklarını etkileyen diğer göstergeler; bankaların karlılık yönetimleri, makro ekonomik değişkenler ve bankaların kendilerine özgü dinamikleri de oluşturulan modele dahil edilmiştir. Nitekim TFRS 9 sonrasında kredi karşılıklarında bir değişim beklenirken, söz konusu dönemde Türkiye'nin içinde bulunduğu konjonktür ve bankaların mali durumlarının da kredi karşılıklarını etkilediği düşünülmektedir. Oluşturulan model tahmininde 2013-2019 tarihleri arasında Türk Bankacılık Sektöründe sürekli faaliyette bulunan ve TFRS 9'un uygulanmaya başlandığı 2018 tarihinden itibaren kredi karşılıklarını TFRS 9 kapsamında ayıran 33 bankaya ilişkin veri kullanılmıştır. Modelde bağımlı değişen olarak, TFRS 9 uygulamaları öncesi bankaların özel ve genel kredi karşılıkları ile TFRS 9 uygulamaları sonrası bankaların beklenen kredi zarar karşılıkları dikkate alınmıştır. Bağımsız değişken olarak ise literatür taraması kapsamında anlamlı çıkan ve kredi karşılıklarını etkilediğini düşündüğümüz bankalara özgü değişkenler ile makro ekonomik değişkenler kullanılmıştır. Kukla değişken olarak ise, TFRS 9'un uygulanıp uygulanmadığı durumu ile Ağustos 2018 yılından itibaren Türkiye'deki piyasalarda görünen daralma durumu baz alınmıştır. Kukla değişken; TFRS 9 uygulamaları öncesi ve piyasalarda görünen daralma öncesi 0 değerini alırken, TFRS 9 un uygulandığı ve piyasalarda daralmanın yaşandığı dönemde 1 değerini almıştır. Zaman ve yatay kesit verilerinin bir arada kullanılmasında dolayı oluşturulan panel veri modeli stata ekonometri programı kullanılarak panel veri analizi yöntemiyle tahmin edilmiştir. Yapılan analiz sonrasında; 2018 yılı Haziran ayından itibaren ekonomide yaşanan daralmanın bankaların kredi karşılıklarını %8 artırmasına rağmen, kredi karşılıklarının TFRS 9 kapsamında hesaplanmasıyla birlikte kredi karşılıklarında % 9 oranında bir azalma görülmüştür. Ayrıca makro ekonomik değişkenlerden Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın kredi karşılıklarını negatif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu açıdan 2018 yılından itibaren ekonomide görülen küçülmenin kredi karşılıklarını artırmasına rağmen, bankaların oluşturdukları içsel modelleri ile kredi karşılıkları daha düşük hesapladıkları; bu açıdan beklenen kredi zararı hesaplama modellerinin yaşanılan ekonomik daralma ile örtüşmediği, makro ekonomik öngörülerin modellerde yeteri kadar dikkate alınmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, modele dahil edilen bankalara özgü değişkenlerden kredi ve takipteki krediler ile kredi zarar karşılıkları arasında pozitif yönlü ilişki olduğu diğer bir ifadeyle karşılıkları artırdığı sonucuna ulaşılmış olup, bu açıdan bankaların kredi politikalarının, risklerin yönetilebilirliği açısından önem arz ettiği değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: 1)Türkiye Finansal Raporlama Standardı 9, 2)Ulusal Muhasebe Standardı 39, 3)Beklenen Kredi Zararı, 4)Karşılıklar

Author

Dr. Tevfik Aydın

How to Cite

Tevfik Aydın (Yüksek Lisans Tezi). TFRS 9 standardı kapsamında karşılık uygulamalarının Türk bankacılık sektörüne etkisinin incelenmesi, 2020, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University