Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında dış ticaret ilişkisinin incelenmesi -Çekim modeli yaklaşımı-
2015
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Mustafa Burak Gürbüz
Abstract (TR)
Türkiye'nin bölgesel anlamda ithalat-ihracat pazarlarının dağılımına bakıldığında, dağılımın toplam ithalat-ihracat içindeki paylarının bilhassa Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti/AKP) 2002 yılında iktidara gelişinden sonra değiştiği görülmektedir. Türkiye'nin dış ticaretinin toplamı olarak her ne kadar Avrupa Birliği'nin (AB) payı hâlâ en yüksek de olsa genel olarak AB'nin payının bu dönemde düşme eğiliminde olduğu gözlemlenebilir. Batı Asya Bölgeleri ile diğer ekonomik-ticaret yapılabilir bölgelerin paylarının ise artma eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu da gelinen noktada, Türkiye'nin dış ticaretinin kendiliğinden bir farklılaşma veya oranlarının değişimi açısından bir dönüşüm olduğunu gösterir. Bu çalışma kapsamında sorgulanacak başlıca meselelerden biri de bu husus olmuştur: Türkiye ile Avrupa dışı bölgeler arasında, bu kapsamda Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında dış ticaretin artmasında başlıca neden veya nedenlerin ne olduğu üzerinde durulmuş ve bu sorunun yanıtı, çekim modelinden de destek alınarak yanıtlanmaya çalışılmıştır. Körfez ülkeleri, Ortadoğu/Batı Asya olarak nitelenen bölgedeki ekonomik büyüklüğün önemli bir kısmını içeren, OPEC'te ve uluslararası petrol üretimi ve fiyatlamasında önemli etkilere sahip olan ülkelerdir. Ülkeler bazında bakıldığında İran, özellikle siyasal anlamda bölgesel bir güç niteliğine sahip olup ekonomik büyüklük ve kişi başı milli gelir gibi değişkenlerde Türkiye'ye yakın bir görünüm sergilemekte ve önemli petrol ve doğalgaz rezerv ve üretimine de sahiptir. Irak, dünyada önde gelen petrol rezervlerine sahip ülkelerden biri olmasına rağmen kendi içerisindeki fiili bölünmüşlük ve kargaşadan dolayı ekonomik göstergeler açısından İran ve Suudi Arabistan'a göre daha düşük ekonomik göstergelere sahiptir. Geri kalan ülkeler, Suudi Arabistan ile beraber Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi olan Arap ülkeleri olup ekonomik göstergeler açısından görece zengin olan ülkelerdir. Kişi başı milli gelir açısından bakıldığında altı ülkede de kişi başı milli gelir Türkiye, İran ve Irak'tan yüksektir. Bilhassa Katar, kişi başı milli gelir olarak dünyada en yüksek gelire sahip birkaç ülkeden biridir. Körfez ülkeleri olarak çalışma bağlamında ele alınan ülkeler ile Türkiye arasında iktisadi ilişkiler gittikçe yoğunlaşmakta ve çalışma içerisinde zengin istatistiki tablolarla da gösterildiği üzere özellikle son yıllarda mezkur ülkelerle gerçekleşen dış ticaret hacminde büyük bir artış görülmekte ve bu artış, çalışma kapsamında geçerli tüm ülkeler için, farklı oranlarda ve büyüklüklerde de olsa, geçerli olmaktadır. Dünya ekonomisinin, 1999-2013 yılları dönemine bakıldığında çevre olarak adlandırılan yani Avrupa-ABD başta olmak üzere OECD dışı kalan ülkelerin ekonomilerindeki görece artan büyüklüğüne sahne olmuştur. Bu dönemde, OECD ülkeleri genel olarak iki kattan daha az büyürken dünya ekonomisi iki buçuk kata yakın büyümüş, gelişmekte olan ülkeler ile OECD dışı zengin ülkeler de üç ile beş kat arasında büyümüştür. Bu durumun da tabii olarak ülkelerin OECD ve OECD dışı kalan ülkeler ile dış ticaretini etkilemesi beklenmektedir. Türkiye'nin ticaretinde son dönemlerde önemli düzeyde ticaret artışı yaşadığı iddia edilen genel olarak Ortadoğu/Batı Asya ülkeleri ile özel olarak Körfez ülkeleri ile Türkiye'nin gerçek anlamda böyle bir dış ticaret artış hacmi olup olmadığı varsa da nedeni veya nedenleri de yine çalışma kapsamında, dünya ekonomik büyüme perspektifi ile beraber ele alınıp önceki paragrafla ilintili şekilde ele alınmıştır. Yine çalışma kapsamında, Türkiye'nin dış ticaretinde değişim göstermeye başladığı iddia edilen bu yapısında çalışma kapsamında geçmiş olan Irak, İran, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman ülkeleri ile ticarette hangi faktörlerin etkili olduğu ve bunun Türkiye'nin dış ticaretine nasıl etki ettiği incelenmiş ve bu yapılırken de çekim modelinden de faydalanarak birtakım ekonomik veriler ile ekonomik olarak ölçülemeyen yine birtakım değişkenler ele alınmıştır. Çalışma yapılırken de ekonometrik denklemler ve işlemler odaklı bir çalışma olmaktan çok, öncelikle genel ekonomik verileri açıklamaya çalıştıktan sonra dış ticaret için gerekli bilgileri toplamaya çalışan ve bunu yaparken de dünya ile ilgili genel veriler üzerinden yola çıkarak Türkiye ile bahsi geçen Körfez Ülkeleri arasındaki dış ticaretin bileşimi gösterilmeye çalışılmıştır. Kantitatif verilerle birtakım bilgiler ve/veya iddia/iddialar doğrulanmaya veya yanlışlanmaya da çalışılmıştır. Kantitatif veriler kullanılırken de modelleme bağlamında Panel Veri Analizi yöntemini başvurulmuş olup çıkan sonuçlar üzerinden çalışmanın bütünlüğü ile beraber nasıl bir sonuca ulaşıldığı açıklanmaya çalışılmıştır. Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle ilgili ihracat bileşimi, genel manada dünya ve özel anlamda da bölgedeki değişiklikler ve dinamikler dikkate alınarak ele alınmıştır. Bahsi geçen yöntem kullanılmak suretiyle elde edilmiş ampirik verilerin çözümlenmesi ve değerlendirilmesi için belirtildiği üzere çekim modelinden istifade edilmiştir. Çekim Modeli kapsamında esas değişkenler olarak ihracatçı ülke ve partner ülke "reel GSYİH" ile "ülkeler arası uzaklık" kullanılmıştır. Bu yolla çekim modelinin öne sürdüğü ülkelerin dış ticaretlerinin Gayrı Safi Yurt İçi Hasılaları (GSYİH) ile doğru orantılı ve aralarındaki uzaklıkla ters orantılı olduğu iddiası test edilmiş olup bunun Türkiye'nin Körfez Ülkeleri açısından da geçerli olup olmadığı test edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, aşağıda belirtildiği üzere birtakım başka değişken ve kukla değişkenler de olmuştur Türkiye'nin adı geçen ülkelerle dış ticareti ele alınırken öncelikle literatürde bilinen üç temel dış ticaret teorisi ele alınarak çalışma ile ilgili bir bakış açısı elde edilmeye çalışılmıştır. Her bir teori ile ilgili mezkur ülkelere nasıl tatbik edileceği de tezin sonuç kısmında açıklanmaya çalışılmıştır. 1980'lerin başında, dünya üzerinde iktisadi liberizasyon ile beraber, uluslararası ticaret hacmi artmış ithalat ve ihracatın GSYİH'ye oranı da artış içine girmiş ve bu durum da 1990'larla beraber kendini daha belirgin bicinde göstermiştir. Çalışma kapsamında da, 1999'dan başlayarak 2013 yılına dek süren dönemde dünya ekonomisi ile ilgili birtakım temel bilgiler verilmiş olup analizin gücü arttırılmaya çalışılmıştır. 1999'dan 2013 yılına dek dünya GSYİH'sinin 2,5 kattan daha az arttığı görülmüştür. Türkiye ve Körfez ülkeleri açısından bakıldığında ülkeden ülkeye belirtilen yıllar aralığında GSYİH miktar ve değeri değişmekle birlikte, belirgin bir şekilde daha büyük oranda büyümüşlerdir. Aynı durum, satın alma gücü paritesine göre GSYİH oranındaki büyümede de görülmektedir. İthalat ve ihracat açısından bakıldığında, ithalat ve ihracatın artış oranı, Dünya GSYİH artış oranı ile doğru orantılı artmış ve ithalat ile ihracatın GSYİH'ye oranına da bakıldığında ortalama 1999 yılından 2013 yılına gelindiğinde yaklaşık olarak %7 oranında artmıştır. Bu da ülkelerin ekonomik ilişkilerinin ve karşılıklı bağımlılığın sürekli arttığı tezini doğrulamaktadır. Ayrıca, dünya ithalat ve ihracatı, 1999 yılından 2013 yılına gelindiğinde dünya GSYİH'sindeki her bir birim artıştan daha büyük bir değerde artmıştır. Çalışma kapsamında, Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki dış ticaret değerlerine bakıldığında da bu durum görülmektedir. Çekim Modelinin tatbikinden de görüldüğü şekilde, Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki dış ticaret hacmi, Körfez Ülkelerinin ve Türkiye'nin GSYİH'sinin bir birim artması durumunda gerçekleştirdikleri dış ticaret hacminin bir birimden daha yüksek değerde olduğu görülmüştür. Dünya ithalat ve ihracatının yıllık artış oranına gelindiğinde ise, 2001 ve 2009 yıllarındaki krizin etkisinin belirgin bicinde görüldüğü yıllar haricinde, genel olarak dünya ithalat ve ihracatında belirgin bir oranda artış olmuştur. Nitekim, 2001 yılında %0,7'lik bir dünya ithalat ve ihracat artış oranı olmuş yani neredeyse artış oranı durmuş ve 2009 yılında da dünya ithalat ve ihracat oranı takribi olarak %11 civarında bir düşüş oranı göstermiştir. Bu da demektir ki 2009 yılında dünya ticaret hacmi %11'e yakın bir oranda düşmüştür. Türkiye ile Körfez Ülkeleri arasındaki ithalat ve ihracatın artış ve azalış oranına gelindiğinde, söz konusu oranlar ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de umumi manada Türkiye ile Körfez Ülkeleri ithalat ve ihracat artış oranlarının dünya ithalat ve ihracatının artış oranlarıyla doğru orantı gösterdiği ve Türkiye ile Körfez Ülkeleri arasındaki ticaretin dünyadaki ekonomisindeki gelişmelerden doğrudan etkilendiği tespiti yapılabilir. Bu, 2001 ve 2009 yıllarında, Türkiye ile Körfez Ülkeleri arasındaki ticaret hacmi rakamlarından da görülebilir. Bu durum da çalışma kapsamında ele alınan ülkelere göre uygulanan çekim modelinin sonucunu ispatlar niteliktedir. Yani aynı bölge, ortak din, ortak uluslararası örgüte üyelik (İİT) ve ortak sınır gibi değişkenlerin aslında birçok çalışmada iddia edildiği gibi, Türkiye ile çalışma kapsamında modele tatbik edilmiş ülkeler itibariyle, çok önemli etkenler olmadığını göstermekte ve ülkeler arasındaki ticareti asıl etkileyen unsurun ülkelerin GSYİH'lerinin büyümesine paralel olarak ithalat ve ihracatlarının yani toplam dış ticaret hacimlerinin artması olduğunu göstermektedir. Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin dış ticaret bileşimindeki oranı azalmasını Avrupa Birliği ülkeleri ile ekonomik ilişkilerin zayıflaması olarak görmemek gerekir. Bunun daha doğru olabilecek yorumu, çevre olarak adlandırılabilecek olan Avrupa ve OECD dışında kalan ülkelerin uluslararası ticaret hacmindeki paylarının artması şeklinde bir değerlendirme yapmak daha doğru olacaktır. Bundan dolayı, Türkiye ile Körfez Ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerin artışını, adı geçen ülkelerin ve Türkiye'nin ekonomik büyüklüğü ile ekonomik gelişmesi beraberinde okumak, çalışmadan çıkan sonuca göre daha doğru olacaktır. Uluslararası ekonomik ilişkiler pek çok faktörden etkilenebilir. Soğuk Savaş sürecinde ülkelerin birbirleri ile ticaret hacimleri nispeten daha düşük değer ve orana sahipken, günümüze doğru geldikçe bunun değiştiği görülmüştür. Özellikle de Afrika gibi dış ticaret hacminin çok düşük kaldığı coğrafyalar ele alınınca bu değişim daha belirgin bir şekilde görülmektedir. Bu mukayeseyi, Körfez Ülkelerinden önce AB ve Afrika arasında yapmak daha sağlıklı netice verebilmektedir. Bu durumda, Türkiye'nin Afrika ile gerçekleşen ticaret hacmi artışı 2013 yılına göre ele alındığında AB'ye göre birkaç kat fazla olacaktır. Aynı çıkarım belli ölçüde Körfez Ülkeleri için de geçerlidir. Özellikle, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Avrupa'nın dışında kalan bölgelerle ticaret hacminde, Avrupa'ya göre daha fazla artış gözlemlenmiştir. Aynı durumun dünya genelinde de yaşandığı gözlemlenebilir. 2003 yılında Irak'ta Saddam Hüseyin'in devrilmesi sonrasında Irak, Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı Körfez Ülkesi olmuştur. Özellikle, son yıllarda Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı ülkeler arasında ilk beşin içinde yer alan bir ülke konumuna gelmiştir. Türkiye'nin ithalatı açısından bakıldığında, ihracata nazaran rakamlar düşük olmakta ve bu da Türkiye'nin Irak'a karşı önemli bir değerde dış ticaret anlamında üstünlük pozisyonunu göstermektedir. İran, gerek ithalat ve gerekse ihracat rakamlarının değeri anlamında, 1999 yılından 2013 yılına gelindiğinde artış eğilimde olmuş ve anılan yıllar aralığında toplam ticaret hacminin 15 kattan fazla arttığı gözlemlenmiştir. 2002 yılından 2013 yılına dek Türkiye'nin en fazla dış ticaret hacminin İran ile olması, siyasi gerilimler düşünüldüğünde çok önemli olarak görülebilir. Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ticaret hacmi, diğer Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelere göre yüksektir. 2012-2013 yıllarında BAE'nin Irak ve İran ile beraber Türkiye ile en yüksek dış ticaret hacmine sahip Körfez Ülkelerinden olduğu görülmüştür. Diğer dört Körfez Ülkesi Kuveyt, Katar, Umman ve Bahreyn, nispeten daha küçük ekonomiler olduğundan Türkiye'nin bu ülkeler ile ticaret hacmi düşük olmuştur. Yine, bu ülkelerin Türkiye ile ticaretleri mukayese edildiğinde Kuveyt ve Katar ile gerçekleşen ticaret hacmi, Bahreyn ve Umman'a göre daha yüksek seviyelerdedir. Buraya da bakıldığında, Kuveyt ve Katar'ın ekonomik büyüklüğünün Umman ve Bahreyn'in ekonomik büyüklüğünden görece daha büyük olduğu şeklinde ifade edilebilir. Çekim modelinin uygulamasından da aynı sonuç alındığından bu çıkarım tutarlı bir seyir izlemektedir. Ürün çeşitliliği açısından bakıldığında dikkat çeken önemli bir nokta, Türkiye'nin İran ve BAE dışındaki Körfez Ülkelerinden milyon dolar ve üzeri değerdeki kalemlerde yaptığı ithalat kalemleri sayısının, sayıca az ve yine her bir kalemin yüksek değerde olmasıdır. Bu da Körfez Ülkelerinin salt petrol sektörüne dayanan ürünlere yönelmelerinden kaynaklandığı söylenebilir. Bahreyn, İran ve BAE gibi farklı sektörlerde öne çıksa da Türkiye ile dış ticaret bileşiminde, Türkiye'ye yaptığı ihracat kalemleri açısından kendini gösteremediği görülmektedir. Toplam olarak ele alındığında, Türkiye Körfez ülkelerine karşı dış ticaret fazlası elde etse de çalışma kapsamında yer alan 1999-2013 yıllarında istisnasız her yıl İran'a karşı dış ticaret açığı vermiş ve Umman'a karşı da 1999-2013 yılları döneminde istisnasız her yıl dış ticaret fazlası sağlamıştır. Diğer ülkelere ise dış ticaret açık veya fazlaları yıldan yıla değişebilmiştir. Panel veri kullanılarak test edilmeye çalışılan Türkiye'nin dış ticaret hacminde en belirgin değişken, ilgili ülkelerin GSYİH'lerinin büyümesi olmuştur. Buna göre, Türkiye ile bir ülkenin ticaret hacminin artışına anlamlı düzeyde etki eden tek değişken ülkelerin GSYİH'leridir. Diğer değişkenlerin de olumlu ve olumsuz etkileri varken anlamlı düzeyde olmamıştır. Bunun nedenlerini açıklamaya çalışmak, aslında dış ekonomik ilişkilerin homo-economicus mantığına kişiyi kendiliğinden götürür. Son zamanlarda farklı coğrafyalarla dış ticaret hacminin artışı, önceden de belirtildiği üzere ülkelerin toplam ekonomik büyüklüğü ile açıklanmalıdır. Nitekim, Afrika Kıtası ile ilişkilerde bir bütün halinde Afrikalı kavramı kullanılmaktadır, Müslüman veya Gayr-ı Müslim Afrika ayrımına gitmeksizin. Körfez ve Batı Asya/Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerde din faktörünün öne çıkması, aslında dinin dış politika argümanı olmasından çok mevcut coğrafyanın tarihsel anlamda İslam'ın ilk yayılış coğrafyaları ve nüfusun ezici çoğunlukta Müslüman olması ile alakalıdır. Kaldı ki, İslam deyince de tek bir yapı anlaşılmamalıdır.Bu çalışma kapsamında her ne kadar din faktörü, nüfusun çoğunluğu Müslüman kategorisine göre yapılsa da gerek farklı dinler ve gerekse de İslam toplumları içerisinde mezhep farklılıkları yine kendini barındırmaktadır. Dolayısı ile din faktörü aslında bir dış ticaret belirleyicisi değildir. Aynı durum İslam İşbirliği Teşkilatı için de geçerlidir. İİT'ye üye ülkeler, genel olarak bakıldığında gelişmekte olan ülkeler veya non-OECD zengin ülkelerdir. Dolayısı ile birçok çalışmada İİT'nin anlamlı düzeyde etki ettiği açıklaması, karşılaştırmanın hangi ülkelerle yapıldığı sorusuyla değişebilmektedir. Yani bu karşılaştırma, örneğin İİT üyesi Afrika ülkeleri ile İİT üyesi olmayan Afrika ülkeleri arasında da yapıldığında aynı sonuç çıkacak mıdır? Bu tarz soruların her biri, ayrı çalışma gerektiren konular olarak düşünülmelidir.Mesafe değişkeni ele alındığında, çekim modelinin öne sürdüğü ülkeler arası mesafe ile aralarındaki dış ticaret hacmi arasındaki ilişkinin negatif olması gerektiği öngörüsü geçerli olmamıştır. Bu konuda asıl vurgulanması gerekecek olan hangi ülkelerin birbiriyle mukayese edileceğidir. Burada da mesafe değişkeninin anlamlı çıkmaması, çalışma kapsamındaki ülkelerin yapısından mı yoksa Türkiye'nin yakın çevresi ile ticaret ilişkisine girmemesinden midir ayrıca incelenmesi gereken bir durumdur. Ortak sınır değişkeninin anlamsız ve hatta negatif etkinin çıkması Türkiye'nin sınır komşuları ile ilişkileri ve mevcut siyasi belirsizlikler düşünüldüğünde şaşırtıcı olmamaktadır. Zira, Suriye, İran, Ermenistan gibi ülkeler ile siyasi gerginlikler düşünülünce dış ticaret hacminde ortak sınır değişkeninin pozitif etkisinin olmaması tabii karşılanabilir. Aynı durumun aynı bölge değişkeninde de görülmesi, ortak sınır değişkeninin sonucunu bir nevi destekleyici bir sonuç vermektedir. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya coğrafyasındaki gerginlikler ve Türkiye'nin bu bölgedeki ülkeler ile yaşadığı sorunlar, dış ticaret hacmine olumlu katkı yapmaması hatta çalışma kapsamındaki ülkeler ile mukayese edildiğinde anlamsız da olsa negatif etkisi anlaşılabilir. Çalışma kapsamındaki ülkelere bakıldığında, görece zengin ve istikrarlı olan Körfez Ülkeleri düşünüldüğünde ortak yönetim biçiminin de anlamlı olmaması ve hatta negatif olması anlaşılabilir bir sonuç olmuştur. Zira, Irak ve İran, diğer Körfez ülkeleri ile mukayese edildiğinde görece daha zayıf ve kırılgan ekonomilerdir. Oysa ki altı Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeye bakıldığında, Türkiye ile ortak yönetim biçimine sahip olmamalarına rağmen güçlü ekonomileri ve politik olarak da Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olmasından dolayı ortak yönetime sahip olmamayı dezavantaj olmaktan çıkarmaktadırlar. Çalışma boyunca ele alınan tüm veri ve uygulama birlikte ele alındığında, GSYİH değişkeni dışındaki değişkenlerin, çalışmada incelenen ülkelere uygulandığı şekliyle, dış ticaret üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olamadıkları görülmüştür. Çalışmadan asıl elde edilen sonuçlardan biri, çekim modeli ile yapılmak istenen bir çıkarımda; ele alınan değişken, coğrafya veya ülkelere göre, dış ticaret hacimlerine etki eden faktörler de değişebileceğidir. Bundan dolayı, çekim modelinden istifade edilerek kesin bir şekilde dış ticaret hacmini belirleyen faktörleri belirlemek kolay değildir. Onun için, hangi faktörlerin hangi ülke ve değişken kullanılarak belirlendiği çıkarımı daha doğru olsa gerektir. Şunu da belirtmek doğru olacaktır: Çekim Modelinin tatbik edildiği dönemde ülkeler arası ilişkilerin nasıl olduğu; mesela siyasi tansiyon, coğrafi ve kültürel koşulların nasıl geliştiği gibi değişkenlerin etkilerinin her dönemde değiştiğini bilmek gereklidir. Örneğin, çalışmanın sonuç kısmında örneği verildiği üzere, Türkiye'nin 2005-2010 dönemi ile 2010-2015 döneminde veya başka iki dönem mukayese edildiğinde ve sınır değişkeni üzerinden bir inceleme yapıldığında son derece farklı bir ilişki biçimi ortaya çıkabileceği muhtemeldir. Bu sebepledir ki mesafe ve kara sınırı gibi değişkenler, her şeyin her dönemde ceteris-paribus kabul edildiği şekliyle anlamlı ilişki vermesi daha muhtemel değerlendirilmektedir. Bu savı desteklemek amacıyla, çalışma içinde verilen 1999-2003 dönemi Türkiye-Irak ticari ilişkileri ile 2003 sonrası dönem Türkiye-Irak ticari ilişkileri çarpıcı bir örnektir. Farz-ı muhal, Saddam Hüseyin'in Devlet Başkanlığı devam etseydi nasıl bir mesafe veya kara sınırı değişkeni etkisi olurdu? Bundan dolayı, GSYİH genel anlamda yapılacak hemen her çalışma anlamlı bir etkiye sahip olma ihtimali yüksek başlıca değişkendir.Çalışmadan elde edilmiş en önemli çıkarımları son cümlede vurgulamak gerekirse Türkiye'nin belli bir coğrafya (Avrupa-OECD ülkeleri) ile ticari ilişkileri zayıflamamakta ve belli bir coğrafya (Batı Asya/Körfez Ülkeleri) ile ticari ilişkileri de, tersinden ifade edilirse, fevkalade güçlenmemektedir. Bunun en önemli nedeni de mevcut araştırmadan da görüldüğü gibi dünya üzerindeki çevre olarak belirtilen ülkelerin GSYİH'lerinin merkez olarak görülen ülkelerin GSYİH'lerine göre daha fazla büyümeleri olup çekim modelinin de anlamlı düzeyde bize gösterdiği ilişki bu şekilde olmuştur.
Author
Dr. Osman Erk
Institution
How to Cite
Osman Erk (Yüksek Lisans Tezi). Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında dış ticaret ilişkisinin incelenmesi -Çekim modeli yaklaşımı-, 2015, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
